12 Eylül 2026

12 Eylül 2026 - Cumartesi

    Bu sene lutenitsamı kendim yaptım. Gayet de yenilebilir, güzel bir şey çıktı ortaya. Hatta bir kere daha yapsam mı diye de düşündüm ama sonra fırsat bulamadım. 
    Geçenlerde de turşu mu kursam dedim. Kornişon. Turşu hiç kurmadım ben. Evdeki tüketimimiz kendimin kurmasını gerektirecek kadar yoğun değil. Marketten aldığım 350  - 700 gr'lık kavanozlar yetiyor genelde. Güzel yapılmış bir tuşunun yerini tutmaz tabi ki ama çok yemeyince evde yaptığına değmiyor böyle şeyler. Turşu kurma merakım da yemek için değil nasıl yapacağımı öğreneyim diye aslında. Şimdilik onu da bir fikir olarak kenarda tutuyorum. Ben kornişon yapmak istiyorum, kocam lahana yap dedi. Şu sıralar hemen yapamayacağım, müsait değilim. O zaman kışı bekleyim lahana çıksın kışın yapayım diye düşündüm ben de. Biraz erteledim o fikri. 
    Sürekli mutfaktayım zaten. Geçen gün düşündüm haftada birle sınırlandırayım mutfaktaki ekstra işlerimi. Günlük yemek döngüsü dışındaki tarifleri. Sonradan o da içime sinmedi. Bir şey gördüğüm zaman yapacaksam, evde malzemelerim de varsa, canım da yapmak ya da yemek istiyorsa yapayım işte. Onu da kurala bağlamayım dedim kendi kendime. 
    Dünkü kurabiyeler bitti mesela. Bir hafta sonra mı yapacağım tekrar? Ne gerek var? Hatta şöyle diyorum biraz buzdolabını düzenleyim, bakayım kenarda kıyıda kalmış bir şeyler varsa onları yapayım, hem iyice bayatlamadan yapılmış olsunlar hem de dolap biraz düzene girsin. Kavanoz dolu dolabın içi ve reçel de var, lutenitsa da, maya da. Onların dolapta ne işi var ki demeyin, koydum işte. Geçenlerde portakal şekerlemesi yaptığımda artan portakal suyu şerbetini gördüm dolapta. Portakal aromalı bir kek yapasım var onunla. Hatta yazımı bitirdiğimde tarif araştıracağım. Bu akşamı kahvenin yanında güzel bir portakal aromalı kek eşlikçimiz olsun, fena mı! Yok bir de haftada bir yapacakmışım, abartmayın yani siz de!
    Bu arada bir de dün, madem her gün yazıyorum, evin içinde önce kaybedip sonra bulduklarımı mı da yazsam mı acaba diye düşündüm. Sonra evin içinde kaybettiğime göre, bulduğum yerler abuk sabuk olursa yazmaya utanır mıyım acaba diyerek vazgeçtim :O). Kırlent kılıflarım kayıp da. Koydum bir yere ben onları, bir araya topladım. Hepsi ayrı ayrı yerlerdeydi, oradan buradan kılıf çıkmasın, tek yerde olsunlar dedim de o yer neresi onu hiç hatırlamıyorum! 
    Yine görüşmek üzere.

11 Eylül 2026

Eylülün On Biri - 2026


    Bugün hem bu atık üzüm ekşi mayalı kurabiyeleri hem de üzümlü - cevizli çatla patla (kaya, şekilsiz) kurabiyeleri yaptım. Grawpi'yi kullandım atık ekşi maya olarak ve çok güzel bir aroma verdi. Bundan sonra sık sık yapacağım büyük ihtimalle. Böyle bir lezzetten uzak durabileceğimi sanmıyorum. 
    Geçen kış parça parça ördüğüm ama birleştiremediğim battaniyenin parçalarını düzenledim. Diktiğimde buraya da mutlaka fotoğrafını atacağım. Battaniyeyi bitirdiğimde dikip hazır bir şekilde kaldıracaktım aslında ama yün iğnemi bulamadım. Öyle olunca da yaz boyunca parça parça kaldı. Battaniyeyi Atahan'ın kız arkadaşına hediye ördüm. Eylülün sonunda doğum günü, havalar da serinlemeye başladı. Artık tamamen bitirip sahibine vermek istiyorum. 
    Parçaları düzenlerken yeni bir battaniyeye başlayasım geldi. Yeşilli - kahverengili tonlarda. Hareli ipten. Yeni battaniyeye başlarsam daha önce başladığım ve evdeki artık iplerden ördüğüm iki ayrı battaniye bir kenarda kalacak. Yazın hiç örgü - ip elime almadım tabi ki, düşüncesi bile fenalık geçirtiyordu ama havalar soğuyor yavaş yavaş. Şöyle bir ipleri, yünleri ortaya döküp gözden geçireceğim. Eski projelerimi hatırlatacağım kendime. Eğer irademe hakim olabilirsem de yeni ip almadan evdeki yarım kalmış işlerimi bitireceğim.
    
