24 Haziran 2026
KAOS GÜNÜ - Haziranın Yirmi Dördü 2026
17 Haziran 2026
COLOMBA PASQUALE - Haziranın On Yedisi - 2026
Ah o kokuyu size paket yapıp gönderebilseydim keşke. Bu kadar mı güzel, bu kadar mı baştan çıkarıcı, bu kadar mı mis gibi olur! Colomba Pasquale dört günlük maratonun ardından az önce pişti. Klasik ekşi mayalı tarifi yaptım. Felicita'dan bahsetmiştim size zaten. Dört gündür önce mayayı, sonra hamuru adım adım takip ettim, her şeyi ölçtüm ki mutfağımın genelde 26 derece civarında olduğunu biliyorum artık mesela :O). Dün 1. aşama için 40 dakika hamur yoğurdum. Bu sabah dakikalarca güvercin şekilli kalıp yapayım diye uğraştım (ama olmadı :O)). Çok emek ve zaman harcadım ama kesinlikle değdi. Bu koku yine tüm evi sarsın diye yine olsa yine yaparım!
Görüşmek üzere...
15 Haziran 2026
ÇİÇEK KURABİYELER - Haziranın On Beşi - 2026
Bunun dışında bütün gün, gözüm bir yandan da Felicita'nın üzerindeydi. Besledim ve adım adım kabarmasını takip ettim. Belli noktalarda notlar aldım. Her gün daha da gelişiyor ama henüz tam olarak hazır değil gibi, o yüzden acele etmiyorum.
14 Haziran 2026
PORTAKAL KABUĞU ŞEKERLEMESİ - Haziranın On Dördü - 2026
11 Haziran 2026
HAZİRANIN ON BİRİ - 2026
Geçen gün oğlumla kocam hep evde olduğumu söyledi. Evdeyim ama yapacak şeyim çok ve zaman bana yetmiyor aslında. Ayda bir gezilerime devam ediyorum. İşim oldukça dışarı çıkıyorum. Fırsat buldukça arkadaşlarımla görüşüyorum, görüşemesek de mesajlaşıyoruz, konuşup haberleşiyoruz. Bunlar da bana yetiyor ama onlara yetmemiş demek ki :O). Annem dernek üyeleriyle göl kenarında balık yemeye gideceklerini söyleyip beni de davet edince, gideyim bakalım, ne varmış bu dışarıda, biraz başka insanlarla da sosyalleşeyim dedim. Yakın bir yer, öğlen gidip akşam dönecekler, yormaz - bıktırmaz, daha önce gittiğim sevdiğim bir mekan ve annemin arkadaşları da tanıdığım kişiler diye düşündüm. Dün gittik, iyi mi oldu kötü mü oldu bilemedim. Şöyle ki, balıklar güzeldi ama daha önceki gidişlerimle kıyaslarsam bir tık kötüydü. Nefisten, iyiye düşmüş gibi düşünün. Göl kenarı, doğa, kuşlar, ağaçların hışırtısı, rüzgar estikçe sazların sesi muhteşemdi. Ben de öğlen gidip yemek yiyip biraz oturulup dönülür diye düşünmüştüm ya, bizimkiler bir süre sonra müzik açıp oynamaya başladılar ve akşama kadar orada oturduk. Oynadılar, arada söylediler, sonra yine oynadılar. Eğer ben de oynayan takımdan olsaydım büyük ihtimalle az bile kaldık derdim ama son üç saatimiz bana hiç geçmedi :O).. Ve dönüşte akşam trafiğine kaldık. Eve geldiğimde sanki günlerdir geziyormuşçasına yorgundum. Yolda bir de baş ağrısı başladı hafiften. Gelince ilaç içtim yattım, sabaha kadar uyumuşum. Yani 3 - 4 saatlik gezi gözüyle baktığım olay benim 24 saatimi aldı. Birlikte gittiğim insanların yaş ortalaması 60 yaş üzeriydi ve sürekli böyle geziyorlar. Buna nasıl dayanıyorlar aklım almıyor :O) Bu arada yol arkadaşım vardı bir tane, önceden uzaktan tanıyordum. Dün daha çok görüşebildik ve hafif eksantrik olduğunu anladım. Öyle olması kötü değil, bayılırım ilginç kişilere ama onda fazlasıyla kendimi gördüm. 68 yaşındaymış, kesinlikle de göstermiyor, çok da tatlı ama bildiğin benim 22 sene sonraki halim gibiydi. Hatta ben ondan daha beter de olabilirim o yaşımda. Onunla bir gün geçirmek geleceğe yolculuk gibi bir şey oldu :O) Laf aramızda bazen de merak ediyordum benim arkadaşım olmak nasıl bir şey, ailem bazen beni neden hiç anlamıyor ve neden bazen bana çooook normal gelen şeyler onlara değişik gelebiliyor diye. Bütün bir gün ikinci bir Burcu'yla gezince tüm sorularımın cevaplarını almış oldum!
