8 Ağustos 2026

8-8-2026

    Toplaşın arkadaşlar, size bu akşam nasıl beş dakikada boomer pozisyonuna düşürüldüğümü anlatacağım. Sinir oldum, gençlerin bu özgüveni de bazen fazla geliyor bana.

    Şimdi öncelikle boomer, gerçek anlamıyla 1946 - 64 yılları arasında doğanlara deniliyor. İnternet jargonundaysa kısaca yaşlı, eski kafalı, yeniliklere ayak uyduramayan kişi demek. 

    Bir kere her şeyden önce 80'liyim ben henüz 46 yaşındayım, yaşlı sayılmam tabi ama bana boomer muamelesi yapan kızımız 22 yaşlarında olduğu için büyük ihtimalle yaşım ona 100 gibi falan göründü :O). 

    Bu genç kızımız uzaktan eğitimle pastacılık kursuna katılmış. Pasta boyutlarını, katların oluşturulmasını, krema, kaplama teknikleri gibi şeyleri öğrenmiş. Şimdi de butik pastacılık yapmak istiyormuş.

    Ben de evde kendi kendime profesyonel pastacılık öğreniyorum, fotoğraflıyorum ya, arada size de atıyorum, bunun dışında da şahsi hesabımda hikaye olarak paylaşıyorum düzenli olarak. 

    Kocam gittiği fizik tedavi merkezinde benim de pasta yaptığımı söyleyince bu hanım kızımızla birbirimizi İnstagram'dan ekledik. Ben ayrıca ona özelden mesaj attım. Evde pastacılık öğrenmeye çalışıyorum dedim. Çalışıyordum mutfaktan uzak kalmıştım artık evdeydim dedim. Pasta kurabiye yemeyi de yapmayı da hep severdim dedim..

    Bana cevap yazmış, "Ne güzel, böyle istekli olmanız süper." demiş. Tabi benim aslında bir ayağım çukurda, unumu elemişim eleğimi asmışım, gider ayak dur yaşlı kemiklerimi dinlendireyim demiyorum da, pasta yapmaya çalışıyorum, onun bakış açısı bu. Bence de süper tabi ki, ölümü beklerken son dakikada pasta yapma isteğine herkes sahip olmaz normalde :O). 

    Ve eklemiş, "Mutfağa da kısa sürede baya (o böyle yazmış) alışmışsınız belli ki". Ben kek yapmaya başladığımda 9-10 yaşlarındaydım :O). Kendi isteğimle yapıyordum bir de yani, kimse beni yapmaya zorlamıyordu. E 26 senedir de evliyim. Yemek falan yaptım bu sürede, misafir ağırladım, pasta yaptım, kurabiye pişirdim. Ne bileyim yani kısa süre olduğunu nereden çıkarmış. 

    Cevaplarını okuyunca bir an gözüm döndü aslında. Yüz yüze olsaydık büyük ihtimalle benim en ters halimle tanışacaktı ki bu herkese nasip olmaz sadece saçmalık derecesinde boş konuşanlara saklarım. Ama arada kocam da var. E bir de küçük yani, genç bile değil küçük. Ne diyeyim ben şimdi bu kıza?

    Colomba yaptım dedim, büyük ihtimalle adını bile duymamıştır, İsviçre mereng kremasını duymuş ama onu yazınca vauv dedi :O). Teknik olarak zor bunlar. Oturup iki yumurta, yarım bardak kakao, at fırına keki yapmıyorum demek istedim. Ve üçüncü cümlem olarak diyebileceğim milyon tane şey arasından beynim neyi seçti söyledi biliyor musunuz? 

     - Arkeoloji mezunuyum.

Yani, sohbetle hiçbir alakası yok, yeri yok, tamamen bak kızım, sen beni cahil cühela yerine koyuyorsun ama ben de lisans mezunuyum demiş oldum. Kendimi düşürdüğüm duruma bakar mısınız? Ve bunu ilk defa, mesajla tanıştığım, On cümle konuştuğum, küçük bir kıza diyorum. Yazdığım an ne yazdığımı fark ettim ama geri de alamadım, yollanmıştı artık. Üzerine yazdıklarım şöyle oldu:

- Arkeoloji mezunuyum.

