18 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON SEKİZİ - 2022

   Size de hep anlattığım çok sevdiğim bir çalışma odam ve kitaplığım var. İzindeyken kitaplarımı hep çalışma odamdaki koltukta okudum ama işe başladım başlayalı pek kitap da okumadım sanki, odamda çok zaman da geçirmedim. İnsanlar genelde çalışma odalarını özler mi bilmiyorum ama ben özlüyorum ve son zamanlarda hep kendime "Bu akşam odamda olacağım" desem de yemek - bulaşık işlerini bitirip beş dakika dinlenmek üzere oturma odasındaki koltuğa oturduğum anda bir daha kalkamadığımı, uyuyup kaldığımı fark edince kendime her akşam en az bir saatimi odamda geçirme kuralı koydum. Hazır odama gelmişken bilgisayarı açınca da yeni yazı yazasım geldi. Bazen bana gereken sadece biraz disiplin ve kararlılık oluyor galiba :O). 
  
   Neyse, bilgisayar demişken şu an kullandığım annemin bilgisayarı. Zamanında bizim bilgisayar bozulunca o çok kullanmıyor diye geçici (!) bir süreliğine almıştım. Klavyesinde bazı harfler basmıyordu klavyeyi değiştirdik. Çok yavaştı, bu işlerden anlayan bir arkadaş biraz toparladı derken uzun zamandır kullanıyoruz. Son birkaç senedir yenisini almanın niyetine girdim ama hastalıklar, işler güçler derken hep ertelemiştim. Baktım ki artık eski performansını da aratmaya başladı ciddi ciddi marka ve model bakmaya başladım. Teknik özelliklerinden çok fazla anlamasam da biraz araştırıp sonra bilenlerden destek alarak iyi bir tane seçebileceğimi düşünüyorum. 


    Bu hafta cumartesi izin yaptım pazar çalıştım. Yani dün evdeyim, bugün işte. İzin günümün sabahını evi biraz toparlayıp temizleyerek geçirdikten sonra akşama doğru annemlere gittim. Hava çok sıcaktı - ki bu geceden itibaren soğumaya başlayacağını söylüyorlar - bahçede oturduk. Maviş de yanımızda takıldı, bizi dinledi, arada uçuşan yapraklarla oynadı. Biz Maviş'e seslendikçe Ateş kıskandı, koştu geldi, kendini sevdirdi. Çok keyifli bir akşamdı. 



    Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz hanımefendi de bugünkü ziyaretçimdi. Çalışırken sessiz sedasız gelmiş beni izliyormuş. Fark etmemişim, kafamı kaldırınca göz göze geldik. Bahçede mama verdim ona. Sonra ayağımın ucuyla dokundum, boş bulundu, korktu. Bana teessüf ederim, beni çok korkuttun der gibi bir bakışı vardı ki, görmenizi isterdim. Özür diledim, isteyerek korkutmadığımı söyledim, tüylerini okşadım bol bol, böylece barıştık :O).


    Paris Bey de dün akşam masanın üzerinde yüzü kapıya dönük oturuyordu. Dedim ya yazının başında, odamda her gece en az bir saat geçirmeye karar verdim diye. Geldim, oturdum, Paris'e bu kararımı anlatıyordum, daha sözümün yarısında, bitirmemi bile beklemeden arkasını döndü bana. Beni dinlemek istemiyormuş efendim. Arkasını dönmesi yetmedi, arkanı neden döndün vb deyince kuyruğunu da sallamaya başladı. Ben de daha fazla bulaşmadım ona. Masada bana bıraktığı bir defterlik yere sığışmaya çalıştım. Bilgisayarın üzerine yattığı için bilgisayarı da açamadım...


    İş yerinin bahçesinde gözüm sürekli salyangozlarda. Çok seviyorum onları. Hele yağmur sonrasında küçüklü büyüklü onlarcası oluyor etrafta. Sürekli fotoğraflarını çektiğimden telefonum yüzlerce salyangoz fotoğrafı dolu :O).


 Bir önceki yazımda Beyhan Hanım'la tanışmamızdan bahsedecektim ama o yazıyı cep telefonumdan ve iş yerindeki öğle molamda yazınca kısa kesmiştim. Çok tatlı bir hanımefendi kendisi ve bana Mutfak Camı Burcu demesi çok hoşuma gitti. Ablamı (Asortik KREP) uzun zamandır okuyormuş ve onun vesilesiyle beni de tanıyor tabikisi de :O). Zamanımız çok kısaydı, uzun uzun görüşebilmek isterdim ama yine de Beyhan Hanım o kısacık zamanda  hem harika hediyelerini verdi bize hem de güzel enerjisiyle içimizi ısıttı. Bir daha Kırklareli'ye gittiğimizde mutlaka yine uğrayacağım kendisine.

  Yine görüşmek üzere...

12 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON İKİSİ - 2022

   Yazamadım pek son bir aydır. E günler de çok çabuk geçiyor her zamanki gibi. Tadım tuzum olmuyor bazen, dünya hali bir sürü sorunla uğraşıyoruz. Keyifsiz olduğum dönemlerde blog gibi herkese açık mecralarda değil de kendi özelimde içimi dökmek amaçlı yazıyorum genelde.

  Ablamın son aldığı kemoterapilerin pek etkili olmadığını öğrendik. Tedaviye başka bir ilaçla devam edilecek ama her duraksama başka bir moral bozucu etken olduğu için size şu an ilaçlar iyi geliyor, yol katediyoruz demeyi çok daha fazla tercih ederdim. Yine de savaşa devam ediyoruz ve edeceğiz de, ileride güzel güzel haberler vereceğimiz günlerimiz de olacak mutlaka:).

   Dün günübirlik Kırklareli’ye gittik gezmeye. Hava güzeldi, hep bir aradaydık, çok keyifli bir gün oldu bence. Bu tarz gezileri daha sık yapmalıyız aslında. Normalde ben izin günümde evde olmayı tercih ediyorum ama bu sene tercihlerimi değiştireceğim birazcık.

  Kitap da pek okumuyorum son zamanlarda. Kitaplığımı biraz düzenlemeye karar verdim. Bir sürü okunmamış kitabım var ama kitaplıkta gözüme çarpmıyorlar. Onları ön plana çıkaracağım. Bir yerlerden alıp bulup koyduğum aslında pek okumadığım tarzdaki kitapları ayıracağım ve daha sık yeni kitap alacağım. Kış dönemine hazırlık çalışmalarım bunlar olacak. 

    Arayı çok uzatmamaya çalışacağım. Sonra yine görüşmek üzere..,

13 Ağustos 2022

AĞUSTOSUN ON ÜÇÜ - 2022




    Evde eski ve büyükçene bir saklama kutum vardı. Ivır zıvırları toplamak için kullanıyordum. Boyu falan iyiydi ama şeffaf oluşu hiç hoşuma gitmiyordu. Bugün onu kolaj / dekupaj karışımı bir şey yaparak kapladım. Daha önce hiç yapmadığım için biraz acemice oldu ama işimi gördü sonuçta. Kendim yaptım diye demiyorum sevimli oldu bence :O). 

   Paris'i iğneleri devam ediyor. Veteriner artık tecrübeli olduğundan iğneyi yanına üç kişi alıp yapıyor. Gerçi geçen gün yol boyunca bağıran Paris bugün hiç ses çıkarmadı. Hatta asistanın kendisini taşıma çantasından çıkarıp sevmesine izin verdi. Alışmaya başlıyor galiba yavaş yavaş.

   Evde olduğum günlerde yeni tarifler denemeye karar verdim. Sürekli sağdan soldan bir sürü tarif bulup telefona kaydedip duruyorum da normalde çok azını deniyorum. Neyse, şimdiye kadar üç tarif denedim. Sirkeli poğaçam ve tavuklu milföy böreğim çok güzel oldu. Poğaça puf puf kabardı. Börek lezizdi. Tavada mantolayarak yapmam gereken patatesli tarifi ise beceremedim. Poğaçayla böreği yine yapmak üzere hemen defterime yazdım. Patatesli tarifi de tekrar denemek üzere bir kenara kaldırdım.

  İzinde de olsam sabahları erken kalkmaya devam ediyorum. Son iki üç sabahtır üşüdüğümü fark ediyorum. En sonunda yavaş yavaş yaz bitiyor mu gerçekten acaba? Gün içinde yine bunaltıcı sıcaklar olsa da serin sabahlara uyanmak güzel:)

   Kaynım perşembe günü kalple ilgili bir operasyon geçirdi. Ablam dün yine kemo aldı. Paris'e bugün kan tahlili yapılacak ve iğnelerin işe yarayıp yaramadığına bakılacak. İznimin ilk üç günü biraz stresli geçti. Sonuçta çok bir sıkıntı yaşamadan atlatmış olsak da hastalıklar endişelendiriyor beni doğal olarak. Bir yandan durumlarını takip edip bir yandan fırsat buldukça evle ilgilendim. Bitirdiğim her işle kafam rahatlıyor ve temiz, düzenli bir alana kavuşmuş olmanın rahatlığını yaşıyorum. Temizlik pek yapmadım ama tertipleme açısından yol kat ediyorum.

   Yine görüşmek üzere...

10 Ağustos 2022

AĞUSTOSUN ONU - 2022

 Bugün Paris’i veterinere götürdüm. İki gecedir huzursuzlanıyordu ama gündüz iyiydi. Mamasını yiyor, suyunu içiyordu. Veterinere gitmek de ayrı bir travma olduğu için götürmekte acele etmedim. Üç sene önce kuru fip sebebiyle çok hastalandığından, altı yedi ay önce de idrar yollarıyla ilgili bir sıkıntı yaşadığından içim de rahat değildi. Daha fazla sıkıntı çekmesin, bir hastalığı varsa da ilerlemesin diye bugün gittik. Muayene edildi, röntgen çekildi, kan tahlili yapıldı. Bir böbrekte taş, bir böbrekte büyüme çıktı. Huzursuzluğunun sebebinin böbrek ağrısı olabileceğini söyledi veteriner. Bağışıklığı biraz düşük. Üç gün iğne olacak, üriner bir mamaya geçeceğiz. Korktuğum kadar kötü değil, genel durumu iyi. Her zamanki gibi ortalığı inletti. Tırnağıyla veterinerin giydiği koruyucu deri eldiveni yırtmış. Atahan’la gitmiştik veterinere, ben içeride bekledim, o dışarıda arabadaydı. Röntgen çekilirken bana kadar gelmişti Paris’in tıslamaları ve hırlamaları, Atahan da dışarıdan duymuş. Biraz vahşileşiyor her türlü işlemde. Giderken de yol boyunca acı acı bağırdı ama dönüşte hiç sesi çıkmadı öyle ki ara ara kontrol ettim iyi mi diye. 

