28 Temmuz 2026

Temmuzun Yirmi Sekizi - 2026

    Bugün blogumun doğum günü. Yıllar önce, yani aslında tam 21 yıl önce, yine çok sıcak bir 28 Temmuz günü "Kimse olmasa da en azından ablam, abim ve eşim okuyacaktır. Eh şimdilik bu da bana yeter. Sevgilerimle…" diyerek bitirmişim ilk yazımı. 

    24 yaşındaymışım. Atahan'ın şimdiki yaşından küçük, çocukmuşum neredeyse. Artık koskoca 46 yaşındaki bir kadınım :O).  

    Atahan 4 yaşındaymış sadece. İlk yazılarımın on senesi arşivde, ben ulaşabiliyorum ama siz göremiyorsunuz. Ama ben size söyleyeyim. Elinden tutup her yere götürüyordum onu. Size de onu ve onunla yaptıklarımızı anlatıyordum. Şimdi 25 yaşında ve çok anlatamıyorum artık. Kızabilir bana diye çekiniyorum :). 

    Hayatımda ablam, abim, kocam varmış. Kimse okumasa onlar okur demişim ama Şimdi biri öldü, biri beni reddetti, biri de yazılarımı okumuyor artık. Ben bir yerlerde tek yazıya denk gelip kime ne olmuş anlayamadığımda çok sinir olduğum için yeni takipçiler ya da sadece bu yazıyı okumuş olanlar için açıklama ekleyim, eskiler zaten biliyor bunları, isterlerse geçebilir. 

    Ablam 2022'de kanserden vefat etti. 

    Abim, 2024'te annemin babam öldükten sonra yaptığı sevgilisine karşı çıkmadığım için oğlum dahil tüm aileyle görüşmeyi kesti. 

    Kocam hem sağ hem de hala kocam ama artık yazılarım ilgisini çekmiyor galiba :O). Ay yok, bu da çok sert oldu. Beni çok seviyor ama yazılarımı sevmiyor desem. Okumuyor ki, sevmeme durumu değil okumama durumu var. Ay, hem hala büyük aşkla beni seviyormuş gibi hem de en büyük destekçimmiş gibi falan nasıl diyeceğimi bilemedim. Şöyle diyeyim, zorlarsam ve zorbalarsam okur :O). İyi bir dırdır sonucunda elde edemeyeceğimiz hiçbir şey yok sevgili hemcinslerim, vazgeçmeyelim :O). Yine de pek olmadı galiba ama olsun. 

    İlk yazmaya başladığımda 5 senelik evliydik şimdi 26 senelik evliyiz. Adam canlı canlı beni yaşıyor 26 senedir, yazılarımı ne yapsın. Öpüyorum buradan kendisini. 

  "Şimdi biri öldü, biri beni reddetti, biri de yazılarımı okumuyor artık." cümlesi, ilgi, empati, aaa canıııım diyeceğiniz cümleydi. Açıklamaya dalıp o kısmını yeterince vurgulayamadım. Yoruma koşup "biz varız, biz okuyoruz, yalnız değilsin" falan yazın lütfen. Ya da İnstagram gönderilerindeki gibi anket yapıp sizi yorum yazmaya kışkırtacak cümleler mi yazsam direkt? Beceremiyorum da öyle şeyleri: 

    Sizin de biri ölen, biri sizi reddeden, biri de artık sizi okumayan üç sevdiğiniz varsa yorum yazın! Tam böyle değildi bu iş galiba. Bir daha deniyorum, Siz de benim gibi "Şu dünyada yapayalnız kaldım!" diyorsanız yorumlarda buluşalım! Biraz daha büyük vermem gerekiyor duyguları. İkincisi daha iyi oldu gibi. Neyse, o trendin modası geçecek neredeyse ben daha yeni öğreniyorum ama olsun. Geç olsun güç olmasın. 

    İlk başladığımda okuyordum, ev kadınıydım. Çanakkale'deydim. Sonra okul bitti, İstanbul'a geldik. Çalıştım. İstifa ettim derken ilk günle aynı olan tek şey şimdi yine ev kadını olmam :O). 

    21 sene olmuş! Beraber geçirdiğimiz yirmi bir yıl... Benimle sevindiniz, üzüldünüz, yas tuttunuz. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Arada tanıştığım okuyucularım oldu. Yine olsa yine tanışırım bu arada. Çok da mutlu olurum. Yolunuz bu taraflara düşerse haber verin. Ciddiyim bak, beklerim yani. Yaş aldım, kilo da aldım son zamanlarda ama özümde ben hala aynıyım. Hiç değişmedim. Görüşsek büyük ihtimalle aynı yazılarındaki gibisin dersiniz. 

