22 Nisan 2026

Nisanın Yirmi İkisi - 2026

 "Hikayeni gözlerin dolmadan anlatabildiğinde iyileştiğini anlayacaksın." diye bir söz okumuştum internette. Benim için bunun çok doğru olduğunu düşünüyorum. Ablam, babam, Paris, dayım deyip tüm sevdiklerimi bir bir kaybettikten sonra özellikle son zamanlarda artık bittiğini, atlattığımı düşünüyordum. 

Yanılıyormuşum. 

 Dün biz gezilerimize tekrar başladık. Emirgan, Aşiyan Tevfik Fikret Müzesi ve Cankurtaran Öğretmenevi'nde yemek şeklinde bir gezi planladık. Sabah otobüsün önünde grup üyelerini bekliyorduk. Herkes geldi, son iki kişi kaldı. İndim araçtan geliyorlar mı diye etrafa bakınıyordum. Beklediğimiz kişiler de gezilerden tanıştığımız, çok sevdiğim 4. evre kanser hastası olan, şu sıralar sürecin çok da iyi gitmediğini bildiğim bir hanımefendi ve arkadaşı. Neyse, geldiler, kadıncağız, özür dilerim beklettim ama bu belki de benim son gelebildiğim geziniz olacak dedi. Ve ben iki gözüm iki çeşme ağlamaya başladım. Sokağın ortasında, ana caddenin kenarında, arkamda bir otobüs dolusu insan varken. Ağlamaktan sesim boğuk boğuk çıkıyor. Dedim ki: Ne olur böyle söylemeyin, siz bunu derseniz ben bugünü atlatamam, kime ne olacağı belli değil, belki ben yarına çıkamayacağım ama bugün bunu düşünmeyeceğiz. Buradayız, yaşıyoruz, beraberiz buna odaklanacağız sadece. Ve üzerine bir posta daha ağladım :O). Sonra gözümün yaşını sildim, otobüse bindik ve yola çıktık. 

 





Hava güzeldi, gezdiğimiz yerler güzeldi. Günümüz çok güzel geçti. Grubumuz da çok iyi bir gruptu. Huysuz, gereksiz yere sorun çıkaran, memnuniyetsiz kimse yoktu ki şimdiye kadarki her gezimizde mutlaka bu tarz birkaç kişi bulunup her adımda söylenerek günü bana zehir etmeyi bilmişlerdi. Çok kalabalık da değildik, öyle olunca sevk ve idare de daha kolay oldu. Emirgan'da yürüdük, Aşiyan müzesinin yokuşunu ve merdivenlerini de tırmandık, ayrıca ne olursa olsun akışın yolunda gitmesi için organizasyon ve stres kısmı da vardı. Çok yorulmuşum. Eve yedi gibi döndük. Sekiz gibi uzandım biraz ve gözümü açtığımda sabah olmuştu çoktan. Bugün evdeyim neyse ki, dinlenip biriken işlerimi toparlayacağım.




  Bu arada pastacılık çalışmalarım da devam ediyor. Tabakta gördüğünüz fudge brownie denemem. Tarifi Atahan verdi. Ondaki tarif daha önce çalıştığı iş yerlerinden birinde direkt yapıp müşteriye sundukları tariflerden biri olduğu için 30 kişilikti. Önce onu 4 kişilik olacak şekilde uyarladım. Sonra da büyük bir dikkatle pişirdim. Ve bu tarifimi tadan oğlum bana kaşık attı arkadaşlar. Benim daha yolun başındayken ondan aldığım, yani yaptığı, tadını, kıvamını çok iyi bildiği bir tarifle bana kaşık atmış olması beni çok mutlu etti. Benim oğlum dur anneme kıyak geçeyim, anamdır, canımdır diyecek bir çocuk değil. Bunu da belirteyim. Normalde ıncığına cıncığına kadar eleştirir. 

