30 Eylül 2026

Eylülün Otuzu - 2026 / Kişi Kendinden Bilir İşi

    Ben ilk telefonumu 18 yaşında aldım. Hesap makinesinde şu anki yaşımı o zamanki yaşımdan çıkarıp yaptığım hesaplamaya göre 28 yıldır cep telefonu kullanıyorum. Ve evet kafadan yapmadım bu hesabı, hesap makinesiyle yaptım çünkü ben matematikçi bir babanın saf sözelci kızıyım. 

    Neyse, 28 senedir kapattığım her telefondan sonra o kişinin dedikodusunu yapacaksam eğer, konuşmanın bittiğine yüzde yüz emin olmadan asla konuşmadım. Ama...

    Üzüm ekşi mayamı besledim. Kalan atık mayadan da kurabiye yaptım. Bugün beslediğim mayanın ekmeği ancak yarın pişeceğinden ve evde hiç ekmek kalmadığından bir de hazır mayayla ekmek yoğurdum. 
    O arada da, "kurabiye yaptım, geçerken bizden al" demek için annemi aradım. Elim hamurlu diye hoparlörü açtım. Konuşmamızın sonuna doğru kocam da mutfağa sigara içmeye gelince bir kısmını o da duydu. 
    Annemle kapattık ve biz kocamla direkt annemi çekiştirmeye başladık. Aslında direkt annemi değil de benim tanıdığım arızalı bir arkadaşını. Kapatmadan önce en son annemle de ondan bahsediyorduk, kocamla konuya devam ettik. Ardından o kesmeyince annemi çekiştirerek devam ettik. 
    Ben o arada telefona göz atmıştım, dediğim gibi kontrol etmeden asla dedikodu yapmam, sohbet ekranı kapalıydı. Hamuru yoğurdum bitti. Telefonu aldım elime bir de bakayım ki, konuşma bitmemiş. Ekranın sol üst köşesinde küçük bir simge olarak kalmış, o yüzden görmemişim ve annem konuştuğumuz her şeyi duymuş! 
    Yani ona da söylediğimiz şeylerdi yüzde doksan dokuzu. Arkasından konuşurken yeni bir şey eklemedik. Ona dediklerimizi birbirimize aktarıp üzerine birkaç minik yorum ekledik sadece. Ama tabi ki daha rahat konuştuk. Hem zaten yüzüne söylemişiz bir de arkasından konuştuklarımızı da duymasa da olurdu.
    Hemen hasar kontrolü yapmak için annemi geri aradım. "Telefon açık kalmış, on dakikadır seni çekiştiriyorduk." dedim. Neyse ki, çok şükür, hiçbir şeyi duymamış. O açık kaldığını fark etmediğinden başka şeylerle uğraşmış. Atahan da diyor ki, "Açık kalsa bile kapatırdı, neden dinlesin ki?" Valla annem hep kapatmayı unutuyor, ben de kendim kapatmadan hep bekliyorum 5-10 saniye, bakalım ne diyecek beni çekiştirecek mi diye. O yüzden onun kapatmış olabileceği aklıma bile gelmemişti. İşte, kişi kendinden bilir işi!
    Yine görüşmek üzere. 