- Ne alaka bilmiyorum söyleyesim geldi:)

- Yaşınız genç klasik ev kadını zannetmeyin istedim galiba

- Zannetseniz de sorun değil bu arada

- Çok direkt konuşan biri olabiliyorum zaman zaman

- Dışarıdan bakınca nasıl göründü bilmiyorum saçma oldu biraz:)

    Nasıl görünecek hem boomer, hem de çatlak demiştir benim için! 

    Arada kocam var, küçük bir kız kırmayım da ama ben de boomer değilim yani tepkisini vermeye çalışırken çatlak boomer oldum :O). 

    Şimdi kocam kıza sorsa, tanıştınız mı, sohbet ettiniz mi diye, hanım kızımız ne diyecek acaba çok merak ediyorum :O). 

    Yine görüşmek üzere.

6 Ağustos 2026

Ağustosun Altısı - 2026


    Az önce yaptığım elmalı turta, gerçekten ben yaptım diye demiyorum, harika kıyır kıyır bir hamuru vardı, lezizzzz olmuş. Soğumasını bekleyemediler, daha ılıkken, kalıptan çıkarmadan tırtıklanmaya başladı. Servis tabağına çıkarıp masaya koydum. Dolaptan tatlı tabaklarını alıp masaya koyana kadar yarısı bitmişti. Mutfakta oluyor bütün bunlar yani dolapla masa karşı karşıya zaten, sadece beş saniyeliğine arkamı dönmem yetti :O). 

    Turta çok sevdiğim ama bir iki kere yaptığım bir şey. Kafes örgüsünü de ilk defa denedim. Biraz kopmuş şeritlerim, acemiliğime verin. Tadına bakabilseydiniz gözünüz şerit merit görmeyecekti zaten. İki kare fotoğrafını zor çekebildim. Dilim hali hiç yok :O). 

    Kocam dışarıdaydı, geldiğinde turtayı fırından henüz çıkarmıştım. Bütün sokağın turta koktuğunu söyledi. Ben evin içinde olduğumdan almıyordum tabi kokuyu. Geçen gün de kurabiye yapmıştım (fotoğrafını koyuyorum aşağıya). Atahan işten geldiğinde bütün apartmanın tereyağlı kurabiye koktuğunu söyledi. Birisi kurabiye yapmış diye düşünmüş hatta ama aklına ben gelmemişim nedense :O). 


    Bunlar da üç renkli, sarmal, nefis tereyağlı kurabiyelerim. Şekillerini hayal ettiğim kadar güzel yapamadım. Çünkü sabırsızım. Özellikle ilk yaptığım tariflerde bir an önce bitsin, pişsin, ben de sonucu göreyim diye hep acele ettiğimden görsel kısmı biraz es geçebiliyorum. İkinciye yaptığımda daha güzel olacaktır eminim ki.
    Yine görüşmek üzere. 

2 Ağustos 2026

Ağustosun İkisi - 2026

    Şu an size, uzun zamandır ertelediğim bir işi bitirmiş olmanın haklı gururuyla yazıyorum.  

       Efendim, ben bu sabah mutfak camımı sildim ve tülünü yıkadım. Tülü yıkamak değil de, özellikle camı silmek o kadar gözümde büyüyordu ki anlatamam. 

    Son iki aydır kendimi sürekli ikna etmeye çalışıyordum camı silmek için. Şu an titiz ev kadınlarımızın "Neee, iki ay mı? Camları iki aydır silmiyor muymuş! Ne rezillik1" dediğini de duyar gibiyim. Onlara sadece şunu demek istiyorum, ikna sürem iki ay. Asıl silmediğim süreyi söylesem şak diye düşer bayılırsınız. O yüzden söylemiyorum :O). 