Yine görüşmek üzere.
8 Haziran 2026
Haziranın Sekizi - 2026
Bir ay olmuş görüşmeyeli. Bir ayda hem çok şey yaptım hem de hiçbir şey yapmadım, bıraktığınız gibiyim:)
Çok çok kitap okudum. Eskilerden, yenilerden. Alıp bir kenara koyup okumadıklarımı seçiyorum genelde bugünlerde ama tekrar okumak istediklerim de arada gözüme çarpınca onları da es geçmiyorum.
Absürt postapokaliptik bir hikaye yazmaya başladım. Bitirdiğimde belki sizlerle de paylaşabilirim. Yazarken çok eğlenip keyif alıyorum ama ilk defa böyle bir şey yaptığımdan sonucun ne olacağını hiç bilemiyorum.
Bunun dışında profesyonel mutfak öğrenme çalışmalarım kapsamında bir Lotuslu Çizkek yaptım. Bol bol da fudge brownie. Fotoğraflarını görüyorsunuz.
8 Mayıs 2026
MAYISIN SEKİZİ - 2026 / CUMA
Buralara pek uğramadım son zamanlarda çünkü pasta ve kek yapmakla meşguldüm :O). Size hiç kimsenin asla söylemeyeceği üç mutfak sırrı vereceğim. İyi dinleyin:
1. Evde profesyonel pasta olayı çok zevkli, çok güzel, leziz sonuçlar ortaya çıkarmak falan çok havalı ama her maceramda en az üç makine bulaşık çıkıyor. Bütün o pişirme yorgunluğunun üzerine bir de yıka, yerleştir derken kalan tüm pilimi bitiriyor. Bir süre bir şey yapasım gelmiyor. Geçen yazılarımdan birinde aşçılık - şeflik çok zor demiştim, tamam hala aynı fikirdeyim doğru çok zor ama onlar çıkardıkları tüm bulaşıkları bulaşıkçıya teslim ediyorlar, o yüzden benden 10 - 0 öndeler :).
2- Bir gün bir şekilde keklerinizde falan toz vanilin yerine vanilya özütü kullanırsanız, sakın ola ki "vanilya tatlıdır, tatlılarda kullanılır zaten, tadı da güzeldir" diyerek o özütü yalamayın. Kolonya yalamakla eş değer oluyor. Benden söylemesi.
3- Böyle filmlerde, videolarda pastacı şefler dönen stantta pastayı vın diye döndürüp 3 saniyede pürüzsüz bir kaplama yapıyorlar ya, o iş öyle değil :). Onlarınki el alışkanlığı, profesyonellik, ustalık. İlk yapışta o sonucu elde etmek de çok zor :). Yarım saatten fazla uğraştım yine de öyle pürüzsüz yapamadım (Zamanla yapabileceğime ve o el alışkanlığını kazanabileceğime dair umutlarım devam ediyor).
Ardından ikinci denemem de Devil's Food Cake oldu. Şeytanın yiyeceği kek olarak çevirebiliriz ama nemli yoğun çikolatalı pasta / kek demek daha doğru olur. Türkiye'de de orijinal ismiyle geçen bir tarif büyük ihtimalle zaten. Doğrusunu bilen varsa yazsın, ben evde pasta yapan bir ev kadınıyım sadece, profesyonel mutfak kısmına hakim değilim :O). Neyse, kokusu daha pişerken beni benden aldı. Yemesi ayrı keyifliydi. Favori tarifim olmaya aday diyebilirim. Bu pasta bağlamında şunu da söylemek istiyorum, mutfakta her türlü yapma - bekleme - pişirme süresine sabrım var günlerce sürse de sorun değil ama yaptıktan sonraki dinlendirme süreleri beni çok zorluyor. Hemen yiyip tadına bakmak istiyorum. İyi ama hemen yiyince o tat daha oturmamış oluyor ve aslında hakkını tam vermiyor. Bu keki de beklemeden yiyince "Çok hayal ettiğim gibi değilmiş." diye düşündüğümü, kıvamını bulduğunda ise ayrı bir güzel olduğunu söyleyebilirim.
Bunlar dışında ekmek yapmaya da devam ediyorum. Normal beyaz ekmek, tam buğday ekmeği ve ekşi mayalı ekmek çeşitlerini yapıyorum düzenli olarak. İçlerinde en çok sevdiğimin ekşi mayalı ekmek olduğuna karar verdim. Kocam beyaz ekmek, Atahan hepsini seviyor. Kocama yapmak veya hediye vermek için beyaz ekmek yapacağım. Kendim içinse düzenli olarak ekşi mayalı ekmek yapacağım bundan sonra. Biraz emek istiyor ama o emeğe fazlasıyla değiyor.
Görüşmek üzere.
23 Nisan 2026
23 Nisan 2026 - Perşembe
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız kutlu olsun!