29 Eylül 2026

29 Eylül 2026 - Salı

    Sizi masamdan küçük bir enstantane ile karşılıyorum. O gördüğünüz iki minik tatlış kabağı yaptım dün gece. Hemen fotoğrafını da çektim. Bu fotoğrafı da sadece size özel koydum. Başka yerde yayınlanmadı. Özelsiniz yani, bilginize.
    Sabah, "Hemen her gün yazıyorum artık. E ben bir ev kadınıyım, gelirim yok. Bloguma reklam bağlasam, kazandığım parayla da özel aşçı tutsam, her gün yemek yapsa, ben yapmasam." diye düşündüm. İnstagram'da da çok görüyorum. İkinci el uygulamalarından eşya satıp ev, araba parası biriktiriyoruz, işte beş milyon borcumuz var onu ödüyoruz, gün 1, gün 1758 tarzı gönderiler. Sonra da şunun farkına vardım: Milletin hayali ev, araba almak, derdi borç ödemek. Benim derdim para kazanıp özel aşçı tutarak yemek yapmaktan kurtulmak :O). Allah başka dert vermesin, amin. Yani olabilir bence, neden olmasın? Açım fakirim reklam koyayım da karnımı doyurayım yazsaydım mutlu mu olacaktınız? Aksine üzülecektiniz, ah kıyamam fakirmiş diyecektiniz. Sizi üzmüyorum işte, ne güzel :O). Aç ve fakir değilim, özel aşçı istiyorum sadece. 
    Aşçı bize yemek yapsın, ben de ekşi mayalı ekmeklerimi yapayım. Pasta yapayım. Çok güzel bir işbirliği bence. Herkes mutlu olduğu şeyi yapacak. Ve en güzeli de şu: Beni bu hayale kavuşturmak sizin elinizde. Şu an için reklam meklam yok blogta ama koyarsam lütfen hepsine tek tek tıklayın. Girip bir bakın. Bunu Burcu'nun özel aşçıya kavuşması için yapıyorum motivasyonuyla hareket edin. Şimdiden teşekkür ederim hepinize. El birliğiyle başaracağız, inanıyorum!
    Bu arada siz reklam tıklayacaksınız da ben de boş durmayacağım. Evde, elimdeki kaynakları tüketip alışveriş yapmayarak özel aşçı parası biriktireceğim. Dün mesela rujum bitmişti artık, çöpe attım. Gidip hemen yenisini almak yerine evde neyim var diye baktım. Ambalajlı bir ruj kalmış Avon zamanından. Açıp rengini görmek istedim. Sürdüm. Kırmızıymış. Ama nasıl bir kırmızı, ben size kullanım alanını söyleyeyim siz anlayın. Düğüne falan giderken sürülecek tonda değil. Sadece ve sadece sahne alırken sürülebilecek kırmızının en çarpıcı, en koyu, en göze batan tonu. Buna bir de benim güneş yüzü görmemiş en beyazdan daha beyaz tenimi ekleyin. Ruju sürünce Burcu yok oldu, sadece dudaktan ibaret oldum, öyle diyeyim yani. Ve tam da ruju sürmüşken ne oldu tahmin edin, kapı çaldı! Kargocu gelmiş. Ruj da ne menem bir şeyse kalıcı pigmentli mi artık bilmiyorum siliyorum yine bile çıkmıyor. Mecburen kapıyı sahneden yeni inmiş, ev kıyafetini giymiş ama henüz makyajını temizlememiş kadın modunda açtım. Yani aslında evde ruj sürmekte sakınca yok, kargocuya ya da kim geldiyse kapıyı da gayet rahat rujumla açabilirim ama rujum o "kırmızı" olmasaydı iyiydi. Adamın suratına bakamıyorum neredeyse, yere bakarak konuşuyorum.
    Ama size bir şey diyeyim mi? Kargocu kesinlikle şaşırmamıştır. Bence geldikleri en eksantrik kişilerden biri benim. Hektor kaçmasın diye kapıyı çoğunlukla The Shining filmindeki Jack Nicholson'un ikonik kapı sahnesindeki gibi açıyorum. 

    Genellikle tam hamur yoğururken de geldikleri için çoğunlukla kapıyı dirseğimle açıp iki elimi ameliyata girecek cerrah gibi havada tutup paketi yere bırakmalarını da rica ediyorum. Hamurun cıvık anındaysa elimi çıkaramayıp kucağımda kocaman yoğurma kasesiyle açmışlığım da oldu. 

     Buraya kadar anlattığım görüntüler de saçma ama en çok şaşırdıkları şapkalı ve önlüklü halim oluyor nedense ki bence en normal halim bu. Saçlarım kısa olduğundan toplayamıyorum. Bir şeyler yaparken hijyeni sağlamak için Atahan'ın kullanmadığı aşçı şapkasını takıyorum. Kapıyı kafamda şapka, üzerimde önlüğüm açtığımda her seferinde aşırı şaşırıyorlar. Şapka da fotoğrafta gördüğünüz kep gibi olan model, yüksek, ucu tavana değen o beyaz şef şapkalarından değil aslında. Dur ben onlardan alayım da bir dahakine öyle açayım değişiklik olsun diye :O). Fotoğrafı da yapay zeka yaptı. Yüz kere değiştirme de desem yüzümü değiştiriyor her seferinde inatla.  
    Yapay zeka demişken seksenler akımını ben de denedim tabi ki. İnstagram'da en az yüz tane fotoğraf gördüm, herkesi diskoda miskoda afili, şuh, ne bileyim havalı yapmış. Beni Altın Kızlar dizisindeki Sophia gibi yaptı. 

