21 Eylül 2026

Eylülün Yirmi Biri - 2026 / Pazartesi


    Ben gelirse hazır olsun diye doğru düzgün bir fotoğrafını bile çekmedim. Alacak kişi almayı unutmuş. Dün konuştuğumuz halde. Hiç almasa da olur aslında, peşine düşmeyeceğim. Ben değerlendiririm onları yani, kabaklarım ve ben mutluyuz aslında :O). Onlara böyle kutular da yaptım ince kartondan. Nefes alıp iyice nemlerini atabilecekleri bir şey düşündüm. Henüz iyice kurumadılar çünkü. Sabah bir de sulu zımpara yaptım onlara. Mis gibi oldular.

    Kutuları çok tatlı oldu ve çok hoşuma gitti. Evdekilerin hepsine de yapacağım. Hem birbirlerine değip zarar görmelerini engeller hem de çok tatlı ve yapımı da kolay diye :O). Bir de ilk kutuyu yaptıktan sonraki mutluluğumu görmeniz lazımdı. Altı üstü kartonu ölçülü kestim, katladım. Kenarlarını da zımbaladım. İyi kötü el işleri de yapan biriyim ama sanki hayatında ilk defa bir şey ortaya çıkarmış ya da ne bileyim bir iyileşme döneminden sonra eli ilk defa cetvel, makas tutmuş birinin mutluluğuna eşti benim mutluluğum ve gururum. 

    Ekşi mayalı ekmeğim bitmek üzere olduğundan ve dolapta hala kavanoz kavanoz Grawpi (üzüm ekşi mayam) olduğundan ekmek mayaladım bugün yine. Kalan mayadan da kurabiye yaptım. Üzüm ekşi mayam çok ekşi, baskın bir tadı var ama yiye yiye alıştım galiba. Eskisi kadar yoğun gelmiyor ama hala hissettiriyor kendisini. Tek bir kavanozum olsaydı ben mayayı besledikçe o baskın tat azalacaktı ama sürüsüne bereket olduğundan farklı farklı kavanozları besleyip bitirmeye çalışıyorum. O yüzden tadı hep baskın kalıyor. Bugün tadına alıştığımı fark edince kendimi evladının her kusurunu hoş gören anneler gibi hissettim. Benim dışımda bir de Atahan yiyor tadı yoğun da olsa. Geçenlerde bir arkadaşıma hem mayasından hem yaptığım ekmekten verdim mesela, beni bir daha aramadı o günden beri. Nefret mi ediyor artık benden diye düşünmüyor değilim :O)

    Bu arada geçenlerde kahvaltı ediyordum. Şöyle bir an tabağıma baktım. Ekmek kendi emeğim, el yapımım. Lutenitsa vardı önümde, e onu da ben yaptım. Kızılcık marmelatı? O da benden. Kendim aldım kızılcıkları, kendim yaptım. Bir de poy yapmıştım o gün, canım istemişti. Sadece peynir hazır alınmıştı ki, ineğim olsa onu da ben yapmış olurdum büyük ihtimalle. İneğe gerek yok gerçi köy sütü / açık süt falan alınıp yapılabilir belki. Pastörize sütle de oluyor olabilir. Neyse, peynirle ilgili hiçbir bilgim yok ama ben ileride peynir yapımına da merak salacağım gibi geliyor. Söylemedi demeyin. İlgimi çekiyor yapım kısmı. 

    Yine görüşmek üzere. 

20 Eylül 2026

Eylülün Yirmisi - Pazar / 2026

    Kabakları bitirdim. Yarın teslim edeceğim ve bir daha ham obje yapmayacağım kimse için :O). Yapması da değil de böyle işler beni geriyor. Yetişsin diye ekstra uğraşıyorum. Güzel olsun istiyorum. Pimpirikleniyorum. Fazlasıyla özeniyorum. Normalden daha uzun sürüyor o yüzden. Kendime yapayım, beğenmezsem de, yapamazsam da sorun olmasın. Yetiştirmek gibi bir derdim hiç olmasın. Rahat rahat takılayım. En güzeli bu. Evdeki taş tozum bitti, sipariş verdim gelince denemek istediğim şeyler var, onları yapacağım yavaş yavaş. Evde olsaydı bile birkaç gün uzak dururdum büyük ihtimalle taş tozundan, iki gündür yeterince uğraştım gibi. 