Bunun dışında bugün yıllık iznimin ilk günüydü. Normalde her sene topluca alıp bir ay tatil yapıyordum ama bu sene on gün aldım sadece. Ağustosun sonlarına yaklaşırken dönmüş olacağım. Hiçbir planım yok. Bir yere gidesim yok. Evde zaman geçirmek, evi toplamak, yerleştirmek, düzenlemek istiyorum sadece. Erken kalkmak ama sonra istersem gün içinde kestirmek istiyorum. Saati kontrol etmek zorunda kalmadan keyfimce zaman geçirmeyi diliyorum. Paris rahatsız zaten onunla ilgileneceğim. Yarın kaynım kalple ilgili bir operasyon geçirecek ona destek oluruz elimizden geldiğince. Ablam da kemo alacak yarın, fırsat buldukça annemlere giderim diye düşünüyorum. İşe döndüğümde de belki hava birazcık olsun serinler. Yazı sevmiyorum. Bugün biraz yağmur ve serinlik olsa da ağustosun ilk haftaları sıcak ve nemliydi, eylülü hasretle bekliyorum.

Yine görüşmek üzere…

5 Ağustos 2022

AĞUSTOSUN BEŞİ - 2022

 



Kahve falına hiç inanmam, bakmayı zaten bilmem, baktırmam da pek. Kahve sevenler bana kızacak ama Türk kahvesi de sevmediğimden çok içmem. Bugün ofiste içen birinin fincanını kendime niyet kapattım onun haberi olmadan. Soğuduğunda açayım dedim açılmadı. Normalde “kahve tutmuş” derler galiba böyle açılmayan fincana bakmazlar ama zaten ben kendi kendime kapadığım için onu da ciddiye almadım. Fincanı zorla açtım:). İçim ferah, yolum var. Alaaddin’in sihirli lambası ve başını geriye döndürmüş bakan boynuzlu geyiği gördüm:). Gugıla göre kısmetler gani gani beni bekliyor, sihirli lamba ve geyik huzur, mutluluk vb. güzel anlamlara geliyormuş. İçmediğim kahveden kendi kendime baktığım bir fal için gayet güzel sonuçlar bence.

  Bayramda Çanakkale yolunda Atahan spotifydan şarkılar açtı bize. Ama nasıl güzel şarkılar seçmiş, ne kadar keyifli bir liste yapmış anlatamam, her bir yeni başlayan şarkı en sevdiklerimden biri. Eve yaklaştığımızda şarkı seçiminden dolayı tebrik ettim onu, çok keyifle dinlediğimi ve çok hoşuma gittiğini söyledim. Biz spotifyda onun hesabını ortak kullanıyoruz, meğer o yol boyunca benim şarkı listemi dinletmiş bize:). Şaşkınlığıma mı güleyim kendi listemi tanımayışıma mı bilemedim. Bu akşam da beğendiğim bir şarkıyı listeme eklemek için girdim spotifya, biraz da müzik dinleyim dedim ama seçtiğim hiçbir şarkı çalmadı, sürekli başka başka şarkıları denedim olmadı, bir süre sonra öğrendim ki Atahan dışarıda arkadaşlarıyla sesi hoparlöre vererek müzik dinliyormuş, benim deneme amaçlı seçtiğim her şarkıyla da o hoparlörde dinledikleri müzik kesilip benim rastgele açtığım şarkılar çalıyormuş:). Anlamam geç oldu ama bayramdaki olayı da hatırlamamı sağladı:).


16 Temmuz 2022

TEMMUZUN ON ALTISI - 2022




 Bayramda kahvaltıyı annemlerde yapıp yeğenim ve eşiyle de görüştükten sonra Çanakkale’ye geçtik.. İlk günü gittik son günü döndük. Biraz trafiğe takılsak da oradaki günlerimiz çok keyifli geçti. Bayramı kayınvalidem, görümcem, kaynım ve yeğenlerle geçirmiş olduk. Bol bol da gezdik. Koyduğum fotoğraflar da Çanakkale’nin muhtelif yerlerinden. Kaldığımız süre boyunca her sabah erkenden kalkıp çarşıda dolaştım, fırından kendime tazecik poğaça evdekilere simit vb. alıp deniz kenarında çay eşliğinde yedim. Bir gün tek başımadaydım, bir gün ailecek gittik, bir gün de oğlumla ikimiz. Kocam benim odaya giriş çıkışımla uyansa da ev halkı daha uyuyor oluyordu ben kalktığımda. Saat sekiz - sekiz buçuk civarında evden çıkıyordum. Dokuz - dokuz buçuk gibi de dönüyordum. Döndüğümde kahvaltı hazırlıkları başlamış oluyordu. Onlar kahvaltı ederken ben de nescafe keyfi yapıyordum. İkinci gün evden çıkmaya hazırlanırken aklıma babam geldi. Bir yere tatile gittiğimizde o da aynı benim gibi yapardı. Hepimiz uyurken erkenden kalkar, çarşıdaki dükkanları keşfeder, gün içinde de bizi oraya götürürdü. Onun bu özelliğini - huyunu bire bir yapıyormuşum ama farkında değildim şimdiye kadar:). 

7 Temmuz 2022

TEMMUZUN YEDİSİ - 2022


 Geçen salı işten izin aldım annemlerle memleketteki işlerimizi hallettik. Çok izin veya rapor alan biri değilim normalde. Son üç senedir ilk defa kendi işlerim için izin almış oldum. Fotoğraf da o güzel günden. Dönüşte yemek yediğimiz mekan. Yemekler de çok güzeldi, doğa da, hafta içi ve erken bir saat olduğu için sakindi de. Ruhum dinlendi. Annemlerle olmak da iyi geldi. Çok yoğun bir iş dönemindeyim ve bayram sonrası yoğunluğum on katına çıkacak olsa da bir günlük ara iyi geldi. 

     Bu hanım kızımız da annemin kedisi Maviş. Her ne kadar ev kedisi olsa da annemlere gittiğimizde bizi hep kapıda karşılıyor çünkü bütün gün sokakta. Mahallenin tozunu attırıyor. Ağaç tepesinde olduğu pozlardan koymam lazımdı aslında onu anlatmak için. Bu sakin haliyle hiç alakası yok normalde :O).
 
    Geçen hafta sonu şehir dışından, uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlarımız geldi. Cumartesi de çalıştığımdan akşama doğru geldiler, ertesi gün öğleden sonra döndüler. Bir gün bile olsa görüşebildiğimiz süre ev - iş dışında bir şeyler yapabildiğim için dinlendirdi beni.  Normalde cumartesi çalışınca pazar biraz dinlenip biraz ev işi yapıyorum. Süpürmek, silmek, toparlamak derken izin günüm tam da bir izin günü gibi geçmiyor genelde. Geçenlerde yemek - bulaşık dışında ev işi de yapmadım. Süper bir dinlenme oldu benim için ama bütün işler hafta içine kaldı bu seferde :O(.

    Okuyacak kitap bulamıyorum şu sıralar. Yeni de almak istemiyorum. Ev okumadığım kitap dolu ama ben yine de okuyacak kitap bulamıyorum. Hani dolabımızı açarız, doluluktan kıyafetler üzerimize dökülür ama yine de giyecek bir şey bulamayız ya, işte öyle bir şey :O).  
 

22 Haziran 2022

HAZİRANIN YİRMİ İKİSİ - 2022

      Ev işi yapanlar iyi bilirler. Hani bir yeri toplarsın, tertemiz olur, sonra da hep orayı toplu tutmaya çalışırsın. Günlerce böyle gider, sonra tek bir akşam yorgun - uykulu ve saire olursun, yarın yaparım dersin ve bir günde her yer dağılır, ipin ucunu kaçırırsın, bir daha da zor toparlarsın ya, işte genelde ben bu durumu yatak odasında yaşıyordum. Hem de öyle günlerce toplu tutarak değil daha ertesi gün eski halinden beter bir duruma çevirerek :O). Belki oraya gün içinde çok girip çıkmadığımdan, belki yatarken yatağın üzerini boşaltmak yeterli olduğundan, belki de gereksiz kıyafetlerin çokluğundan, neden olduğunu tam olarak bilmiyorum ama yıllardır yatak odamda hep bir köşede bir çamaşır yığını olur, temizler, ütülenecekler, dolaba yerleştirilecekler hiç bitmez. Geçen ay ben bu döngüyü kırdım! Kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkardığımdan beri odam her gün ve günlerdir toplu. Dağılıverecek diye ödüm kopuyor. Her şeyi hemen yerine kaldırıyorum. Her akşam toplu bir odada uyumanın ve aradığım şeyi bulmanın keyfini yaşıyorum :O). Yılların düzensizliğini nasıl kırdım onu da hiç anlamıyorum. Ama bir daha eski haline dönmesini istemiyorum...

   Ablamın kemoları devam ediyor. Çok istediğimiz gibi de gitmiyor süreç. Günlük hayatımıza devam ediyoruz bir şekilde ama sinir bozukluğu yüzeyin hemen altında duruyor, biliyorum. Normalde takılmayacağım şeylere sinirlendiğim zamanlar anlıyorum ki üzüntülerim tavan yapmış ya da bu sinir bozukluğu, gülerken bile anında ağlamaya geçebilme şeklinde ortaya çıkıyor. Duygusal bir video izlediğimde ya da sevdiğim bir arkadaşımın doğum günü kutlamasında gözlerim hemen doluyor mesela. Hele kendime - ablama - anneme acıma/üzülme/kıyamama moduna girdiğimde bütün bir gece durup durup ağlayabiliyorum. Höyküre  höyküre değil ama ince ince. Geçen akşam mutfakta hem yemek yaptım hem ağladım. Arada durdum. Sonra yine ağlamaya devam ettim. Babamın hastalığında iş yerinde arka bahçede ağlama köşem vardı. Çıkar orada ağlar ofise döner işe devam ederdim. Bazen iyi geliyor ağlamak ama çoğunlukla beni yorup enerjimi düşürmekten başka bir şeye yaramıyor. O yüzden istemiyorum. Bazen de konuşmak iyi geliyor ama insanlar o kadar salakça yorumlar yapıyor ki bahsettiğime pişman oluyorum. En saçması ve kızdığım şu: "Üzülme". Şu hayatta kanser olmuş ablama da üzülemeyeceksem neye üzüleceğim? Her daim neşe dolu - mutlu olmamız gerektiğini nereden çıkarıyoruz? Üzülüyorum diye hayattan elimi eteğimi çekmiş, ne bileyim öleyim gideyim, yemeden içmeden kesileyim, kendime dünyayı zehir edeyim kafasında yaşayan biri değilim ki... Bu kanser hastası yakınlarına ve büyük ihtimalle kanser hastalarına da yapılan "mutlu ol" baskısı nedir yani? Herkes gibi mutlu olduğum zamanlar da, üzüldüğüm zamanlar da mevcut. Nasıl siz istediniz ve dediniz diye sebepsiz yere - durup dururken "mutlu" olamayacaksam üzülme dediniz diye de birden bütün kaygılarımı - sıkıntılarımı bir kenara atıp 7/24 Pollyanna misali dolaşmayacağım. K:arışmayın yaa!

