6 Mart 2026

Martın Altısı - 2026

   Dün kağıt hamurumu yoğurdum. Dokusuna, kıvamına baktım. İkiye bölüp bir kısmına tutkal ekledim, bir kısmını tutkalsız bıraktım. Aralarındaki farkları gözlemledim. İlk hamurumda hedefim sadece olayı anlamak olduğundan bir şeyler ortaya çıkaracağım diye çok zorlamadım, rastgele şekiller yapıp yaptıklarımı da bir kenarda kurumaya bıraktım. Bugün hala nemliydiler. Bu ilk hamuru normal, düz atık kağıtlardan yapmıştım. Biraz daha neler yapabileceğimi araştırıp bir de yumurta kartonlarından yapıp onun nasıl olduğuna bakacağım. Hiçbir şey ortaya çıkaramasam da kendimi oyun hamuruyla oynayan bir çocuk gibi mutlu hissettiğimi fark ettim. En çok hoşuma giden şeylerden biri de o yazılı, boyalı, farklı renklerdeki kağıtların dönüşüm geçirip bambaşka bir kıvamda ve renkte apayrı bir şey haline gelmesiydi. Çalışmalarım devam edecek. 

  Bugün annemin doğum günü. İyi ki doğmuş, onunla daha birçok sağlıklı, mutlu yıllarımız olur inşallah. Bugün sadece mesajla ve arayarak ve akşam üzeri yarım saatliğine bize uğradığında sarılıp öperek kutladık. Yarın Çağıllar gelecek, asıl kutlamamızı o zaman yapacağız.   

  Kaç gündür durup durup benimle artık görüşmeyen abim düşüyordu aklıma. Normalde çok fazla onu düşünmediğimden pek anlam veremedim. Sonra dedim ki, acaba sıkıntıda mı, derdi mi var, darlandığı için mi aklıma düşüp duruyor. Biraz düşündüm, öyle bile olsa dedim, adam seni çıkarmış hayatından sen hala onun için mi endişeleniyorsun yani Burcu! Aklımdan kovaladım gitti. 

  Yine görüşmek üzere.

5 Mart 2026

Martın Beşi - 2026

   Hayatımı düzenlemeye devam ediyorum bir yandan da, her anlamda. Direkt konuya daldım, değil mi? Size bahsetmeyi unuttum ama yaklaşık otuz senedir temsilcisi olduğum, bir ara takım öncülüğünü de yaptığım Avon'u bırakmaya karar verdim. Otuz seneden bahsediyorum ve eve başka marka girmedi düşünün bir. Hayatımda hiç mıratıse ya da matsonsa adım atmadım. Bir de konuyla alakasız ama mıkea'ya hiç gitmedim :O). Ne varsa alınacak katalogtan bakıp koduyla sipariş verdim. Genel olarak memnundum da ama şunu fark ettim ki artık kozmetik satışı işi yapmıyorum. Sadece kendimize alıyorum. Bunun için de temsilciliği devam ettirmeye gerek yok. Ciddi bir stok da yapmışım. O stoğun tamamen bitmesi iki seneyi bulur yani, o kadar. Eskiden yeni katalogu heyecanla beklerken artık kampanya sonlarında göz ucuyla bakar olmuşum. Eh, kendime yük yapmanın anlamı da yok o zaman. İşlevi kalmayan şeyleri sonlandırmak zaman ve enerji kazandırır. İşin hoşu şuydu ki, senelerdir kocam bana bırak derdi ben de devam edeceğim derdim. Konu kapanırdı. Bu sefer ben ona bırakıyorum deyince çok şaşırdı ve devam et, neden bırakıyorsun dedi. Tepkisinin böyle olacağını tahmin etseydim söylerken videoya çekerdim :O). 