    Neyse efendim, o kadar gözümde büyüyor, o kadar canım istemiyordu ki, hani oldu da ölecek falan olsaydım "Oh be! Ölüyorum, camları silmekten kurtuldum" derdim :O). 

    Ama baktım ki ölmüyorum ve artık neredeyse dışarıyı göremeyeceğiz el mahkum diyerek sonunda sildim. 

    Gözümde büyüttüğüm kadar varmış. Çok sıkıldım silerken, yoruldum, nefret ettim. Bitsin bir an önce istedim. 

    Bitince de çok güzel, pırıl pırıl oldu, çok hoşuma gitti. Bakmaya doyamadım. 

    Ama şu an yine olsa yine silmek istemem. Bundan sonra hep böyle ayna gibi olsun, ne güzel desem de, pratikte benim onları tekrar silmem yine son raddede olacak büyük ihtimalle :O). Ne yani, Allah'ın bildiğini kuldan mı saklayacağım, gerçek bu. 

    Yine görüşmek üzere.

30 Temmuz 2026

Temmuzun Otuzu - 2026

    Hektor, tatlı kara suratlı çocuğum. Her sabah dörtte, beşte uyanıyoruz onunla beraber. O uyanınca benim de kalkmamı istiyor. Sonra da kafasına göre takılıyor. Bazen kucağıma geliyor beraber kitap okuyoruz. Bazen saatlerce hiç yanıma uğramıyor ama yine de uyumamam ya da yatmamam gerekiyor. Onunla hiç ilgim olmasa da evin içinde yatak odası dışında bir yerlerde olmalıyım. 

    Dün yatak odasını topladım. Son zamanlarda biraz kek pasta işlerine, biraz da öykü yazma işlerine ağırlık verdiğimden yatak odası çığırından çıkmıştı. Orası kapısını çekip göz önünden kolaylıkla kaldırabildiğim bir yer olduğundan hem uyumak için, hem çamaşırhane, hem depo, hem ambar, hem 'dağınıklığı oraya yığıp evi topladım zannetme' merkezi olarak kullandığım bir yer. Böyle çok dağıldığında kara delikler oluşturabiliyor tek kötü yönü o. Olmaması gereken bir yere karışan eşyaları çekiyor o kara delikler. Arada mutfakta da beliriyor. Neyse ki her seferinde bir eşyayı çekiyor sadece. Eşyanın kendini kurtarıp tekrar gün yüzüne çıkma süresi kendisiyle ne kadar alakasız bir yığına karıştığına göre değişebiliyor. Eninde sonunda bulunuyor ama bazen garibim eşyanın sırf biraz dinlensin, ayak altından çekilsin diye kendini kamufle edip başka bir şeymiş süsü verdiğinden de şüphelenmiyor değilim. En son kara deliğe mutfakta rastladım. Meyvelik olarak kullandığım kase kaybolmuştu. Kendini büyük kaselerin altına saklamış meğerse. Benden kaçmadı neyse ki, oyunu kısa sürede çözdüm :O). 

    Temmuz da bitiyor yavaş yavaş. Normalde ben doğduğum için, oğlumu doğurduğum için, blogumu yazmaya başladığım için en sevdiğim aydır. Son birkaç senedir yüksek sıcaklıklar ve nem sebebiyle nefret etmiştim. Bu sene İstanbul'da, bol rüzgarlı nispeten serin geçirdiğimiz için yine eskisi gibi sevmeye başladım. Ağustos da sıcak olacak tabi ki, yaz henüz bitmedi ama sonrası güz olduğu için mutluyum şimdiden. 

    Yine görüşmek üzere.

28 Temmuz 2026

Temmuzun Yirmi Sekizi - 2026

    Bugün blogumun doğum günü. Yıllar önce, yani aslında tam 21 yıl önce, yine çok sıcak bir 28 Temmuz günü "Kimse olmasa da en azından ablam, abim ve eşim okuyacaktır. Eh şimdilik bu da bana yeter. Sevgilerimle…" diyerek bitirmişim ilk yazımı. 