Bugün sabah kahvaltı hazırlarken reçellerin azaldığını görünce yenilerini çıkarayım dedim. Ve hayretler içinde kaldım. Evde sadece iki kavanoz reçel kalmış! Ben reçel çok sevdiğim ve kendim yaptığım için genelde en az üç dolap dolusu reçelim oluyordu. Hatta bazılarının ne reçeli olduğunu bile unutuyordum. Çok yığılma olduğu için reçel yapmama kararı almış, yine de kışın bol bol portakal ve mandalina reçeli yapmıştım. Arada anneme de verdim. Biz yaptıklarımızı hep yedik derken gerçekten stoğu bitirmişim ve hem mutlu oldum hem de sanki onlar dünyadaki son iki kavanozmuş da bir daha asla reçel yiyemeyecekmişim gibi panik yaptım. Şu mevsimde çok fazla reçel yapacak meyve de yok. Kış meyveleri bitiyor, yaz meyveleri yeni yeni çıkıyor. Evdeki iki kavanoz daha en az bir ay idare eder gibi de görünüyor ama yine de bendeki istifçi ruhu sıkıştırıyor beni böyle zamanlarda. İlk fırsatta acilen yeni reçeller yapmam lazım!
Saçlarım o kadar uzadı ki atkuyruğu (kılkuyruk gibi de olsa :O)) yapabilmeye başladım. İki ay önce gidip kestirmem gerekiyordu aslında. Şeker bayramından önce kestireyim dedim zamanlama uymadı. Bayramdan sonra hallederim dedim kaldı. Hani bir şeye böyle niyetlenirsin, hemen o an hallolsun istersin o an olmayınca da hevesin kaçar erteledikçe ertelersin ya, işte tam tamına bu oldu bana da. Yıkanıp kuruduğu an topluyorum. Yatana kadar da sürekli toplu kalıyor. Paket lastiği kullanıyordum nasılsa kestireceğim diye, takıp çıkarırken saçlarımı çok yolduğundan gidip lastik toka aldım. Galiba 25 sene sonra falan ilk defa tokam oldu :O). Toka da siyah. Geçen gün koltukta kitap okurken çıkmış ama düşmemiş, ayağa kalkınca direkt siyah bir şey yere düşünce ben onu böcek sandım, boş bulununca bir an yüreğime indi ama çığlık atmadım neyse ki, sabahın kör bir saatiydi.
Hayatımın boş bulunup çığlık atma olayını geçen gün gerçekleştirdim zaten. Kocam çarşıya gitmişti, ben de evi süpürüyordum. Makinenin sesinden kapıyı anahtarla açtığını duymamışım ve dolayısıyla geldiğini de görmedim. Oturma odasından süpürerek hole doğru çıkıp da koridorda bir yabancı hatta ne veya kim olduğunu bilmediğim bir canavarla (!) karşılaşınca bastım çığlığı. Kapı da açıktı, apartman inledi. Bir süre valla kapıya gelen olur mu diye beklemedim değil. Neyse ki canavar sandığım kocam çıktı da hayatım kurtuldu :O).
Görüşmek üzere...
22 Nisan 2026
Nisanın Yirmi İkisi - 2026
"Hikayeni gözlerin dolmadan anlatabildiğinde iyileştiğini anlayacaksın." diye bir söz okumuştum internette. Benim için bunun çok doğru olduğunu düşünüyorum. Ablam, babam, Paris, dayım deyip tüm sevdiklerimi bir bir kaybettikten sonra özellikle son zamanlarda artık bittiğini, atlattığımı düşünüyordum.
Yanılıyormuşum.
Dün biz gezilerimize tekrar başladık. Emirgan, Aşiyan Tevfik Fikret Müzesi ve Cankurtaran Öğretmenevi'nde yemek şeklinde bir gezi planladık. Sabah otobüsün önünde grup üyelerini bekliyorduk. Herkes geldi, son iki kişi kaldı. İndim araçtan geliyorlar mı diye etrafa bakınıyordum. Beklediğimiz kişiler de gezilerden tanıştığımız, çok sevdiğim 4. evre kanser hastası olan, şu sıralar sürecin çok da iyi gitmediğini bildiğim bir hanımefendi ve arkadaşı. Neyse, geldiler, kadıncağız, özür dilerim beklettim ama bu belki de benim son gelebildiğim geziniz olacak dedi. Ve ben iki gözüm iki çeşme ağlamaya başladım. Sokağın ortasında, ana caddenin kenarında, arkamda bir otobüs dolusu insan varken. Ağlamaktan sesim boğuk boğuk çıkıyor. Dedim ki: Ne olur böyle söylemeyin, siz bunu derseniz ben bugünü atlatamam, kime ne olacağı belli değil, belki ben yarına çıkamayacağım ama bugün bunu düşünmeyeceğiz. Buradayız, yaşıyoruz, beraberiz buna odaklanacağız sadece. Ve üzerine bir posta daha ağladım :O). Sonra gözümün yaşını sildim, otobüse bindik ve yola çıktık.
