13 Ekim 2026

Ekimin On Üçü - 2026

    Bu hafta uyku düzenim felaket bir biçimde şaştı ve onu yine düzene koymaya çalışıyorum. Bu da demek oluyor ki gündüz asla uyumamam lazım. Her ne kadar hava tam battaniyenin altına girip Hektor'u da kucağıma alıp uyumalık olsa da.     

    Pazar günü on iki senedir görüşemediğim bir eski iş arkadaşımla buluştum. Daha dün ayrılmışçasına kaldığımız yerden devam ettik. Çok keyifliydi. Tekrar edeceğiz tabi ki yine buluşmalarımızı. Onun başka bir yere taşınmasıyla kopmuş, ara ara haberleşmiş ama görüşememiştik.  

    Bu hafta mutfağa çok giresim yok. Çok yazasım da yok. Sebebi de yok. Bazen biliyorum kafamda başka işler oluyor onlara yoğunlaştığımdan canım başka şeyleri istemiyor ama şu sıralar öyle bir şey de yok. Dur bakalım, geçer elbet. 

    Biraz sessiz sakin bir günümdeyim ve hafif uykulu, yazamıyorum. Üç paragrafı yazdım, gerisi gelmedi. O zaman, sonra yine görüşmek üzere. 

7 Ekim 2026

Ekimin Yedisi - 2026

     Durum raporudur, salonun camını hala silmedim. Hiç sevmiyorum çünkü cam silmeyi, daha önce söylemiştim.  Fırsatım da olmadı, başka işleri toparladım ama bugün hava çok güzeldi gündüz, silecek olsam güzel güzel silermişim. Neyse, yarın da dışarıda işim var, belki cuma sıcak olursa ancak o gün olur. 

    İkinci kat battaniyeyi de çıkarmadım. Ama dün akşam yine serin geldi battaniye + pike kombinasyonu. Yorgan da çıkarabilirim bu arada ama kalorifer yanmaya başlayınca yorgan kalın geliyor. O yüzden geçiş dönemini iki battaniye ile atlatmayı düşünüyorum.

    Yazlıkları kışlıklardan ayırdım ama hala tüm kışlıkları çıkarıp tüm yazlıkları kaldırmadım :O). 

    E onu yapmadım, bunu yapmadım, ne yaptın o zaman iki gündür derseniz, kitap okudum. Ivır zıvır işleri hallettim. Poğaça yaptım. Efsane oldu, özel istek üzerine bir daha yaptım :O).   

      Efsane Poğaça evde yoğurt olmadığı için ortaya çıktı. Hep yaptığım eski bir tarifi yapayım dedim. Yoğurt yok diye süt koydum. Biraz kuru oldu, margarin ekledim. Hepsi göz kararı bu arada. Tekrar yap dediklerinde yaptım ama sonucun ne olacağını hiç bilmiyordum. Ölçü yok çünkü, tamamen kıvama göre. Neyse, ikinciler ilkinden de güzel oldu. Kıyır kıyır, bir tadına bakayım diye alıp dört-beş tane yedirten türden bir şeyler çıktı ortaya. Sonuçta o tarifi bir daha asla yoğurtla yapmayacağım :O).

    Telefon ve bilgisayar arşivimi düzenlemeye, toparlamaya da başladım yavaştan. Hemen bitmez o iş ama yavaş yavaş, her gün biraz düsturuyla bitireceğim inşallah.

    Bu arada bir kabus gördüm ki, çok güldüm sonradan. Kabusum şu efendim. Komşum geliyor kapıya, başka bir komşudan dert yanmaya başlıyor. Dur diyorum, ayak üstü konuşmayalım, gel içeriye, oturalım. Tamam diyor ve ben ona terlik vereyim diyorum. Ve dakikalarca onu kapıda bekletip terlik almaya uğraşıyorum. Terlikler de parmağımın ucunda ama nedense bir türlü erişip de alamıyorum dolaptan. Ay kadın bekliyor, ben telaş yapıyorum, geriliyorum derken bekletmeyim artık diyorum. Kapıyı da kapamışım Hektor çıkmasın diye (rüyamda bile Hektor kaçmasın diye kapatmam da ilginç), tekrar açıyorum ki o komşu bir evine çıkıp gelecekmiş, kapıda başka bir komşumla kızı var. Onlar da bana gelecekmiş. Ne hikmetse bu sefer terlikler içerde değil, sokak kapısının tam karşısında bir dolaptaymış. Oradan terlik alayım vereyim diyorum ki dolap komple kaybolmuş. Yok! kaymasın, devrilmesin diye destekleri varmış yerde, geride sadece onlar kalmış. Dolabım nerede diyorum bekleyen ana kıza biz dolap falan görmedik diyorlar. Sokağa çıkıyorum etrafa bakmaya, dolabı aramaya, yok hiçbir şey. Bir bakış atıp arkamı dönüyorum ki analı kızlı komşum bana geleceklerine, sokağa alçak bir sehpaya tepsi koyup başında oturmuş peynir zeytin yiyorlar. Terlik vermedim, vermeyince eve de almadım diye herhalde :O). Neyse, o arada da uyandım. 