    24 yaşındaymışım. Atahan'ın şimdiki yaşından küçük, çocukmuşum neredeyse. Artık koskoca 46 yaşındaki bir kadınım :O).  

    Atahan 4 yaşındaymış sadece. İlk yazılarımın on senesi arşivde, ben ulaşabiliyorum ama siz göremiyorsunuz. Ama ben size söyleyeyim. Elinden tutup her yere götürüyordum onu. Size de onu ve onunla yaptıklarımızı anlatıyordum. Şimdi 25 yaşında ve çok anlatamıyorum artık. Kızabilir bana diye çekiniyorum :). 

    Hayatımda ablam, abim, kocam varmış. Kimse okumasa onlar okur demişim ama Şimdi biri öldü, biri beni reddetti, biri de yazılarımı okumuyor artık. Ben bir yerlerde tek yazıya denk gelip kime ne olmuş anlayamadığımda çok sinir olduğum için yeni takipçiler ya da sadece bu yazıyı okumuş olanlar için açıklama ekleyim, eskiler zaten biliyor bunları, isterlerse geçebilir. 

    Ablam 2022'de kanserden vefat etti. 

    Abim, 2024'te annemin babam öldükten sonra yaptığı sevgilisine karşı çıkmadığım için oğlum dahil tüm aileyle görüşmeyi kesti. 

    Kocam hem sağ hem de hala kocam ama artık yazılarım ilgisini çekmiyor galiba :O). Ay yok, bu da çok sert oldu. Beni çok seviyor ama yazılarımı sevmiyor desem. Okumuyor ki, sevmeme durumu değil okumama durumu var. Ay, hem hala büyük aşkla beni seviyormuş gibi hem de en büyük destekçimmiş gibi falan nasıl diyeceğimi bilemedim. Şöyle diyeyim, zorlarsam ve zorbalarsam okur :O). İyi bir dırdır sonucunda elde edemeyeceğimiz hiçbir şey yok sevgili hemcinslerim, vazgeçmeyelim :O). Yine de pek olmadı galiba ama olsun. 

    İlk yazmaya başladığımda 5 senelik evliydik şimdi 26 senelik evliyiz. Adam canlı canlı beni yaşıyor 26 senedir, yazılarımı ne yapsın. Öpüyorum buradan kendisini. 

  "Şimdi biri öldü, biri beni reddetti, biri de yazılarımı okumuyor artık." cümlesi, ilgi, empati, aaa canıııım diyeceğiniz cümleydi. Açıklamaya dalıp o kısmını yeterince vurgulayamadım. Yoruma koşup "biz varız, biz okuyoruz, yalnız değilsin" falan yazın lütfen. Ya da İnstagram gönderilerindeki gibi anket yapıp sizi yorum yazmaya kışkırtacak cümleler mi yazsam direkt? Beceremiyorum da öyle şeyleri: 

    Sizin de biri ölen, biri sizi reddeden, biri de artık sizi okumayan üç sevdiğiniz varsa yorum yazın! Tam böyle değildi bu iş galiba. Bir daha deniyorum, Siz de benim gibi "Şu dünyada yapayalnız kaldım!" diyorsanız yorumlarda buluşalım! Biraz daha büyük vermem gerekiyor duyguları. İkincisi daha iyi oldu gibi. Neyse, o trendin modası geçecek neredeyse ben daha yeni öğreniyorum ama olsun. Geç olsun güç olmasın. 

    İlk başladığımda okuyordum, ev kadınıydım. Çanakkale'deydim. Sonra okul bitti, İstanbul'a geldik. Çalıştım. İstifa ettim derken ilk günle aynı olan tek şey şimdi yine ev kadını olmam :O). 