Hava güzeldi, gezdiğimiz yerler güzeldi. Günümüz çok güzel geçti. Grubumuz da çok iyi bir gruptu. Huysuz, gereksiz yere sorun çıkaran, memnuniyetsiz kimse yoktu ki şimdiye kadarki her gezimizde mutlaka bu tarz birkaç kişi bulunup her adımda söylenerek günü bana zehir etmeyi bilmişlerdi. Çok kalabalık da değildik, öyle olunca sevk ve idare de daha kolay oldu. Emirgan'da yürüdük, Aşiyan müzesinin yokuşunu ve merdivenlerini de tırmandık, ayrıca ne olursa olsun akışın yolunda gitmesi için organizasyon ve stres kısmı da vardı. Çok yorulmuşum. Eve yedi gibi döndük. Sekiz gibi uzandım biraz ve gözümü açtığımda sabah olmuştu çoktan. Bugün evdeyim neyse ki, dinlenip biriken işlerimi toparlayacağım.
Bu arada pastacılık çalışmalarım da devam ediyor. Tabakta gördüğünüz fudge brownie denemem. Tarifi Atahan verdi. Ondaki tarif daha önce çalıştığı iş yerlerinden birinde direkt yapıp müşteriye sundukları tariflerden biri olduğu için 30 kişilikti. Önce onu 4 kişilik olacak şekilde uyarladım. Sonra da büyük bir dikkatle pişirdim. Ve bu tarifimi tadan oğlum bana kaşık attı arkadaşlar. Benim daha yolun başındayken ondan aldığım, yani yaptığı, tadını, kıvamını çok iyi bildiği bir tarifle bana kaşık atmış olması beni çok mutlu etti. Benim oğlum dur anneme kıyak geçeyim, anamdır, canımdır diyecek bir çocuk değil. Bunu da belirteyim. Normalde ıncığına cıncığına kadar eleştirir.
Yine de ben oldum demiyorum, estağfurullah derim. Bu yazımı okuyan profesyonel pastacılar ya da aşçılar olursa diye bunu özellikle belirtmek istiyorum. Sonuçta ben mutfağımda, kendimize, zamanlama sıkıntım ve yetiştirme stresim olmadan yapıyorum. Sunacağım kişiler de ailem ya da tanıdıklarım oluyor. Olmadı, yapamadım çöpe gitti diyelim, ziyan olan malzeme miktarı çok az.. Ve bunu istersem yorgun değilken, en müsait zamanımda, belki mola vererek yapma şansım var.
Profesyonel aşçı ve pastacılar ise hem çok daha büyük porsiyonlarda hazırlıyorlar, hem zamanla yarışıyorlar, hem günün bütün yorgunluğuyla yapıyorlar, hem çöpe gitmesi durumunda ziyan olacak malzeme miktarı daha fazla, maddi kayıp kısmını ziyan olan malzeme sebebiyle ve satılamayacak olması sebebiyle iki kere yaşıyorlar, sunacakları insan skalası çok çeşitli, beğenilmemesi durumunda her türlü tepkiyi alabilirler, iş hayatının stresi de buna ekleniyor.
Velhasıl kelam işleri zor. Aşçılık çok keyifli ama bir o kadar da zor bir meslek. En büyük ödül de günün sonunda aldığınız beğeniler oluyor. Birkaç malzeme eksiğim var, tamamlanmasını bekliyorum. Yeni tariflerle denemelerime ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim efendim.
Görüşmek üzere...
18 Nisan 2026
On Sekiz Nisan CUMARTESİ - 2026
11 Nisan 2026
Nisanın On Biri - 2026
Bugün sizi ekşi mayam Puduhepa ile tanıştırmak istiyorum. Kendisi adını eski bir Hitit kraliçesinden alıyor. Henüz beşinci günümüzdeyiz. O benim son bebeğim :). Her gün hemen hemen aynı saatlerde bir kısmını döküp üzerine yeniden un ve su ekleyerek büyütüyorum. Bittiğinde kendi ürettiğim mayayla ilk ekşi mayalı ekmeğimi yapabilmek için sabırsızlıkla bekliyorum. Bu arada hazır mayayla ekmeklerimi yapmaya da devam ediyorum. Dün soğuk mayalandırma denedim. İkiye böldüğüm hamurdan biri gayet güzel pişti, kahvaltı için buluştuğumuz arkadaşıma götürdüm. Diğeri maalesef çöpe gitti. Atmamam gerekirken üzerine kesik atıp içindeki bütün gazını kaçırınca içi hamur kaldı. Bu da bir tecrübe oldu tabi ki. Kaçınılmaz bir süreç olarak bazı şeyleri hatalar yapa yapa öğreniyorum. Ekmek yapımı çok keyifli hala benim için. İlk ekmeğimi yapalı neredeyse bir ay oldu ve biz o günden bugüne - uzun süreli elektrik kesintisi sebebiyle ekmek yapamadığım daha doğrusu pişiremediğim bir sefer dışında - hiç fırından ekmek almadık.