     Yoruldum bugün, bir sürü de şey yaptım ama ortada bir tepsi çikolatalı kurabiye dışında bir şey yok. Çatlapatlaları annemin arkadaşları için yapmıştım, biz tadına baktık sadece kalanı olduğu gibi ona verdim. Dünden biraz yemek vardı ama ek yapmak gerek yanına. Kocam kayınvalideme uğradı bir ihtiyacı var mı diye, oğlum kız arkadaşıyla buluştu. Bulaşıklar yıkanacak (makineye atacağım), kuruyan çamaşırlar toplanıp yıkananlar asılacak ama hiç enerjim yok. Hazır onlar da yokken hem biraz dinleneyim hem size yazayım istedim. Moladan sonra işleri bitireceğim.

    Yine görüşmek üzere.  

10 Eylül 2026

On Eylül 2026 - Perşembe


   
    Benim büyük, kapaklı, komple cam ve ayaklı bir fanusum var. Çok da güzel, severek de kullanıyorum. Ama, çok büyük ve çok ağır. Sık sık bir şeyler pişiriyor da olsam kullanmadığım zaman masada yer kaplıyor. Boşken kaldırayım desem üst dolapta yer var, indir kaldır zor oluyor. Daha pratik, daha küçümen bir şeyim olsa günlük kullansam diye düşündüm. Büyük, cam saklama kabı baktım ama ben kapağı da cam olsun, içinde ne var rahatlıkla görünsün istiyordum. İstediğim boydaki saklama kaplarının kapakları ya renkli plastik ya da ahşaptı. Daha küçük ve ayaksız bir fanus baktım ama evde çok sevdiğim bir fanusum varken ikincisini almak da saçma geldi. Kurabiye kavanozu yapacağım büyük, geniş ağızlı bir kavanoz alayım dedim. O da kurabiye için tatlış olacaktı ama kek, poğaça, turta gibi şeylerde kullanamayacaktım. 

    Borcamlara baktığımda yukarıda fotoğrafını gördüğünüz modeli buldum. Her açıdan tam istediğim gibi olduğundan almaya karar verdim. 2.600 ml hacmi var. Aşırı büyük de değil, çok küçük de değil. Daha büyüğü olsaydı onu alırdım gerçi ama bu da gayet yeterli. 

    Bu arada son durumlar ne bilmiyorum, reklam yapmıyorum efendim, kullanıp beğendiğim bir ürünü tavsiye ediyorum. Kendi paramla aldım hem, daha doğrusu kocam aldı bana, yıldönümü hediyesi olarak. Herhangi bir sponsorluk, ücret ödenmesi durumu yok ama al bu ürünü hem kullan hem tanıt diyen olursa yollasın ürününü hem kullanırım, hem tanıtırım, bütün kitleme de alması için tavsiye ederim :O). 

    Yedi Eylül, bizim evlilik yıldönümümüzdü. 26. seneyi bitirip 27'ye başladık. Kocama hediye olarak fudge brownie (çok sevdiğim için her bahaneyle yapıyorum), elmalı turta (çok güzel oluyor - turtayla brownienin fotoğraflarını koyuyorum aşağıya) ve pastane poğaçası (annem de arkadaşlarına götürecekti, iki tepsi pişirdim) yaptım. O da bana çok istediğim Borcam tencereyi aldı. Aldığından haberi yoktu gerçi. Canım kocam yorulmasın diye ben beğendim, araştırdım, buldum ve onun adına kendime aldım :O). Annelerinize, eşlerinize mutfak eşyası, tencere tava almayın, kişisel zevklerine uygun hediyeler alın derler ya. Mutfak benim kişisel zevkim, mutfakla ilgili her şeyi alabilirsiniz. Bunu da şuraya iliştireyim. Okumuyorlar yazılarımı biliyorsunuz ama belki bir gün birinin hediye alası gelir, aa bakayım ne yazmış, belki istediği bir şey vardır, blogunda dile getirmiştir diye bakası tutar: Mutfakla ilgili her hediye kabulum ve son derece uygun ve beni mutlu eder. Birkaç kere de "hediye" ve "mutfak" yazdım aynı cümlede. Arama falan da yaparlarsa direkt çıksın :O).