8 Haziran 2022

HAZİRANIN SEKİZİ, 2022




İğneada’dayım. İki günlük minik bir mola yaptım, iş yerinden arkadaşlarla geldik. Çok iyi geldi açıkçası. Mevsim daha başlamamış. Etraf sakin. Hava da serindi.. Bugün güneş biraz yüzünü gösterince denize girenler oldu ama ben yürüyüş yapmayı tercih ettim. Otelden çıktım daha önceden bildiğim ama hep arabayla gittiğim bir koyu rastgele yürüyerek bulmayı amaçlayarak yola çıktım. Adanın yerlilerinin evleri, küçük yazlık evler, mis kokulu güller, hanımelleri arasından yürüyerek koya gittim. Köpekler, ördekler, mandalar ve insan olarak da benden başka kimse yoktu. Dalgaların sesini dinledim, denize karşı sigaramı içip geri döndüm. Ruhum dinlendi. İhtiyacım varmış böyle bir şeye. Fırsat buldukça kitap okudum. Yarın dönüş. Sonrası da yoğun iş temposu, olsun, hazırım sanki artık bu yoğunluğa:).

 

30 Mayıs 2022

MAYISIN OTUZU, 2022

   Günler geçip gittikçe aklımda sürekli sizlerle konuşup yazı yazıyorum ama hep müsait olmadığım zamanlarda yazacak güzel şeyler çıkıyor. Yazmaya başladığımda hepsini unutmuş oluyorum:). 

  Feci kış soğuklarından ve neredeyse bütün bir mayıs ayı boyunca süren battaniyeli - kaloriferli günlerden sonra hazirana iki kala yaz sıcaklarını yaşamaya başladık. Ben bir günde atlet - uzun paça - uzun koldan, atletsiz -  şort ve kısa kollu döneme geçtim mesela. Dün evde ara ara fenalık geçirdiğim oldu. Bugün de sıcak ama o kadar sıcak değil neyse ki. 

  Aylar aylar önce kendime bir battaniye örmeye başlamıştım. Başladıktan sonra daha çok hoşuma giden başka bir motif görünce de yarım bırakıp en son bitirdiğim, fotoğrafını da buraya koyduğum battaniyeyi örmeye başlamıştım. O ilk başladığım battaniyeyi örüyorum yine. Bitirince ablama vereceğim. Sonra bir tane de oğlum için öreceğim. Acelem yok, kaç yılda bitirse artık…

 Bu yazıya sabah başlamıştım araya bir şeyler girdi akşam devam edebildim. Çok uzatmadan yayınlayacağım ki yine araya bir şeyler girerse başka güne kalmasın. Şimdilik bu kadar efendim.

  Yine görüşmek üzere…


15 Mayıs 2022

MAYISIN ON BEŞİ - 2022

 


 Yine kayıplara karışmışım. Kendimi affettirebilmek için kayıplara karışma sebebimin fotoğrafını koydum. Bloguma pek yazamadığım dönemde işte bu battaniyeyi ördüm bitirdim. Çok keyifliydi örmesi ama zaman aldı tabi ki. Eve ilk taşındığımız günden beri çalışma odamda kitap okurken üşüdüğümde üzerime alacak bir battaniye istiyordum. Üşüsem de inat ettim gidip almadım ya da başka bir şey ayarlamadım, kendime bu güzel battaniyeyi ördüm. Şimdi her  kullandığımda ayrı bir mutlu oluyorum. 

    Geçen hafta anneler günü için annemlere gittik. 10 Mayıs ablam Asortik Krep’in doğum günü olduğundan ama o, o gün hastanede olduğundan kutlayamayacağımız için sürpriz pasta yapmak istedim ona. Tadı süper ama görüntüsü kötü bir pasta oldu. Her şeyden önce kelepçeli kalıp kullanmam lazımdı  kelepçeli kalıplarım paslı gibi olduğundan atmıştım, borcamda yaptım pastayı. Şeklini toparlayamadım. Bir de kreması biraz sulu oldu. Kremanın içine tarifte olmadığı halde pudra şekeri, mısır unu, kakao ve hatta toz sıcak çikolata koydum koyulaşsın diye ama işe yaramadı. Tadı süper ötesi oldu ama görünüş ve kıvam kötüydü. Neyse, yine de bayılarak yedik, mumumuzu üfledik. Bence önemli olan niyetti zaten:).

  Biraz ruhsal enerjimin düşük olduğu bir dönemden geçiyorum. Hevesim yok hiçbir şeye. Bahar yorgunluğu mu acaba diye düşündüm ama bu sene bahar bizim buralara hala tam anlamıyla gelmedi. Evde geceleri kaloriferi yakmaya devam ettik. Ofiste kombiyi  kapatmıştık ama üşüdük. Kışlık kalın hırkamı her gün giymeye devam ettim. Hazirana kadar da serin olmaya devam edecekmiş. Sabahları üşüyüp öğlenleri terleyerek idare edeceğiz artık.

  Yine görüşmek üzere...

5 Nisan 2022

NİSANIN BEŞİ - 2022

    Hiç farkında olmadan çoook uzun bir ara vermişim. Ben en son martta yazdım zannediyordum ama ocak sonundan beri sesim soluğum çıkmamış. Bu dönemde iş - ev güzergahı dışında bir şey yapmadım aslında. Zaman çok çabuk geçiyor. Bir ucundan yakalamaya çalışsam da, bazen başarısız oluyorum galiba.

 Mart ayında evimize taşınalı iki sene oldu tam. Evi yirmi sene kirada oturduktan sonra ve ancak uzun zamanlı bir kredi ödemesiyle satın alabildiğimizden yeni taşındığımızda şaka yollu “Aaa çok para ödedim hiç evden çıkmayacağım tepe tepe kullanacağım” diyordum herkese:0). İlk korona vakasının yeni çıktığı dönemdi ama tabi ki bu kapanmaların, esnek çalışmaların gerçekten neredeyse tam iki sene boyunca istesek de evden çıkamayacağımız günlerin geleceğini aklımızdan bile geçirmiyorduk. Geçenlerde buzdolabından malzeme alırken dolabı bir çeksem, altını silsem, boşaltsam, her tarafını temizlesem, buzluktakileri elden geçirsem eski tarihlileri tüketsem diye aklımdan geçirdim ama zaman alacak bir iş olduğundan uygun bir hafta sonunda yapmak üzere erteledim. Bir kaç gün sonra dolap bozuldu. Bozulduğunu da hemen fark etmediğimden buzluktakiler çözüldü, içindekileri komple boşalttım, atılacakları attım, kalanları anneme verdim. Kullanabileceklerimi hemen kullanmak zorunda kaldım. Bazen aklımızdan geçenlere ya da şakalarımıza da dikkat etmek gerekiyor galiba. Aklımızdan geçenler başımıza gelebiliyor. Evde ve buzdolabında bire bir örneğini yaşadım!

  Son bir yıldır sabahları servise kestirme yoldan, ana caddeden geçerek gidiyorum. Bugün, caddeyi kazdıkları için yolumu değiştirip ara sokaktan indim. Köşede eskiden sigara aldığım bakkal vardı, baktım ki kapanmış. Şunu düşündüm, esnafa sorsak belki de kapanma sebebi olarak pandemi diyecek, çeşitli sebepler öne sürecek, suçu kendisi dışında her şeyde arayacak ama bence dükkanın en önemli kapanma sebebi kendi kötü esnaflığı. Ben her gün sigara aldığım halde, kasada para yok diyerek benim içtiğim sigaradan almıyordu mesela dükkana. Satılacağı yüzde yüz kesin olan bir şeyden bahsediyoruz. Halbuki bazen sigara almaya girip gözüme çarpan abur cuburlardan da alıyordum. Evde ekmek yoksa ekmek alıyordum. Ne bileyim yazsa dondurma, soğuk kola alıyordum. Sigaramı bulamamaya başlayınca bir süre sonra ben de uğramaz oldum. Başka dükkanlardan alışveriş yapmaya başladım. Yolumu bile tamamen değiştirdim. Bir senedir hiç uğramamışım mesela ve bu sabah kapandığını gördüm. Bence yüzde yüz alacağı belli ve garanti müşterini ürün yok deyip geri çevirirsen kısmetini de kendin kapatmış oluyorsun.  

  İlk fırsatta yine görüşmek üzere…


26 Ocak 2022

OCAĞIN YİRMİ ALTISI - 2022


   Bu fotoğraf dün sabah on sularında çekildi. Kar aynen bu şekilde duruyor dünden beri. Fotoğrafı iş dönüşü kar - tipi sebebiyle yolda mahsur kalışımın ardından ertesi sabah eve dönebildiğimde çektim. Geceyi belediyemizin başka bir mahallesindeki hizmet binasında geçirmiştim. Dün sabah belli bir noktaya kadar arabayla gelebildim, yolun kalanını da yürüdüm. Eve dönemedim ama geceyi de arabada değil bir çatı altında geçirebildiğim için şanslıydım. Oğlum da İstanbul içinde işteydi. Metrobüsle belli bir noktaya kadar geldikten sonra 4 km'lik yolu göz gözü görmeyen tipide yürüyerek eve gelebildi. 