Görüşmek üzere.
29 Mart 2026
Martın Yirmi Dokuzu - 2026
Bu arada ekmek yapımına devam. Tipleri kayık ama tatları süper. Kabarmış ekmeklerim, fırına vermeden hemen önce. Kalan ekmeklerden de kruton yapmaya başladım, özellikle çorbayla süper oluyor. Ben krutonu sadece fırında kurutulmuş ekmek zannediyordum nedense, halbuki ona baharat, yağ, sarımsak koyuluyormuş. Bunu da bu yaşımda keşfetmem! Gerçi çok da ilginç değil, yapmayı seviyorum ama çok ekmek seven biri değilim aslında. Rahatlıkla hayatımdan komple çıkarabileceğim bir şey. Günlerce yemesem aramam. Kocam da tam aksine makarna - pilavı bile ekmekle yiyebilecek kadar sever. Bir de ben, kepek, çavdar, tam buğday, köy ekmeği severken onun en çok sevdiği normal unla yapılan beyaz ekmektir ama benimle yiye yiye diğerlerine de alıştı. İlk evlendiğimiz yıllarda bayat ekmek de asla yemezdi, her gün mutlaka taze alırdık ama ben kızarmış sevdiğim için mecburen kızarmış ekmeğe de alıştı. Yirmi altı seneden sonra başka hangi yemek alışkanlıkları değişti bir ara biraz düşüneyim aslında...
Yine görüşmek üzere.
19 Mart 2026
Martın On Dokuzu - 2026
Ekmek yapmaya başladım ben :O). Önce cevizli, ayrıca çekirdekli ve sonra bol tahıllı yaptım. Kuru kayısı ve tarçınlı denedim. Onları kek gibi poğaça gibi canımız istedikçe koparıp koparıp yediğimizi fark edince de normal ev ekmeği yapmaya başladım. Tarif basit, 5- 6 bardak un, maya, tuz, su :O). İlk yoğuruştan sonra en az bir saat mayalanıyor, şekil verip fırın tepsisine koyduğumda da bir yarım saat dinlendiriyorum. Sonra yarım saat 200 derecede pişiriyorum. Ekmekleri yarı yarıya oranlayacak şekilde tam buğday unu - normal un karışık yapıyorum. Maya da evde ne varsa, kuru maya, yaş maya fark etmiyor. Bazen iki küçük baton yapıyorum, bazen yuvarlak 4 - 5 parça, bazen de somun. Tazeyken de güzel oluyor, kızartınca da çok güzel. Ekşi mayalı ekmek deneyeceğim bir ara. Sizin de önerileriniz varsa ekmekle ilgili yorumlara yazın lütfen. Özellikle değişik ekmek fikirlerine çok açığım. Benim yaptıklarım dışında neler olabilir mesela? Siz ekmek yapıyor musunuz? Ekmek yapımıyla ilgili tavsiyeleriniz var mı? Bekliyorum.
Görüşmek üzere.
6 Mart 2026
Martın Altısı - 2026
Dün kağıt hamurumu yoğurdum. Dokusuna, kıvamına baktım. İkiye bölüp bir kısmına tutkal ekledim, bir kısmını tutkalsız bıraktım. Aralarındaki farkları gözlemledim. İlk hamurumda hedefim sadece olayı anlamak olduğundan bir şeyler ortaya çıkaracağım diye çok zorlamadım, rastgele şekiller yapıp yaptıklarımı da bir kenarda kurumaya bıraktım. Bugün hala nemliydiler. Bu ilk hamuru normal, düz atık kağıtlardan yapmıştım. Biraz daha neler yapabileceğimi araştırıp bir de yumurta kartonlarından yapıp onun nasıl olduğuna bakacağım. Hiçbir şey ortaya çıkaramasam da kendimi oyun hamuruyla oynayan bir çocuk gibi mutlu hissettiğimi fark ettim. En çok hoşuma giden şeylerden biri de o yazılı, boyalı, farklı renklerdeki kağıtların dönüşüm geçirip bambaşka bir kıvamda ve renkte apayrı bir şey haline gelmesiydi. Çalışmalarım devam edecek.
Bugün annemin doğum günü. İyi ki doğmuş, onunla daha birçok sağlıklı, mutlu yıllarımız olur inşallah. Bugün sadece mesajla ve arayarak ve akşam üzeri yarım saatliğine bize uğradığında sarılıp öperek kutladık. Yarın Çağıllar gelecek, asıl kutlamamızı o zaman yapacağız.