    Sonra baktım 80'lerde havalı olamıyorum, ortaçağdaki halimi yap dedim. Bir kraliçe, ne bileyim en azından asilzade beklerken mutfaktaki aşçı oldum ola ola. 


    Şapkam da hala başımda :O). Ortaçağdan günümüze hijyene önem veriyorum, görün artık! 80'lerin Sophia Burcu'sunda mutluymuşum ama en azından. Ortaçağ mutfağı bana yaramamış, yüzüm asık. 
    Yani demem o ki, kırmızı ruju da açtım artık, atsam atamam versem veremem. E hedefimiz de özel aşçı parası biriktirmek, israf yapamam. El mecbur, kullanacağım, başka çarem yok. Kargocular da alışır artık bir süre sonra, ne yapayım. Sormazlar ya sorarlarsa sahnede ekmek yoğurma şovu yapıyorum derim :O). 
    Yine görüşmek üzere.

28 Eylül 2026

28 Eylül 2026 - Pazartesi

   

    Elma ekşi mayamı kurdum. Adı Arkadaş. Çünkü mayamı kurduğum elmayı cenazeye Demirköy'e gittiğimizde annemin çocukluk arkadaşı bahçesinden toplayıp getirdi. 
    Grawpi kavanozlarımın sayısını da dokuzdan üçe indirdim. Her ekmek yaptığımda atık mayayla da kurabiye ya da poğaça yapıp o kavanozu bitiriyorum. Geçen gün kocam uyandığında ev fırın gibi kokuyor demişti. Çok algılayamamıştım. Ben mutfakta olduğumdan kokuya alışmışım meğerse. Başka bir gün ekmek pişerken çamaşır atayım makineye dedim. Mutfağa dönerken bilmesem, ev benim evim olmasa, mutfağa değil de ekmek fırınına giriyorum zannederdim. Kocamın dediği gibi aynı bir fırın kokusu mevcuttu. Çok hoşuma gitti. Evin böyle kokmasına da ayrıca mutlu oldum. 
    Cenazeye giderken parmak hesabı yaptım. Gezmelerimiz kaçtır bilmiyorum ama tam sekizinci keredir bir cenaze için gidiyorduk Demirköy'e. Bir daha biri ölürse gitmeden cebime kurdeleli altın atacağım. Yengem tekrar düğüne gelmediğin için kırgınım sana deyip, kuzenim tavır yaparsa mezarlığın ortasında çıkarıp asacağım hediyemi. 
    Yoksa son beş senedir sadece dayımın ve teyzemin cenazesinde gördüğüm yengemin ve kuzenimin bana gerçekten düğüne gitmediğim için kırılmış olacağını düşünemiyorum pek nedense. Bu kadar yakınsak benim niye bu duygusal bağdan haberim yok? 
    Bunu teyzemi gömdükten hemen sonra söylemesi de ayrı bir absürtlük. Ben düğüne gitmedim başka bir sürü sebep dışında canım da istemedi. İyi de olmuş. Yengeme kuzenimin bir dahaki düğününe (2. koca falan olursa ancak tabi) gelirim inşallah diyecektim ama o bana cenazede sitem etmeye beis görmese de ben laf söylemeye utandım. Gönlünü alayım dedim ayrı bir triple karşılaştım. 
    Bunlar hep "aman kalp kırmayım" ve "yeri ve zamanı değil" kibarlıklarımdan oluyor. Ben müsait bir zamanda evlerine gideriz ya da buluşuruz, hediyemi takdim ederim diye düşünüyordum ama vazgeçtim. Eve falan gitmeye, uğraşmaya gerek yok. Hediyemi hazırlayacağım, bir dahaki cenazede sitem ettiğinde çıkarıp mezarlıkta takacağım. 
    Sonra adım huysuza, yabaniye çıkıyor ama kimse de sormuyor sen neden böyle oldun diye!
    Yine görüşmek üzere.