   Benim yolda kalışım şöyle gelişti. Salı günü 14.30 civarında tipi başladı. Bize de 15.30'da çıkış verildi. Servisi beklemeye başladık. İş yerim yol kenarında, seyrek de olsa arabaların geçtiğini görebiliyordum ama minibüs - otobüs hiç geçmediği için yola çıkmaya cesaret edemedim. Kar sebebiyle servis de gecikti derken 16.30'da güvenlik arkadaşın arabasıyla çıkabildik ancak. Yol örtülmüştü karla ama bir noktaya kadar gidebildik. Saat bu arada 17.30 oldu. 4 km'lik yolu bir saatte gidebildik ama geç de olsa eve gidebileceğimizi düşünüyorduk. Sonra trafik tamamen durdu ve biz arabada beklemeye başladık. 1.5 saat aynı noktada  bekledikten sonra arabayı uygun bir yerde bıraktık ve o mahalledeki belediye hizmet binamıza yürüdük. Bu arada eve 12 km uzaklıktaydık. Normalde benim iş yerimle ev arası 16 km zaten. Öyle yoğun bir tipi ve kar yağışı vardı, hava o kadar soğuktu ki aslında bazen çok tepegöz olmama rağmen eve yürümeye cesaret edemedim. Bir de yürümem gereken yolun büyük kısmı daha önce pek yürümediğim genelde arabayla geçtiğim açık arazide olacaktı bu da gözümü korkuttu. Şehir merkezine biraz daha yaklaşmış olsaydım eve yürüyerek gitmeyi denerdim mutlaka. Neyse sonuçta 19.00 civarı belediye binasına sığındık. İyi ki de öyle yapmışız. Orası sıcaktı. Çay, su, lavabo, soba, kalorifer, tam karşıda bakkal gibi her türlü konfor mevcuttu. Mesai bitiminde bizim gibi kara yakalanıp çıkamamış arkadaşlar, güvenlik, gecenin ilerleyen saatlerinde de yolda kalıp oraya ulaşabilen diğer vatandaşlar derken 1-2 saat sandalyede kestirdiğim ama en azından sıcakta, aç susuz kalmadan geçirdiğim bir gecenin ardından sabah 7.30 civarı arabayı bıraktığımız noktaya döndük. Kürekle etrafını temizlememiz bir saati buldu. Ana caddeyi açmışlardı, tek araçlık kadar bile olsa. Gidebildiğimiz noktaya kadar arabayla gittik. Sonra da yürüyerek eve döndüm. Sokaklar diz boyu kardı. Dünden beri de evde olmak ne güzelmiş cümlesi ağzımdan düşmüyor. 

   Bundan sonra havada gördüğüm tek bir kar tanesi daha yere düşmüş olmadan yola çıkmaya karar verdim :O). Ayrıca yol açıkmış bile görünse şarj cihazımı yanıma alacağım. Bir de son zamanlarda nakit pek taşımıyordum yanımda, karda kaldığımda ihtiyacım da olmadı ama bir kenarda yine de belli bir miktar bulunduracağım. İhtiyaç anında kullanmak üzere. Bu bir afet gibiydi. Normal bir kar yağışı değildi. Sıkıntı yaşanmasa şaşardım. Böylesi on sene önce olmuştu, o zaman merkezde çalışıyordum eve annemle dönmüştük Araba kaydığında inip iterek beş dakikalık yolu birkaç saatte alarak ama dönmüştük sonuçta. Bir daha da beş - on sene sonra olur belki yine ama ben alınacak tüm derslerimi aldım. Bir de başımı sokacak bir çatı bulsam da hep özellikle daha ıssız noktalarda arabalarda kalmış olanlara çok üzüldüm. Soğukta, aç susuz saatlerce ne yaptılar acaba diye dertlendim. Ben sabah onda eve dönebildiğimde hala yolda - arabada bekleyen arkadaşlar vardı TEM otoyolunda. Biraz sıkıntı çeksek de olabilecek en iyi şekilde atlattığımı düşünüyorum. Çok ters bir noktada kalmadık, yürüyebileceğim bir mesafede sığınabileceğim bir binamız vardı. Aç susuz değildik. Aileme iyi olduğumu haber verebildim. Yine akılları bende kalsa da iyi olduğumu biliyorlardı. Bir daha olmaması en büyük temennim. Hepimize geçmiş olsun.

16 Ocak 2022

OCAĞIN ON ALTISI - 2022


      Yeni yılın ilk iki haftasını deli gibi, durmaksızın Zaman Çarkı serisini okumakla geçirdim. Seriye, 2020 eylülünün ilk günü başlamıştım. Dört ayda on iki kitabı okuyup süreci de çok uzattığımı fark edince son dört kitabı iki haftada okudum, bitirdim. Kitapların en incesinin 700 - 800 sayfa olduğunu düşününce (serinin son kitabı 1061 sayfaydı mesela) okumak - taşımak ve hatta elde tutmak kısmının bile ne kadar meşakkatli olduğunu anlayabilirsiniz. 4.5 aydır bu kitaplarla yatıp kalkıyor, işe giderken yanıma alıyor, servis beklerken okuyor, sigara içmeye mutfağa giderken de, televizyon izlerken de, gece baş ucumda da olsun elimin altında tutuyordum. Çok alışmıştım. Bitirme kısmı güzel oldu ama minik bir boşluk da oluşmadı değil sanki hayatımda. Özleyeceğim sanki...


 

1 Ocak 2022

OCAĞIN BİRİ - 2022

 Yılın son günü yazmak istemiştim ama fırsatım olmayınca yeni yazı yeni yılın ilk gününe kaldı. Annem, ablam, kayınvalidem, kaynım, ben, eşim ve oğlumla güzel, sohbeti bol bir gece geçirerek yılbaşını kutladık:). Bir arada olmak çok iyi geldi ruhuma. Salı günü ilk kemo ile kanserle savaşın üçüncü rounduna başlıyoruz. Moraller iyi:). 

   Bugün uzun zamandır yapamadığım kadar çok kitap okudum. Bir iki ufak tefek ev işi dışında bir şey yapmadım, yattım kalktım, uyudum uyandım kitap okudum. Zaman Çarkı serisi çok uzadı. Sıkılmaya başladım, sonunu da merak ediyorum. Yani aslında ikinci turu okuduğumdan sonunu biliyorum ama o sona nasıl ulaşıldığı kısmını unutmuşum. O yüzden merak ediyorum. Son dört kitabı sular seller gibi okuyup iki ay yerine bir ayda bitirmeyi planlıyorum. Her bir kitabın 700 - 800 sayfa olması işimi kolaylaştırmıyor ama yapacağım. Ocakta Zaman Çarkı artık bitecek:).

   Sonra yine görüşmek üzere…

27 Aralık 2021

ARALIĞIN YİRMİ YEDİSİ, 2021

   Bir şekilde karışıklık olmuş sürekli sgkdan Vesile Hanım adına mesaj geliyor. Hiç tanımıyorum,  kim olduğunu da bilmiyorum ama ne zaman hangi doktora randevu almış, reçetesinin kodu nedir, işe ne zaman girmiş, ne zaman istifa etmiş hepsini biliyorum. Doktora beraber gitsek tüm tıbbi geçmişini sayabilirim:).

24 Aralık 2021

ARALIĞIN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

     Pandemi başladığından beri annemler ve abimler (kaynım) dışında kimseye gitmiyoruz, onlar dışında kimseyi de eve almıyoruz. Evde de ortam mutlaka havadar oluyor ve sarılmadan - öpüşmeden uzaktan selamlaşıp ayrı ayrı oturuyoruz. Neyse, dün akşam da uzun zamandan sonra abimlere gittik. Atahan, ben ve eşim asansör beklerken o apartmanda yaşayan bir hanımefendi de geldi. “Siz de mi burada oturuyorsunuz, yok abimlere geldik - giriş kattalar, aaa annenizi tanıyorum, asansörün biri bozuk çalışmıyor diğerini bekliyoruz” tarzı minik bir sohbet gelişti o arada. Sonra asansör geldi, eşim ve oğlum bindi. Ben binemeden diğer hanımefendi attı kendini asansöre ve bana dönüp “Siz diğer asansörü bekleyin” dedi. “ Kadın kendine gel, kocam ve oğlumla beraber kayınvalideme geldim, sen kendini attın içeri de ben neden diğer asansörü bekliyormuşum, çık şuradan” demedim:). “Aslında eşimle birlikte çıkabilsem iyi olacaktı, hem sizin maskeniz de yok.” dedim. Gülümsedim, o da indi sağ olsun da ben ailemle çıkabildim:). Bindiğim anda kahkahalarımı tutamadım yalnız. Apartman inlemiştir eminim. Aklıma geldikçe bütün gece de güldüm. İşin hoş(!) yönünü de sonradan fark ettim, ben sesimi çıkarmasam ne eşim ne oğlum bir şey demeyecekti galiba, beni bırakıp bir güzel gideceklerdi:). 

12 Aralık 2021

ARALIĞIN ON İKİSİ, 2021


 Şu sıralar hafta içi geç çıkıyorum işten. Cumartesi günleri ise erken. Bu yüzden her cumartesi annem ve ablamla görüşüyoruz bir şekilde. Bazen evde, bazen dışarıda. Dün, çiğ börek yemeğe gittik. Geçenlerde biz kocamla sakin, bizden başka kimsenin olmadığı bir yer bulmuştuk. Annemleri de oraya götürdüm. Yine bizden başka kimse yoktu, restoran sahibinin dediğine göre içeride sigara veya nargile içirmedikleri için genelde sakin oluyorlarmış. Annemi ve ablamı sigara rahatsız ediyor. Ben onlarla beraberken, ya bahçede - dışarıda  ya da evdeysek camı açık başka bir odada içiyorum. Bir de, sigara içen biri de olsam oturduğum mekanda yoğun duman varsa beni de rahatsız ediyor. O yüzden içeride sigara içilmeyen yerleri tercih ediyorum genelde. Neyse, mekanın yemekleri güzeldi. Anne ve kızları işletiyormuş, bu da hoşumuza gitti. Hesabı ödedikten sonra çıkarken kapı önünde uzun uzun sohbet ettik. Sık sık gitmeyi isteyeceğimiz bir yer bulduk galiba:). Fotoğraf da bizim tarihi köprümüzden. Hava bir kış akşamına göre çok ılıman ve sakindi. Fotoğraf çekilmeden olmazdı. Bu fırsatı kaçırmadık.