Kaç gündür durup durup benimle artık görüşmeyen abim düşüyordu aklıma. Normalde çok fazla onu düşünmediğimden pek anlam veremedim. Sonra dedim ki, acaba sıkıntıda mı, derdi mi var, darlandığı için mi aklıma düşüp duruyor. Biraz düşündüm, öyle bile olsa dedim, adam seni çıkarmış hayatından sen hala onun için mi endişeleniyorsun yani Burcu! Aklımdan kovaladım gitti.
Yine görüşmek üzere.
5 Mart 2026
Martın Beşi - 2026
Hayatımı düzenlemeye devam ediyorum bir yandan da, her anlamda. Direkt konuya daldım, değil mi? Size bahsetmeyi unuttum ama yaklaşık otuz senedir temsilcisi olduğum, bir ara takım öncülüğünü de yaptığım Avon'u bırakmaya karar verdim. Otuz seneden bahsediyorum ve eve başka marka girmedi düşünün bir. Hayatımda hiç mıratıse ya da matsonsa adım atmadım. Bir de konuyla alakasız ama mıkea'ya hiç gitmedim :O). Ne varsa alınacak katalogtan bakıp koduyla sipariş verdim. Genel olarak memnundum da ama şunu fark ettim ki artık kozmetik satışı işi yapmıyorum. Sadece kendimize alıyorum. Bunun için de temsilciliği devam ettirmeye gerek yok. Ciddi bir stok da yapmışım. O stoğun tamamen bitmesi iki seneyi bulur yani, o kadar. Eskiden yeni katalogu heyecanla beklerken artık kampanya sonlarında göz ucuyla bakar olmuşum. Eh, kendime yük yapmanın anlamı da yok o zaman. İşlevi kalmayan şeyleri sonlandırmak zaman ve enerji kazandırır. İşin hoşu şuydu ki, senelerdir kocam bana bırak derdi ben de devam edeceğim derdim. Konu kapanırdı. Bu sefer ben ona bırakıyorum deyince çok şaşırdı ve devam et, neden bırakıyorsun dedi. Tepkisinin böyle olacağını tahmin etseydim söylerken videoya çekerdim :O).
Bunun dışında bir süredir kağıt hamuru olayı çok ilgimi çekiyordu. Zaten taş tozunu oturtmaya çalışıyorken bir de başıma onu çıkarmayım diye uzak duruyordum ama yavaştan da olsa bir giriş yapmaya karar verdim. Dün evdeki atık kağıtları sıcak suya yatırdım. Şimdilik bir şey yapmakla uğraşmayacağım. Sadece süreç nasıl ilerliyor, kıvamı nasıl oluyor, ne yapmak gerekiyor, ne kadar dayanıklı oluyor ya da değişik kağıt türlerinden nasıl hamurlar elde ediliyor, kuruma süreci nasıl, ne kadar sürüyor bunları gözlemleyeceğim. Buna da başlayınca işten ayrıldığımdan beri yapmak isteyip de yapamadığım şeyler olarak dikiş ve etamin kaldı sadece. Dikiş için çok yayılmam gerekiyor, makineyi çıkar, kumaşları dök ortaya derken o böyle hadi bir başlayım diyebileceğim bir şey değil. En azından elimde ne var ne yok görmek için bile iyice bir köşe bucakta eşelenmem gerekiyor. O yüzden erteleyip duruyorum. Etaminlerimi ise çıkardım çoktan. Eskiden bol bol pano işlediğim için çok fazla ipim ve birkaç metre kumaşım da var. Onda da başlangıç için küçük bir şeyler seçmem lazım. Isınma turu olsun diye. Bir sürü etamin kitabım, dergim de var ama onlara bir bakıp model belirleyemedim bir türlü. O yüzden erteleyip duruyorum.
Görüşmek üzere...
4 Mart 2026
Martın Dördü - 2026
Hektor'un yatağı :O). Geçen yazımda aldığımdan bahsetmiştim. Aslında yatağın ayrı bir şiltesi vardı ama çok yumuşak olduğundan Hektor hareket ettikçe içine gömülüyor bu da kendisini güvensiz hissettiriyordu. Yatağa iyice alışana kadar o yumuşak şilteyi kaldırıp bizim daha sert olan sandalye minderlerinden koydum. Bizim mabadımız rahat etmese de olur, önemli olan çocuğumdu tabi ki :). Yatağı hep hayal ettiğim gibi mutfak kaloriferine taktım. Orası tam camın kenarında, pencere de yere kadar, yattığı yerden dışarısını rahatlıkla izleyebiliyor. Son durum şu ki, geçen gün ilk (ve belki de son defa) bana mutfak kapısını açtırıp gidip yatağına yattı. Bunun dışında orada benim bir yatağım var, gideyim hem yatayım, hem dışarıyı izleyim, kaloriferin de yanı, sıcacık diye pek düşünmüyor. Ben alıp yatağına koyuyorum. Tamam, itiraf ediyorum koyma işlemi tamamen benim irademle oluyor ama koyduktan sonra hiç müdahale etmiyorum. İsterse yatıyor isterse saniyesinde kalkıyor. Teklif var ama ısrar yok.. Son durum şu diyebilirim, yatağımız hayatımızın vazgeçilmez bir öğesi değil ama hiç yatmadı diyebileceğim seviyede de değil. Ara ara gidip kullanmalık, canı isterse tercih ettiği bir obje. Sokakta hareket varsa orada yatıp izlemeyi seviyor ama sakin günlerde nadir takılıyor. Bu arada fotoğrafta da kağıt havlu öyle sarkık ve yamuk. Düzeltmeden fotoğrafı çektim. Düzeltmeye çalışsaydım kalkıp giderdi. Fotoğraf çekilmeyi sevmiyor elimde telefonu gördüğü anda nerede olursa olsun çekip gidiyor. Sağı solu düzeltmeye kalktığımda yakalayamıyorum hiç. O yüzden bahtıma ne çıkarsa öyle çekiyorum :O).