    Geçenlerde Atahan duş alıyordu. Gittim ben de banyonun önüne yattım. Bayılmışım ya da ölmüşüm gibi. Çıksın bir şaşırsın istedim. Kalk anne yerden dedi, sen yapınca normal oluyor böyle şeyler. 

    Söz, size böyle şeyler de yapmam. İnsan içinde normal davranıyorum genelde. Sevdiklerimle baş başayken yapıyorum ne yapacaksam :O). 

     Yine görüşmek üzere.

20 Temmuz 2026

İyi Ki Doğdum Ben - 20.07.2026 - Pazartesi


     Bugün benim doğum günüm. 47. yaşıma basıyorum. Kutlu olsunnnn :O). 

    kutlamamızı cumartesi yaptık. Kendime doğum günü pastası olarak Cafe Fernando'dan bir devil's food kek tarifi seçtim. Ben yaptım diye söylemiyorum ama gerçekten muhteşem olmuştu. Islatmadan ıslak gibi olan dokusu, yoğun çikolatası derken cumartesi cenneti yaşattı hepimize. Pastayı kesince bir dilim yiyebildim. Sonraya kalmadı, bitmişti. Yakın zamanda başka doğum günü de yok ama bir şeyleri bahane edip ilk fırsatta tekrar yapmak istiyorum. Muhteşemdi. 

    Birkaç gündür çok sıcak ve esmiyor bile. Bu aşırı sıcaklar tüm enerjimi sömürüyor. Akşama doğru biraz rüzgar başladığında işlerimi yapabiliyorum. Onun dışında sağda solda yatıyorum bütün gün. Perşembe gibi biraz düşecekmiş sıcaklıklar, gün sayıyorum sürekli.

    Şu an size bu yazıyı yazabilmem bile mucize. Çok yazamıyorum zaten. Galiba beynim de eridi :O). 

    Yine görüşmek üzere...

10 Temmuz 2026

10 Temmuz 2026 - Cuma


     Bugün Atahan'ın doğum günü. Dolu dolu 25 yaşında oldu. Yarından itibaren yirmi altıncı yaşından gün almaya başlayacak. Fotoğrafta gördüğünüz de ona yaptığım snickers pastanın ara katı. Snickers pastayı ilk defa yaptım. Şu an dolapta dinleniyor. Gidip gidip kapağı açarak pastama bakıyorum. Ama henüz tadına bakamadığım için güzel yapıp yapmadığımı bilmiyorum. Soslarının tencerede kalanlarını kaşıkla yedim. Çok güzel olmuşlardı. Pastada birleştirilmiş hali de güzelse akşama bizi bir şölen bekliyor...

    Atahan hep yaparken de fotoğraf çek, video çekimi yap diyor. Bu yönde birkaç talep daha da aldım aslında. Sorun şurada ki ben de hep ilk defa yapıyor olduğum için o an tarife, tekniklere odaklanıp çekmeyi unutuyorum. Bazen çekmek istesem de bekletmemem gereken bir şey olduğundan ya da ocakta altı açık olduğundan çekemiyorum. Ancak sakin anlara denk gelirse aklıma geliyor. Bu birleştirme aşaması öyleydi mesela. O an bir fotoğraf çektim. Yapım aşamasından tek fotoğrafım da bu zaten. Bittikten sonra bir telaşım olmadığından fotoğrafla uğraşmak çok daha kolay ve pratik. 

    Bizim ev sokakla aynı seviyede. E şimdi yaz, camlar da açık. İçeride ne konuşuyorsak dışarıdan bire bir duyuluyormuş. Ben de duyuyorum sokakta konuşulan her şeyi. Ben mutfaktayken, masada oturduğum yerden dışarıdaki herhangi biriyle rahatlıkla sohbet ederim yani, cama falan çıkmama gerek yok. 

    Mutfakta özellikle yeni tarifler deniyorken yaşadığım aksiliklerde bazen minik küfürler edebiliyorum. Küçük yani gerçekten küçücük ama yine de küfür sonuçta :O). Özellikle de bir şeyleri kırdığımda ya da döktüğümde ağzımdan kaçıyor. Duyanlar ne düşünüyordur bilmiyorum ama sabah harika bir karamel sos yapınca mesela, o keyifle "Anan da mı pastacıydı beee!" de dedim kendime :O). Eminim ki küfür ettiğimde dışarıda en az on kişi oluyordur ama bunu dediğimde de kimse yoktur. Hep kötü şeyler duyulur zaten!