    Neyse efendim işte, artık kek, kurabiye, börek, çörek pişirdiğimde aman Allah'ım, yaptım, pişirdim, çok güzel, yediğimizi de yedik ama ben bu kalanları nereye koyacağım? Büyük ve ağır fanusumu dolaplardan indirirken zorlanacak mıyım diye düşünmeme gerek kalmadı. Henüz bir şey yapıp içine koymasam da saklama kabım da hazır.

    Dünkü yazımda uzun uzun grawpiden bahsettim ya, pazardan üzüm alırken en bakımsız, doğal, yamuk yumuk olanını aldığımı söylemeyi unuttum. Yapmayı düşünen varsa diye iletmiş olayım. Tüm pazarı dolaştım. Bulabildiğim en rustik? - otantik? satıcıyı (köylü amca) buldum. Üzümlerimin ekşi mayada en iyi sonucu vermesi için doğala en yakın olması gerekiyordu. Yarım kilo organik! üzümlerden yarım kilo da eli yüzü düzgün üzümlerden aldım. Eve geldiğimde de mayamı 1 avuç üzümü ezip çekirdeği, suyu, kabuğu ne varsa hiç ayırmadan üzerine un ve su ekleyerek kurdum. Bu arada üzümleri yıkamıyoruz da. En fazla tozu gitsin diye nazikçe silebiliyoruz. Mayayı yapacak mikroorganizmaların üzerinde kalması gerekiyormuş. Yoksa olmuyormuş. 
    Bunun dışında ikinci ekmeğimi de bugün pişirdim. En az ilki kadar harikaydı. Üçüncü ekmeğimde üzüm ekşi mayamla normal beyaz un kullanıp mayanın saf aroması nasılmış diye bir bakacağım. Bir ara da Kavılca buğdayı unumla normal ekşi mayayı kullanıp unun aromasına bakacağım. İki üç günde bir ekşi mayalı ekmek yapmayı düşünüyorum en azından bir süreliğine. Artık elim de alıştı. Çok daha kolay geliyor yapması.
    Yine görüşmek üzere.

9 Eylül 2026

Eylülün Dokuzu - 2026

    Son beş gündür yazmayı çok isteyip bir türlü başlayamıyorum. Tarihi güncelledim sürekli. Sayfa hep açık derken, bu akşam başka bir şeye el atmadan direkt yazmaya başladım artık. Daha önceki denemelerimde, dur şunu da halledeyim, bunu da yapayım öyle başlayım derken yazma işi hep kaldı. En son bir hafta önce yazmışım ama belki de isteyip de yazamadığım için, tam olarak sebebini bilmiyorum ama sanki aylardır hiç yazmamışım gibi hissediyorum kendimi. Belki size anlatacağım bir sürü konu biriktiği içindir.

    Öncelikle bilgi güncellemesi yapayım. Son yazımda bahsettiğim üzüm ekşi mayam Grawpi ile ilk ekmeğimi yaptım. Bunu birazdan ayrıntılı anlatacağım ama ondan önce mayanın gelişim aşamasıyla ilgili birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. 

    Üzüm ekşi mayası diye bir şey olduğunu ilk öğrendiğimde çok heyecanlandım ben. Bu işlerde yeniyim aslında eminim daha bilmediğim çok fazla şey vardır. Ama ben bir şekilde kendimi sanki yıllardır ekşi maya yapıyormuşum da her şeyi öğrenmişim, artık hiçbir şey beni şaşırtmıyorken birden hiç bilmediğim yeni bir tat keşfetmiş bir bilim insanı falan gibi hissettim :O). Koştum pazara üzüm aldım, hemen ertesinde heyecanla mayamı kurdum ve sabahtan akşama başında bekleyip kabarcık yolu gözledim. Bu heyecan ve mutlulukla da kendimden bir canavar yarattım. Hani filmlerde olur ya çılgın mucitler, bir şey icat ederler ve ona o kadar çok bağlanırlar ki, dünyaya zarar vereceğini de bilseler yok edemezler. İşte hayatımda (-ayatımda yazmıştım buraya düzelttim, serdeki Trakyalılık bazen hiç olmayacak yerlerde çıkıyor) neyse, hayatımda ilk defa o çılgın mucitleri anladım. Ekşi üzüm mayama kıyamadığım için gerekli bir adımı atladım ve evde Grawpi kolonisi kurdum. 