   Ablam kanser hastasıydı, buralarda çok bahsetmesem de eski yazılarımı okuyanlar ve ablamı da (asortik-krep) takip edenler biliyordur. Uzun bir süredir sadece üç aylık kontrollerine devam ediyordu, onlar da iyi geçiyordu ve yavaş yavaş kontrollerin arası uzayacak diye umutlanıyorduk. Her kontrol öncesi gerim gerim gerilip sonrasında mutlu oluyorduk. Son kontrolde doktor bir de MR isteyince kanserinin nüksettiği anlaşılmış oldu. Salıdan itibaren yine kemoterapi almaya başlayacak. Üzüldük tabi ki. Korkuyoruz. Her birimiz ayrı ayrı endişelenip bir diğerini üzmemek için endişelerimizi kendimize saklıyoruz. “Kuyruğu dik tutma” dediğim kendi kendimi oyalama, mutlu etme, yapabiliyorsam anneme ve ablama da destek olma dönemini başlattım yine. 

   Rahmetli babam matematik öğretmeniydi ve çok da dakik bir insandı. Her işini sistemli, sayılı, matematiksel yapar, hayatını da buna adapte ederdi. Annem işe gidecekse ya da bir yere yetişmek için belli bir zamanda evden çıkması gerekiyorsa ona sürekli “Hanım, saat on, hanım on beş dakikan kaldı” diye  hatırlatma yapardı. Geçenlerde annem bir şey için sabahtan bana uğramıştı. Bekirli bir saatte işe gitmek için evden çıkmam gerekiyordu. Kocamın aynı babam gibi bize saati hatırlattığını fark ettim:). “Burcu, yarım saatin kaldı, Burcu on dakikaya çıkman gerek” cümleleri içimi ısıttı ve geç kalmamı da engelledi:).

   Örgü ve Zaman Çarkı serisini okumaya ağırlık verip burayla çok ilgilenemedim son zamanlarda. Battaniyemin biri bitti biri kaldı, Zaman Çarkı’nın da on kitabını bitirdim son beş kitap kaldı. Artık daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere… 


6 Aralık 2021

ARALIĞIN ALTISI, 2021


 On beş yıl aradan sonra yeniden örgüye döndüğüm ve bir heves başladığım "çılgın" parçalı battaniyeyi en sonunda bitirdim. Parçaları beş - altı ayda ördüm ama onları birbirine dikip kullanıma hazır hale getirmem bir seneyi buldu. Gerçi bunda akşamdan akşama örebiliyor oluşumun ve bunu dikmeden ikinci bir battaniyeye başlamış olmamın etkisi büyük. Bu arada onu da yarıladım :O). Parçalar tamamen evdeki yünlere ya da görüp de beğendiğim renklere göre örüldüğünden battaniye "çılgın". Ben yaptım diye demiyorum ama güzel oldu bence, elime sağlık :O)

11 Kasım 2021

KASIMIN ON BİRİ, 2021

 




İlk fotoğrafta kulaklar yatık çünkü fotoğrafını çekmemden nefret ediyor, bana kızdı:). Akşam akşam bizim evin hallerini paylaştım sizinle. Yazamasam da aklım burada. Görüşürüz…

24 Ekim 2021

EKİMİN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

   Mutfakta otururken radyo dinliyor olsam da arka planda rüzgarın da sesinin duyulduğu soğuk ama evde olduğum için aslında benim için sıcak geçen bir pazar günü. Kaloriferi yaktık. Ofiste kombi arızalı. Parçası tamirde. Yarın üşümemek için kalın giyineceğim. Sabahtan beri yağmur da yağıyordu ama durdu şimdi galiba. Mutfağı toplayıp yemek hazırlayacağım yazımı yolladıktan sonra. Evimin huzurunu seviyorum…

  Sonra yine görüşmek üzere.

22 Ekim 2021

EKİMİN YİRMİ İKİSİ, 2021

   Bu hafta hava genelde gündüz sıcak gece soğuk. Geçen hafta ara ara yağmurluydu. Böyle günlerden birinde, servis beklerken sığındığım tentenin altında beklerken birden yanıbaşımda floşşşş diye çok yüksek sesli bir gürültü oldu. Kitabım vardı elimde, okumaya da dalmıştım. O ses nereden geliyor, neyin sesi, bir şey mi patladı, bir yerden bir şey mi attılar, tehlikede miyim, değil miyim, ilk başta algılayamadım ve korktum. Bir an sonra farkına vardım ki, benim tentenin üzerinde su birikmiş ve komple tüm su tentenin kenarından bir kovayla boşaltılırmışçasına aşağıya akmış. Ben de baştan aşağıya ıslanmaktan sadece iki adım uzakta olduğum için kurtulmuşum:).  Elimde ne kitap kalacaktı, ne de kıyafetlerim kurtulacaktı. Büyük ihtimalle eve dönüp üzerimi değiştirmem gerekecekti. Bu sefer belki işe yetişme telaşı yaşayacaktım derken günüm komple kötü bir şekilde başlamış olacaktı. Çok şanslıymışım gerçekten:). 

  Yine görüşmek üzere…

15 Ekim 2021

EKİMİN ON BEŞİ, 2021

   Günler hızla geçip gidiyor. Orta şekerli olsalar da genelde çok da sıkıntı değil bence:). Bunca işimin ve zamansızlığımın arasında makaron yapmayı öğrenmeye karar verdim. Daha önce yapmadım hiç. Sıfırdan başlayacağım. Deneme yanılma yöntemiyle bu işi eninde sonunda kotarırım gibi geliyor. Sonuçları buradan da paylaşırım. Felaket olanları olmasa da olur gibi olanları en azından:).

Yine görüşmek üzere.


3 Ekim 2021

EKİMİN ÜÇÜ, 2021

 Oğlum Paris keyifsiz son iki haftadır. Kristalleşme vardı böbrekte. İlaç kullandık bir süre sabah akşam, ardından kontrole gittik bu sefer de akciğerlerde sorun ortaya çıktı antibiyotiğe başladık. Biraz huysuz bir kedi olduğundan ilk ilaç vermeye başladığımda bir örtüyle sarıp sıkıştırıp zorla şırıngayla veriyordum ama sonra bunun onu daha da huysuzlaştırdığını benim de sürekli çizik içinde kaldığımı fark edince, uyurken; sakinken sevip okşayarak vermeye başladım. Böyle ikimiz de daha mutluyuz ama bazen son anda kafasını çevirince ilaç ağzından çok etrafa dağılıyor. Milimi milimine ölçerek hazırladığım miktarın ne kadarı midesine gitti ne kadarı aktı emin olamıyorum. Yine de fayda görüyor olmalı ki genel durumu iyi, tahliller de düzelirse yırttık demektir:). 

  Bunun dışında da yoğunum. İş yoğun ve bu yoğunluk giderek daha da çok artacak, azalmayacak. Ev işleri de bitmiyor asla:). Hala Zaman Çarkı serisini okumaya devam ediyorum ara vermeksizin, 14 kitaplık serinin 5. kitabındayım. Bir yandan da battaniyemi örmeye devam ediyorum. 12 - 13 parça örmüşüm şimdiye kadar. Burada hiç bahsetmedim daha önce ama bir yandan da e - ticaretle ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çok yabancı olduğum bir konu. Acemiyim her açıdan. Yapmak istediğim çok şey var ama imkanlarım - zamanım - bütçem kısıtlı, bilgim az. Ara ara olmayacak gibi gelse de inat ettim bir şekilde başaracağım. En azından sonunda denedim de olmadı diyeceğim. Vazgeçmeyeceğim:). 

  Şimdi Paris’in ilacını hazırlamam lazım. İçmesi gereken hapı 4’e bölüp 1 parçasını ezip suyla karıştırıp sakin zamanını bulunca şırıngayla ağzına zerk edeceğim:). Sonra yine görüşmek üzere… 

1 Ekim 2021

EKİMİN BİRİ, 2021

 Yağmurlu bir sabahla başladık ekim ayına. Sonbaharı sevenlerdenim ben. Bir de kapalı havaları, yağmuru. Güneş ışığı içimi mutlulukla dolduruyor evet ama biraz sıcak olduğu anda da enerjimi çok düşürüyor. Halbuki yağmur her zaman harekete geçme isteğimi tetikliyor. Bahsettiğim yağmur sular seller götüren cinsten değil tabi ki ama sağanak dahil kabulum:). 

  Şimdilik kısa bir “yağmur sevgisi” paragrafıyla ekime merhaba demiş olalım, sonra yine görüşmek üzere…

19 Eylül 2021

Eylülün On Dokuzu, 2021

 Biz son iki - üç senedir cam damacana kullanıyoruz. Cam damacana daha ağır ve taşıması (yuvarlaması?) daha zor olduğundan tekerlekli bir altlık almıştım. Mutfaktan kapıya kolaylıkla çekiyorum, sucumuz da boşu alıp doluyu direkt tekerleğin üzerine koyduğundan hiç ağırlık kaldırmamış oluyorum. Bloguma da yazmıştım, birkaç ay önce, ben o cam damacanayı devirip kırdım. Her taraf su oldu. Şoku atlatmam, kafamı toplayıp geride kalan muhafazayı cam kırıkları arasından almam, sucudan kırdığımın yerine ikinci bir su istemem, yine depozito işlemleri falan derken sucu çocuk, garibim, yarım saat kapıda beklemişti. Dün biten suyun yerine yenisini koyarken hafiften devrilir gibi oldu. Ben de ufak bir çığlık attım çünkü daha önce kırdığımda hole ve yatak odasına dökülen suları temizlemek saatler sürmüştü. Neyse, çocuğa da döndüm, çığlığımı açıklamak için, daha önce kırmıştım bir kere, yine kırılacak diye korktum, dedim. Çocuk da, ben o zaman yoktum ama biliyorum, dedi. Demek ki sucuda "cam damacanayı kıran kadın efsanesi" oluşturmuşum. Belki de hala birbirlerine anlatıp anlatıp gülüyorlardır. Damacana kırmayı beceren tek müşterileri benimdir belki. Bilmiyorum artık. Üzerinden aylar geçmesine rağmen başka kıran olmamış ki, benim olayın anısı hala taze demek ki :O).

  Bu akşam gitmemiz gereken bir düğün var ve benim hiç gidesim yok. Son üç - dört senedir düğünlere gitmek çok büyük bir zaman kaybı gibi geliyor. Yüzde doksan dokuzuna da gitmiyorum. Geçen gün iş yerinden kalma alışkanlıkla "keşke iptal edilse, ertelense" diye düşündüğümü fark ettim. Sonradan fark ettim ki, bu bir toplantı değil, etkinlik değil. Ertelenmesi ya da iptali ya bir kazaya belaya işaret eder ya da çiftlerin ayrıldığına. Gidesim olmasa da bunun olmasını da istiyorum demek değil bu. Cümlemi "keşke gitmek zorunda olmasam" diye değiştirdim...