    Bunlar da ev yapımı pastane poğaçalarım. Bire bir pastane poğaçası gibiydi gerçekten ama yağı mide yakmayan cinsinden :O). Benim tarif kriterim Atahan. Bir profesyonel olduğu için yemeğin içine koyduğum ve en tahmin edilemez sandığım baharatları bile anlıyor mesela. Tadına baktığı şeyi hangi yöntemle yaptığımı bire bir söylüyor. Yaptıklarım güzelse dile getiriyor ama aksayan - olmamış yönlerini de tek tek sayıyor. Bazen yol gösteriyor, bazen de tıkanıp kaldığım noktalarda fikir veriyor. Sabah ona pastasıyla ilgili bir şeyler anlatıyordum. Poğaçalar da masanın üzerindeydi. Yerken gayri ihtiyari "aynı pastane poğaçası gibi yaa" dedi. Çok mutlu oldum :O).

    Bir başka ilginç olay daha bugün oldu. Biraz önce tezgahta bir şeylerle uğraşıyordum. Kocam da sigara içiyor o sırada. Benim sırtım ona dönük. Elimde de telefon. Dün annemle Atahan'ın doğum günü hediyesini konuşmuştuk. Ne alayım diye sormuştu. Şortlarının eski olduğunu ya da büyük geldiğini söyleyip şort al demiştim. Bugün de arayıp "Atahan spor şortu istiyormuş," dedim. Annemle bunun üzerine konuşmaya devam ederken, baktım kocam benim anneme söylediklerimi ona söylüyorum zannedip cevap veriyor bir yandan. Anneme, Atahan spor şortu istiyormuş diyorum.

Annem, "Spor şortu nasıl oluyor ki?" diye soruyor.

Kocam arkamdan "Tamam istiyorsa al o zaman," diyor.

Anneme cevap veriyorum, "Yani böyle pamuklu gibi, günlük kullanım gibi değil de basketçi şortu derdik biz eskiden onun gibi" - bu arada spor şortuyla basketçi şortu da aynı şey mi bilmiyorum ya da "basketçi şortu" gibi bir şey olup olmadığını, aklıma o örnek geldi sadece:)- 

Annem, "Anladım" diyor.

Kocam yine arkamdan konuşuyor, "Ben bilmem basketçi şortu. Sen bak işte!"

Bir yerden sonra onun bana cevap verdiğini anlayınca gülmekten konuşamadım. Diyalog değil, olayın absürtlüğü komikti. Normalde benim kocam, telefonunda oyun oynarken dışarıya da kapatır kendini. Ölüyorum desem duymaz. Düşüp ölsem sen ancak cenazeme katılırsın derim hatta ona bazen. O kadar ki dünyadan uzaklaşır. Hiçbir zaman hiçbir dediğimi algılamayıp da alakasız bir şekilde şortu üzerine alınıp cevap vermesi doğaüstü bir olay gibiydi! 

    Akşam pasta kesimi için gelenler olacak. Gidip şöyle bir sağı solu toplamam lazım artık. 

    Yine görüşmek üzere. 

7 Temmuz 2026

Temmuzun Yedisi - 2026

    Çalışma odamın penceresini açtım. Nasıl tatlı esiyor, bu sıcakta can suyu gibi bir şey. Çok keyiflendim. Tek sorun sürekli yüzüme yapışan tüldü. Onu da kafamdan aşırıp arkaya doğru attım. Pencere önü kozası gibi bir şey oldu. Sokaktan geçen herkesle göz göze geliyorum, çok nefret ederim bundan da ama olsun. Bu serinlik için buna bir süre katlanacağım. Yapacak bir şey yok.

    Şu an günün en güzel saati çünkü park hala sıcak ve çocuklar henüz dışarı çıkmadı. Dün mutfakta iş yaparken izlediğim dizinin sesini duyamıyordum bağırmalarından. Bir çıkınca gece yarısına kadar da girmiyorlar içeri. Bu arada bahsettiğim "dizi sesini bastıran" bağırmalar oyun oynarken birbirlerine at, tut, yakaladım, koş diye seslenmeleri değil. Erkek çocukların sürekli küfürle karışık böğürmeleri, kız çocuklarının da durup durup değişiklik olsun diye çığlık atmaları. Ya da ben komple yanılıyorum ve her beş dakikada bir eli baltalı bir katil parka dalıp hepsini ölümüne kovalıyor. Başka bir açıklaması olamaz. 