    Fotoğraf tamamen gelişigüzel çekildi, kusura bakmayın. Ve size her şeyi anlatayım derken çok daldan dala atlayıp konuyu biraz dağıtabilirim, bunu da hoş görün. 
    Şimdi efendim, normalde ekşi maya kurmaya başladığımızda her beslemeden önce mayanın bir kısmını çöpe döküyoruz! Evet, bildiğiniz çöpe. Hiç acımadan. Çünkü bebek ve genç mayalarda asidite fazla oluyor. Mayayı çöpe dökmezsek ekşi değil çok çok çok ekşi maya elde etme ihtimalimiz yüksek. Ayrıca o mayayı en az bir hafta - on gün beslememiz gerekiyor. Üzerine un ve su ekledikçe maya çoğalıyor. Hiç çöpe dökmezsek, kabarma payını da bıraktığımızda bizim en küçük boy kavanozla başlayıp 1, 2 litrelik kavanozlarla bitirmemiz gerekir. Maya arttıkça kullanacağımız un miktarı da artar, sadece beslemeye en az bir kg un kullanmış oluruz. Atma sebeplerimiz her açıdan mantıklı aslında. 
    Puduhepa'yı kurarken de, Felicita'yı kurarken de hiç düşünmeden attım hep bir kısmını ama Grawpi'de artık dediğim gibi çok heyecanlandığım için mi, en küçükleri olduğu için mi bilmiyorum, çöpe atmaya kıyamadım. Atmam gereken her mayayı ayrı bir kavanoza alıp besledim. Sonuçta evdeki kavanozlar yetmedi artık neredeyse. Toplu beslemeler yaptım. 
    En ilginci şu oldu, ayırdıklarımı da beslemem gerektiğini düşünemedim ilk başta. Aç bıraktım çocukları. Mutfakta, lavabonun yanındaki kahve makinesiyle mutfak şefinin üzerinde duruyordu kavanozlar. Lavabonun başında iş yaparken tam da burun hizamda kalıyorlar. Çocuklar acıktıkça ekşi ekşi kokmaya başladılar. Ben yine de hiç onlara yormadım. Çöpü değiştirdim. Giderleri yıkadım. Koku geçmedi. Geldim gittim kokuyu aldım ve ben çöp değiştirip gider yıkadım ama koku geçmedi. Bu arada koku hafif aslında, dediğim gibi tam benim burnumun hizasında olduğu ve ben hep lavabo başında olduğum için kokuyu alıyorum. Oğluma ya da kocama ulaşacak kadar da kuvvetli değil. Tam iki gün sonra aklım başıma geldi. Bu arada abileri var, ilk başladığım kavanoz. Onu besliyorum düzenli. O ilk ekmekte kullanmaya hazır olan maya oldu zaten. Diğerleri hep sonradan geldiler. Neyse, iki gün boyunca abilerini bir güzel besleyip dört kavanozu aç bırakıp ağlattıktan sonra onları da beslemem gerektiği kafama dank etti. Bir daha da gider ya da çöp de kokmadı :O). Çok üzüldüm ama nedense. Onları güya öldürmeyim diye çöpe atmayıp aç bırakmama üzüldüm. Neyse ki, ölmediler. Gayet iyiler şu an. Ben gelişmeye devam edenleri hala dökemiyorum çünkü ilk yaptıklarımı dökmedim şimdi bunları dökersem haksızlık olur gibi geliyor. Fotoğraf birkaç gün öncesinden. Orada nispeten azlar. Şu an buzdolabında kullanıma hazır 4 kavanoz Grawpi mevcut. Tezgahın üzerinde de 4 tane hala beslenmekte olan var. Birini de ekmek yaptım bitirdim. Toplamda 9 - 10 kavanozla olayı sonlandırabileceğimi umuyorum...
    Kıssadan hisse, ekşi maya yapmaya ilk defa başlayacaksanız, hiç acımayın dökün! Yoksa benim gibi bir koloni yaratırsınız.
    Bu arada, koloniyi zaman içinde ekmek yaptıkça azaltacağım. Atık ekşi mayalı tariflerim var. Ekmeklerde kullanılacaklar kullanılacak, kalanları da bu tariflerle değerlendirilecek. Hiçbiri ziyan olmayacak.


