Burcu'nun Mutfak Penceresi :O)
12 Eylül 2026
12 Eylül 2026 - Cumartesi
11 Eylül 2026
Eylülün On Biri - 2026
Yine görüşmek üzere.
10 Eylül 2026
On Eylül 2026 - Perşembe
Benim büyük, kapaklı, komple cam ve ayaklı bir fanusum var. Çok da güzel, severek de kullanıyorum. Ama, çok büyük ve çok ağır. Sık sık bir şeyler pişiriyor da olsam kullanmadığım zaman masada yer kaplıyor. Boşken kaldırayım desem üst dolapta yer var, indir kaldır zor oluyor. Daha pratik, daha küçümen bir şeyim olsa günlük kullansam diye düşündüm. Büyük, cam saklama kabı baktım ama ben kapağı da cam olsun, içinde ne var rahatlıkla görünsün istiyordum. İstediğim boydaki saklama kaplarının kapakları ya renkli plastik ya da ahşaptı. Daha küçük ve ayaksız bir fanus baktım ama evde çok sevdiğim bir fanusum varken ikincisini almak da saçma geldi. Kurabiye kavanozu yapacağım büyük, geniş ağızlı bir kavanoz alayım dedim. O da kurabiye için tatlış olacaktı ama kek, poğaça, turta gibi şeylerde kullanamayacaktım.
Borcamlara baktığımda yukarıda fotoğrafını gördüğünüz modeli buldum. Her açıdan tam istediğim gibi olduğundan almaya karar verdim. 2.600 ml hacmi var. Aşırı büyük de değil, çok küçük de değil. Daha büyüğü olsaydı onu alırdım gerçi ama bu da gayet yeterli.
Bu arada son durumlar ne bilmiyorum, reklam yapmıyorum efendim, kullanıp beğendiğim bir ürünü tavsiye ediyorum. Kendi paramla aldım hem, daha doğrusu kocam aldı bana, yıldönümü hediyesi olarak. Herhangi bir sponsorluk, ücret ödenmesi durumu yok ama al bu ürünü hem kullan hem tanıt diyen olursa yollasın ürününü hem kullanırım, hem tanıtırım, bütün kitleme de alması için tavsiye ederim :O).
Yedi Eylül, bizim evlilik yıldönümümüzdü. 26. seneyi bitirip 27'ye başladık. Kocama hediye olarak fudge brownie (çok sevdiğim için her bahaneyle yapıyorum), elmalı turta (çok güzel oluyor - turtayla brownienin fotoğraflarını koyuyorum aşağıya) ve pastane poğaçası (annem de arkadaşlarına götürecekti, iki tepsi pişirdim) yaptım. O da bana çok istediğim Borcam tencereyi aldı. Aldığından haberi yoktu gerçi. Canım kocam yorulmasın diye ben beğendim, araştırdım, buldum ve onun adına kendime aldım :O). Annelerinize, eşlerinize mutfak eşyası, tencere tava almayın, kişisel zevklerine uygun hediyeler alın derler ya. Mutfak benim kişisel zevkim, mutfakla ilgili her şeyi alabilirsiniz. Bunu da şuraya iliştireyim. Okumuyorlar yazılarımı biliyorsunuz ama belki bir gün birinin hediye alası gelir, aa bakayım ne yazmış, belki istediği bir şey vardır, blogunda dile getirmiştir diye bakası tutar: Mutfakla ilgili her hediye kabulum ve son derece uygun ve beni mutlu eder. Birkaç kere de "hediye" ve "mutfak" yazdım aynı cümlede. Arama falan da yaparlarsa direkt çıksın :O).
Neyse efendim işte, artık kek, kurabiye, börek, çörek pişirdiğimde aman Allah'ım, yaptım, pişirdim, çok güzel, yediğimizi de yedik ama ben bu kalanları nereye koyacağım? Büyük ve ağır fanusumu dolaplardan indirirken zorlanacak mıyım diye düşünmeme gerek kalmadı. Henüz bir şey yapıp içine koymasam da saklama kabım da hazır.
9 Eylül 2026
Eylülün Dokuzu - 2026
Son beş gündür yazmayı çok isteyip bir türlü başlayamıyorum. Tarihi güncelledim sürekli. Sayfa hep açık derken, bu akşam başka bir şeye el atmadan direkt yazmaya başladım artık. Daha önceki denemelerimde, dur şunu da halledeyim, bunu da yapayım öyle başlayım derken yazma işi hep kaldı. En son bir hafta önce yazmışım ama belki de isteyip de yazamadığım için, tam olarak sebebini bilmiyorum ama sanki aylardır hiç yazmamışım gibi hissediyorum kendimi. Belki size anlatacağım bir sürü konu biriktiği içindir.
Öncelikle bilgi güncellemesi yapayım. Son yazımda bahsettiğim üzüm ekşi mayam Grawpi ile ilk ekmeğimi yaptım. Bunu birazdan ayrıntılı anlatacağım ama ondan önce mayanın gelişim aşamasıyla ilgili birkaç şeyden bahsetmek istiyorum.