   Yine de ben oldum demiyorum, estağfurullah derim. Bu yazımı okuyan profesyonel pastacılar ya da aşçılar olursa diye bunu özellikle belirtmek istiyorum. Sonuçta ben mutfağımda, kendimize, zamanlama sıkıntım ve yetiştirme stresim olmadan yapıyorum. Sunacağım kişiler de ailem ya da tanıdıklarım oluyor. Olmadı, yapamadım çöpe gitti diyelim, ziyan olan malzeme miktarı çok az.. Ve bunu istersem yorgun değilken, en müsait zamanımda, belki mola vererek yapma şansım var. 

  Profesyonel aşçı ve pastacılar ise hem çok daha büyük porsiyonlarda hazırlıyorlar, hem zamanla yarışıyorlar, hem günün bütün yorgunluğuyla yapıyorlar, hem çöpe gitmesi durumunda ziyan olacak malzeme miktarı daha fazla, maddi kayıp kısmını ziyan olan malzeme sebebiyle ve satılamayacak olması sebebiyle iki kere yaşıyorlar, sunacakları insan skalası çok çeşitli, beğenilmemesi durumunda her türlü tepkiyi alabilirler, iş hayatının stresi de buna ekleniyor. 

   Velhasıl kelam işleri zor. Aşçılık çok keyifli ama bir o kadar da zor bir meslek. En büyük ödül de günün sonunda aldığınız beğeniler oluyor. Birkaç malzeme eksiğim var, tamamlanmasını bekliyorum. Yeni tariflerle denemelerime ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim efendim.

  Görüşmek üzere...

18 Nisan 2026

On Sekiz Nisan CUMARTESİ - 2026


   Sizlere pasta yapmayı öğreneceğim demiştim. Evde, kendimize ama profesyonelce. Öğrenmeye başladım efendim :O). İlk denememin sonuçlarını görüyorsunuz. 
   
    Pastamı, pastacı kreması ve kakaolu sünger pandispanya kullanarak yaptım. Dokusu ve tadı oldukça iyiydi. Hatta Atahan onların restourantta satılan pastalarla aynı kıvamda ve tatta olduğunu söyledi. İlk denememde bu sonucu elde edebilmeme şaşırmış olmasına azıcık bozulsam da yine de kendimle gurur duydum. Sonuçta senelerdir pasta yapan biriydim ama tabi ki tam bir ev ve anne pastasıydı onlar. Bunlar dışarıdan alıp evde kendi tabağıma koymuşum da ikram etmişim gibiydi :O). Denemelerim devam edecek. 
 
  Kakaomu profesyonel mutfakta kullanılan marka ve çeşit ile değiştirdim. Çikolatamı direkt kuvertür alacağım. Vanilya da değişecek. Malzemeleri değiştirmek dışında tekniğimi de değiştirdim. "Tüm malzemeleri kaba koy, çırp, at fırına" yerine tekniklerine uygun olarak yapmaya başladım. 