Sonra yine uğrayacağım, şimdilik bu kadar diyelim. Yine görüşmek üzere.
14 Şubat 2026
Şubatın On Dördü - 2026
Eski objelere bayılıyorum. Eskitilmiş objelere de bayılıyorum. Taş tozundan eskitilmiş görünümlü obje yapma denemelerim de oluyor ama tekniğe daha hakim değilim. Tam istediğim sonucu alamıyorum. İstediğim gibi olduklarında sizinle de paylaşacağım.
Geçen hafta implantların altıncı ay kontrolü vardı. Bir sorun yok, gayet iyiler. Dişçiye gideceğim zaman, bu sadece bir kontrol bile olsa, o kadar çok sıkıyorum ki kendimi eve döndüğümde on saat taş taşımış gibi oluyorum. Günler öncesinden de stres yapmaya başlıyorum. Kafamın bir yerinde "dişçi" alarmı çalıyor sanki sürekli. Durmaksızın, hiç susmadan. Kontrol bittiğinde de çok rahatlıyorum. Bir sorun olmadıkça - ki hiç olmaz umarım - dişçiyle hiçbir işim gücüm kalmadı artık, çok mutluyum. Sadece hepten aykırı çıkan bir 20'lik dişim vardı. Çekilmesi gerekiyordu. Ona da baktı. Beklemeye devam edelim dedi. Ağrı sızı yapmıyorsa, ki yapmıyor, durabildiği kadar dursun dedi. Benim hiç acelem yok zaten çekilmesi için, durabildiği kadar duracak olması da ayrı mutlu etti. Sonuçta gerim gerim gerildiğim bir dönemi daha huzurla atlatmış oldum :O).
Bir online günlüğüm olsa diye düşündüğümü fark ettim geçen gün. Bir saniye sonra aklıma geldi, e var zaten :O). Blogumu nasıl unutabildim hiç bilmiyorum. O an kafam başka yerdeydi büyük ihtimalle.
Taa Paris'in zamanından beri kedi kalorifer yataklarına bayılıyorum. Hep onlarda gözüm vardı ama kaç kere baksam da almaktan hep son anda vazgeçiyordum. Geçenlerde baktım Hektor çamaşır serdiğim zaman kalorifer peteğinin üzerinde yatmayı seviyor. Çamaşır yokken tercih etmiyor, sıcaklıkla beraber o yumuşaklığı da istiyor demek ki. Neyse, bunu görünce ben yine kalorifer yataklarına bakmaya başladım. Aldım da. Dün geldi ama bizimki şu an için çok yüz vermedi. Biraz kokladı, indi gitti. Merakla takip ediyorum alışacak mı, sevecek mi, yatacak mı diye. Ona biraz zaman tanımaya karar verdim. Kokusu yabancı gelmesin diye bir giysimi de koydum yatağa. Çok başında durup çocuğu da germemeye çalışıyorum ama bir gözüm hep üzerinde. Sevip de yatarsa size de fotoğraf atacağım.
Yine görüşmek üzere.
5 Şubat 2026
Şubatın Beşi - 2026
Hayatın hay huyunda, günlerin koşturmacasında zaman akıp gidiyor. Buraya çok sık uğrayamıyorum. Kafam hep bir şeylerle dolu. Hep yapacak işlerim var. Yavaş yavaş her şeyi bir düzene oturtuyorum aslında ama bazı şeyler için de biraz daha zamana ihtiyacım var.