    21 sene olmuş! Beraber geçirdiğimiz yirmi bir yıl... Benimle sevindiniz, üzüldünüz, yas tuttunuz. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Arada tanıştığım okuyucularım oldu. Yine olsa yine tanışırım bu arada. Çok da mutlu olurum. Yolunuz bu taraflara düşerse haber verin. Ciddiyim bak, beklerim yani. Yaş aldım, kilo da aldım son zamanlarda ama özümde ben hala aynıyım. Hiç değişmedim. Görüşsek büyük ihtimalle aynı yazılarındaki gibisin dersiniz. 

    Geçenlerde Atahan duş alıyordu. Gittim ben de banyonun önüne yattım. Bayılmışım ya da ölmüşüm gibi. Çıksın bir şaşırsın istedim. Kalk anne yerden dedi, sen yapınca normal oluyor böyle şeyler. 

    Söz, size böyle şeyler de yapmam. İnsan içinde normal davranıyorum genelde. Sevdiklerimle baş başayken yapıyorum ne yapacaksam :O). 

     Yine görüşmek üzere.

20 Temmuz 2026

İyi Ki Doğdum Ben - 20.07.2026 - Pazartesi


     Bugün benim doğum günüm. 47. yaşıma basıyorum. Kutlu olsunnnn :O). 

    kutlamamızı cumartesi yaptık. Kendime doğum günü pastası olarak Cafe Fernando'dan bir devil's food kek tarifi seçtim. Ben yaptım diye söylemiyorum ama gerçekten muhteşem olmuştu. Islatmadan ıslak gibi olan dokusu, yoğun çikolatası derken cumartesi cenneti yaşattı hepimize. Pastayı kesince bir dilim yiyebildim. Sonraya kalmadı, bitmişti. Yakın zamanda başka doğum günü de yok ama bir şeyleri bahane edip ilk fırsatta tekrar yapmak istiyorum. Muhteşemdi. 

    Birkaç gündür çok sıcak ve esmiyor bile. Bu aşırı sıcaklar tüm enerjimi sömürüyor. Akşama doğru biraz rüzgar başladığında işlerimi yapabiliyorum. Onun dışında sağda solda yatıyorum bütün gün. Perşembe gibi biraz düşecekmiş sıcaklıklar, gün sayıyorum sürekli.

    Şu an size bu yazıyı yazabilmem bile mucize. Çok yazamıyorum zaten. Galiba beynim de eridi :O). 

    Yine görüşmek üzere...

10 Temmuz 2026

10 Temmuz 2026 - Cuma


     Bugün Atahan'ın doğum günü. Dolu dolu 25 yaşında oldu. Yarından itibaren yirmi altıncı yaşından gün almaya başlayacak. Fotoğrafta gördüğünüz de ona yaptığım snickers pastanın ara katı. Snickers pastayı ilk defa yaptım. Şu an dolapta dinleniyor. Gidip gidip kapağı açarak pastama bakıyorum. Ama henüz tadına bakamadığım için güzel yapıp yapmadığımı bilmiyorum. Soslarının tencerede kalanlarını kaşıkla yedim. Çok güzel olmuşlardı. Pastada birleştirilmiş hali de güzelse akşama bizi bir şölen bekliyor...

    Atahan hep yaparken de fotoğraf çek, video çekimi yap diyor. Bu yönde birkaç talep daha da aldım aslında. Sorun şurada ki ben de hep ilk defa yapıyor olduğum için o an tarife, tekniklere odaklanıp çekmeyi unutuyorum. Bazen çekmek istesem de bekletmemem gereken bir şey olduğundan ya da ocakta altı açık olduğundan çekemiyorum. Ancak sakin anlara denk gelirse aklıma geliyor. Bu birleştirme aşaması öyleydi mesela. O an bir fotoğraf çektim. Yapım aşamasından tek fotoğrafım da bu zaten. Bittikten sonra bir telaşım olmadığından fotoğrafla uğraşmak çok daha kolay ve pratik. 

    Bizim ev sokakla aynı seviyede. E şimdi yaz, camlar da açık. İçeride ne konuşuyorsak dışarıdan bire bir duyuluyormuş. Ben de duyuyorum sokakta konuşulan her şeyi. Ben mutfaktayken, masada oturduğum yerden dışarıdaki herhangi biriyle rahatlıkla sohbet ederim yani, cama falan çıkmama gerek yok. 

    Mutfakta özellikle yeni tarifler deniyorken yaşadığım aksiliklerde bazen minik küfürler edebiliyorum. Küçük yani gerçekten küçücük ama yine de küfür sonuçta :O). Özellikle de bir şeyleri kırdığımda ya da döktüğümde ağzımdan kaçıyor. Duyanlar ne düşünüyordur bilmiyorum ama sabah harika bir karamel sos yapınca mesela, o keyifle "Anan da mı pastacıydı beee!" de dedim kendime :O). Eminim ki küfür ettiğimde dışarıda en az on kişi oluyordur ama bunu dediğimde de kimse yoktur. Hep kötü şeyler duyulur zaten!


    Bunlar da ev yapımı pastane poğaçalarım. Bire bir pastane poğaçası gibiydi gerçekten ama yağı mide yakmayan cinsinden :O). Benim tarif kriterim Atahan. Bir profesyonel olduğu için yemeğin içine koyduğum ve en tahmin edilemez sandığım baharatları bile anlıyor mesela. Tadına baktığı şeyi hangi yöntemle yaptığımı bire bir söylüyor. Yaptıklarım güzelse dile getiriyor ama aksayan - olmamış yönlerini de tek tek sayıyor. Bazen yol gösteriyor, bazen de tıkanıp kaldığım noktalarda fikir veriyor. Sabah ona pastasıyla ilgili bir şeyler anlatıyordum. Poğaçalar da masanın üzerindeydi. Yerken gayri ihtiyari "aynı pastane poğaçası gibi yaa" dedi. Çok mutlu oldum :O).

    Bir başka ilginç olay daha bugün oldu. Biraz önce tezgahta bir şeylerle uğraşıyordum. Kocam da sigara içiyor o sırada. Benim sırtım ona dönük. Elimde de telefon. Dün annemle Atahan'ın doğum günü hediyesini konuşmuştuk. Ne alayım diye sormuştu. Şortlarının eski olduğunu ya da büyük geldiğini söyleyip şort al demiştim. Bugün de arayıp "Atahan spor şortu istiyormuş," dedim. Annemle bunun üzerine konuşmaya devam ederken, baktım kocam benim anneme söylediklerimi ona söylüyorum zannedip cevap veriyor bir yandan. Anneme, Atahan spor şortu istiyormuş diyorum.

Annem, "Spor şortu nasıl oluyor ki?" diye soruyor.

Kocam arkamdan "Tamam istiyorsa al o zaman," diyor.

Anneme cevap veriyorum, "Yani böyle pamuklu gibi, günlük kullanım gibi değil de basketçi şortu derdik biz eskiden onun gibi" - bu arada spor şortuyla basketçi şortu da aynı şey mi bilmiyorum ya da "basketçi şortu" gibi bir şey olup olmadığını, aklıma o örnek geldi sadece:)- 

Annem, "Anladım" diyor.

Kocam yine arkamdan konuşuyor, "Ben bilmem basketçi şortu. Sen bak işte!"

Bir yerden sonra onun bana cevap verdiğini anlayınca gülmekten konuşamadım. Diyalog değil, olayın absürtlüğü komikti. Normalde benim kocam, telefonunda oyun oynarken dışarıya da kapatır kendini. Ölüyorum desem duymaz. Düşüp ölsem sen ancak cenazeme katılırsın derim hatta ona bazen. O kadar ki dünyadan uzaklaşır. Hiçbir zaman hiçbir dediğimi algılamayıp da alakasız bir şekilde şortu üzerine alınıp cevap vermesi doğaüstü bir olay gibiydi! 

    Akşam pasta kesimi için gelenler olacak. Gidip şöyle bir sağı solu toplamam lazım artık. 

    Yine görüşmek üzere.