  Bu arada cuma gecesi ilk bölümü yayınlanan Yalancı dizisini izledik. Dizide tecavüze uğradığını söyleyen bir kadın ve iftira atıldığını iddia eden bir erkek var. İkisinden biri yalancı ama işte ilk bölümde bunu anlamak mümkün değil zaten. Bir sürü tahminde bulundum. Sonra yabancı bir dizinin bire bir versiyonu olduğunu öğrendim internetten. İlk sezon sonunda da belli oluyormuş kadının mı erkeğin mi yalan söylediği. Buldum o bölümü izledim. Merakımı giderdim. Türk versiyonunu izlememe de gerek kalmadı böylece. Spoiler vermemek için burada yazmayacağım hangisinin Yalancı olduğunu. "Sürpriz bozan", spoiler kelimesi için Türkçe karşılık olarak TDK tarafından önerilmiş. Sürpriz kelimesi de Türkçe değil. Sürprizin Türkçesi "şaşırtı"ymış. Neyse spoiler yerine sürpriz bozan yazacaktım yine de ama bitişik mi yazılıyor (sürprizbozan) ayrı mı (sürpriz bozan), emin olamadım (Ben burada rastgele bir karar olarak ayrı yazdım.). "Spoiler vermek" diyoruz sürpriz bozan vermek mi diyeceğiz, kullanmak mı, söylemek mi, cümle içinde nasıl olacak bilemedim. Bilenler konuya daha hakim olanlar varsa lütfen bizi de aydınlatsın.

Yine görüşmek üzere.

12 Eylül 2021

EYLÜLÜN ON İKİSİ, 2021

      Pandemi öncesinde sekiz sene boyunca haftanın altı günü bilfiil çalıştım. Haftada bir gün izin yapıyordum, yoğundu işlerimiz ama bu sisteme alışmıştım. Korona virüsün hayatımıza girmesiyle çalışma tempomuz düştü, iş yükümüz ve mesai günlerimiz de azaldı. Çok geçmeden buna da alıştım :O). Evde daha çok vakit geçirebilmek ve yapmak istediğim birçok şeye vakit bulabilmek çok mutlu ediyordu beni. Son günlerde yavaş yavaş eski tempomuza dönmüştük zaten de, önümüzdeki haftadan itibaren cumartesileri de çalışmaya başlayacağız yine.  Bütün bir hafta sonunu evde geçirebilmek muhteşem bir şeydi :O). Bunun bir daha olmayacak özel bir dönem olduğunu bildiğimden her anının tadını da çıkardım. Büyük bir ihtimalle çok yakında "haftada altı gün"e de alışacağım. Yine de bu haberi ilk duyduğumda yıkıldım, kabullenebilmek bir iki saatimi aldı :o). 


Bu motifi yapmayı ilk öğrendiğimde aklımda her parçayı böyle üç renkli yapmak vardı. Yeşil renk kombininde iyi de durmuştu ama diğer renkleri de denediğimde hoşuma gitmedi. İlk dört üç renkli parçadan sonra iki renkli yapmaya başladım kareleri.

   Bu gördüğünüz de iki renkli çalışmamdan bir örnek. Altı kare de değişik kombinasyonlarla iki renkli ördükten sonra rengi kendinden değişen iplerle denesem nasıl olur acaba sorusu düştü aklıma. 


   Denediğimde düz renklerden daha çok hoşuma gitti. Büyük ihtimalle bundan sonra böyle devam edeceğim. İlk ördüğüm düz renkli parçaları da bir şekilde değerlendireceğim tabi ki şu an nasıl yapacağımı bilmesem de. İpim bittiği için bitiremedim son ördüğüm parçayı, aynı renkten sipariş verdim. Başka renkler de aldım. Gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. 

   On beş sene önce yarım bıraktığım bir etamin panom vardı. Geçenlerde onu çıkardım tekrar. Etamin işlemeyi de çok özledim. Önce panoyu bitirmek sonra da ufak tefek işlerle etamine de devam etmek istiyorum. İşler de yoğun. E evle de ilgilenmek lazım. Bir yandan deli gibi Zaman Çarkı serisini okumaya devam ediyorum. Evde olduğum saatlerde sürekli birini elime alıp birini bırakıyorum. Kitap yorunca biraz iş yapıyorum, işten yorulunca oturup örgümü beş on sıra örüyorum, sonra kalkıp bir yerleri daha düzenleyip yine kitap okuyorum. Genelde bu ya okurken kanepede sızıp zar zor yatağa gitmekle ya da artık hiçbir şey yapamayacak kadar yorulup kendimi yatağa zor atmamla bitiyor. Hangisini yaparsam diğerinde aklım kalıyor. Bugün kendimi kitap okurken aynı zamanda örgü örebilir miyim acaba diye düşünürken yakaladım:). Deneyecektim ama büyük ihtimalle kitaba yoğunlaşıp ilmek kaçıracağımı düşününce vazgeçtim. 

 Yine görüşmek üzere…

5 Eylül 2021

EYLÜLÜN BEŞİ, 2021


       Eylül serinliği ile geldi. Kış boyunca koltukların üzerinden hiç kaldırmadığım ve her akşam mutlaka üzerimize aldığımız örme battaniyelerimi çıkardım. Şimdilik sadece bazen sabah serininde ya da gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk olduğunda kullanıyoruz ama yine de bir kenarda durmaları iyi oluyor.

   Eylül benim sevdiğim aylardan biridir. Eylülde her sene evlilik yıl dönümümüzü ve hemen ertesi gün de babamın doğum gününü kutlardık. Son üç senedir doğum günü kutlamamız olmasa da yıl dönümlerimizde sembolik bir şeyler yapıyoruz. Bu sene 21. yılımız bitiyor. Zaman çabuk geçiyor. 

  İki gün önce sevdiğimiz bir arkadaşımızı, genç yaşında kaybettik. Beyin kanseri tedavisi görüyordu son iki senedir ama maalesef kurtaramadık. İçimiz buruk. Her kayıp üzüyor beni, hele arkadaşımız olunca daha da kötü ama bir de sebep kanser olduğunda kendimi inandırdığım "her şey güzel olacak" cümlesini normalde olduğu kadar rahat kuramıyorum. Çalışıyorum, evi topluyorum, arkadaşlarımla görüşüp konuşuyorum ama geri planda kaybettiklerimin hüznü oluyor hep. Bazen bir kelime, bir fotoğraf yetiyor o görünürdeki neşeyi alıp götürmeye. Neyse, herkesin sağ salim sonlandırdığı her bir gün bize armağan olsun, her bir anımızın ve günümüzün tadını çıkaralım. Mottomuz uzun zamandır bu: "Bugün de ölmedik (ve kimse ölmedi), yaşıyoruz :O).


      Zaman Çarkı serisini Eylül 2017'de okumaya başlamışım. Ocak 2018'de de bitirmişim yaklaşık dört sene önce. Uzun zamandır tekrar okumak istiyor ama uzun soluklu bir seri olduğundan direkt başlamaya cesaret edemiyordum. İşe başladığım gün seriye de tekrar başladım. Dört sene öncesinde olduğu gibi bütün gün yanımda gezdirip servisi beklerken, öğle yemeğini yerken ya da bulduğum müsait beş dakikalık zaman diliminde bile olsa okuyorum. Okuyamadığım zaman özlüyorum. Örgümü bir kenara bıraktım ve evdeki daha başka bir sürü işimi, deli gibi kitap okuyorum. Heyecanlı bir seri. Sonunu bilsem de o sonuca ulaşan ayrıntıları unutmuşum. O yüzden yine keyifle okuyabiliyorum. Şu sıralar dizisi de çekiliyormuş ama bire bir kitap baz alınmayacakmış. O yüzden diziyi izlemeyeceğim. Fragmanına baktım ve onu bile sevmedim zaten. Kitaptaki karakterlerle alakası yok. 

   Sonra yine görüşmek üzere...

27 Ağustos 2021

AĞUSTOSUN YİRMİ YEDİSİ, 2021

    Yıllık iznim resmi olarak bugün bitti. Şu sıralar hafta sonu çalışmadığımız için bu cumartesi - pazar da evdeyim. Pazartesi de 30 Ağustos sebebiyle bir etkinliğimiz olursa ona katılırım ama ofis kapalı. Salı günü bir aylık tatilden sonra iş başı yapacağım. Bütün iznimi topluca almıştım. 2022'ye kadar başka iznim yok. İyi ki öyle yapmışım çünkü dinlenmek iyi geldi açıkçası :O). Evde oturmak da hoşuma gitti, pek sıkılmadım. Bir yandan da son günlerde işimi ve çalışmayı özlemeye başladım.  Toplamda 6 + 2 günlük ailelerimizi, memleketimizi ve dostlarımızı ziyaret ettiğimiz bir tatilimiz oldu. O da kararındaydı. Çok uzadığında tatilden sıkılmaya başlıyorum. Tatil dinlendirmek yerine beni yormaya başlıyor. Eziyet oluyor bir süre sonra. Evini ve evde oturmayı seven bir insanım :O). 

    Bu yıl ilk defa akıllıca bir karar alarak, evimi ben temizleyeceğim, moduna girmedim ve iznimin daha başındayken annemin yardımcısını çağırdım. Böylece cam silme - dip köşe ev temizleme yorgunluğunu yaşamadan keyifle yapabileceğim dolap düzenleme, köşe bucaktaki eşyaları gün ışığına çıkarma, ayıklama, yeni bir şeyler alma, eksikleri tespit etme, nereye ne yaptıracağına - alacağına - neyin neyle gideceğine dair hayaller kurma gibi işlere rahatlıkla zaman ayırabildim :O). Normalde, yıllardır tanıyor bile olsam, evimin içinde dışarıdan birinin temizlik yapıyor olması fikri beni geriyor. Özel hayatıma müdahale ediliyormuş gibi hissediyorum. Temizliğimi yapabildiğim kadar kendim yapmaya çalışıyorum. Desteği de en son noktada kabul ediyorum. 

   Evde olduğum şu günlerde yaklaşık bir senedir düzenini bir türlü oturtamadığım dosya dolabımı tam anlamıyla derledim topladım. Şu an her bir kağıt parçasının nerede olduğunu, hangi rafta hangi dosyaların - defterlerin durduğunu, bir şey arayacağım zaman nereye bakmam gerektiğini biliyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Bir iki şıklaştırma - göze hoş görünme eksiğim var dolabımda ama onların acelesi yok. Bunlar için ne yapacağımı biliyorum, eksikleri de zaman içinde tamamlarım. 