    Şimdi gelelim ilk üzüm ekşi mayam Grawpi 1 ile yaptığım ekmeğime. Bolca Kavılca unu, biraz güçlü beyaz ekmek unu, su, maya, çekirdek ve tohum var içinde. Tadı efsane oldu. Mayam çok genç olduğu için aroması birazcıcık kuvvetliydi ama beslenip geliştikçe alttan alta hissedilen bir aromaya dönüşecek. Renginin koyuluğu içindeki buğdaydan. Kavılca buğdayı tam buğday unu gibi. Öğütülmeden bırakılıyor. O yüzden beyaz bir renk vermiyor. İnternetten aldım ben bu arada. Belki köylerde ekenler vardır, şehir dışında yaşıyorsanız has halini bulabilirsiniz. Belki büyük marketlerde de vardır. Çok market gezmedim açıkçası, internetten puanı ve yorumları iyi bir satıcıda bulunca direkt aldım. Sadece ben yiyeceğim için tek ekmeklik kadar un kullandım. Kocam ekşi mayalı ekmek zaten pek sevmiyor, bunun bir de aroması baskın olduğu için hiç tercih etmeyeceğini düşündüm ki, doğru düşünmüşüm. Tadına baktı gerçi. Bir de günlerce ben durmadan sürekli üzüm ekşi mayam, Kavılca buğdayı, Grawpi, besledim, kabardı, bak ne tatlı oldu, kokusuna bak deyip durduğum için kendi yapmış kadar oldu. Yedikten sonra da saatlerce, çok güzel olmuş deyip durduğum için yemiş kadar oldu :O). 

    Ekmeği klasik ekşi maya tarifiyle yaptım. Piştikten sonra dinlendirip soğuttum. Tek üzüldüğüm nokta ilk kestiğimde kayda almamak oldu. O kabuğun çıtırtısını size dinletebilmeyi isterdim. Kestiğim anda aroması geldi burnuma. Kabuğu efsaneydi. Oturduğum yerde iki kocaman dilimini hiç anlamadan, yanına da bir şey aramadan yemişim bile. Tadına bakıyordum, ne oldu o dilim diye aranırken fark ettim. Atahan da bayıldı. 

    Sonuçta bugün hemen ikinci ekmeği yoğurdum, yarın pişireceğim. 

    Anlatacak çok şeyim vardı ama zamanım ancak Grawpi'yi ve ekmeğimi anlatmaya yetti. Gitmeden son kararımı sizlerle paylaşacağım. Mümkün olduğunca her gün yazacağım. Bir keresinde denemiştim hatırlarsınız belki. Bir ay boyunca her gün yazmıştım. Sadece bir gün kaçırmıştım. O her gün yazıp yazmayacağımı görmek için yaptığım bir denemeydi. Amaç ne olursa olsun yazmaktı. Bu öyle değil. Özellikle sizlerle paylaşmak için yazacağım. Az veya çok, önemli veya önemsiz. Yani bana göre hepsi önemli de, belki size önemsiz gelebilir. Neyse, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, yaptıklarım, düşündüklerim. O günün payına ne düşüyorsa. 

    O zaman yarın yine görüşmek üzere...

2 Eylül 2026

Eylülün İKİSİ - 2026 Çarşamba

     Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen bir iç sıkıntısı geliyor böyle ruhuma yapışıyor ve beni mutsuz ediyor. Bir şey yapasım gelmiyor böyle zamanlarda. Enerjim düşüyor ve hep yaptığım, sevdiğim şeylerden de keyif almaz oluyorum. Bu mevsimsel olabilir, hormonal olabilir, o dönem kafama takılan yapmak istediğim bir şeyi yapamadığım için olabilir, yorgun ya da uykusuz olduğum için olabilir. Uzun süreli olmuyor, depresyon gibi bir şey de değil, günlük ya da iki - üç günlük mutsuzluklar diyebilirim. 