25 Eylül 2026

Eylülün Yirmi Beşi - 2026


   "Kabakları sahibine teslim ettim. Battaniyeyi de diktim bitirdim, Atahan'ın kız arkadaşına doğum günü hediyesi olarak örmüştüm. Ayın yirmi dokuzunda ben burada olup kutlayamayacağım ama hediyesini vermiş olacağım. O yüzden içim rahat. 
    Gitmeden son proje olarak bu mantarları yaptım. Taş tozundan. Bayıldım. Büyük ihtimalle daha bir sürü yapacağım. Kafamda onlarla ilgili değişik şeyler de var ama onlara zamanım olmadı. Dönünce artık.
    Bugün genel ev toparlama ve çanta hazırlığı yapıyorum. Yarın sabah altıda da yola çıkıyoruz. Amasya'da kalıp Tokat ve Çorum'u da gezeceğiz. Özellikle Çorum'da Hitit başkenti Boğazkale ve tapınağı Yazılıkaya en çok görmek istediğim yerlerdendi. O yüzden heyecanlıyım. Çarşamba gece döneceğim. Dönünce size ayrıntılı anlatırım her şeyi ama gezi boyunca yazamayacağım. 
    Haftaya görüşmek üzere."

    Diye yazmıştım. Göndermeden önce, yazım yanlışı, harf hatası var mı diye kontrol ederken annem aradı. Teyzen fenalaşmış dedi. Bıraktım her şeyi. Oturdum bir kenara. Yarım saat sonra haber geldi ki, kaybetmişiz. Oysaki hastaneden çıkmıştı, iyiydi. Yaşın etkisi belki de, bilmiyorum. Yarın defnedeceğiz. Mezarlıktaki yakın akrabalarım yaşayanlardan çok daha fazla. Yarın hepsini görmüş olacağım. Ağladım ağladım ağladım. Hem ağladım hem de tarçınlı rulo çörek yaptım, elim oyalansın, kafam dağılsın diye. Sonra düşündüm de teyzemin ruhuna olsun, dedim. Helva yapmayı da bir türlü becerememişimdir zaten. Bizimkilere "ben ölünce brownie yapın dağıtın" dedim. Çok masraflı dedi Atahan :O). Gelin namzetimiz "Beyaz çikolatalı olsun hem de" dedi. O iyice masraflı bulundu. "Beyaz çikolata sevmem ben ama olsun, ölmüş olacağım zaten." dedim. Gelin namzetimiz de, ölürse "Medovik" yapılmasını istedi. O da çok zor olduğu için tepki aldı. Geçen gün de geziye, yola gideceğim diye benim ekşi mayalar Puduhepa, Grawpi ve Katerina'yı yeğenim Çağıl'la eşine miras bıraktım. Ölürsem ister siz kullanın isterseniz de ekşi maya yapan, seven birilerine verin, Atahan'la babası verecek kimse bulamaz ölürler, dedim. Hektor'la ilgili kaygım yok. Bir tek ekşi mayalarım vardı. Artık onları da düşünmüyorum. Gezi dönüşü elma ekşi mayası da yapacaktım. Pazar günü cenaze sonrası yaparım artık. 
    Görüşmek üzere. 

21 Eylül 2026

Eylülün Yirmi Biri - 2026 / Pazartesi


    Ben gelirse hazır olsun diye doğru düzgün bir fotoğrafını bile çekmedim. Alacak kişi almayı unutmuş. Dün konuştuğumuz halde. Hiç almasa da olur aslında, peşine düşmeyeceğim. Ben değerlendiririm onları yani, kabaklarım ve ben mutluyuz aslında :O). Onlara böyle kutular da yaptım ince kartondan. Nefes alıp iyice nemlerini atabilecekleri bir şey düşündüm. Henüz iyice kurumadılar çünkü. Sabah bir de sulu zımpara yaptım onlara. Mis gibi oldular.

    Kutuları çok tatlı oldu ve çok hoşuma gitti. Evdekilerin hepsine de yapacağım. Hem birbirlerine değip zarar görmelerini engeller hem de çok tatlı ve yapımı da kolay diye :O). Bir de ilk kutuyu yaptıktan sonraki mutluluğumu görmeniz lazımdı. Altı üstü kartonu ölçülü kestim, katladım. Kenarlarını da zımbaladım. İyi kötü el işleri de yapan biriyim ama sanki hayatında ilk defa bir şey ortaya çıkarmış ya da ne bileyim bir iyileşme döneminden sonra eli ilk defa cetvel, makas tutmuş birinin mutluluğuna eşti benim mutluluğum ve gururum. 