    Ara ara bahsediyorumdur ama dosya dolabımı anmışken bir kez daha zevkle anlatabilirim, ciddi bir defter ve kağıt takıntım var. Kaç tane defterim olduğunu bilmiyorum. Defter sevgimi bilen arkadaşlarımdan gelen hediyeler, benim satın aldıklarım, okul - iş yeri vb. yerlerden promosyon ajandalar, not defterleri, gördüğüm yerlerde bazen, kullanmıyorsan benim olsun mu, diyerek görüp aldıklarım, çeşit çeşit, her boyda bir sürü defterim var. Çok da kullanıyorum aslında. Elimin altında her zaman bir defter bulunur. Özellikle işte sürekli defterime not alırım. Mesela üç farklı amaç için kullandığım üç not defterimi çantamda sürekli taşırım. Bitirdiğim, son sayfasına kadar kullandığım defterim de çok. Kullanmadıklarım da. Arada onları çıkarırım. Hepsini dizerim. Tek tek incelerim. Kafamda şunu şuna kullanayım diye plan yaparım. İçlerinde favorilerim vardır ve tabi ki pek sevmediklerim de. Defterlerimden vazgeçtiğim de pek görülmemiştir. Sevmesem de, istemesem de vermeye kıyamam. Benim gibi defter seven bir arkadaşıma hediye defter alacaksam dayanamam bazen aynısından kendime de alırım :O). Kendimi böyle kabul ettim artık. Direkt onlara yer ayırdım dolabımda. Defterlerimle mutluyum :O). 

  Kağıt takıntım ise boş olan hiçbir kağıt parçasını tamamen doldurmadan atamama şeklinde. Önü - arkası, boş kenarı, köşesi - her santimetre karesine kadar mutlaka kullanılmalı. Tamamen dolduğunda da kesinlikle geri dönüşüme atılmalı. Normal çöpe değil.  Çevremizi korumak açısından bu benim için çok önemli, ağaç katliamlarını azaltmak açısından. Boşa kağıt harcanmaması ve kullanılan kağıdın geri dönüşmesinin sağlanması açısından.  A 4 boyutundaki kağıtların tek yüzü doluysa diğer yüzünü müsvedde olarak kullanıyoruz. Mümkünse çektiğimiz fotokopilerde öncelikle onları değerlendiriyoruz.. Fotokopide kullanmak mümkün değilse uygun boyutta kesip not kağıdı olarak kullanıyoruz. Bunun takibini düzenli şekilde yapıyorum. İş arkadaşlarım kullandığımı bildikleri için biriktirdikleri kağıtları bana gönderiyorlar. Ofisteki arkadaşlar da aynı özeni gösteriyorlar. O yönden içim rahat. Elimizden geleni yapıyoruz en azından. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

24 Ağustos 2021

AĞUSTOSUN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

   Her kadının (ya da erkeğin de olabilir) takıntılı olduğu bir eşya vardır. Gittiği her mağazada, evde, mekanda gözü ona takılır. Aldıkça alası gelir. Boy boy, çeşit çeşit mevcuttur ama yeni bir taneye de asla hayır demez. Sizin için bu nedir bilmiyorum ama benim takıntım hasır sepetler. Evde az biraz vardı. Son aylarda bir kaç tane daha aldım. Hasır sepet limitimi çoktan doldurdum ama yine de her gördüğümde bir incelemeden geçemiyorum. Yine de artık kendimi durdurup almamayı başarabiliyorum en azından :O). 


    Yukarıda yer alan fotoğraflarda gördüğünüz sepetler evdeki mevcudun çok küçük bir kısmı. Soldakini bu sene annemle ablam doğum günü hediyesi olarak almışlardı. Bende o tarz hiç yoktu. O yüzden ayrı bir sevdim, dolapta yer kaplayan ve her kapağı açtığımda dışarı fırlayan yünlerimi koydum içine. Sağdakini yirmi sene evvel, daha yeni evlendiğimizde kayınvalidemde görmüş, çok beğenince benim olmasını istemiştim, kayınvalidem de beni üzmeyip sepetini bana hediye etmişti. Son yirmi senesini ilk başta Atahan'ın oyuncak sepeti olarak, bir ara boş kalarak geçirdi, son zamanlarda da yün sepetim oldu. Kayınvalideme ne zaman gelmişti, biri mi hediye etmişti, o mu almıştı, o kısmını zamanında anlattıysa da unutmuşum. Görüştüğümüzde tekrar sorayım :O). Alttaki yuvarlak sepet ise İkea'dan annemin hediyesi. Aslında bunlara hediye derken bazen biraz metazori yaptığımı da itiraf etmem gerek. Çoğu zaman ben hiç bir şey istemem desem de beğeneceğimi bildikleri bir şeyleri gördüklerinde alıyorlar. Bazen de ben daha onlar niyetlenmeden, bir şey beğenmeye bile fırsat bulamadan bana şunu alın, bunu alın diye ön siparişi veriyorum. Sonra da onların adına da "hediye" diyorum :O).

  Kimi zaman blog ayarlarına bakıyorum. Sağını solunu kurcalıyorum. Kimler dünyanın neresinden beni okuyor diye inceliyorum. Değişik ülkelerden girenleri gördüğümde mutlu oluyorum. Dünyanın her yerinden okuyucum olabiliyor. Böyle girip girip bakarken sanki onlar Türk değil de yabancı gibi düşündüğümü fark ettim. Halbuki ben Türkçe yazıyorum. Dünyanın neresinden girerlerse girsinler yazdıklarımı anlayabilmeleri için çok büyük bir kısmının Türk olması gerekiyor. Yabancı olup da Türkçe bileni bir iki kişidir olsa olsa. Bunu idrak edene kadar, sanki mesela Meksika'dan bir Meksikalı, Japonya'dan bir Japon okuyormuş gibi düşünüyordum hep nedense :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...

23 Ağustos 2021

Ağustosun Yirmi Üçü, 2021


     Hafta sonu, annem, ablam ve ben küçük bir kaçamak yaptık. Üçümüz beraber memleketimize, Demirköy, İğneada ve Kırklareli'ye gittik. Bu sayede yıllık iznimin son haftasına güzel bir şekilde başladım. Gezerek, dinlenerek yolculuk yaptık. Durmak istediğimiz yerde durduk, kalmak istediğimiz yerde kaldık, uğramak istediğimiz yere uğradık. Çok keyifli ve güzeldi. Hepimize iyi geldi. Yol boyunca bol bol konuştuk, akrabalarımızla buluştuk. Geleceğe dair planlar yaptık. 






   Fotoğrafların üçü de İğneada'dan. İlk fotoğraf denizin gölle buluştuğu noktadan. Küçük bir tur attık adada. Ağaçlar o kadar güzeldi ki, arabadan inip bol bol oksijen aldık, fotoğraf çektik, en az yarım saat oyalandık. Bizden başka kimse yoktu. Ağaçların rüzgarda sallandıkça çıkardığı ses dışında hiç bir ses duyulmuyordu. O yarım saatlik mola, ömrümüze ömür kattı.

   İkinci fotoğraf akşam üzeri kuzenimiz ve ailesiyle oturduğumuz kafedeki manzaramız. Ayın doğuşunu izledik. Kuzenler düğüne gidecekti, biz, o gece yatacağımız akrabamıza gidecektik ama sohbet çok tatlı gelince uzun uzun konuştuk ve geç sayılabilecek bir saatte kalktık. Kuzenler de neredeyse düğünün sonuna yetişebildiler ancak :O).

   Üçüncü fotoğraf da yoldan geldiğimizde oturup yemek yediğimiz restoran. Deniz kenarında. Balık güzeldi. Ablam köfte yedi ama pek beğenmedi. Salata ve kalamar iyiydi. Kabinler ve kumsalda şezlonglar da mevcuttu. Yemek yiyip denize girmek ya da deniz arası mola vermek için gayet uygundu. 

    Peynirimizi aldık, Dokuzhöyük köy kooperatifinin yaptığı peynirden alıyoruz sürekli. hem köylümüze destek olmak için hem de çok güzel olduğu için :O). Yenice'den sucuğumuzu aldık. O köyün eti ve et ürünleri meşhurdur, güzeldir de. Ben ayrıca çok sevdiğim için ev yapımı böğürtlen reçeli de aldım, o da güzel çıktı. Tekrar gidersek yine aynısından alacağım. Demirköy'de yol kenarındaki tezgahtan taze toplanmış karamuk aldık yedik. Gurme gezisi gibi oldu bir anlamda da bu gezi. İki gün boyunca yedik, içtik, gezdik, gördük, geldik.

  Yine görüşmek üzere...

18 Ağustos 2021

Ağustosun On Sekizi, 2021

      Yıllık iznimi yarıladım. Topluca ve hepsini birden aldığımdan neredeyse bir ayı buldu izin sürem. Böyle olduğunda süper oluyor:O). Arada yine işten bir şeyler için arıyorlar sinir oluyorum ama olsun. Siz aramayın çalışanlarınızı izne çıktıklarında (kamu spotu). Bırakın kafalarını dinlesinler :O).

   İzindeyken iki günlüğüne Edirne'ye ve dört günlüğüne Çanakkale'ye gittik. Edirne'de 15 yıllık arkadaşlarımız var. Yoğun iş tempolarımızdan ötürü senede bir iki defa görüşebiliyoruz ama her seferinde dün ayrılmışçasına kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Bu tarz arkadaşlıklar altın gibi kıymetli bence ve değeri bilinmeli. Ufak tefek şeyler yüzünden araya soğukluk girmesine izin verilmemeli. Çanakkale'de de kocamın ailesiyle birlikteydik. Harala gürele ve bol gülmeli - kızmalı - takılmalı geçti dört günümüz. Üç kardeş - çocuklar- gelinler - damatlar derken bir araya geldiğimizde en az on kişi olduğumuzdan daha azını beklemiyordum zaten :O).

  Bir ara iznim bitmeden de memlekete, Demirköy'e gitmek istiyorum. Günü birlik ya da en fazla bir gece kalmalı. Hem babam - dayım - anneannem - dedem gibi büyüklerimizi yerlerinde ziyaret etmeye hem de memleket havası almak için.