2019 - 2020'de ablamın hastalığı döneminde bir yandan iyileşince tam zamanlı bir işe dönmesinin zor olacağını düşünerek, ben de işten çıkarsam bana da bir alternatif olsun diyerek kendi markamızı, el işi ürünler satarak kurmaya karar vermiştik. Çalışmalarımıza başladık, İnstagram sayfamıza ürün yüklüyorduk. Annem dikiyordu, ben fotoğraflıyordum, ablam fikir desteği sağlıyordu. Kanser dışında hayatımızda bir konu oluyordu, annem dikmekle uğraşıp biraz kafasını dağıtıyordu, yeni şeyler öğreniyorduk. Adım adım ilerliyorduk derken ablamı kaybettik. O gidince, hesaba onu kaybettiğimizi yazdım, ürünlerin hepsini toplayıp bir kenara kaldırdım, bir daha da elim değmedi onlara. Kolum kanadım kırıldı. Sonra sonra İşten ayrılınca Dolap hesabından satış yapmaya başladım ama el işi ürünler hala kaldırdığım yerdeydi. İnstagram hesabında son gönderi duruyordu. Bambaşka şeylere yönelip onlara dokunamadım hiç. Onsuz geçen üç yıl...Bütün temelleri birlikte attık. Bir yanım diyor ki, giden sen olsaydın devam etmesini isterdin, bir yanım diyor ki, hiç elleme bırak böyle kalsın. Bilmiyorum. Bugün bir dönüp bakayım dedim ama biraz ağır geldi galiba. Hemen bir karar almak zorunda değilim diye düşünerek duygularımı sizinle paylaşmaya geldim.
Yine görüşmek üzere...
19 Ocak 2026
Ocağın On Dokuzu - 2026
Bu sabah uyandığımda dışarısı bembeyazdı. İnce ince ama yoğun bir şekilde de yağmaya devam ediyordu. Atahan'ın iş yeri uzak ve ters, o nasıl gidecek nasıl dönecek diye dertlenirken karın keyfine fazla varamadım. Güzergahtaki tüm yolları, canlı kameraları, Büyükçekmece'den ve civarından atılan anlık - son dakika hesaplarındaki tüm durumları inceledim. Navigasyondan yol açık mı diye baktım. Genelde ana yollar açıktı ama bizim evin önü gibi ara yollar kapalıydı. Dokuz buçuk gibi dayanamadım Atahan'ı uyandırdım (Mesaisi 15.00 - 23.00 olduğundan geç yatıp geç kalkıyor.). Toplanıp en tehlikesiz şekilde nasıl gidilir, şu yol mu bu yol mu diye istişare yaptık. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Ettik. Daha biz sofradan kalkmadan kar durmuştu, yerdeki tüm kar da eriyip gitmişti :O). İçim rahatladı en azından, durup durup kar yağıyor mu diye camdan bakmaktan da kurtuldum.
Kargoya da gitmem gerekiyordu bugün. Tabi pazartesi yoğunluğu da olduğundan on kişilik bir işlem sırasının on birinci kişisi olarak beklemeye başladım. Gişe önünde ikinci sırada bekleyen teyze dikkatimi çekti. Onu izledim biraz çaktırmadan. O arada sıra ona geldi. Doğum tarihini söyledi "teyze" ve benden bir yaş küçük olduğunu gördüm. 81'liymiş! Ona teyze diyorsak bana bir ayağı çukurda dememiz lazım! Ama ya valla bak, hayatımda bu kadar "teyze" görünüşlü bir kadın görmedim ben. Tam tarif edemiyorum, yandan gördüm çünkü, yüzünü falan tam görmedim ama davranışları bildiğin bir "yaşlı" davranışıydı. Yaptığı tek şey de artık ne ödüyorsa, onun kodunu / abone numarasını ardından doğum tarihini söyleyip parasını vermekti. Kendi kendime çok güldüm. Kameraları izliyorlarsa, bugün melul melul sırasını beklerken birden, durup dururken ve aniden yüzü gülmeye başlayan kişi bendim :O). Önce bir ufal da cebime gir Burcu dedim kendime. Kadın senden küçükmüş, neyin "teyze"si, abartma dedim. Sonra bir ona baktım, bir kendime. E çünkü doğal olarak o teyzeyse ben hayli hayli teyzeydim :O). Ama gerçekten, iki gözüm önüme aksın ki, ben hiç "teyze" gibi durmuyorum. Kendime genç demek için demiyorum, tipim teyze tipi değil. O "teyze" gittikten sonra da çok sıra bekledim, o arada da düşünüp durdum. Bu da ayrı bir duruş mu diyeyim, tipoloji mi diyeyim, bilmiyorum ama o bende yok, o kardeşte ise fazlasıyla vardı :).
Yine görüşmek üzere...
11 Ocak 2026
Ocağın On Biri - 2026
Kafam dolu olduğunda yazamıyorum. Odak noktam pratik işlere kaymıştı son haftalarda. Doğru düzgün bilgisayarın başına bile geçmedim. Günler de çok çabuk geçiyor. Evde sıkılmaya hala zamanım olmadı :O). Bu bir ısınma - giriş yazısı olsun. Kafamdakileri de biraz netleştirdim gibi. Sonra bir ara gelip daha uzun yazayım.
Görüşmek üzere.





.jpg)






