    Ekşi mayalı ekmeğim bitmek üzere olduğundan ve dolapta hala kavanoz kavanoz Grawpi (üzüm ekşi mayam) olduğundan ekmek mayaladım bugün yine. Kalan mayadan da kurabiye yaptım. Üzüm ekşi mayam çok ekşi, baskın bir tadı var ama yiye yiye alıştım galiba. Eskisi kadar yoğun gelmiyor ama hala hissettiriyor kendisini. Tek bir kavanozum olsaydı ben mayayı besledikçe o baskın tat azalacaktı ama sürüsüne bereket olduğundan farklı farklı kavanozları besleyip bitirmeye çalışıyorum. O yüzden tadı hep baskın kalıyor. Bugün tadına alıştığımı fark edince kendimi evladının her kusurunu hoş gören anneler gibi hissettim. Benim dışımda bir de Atahan yiyor tadı yoğun da olsa. Geçenlerde bir arkadaşıma hem mayasından hem yaptığım ekmekten verdim mesela, beni bir daha aramadı o günden beri. Nefret mi ediyor artık benden diye düşünmüyor değilim :O)

    Bu arada geçenlerde kahvaltı ediyordum. Şöyle bir an tabağıma baktım. Ekmek kendi emeğim, el yapımım. Lutenitsa vardı önümde, e onu da ben yaptım. Kızılcık marmelatı? O da benden. Kendim aldım kızılcıkları, kendim yaptım. Bir de poy yapmıştım o gün, canım istemişti. Sadece peynir hazır alınmıştı ki, ineğim olsa onu da ben yapmış olurdum büyük ihtimalle. İneğe gerek yok gerçi köy sütü / açık süt falan alınıp yapılabilir belki. Pastörize sütle de oluyor olabilir. Neyse, peynirle ilgili hiçbir bilgim yok ama ben ileride peynir yapımına da merak salacağım gibi geliyor. Söylemedi demeyin. İlgimi çekiyor yapım kısmı. 

    Yine görüşmek üzere. 

20 Eylül 2026

Eylülün Yirmisi - Pazar / 2026

    Kabakları bitirdim. Yarın teslim edeceğim ve bir daha ham obje yapmayacağım kimse için :O). Yapması da değil de böyle işler beni geriyor. Yetişsin diye ekstra uğraşıyorum. Güzel olsun istiyorum. Pimpirikleniyorum. Fazlasıyla özeniyorum. Normalden daha uzun sürüyor o yüzden. Kendime yapayım, beğenmezsem de, yapamazsam da sorun olmasın. Yetiştirmek gibi bir derdim hiç olmasın. Rahat rahat takılayım. En güzeli bu. Evdeki taş tozum bitti, sipariş verdim gelince denemek istediğim şeyler var, onları yapacağım yavaş yavaş. Evde olsaydı bile birkaç gün uzak dururdum büyük ihtimalle taş tozundan, iki gündür yeterince uğraştım gibi. 

    Önümüzdeki hafta sonu annemle dört günlük bir geziye gidiyoruz. Amasya, Çorum, Tokat. Daha önce gitmediğim yerler. Annemle beraber olmak güzel. Yiyip içip gezeceğiz. Mis gibi dört gün, tatil gibi bir şey. Yine de bazen hazırlanma kısmı ve yol gözümde büyüyor ama yola çıkınca hoşuma gideceğini biliyorum :O). 

    Hafiften başım ağrıyor. Ağrı hafif diye ilaç içmek de istemedim. Çok keyfim yok gibi. Fazla yazmadan kaçıyorum o yüzden. 

    Yine görüşmek üzere. 

19 Eylül 2026

Eylülün On Dokuzu - 2026 / Cumartesi

    Ne güzel düzene oturtmuştum her gün yazıyordum bir gün kaçırınca gerisi geldi kaç gündür yazamadım. Olsun, diyerek kaldığım yerden devam edeceğim. Her gün yazmaya çalışacağım yine.