    Önümüzdeki hafta sonu annemle dört günlük bir geziye gidiyoruz. Amasya, Çorum, Tokat. Daha önce gitmediğim yerler. Annemle beraber olmak güzel. Yiyip içip gezeceğiz. Mis gibi dört gün, tatil gibi bir şey. Yine de bazen hazırlanma kısmı ve yol gözümde büyüyor ama yola çıkınca hoşuma gideceğini biliyorum :O). 

    Hafiften başım ağrıyor. Ağrı hafif diye ilaç içmek de istemedim. Çok keyfim yok gibi. Fazla yazmadan kaçıyorum o yüzden. 

    Yine görüşmek üzere. 

19 Eylül 2026

Eylülün On Dokuzu - 2026 / Cumartesi

    Ne güzel düzene oturtmuştum her gün yazıyordum bir gün kaçırınca gerisi geldi kaç gündür yazamadım. Olsun, diyerek kaldığım yerden devam edeceğim. Her gün yazmaya çalışacağım yine.

    Rutini bozan salı günü öğleden sonra saatlerinde akşama yemeğe misafir geleceğini öğrenmem oldu. Kocam sağ olsun, karım ev kadını, hiçbir işi gücü yok, canım istediği anda misafir çağırayım, ona sormama gerek yok, hatta ona da aklıma ne zaman gelirse o zaman söyleyeyim, önceden bilmesine de gerek yok diye düşünmüş. Bana güzel bir sürpriz yapmış. Hiç sevmem sürprizleri ama olsun. Hoş, misafir dediğim kaynım, kaynanam vb. Yemeği balık olarak kararlaştırmışlar. Kaynım pişirdi onu da. Yemekle ben hiç uğraşmadım. Her zaman gelsinler, mutlu olurum, bir arada olmayı seviyorum ben. Zaten sorun misafirde değil. Kocamın bana sorma veya söyleme ihtiyacı hissetmemesinde. Bundan ötürü yeterince pişman edebilmişimdir onu diye umuyorum. Tekrar aynı şeyi yaparsa az bile yapmışım demektir.  

    Sonuçta salı misafire hazırlık, yeme içme hoş geçme, gecenin yorgunluğuyla yatıp uyuma derken yazamadan geçti. Çarşamba devam edecektim hiç ara vermemiş gibi. O gün öğlene doğru teyzemin rahatsızlandığı haberini alınca annemi de alıp apar topar Kocaeli'ye gittik. Ambulansla aynı anda vardık. Onu evden alıp ambulansa bindirdikleri sürede görebildik. Günün devamı boyunca da haber bekledik. Eve gece yarısına doğru döndük ancak. Yol, trafik, endişe - üzüntü derken çok yorulmuştum zaten. Bu arada çarşambadan beri hastanede teyzem, tedavisi devam ediyor. Yaşı da 83 civarında olduğundan korktuk ama iyiye gidiyor.

    Perşembe kargoya gitmem gerekiyordu. Annemle AVM'ye gidip acil bir iki ihtiyaç için bakınacaktık. Markete de gitmemiz gerekiyordu. Hepsini hallettik. Markette bulduğumuz küçük kabaklardan da aldık (Aşağıdaki fotoğraf). Bu arada ben kendimi kabak sevdalısı sanıyordum ama annem benden betermiş. Stantta renk renk, minyatür - oyuncak gibi kabakları görünce ikimizin de ""Aay ne tatlııııııı" diyerek gidişimiz vardı ki, görmenizi isterdim. 