Üzüm ekşi mayası diye bir şey olduğunu ilk öğrendiğimde çok heyecanlandım ben. Bu işlerde yeniyim aslında eminim daha bilmediğim çok fazla şey vardır. Ama ben bir şekilde kendimi sanki yıllardır ekşi maya yapıyormuşum da her şeyi öğrenmişim, artık hiçbir şey beni şaşırtmıyorken birden hiç bilmediğim yeni bir tat keşfetmiş bir bilim insanı falan gibi hissettim :O). Koştum pazara üzüm aldım, hemen ertesinde heyecanla mayamı kurdum ve sabahtan akşama başında bekleyip kabarcık yolu gözledim. Bu heyecan ve mutlulukla da kendimden bir canavar yarattım. Hani filmlerde olur ya çılgın mucitler, bir şey icat ederler ve ona o kadar çok bağlanırlar ki, dünyaya zarar vereceğini de bilseler yok edemezler. İşte hayatımda (-ayatımda yazmıştım buraya düzelttim, serdeki Trakyalılık bazen hiç olmayacak yerlerde çıkıyor) neyse, hayatımda ilk defa o çılgın mucitleri anladım. Ekşi üzüm mayama kıyamadığım için gerekli bir adımı atladım ve evde Grawpi kolonisi kurdum.
Şimdi gelelim ilk üzüm ekşi mayam Grawpi 1 ile yaptığım ekmeğime. Bolca Kavılca unu, biraz güçlü beyaz ekmek unu, su, maya, çekirdek ve tohum var içinde. Tadı efsane oldu. Mayam çok genç olduğu için aroması birazcıcık kuvvetliydi ama beslenip geliştikçe alttan alta hissedilen bir aromaya dönüşecek. Renginin koyuluğu içindeki buğdaydan. Kavılca buğdayı tam buğday unu gibi. Öğütülmeden bırakılıyor. O yüzden beyaz bir renk vermiyor. İnternetten aldım ben bu arada. Belki köylerde ekenler vardır, şehir dışında yaşıyorsanız has halini bulabilirsiniz. Belki büyük marketlerde de vardır. Çok market gezmedim açıkçası, internetten puanı ve yorumları iyi bir satıcıda bulunca direkt aldım. Sadece ben yiyeceğim için tek ekmeklik kadar un kullandım. Kocam ekşi mayalı ekmek zaten pek sevmiyor, bunun bir de aroması baskın olduğu için hiç tercih etmeyeceğini düşündüm ki, doğru düşünmüşüm. Tadına baktı gerçi. Bir de günlerce ben durmadan sürekli üzüm ekşi mayam, Kavılca buğdayı, Grawpi, besledim, kabardı, bak ne tatlı oldu, kokusuna bak deyip durduğum için kendi yapmış kadar oldu. Yedikten sonra da saatlerce, çok güzel olmuş deyip durduğum için yemiş kadar oldu :O).
Ekmeği klasik ekşi maya tarifiyle yaptım. Piştikten sonra dinlendirip soğuttum. Tek üzüldüğüm nokta ilk kestiğimde kayda almamak oldu. O kabuğun çıtırtısını size dinletebilmeyi isterdim. Kestiğim anda aroması geldi burnuma. Kabuğu efsaneydi. Oturduğum yerde iki kocaman dilimini hiç anlamadan, yanına da bir şey aramadan yemişim bile. Tadına bakıyordum, ne oldu o dilim diye aranırken fark ettim. Atahan da bayıldı.
Sonuçta bugün hemen ikinci ekmeği yoğurdum, yarın pişireceğim.
Anlatacak çok şeyim vardı ama zamanım ancak Grawpi'yi ve ekmeğimi anlatmaya yetti. Gitmeden son kararımı sizlerle paylaşacağım. Mümkün olduğunca her gün yazacağım. Bir keresinde denemiştim hatırlarsınız belki. Bir ay boyunca her gün yazmıştım. Sadece bir gün kaçırmıştım. O her gün yazıp yazmayacağımı görmek için yaptığım bir denemeydi. Amaç ne olursa olsun yazmaktı. Bu öyle değil. Özellikle sizlerle paylaşmak için yazacağım. Az veya çok, önemli veya önemsiz. Yani bana göre hepsi önemli de, belki size önemsiz gelebilir. Neyse, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, yaptıklarım, düşündüklerim. O günün payına ne düşüyorsa.
O zaman yarın yine görüşmek üzere...
2 Eylül 2026
Eylülün İKİSİ - 2026 Çarşamba
Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen bir iç sıkıntısı geliyor böyle ruhuma yapışıyor ve beni mutsuz ediyor. Bir şey yapasım gelmiyor böyle zamanlarda. Enerjim düşüyor ve hep yaptığım, sevdiğim şeylerden de keyif almaz oluyorum. Bu mevsimsel olabilir, hormonal olabilir, o dönem kafama takılan yapmak istediğim bir şeyi yapamadığım için olabilir, yorgun ya da uykusuz olduğum için olabilir. Uzun süreli olmuyor, depresyon gibi bir şey de değil, günlük ya da iki - üç günlük mutsuzluklar diyebilirim.