   Kitap okuma hızım düştü. Doğru kitabı bulamıyor muyum acaba diye düşünüyorum bazen. Son zamanlarda çok fazla yeni kitap almadım. Kendimi hep evdeki okumadığım kitapları okumaya zorluyorum. Belki bunun da etkisi vardır. 

    Yine görüşmek üzere...  

31 Temmuz 2021

Temmuzun Otuz Biri, 2021

      Uzun zamandır yazmadım - yazamadım ama en sevdiğim ay olan temmuzun da yazısız geçmesini istemedim. En yoğun günlerden birinde iki dakika fırsat bulmuşken biraz olsun bir şeyler yazmak istedim. 

   Temmuz en sevdiğim ay çünkü ben bu ayın yirmisinde doğmuşum:). Oğlum on temmuz doğumlu, abim de yirmi beş temmuz. Ayrıca annemlerin de evlilik yıl dönümü yirmi üçündeydi. Sonuçta bizim tek tek ya da bazen toplu kutlamalar yaptığımız bir ay oldu hep. 

   Her sene genelde değişik gruplarla en az 3 - 4 defa kutlamış oluyorum doğum günümü. Bu sene ofiste bir kutlama kesinlikle beklemiyordum çünkü 20 Temmuz tam kurban bayramının birinci gününe denk geliyordu, dokuz günlük bir tatilin de ortasındaydı. Yine de iş arkadaşlarım iki ayrı sürpriz kutlamayı bana hiç fark ettirmeden yapabildiler. Hele ilkinde kutlanmasını o kadar beklemiyordum ki, doğum günü şarkısı çalınıp “Burcu” dediklerinde önce etraftaki öteki “Burcu”yu arandım onu çağırıyorlardır diye:).

  Kayıplarla ve mutluluklarla da dolu bir yaşım daha geçti gitti. Dolu dolu 41 yaşındayım. Ben her yaşını ayrı seven ve her yaşından keyif alan biriyim. Doğum günlerimde mutlu oluyorum. Yine de şöyle bir gerçek var ki her sene fotoğraflara baktıkça aramızdan ayrılanların sayısı artmış oluyor. Bazen arşivi düzeltirken - fotoğrafları topluca yüklerken kayıplarımız art arda karşıma çıktığımda dayanamayıp yükleme işini yarım bırakıyorum.

 Yine görüşmek üzere…

30 Haziran 2021

Haziranın Otuzu, 2021

 Hayatta en çok ve sık sık aldığın karar nedir diye bir soru sorsalar bana,  daha çok yazmak, daha sık yazmak, her gün yazmak derim. Elime kalemi, önüme defteri / klavyeyi her aldığımda kendime söylediğim cümle bu: Daha çok yazmalıyım! Her gün yazmalıyım! 

  Her gün olmasa da sık sık yazıyorum da aslında ama geriye dönüp okuduğumda fark ediyorum ki yaşadığım günlerin / yılların yüzde birini kayıt altına almışım sadece. Ve yazdıklarımı okudukça görüyorum ki, çoğu şeye gereğinden fazla üzülmüşüm. Boş şeyleri dert etmişim. Streslerimin büyük kısmı stres yapmaya değmeyecek şeylermiş. 

  Kendimi tanımak, değerlendirmek yönünden büyük faydası oluyor bana. Bazen çok derinlere daldığımı fark ediyorum. Normalde insanlar sadece yaşıyor o günlerini. Kalkıp gündelik işlerini yapıp çalışıp akşam biraz televizyon izleyip yatıp uyuyorlar. Bu yetiyor onlara. Böyle geçmiş bir ömür de yetiyor. Benimse aklım hep yapamadıklarımda, okuyamadıklarımda, yapmak istediklerimde kalıyor. Sevdiklerimle daha fazla zaman geçirmek istiyorum, daha fazla okumak istiyorum, daha fazla araştırmak istiyorum, daha fazla el işi yapmak istiyorum. Hep “daha fazla, daha fazla”. 

 İş için hazırlanmam gerektiğinden daha fazla yazamıyorum:). Sonra yine görüşmek üzere…

4 Haziran 2021

Haziranın Dördü

     Son zamanlarda çok verimsiz geçirdim zamanımı. Yüklediğim bir çiftlik oyununa sardım. Gece gündüz onu oynadım. Yeni bir battaniyeye başladım. Yine parça parça örülüyor, yine haraşo ama düz örgü değil, motifli. Biraz ilerlediğinde buraya da koyarım fotoğrafını mutlaka. Bloguma yazmak istedim bazen ama sayfayı açmak ve yazmaya başlamak aşamasına gelemedim daha önce. Düşündüm bol bol. Okudum ara sıra. Kimi zaman her şeyi kafaya taktım, kimi zaman hiç bir şeyi umursamadım. Bu ısınma yazısı olarak bu kadarlık bir merhaba olsun şimdilik. Sonra yine görüşürüz.

7 Mayıs 2021

Mayısın Yedisi, 2021

   Ben oldum olası yazmayı sevmişimdir. Günlük yazıyorum, blog yazıyorum, beş - on dakika zamanım olduğumda bulduğum ilk kağıda - deftere kısacık da olsa yazıyorum. Yıllarca hep içimi dökme isteğinden olduğunu zannetmiştim ama içimi dökmenin dışında anı biriktirmeyi sevdiğimden yazdığımı fark ettim.  Fotoğraf çekmeyi de bu yüzden seviyorum. Anı olarak kalsın diye.. 

    Bu kış boyunca pandemi sebebiyle daha ağır bir tempoda çalıştık. Ofis daha sakindi. Normalde işleri bitirecek zaman bulamazken ilk defa biraz da keyfimce doldurabileceğim dakikalarım oldu. Ben de bu zamanları sağda solda not aldığım kağıtları, az az doldurduğum defterleri bir araya getirip tek bir yerde toplamaya ayırdım. Okudukça gördüm ki, en çok beni üzen veya sinirlendiren şeyleri yazmışım. Kimi zaman kime ya da neye kızdıysam sayfalarca saydırmışım. Mutluluklarımı yazma ihtiyacı pek duymamışım. Babamın hastalığı döneminde de gelişmelerden ve endişelerimden kısa kısa bahsetmişim. Oysa uzun uzun duygularımı, düşüncelerimi yazmış olmayı isterdim çünkü o dönemde babamla ilgili yazmış olduğum her bir şey karşıma çıktığında hem onu anacak yeni bir anım olduğu için mutlu oluyorum hem de yüreğim burkuluveriyor. İki sene oldu onu kaybedeli, normalde derinlere itiyorum özlemimi ama bazen yüzeye çıkıveriyor. Onun kaybı kapanmayacak bir yara. Harlanacak ya da bazen küllenecek ama hep var olacak. 

      Yaklaşık üç yaz önce, ablamın hastalığını ilk öğrendiğimiz dönemde uluslararası bir organizasyonda görevliydim. En yoğun çalıştığımız dönemlerden biriydi ve izin almam, yerimi başkasına bırakmam mümkün değildi. Organizasyon alanında herkesin yoluna ters, kuytu bir köşe bulmuştum ben. Her fırsat bulduğumda köşeme gidiyor ağlayıp ağlayıp işe geri dönüyordum. Sonra iş yerimde arka bahçede öyle bir alan keşfettim. O zaman babamın hastalığının teşhisi konulmuştu, ablamın tedavisi devam ediyordu. Gidip orada ağlıyor, dönüp masanın başına oturup çalışmaya devam ediyordum. Masa başında ağladığım tek sefer ablamın ikinci nüksünden sonra devam eden tedavisinde, kontrol dönemine gireceği - artık kemoterapi almayacağını öğrendiğim., bir anlamda kanseri ikinciye atlattığı gündü. O günkü göz yaşlarım da mutluluktandı zaten :O).

    En son buraya yazdığım gün olan mayısın dördünde, öğleden sonra, dayımı kaybettiğimizi öğrendim. Pek bir severdim. Ani bir ölüm oldu. Genç sayılacak bir yaştaydı. Yazayım, anlatayım, içimi dökeyim diyorum ama galiba büyük acılarımı - üzüntülerimi ancak uzun bir süre sonra yazıya dökebiliyorum. Onunla, ölümüyle, duygularımla ilgili sayfalarca yazabilecekmişim gibi gelse de kurabildiğim ancak üç dört cümle. 

     Belki bir süre sesim çıkmaz, içimden pek bir şey yapmak gelmiyor gibi, belki tam aksine her gün gelip alakasız şeyler yazarım. Bilmiyorum. Daha mutlu günlerde görüşmek dileğiyle. 

4 Mayıs 2021

Mayısın Dördü, 2021

   

 Şu tam kapanma günlerinde nöbetleşe çalıştığımız için genelde evdeyim. Sadece iki gün çalışacağım. Ben de evde olduğum günleri battaniyemi bitirerek değerlendirdim. Parça parça örüp bir kenara koymuştum kış boyunca. Karışık renklerde ördüm. Bitirmek için acele de etmedim. Kimi zaman günlerce elime almadım / alamadım, kimi zaman bir günde bir parça bitirdim derken keyifli oldu örmesi. 









Bunun dışında da okuyorum bol bol. Geçen gün kitaplığın tozunu alırken "okuyacağım kitaplar" raflarımın çok dolduğunu görünce yeni almak ya da önceden okuduklarımı bir daha okumak yerine hiç okumadıklarıma el atmaya karar verdim. Biraz sayılarını azaltana kadar böyle devam edeceğim. 




     Bir de hazır evdeyken kışlıkları kaldırayım yazlıkları çıkarayım diyorum yavaştan ama açıkçası o iş çok gözümde büyüyor. O yüzden bir türlü el atamıyorum. Başlasam devamı gelecek eminim ama dur bakalım belki bugün biraz niyetlenirim.

      Aklımda olan ve bir türlü yapamadığım bir diğer şey de buzdolabına verimli bir kullanım düzeni bulmak ve özellikle hızlı tüketilmesi gerekenlerin gözden kaçarak bozulmasını engellemek. Yemek yapacağım zaman da "hmm şu varmış bugün onunla bu yemeği yapayım" diyebilmek istiyorum. Acaba şundan var mı, bu kalmış mı diyerek dolabın içinde eşelenmek istemiyorum. 

    Son yazımda artık başlık olarak numaralandırma sistemi kullanmayacağımı söylemiştim. Direkt tarihle başlığı oluşturmayı denemeye karar verdim. Bu hoşuma giderse bir beş - on sene de bunu kullanırım büyük ihtimalle. 

   Yine görüşmek üzere...