    Geçen kış deli gibi taş tozundan obje yapıyordum hatırlarsınız. Çalışma odamın her yeri kurumakta olan, kuruyan taş tozu biblolarıyla dolmuştu. Bir ara ben malzemelerimi toplamak zorunda kaldım bir şey için. Hepsini kutulara koyup kaldırdım. Düzenli de koymadım geri çıkaracağım diye ama bir kere kaldırınca çıkarmak da zor geldi. Taş tozunu komple bıraktım. Özellikle son birkaç aydır tekrar yapmaya çok heveslendim ama kalıplar bir yerdeydi, taş tozu ayrı yerde. Her şey karman çorman. Hepsini ortaya döküp malzemeleri bulmam, bir araya getirmem gerekiyordu. Bir ara deyip sürekli erteliyordum. Bir tanıdık benden 20 tane ham kabak istedi. Boyasız yani. Ben de geçen seneden evde bir sürü döküp de boyamadığım kabak var, 10 - 15 tane rahat çıkar, gerekirse 4 - 5 tane de yeni dökerim, hem bahaneyle malzemeleri de toparlamış olurum dedim. Pazartesi vereceğime söz verdim. 

    Cuma günü girdim depoya (yatak odası :O)). Açtım bütün kutuları, malzemelerimi buldum, bir araya getirdim. Bahaneyle oraları da biraz düzenledim. Hazırdaki kabakları bulup çıkarayım, kaç taneymiş bakayım, ona göre tamamlayım dedim. Hiçmiş. Benim hiç ham taş tozu kabağım yokmuş. Hepsi boyalıymış. Ham halde duran başka şeyler varmış, ben onları kabak zannetmişim. Yani benim, 10 - 15 tane vardır zaten, gerekirse 4 - 5 tane de yapıp veriveririm diye düşündüğüm iş, tek bir kabak kalıbıyla 20 tane kabak yapmaya döndü birden. Evde her şey vardı neyse ki, yaparım dedim. Başladım ama evdeki taş tozu yeni aldığım hiç kullanmadığım bir markaydı. E, 7 - 8 aydır yapmamışım unutmuşum da ne kadar suya ne kadar toz koyduğumu. İlk birkaç saat yaptığım her şeyi çöpe attım. Birincisi suyunu fazla tozunu az koyduğum için daha kalıptan çıkarırken kırıldılar ki oranını doğru yaptığımda bu hiçbir şekilde olmayan bir şey. Kırılmaları zaten yanlış giden bir şeyler olduğunu gösteriyor. İkincisi de yeni bir marka, ilk defa deniyorum, normalde 15 dakikada kalıptan çıkmaya hazır hale gelmesi gerekiyor. Bunlar çok geç kuruduğundan kalıptan 45 dakikadan önce çıkarmamam lazımmış, bunu bilmediğimden hepsini hep erken çıkarmışım. Ve dünden beri de kabak yapıyorum. Tek kalıpla ve geç donan tozla bu iş olacak iş değilmiş. Bunu çok iyi anlamış oldum. Zaten normalde ham obje satışı falan yapmıyorum. Bu tanıdık işi bir kıyak ve her ne kadar öngördüğümden çok daha fazla uzasa da en güzeli gerçekten de bir şekilde tekrar başlamamı sağlaması oldu. Bana kalsa en az bir iki ay daha bugün yarın diyerek ertelerdim büyük ihtimalle. 

    Yine görüşmek üzere. 

14 Eylül 2026

Eylülün On Dördü - 2026

    Bugün üzüm ekşi mayamla normal beyaz un ve tam buğday unlu (karışık) ekmek, ayrıca Kavılca unumla ve Puduhepa (klasik - standart) mayamla bir ekmek, atık mayalı galetalar (fotoğrafını görüyorsunuz aşağıda) ve atık mayalı çikolatalı kurabiyeler yaptım. Çok yoruldum.

    Ekmekler soğuk fermantasyonda, yarın pişecek. Galetalar güzeldi, tarif defterine girmeye hak kazandılar. Kurabiyeleri geçen gün de yapmıştım. Beğenince bugün tekrar yaptım. 
    Ayrıca Grawpi kolonisini beslemeye başlayalı iki hafta olduğunu fark ettim. Gayet de iyi durumda oldukları için poğaça, ekmek ve kurabiye kullanımından sonra hepsini buzdolabına kaldırdım. Artık her gün beslenmeyecekler. Dolapta bekleyecekler. Tezgahın üzeri boşaldı birden. Meğer dekorun bir parçası haline gelmişler hiç anlamamışım. Yerleri boşalınca bir boş geldi gözüme standlı mikserin ve kahve makinesinin üzeri. Bir yandan da hoşuma gitti. Kalabalık da yapıyorlarmış. 