    Dün gece bu da yetmezmiş gibi saat dokuz civarı üst komşunun çocuğu geldi camın önüne. On dakika boyunca avazı çıktığı kadar "Anne" diye bağırdı. Annesi duymadı. O duymadıkça daha da sesini yükseltti. Ciddi bir rahatsızlık verdi açıkçası. Şimdi bir şey desem linçlenirim herhalde ama çocuk durmaksızın bağırırken şunu düşündüm. Zile basamayacak kadar küçük bir çocuk değil aslında. On dakika boyunca bağırmak değil, en fazla 1 - 2 kere seslen, duymazsak zile bas, diyafondan konuşalım, olmadı yukarı gel diye öğretilmeliydi ona. Zaten görüyorum sürekli, çocuğu sokağa salıyorlar, peşine de düşmüyorlar. Haşarı da bir çocuk. Takip eden bakan yok. Neyse, anne babası rahat tipler olduğu için mi, kafa dinlemek amacıyla mı böyle yapıyorlar, herhangi bir pedagojik bilgileri mi yok bilmiyorum ama onların kendi keyifleri için bizi rahatsız etmeye de hakları yok aslında. Sorun şurada ki böyle bir bilinçleri yok. Bunlar beni görünce merhaba demeyip sonra apartman toplantısında, selam vermeden geçip gidiyoruz, hiç komşuluk yapmıyoruz, diyen tipler. Duyduğumda kendi yapmadığı şeyden nasıl şikayet edebiliyor diye çok şaşırmıştım. Sonuçta çok da bir şey beklememek lazım. 

    Bunun dışında hikayemi bir romana çeviriyorum yavaş yavaş. Son günlerde buna yoğunlaştım. O yüzden buraya pek yazamadım. Bunun da dışında çok sıcak, neyse ki esen bir pencerem var. Evden çıkmak istemiyorum. Esinti kadar güzel bir şey yok. 

    Çok mutfağa da girmedim son zamanlarda. Atahan'dan veto yedim. Çok tatlı yapıyorsun, dayanamıyorum, çok yiyorum diye. Haklı. Ben de yiyorum. Yine de genç bir erkek iştahıyla o benden daha çok yiyor :O). Eğer yapma demeseydi düzenli fudge brownie yapardım mesela. Bittiğinde hemen yenisini devreye sokacak şekilde, kesintisiz. Buzdolabında hep olsun, canım istediğinde bir dilim yiyeyim. Yemezsem de orada olduğunu bileyim, arada çıkarıp koklayım isterdim. Kokusu da ayrı güzel oluyor browniemin :O). Cuma Atahan'ın doğum günü. Ona pasta yapacağım. Yirmisinde de benim doğum günüm. Kendime de pasta yapacağım. Bahanem olsun da pasta yapayım istiyorum hep. O yüzden doğum günlerini çok seviyorum.

    Yine görüşmek üzere...

28 Haziran 2026

Haziranın Yirmi Sekizi - 2026


  Dünkü yazımda, silinen kısımda, size brownieci olmak istiyorum demiştim. Yazıdan sonra fudge brownie yapınca bu sefer fotoğraflarımla geldim :O). 

     Ben pastalar, tartlar, kişler de yapacağım. Yeni teknikler öğrenmeye devam edeceğim ama üzerine en çok düşeceğim, en sık yapacağım tarif fudge brownie olacak. Çok seviyorum. Yapmayı da, yemeyi de. 
    
     Çeşitlendirmek istiyorum. Üzerini güzel bir şekilde süsleyecek el becerisini geliştirmek istiyorum. 


   Hala ilk günkü kararımdayım. Ben satış yapmak istemiyorum, kendim ve ailem için yapacağım. Satacak olsaydım da pasta, kurabiye ve benzeri şeyler değil sadece brownie satardım. 

 Tatları ve kokusu da en az fotoğraflardaki kadar güzel. Görüp de yiyememenize üzülüyorum. Yakın yerlerde olsak buluşurduk. Ben size brownie yapıp getirirdim ;O). Sohbet edip kahvemizi içerken bir dilim brownie yerdik. Neden mi sadece bir dilim? O kadar yeterli ki çikolata ve kakao miktarı hem insanın canı durmaksızın yemek istiyor, hem de yediğin bir dilim yeterli geliyor. 

   Yine görüşmek üzere.