    Bugün mesela hava hala çok sıcak olduğu için yaza, havaya ve sıcağa takığım. Nefret ettim artık hepsinden:). Eylül de geldi. Tamam 1 Eylül itibariyle hemen sonbahar fiziksel olarak başlamayacak, bunu biliyorum ama havada bir güz kokusu olsun. Camı komple açmama gerek olmasın, yukarıdan açmış olmak yetsin. Her yer katman katman toz olmasın. Sabah serinliği hissedelim, akşam bir tık üşüyelim artık. O da yok. Eylülün ilk yarısı böyle geçecekmiş. Sonrasında başlayacakmışız sonbahar havasını hissetmeye :(

    Dün ekşi üzüm mayamı kurdum. Adı Grawpi. Bir de Kavılca unu aldım. Mayam hazır olunca güzel, bol tohumlu, çekirdekli bir ekmek deneyeceğim. Sonra bir ara nohut mayası deneyeceğim ve bir de elma. Nohut mayalı ekmek zaten eskiden beri severim. Deneme sırasında niye böyle sonlara attığımı bilmiyorum. Belki tadını bildiğim içindir. 

    Atahan diyor ki sabah, "kilo aldım". Dikkatli yemeyi bırakıp biraz rahat bir hafta verdi kendine. "Şimdi ben bu rahat haftamdayken bir şey yapmadın, ben yine kontrollü yemeye başlayınca yaparsın, sabah da yatağıma getirip bana tattırırsın." Kızıyor ama haklı. Tam da dediği gibi yapıyorum. O kadar güzel oluyor ki yaptığım bir şey, mis gibi, tazecik, fırından yeni çıkmış, özel götürüp ona tattırıyorum. Ana oğul aynı yemek tutkusunu paylaşmamız iyi mi kötü mi bilmiyorum açıkçası :). 

    Buralara daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere...

12 Ağustos 2026

Ağustosun On ikisi - 2026

     Az önce yemek yapmam gerekiyordu ama hiç canım istemiyordu. Böyle bir içim sıkıldı. Kocam yoktu, oğlum yoktu, Hektor uyuyordu. Daraldım. Birinden biri gelse keşke ya da Hektor uyansa dedim. O sıkıntı boğmaya başlamıştı beni.

    Yemek yapacak basit, uğraştırmayacak ne var diye bakmak için buzdolabını açtım. Saklama kabında karpuz vardı. Hazır, dilimlenmiş, soğuk. Hemen yanında da kapaklı cam kabında mis beyaz peynir. Yemek yapmak yerine çıkarıp şunlardan yiyeyim dedim.

    Çok iyi geldi. İki dilim karpuz, yanına az peynir. Canım sıkılmamış meğerse benim karnım acıkmış :O). 

    Kalktım sonra yemeği de yaptım güle oynaya.

    Yine görüşmek üzere. 

10 Ağustos 2026

Ağustosun Onu - 2026


     Bugün sizlerle dün yaptığım kabağı paylaşmak istiyorum. Henüz sadece annem, kocam, oğlum, yani evdekiler gördü. Bir de şimdi siz görüyorsunuz. Sap kısmını henüz bitirmedim aslında. Çeşitli fikirler var aklımda. Onları bir deneyip en çok hangisi hoşuma giderse onu uygulayacağım. Sabitlemeden sardım bu rafyayı mesela. Sonra çıkardım ağaç dalı denedim. Kurdele bağladım. Sonra hepsini çıkardım. Asılacak bir aparat gibi bir şey yapabilir miyim arkasına, duvara da asılabilir mi diye düşündüm. Bugün nihai kararı verip bitireceğim.

    Nedense kabağa pek benzetemedi ama annemle kocam. Benim için çok bariz de acaba gerçekten benzemiyor mu diye düşünmeye başladım. Bir de annem çok hoş oluyor bazen. "Ne yapacaksın bunu?" dedi. Süs, dekor, el uğraşısı. İnternette gördüm denedim. Bunu ortaya çıkaracak el becerim var mı diye baktım. Ne yapabilirim yani? En fazla duvara asarım, bir köşeye koyarım, hiç mi istemedim birine veririm. O kişi de en kötü benim kabağa benzemeyen kabağımla yaşar artık. Hayır, laf çok uzamadan şunu da belirteyim annem öyle minimalist, hayatında, evinde hiç süsü olmayan, o tarz şeyleri sevmeyen biri değil. Evine gitseniz sadece yaptığı ve astığı şeylere bakmakla, beş - altı saat geçer. E o zaman bana neden soruyorsun, ne yapacaksın bunu diye :O). Duvara asıp ya da bir köşeye koyup seyrine bakacağım demem lazımdı ama neyse ki terbiyeli bir evladım da demedim. Şimdi onun arkasından size çekiştiriyorum sadece :O).

    Yine görüşmek üzere.