Son on gündür kitap okuyordum. Kesintisiz. Bayram öncesinde Debbie Macomber'in Blossom Sokağı serisini en son 2015'te okuduğumu fark edince dur şunları bir daha okuyayım, bayramı da mutlu sonla biten kitaplarla geçireyim dedim. Bunun üzerine bir de bayramda yağmur yağmadı mı! Tam battaniye altında, elinde çayın - kahven okumalık kitaplar olduğu için birini bitirip birine başladım. Birinci, ikinci derken on bir kitap on günde bitti. Aslında daha da çabuk biterdi ama bayramda bir de hazır evdeyiz, şu dolabı bir toplayım diye mutfağa giriştim. O zamandan bu zamana mutfakla uğraşıyorum.
Ben bir ara vakumlu, ahşap kapaklı kavanozlar almıştım. Çok hoşuma gittiklerini anlayınca birkaç değişik boyunu aldım. Birkaç tane de desenli aldım. Bir kısmını kullanıma sokmuştum ama büyük kısmı da evdeki eskilerle değiştirilmeyi bekliyordu. Baharat dolabı karman çormandı. Onu da, nasılsa kavanozları değiştireceğim, o zaman hem değiştirip hem düzenlerim diyerek bekletiyordum. Bayramda hazır evdeyken, bir kenardan başlayım dedim. Kimseyi rahatsız etmeden sessiz sedasız yapabileceğim bir işti. Dolabı boşalttım. Oradan çıkarıp başka yere koyacaklarım olduğu için diğer dolabı da boşaltıp yerleştirmem gerekiyordu. Bir de başka dolaplardan alıp ilk dolaba koyacaklarım derken tüm mutfak dolapları komple ortaya döküldü. Yıka, sil, yerleştir derken benim bir kenardan başladığım iş hala bitmedi :O). Aslında şöyle, yüzde doksanı bitti. Ama bu size de oluyor mu bilmiyorum, bir kısım eşya ortada kaldı. Tezgaha koymuştum yerlerine yerleştireyim diye, tezgahı toplarken masanın üzerine aldım, yemek yiyeceğimiz zaman masanın üzerinden dolabın üzerine derken, onlar bir ara yine tezgaha döndü. Sonra yine kaldırdım başka yere derken her seferinde birkaç tanesini koyuyorum olması gereken yere ama bir yandan da başka şeyler ekleniyor galiba, o yığın hiç azalmıyor:) Bu arada yeni aldığım kavanozlardan birini de kırdım. Kızartma tenceresini devirip içindeki yağı yere dökmeyi başardım. Kombi tam da altındaki dolabı yerleştirdiğim gecenin sabahında şelale tarzı su akıtınca her şeyi tekrar boşalttım, sildim, kuruttum, yerleştirdim. Sonuçta mutfakta hadi şu dolabı yerleştirivereyim diye başlayan süreç bir şekilde günlerce süren bir maratona döndü. Fotoğraf da her yeri kavanoz, eşya doldurduktan sonra tezgahı temizleyip, günler sonra boş halinde gördüğümde aman da ne güzelmiş demek için çektiğim fotoğraf. Ama baktım baktım, sonra dedim ki, bu da böyle taşınılmayı bekleyen ev gibi, bomboş, ruhu yok. Sevmedim.
Bu arada ekmek yapımına devam. Tipleri kayık ama tatları süper. Kabarmış ekmeklerim, fırına vermeden hemen önce. Kalan ekmeklerden de kruton yapmaya başladım, özellikle çorbayla süper oluyor. Ben krutonu sadece fırında kurutulmuş ekmek zannediyordum nedense, halbuki ona baharat, yağ, sarımsak koyuluyormuş. Bunu da bu yaşımda keşfetmem! Gerçi çok da ilginç değil, yapmayı seviyorum ama çok ekmek seven biri değilim aslında. Rahatlıkla hayatımdan komple çıkarabileceğim bir şey. Günlerce yemesem aramam. Kocam da tam aksine makarna - pilavı bile ekmekle yiyebilecek kadar sever. Bir de ben, kepek, çavdar, tam buğday, köy ekmeği severken onun en çok sevdiği normal unla yapılan beyaz ekmektir ama benimle yiye yiye diğerlerine de alıştı. İlk evlendiğimiz yıllarda bayat ekmek de asla yemezdi, her gün mutlaka taze alırdık ama ben kızarmış sevdiğim için mecburen kızarmış ekmeğe de alıştı. Yirmi altı seneden sonra başka hangi yemek alışkanlıkları değişti bir ara biraz düşüneyim aslında...
Yine görüşmek üzere.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder