29 Mart 2026

Martın Yirmi Dokuzu - 2026



    Son on gündür kitap okuyordum. Kesintisiz. Bayram öncesinde Debbie Macomber'in Blossom Sokağı serisini en son 2015'te okuduğumu fark edince dur şunları bir daha okuyayım, bayramı da mutlu sonla biten kitaplarla geçireyim dedim. Bunun üzerine bir de bayramda yağmur yağmadı mı! Tam battaniye altında, elinde çayın - kahven okumalık kitaplar olduğu için birini bitirip birine başladım. Birinci, ikinci derken on bir kitap on günde bitti. Aslında daha da çabuk biterdi ama bayramda bir de hazır evdeyiz, şu dolabı bir toplayım diye mutfağa giriştim. O zamandan bu zamana mutfakla uğraşıyorum. 



  Ben bir ara vakumlu, ahşap kapaklı kavanozlar almıştım. Çok hoşuma gittiklerini anlayınca birkaç değişik boyunu aldım. Birkaç tane de desenli aldım. Bir kısmını kullanıma sokmuştum ama büyük kısmı da evdeki eskilerle değiştirilmeyi bekliyordu. Baharat dolabı karman çormandı. Onu da, nasılsa kavanozları değiştireceğim, o zaman hem değiştirip hem düzenlerim diyerek bekletiyordum. Bayramda hazır evdeyken, bir kenardan başlayım dedim. Kimseyi rahatsız etmeden sessiz sedasız yapabileceğim bir işti. Dolabı boşalttım. Oradan çıkarıp başka yere koyacaklarım olduğu için diğer dolabı da boşaltıp yerleştirmem gerekiyordu. Bir de başka dolaplardan alıp ilk dolaba koyacaklarım derken tüm mutfak dolapları komple ortaya döküldü. Yıka, sil, yerleştir derken benim bir kenardan başladığım iş hala bitmedi :O). Aslında şöyle, yüzde doksanı bitti. Ama bu size de oluyor mu bilmiyorum, bir kısım eşya ortada kaldı. Tezgaha koymuştum yerlerine yerleştireyim diye, tezgahı toplarken masanın üzerine aldım, yemek yiyeceğimiz zaman masanın üzerinden dolabın üzerine derken, onlar bir ara yine tezgaha döndü. Sonra yine kaldırdım başka yere derken her seferinde birkaç tanesini koyuyorum olması gereken yere ama bir yandan da başka şeyler ekleniyor galiba, o yığın hiç azalmıyor:) Bu arada yeni aldığım kavanozlardan birini de kırdım. Kızartma tenceresini devirip içindeki yağı yere dökmeyi başardım. Kombi tam da altındaki dolabı yerleştirdiğim gecenin sabahında şelale tarzı su akıtınca her şeyi tekrar boşalttım, sildim, kuruttum, yerleştirdim. Sonuçta mutfakta hadi şu dolabı yerleştirivereyim diye başlayan süreç bir şekilde günlerce süren bir maratona döndü. Fotoğraf da her yeri kavanoz, eşya doldurduktan sonra tezgahı temizleyip, günler sonra boş halinde gördüğümde aman da ne güzelmiş demek için çektiğim fotoğraf. Ama baktım baktım, sonra dedim ki, bu da böyle taşınılmayı bekleyen ev gibi, bomboş, ruhu yok. Sevmedim. 


   Bu arada ekmek yapımına devam. Tipleri kayık ama tatları süper. Kabarmış ekmeklerim, fırına vermeden hemen önce. Kalan ekmeklerden de kruton yapmaya başladım, özellikle çorbayla süper oluyor. Ben krutonu sadece fırında kurutulmuş ekmek zannediyordum nedense, halbuki ona baharat, yağ, sarımsak koyuluyormuş. Bunu da bu yaşımda keşfetmem! Gerçi çok da ilginç değil, yapmayı seviyorum ama çok ekmek seven biri değilim aslında. Rahatlıkla hayatımdan komple çıkarabileceğim bir şey. Günlerce yemesem aramam. Kocam da tam aksine makarna - pilavı bile ekmekle yiyebilecek kadar sever. Bir de ben, kepek, çavdar, tam buğday, köy ekmeği severken onun en çok sevdiği normal unla yapılan beyaz ekmektir ama benimle yiye yiye diğerlerine de alıştı. İlk evlendiğimiz yıllarda bayat ekmek de asla yemezdi, her gün mutlaka taze alırdık ama ben kızarmış sevdiğim için mecburen kızarmış ekmeğe de alıştı. Yirmi altı seneden sonra başka hangi yemek alışkanlıkları değişti bir ara biraz düşüneyim aslında...

  Yine görüşmek üzere.

 

19 Mart 2026

Martın On Dokuzu - 2026


   Ekmek yapmaya başladım ben :O). Önce cevizli, ayrıca çekirdekli ve sonra bol tahıllı yaptım. Kuru kayısı ve tarçınlı denedim. Onları kek gibi poğaça gibi canımız istedikçe koparıp koparıp yediğimizi fark edince de normal ev ekmeği yapmaya başladım. Tarif basit, 5- 6 bardak un, maya, tuz, su :O). İlk yoğuruştan sonra en az bir saat mayalanıyor, şekil verip fırın tepsisine koyduğumda da bir yarım saat dinlendiriyorum. Sonra yarım saat 200 derecede pişiriyorum. Ekmekleri yarı yarıya oranlayacak şekilde tam buğday unu - normal un karışık yapıyorum. Maya da evde ne varsa, kuru maya, yaş maya fark etmiyor. Bazen iki küçük baton yapıyorum, bazen yuvarlak 4 - 5 parça, bazen de somun. Tazeyken de güzel oluyor, kızartınca da çok güzel. Ekşi mayalı ekmek deneyeceğim bir ara. Sizin de önerileriniz varsa ekmekle ilgili yorumlara yazın lütfen. Özellikle değişik ekmek fikirlerine çok açığım. Benim yaptıklarım dışında neler olabilir mesela? Siz ekmek yapıyor musunuz? Ekmek yapımıyla ilgili tavsiyeleriniz var mı? Bekliyorum.

 Görüşmek üzere.

6 Mart 2026

Martın Altısı - 2026

   Dün kağıt hamurumu yoğurdum. Dokusuna, kıvamına baktım. İkiye bölüp bir kısmına tutkal ekledim, bir kısmını tutkalsız bıraktım. Aralarındaki farkları gözlemledim. İlk hamurumda hedefim sadece olayı anlamak olduğundan bir şeyler ortaya çıkaracağım diye çok zorlamadım, rastgele şekiller yapıp yaptıklarımı da bir kenarda kurumaya bıraktım. Bugün hala nemliydiler. Bu ilk hamuru normal, düz atık kağıtlardan yapmıştım. Biraz daha neler yapabileceğimi araştırıp bir de yumurta kartonlarından yapıp onun nasıl olduğuna bakacağım. Hiçbir şey ortaya çıkaramasam da kendimi oyun hamuruyla oynayan bir çocuk gibi mutlu hissettiğimi fark ettim. En çok hoşuma giden şeylerden biri de o yazılı, boyalı, farklı renklerdeki kağıtların dönüşüm geçirip bambaşka bir kıvamda ve renkte apayrı bir şey haline gelmesiydi. Çalışmalarım devam edecek. 

  Bugün annemin doğum günü. İyi ki doğmuş, onunla daha birçok sağlıklı, mutlu yıllarımız olur inşallah. Bugün sadece mesajla ve arayarak ve akşam üzeri yarım saatliğine bize uğradığında sarılıp öperek kutladık. Yarın Çağıllar gelecek, asıl kutlamamızı o zaman yapacağız.   

  Kaç gündür durup durup benimle artık görüşmeyen abim düşüyordu aklıma. Normalde çok fazla onu düşünmediğimden pek anlam veremedim. Sonra dedim ki, acaba sıkıntıda mı, derdi mi var, darlandığı için mi aklıma düşüp duruyor. Biraz düşündüm, öyle bile olsa dedim, adam seni çıkarmış hayatından sen hala onun için mi endişeleniyorsun yani Burcu! Aklımdan kovaladım gitti. 

  Yine görüşmek üzere.

5 Mart 2026

Martın Beşi - 2026

   Hayatımı düzenlemeye devam ediyorum bir yandan da, her anlamda. Direkt konuya daldım, değil mi? Size bahsetmeyi unuttum ama yaklaşık otuz senedir temsilcisi olduğum, bir ara takım öncülüğünü de yaptığım Avon'u bırakmaya karar verdim. Otuz seneden bahsediyorum ve eve başka marka girmedi düşünün bir. Hayatımda hiç mıratıse ya da matsonsa adım atmadım. Bir de konuyla alakasız ama mıkea'ya hiç gitmedim :O). Ne varsa alınacak katalogtan bakıp koduyla sipariş verdim. Genel olarak memnundum da ama şunu fark ettim ki artık kozmetik satışı işi yapmıyorum. Sadece kendimize alıyorum. Bunun için de temsilciliği devam ettirmeye gerek yok. Ciddi bir stok da yapmışım. O stoğun tamamen bitmesi iki seneyi bulur yani, o kadar. Eskiden yeni katalogu heyecanla beklerken artık kampanya sonlarında göz ucuyla bakar olmuşum. Eh, kendime yük yapmanın anlamı da yok o zaman. İşlevi kalmayan şeyleri sonlandırmak zaman ve enerji kazandırır. İşin hoşu şuydu ki, senelerdir kocam bana bırak derdi ben de devam edeceğim derdim. Konu kapanırdı. Bu sefer ben ona bırakıyorum deyince çok şaşırdı ve devam et, neden bırakıyorsun dedi. Tepkisinin böyle olacağını tahmin etseydim söylerken videoya çekerdim :O). 

  Bunun dışında bir süredir kağıt hamuru olayı çok ilgimi çekiyordu. Zaten taş tozunu oturtmaya çalışıyorken bir de başıma onu çıkarmayım diye uzak duruyordum ama yavaştan da olsa bir giriş yapmaya karar verdim. Dün evdeki atık kağıtları sıcak suya yatırdım. Şimdilik bir şey yapmakla uğraşmayacağım. Sadece süreç nasıl ilerliyor, kıvamı nasıl oluyor, ne yapmak gerekiyor, ne kadar dayanıklı oluyor ya da değişik kağıt türlerinden nasıl hamurlar elde ediliyor, kuruma süreci nasıl, ne kadar sürüyor bunları gözlemleyeceğim. Buna da başlayınca işten ayrıldığımdan beri yapmak isteyip de yapamadığım şeyler olarak dikiş ve etamin kaldı sadece. Dikiş için çok yayılmam gerekiyor, makineyi çıkar, kumaşları dök ortaya derken o böyle hadi bir başlayım diyebileceğim bir şey değil. En azından elimde ne var ne yok görmek için bile iyice bir köşe bucakta eşelenmem gerekiyor. O yüzden erteleyip duruyorum. Etaminlerimi ise çıkardım çoktan. Eskiden bol bol pano işlediğim için çok fazla ipim ve birkaç metre kumaşım da var. Onda da başlangıç için küçük bir şeyler seçmem lazım. Isınma turu olsun diye. Bir sürü etamin kitabım, dergim de var ama onlara bir bakıp model belirleyemedim bir türlü. O yüzden erteleyip duruyorum. 

 Görüşmek üzere...

4 Mart 2026

Martın Dördü - 2026

 

  

  Hektor'un yatağı :O). Geçen yazımda aldığımdan bahsetmiştim. Aslında yatağın ayrı bir şiltesi vardı ama çok yumuşak olduğundan Hektor hareket ettikçe içine gömülüyor bu da kendisini güvensiz hissettiriyordu. Yatağa iyice alışana kadar o yumuşak şilteyi kaldırıp bizim daha sert olan sandalye minderlerinden koydum. Bizim mabadımız rahat etmese de olur, önemli olan çocuğumdu tabi ki :). Yatağı hep hayal ettiğim gibi mutfak kaloriferine taktım. Orası tam camın kenarında, pencere de yere kadar, yattığı yerden dışarısını rahatlıkla izleyebiliyor. Son durum şu ki, geçen gün ilk (ve belki de son defa) bana mutfak kapısını açtırıp gidip yatağına yattı. Bunun dışında orada benim bir yatağım var, gideyim hem yatayım, hem dışarıyı izleyim, kaloriferin de yanı, sıcacık diye pek düşünmüyor. Ben alıp yatağına koyuyorum. Tamam, itiraf ediyorum koyma işlemi tamamen benim irademle oluyor ama koyduktan sonra hiç müdahale etmiyorum. İsterse yatıyor isterse saniyesinde kalkıyor. Teklif var ama ısrar yok.. Son durum şu diyebilirim, yatağımız hayatımızın vazgeçilmez bir öğesi değil ama hiç yatmadı diyebileceğim seviyede de değil. Ara ara gidip kullanmalık, canı isterse tercih ettiği bir obje. Sokakta hareket varsa orada yatıp izlemeyi seviyor ama sakin günlerde nadir takılıyor. Bu arada fotoğrafta da kağıt havlu öyle sarkık ve yamuk. Düzeltmeden fotoğrafı çektim. Düzeltmeye çalışsaydım kalkıp giderdi. Fotoğraf çekilmeyi sevmiyor elimde telefonu gördüğü anda nerede olursa olsun çekip gidiyor. Sağı solu düzeltmeye kalktığımda yakalayamıyorum hiç. O yüzden bahtıma ne çıkarsa öyle çekiyorum :O).

  Sonra yine uğrayacağım, şimdilik bu kadar diyelim. Yine görüşmek üzere.

14 Şubat 2026

Şubatın On Dördü - 2026

   Son aşklarımı sizinle de paylaşmak istedim. Markaları görünmüyor da yine de yazayım, reklam değil. Gittim parasıyla çatır çatır aldım :O). İçleri boş, kullanmayacağım belki de bir süre ama çok tatlılar. Gözümün önünde olmalarını seviyorum. Çalışma odasında duruyorlardı bir süredir, dün mutfağa aldım. 

   Eski objelere bayılıyorum. Eskitilmiş objelere de bayılıyorum. Taş tozundan eskitilmiş görünümlü obje yapma denemelerim de oluyor ama tekniğe daha hakim değilim. Tam istediğim sonucu alamıyorum. İstediğim gibi olduklarında sizinle de paylaşacağım.

  Geçen hafta implantların altıncı ay kontrolü vardı. Bir sorun yok, gayet iyiler. Dişçiye gideceğim zaman, bu sadece bir kontrol bile olsa, o kadar çok sıkıyorum ki kendimi eve döndüğümde on saat taş taşımış gibi oluyorum. Günler öncesinden de stres yapmaya başlıyorum. Kafamın bir yerinde "dişçi" alarmı çalıyor sanki sürekli. Durmaksızın, hiç susmadan. Kontrol bittiğinde de çok rahatlıyorum. Bir sorun olmadıkça - ki hiç olmaz umarım - dişçiyle hiçbir işim gücüm kalmadı artık, çok mutluyum. Sadece hepten aykırı çıkan bir 20'lik dişim vardı. Çekilmesi gerekiyordu. Ona da baktı. Beklemeye devam edelim dedi. Ağrı sızı yapmıyorsa, ki yapmıyor, durabildiği kadar dursun dedi. Benim hiç acelem yok zaten çekilmesi için, durabildiği kadar duracak olması da ayrı mutlu etti. Sonuçta gerim gerim gerildiğim bir dönemi daha huzurla atlatmış oldum :O). 

  Bir online günlüğüm olsa diye düşündüğümü fark ettim geçen gün. Bir saniye sonra aklıma geldi, e var zaten :O). Blogumu nasıl unutabildim hiç bilmiyorum. O an kafam başka yerdeydi büyük ihtimalle. 

  Taa Paris'in zamanından beri kedi kalorifer yataklarına bayılıyorum. Hep onlarda gözüm vardı ama kaç kere baksam da almaktan hep son anda vazgeçiyordum. Geçenlerde baktım Hektor çamaşır serdiğim zaman kalorifer peteğinin üzerinde yatmayı seviyor. Çamaşır yokken tercih etmiyor, sıcaklıkla beraber o yumuşaklığı da istiyor demek ki. Neyse, bunu görünce ben yine kalorifer yataklarına bakmaya başladım. Aldım da. Dün geldi ama bizimki şu an için çok yüz vermedi. Biraz kokladı, indi gitti. Merakla takip ediyorum alışacak mı, sevecek mi, yatacak mı diye. Ona biraz zaman tanımaya karar verdim. Kokusu yabancı gelmesin diye bir giysimi de koydum yatağa. Çok başında durup çocuğu da germemeye çalışıyorum ama bir gözüm hep üzerinde. Sevip de yatarsa size de fotoğraf atacağım. 

  Yine görüşmek üzere. 

5 Şubat 2026

Şubatın Beşi - 2026

     Hayatın hay huyunda, günlerin koşturmacasında zaman akıp gidiyor. Buraya çok sık uğrayamıyorum. Kafam hep bir şeylerle dolu. Hep yapacak işlerim var. Yavaş yavaş her şeyi bir düzene oturtuyorum aslında ama bazı şeyler için de biraz daha zamana ihtiyacım var. 

    2019 - 2020'de ablamın hastalığı döneminde bir yandan iyileşince tam zamanlı bir işe dönmesinin zor olacağını düşünerek, ben de işten çıkarsam bana da bir alternatif olsun diyerek kendi markamızı, el işi ürünler satarak kurmaya karar vermiştik. Çalışmalarımıza başladık, İnstagram sayfamıza ürün yüklüyorduk. Annem dikiyordu, ben fotoğraflıyordum, ablam fikir desteği sağlıyordu. Kanser dışında hayatımızda bir konu oluyordu, annem dikmekle uğraşıp biraz kafasını dağıtıyordu, yeni şeyler öğreniyorduk. Adım adım ilerliyorduk derken ablamı kaybettik. O gidince, hesaba onu kaybettiğimizi yazdım, ürünlerin hepsini toplayıp bir kenara kaldırdım, bir daha da elim değmedi onlara. Kolum kanadım kırıldı. Sonra sonra İşten ayrılınca Dolap hesabından satış yapmaya başladım ama el işi ürünler hala kaldırdığım yerdeydi. İnstagram hesabında son gönderi duruyordu. Bambaşka şeylere yönelip onlara dokunamadım hiç. Onsuz geçen üç yıl...Bütün temelleri birlikte attık. Bir yanım diyor ki, giden sen olsaydın devam etmesini isterdin, bir yanım diyor ki, hiç elleme bırak böyle kalsın. Bilmiyorum. Bugün bir dönüp bakayım dedim ama biraz ağır geldi galiba. Hemen bir karar almak zorunda değilim diye düşünerek duygularımı sizinle paylaşmaya geldim.

  Yine görüşmek üzere...