    Bugün ayrıca boyamı, fırçamı çıkardım, tezgahımı kurdum. Ufaktan kafamdaki el işlerine başladım. Battaniyeyi de dikmeye devam ettim. Acele etmiyorum, ekmeklerden ve diğer işlerden fırsat buldukça oturup dikiyorum.

    Atahan'ın bir kitabını okuyordum. Ben gerilim okuyorum daha çok. Bu kitap korku klasmanında. Gündüz rahat okudum ama gece olunca korktum. Yine de okuyacağım biraz daha. Elimden bırakınca etkisi geçiyor, okurken korkuyorum sadece :O).

    Hep birkaç hafta geriden ve parça parça da olsa Muhtemel Aşk dizisini izledim yaz boyunca. Cansel'i (Levent Bey rolünde) seviyorum çünkü ama bu bölüm, yani geçen perşembe oynamış olan, çok saçma geldi artık. Kızdım. Bırakabilirim. Tuzlu Kahve'yi de beğendim bu arada. Onun da abartılı yönleri var ama oyuncular iyi. Zaten onu da geriden ve parça parça izliyorum. Film veya dizi hiç fark etmez, oturup bir kerede izlediğim bir tane bile yok. Sıkılıyorum ben. Bir de oturup izlemiyorum zaten, mutlaka bir iş yapıyor olmam gerekiyor. Örgü örmek, bulaşık yıkamak, el işi yapmak ve benzeri bir şeyler yapmadan izlersem çok zaman kaybı gibi geliyor ya da uyuyup kalıyorum zaten:)

    Görüşmek üzere. 

Not: Tam yazıya noktayı koyup tekrar kitabı alayım elime de biraz uzanayım demişken Hektor en favori oyuncağı olan ipini ağzında taşıyarak getirdi oynayalım diye. Bir de üzerine hem geldiğini haber verdi, hem de söylendi. Eskiler hatırlar bahsetmiştim daha önce, "ip" kocamın eşofmanının belinden çıkan ip. Ben elimde sallıyorum Hektor da yakalamaya çalışıyor. Aldığım ya da ona yaptığım diğer oyuncakları asla istemedi, varsa yoksa ip. Çok yorgunum, ben sandalyeden kalkana kadar unutursa hiç hatırlatmayacağım ama tekrar söylenirse biraz oynarım. Kaçış yok. Görüşürüz. 

13 Eylül 2026

Eylülün On Üçü / Pazar - 2026

    Dün yazımı yazdıktan sonra portakallı kekimi de yaptım. Çok güzel oldu. Defterime yazıp ileride de bol bol yapacağım gibi görünüyor. 
    Fotoğraf ise daha öncesinden. On gün kadar önce ayçöreği yapmıştım. Uzun zamandır canım istiyordu ama sıra gelmiyordu bir türlü. Evde üst üste kek yapıp hepsini tüketemeyince kalan kekleri ayçöreği yaparak değerlendirdim. Hatta çok kek kalmadığı için tarifim çok hacimli olmasa da hepsine yetmedi. Son birkaç tanesinin içine elmalı iç yaptım. Elmalı çörek olarak yedik onları da. Elmalı hali de güzeldi.
    Bugün hava serin ve kapalı. Ennnnn sonundaaaaa! Çok mutluyum. Şu an enerjim o kadar yüksek ki, bana bir dayanak verseniz dünyayı oynatırım yerinden. Benim enerjimi düşüren sıcak ve nemmiş. Şimdi daha iyi anladım.
    Pazar günlerini izin günüm ilan ettiğimden bahsetmiş miydim size hiç bilmiyorum. Mümkünse yemek yapmıyorum, dışarıdan söylüyoruz. Bulaşık ve çamaşır yıkanıyor, el mecbur. Bulaşık yıkamazsam mutfak ağzına kadar dolar. Çamaşır yıkamazsam da çocuğun işe giyecek kıyafeti olmayabiliyor bazen. Mutfakta her giyilen gün sonunda mutlaka kirli sepetine gittiğinden. Çok sayıda da olsa, her gün yıkansa da yedek olarak temiz bulunması iyi oluyor. Neyse, çok acil bir durum olmadıkça silme - süpürme yok. Bir de yapmam gereken değil yapmayı istediğim şeyleri yapıyorum genelde. Bu sabah oturdum beşten ona kadar kitap okudum mesela. Normalde iki saat kadar okuyup bırakıyorum, 7 - 8 gibi o gün neler yapacaksam ucundan kıyısından onlara başlıyorum. 


    Allende'den Maya'nın Günlüğü'nü bitirdim. Seviyorum ben Allende'yi. Bu kitabını da beğendim. Tavsiye ederim. 
    Kafamda dönüp duran bir sürü proje var. Her gün önce bunu yapayım, dur şunu halledeyim derken başlayamadan hep erteliyorum. Bazen başlayacak gibi oluyorum ama malzemelerim de karman çorman olduğu için bulamıyorum derken hevesim kaçıyor. Bugün onlardan birine mutlaka başlayacağım. En azından ihtiyacım olanları bir araya getirip eksikleri tespit edeceğim, evdeyse bulacak yoksa alacağım. Kararlıyım.
    Bu arada dün diyordum ya, kaybolan şeyleri bulduğum abuk yerleri yazmaktan utanırım diye. Efendim, benim ekmek yaparken fırına su kullanmakta kullandığım bir kase var. Sıcağa dayanıklı, fırına uygun olduğunu bildiğimden sürekli elimin altında tutup her zaman onu kullanıyorum. Geçenlerde ekmek yapacağım, kase yok. Oraya baktım, buraya baktım. Kirlide değil derken yukarıdaki dolaptan başka kase aldım onu kullandım. Günler geçti, benim kayıp kasem her zaman koyduğum ikinci çekmeden değil, ilk çekmeceden çıktı :O). İkinci çekmeceden düşüp kırılınca ilk kullandığım, daha sağlam yerde durur buradan düşmez diye en alttaki ilk çekmeceye koymuştum :O). Ve bütün mutfağı aradığım halde, orada olmaz diye o çekmeceye hiç bakmamıştım bile.
    Yine görüşmek üzere. 

12 Eylül 2026

12 Eylül 2026 - Cumartesi

    Bu sene lutenitsamı kendim yaptım. Gayet de yenilebilir, güzel bir şey çıktı ortaya. Hatta bir kere daha yapsam mı diye de düşündüm ama sonra fırsat bulamadım. 
    Geçenlerde de turşu mu kursam dedim. Kornişon. Turşu hiç kurmadım ben. Evdeki tüketimimiz kendimin kurmasını gerektirecek kadar yoğun değil. Marketten aldığım 350  - 700 gr'lık kavanozlar yetiyor genelde. Güzel yapılmış bir tuşunun yerini tutmaz tabi ki ama çok yemeyince evde yaptığına değmiyor böyle şeyler. Turşu kurma merakım da yemek için değil nasıl yapacağımı öğreneyim diye aslında. Şimdilik onu da bir fikir olarak kenarda tutuyorum. Ben kornişon yapmak istiyorum, kocam lahana yap dedi. Şu sıralar hemen yapamayacağım, müsait değilim. O zaman kışı bekleyim lahana çıksın kışın yapayım diye düşündüm ben de. Biraz erteledim o fikri. 
    Sürekli mutfaktayım zaten. Geçen gün düşündüm haftada birle sınırlandırayım mutfaktaki ekstra işlerimi. Günlük yemek döngüsü dışındaki tarifleri. Sonradan o da içime sinmedi. Bir şey gördüğüm zaman yapacaksam, evde malzemelerim de varsa, canım da yapmak ya da yemek istiyorsa yapayım işte. Onu da kurala bağlamayım dedim kendi kendime. 
    Dünkü kurabiyeler bitti mesela. Bir hafta sonra mı yapacağım tekrar? Ne gerek var? Hatta şöyle diyorum biraz buzdolabını düzenleyim, bakayım kenarda kıyıda kalmış bir şeyler varsa onları yapayım, hem iyice bayatlamadan yapılmış olsunlar hem de dolap biraz düzene girsin. Kavanoz dolu dolabın içi ve reçel de var, lutenitsa da, maya da. Onların dolapta ne işi var ki demeyin, koydum işte. Geçenlerde portakal şekerlemesi yaptığımda artan portakal suyu şerbetini gördüm dolapta. Portakal aromalı bir kek yapasım var onunla. Hatta yazımı bitirdiğimde tarif araştıracağım. Bu akşamı kahvenin yanında güzel bir portakal aromalı kek eşlikçimiz olsun, fena mı! Yok bir de haftada bir yapacakmışım, abartmayın yani siz de!
    Bu arada bir de dün, madem her gün yazıyorum, evin içinde önce kaybedip sonra bulduklarımı mı da yazsam mı acaba diye düşündüm. Sonra evin içinde kaybettiğime göre, bulduğum yerler abuk sabuk olursa yazmaya utanır mıyım acaba diyerek vazgeçtim :O). Kırlent kılıflarım kayıp da. Koydum bir yere ben onları, bir araya topladım. Hepsi ayrı ayrı yerlerdeydi, oradan buradan kılıf çıkmasın, tek yerde olsunlar dedim de o yer neresi onu hiç hatırlamıyorum! 
    Yine görüşmek üzere.

11 Eylül 2026

Eylülün On Biri - 2026


    Bugün hem bu atık üzüm ekşi mayalı kurabiyeleri hem de üzümlü - cevizli çatla patla (kaya, şekilsiz) kurabiyeleri yaptım. Grawpi'yi kullandım atık ekşi maya olarak ve çok güzel bir aroma verdi. Bundan sonra sık sık yapacağım büyük ihtimalle. Böyle bir lezzetten uzak durabileceğimi sanmıyorum. 
    Geçen kış parça parça ördüğüm ama birleştiremediğim battaniyenin parçalarını düzenledim. Diktiğimde buraya da mutlaka fotoğrafını atacağım. Battaniyeyi bitirdiğimde dikip hazır bir şekilde kaldıracaktım aslında ama yün iğnemi bulamadım. Öyle olunca da yaz boyunca parça parça kaldı. Battaniyeyi Atahan'ın kız arkadaşına hediye ördüm. Eylülün sonunda doğum günü, havalar da serinlemeye başladı. Artık tamamen bitirip sahibine vermek istiyorum. 
    Parçaları düzenlerken yeni bir battaniyeye başlayasım geldi. Yeşilli - kahverengili tonlarda. Hareli ipten. Yeni battaniyeye başlarsam daha önce başladığım ve evdeki artık iplerden ördüğüm iki ayrı battaniye bir kenarda kalacak. Yazın hiç örgü - ip elime almadım tabi ki, düşüncesi bile fenalık geçirtiyordu ama havalar soğuyor yavaş yavaş. Şöyle bir ipleri, yünleri ortaya döküp gözden geçireceğim. Eski projelerimi hatırlatacağım kendime. Eğer irademe hakim olabilirsem de yeni ip almadan evdeki yarım kalmış işlerimi bitireceğim.
    
     Yoruldum bugün, bir sürü de şey yaptım ama ortada bir tepsi çikolatalı kurabiye dışında bir şey yok. Çatlapatlaları annemin arkadaşları için yapmıştım, biz tadına baktık sadece kalanı olduğu gibi ona verdim. Dünden biraz yemek vardı ama ek yapmak gerek yanına. Kocam kayınvalideme uğradı bir ihtiyacı var mı diye, oğlum kız arkadaşıyla buluştu. Bulaşıklar yıkanacak (makineye atacağım), kuruyan çamaşırlar toplanıp yıkananlar asılacak ama hiç enerjim yok. Hazır onlar da yokken hem biraz dinleneyim hem size yazayım istedim. Moladan sonra işleri bitireceğim.

    Yine görüşmek üzere.