    Alaylı bir ev kadınıyım, bu işe yıllarca çok uzak kaldım ama kabuslarımı misafire terlik bulamamak üzerine görmeye başladıysam, ben yavaş yavaş tam bir ev kadını oluyorum artık herhalde.     

    Yine görüşmek üzere. 

5 Ekim 2026

Ekimin Beşi - 2026

    Mutfak deneyimlerimi biraz azaltmaya karar verdim. Çok üst üste yaptım ve her taraf yazılmayı bekleyen tarifler, temize geçmem gereken notlar, bir dosyada toplamam gereken fotoğraflarla doldu. Yapıp beğendiğim birkaç tarifi tekrar denemek istiyorum mesela ama dağınıklık sebebiyle bulamıyorum. Bir düzene oturtup yaptığımda hemen akabinde toparlama işlerini de bitirmem gerek. 

    Mutfağa girdiğimde neredeyse tam bir günüm orada geçiyor. Ve başka hiçbir şeye vaktim, vaktim kalsa da enerjim kalmıyor. Süreçler gözlem gerektiriyor. Birçok tarifin bekleme süresi, takip edilmesi gereken zamanları var. Bir de bunların üzerine en az iki makine bulaşık çıkıyor. Tüm bunları bir araya getirince her denediğim yeni tarif eskilerin üzerine binen bir yığın oluyor. 

    Bunun dışında havalar soğudu, kışlıkların bir kısmını çıkardım. Yazlıkları kaldırmadım. Yatak odası ve gardırop karman çorman. Sürekli elime tişört geçiyor mesela ama evde tişörtle üşüyorum artık uzun kollu üstlerimi bulup düzenlemem lazım. İnce battaniyemi çıkarmıştım ama sanki o da yetmemeye başladı. Kalını da bulup iki kat battaniye sermiş olayım diye düşündüm dün gece mesela. Demek ki geceleri hava biraz daha soğuk olmaya başladı.

    Kış iyice gelmeden salonun camını silip perdesini yıkamak istiyorum mesela. Geçen hafta hava hep yağışlı ve soğuktu. Bugün güneşli gibiydi ama olmadı. Yarın da güneşli olursa o işe girişme ihtimalim yüksek. 

    Anlayacağınız biraz kış düzenine geçmemiz lazım yavaştan. Bu arada Atahan da kasımda askere gidecek. Hazırlık yapalım bir yandan bence. Neye ihtiyaç var onu da hiç bilmiyorum. Öğrenecek o artık nereden öğrenecekse bana da söyler herhalde :O).

    Kitabımına da devam ediyorum bir yandan. Yarısını geçtim ama bitirmek için acele etmiyorum. Keyifle okuyorum. 

    Bugün de yemek, bulaşık, çamaşır derken yorulmuşum ve bilgisayarın başına oturunca anladım. Yazıyı yollayınca kitabımı elime alıp dinleneceğim artık.

    Yine görüşmek üzere. 

3 Ekim 2026

Roma'nın Beş Günü / Ekimin Üçü - 2026

 

    Ben size çok tatlı bir yazı hazırlamıştım kafamda uzun uzun onu yazacaktım ama kitabım geldi. Bir an önce okuyup bitirmem lazım. İlk bölümü bitirdim bile gelir gelmez zaten de, devam etmeliyim.

    Bugün bir ekşi ekmek mayaladım, bir ekşi ekmek pişirdim. Üç kere ekşi maya besledim. Bir tepsi çikolatalı tarçınlı kurabiye, bir tepsi kakaolu atık ekşi mayalı kurabiye, bir tava börek, bir tepsi çatlapatla kurabiye yaptım ve yoruldum. 

    Ve bir nokta dikkatimi çekiyor bazen, bizimkiler, annem de dahil, o kadar alıştılar ki ev yapımı ekmeğe, pastaya kurabiyeye her gün bunları yemek normal gelmeye başladı. Bugün üç tepsi kurabiye yapmış olmama rağmen kocam bisküvi yemeyi düşünüyordu mesela. Annem de yine mi kakaolu kurabiye dedi. 

    Atahan'dan da var mı bu tarz bir aksiyon emin olamadım, gerçi onda olmayabilir. Dün yaptığım kurabiyelerin yarısını yemiş gece işten gelince. Bugün tekrar istedi, yine yaptım. Yarısı deyince bir şeyi belirteyim yalnız, biraz iri kurabiyeler ve tariften on tane çıkıyor. Bugün gelin namzedimiz bize gelecekti. Ona da ayıralım demiştim iyi ki de demişim yoksa sabah kalktığımda bir tane bile bulamayacaktım büyük ihtimalle. 

    Zaten bizde bir şeyi sonradan da yemenin tek yolu ya herkesi komple bitirmeyin ben sonra yine yemek istiyorum diye uyarmak ya da saklamak. 

    Kitabıma tüm hızıyla tekrar başlayıp bir an önce bitirmek için kaçıyorum. Yine görüşmek üzere.  

2 Ekim 2026

Doğal Beslenmem / Ekimin İkisi - 2026

    Dün kocamın aldığı ayçöreğini yerken bir yandan da Instagram'da geziniyordum. Tam ben kırıntıları kese kağıdının dibine toplamış direkt ağzıma dökecekken "Diyetin sürdürülebilir olması ve sağlıklı beslenme..." diyen biri çıktı karşıma. Bir ağzıma atılmayı bekleyen kırıntılara bir o kişiye baktım. Sağlıklı beslenme için yemesem mi acaba diye düşündüm. Kişi lafını "Sağlıklı beslenme için doğal beslenme tarzımızı devam ettirmeliyiz." şeklinde bitirince "Aaa, sıkıntı yok o zaman, benim doğal beslenme şeklim bu, asla paketin dibindeki kırıntıları çöpe atmam." diyerek hepsini ağzıma attım :O). 

    Yine görüşmek üzere.

1 Ekim 2026

Ekimin Biri - 2026 / Ablam ve Ayçöreği

    Bugün başka bir şeyler bahsedecektim, kafamda bir taslak vardı. Sonra tesadüfen 23 sene önceki bir yazım çıktı karşıma. Ablamdan bahsetmişim. Bazı şeyler değişmiş bazıları hiç değişmemiş. 

    Yokluğu hala acıtıyor. Çok bahsetmiyorum. Genelde arka planda oluyor. Ama bazen bir yerden bir şey karşıma çıkıp direkt vuruyor. Bugün de öyle oldu. 

    Kocam sigara almaya gitmişti dışarıya. Gelirken ekmek almış. Ben seviyorum diye bir de ayçöreği almış. İçim ısındı. 

    Bugün de böyle. Yine görüşmek üzere. 

30 Eylül 2026

Eylülün Otuzu - 2026 / Kişi Kendinden Bilir İşi

    Ben ilk telefonumu 18 yaşında aldım. Hesap makinesinde şu anki yaşımı o zamanki yaşımdan çıkarıp yaptığım hesaplamaya göre 28 yıldır cep telefonu kullanıyorum. Ve evet kafadan yapmadım bu hesabı, hesap makinesiyle yaptım çünkü ben matematikçi bir babanın saf sözelci kızıyım. 

    Neyse, 28 senedir kapattığım her telefondan sonra o kişinin dedikodusunu yapacaksam eğer, konuşmanın bittiğine yüzde yüz emin olmadan asla konuşmadım. Ama...

    Üzüm ekşi mayamı besledim. Kalan atık mayadan da kurabiye yaptım. Bugün beslediğim mayanın ekmeği ancak yarın pişeceğinden ve evde hiç ekmek kalmadığından bir de hazır mayayla ekmek yoğurdum. 
    O arada da, "kurabiye yaptım, geçerken bizden al" demek için annemi aradım. Elim hamurlu diye hoparlörü açtım. Konuşmamızın sonuna doğru kocam da mutfağa sigara içmeye gelince bir kısmını o da duydu. 
    Annemle kapattık ve biz kocamla direkt annemi çekiştirmeye başladık. Aslında direkt annemi değil de benim tanıdığım arızalı bir arkadaşını. Kapatmadan önce en son annemle de ondan bahsediyorduk, kocamla konuya devam ettik. Ardından o kesmeyince annemi çekiştirerek devam ettik. 
    Ben o arada telefona göz atmıştım, dediğim gibi kontrol etmeden asla dedikodu yapmam, sohbet ekranı kapalıydı. Hamuru yoğurdum bitti. Telefonu aldım elime bir de bakayım ki, konuşma bitmemiş. Ekranın sol üst köşesinde küçük bir simge olarak kalmış, o yüzden görmemişim ve annem konuştuğumuz her şeyi duymuş! 
    Yani ona da söylediğimiz şeylerdi yüzde doksan dokuzu. Arkasından konuşurken yeni bir şey eklemedik. Ona dediklerimizi birbirimize aktarıp üzerine birkaç minik yorum ekledik sadece. Ama tabi ki daha rahat konuştuk. Hem zaten yüzüne söylemişiz bir de arkasından konuştuklarımızı da duymasa da olurdu.
    Hemen hasar kontrolü yapmak için annemi geri aradım. "Telefon açık kalmış, on dakikadır seni çekiştiriyorduk." dedim. Neyse ki, çok şükür, hiçbir şeyi duymamış. O açık kaldığını fark etmediğinden başka şeylerle uğraşmış. Atahan da diyor ki, "Açık kalsa bile kapatırdı, neden dinlesin ki?" Valla annem hep kapatmayı unutuyor, ben de kendim kapatmadan hep bekliyorum 5-10 saniye, bakalım ne diyecek beni çekiştirecek mi diye. O yüzden onun kapatmış olabileceği aklıma bile gelmemişti. İşte, kişi kendinden bilir işi!
    Yine görüşmek üzere.