    Tariflere ve tekniklere uymadığım tek nokta gramlı yapmamak. Gramları su bardağı, yemek kaşığı cinsine çevirip öyle ayarlıyorum. Bunu iki sebepten tercih ediyorum. Birincisi ilk yaptığım her şeyde öncelikli amacım işlemlerin sıralamasını anlamak, dokusunu, kıvamını görmek ve malzemeleri değiştirdikçe nelerin değiştiğini anlamaya çalışmak. İkincisi de gramların asıl amacı standart tadı ve porsiyonu sağlamak. Tekniği öğrendiğimde gramla çalışmak çok daha kolay olacak ve standardı sağlamama yardım edecek. Şu an zaten kendimize yapıyorum. Satış amacım yok, her yaptığım aynı tatta ve porsiyonda olmak zorunda değil. Şimdi, kekleri, kremaları öğreniyorum sadece. Adlarını, farklarını, malzemelerini. Malzeme eksiklerim var, onları tamamlıyorum. 
   Dün mesela, tam keki yapmaya başlayacakken kelepçeli kalıbımın kaplamasının dökülmeye başladığını fark ettim. Onu direkt emekliye ayırınca elimde ortası delik klasik kek kalıbım ve borcamlarım kaldı sadece. Borcamda yaptım keki mecburen ama ortası pişsin ve ortası pişerken de üstü yanmasın diye önce biraz yüksek ısıda, sonra sıcaklığı düşürerek ve 20 dakikada bir kontrol edip bıçak testi yaparak pişirdim. İlk fırsatta yeni bir kelepçeli kalıp alacağım. Katları rahat kesebilmek için pasta testeresi alacağım. Değişik teknikleri ve tarifleri denedikçe ortaya çıkan zaruri başka ihtiyaçları alacağım. Amaç şu an eksikleri tespit edip tamamlamak. İlk denemelerle tat, doku testleri yapmak.  Neyse, sonuçta pasta dünyasına da giriş yaptıktan sonra tart ve kişlere geçeceğim. Çok severim ama hiç yapmadım şimdiye kadar. 


  Sepette gördüğünüz de ekşi mayam Puduhepa'nın ilk mamülü: İlk ekşi mayalı ekmeğim. Dokusu çok güzel oldu ama tadı biraz ekşiydi :O). Onu yapmaya başladığım gün başım çok ağrıyınca mayalanma süreci çok uzadı. Öğrendiğime göre mayalanma süresi arttıkça ekşiliği de artabiliyormuş. Yani şöyle sade bir dilim alayım elime yiyeyim derseniz bir tık keskin ama sabah kahvaltıda peynir ve reçelle çok güzel gitti mesela. 

    Ben çok beğendim ama kocamın ağız tadına pek uymadı. O normalde de ekşi mayalı ekmek sevmezmiş zaten. Üzerine konuştuğumuzda ben tadının anneannemin yaptığı ev ekmeklerine benzediğini keşfettim. Ben o zaman yediğimin o olduğunu bilmiyordum ama o da büyük ihtimalle ekşi maya kullanıyordu. Kuzinede kızartıp yiyorduk. Benim için çocukluğumdan gelen tanıdık bir tat olduğu için çok hoşuma gitti. Kocamla biraz ekşi mayalı ekmek üzerine sohbet edince, kayınvalidem ve kocamın rahmetli anneannesi de el lezzeti olan, çok güzel hamur işleri yapan kişiler olduğundan ben onların da ev ekmeği yaptığını varsaydığımı fark ettim. Kocam ise çocukken her zaman çarşı ekmeği aldıklarını söyledi. Hiç ekmek yapmazlarmış. Sonra üzerine biraz daha düşününce annemin de hiç ekmek yapmadığını hatırladım. Biz de hep fırından alırdık. Benim için mutfak anneannemle özdeşleşmiş. Geçmişteki tatları düşününce anneannemin mutfağı ve onun yaptıkları, kuzine, ocak gibi şeyler geliyor gözümün önüne hep. Ben de bu ilgimi ve (varsa) el maharetimi ondan aldığımı düşünüyorum. 
  
   Ekşi mayamın beslenmesini ve ekşi mayalı ekmeğimi de göz kararı yaptım bu arada. Normalde gram gram ölçülüp un ve su ekleniyor ama ben kıvamının nasıl olması gerektiğini öğrenip o kıvam üzerinden takip ettim. Sonuçta standart tarifler için ölçü şart, bunu çok iyi biliyor ve anlıyorum ama ninem de mi mutfakta teraziyle unu - suyu ölçüp yapıyordu sanki mayasını dedim, verdim coşkuyu :O). 

    Neyse, ekşi mayalı ekmek yapımı biraz zaman alıcı olduğundan ve şu an günlük rutinime çok oturtamayacağımdan ve aynı zamanda kocam da çok beğendim  her gün yapmalısın demediğinden ben ekşi mayalı ekmeği haftada bir, on günde bir kendime özel yapmaya karar verdim. Diğer günler hazır mayamla normal ekmek sürecime devam edeceğim. Bu arada şimdiye kadar ekmeklerimde yarı yarıya beyaz un ve tam buğday unu kullanıyordum. Bugün baz bir hamur yapıp ikiye böldüm. Birine beyaz un ekledim, birine tam buğday unu. İki ayrı ekmek yaptım. Beyaz ekmeğim ayrı bir güzel oldu. Fırından alınmışçasına beyaz, güzel, içi yumuşacık, dışı çıtır kabuklu bir ekmek yaptım. O ekmeği sade sade alıp elinize yerdiniz. Ve büyük ihtimalle her gün sadece o ekmeği yapsam, sıcak sıcak önlerine koysam benimkiler yanına başka hiçbir şey aramadan da, sıkılmadan da yerler. O kadar ki güzeldi. 

  Yine görüşmek üzere. 

11 Nisan 2026

Nisanın On Biri - 2026


   Bugün sizi ekşi mayam Puduhepa ile tanıştırmak istiyorum. Kendisi adını eski bir Hitit kraliçesinden alıyor. Henüz beşinci günümüzdeyiz. O benim son bebeğim :). Her gün hemen hemen aynı saatlerde bir kısmını döküp üzerine yeniden un ve su ekleyerek büyütüyorum.  Bittiğinde kendi ürettiğim mayayla ilk ekşi mayalı ekmeğimi yapabilmek için sabırsızlıkla bekliyorum. Bu arada hazır mayayla ekmeklerimi yapmaya da devam ediyorum. Dün soğuk mayalandırma denedim. İkiye böldüğüm hamurdan biri gayet güzel pişti, kahvaltı için buluştuğumuz arkadaşıma götürdüm. Diğeri maalesef çöpe gitti. Atmamam gerekirken üzerine kesik atıp içindeki bütün gazını kaçırınca içi hamur kaldı. Bu da bir tecrübe oldu tabi ki. Kaçınılmaz bir süreç olarak bazı şeyleri hatalar yapa yapa öğreniyorum. Ekmek yapımı çok keyifli hala benim için. İlk ekmeğimi yapalı neredeyse bir ay oldu ve biz o günden bugüne - uzun süreli elektrik kesintisi sebebiyle ekmek yapamadığım daha doğrusu pişiremediğim bir sefer dışında - hiç fırından ekmek almadık. 
  Şimdi bir de fırsat buldukça ev yapımı pastalarımı daha profesyonelce yapmayı öğrenmek istiyorum. Benim pastalarım için, lezzetli ama görünüş olarak tam bir anne pastası diyebiliriz. Birkaç kekim ve sosum var genelde onların çeşitlemelerini kullanıyorum. Profesyonel yapımı öğrendiğimde yine kendimiz için yapacağım, öğreneyim de dışarıya yapayım gibi bir dileğim yok (ki bu da çok revaçta biliyorsunuz). Özellikle doğum günü pastalarımız pastaneden alınmış gibi görünsün ama tatları benim el lezzetimi yansıtsın istiyorum. 
   Atahan da anne sen öğren de püf noktalarını bana da öğret dedi. O bir aşçı olarak işin profesyonel yönüne çok daha fazla hakim tabi ki ama pastacılık çok ilgi alanı değil daha çok sıcak mutfak ve fine dining üzerine çalışmayı tercih ediyor. Mutfakla biraz daha haşır neşir olduğum bir süreçteyim. Zorunlu günlük yemek kısmı değil de sevdiğim ekmek ve pasta kısımları. İkisini de tam anlamıyla öğrendiğimde ekmek bulamazsam pasta yemek değil hem ekmek hem pasta yiyecek kıvama geleceğim.

  Görüşmek üzere.

29 Mart 2026

Martın Yirmi Dokuzu - 2026



    Son on gündür kitap okuyordum. Kesintisiz. Bayram öncesinde Debbie Macomber'in Blossom Sokağı serisini en son 2015'te okuduğumu fark edince dur şunları bir daha okuyayım, bayramı da mutlu sonla biten kitaplarla geçireyim dedim. Bunun üzerine bir de bayramda yağmur yağmadı mı! Tam battaniye altında, elinde çayın - kahven okumalık kitaplar olduğu için birini bitirip birine başladım. Birinci, ikinci derken on bir kitap on günde bitti. Aslında daha da çabuk biterdi ama bayramda bir de hazır evdeyiz, şu dolabı bir toplayım diye mutfağa giriştim. O zamandan bu zamana mutfakla uğraşıyorum. 



  Ben bir ara vakumlu, ahşap kapaklı kavanozlar almıştım. Çok hoşuma gittiklerini anlayınca birkaç değişik boyunu aldım. Birkaç tane de desenli aldım. Bir kısmını kullanıma sokmuştum ama büyük kısmı da evdeki eskilerle değiştirilmeyi bekliyordu. Baharat dolabı karman çormandı. Onu da, nasılsa kavanozları değiştireceğim, o zaman hem değiştirip hem düzenlerim diyerek bekletiyordum. Bayramda hazır evdeyken, bir kenardan başlayım dedim. Kimseyi rahatsız etmeden sessiz sedasız yapabileceğim bir işti. Dolabı boşalttım. Oradan çıkarıp başka yere koyacaklarım olduğu için diğer dolabı da boşaltıp yerleştirmem gerekiyordu. Bir de başka dolaplardan alıp ilk dolaba koyacaklarım derken tüm mutfak dolapları komple ortaya döküldü. Yıka, sil, yerleştir derken benim bir kenardan başladığım iş hala bitmedi :O). Aslında şöyle, yüzde doksanı bitti. Ama bu size de oluyor mu bilmiyorum, bir kısım eşya ortada kaldı. Tezgaha koymuştum yerlerine yerleştireyim diye, tezgahı toplarken masanın üzerine aldım, yemek yiyeceğimiz zaman masanın üzerinden dolabın üzerine derken, onlar bir ara yine tezgaha döndü. Sonra yine kaldırdım başka yere derken her seferinde birkaç tanesini koyuyorum olması gereken yere ama bir yandan da başka şeyler ekleniyor galiba, o yığın hiç azalmıyor:) Bu arada yeni aldığım kavanozlardan birini de kırdım. Kızartma tenceresini devirip içindeki yağı yere dökmeyi başardım. Kombi tam da altındaki dolabı yerleştirdiğim gecenin sabahında şelale tarzı su akıtınca her şeyi tekrar boşalttım, sildim, kuruttum, yerleştirdim. Sonuçta mutfakta hadi şu dolabı yerleştirivereyim diye başlayan süreç bir şekilde günlerce süren bir maratona döndü. Fotoğraf da her yeri kavanoz, eşya doldurduktan sonra tezgahı temizleyip, günler sonra boş halinde gördüğümde aman da ne güzelmiş demek için çektiğim fotoğraf. Ama baktım baktım, sonra dedim ki, bu da böyle taşınılmayı bekleyen ev gibi, bomboş, ruhu yok. Sevmedim. 