Bugün mesela hava hala çok sıcak olduğu için yaza, havaya ve sıcağa takığım. Nefret ettim artık hepsinden:). Eylül de geldi. Tamam 1 Eylül itibariyle hemen sonbahar fiziksel olarak başlamayacak, bunu biliyorum ama havada bir güz kokusu olsun. Camı komple açmama gerek olmasın, yukarıdan açmış olmak yetsin. Her yer katman katman toz olmasın. Sabah serinliği hissedelim, akşam bir tık üşüyelim artık. O da yok. Eylülün ilk yarısı böyle geçecekmiş. Sonrasında başlayacakmışız sonbahar havasını hissetmeye :(
Dün ekşi üzüm mayamı kurdum. Adı Grawpi. Bir de Kavılca unu aldım. Mayam hazır olunca güzel, bol tohumlu, çekirdekli bir ekmek deneyeceğim. Sonra bir ara nohut mayası deneyeceğim ve bir de elma. Nohut mayalı ekmek zaten eskiden beri severim. Deneme sırasında niye böyle sonlara attığımı bilmiyorum. Belki tadını bildiğim içindir.
Atahan diyor ki sabah, "kilo aldım". Dikkatli yemeyi bırakıp biraz rahat bir hafta verdi kendine. "Şimdi ben bu rahat haftamdayken bir şey yapmadın, ben yine kontrollü yemeye başlayınca yaparsın, sabah da yatağıma getirip bana tattırırsın." Kızıyor ama haklı. Tam da dediği gibi yapıyorum. O kadar güzel oluyor ki yaptığım bir şey, mis gibi, tazecik, fırından yeni çıkmış, özel götürüp ona tattırıyorum. Ana oğul aynı yemek tutkusunu paylaşmamız iyi mi kötü mi bilmiyorum açıkçası :).
Buralara daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere...
12 Ağustos 2026
Ağustosun On ikisi - 2026
Az önce yemek yapmam gerekiyordu ama hiç canım istemiyordu. Böyle bir içim sıkıldı. Kocam yoktu, oğlum yoktu, Hektor uyuyordu. Daraldım. Birinden biri gelse keşke ya da Hektor uyansa dedim. O sıkıntı boğmaya başlamıştı beni.
Yemek yapacak basit, uğraştırmayacak ne var diye bakmak için buzdolabını açtım. Saklama kabında karpuz vardı. Hazır, dilimlenmiş, soğuk. Hemen yanında da kapaklı cam kabında mis beyaz peynir. Yemek yapmak yerine çıkarıp şunlardan yiyeyim dedim.
Çok iyi geldi. İki dilim karpuz, yanına az peynir. Canım sıkılmamış meğerse benim karnım acıkmış :O).
Kalktım sonra yemeği de yaptım güle oynaya.
Yine görüşmek üzere.
10 Ağustos 2026
Ağustosun Onu - 2026
Bugün sizlerle dün yaptığım kabağı paylaşmak istiyorum. Henüz sadece annem, kocam, oğlum, yani evdekiler gördü. Bir de şimdi siz görüyorsunuz. Sap kısmını henüz bitirmedim aslında. Çeşitli fikirler var aklımda. Onları bir deneyip en çok hangisi hoşuma giderse onu uygulayacağım. Sabitlemeden sardım bu rafyayı mesela. Sonra çıkardım ağaç dalı denedim. Kurdele bağladım. Sonra hepsini çıkardım. Asılacak bir aparat gibi bir şey yapabilir miyim arkasına, duvara da asılabilir mi diye düşündüm. Bugün nihai kararı verip bitireceğim.
Nedense kabağa pek benzetemedi ama annemle kocam. Benim için çok bariz de acaba gerçekten benzemiyor mu diye düşünmeye başladım. Bir de annem çok hoş oluyor bazen. "Ne yapacaksın bunu?" dedi. Süs, dekor, el uğraşısı. İnternette gördüm denedim. Bunu ortaya çıkaracak el becerim var mı diye baktım. Ne yapabilirim yani? En fazla duvara asarım, bir köşeye koyarım, hiç mi istemedim birine veririm. O kişi de en kötü benim kabağa benzemeyen kabağımla yaşar artık. Hayır, laf çok uzamadan şunu da belirteyim annem öyle minimalist, hayatında, evinde hiç süsü olmayan, o tarz şeyleri sevmeyen biri değil. Evine gitseniz sadece yaptığı ve astığı şeylere bakmakla, beş - altı saat geçer. E o zaman bana neden soruyorsun, ne yapacaksın bunu diye :O). Duvara asıp ya da bir köşeye koyup seyrine bakacağım demem lazımdı ama neyse ki terbiyeli bir evladım da demedim. Şimdi onun arkasından size çekiştiriyorum sadece :O).
Yine görüşmek üzere.


.jpg)

.jpg)


