29 Eylül 2026

29 Eylül 2026 - Salı

    Sizi masamdan küçük bir enstantane ile karşılıyorum. O gördüğünüz iki minik tatlış kabağı yaptım dün gece. Hemen fotoğrafını da çektim. Bu fotoğrafı da sadece size özel koydum. Başka yerde yayınlanmadı. Özelsiniz yani, bilginize.
    Sabah, "Hemen her gün yazıyorum artık. E ben bir ev kadınıyım, gelirim yok. Bloguma reklam bağlasam, kazandığım parayla da özel aşçı tutsam, her gün yemek yapsa, ben yapmasam." diye düşündüm. İnstagram'da da çok görüyorum. İkinci el uygulamalarından eşya satıp ev, araba parası biriktiriyoruz, işte beş milyon borcumuz var onu ödüyoruz, gün 1, gün 1758 tarzı gönderiler. Sonra da şunun farkına vardım: Milletin hayali ev, araba almak, derdi borç ödemek. Benim derdim para kazanıp özel aşçı tutarak yemek yapmaktan kurtulmak :O). Allah başka dert vermesin, amin. Yani olabilir bence, neden olmasın? Açım fakirim reklam koyayım da karnımı doyurayım yazsaydım mutlu mu olacaktınız? Aksine üzülecektiniz, ah kıyamam fakirmiş diyecektiniz. Sizi üzmüyorum işte, ne güzel :O). Aç ve fakir değilim, özel aşçı istiyorum sadece. 
    Aşçı bize yemek yapsın, ben de ekşi mayalı ekmeklerimi yapayım. Pasta yapayım. Çok güzel bir işbirliği bence. Herkes mutlu olduğu şeyi yapacak. Ve en güzeli de şu: Beni bu hayale kavuşturmak sizin elinizde. Şu an için reklam meklam yok blogta ama koyarsam lütfen hepsine tek tek tıklayın. Girip bir bakın. Bunu Burcu'nun özel aşçıya kavuşması için yapıyorum motivasyonuyla hareket edin. Şimdiden teşekkür ederim hepinize. El birliğiyle başaracağız, inanıyorum!
    Bu arada siz reklam tıklayacaksınız da ben de boş durmayacağım. Evde, elimdeki kaynakları tüketip alışveriş yapmayarak özel aşçı parası biriktireceğim. Dün mesela rujum bitmişti artık, çöpe attım. Gidip hemen yenisini almak yerine evde neyim var diye baktım. Ambalajlı bir ruj kalmış Avon zamanından. Açıp rengini görmek istedim. Sürdüm. Kırmızıymış. Ama nasıl bir kırmızı, ben size kullanım alanını söyleyeyim siz anlayın. Düğüne falan giderken sürülecek tonda değil. Sadece ve sadece sahne alırken sürülebilecek kırmızının en çarpıcı, en koyu, en göze batan tonu. Buna bir de benim güneş yüzü görmemiş en beyazdan daha beyaz tenimi ekleyin. Ruju sürünce Burcu yok oldu, sadece dudaktan ibaret oldum, öyle diyeyim yani. Ve tam da ruju sürmüşken ne oldu tahmin edin, kapı çaldı! Kargocu gelmiş. Ruj da ne menem bir şeyse kalıcı pigmentli mi artık bilmiyorum siliyorum yine bile çıkmıyor. Mecburen kapıyı sahneden yeni inmiş, ev kıyafetini giymiş ama henüz makyajını temizlememiş kadın modunda açtım. Yani aslında evde ruj sürmekte sakınca yok, kargocuya ya da kim geldiyse kapıyı da gayet rahat rujumla açabilirim ama rujum o "kırmızı" olmasaydı iyiydi. Adamın suratına bakamıyorum neredeyse, yere bakarak konuşuyorum.
    Ama size bir şey diyeyim mi? Kargocu kesinlikle şaşırmamıştır. Bence geldikleri en eksantrik kişilerden biri benim. Hektor kaçmasın diye kapıyı çoğunlukla The Shining filmindeki Jack Nicholson'un ikonik kapı sahnesindeki gibi açıyorum. 