  Bunun dışında bir süredir kağıt hamuru olayı çok ilgimi çekiyordu. Zaten taş tozunu oturtmaya çalışıyorken bir de başıma onu çıkarmayım diye uzak duruyordum ama yavaştan da olsa bir giriş yapmaya karar verdim. Dün evdeki atık kağıtları sıcak suya yatırdım. Şimdilik bir şey yapmakla uğraşmayacağım. Sadece süreç nasıl ilerliyor, kıvamı nasıl oluyor, ne yapmak gerekiyor, ne kadar dayanıklı oluyor ya da değişik kağıt türlerinden nasıl hamurlar elde ediliyor, kuruma süreci nasıl, ne kadar sürüyor bunları gözlemleyeceğim. Buna da başlayınca işten ayrıldığımdan beri yapmak isteyip de yapamadığım şeyler olarak dikiş ve etamin kaldı sadece. Dikiş için çok yayılmam gerekiyor, makineyi çıkar, kumaşları dök ortaya derken o böyle hadi bir başlayım diyebileceğim bir şey değil. En azından elimde ne var ne yok görmek için bile iyice bir köşe bucakta eşelenmem gerekiyor. O yüzden erteleyip duruyorum. Etaminlerimi ise çıkardım çoktan. Eskiden bol bol pano işlediğim için çok fazla ipim ve birkaç metre kumaşım da var. Onda da başlangıç için küçük bir şeyler seçmem lazım. Isınma turu olsun diye. Bir sürü etamin kitabım, dergim de var ama onlara bir bakıp model belirleyemedim bir türlü. O yüzden erteleyip duruyorum. 

 Görüşmek üzere...

4 Mart 2026

Martın Dördü - 2026

 

  

  Hektor'un yatağı :O). Geçen yazımda aldığımdan bahsetmiştim. Aslında yatağın ayrı bir şiltesi vardı ama çok yumuşak olduğundan Hektor hareket ettikçe içine gömülüyor bu da kendisini güvensiz hissettiriyordu. Yatağa iyice alışana kadar o yumuşak şilteyi kaldırıp bizim daha sert olan sandalye minderlerinden koydum. Bizim mabadımız rahat etmese de olur, önemli olan çocuğumdu tabi ki :). Yatağı hep hayal ettiğim gibi mutfak kaloriferine taktım. Orası tam camın kenarında, pencere de yere kadar, yattığı yerden dışarısını rahatlıkla izleyebiliyor. Son durum şu ki, geçen gün ilk (ve belki de son defa) bana mutfak kapısını açtırıp gidip yatağına yattı. Bunun dışında orada benim bir yatağım var, gideyim hem yatayım, hem dışarıyı izleyim, kaloriferin de yanı, sıcacık diye pek düşünmüyor. Ben alıp yatağına koyuyorum. Tamam, itiraf ediyorum koyma işlemi tamamen benim irademle oluyor ama koyduktan sonra hiç müdahale etmiyorum. İsterse yatıyor isterse saniyesinde kalkıyor. Teklif var ama ısrar yok.. Son durum şu diyebilirim, yatağımız hayatımızın vazgeçilmez bir öğesi değil ama hiç yatmadı diyebileceğim seviyede de değil. Ara ara gidip kullanmalık, canı isterse tercih ettiği bir obje. Sokakta hareket varsa orada yatıp izlemeyi seviyor ama sakin günlerde nadir takılıyor. Bu arada fotoğrafta da kağıt havlu öyle sarkık ve yamuk. Düzeltmeden fotoğrafı çektim. Düzeltmeye çalışsaydım kalkıp giderdi. Fotoğraf çekilmeyi sevmiyor elimde telefonu gördüğü anda nerede olursa olsun çekip gidiyor. Sağı solu düzeltmeye kalktığımda yakalayamıyorum hiç. O yüzden bahtıma ne çıkarsa öyle çekiyorum :O).

  Sonra yine uğrayacağım, şimdilik bu kadar diyelim. Yine görüşmek üzere.

14 Şubat 2026

Şubatın On Dördü - 2026

   Son aşklarımı sizinle de paylaşmak istedim. Markaları görünmüyor da yine de yazayım, reklam değil. Gittim parasıyla çatır çatır aldım :O). İçleri boş, kullanmayacağım belki de bir süre ama çok tatlılar. Gözümün önünde olmalarını seviyorum. Çalışma odasında duruyorlardı bir süredir, dün mutfağa aldım. 

   Eski objelere bayılıyorum. Eskitilmiş objelere de bayılıyorum. Taş tozundan eskitilmiş görünümlü obje yapma denemelerim de oluyor ama tekniğe daha hakim değilim. Tam istediğim sonucu alamıyorum. İstediğim gibi olduklarında sizinle de paylaşacağım.