    Rutini bozan salı günü öğleden sonra saatlerinde akşama yemeğe misafir geleceğini öğrenmem oldu. Kocam sağ olsun, karım ev kadını, hiçbir işi gücü yok, canım istediği anda misafir çağırayım, ona sormama gerek yok, hatta ona da aklıma ne zaman gelirse o zaman söyleyeyim, önceden bilmesine de gerek yok diye düşünmüş. Bana güzel bir sürpriz yapmış. Hiç sevmem sürprizleri ama olsun. Hoş, misafir dediğim kaynım, kaynanam vb. Yemeği balık olarak kararlaştırmışlar. Kaynım pişirdi onu da. Yemekle ben hiç uğraşmadım. Her zaman gelsinler, mutlu olurum, bir arada olmayı seviyorum ben. Zaten sorun misafirde değil. Kocamın bana sorma veya söyleme ihtiyacı hissetmemesinde. Bundan ötürü yeterince pişman edebilmişimdir onu diye umuyorum. Tekrar aynı şeyi yaparsa az bile yapmışım demektir.  

    Sonuçta salı misafire hazırlık, yeme içme hoş geçme, gecenin yorgunluğuyla yatıp uyuma derken yazamadan geçti. Çarşamba devam edecektim hiç ara vermemiş gibi. O gün öğlene doğru teyzemin rahatsızlandığı haberini alınca annemi de alıp apar topar Kocaeli'ye gittik. Ambulansla aynı anda vardık. Onu evden alıp ambulansa bindirdikleri sürede görebildik. Günün devamı boyunca da haber bekledik. Eve gece yarısına doğru döndük ancak. Yol, trafik, endişe - üzüntü derken çok yorulmuştum zaten. Bu arada çarşambadan beri hastanede teyzem, tedavisi devam ediyor. Yaşı da 83 civarında olduğundan korktuk ama iyiye gidiyor.

    Perşembe kargoya gitmem gerekiyordu. Annemle AVM'ye gidip acil bir iki ihtiyaç için bakınacaktık. Markete de gitmemiz gerekiyordu. Hepsini hallettik. Markette bulduğumuz küçük kabaklardan da aldık (Aşağıdaki fotoğraf). Bu arada ben kendimi kabak sevdalısı sanıyordum ama annem benden betermiş. Stantta renk renk, minyatür - oyuncak gibi kabakları görünce ikimizin de ""Aay ne tatlııııııı" diyerek gidişimiz vardı ki, görmenizi isterdim. 

    Geçen kış deli gibi taş tozundan obje yapıyordum hatırlarsınız. Çalışma odamın her yeri kurumakta olan, kuruyan taş tozu biblolarıyla dolmuştu. Bir ara ben malzemelerimi toplamak zorunda kaldım bir şey için. Hepsini kutulara koyup kaldırdım. Düzenli de koymadım geri çıkaracağım diye ama bir kere kaldırınca çıkarmak da zor geldi. Taş tozunu komple bıraktım. Özellikle son birkaç aydır tekrar yapmaya çok heveslendim ama kalıplar bir yerdeydi, taş tozu ayrı yerde. Her şey karman çorman. Hepsini ortaya döküp malzemeleri bulmam, bir araya getirmem gerekiyordu. Bir ara deyip sürekli erteliyordum. Bir tanıdık benden 20 tane ham kabak istedi. Boyasız yani. Ben de geçen seneden evde bir sürü döküp de boyamadığım kabak var, 10 - 15 tane rahat çıkar, gerekirse 4 - 5 tane de yeni dökerim, hem bahaneyle malzemeleri de toparlamış olurum dedim. Pazartesi vereceğime söz verdim. 