    Genellikle tam hamur yoğururken de geldikleri için çoğunlukla kapıyı dirseğimle açıp iki elimi ameliyata girecek cerrah gibi havada tutup paketi yere bırakmalarını da rica ediyorum. Hamurun cıvık anındaysa elimi çıkaramayıp kucağımda kocaman yoğurma kasesiyle açmışlığım da oldu. 

     Buraya kadar anlattığım görüntüler de saçma ama en çok şaşırdıkları şapkalı ve önlüklü halim oluyor nedense ki bence en normal halim bu. Saçlarım kısa olduğundan toplayamıyorum. Bir şeyler yaparken hijyeni sağlamak için Atahan'ın kullanmadığı aşçı şapkasını takıyorum. Kapıyı kafamda şapka, üzerimde önlüğüm açtığımda her seferinde aşırı şaşırıyorlar. Şapka da fotoğrafta gördüğünüz kep gibi olan model, yüksek, ucu tavana değen o beyaz şef şapkalarından değil aslında. Dur ben onlardan alayım da bir dahakine öyle açayım değişiklik olsun diye :O). Fotoğrafı da yapay zeka yaptı. Yüz kere değiştirme de desem yüzümü değiştiriyor her seferinde inatla.  
    Yapay zeka demişken seksenler akımını ben de denedim tabi ki. İnstagram'da en az yüz tane fotoğraf gördüm, herkesi diskoda miskoda afili, şuh, ne bileyim havalı yapmış. Beni Altın Kızlar dizisindeki Sophia gibi yaptı. 

    Sonra baktım 80'lerde havalı olamıyorum, ortaçağdaki halimi yap dedim. Bir kraliçe, ne bileyim en azından asilzade beklerken mutfaktaki aşçı oldum ola ola. 


    Şapkam da hala başımda :O). Ortaçağdan günümüze hijyene önem veriyorum, görün artık! 80'lerin Sophia Burcu'sunda mutluymuşum ama en azından. Ortaçağ mutfağı bana yaramamış, yüzüm asık. 
    Yani demem o ki, kırmızı ruju da açtım artık, atsam atamam versem veremem. E hedefimiz de özel aşçı parası biriktirmek, israf yapamam. El mecbur, kullanacağım, başka çarem yok. Kargocular da alışır artık bir süre sonra, ne yapayım. Sormazlar ya sorarlarsa sahnede ekmek yoğurma şovu yapıyorum derim :O). 
    Yine görüşmek üzere.

28 Eylül 2026

28 Eylül 2026 - Pazartesi

   

    Elma ekşi mayamı kurdum. Adı Arkadaş. Çünkü mayamı kurduğum elmayı cenazeye Demirköy'e gittiğimizde annemin çocukluk arkadaşı bahçesinden toplayıp getirdi. 
    Grawpi kavanozlarımın sayısını da dokuzdan üçe indirdim. Her ekmek yaptığımda atık mayayla da kurabiye ya da poğaça yapıp o kavanozu bitiriyorum. Geçen gün kocam uyandığında ev fırın gibi kokuyor demişti. Çok algılayamamıştım. Ben mutfakta olduğumdan kokuya alışmışım meğerse. Başka bir gün ekmek pişerken çamaşır atayım makineye dedim. Mutfağa dönerken bilmesem, ev benim evim olmasa, mutfağa değil de ekmek fırınına giriyorum zannederdim. Kocamın dediği gibi aynı bir fırın kokusu mevcuttu. Çok hoşuma gitti. Evin böyle kokmasına da ayrıca mutlu oldum. 
    Cenazeye giderken parmak hesabı yaptım. Gezmelerimiz kaçtır bilmiyorum ama tam sekizinci keredir bir cenaze için gidiyorduk Demirköy'e. Bir daha biri ölürse gitmeden cebime kurdeleli altın atacağım. Yengem tekrar düğüne gelmediğin için kırgınım sana deyip, kuzenim tavır yaparsa mezarlığın ortasında çıkarıp asacağım hediyemi. 
    Yoksa son beş senedir sadece dayımın ve teyzemin cenazesinde gördüğüm yengemin ve kuzenimin bana gerçekten düğüne gitmediğim için kırılmış olacağını düşünemiyorum pek nedense. Bu kadar yakınsak benim niye bu duygusal bağdan haberim yok? 
    Bunu teyzemi gömdükten hemen sonra söylemesi de ayrı bir absürtlük. Ben düğüne gitmedim başka bir sürü sebep dışında canım da istemedi. İyi de olmuş. Yengeme kuzenimin bir dahaki düğününe (2. koca falan olursa ancak tabi) gelirim inşallah diyecektim ama o bana cenazede sitem etmeye beis görmese de ben laf söylemeye utandım. Gönlünü alayım dedim ayrı bir triple karşılaştım. 
    Bunlar hep "aman kalp kırmayım" ve "yeri ve zamanı değil" kibarlıklarımdan oluyor. Ben müsait bir zamanda evlerine gideriz ya da buluşuruz, hediyemi takdim ederim diye düşünüyordum ama vazgeçtim. Eve falan gitmeye, uğraşmaya gerek yok. Hediyemi hazırlayacağım, bir dahaki cenazede sitem ettiğinde çıkarıp mezarlıkta takacağım. 
    Sonra adım huysuza, yabaniye çıkıyor ama kimse de sormuyor sen neden böyle oldun diye!
    Yine görüşmek üzere.

25 Eylül 2026

Eylülün Yirmi Beşi - 2026


   "Kabakları sahibine teslim ettim. Battaniyeyi de diktim bitirdim, Atahan'ın kız arkadaşına doğum günü hediyesi olarak örmüştüm. Ayın yirmi dokuzunda ben burada olup kutlayamayacağım ama hediyesini vermiş olacağım. O yüzden içim rahat. 
    Gitmeden son proje olarak bu mantarları yaptım. Taş tozundan. Bayıldım. Büyük ihtimalle daha bir sürü yapacağım. Kafamda onlarla ilgili değişik şeyler de var ama onlara zamanım olmadı. Dönünce artık.
    Bugün genel ev toparlama ve çanta hazırlığı yapıyorum. Yarın sabah altıda da yola çıkıyoruz. Amasya'da kalıp Tokat ve Çorum'u da gezeceğiz. Özellikle Çorum'da Hitit başkenti Boğazkale ve tapınağı Yazılıkaya en çok görmek istediğim yerlerdendi. O yüzden heyecanlıyım. Çarşamba gece döneceğim. Dönünce size ayrıntılı anlatırım her şeyi ama gezi boyunca yazamayacağım. 
    Haftaya görüşmek üzere."

    Diye yazmıştım. Göndermeden önce, yazım yanlışı, harf hatası var mı diye kontrol ederken annem aradı. Teyzen fenalaşmış dedi. Bıraktım her şeyi. Oturdum bir kenara. Yarım saat sonra haber geldi ki, kaybetmişiz. Oysaki hastaneden çıkmıştı, iyiydi. Yaşın etkisi belki de, bilmiyorum. Yarın defnedeceğiz. Mezarlıktaki yakın akrabalarım yaşayanlardan çok daha fazla. Yarın hepsini görmüş olacağım. Ağladım ağladım ağladım. Hem ağladım hem de tarçınlı rulo çörek yaptım, elim oyalansın, kafam dağılsın diye. Sonra düşündüm de teyzemin ruhuna olsun, dedim. Helva yapmayı da bir türlü becerememişimdir zaten. Bizimkilere "ben ölünce brownie yapın dağıtın" dedim. Çok masraflı dedi Atahan :O). Gelin namzetimiz "Beyaz çikolatalı olsun hem de" dedi. O iyice masraflı bulundu. "Beyaz çikolata sevmem ben ama olsun, ölmüş olacağım zaten." dedim. Gelin namzetimiz de, ölürse "Medovik" yapılmasını istedi. O da çok zor olduğu için tepki aldı. Geçen gün de geziye, yola gideceğim diye benim ekşi mayalar Puduhepa, Grawpi ve Katerina'yı yeğenim Çağıl'la eşine miras bıraktım. Ölürsem ister siz kullanın isterseniz de ekşi maya yapan, seven birilerine verin, Atahan'la babası verecek kimse bulamaz ölürler, dedim. Hektor'la ilgili kaygım yok. Bir tek ekşi mayalarım vardı. Artık onları da düşünmüyorum. Gezi dönüşü elma ekşi mayası da yapacaktım. Pazar günü cenaze sonrası yaparım artık. 
    Görüşmek üzere. 

21 Eylül 2026

Eylülün Yirmi Biri - 2026 / Pazartesi


    Ben gelirse hazır olsun diye doğru düzgün bir fotoğrafını bile çekmedim. Alacak kişi almayı unutmuş. Dün konuştuğumuz halde. Hiç almasa da olur aslında, peşine düşmeyeceğim. Ben değerlendiririm onları yani, kabaklarım ve ben mutluyuz aslında :O). Onlara böyle kutular da yaptım ince kartondan. Nefes alıp iyice nemlerini atabilecekleri bir şey düşündüm. Henüz iyice kurumadılar çünkü. Sabah bir de sulu zımpara yaptım onlara. Mis gibi oldular.

    Kutuları çok tatlı oldu ve çok hoşuma gitti. Evdekilerin hepsine de yapacağım. Hem birbirlerine değip zarar görmelerini engeller hem de çok tatlı ve yapımı da kolay diye :O). Bir de ilk kutuyu yaptıktan sonraki mutluluğumu görmeniz lazımdı. Altı üstü kartonu ölçülü kestim, katladım. Kenarlarını da zımbaladım. İyi kötü el işleri de yapan biriyim ama sanki hayatında ilk defa bir şey ortaya çıkarmış ya da ne bileyim bir iyileşme döneminden sonra eli ilk defa cetvel, makas tutmuş birinin mutluluğuna eşti benim mutluluğum ve gururum. 

    Ekşi mayalı ekmeğim bitmek üzere olduğundan ve dolapta hala kavanoz kavanoz Grawpi (üzüm ekşi mayam) olduğundan ekmek mayaladım bugün yine. Kalan mayadan da kurabiye yaptım. Üzüm ekşi mayam çok ekşi, baskın bir tadı var ama yiye yiye alıştım galiba. Eskisi kadar yoğun gelmiyor ama hala hissettiriyor kendisini. Tek bir kavanozum olsaydı ben mayayı besledikçe o baskın tat azalacaktı ama sürüsüne bereket olduğundan farklı farklı kavanozları besleyip bitirmeye çalışıyorum. O yüzden tadı hep baskın kalıyor. Bugün tadına alıştığımı fark edince kendimi evladının her kusurunu hoş gören anneler gibi hissettim. Benim dışımda bir de Atahan yiyor tadı yoğun da olsa. Geçenlerde bir arkadaşıma hem mayasından hem yaptığım ekmekten verdim mesela, beni bir daha aramadı o günden beri. Nefret mi ediyor artık benden diye düşünmüyor değilim :O)

    Bu arada geçenlerde kahvaltı ediyordum. Şöyle bir an tabağıma baktım. Ekmek kendi emeğim, el yapımım. Lutenitsa vardı önümde, e onu da ben yaptım. Kızılcık marmelatı? O da benden. Kendim aldım kızılcıkları, kendim yaptım. Bir de poy yapmıştım o gün, canım istemişti. Sadece peynir hazır alınmıştı ki, ineğim olsa onu da ben yapmış olurdum büyük ihtimalle. İneğe gerek yok gerçi köy sütü / açık süt falan alınıp yapılabilir belki. Pastörize sütle de oluyor olabilir. Neyse, peynirle ilgili hiçbir bilgim yok ama ben ileride peynir yapımına da merak salacağım gibi geliyor. Söylemedi demeyin. İlgimi çekiyor yapım kısmı. 

    Yine görüşmek üzere. 

20 Eylül 2026

Eylülün Yirmisi - Pazar / 2026

    Kabakları bitirdim. Yarın teslim edeceğim ve bir daha ham obje yapmayacağım kimse için :O). Yapması da değil de böyle işler beni geriyor. Yetişsin diye ekstra uğraşıyorum. Güzel olsun istiyorum. Pimpirikleniyorum. Fazlasıyla özeniyorum. Normalden daha uzun sürüyor o yüzden. Kendime yapayım, beğenmezsem de, yapamazsam da sorun olmasın. Yetiştirmek gibi bir derdim hiç olmasın. Rahat rahat takılayım. En güzeli bu. Evdeki taş tozum bitti, sipariş verdim gelince denemek istediğim şeyler var, onları yapacağım yavaş yavaş. Evde olsaydı bile birkaç gün uzak dururdum büyük ihtimalle taş tozundan, iki gündür yeterince uğraştım gibi. 

    Önümüzdeki hafta sonu annemle dört günlük bir geziye gidiyoruz. Amasya, Çorum, Tokat. Daha önce gitmediğim yerler. Annemle beraber olmak güzel. Yiyip içip gezeceğiz. Mis gibi dört gün, tatil gibi bir şey. Yine de bazen hazırlanma kısmı ve yol gözümde büyüyor ama yola çıkınca hoşuma gideceğini biliyorum :O). 

    Hafiften başım ağrıyor. Ağrı hafif diye ilaç içmek de istemedim. Çok keyfim yok gibi. Fazla yazmadan kaçıyorum o yüzden. 

    Yine görüşmek üzere. 

19 Eylül 2026

Eylülün On Dokuzu - 2026 / Cumartesi

    Ne güzel düzene oturtmuştum her gün yazıyordum bir gün kaçırınca gerisi geldi kaç gündür yazamadım. Olsun, diyerek kaldığım yerden devam edeceğim. Her gün yazmaya çalışacağım yine.

    Rutini bozan salı günü öğleden sonra saatlerinde akşama yemeğe misafir geleceğini öğrenmem oldu. Kocam sağ olsun, karım ev kadını, hiçbir işi gücü yok, canım istediği anda misafir çağırayım, ona sormama gerek yok, hatta ona da aklıma ne zaman gelirse o zaman söyleyeyim, önceden bilmesine de gerek yok diye düşünmüş. Bana güzel bir sürpriz yapmış. Hiç sevmem sürprizleri ama olsun. Hoş, misafir dediğim kaynım, kaynanam vb. Yemeği balık olarak kararlaştırmışlar. Kaynım pişirdi onu da. Yemekle ben hiç uğraşmadım. Her zaman gelsinler, mutlu olurum, bir arada olmayı seviyorum ben. Zaten sorun misafirde değil. Kocamın bana sorma veya söyleme ihtiyacı hissetmemesinde. Bundan ötürü yeterince pişman edebilmişimdir onu diye umuyorum. Tekrar aynı şeyi yaparsa az bile yapmışım demektir.  

    Sonuçta salı misafire hazırlık, yeme içme hoş geçme, gecenin yorgunluğuyla yatıp uyuma derken yazamadan geçti. Çarşamba devam edecektim hiç ara vermemiş gibi. O gün öğlene doğru teyzemin rahatsızlandığı haberini alınca annemi de alıp apar topar Kocaeli'ye gittik. Ambulansla aynı anda vardık. Onu evden alıp ambulansa bindirdikleri sürede görebildik. Günün devamı boyunca da haber bekledik. Eve gece yarısına doğru döndük ancak. Yol, trafik, endişe - üzüntü derken çok yorulmuştum zaten. Bu arada çarşambadan beri hastanede teyzem, tedavisi devam ediyor. Yaşı da 83 civarında olduğundan korktuk ama iyiye gidiyor.