  Geçen hafta implantların altıncı ay kontrolü vardı. Bir sorun yok, gayet iyiler. Dişçiye gideceğim zaman, bu sadece bir kontrol bile olsa, o kadar çok sıkıyorum ki kendimi eve döndüğümde on saat taş taşımış gibi oluyorum. Günler öncesinden de stres yapmaya başlıyorum. Kafamın bir yerinde "dişçi" alarmı çalıyor sanki sürekli. Durmaksızın, hiç susmadan. Kontrol bittiğinde de çok rahatlıyorum. Bir sorun olmadıkça - ki hiç olmaz umarım - dişçiyle hiçbir işim gücüm kalmadı artık, çok mutluyum. Sadece hepten aykırı çıkan bir 20'lik dişim vardı. Çekilmesi gerekiyordu. Ona da baktı. Beklemeye devam edelim dedi. Ağrı sızı yapmıyorsa, ki yapmıyor, durabildiği kadar dursun dedi. Benim hiç acelem yok zaten çekilmesi için, durabildiği kadar duracak olması da ayrı mutlu etti. Sonuçta gerim gerim gerildiğim bir dönemi daha huzurla atlatmış oldum :O). 

  Bir online günlüğüm olsa diye düşündüğümü fark ettim geçen gün. Bir saniye sonra aklıma geldi, e var zaten :O). Blogumu nasıl unutabildim hiç bilmiyorum. O an kafam başka yerdeydi büyük ihtimalle. 

  Taa Paris'in zamanından beri kedi kalorifer yataklarına bayılıyorum. Hep onlarda gözüm vardı ama kaç kere baksam da almaktan hep son anda vazgeçiyordum. Geçenlerde baktım Hektor çamaşır serdiğim zaman kalorifer peteğinin üzerinde yatmayı seviyor. Çamaşır yokken tercih etmiyor, sıcaklıkla beraber o yumuşaklığı da istiyor demek ki. Neyse, bunu görünce ben yine kalorifer yataklarına bakmaya başladım. Aldım da. Dün geldi ama bizimki şu an için çok yüz vermedi. Biraz kokladı, indi gitti. Merakla takip ediyorum alışacak mı, sevecek mi, yatacak mı diye. Ona biraz zaman tanımaya karar verdim. Kokusu yabancı gelmesin diye bir giysimi de koydum yatağa. Çok başında durup çocuğu da germemeye çalışıyorum ama bir gözüm hep üzerinde. Sevip de yatarsa size de fotoğraf atacağım. 

  Yine görüşmek üzere. 

5 Şubat 2026

Şubatın Beşi - 2026

     Hayatın hay huyunda, günlerin koşturmacasında zaman akıp gidiyor. Buraya çok sık uğrayamıyorum. Kafam hep bir şeylerle dolu. Hep yapacak işlerim var. Yavaş yavaş her şeyi bir düzene oturtuyorum aslında ama bazı şeyler için de biraz daha zamana ihtiyacım var. 

    2019 - 2020'de ablamın hastalığı döneminde bir yandan iyileşince tam zamanlı bir işe dönmesinin zor olacağını düşünerek, ben de işten çıkarsam bana da bir alternatif olsun diyerek kendi markamızı, el işi ürünler satarak kurmaya karar vermiştik. Çalışmalarımıza başladık, İnstagram sayfamıza ürün yüklüyorduk. Annem dikiyordu, ben fotoğraflıyordum, ablam fikir desteği sağlıyordu. Kanser dışında hayatımızda bir konu oluyordu, annem dikmekle uğraşıp biraz kafasını dağıtıyordu, yeni şeyler öğreniyorduk. Adım adım ilerliyorduk derken ablamı kaybettik. O gidince, hesaba onu kaybettiğimizi yazdım, ürünlerin hepsini toplayıp bir kenara kaldırdım, bir daha da elim değmedi onlara. Kolum kanadım kırıldı. Sonra sonra İşten ayrılınca Dolap hesabından satış yapmaya başladım ama el işi ürünler hala kaldırdığım yerdeydi. İnstagram hesabında son gönderi duruyordu. Bambaşka şeylere yönelip onlara dokunamadım hiç. Onsuz geçen üç yıl...Bütün temelleri birlikte attık. Bir yanım diyor ki, giden sen olsaydın devam etmesini isterdin, bir yanım diyor ki, hiç elleme bırak böyle kalsın. Bilmiyorum. Bugün bir dönüp bakayım dedim ama biraz ağır geldi galiba. Hemen bir karar almak zorunda değilim diye düşünerek duygularımı sizinle paylaşmaya geldim.