   Bu arada ekmek yapımına devam. Tipleri kayık ama tatları süper. Kabarmış ekmeklerim, fırına vermeden hemen önce. Kalan ekmeklerden de kruton yapmaya başladım, özellikle çorbayla süper oluyor. Ben krutonu sadece fırında kurutulmuş ekmek zannediyordum nedense, halbuki ona baharat, yağ, sarımsak koyuluyormuş. Bunu da bu yaşımda keşfetmem! Gerçi çok da ilginç değil, yapmayı seviyorum ama çok ekmek seven biri değilim aslında. Rahatlıkla hayatımdan komple çıkarabileceğim bir şey. Günlerce yemesem aramam. Kocam da tam aksine makarna - pilavı bile ekmekle yiyebilecek kadar sever. Bir de ben, kepek, çavdar, tam buğday, köy ekmeği severken onun en çok sevdiği normal unla yapılan beyaz ekmektir ama benimle yiye yiye diğerlerine de alıştı. İlk evlendiğimiz yıllarda bayat ekmek de asla yemezdi, her gün mutlaka taze alırdık ama ben kızarmış sevdiğim için mecburen kızarmış ekmeğe de alıştı. Yirmi altı seneden sonra başka hangi yemek alışkanlıkları değişti bir ara biraz düşüneyim aslında...

  Yine görüşmek üzere.

 

19 Mart 2026

Martın On Dokuzu - 2026


   Ekmek yapmaya başladım ben :O). Önce cevizli, ayrıca çekirdekli ve sonra bol tahıllı yaptım. Kuru kayısı ve tarçınlı denedim. Onları kek gibi poğaça gibi canımız istedikçe koparıp koparıp yediğimizi fark edince de normal ev ekmeği yapmaya başladım. Tarif basit, 5- 6 bardak un, maya, tuz, su :O). İlk yoğuruştan sonra en az bir saat mayalanıyor, şekil verip fırın tepsisine koyduğumda da bir yarım saat dinlendiriyorum. Sonra yarım saat 200 derecede pişiriyorum. Ekmekleri yarı yarıya oranlayacak şekilde tam buğday unu - normal un karışık yapıyorum. Maya da evde ne varsa, kuru maya, yaş maya fark etmiyor. Bazen iki küçük baton yapıyorum, bazen yuvarlak 4 - 5 parça, bazen de somun. Tazeyken de güzel oluyor, kızartınca da çok güzel. Ekşi mayalı ekmek deneyeceğim bir ara. Sizin de önerileriniz varsa ekmekle ilgili yorumlara yazın lütfen. Özellikle değişik ekmek fikirlerine çok açığım. Benim yaptıklarım dışında neler olabilir mesela? Siz ekmek yapıyor musunuz? Ekmek yapımıyla ilgili tavsiyeleriniz var mı? Bekliyorum.

 Görüşmek üzere.

6 Mart 2026

Martın Altısı - 2026

   Dün kağıt hamurumu yoğurdum. Dokusuna, kıvamına baktım. İkiye bölüp bir kısmına tutkal ekledim, bir kısmını tutkalsız bıraktım. Aralarındaki farkları gözlemledim. İlk hamurumda hedefim sadece olayı anlamak olduğundan bir şeyler ortaya çıkaracağım diye çok zorlamadım, rastgele şekiller yapıp yaptıklarımı da bir kenarda kurumaya bıraktım. Bugün hala nemliydiler. Bu ilk hamuru normal, düz atık kağıtlardan yapmıştım. Biraz daha neler yapabileceğimi araştırıp bir de yumurta kartonlarından yapıp onun nasıl olduğuna bakacağım. Hiçbir şey ortaya çıkaramasam da kendimi oyun hamuruyla oynayan bir çocuk gibi mutlu hissettiğimi fark ettim. En çok hoşuma giden şeylerden biri de o yazılı, boyalı, farklı renklerdeki kağıtların dönüşüm geçirip bambaşka bir kıvamda ve renkte apayrı bir şey haline gelmesiydi. Çalışmalarım devam edecek. 

  Bugün annemin doğum günü. İyi ki doğmuş, onunla daha birçok sağlıklı, mutlu yıllarımız olur inşallah. Bugün sadece mesajla ve arayarak ve akşam üzeri yarım saatliğine bize uğradığında sarılıp öperek kutladık. Yarın Çağıllar gelecek, asıl kutlamamızı o zaman yapacağız.   