    Perşembe kargoya gitmem gerekiyordu. Annemle AVM'ye gidip acil bir iki ihtiyaç için bakınacaktık. Markete de gitmemiz gerekiyordu. Hepsini hallettik. Markette bulduğumuz küçük kabaklardan da aldık (Aşağıdaki fotoğraf). Bu arada ben kendimi kabak sevdalısı sanıyordum ama annem benden betermiş. Stantta renk renk, minyatür - oyuncak gibi kabakları görünce ikimizin de ""Aay ne tatlııııııı" diyerek gidişimiz vardı ki, görmenizi isterdim. 

    Geçen kış deli gibi taş tozundan obje yapıyordum hatırlarsınız. Çalışma odamın her yeri kurumakta olan, kuruyan taş tozu biblolarıyla dolmuştu. Bir ara ben malzemelerimi toplamak zorunda kaldım bir şey için. Hepsini kutulara koyup kaldırdım. Düzenli de koymadım geri çıkaracağım diye ama bir kere kaldırınca çıkarmak da zor geldi. Taş tozunu komple bıraktım. Özellikle son birkaç aydır tekrar yapmaya çok heveslendim ama kalıplar bir yerdeydi, taş tozu ayrı yerde. Her şey karman çorman. Hepsini ortaya döküp malzemeleri bulmam, bir araya getirmem gerekiyordu. Bir ara deyip sürekli erteliyordum. Bir tanıdık benden 20 tane ham kabak istedi. Boyasız yani. Ben de geçen seneden evde bir sürü döküp de boyamadığım kabak var, 10 - 15 tane rahat çıkar, gerekirse 4 - 5 tane de yeni dökerim, hem bahaneyle malzemeleri de toparlamış olurum dedim. Pazartesi vereceğime söz verdim. 

    Cuma günü girdim depoya (yatak odası :O)). Açtım bütün kutuları, malzemelerimi buldum, bir araya getirdim. Bahaneyle oraları da biraz düzenledim. Hazırdaki kabakları bulup çıkarayım, kaç taneymiş bakayım, ona göre tamamlayım dedim. Hiçmiş. Benim hiç ham taş tozu kabağım yokmuş. Hepsi boyalıymış. Ham halde duran başka şeyler varmış, ben onları kabak zannetmişim. Yani benim, 10 - 15 tane vardır zaten, gerekirse 4 - 5 tane de yapıp veriveririm diye düşündüğüm iş, tek bir kabak kalıbıyla 20 tane kabak yapmaya döndü birden. Evde her şey vardı neyse ki, yaparım dedim. Başladım ama evdeki taş tozu yeni aldığım hiç kullanmadığım bir markaydı. E, 7 - 8 aydır yapmamışım unutmuşum da ne kadar suya ne kadar toz koyduğumu. İlk birkaç saat yaptığım her şeyi çöpe attım. Birincisi suyunu fazla tozunu az koyduğum için daha kalıptan çıkarırken kırıldılar ki oranını doğru yaptığımda bu hiçbir şekilde olmayan bir şey. Kırılmaları zaten yanlış giden bir şeyler olduğunu gösteriyor. İkincisi de yeni bir marka, ilk defa deniyorum, normalde 15 dakikada kalıptan çıkmaya hazır hale gelmesi gerekiyor. Bunlar çok geç kuruduğundan kalıptan 45 dakikadan önce çıkarmamam lazımmış, bunu bilmediğimden hepsini hep erken çıkarmışım. Ve dünden beri de kabak yapıyorum. Tek kalıpla ve geç donan tozla bu iş olacak iş değilmiş. Bunu çok iyi anlamış oldum. Zaten normalde ham obje satışı falan yapmıyorum. Bu tanıdık işi bir kıyak ve her ne kadar öngördüğümden çok daha fazla uzasa da en güzeli gerçekten de bir şekilde tekrar başlamamı sağlaması oldu. Bana kalsa en az bir iki ay daha bugün yarın diyerek ertelerdim büyük ihtimalle. 

    Yine görüşmek üzere. 

14 Eylül 2026

Eylülün On Dördü - 2026

    Bugün üzüm ekşi mayamla normal beyaz un ve tam buğday unlu (karışık) ekmek, ayrıca Kavılca unumla ve Puduhepa (klasik - standart) mayamla bir ekmek, atık mayalı galetalar (fotoğrafını görüyorsunuz aşağıda) ve atık mayalı çikolatalı kurabiyeler yaptım. Çok yoruldum.

    Ekmekler soğuk fermantasyonda, yarın pişecek. Galetalar güzeldi, tarif defterine girmeye hak kazandılar. Kurabiyeleri geçen gün de yapmıştım. Beğenince bugün tekrar yaptım. 
    Ayrıca Grawpi kolonisini beslemeye başlayalı iki hafta olduğunu fark ettim. Gayet de iyi durumda oldukları için poğaça, ekmek ve kurabiye kullanımından sonra hepsini buzdolabına kaldırdım. Artık her gün beslenmeyecekler. Dolapta bekleyecekler. Tezgahın üzeri boşaldı birden. Meğer dekorun bir parçası haline gelmişler hiç anlamamışım. Yerleri boşalınca bir boş geldi gözüme standlı mikserin ve kahve makinesinin üzeri. Bir yandan da hoşuma gitti. Kalabalık da yapıyorlarmış. 

    Bugün ayrıca boyamı, fırçamı çıkardım, tezgahımı kurdum. Ufaktan kafamdaki el işlerine başladım. Battaniyeyi de dikmeye devam ettim. Acele etmiyorum, ekmeklerden ve diğer işlerden fırsat buldukça oturup dikiyorum.

    Atahan'ın bir kitabını okuyordum. Ben gerilim okuyorum daha çok. Bu kitap korku klasmanında. Gündüz rahat okudum ama gece olunca korktum. Yine de okuyacağım biraz daha. Elimden bırakınca etkisi geçiyor, okurken korkuyorum sadece :O).

    Hep birkaç hafta geriden ve parça parça da olsa Muhtemel Aşk dizisini izledim yaz boyunca. Cansel'i (Levent Bey rolünde) seviyorum çünkü ama bu bölüm, yani geçen perşembe oynamış olan, çok saçma geldi artık. Kızdım. Bırakabilirim. Tuzlu Kahve'yi de beğendim bu arada. Onun da abartılı yönleri var ama oyuncular iyi. Zaten onu da geriden ve parça parça izliyorum. Film veya dizi hiç fark etmez, oturup bir kerede izlediğim bir tane bile yok. Sıkılıyorum ben. Bir de oturup izlemiyorum zaten, mutlaka bir iş yapıyor olmam gerekiyor. Örgü örmek, bulaşık yıkamak, el işi yapmak ve benzeri bir şeyler yapmadan izlersem çok zaman kaybı gibi geliyor ya da uyuyup kalıyorum zaten:)

    Görüşmek üzere. 

Not: Tam yazıya noktayı koyup tekrar kitabı alayım elime de biraz uzanayım demişken Hektor en favori oyuncağı olan ipini ağzında taşıyarak getirdi oynayalım diye. Bir de üzerine hem geldiğini haber verdi, hem de söylendi. Eskiler hatırlar bahsetmiştim daha önce, "ip" kocamın eşofmanının belinden çıkan ip. Ben elimde sallıyorum Hektor da yakalamaya çalışıyor. Aldığım ya da ona yaptığım diğer oyuncakları asla istemedi, varsa yoksa ip. Çok yorgunum, ben sandalyeden kalkana kadar unutursa hiç hatırlatmayacağım ama tekrar söylenirse biraz oynarım. Kaçış yok. Görüşürüz.