27 Haziran 2026

Haziranın Yirmi Yedisi - 2026

  Geçenlerde televizyonda Master Chef'in o akşamki tanıtımlarına denk geldim. Genç bir çocuk, "Annemin desteğiyle aşçı oldum," diyordu. Benimki de "Neden aşçı oldun?" diye soranlara, "Ben küçükken annem hiç yemek yapmıyordu, hep aç kalıyordum, ondan aşçılığı seçtim," diyor :O).  Daha 4 yaşındayken, istediği bir şeyi yapmadım diye bana kızıp bir minibüs dolusu insanın içinde "Memeli Mamut" diye bağırmasından tahmin etmeliydim aslında bugünleri... 

   Bu çocuğun anası da böyle, aynı ona (bana) çekmiş. Gezi yapıyoruz ya ayda bir. Yola çıkarken şöyle diyorum: "Ben evcilim, annem gezmeyi çok sever. Baktım o sürekli bir yerlere gittiği için görüşemiyoruz, ben de annemle birlikte bu gezileri yapmaya başladım :O)".  

   Çok güzel bir yazı yazmıştım bir şekilde, yanlışlıkla ilk iki paragraf dışında her şeyi silmeyi başardım. Hiçbir şekilde de geri getiremedim. Hatta öyle bir silmişim ki sonradan yazdıklarımı, yazıda yaptığım harf ve benzeri hata düzeltmelerini bile aslına döndürmüş. Devamında yazdıklarımı başka bir yazımda tekrar anlatacağım size, söz.. Şimdilik kaçıyorum.

   Yine görüşmek üzere.

24 Haziran 2026

KAOS GÜNÜ - Haziranın Yirmi Dördü 2026


    İlk hikayemi yazdım! Son günlerde hep onunla uğraştığım için sizinle de ilgilenemedim. Absürt postapokaliptik türde. Yani kıyamet sonrası dünyanın kara mizahla anlatılmış hali. 
 
   Bence bir ilk deneme için iyi. Sizlerle yapay zekayla oluşturduğumuz bir nevi kapak resmi gibi bir şey olan yukarıda gördüğünüz resmi paylaşıyorum sadece. Çünkü hikayem henüz tam bitmedi aslında. Ben bitirmek için biraz acele edip (sanki neye ya da kime yetiştiriyorsam) sonunu kısa kestim. Üzerinde biraz daha çalışacağım. 
  
    Yine de ilk taslak halini merak ediyorum, okurum, sana fikirlerimi de iletirim diyen varsa, yorumlara mail adresini bıraksın. Yorumları yayınlamadan mail adresinizi alıp size hikayeyi yollarım. Okurum ama sana hikayenle ilgili dönüş yapmam diyorsanız hiç beni heveslendirmeyin. 

     Epi topu 20 sayfa, kısa bir hikaye. Kaç dakikanızı alır ki yani? Hadi sindire sindire okuyun, yavaş yavaş, adım adım değerlendirerek, yine de sürsün sürsün yarım saat sürsün okuması. Bitirip büyük bir hevesle birkaç kişiye yolladım. Kötü desinler, iyi desinler, şurası güzel ama şurası zayıf desinler mesela. Ben de ona göre bir daha gözden geçiririm belki ama inanır mısınız şu yoğun hayatlarında bir yarım saat ayırıp da bir türlü okuyamadılar. 

     Neredeyse bir ay geceli gündüzlü yazdım, kafa patlattım, büyük emek var tabi ki, hiçbir şey olmasa onun hatırına bile okunur ama yok efendim. Herkes çok "yoğun". Başlarım böyle işe diyorum terbiyeli bir şekilde. Şunu da eklemeden duramıyorum:

    Kaçınızın hayatında insanlar bahane üretmeden emek harcıyor yeni bir şeyler denemek ya da öğrenmek için? Mis gibi ev kadınıyım, kocam da bana bakıyor, yaparım yemeğimi temizliğimi, giderim arkadaşlarımla kahve içmeye, hayatımın sonunda kadar da böyle yaşarım. Kimse de bir şey demez. Ben aksine bir şeyler yapmak için uğraşıyorum. Kimseden yardım, destek, herhangi bir şey de istemiyorum. Tek yapacakları yarım saat ayırmak, o da mümkün olamıyor efendim. Kendi çok önemli hayatları içinde işe, arkadaşlarına, uyumaya, gezmeye her şeye yer var çünkü ama bir tek bana yer yok!

   Neyse, yazdım, içimi döktüm, rahatladım biraz. Kendimi de hiç tutmadım çünkü hepsi blog yazdığımı bilse de nasılsa burayı da hiç okumuyorlar :O).

   Yine görüşmek üzere.