  Yine görüşmek üzere...

19 Ocak 2026

Ocağın On Dokuzu - 2026

   Bu sabah uyandığımda dışarısı bembeyazdı. İnce ince ama yoğun bir şekilde de yağmaya devam ediyordu. Atahan'ın iş yeri uzak ve ters, o nasıl gidecek nasıl dönecek diye dertlenirken karın keyfine fazla varamadım. Güzergahtaki tüm yolları, canlı kameraları, Büyükçekmece'den ve civarından atılan anlık - son dakika hesaplarındaki tüm durumları inceledim. Navigasyondan yol açık mı diye baktım. Genelde ana yollar açıktı ama bizim evin önü gibi ara yollar kapalıydı. Dokuz buçuk gibi dayanamadım Atahan'ı uyandırdım (Mesaisi 15.00 - 23.00 olduğundan geç yatıp geç kalkıyor.). Toplanıp en tehlikesiz şekilde nasıl gidilir, şu yol mu bu yol mu diye istişare yaptık. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Ettik. Daha biz sofradan kalkmadan kar durmuştu, yerdeki tüm kar da eriyip gitmişti :O). İçim rahatladı en azından, durup durup kar yağıyor mu diye camdan bakmaktan da kurtuldum. 

  Kargoya da gitmem gerekiyordu bugün. Tabi pazartesi yoğunluğu da olduğundan on kişilik bir işlem sırasının on birinci kişisi olarak beklemeye başladım. Gişe önünde ikinci sırada bekleyen teyze dikkatimi çekti. Onu izledim biraz çaktırmadan. O arada sıra ona geldi. Doğum tarihini söyledi "teyze" ve benden bir yaş küçük olduğunu gördüm. 81'liymiş!  Ona teyze diyorsak bana bir ayağı çukurda dememiz lazım! Ama ya valla bak, hayatımda bu kadar "teyze" görünüşlü bir kadın görmedim ben. Tam tarif edemiyorum, yandan gördüm çünkü, yüzünü falan tam görmedim ama davranışları bildiğin bir "yaşlı" davranışıydı. Yaptığı tek şey de artık ne ödüyorsa, onun kodunu / abone numarasını ardından doğum tarihini söyleyip parasını vermekti. Kendi kendime çok güldüm. Kameraları izliyorlarsa, bugün melul melul sırasını beklerken birden, durup dururken ve aniden yüzü gülmeye başlayan kişi bendim :O). Önce bir ufal da cebime gir Burcu dedim kendime. Kadın senden küçükmüş, neyin "teyze"si, abartma dedim. Sonra bir ona baktım, bir kendime. E çünkü doğal olarak o teyzeyse ben hayli hayli teyzeydim :O). Ama gerçekten, iki gözüm önüme aksın ki, ben hiç "teyze" gibi durmuyorum. Kendime genç demek için demiyorum, tipim teyze tipi değil. O "teyze" gittikten sonra da çok sıra bekledim, o arada da düşünüp durdum. Bu da ayrı bir duruş mu diyeyim, tipoloji mi diyeyim, bilmiyorum ama o bende yok, o kardeşte ise fazlasıyla vardı :). 

  Yine görüşmek üzere...

11 Ocak 2026

Ocağın On Biri - 2026

   Kafam dolu olduğunda yazamıyorum. Odak noktam pratik işlere kaymıştı son haftalarda. Doğru düzgün bilgisayarın başına bile geçmedim. Günler de çok çabuk geçiyor. Evde sıkılmaya hala zamanım olmadı :O). Bu bir ısınma - giriş yazısı olsun. Kafamdakileri de biraz netleştirdim gibi. Sonra bir ara gelip daha uzun yazayım. 

   Görüşmek üzere.