  Kaç gündür durup durup benimle artık görüşmeyen abim düşüyordu aklıma. Normalde çok fazla onu düşünmediğimden pek anlam veremedim. Sonra dedim ki, acaba sıkıntıda mı, derdi mi var, darlandığı için mi aklıma düşüp duruyor. Biraz düşündüm, öyle bile olsa dedim, adam seni çıkarmış hayatından sen hala onun için mi endişeleniyorsun yani Burcu! Aklımdan kovaladım gitti. 

  Yine görüşmek üzere.

5 Mart 2026

Martın Beşi - 2026

   Hayatımı düzenlemeye devam ediyorum bir yandan da, her anlamda. Direkt konuya daldım, değil mi? Size bahsetmeyi unuttum ama yaklaşık otuz senedir temsilcisi olduğum, bir ara takım öncülüğünü de yaptığım Avon'u bırakmaya karar verdim. Otuz seneden bahsediyorum ve eve başka marka girmedi düşünün bir. Hayatımda hiç mıratıse ya da matsonsa adım atmadım. Bir de konuyla alakasız ama mıkea'ya hiç gitmedim :O). Ne varsa alınacak katalogtan bakıp koduyla sipariş verdim. Genel olarak memnundum da ama şunu fark ettim ki artık kozmetik satışı işi yapmıyorum. Sadece kendimize alıyorum. Bunun için de temsilciliği devam ettirmeye gerek yok. Ciddi bir stok da yapmışım. O stoğun tamamen bitmesi iki seneyi bulur yani, o kadar. Eskiden yeni katalogu heyecanla beklerken artık kampanya sonlarında göz ucuyla bakar olmuşum. Eh, kendime yük yapmanın anlamı da yok o zaman. İşlevi kalmayan şeyleri sonlandırmak zaman ve enerji kazandırır. İşin hoşu şuydu ki, senelerdir kocam bana bırak derdi ben de devam edeceğim derdim. Konu kapanırdı. Bu sefer ben ona bırakıyorum deyince çok şaşırdı ve devam et, neden bırakıyorsun dedi. Tepkisinin böyle olacağını tahmin etseydim söylerken videoya çekerdim :O). 

  Bunun dışında bir süredir kağıt hamuru olayı çok ilgimi çekiyordu. Zaten taş tozunu oturtmaya çalışıyorken bir de başıma onu çıkarmayım diye uzak duruyordum ama yavaştan da olsa bir giriş yapmaya karar verdim. Dün evdeki atık kağıtları sıcak suya yatırdım. Şimdilik bir şey yapmakla uğraşmayacağım. Sadece süreç nasıl ilerliyor, kıvamı nasıl oluyor, ne yapmak gerekiyor, ne kadar dayanıklı oluyor ya da değişik kağıt türlerinden nasıl hamurlar elde ediliyor, kuruma süreci nasıl, ne kadar sürüyor bunları gözlemleyeceğim. Buna da başlayınca işten ayrıldığımdan beri yapmak isteyip de yapamadığım şeyler olarak dikiş ve etamin kaldı sadece. Dikiş için çok yayılmam gerekiyor, makineyi çıkar, kumaşları dök ortaya derken o böyle hadi bir başlayım diyebileceğim bir şey değil. En azından elimde ne var ne yok görmek için bile iyice bir köşe bucakta eşelenmem gerekiyor. O yüzden erteleyip duruyorum. Etaminlerimi ise çıkardım çoktan. Eskiden bol bol pano işlediğim için çok fazla ipim ve birkaç metre kumaşım da var. Onda da başlangıç için küçük bir şeyler seçmem lazım. Isınma turu olsun diye. Bir sürü etamin kitabım, dergim de var ama onlara bir bakıp model belirleyemedim bir türlü. O yüzden erteleyip duruyorum. 

 Görüşmek üzere...