    Cuma günü girdim depoya (yatak odası :O)). Açtım bütün kutuları, malzemelerimi buldum, bir araya getirdim. Bahaneyle oraları da biraz düzenledim. Hazırdaki kabakları bulup çıkarayım, kaç taneymiş bakayım, ona göre tamamlayım dedim. Hiçmiş. Benim hiç ham taş tozu kabağım yokmuş. Hepsi boyalıymış. Ham halde duran başka şeyler varmış, ben onları kabak zannetmişim. Yani benim, 10 - 15 tane vardır zaten, gerekirse 4 - 5 tane de yapıp veriveririm diye düşündüğüm iş, tek bir kabak kalıbıyla 20 tane kabak yapmaya döndü birden. Evde her şey vardı neyse ki, yaparım dedim. Başladım ama evdeki taş tozu yeni aldığım hiç kullanmadığım bir markaydı. E, 7 - 8 aydır yapmamışım unutmuşum da ne kadar suya ne kadar toz koyduğumu. İlk birkaç saat yaptığım her şeyi çöpe attım. Birincisi suyunu fazla tozunu az koyduğum için daha kalıptan çıkarırken kırıldılar ki oranını doğru yaptığımda bu hiçbir şekilde olmayan bir şey. Kırılmaları zaten yanlış giden bir şeyler olduğunu gösteriyor. İkincisi de yeni bir marka, ilk defa deniyorum, normalde 15 dakikada kalıptan çıkmaya hazır hale gelmesi gerekiyor. Bunlar çok geç kuruduğundan kalıptan 45 dakikadan önce çıkarmamam lazımmış, bunu bilmediğimden hepsini hep erken çıkarmışım. Ve dünden beri de kabak yapıyorum. Tek kalıpla ve geç donan tozla bu iş olacak iş değilmiş. Bunu çok iyi anlamış oldum. Zaten normalde ham obje satışı falan yapmıyorum. Bu tanıdık işi bir kıyak ve her ne kadar öngördüğümden çok daha fazla uzasa da en güzeli gerçekten de bir şekilde tekrar başlamamı sağlaması oldu. Bana kalsa en az bir iki ay daha bugün yarın diyerek ertelerdim büyük ihtimalle. 

    Yine görüşmek üzere. 

14 Eylül 2026

Eylülün On Dördü - 2026

    Bugün üzüm ekşi mayamla normal beyaz un ve tam buğday unlu (karışık) ekmek, ayrıca Kavılca unumla ve Puduhepa (klasik - standart) mayamla bir ekmek, atık mayalı galetalar (fotoğrafını görüyorsunuz aşağıda) ve atık mayalı çikolatalı kurabiyeler yaptım. Çok yoruldum.

    Ekmekler soğuk fermantasyonda, yarın pişecek. Galetalar güzeldi, tarif defterine girmeye hak kazandılar. Kurabiyeleri geçen gün de yapmıştım. Beğenince bugün tekrar yaptım. 
    Ayrıca Grawpi kolonisini beslemeye başlayalı iki hafta olduğunu fark ettim. Gayet de iyi durumda oldukları için poğaça, ekmek ve kurabiye kullanımından sonra hepsini buzdolabına kaldırdım. Artık her gün beslenmeyecekler. Dolapta bekleyecekler. Tezgahın üzeri boşaldı birden. Meğer dekorun bir parçası haline gelmişler hiç anlamamışım. Yerleri boşalınca bir boş geldi gözüme standlı mikserin ve kahve makinesinin üzeri. Bir yandan da hoşuma gitti. Kalabalık da yapıyorlarmış. 

    Bugün ayrıca boyamı, fırçamı çıkardım, tezgahımı kurdum. Ufaktan kafamdaki el işlerine başladım. Battaniyeyi de dikmeye devam ettim. Acele etmiyorum, ekmeklerden ve diğer işlerden fırsat buldukça oturup dikiyorum.

    Atahan'ın bir kitabını okuyordum. Ben gerilim okuyorum daha çok. Bu kitap korku klasmanında. Gündüz rahat okudum ama gece olunca korktum. Yine de okuyacağım biraz daha. Elimden bırakınca etkisi geçiyor, okurken korkuyorum sadece :O).

    Hep birkaç hafta geriden ve parça parça da olsa Muhtemel Aşk dizisini izledim yaz boyunca. Cansel'i (Levent Bey rolünde) seviyorum çünkü ama bu bölüm, yani geçen perşembe oynamış olan, çok saçma geldi artık. Kızdım. Bırakabilirim. Tuzlu Kahve'yi de beğendim bu arada. Onun da abartılı yönleri var ama oyuncular iyi. Zaten onu da geriden ve parça parça izliyorum. Film veya dizi hiç fark etmez, oturup bir kerede izlediğim bir tane bile yok. Sıkılıyorum ben. Bir de oturup izlemiyorum zaten, mutlaka bir iş yapıyor olmam gerekiyor. Örgü örmek, bulaşık yıkamak, el işi yapmak ve benzeri bir şeyler yapmadan izlersem çok zaman kaybı gibi geliyor ya da uyuyup kalıyorum zaten:)

    Görüşmek üzere. 

Not: Tam yazıya noktayı koyup tekrar kitabı alayım elime de biraz uzanayım demişken Hektor en favori oyuncağı olan ipini ağzında taşıyarak getirdi oynayalım diye. Bir de üzerine hem geldiğini haber verdi, hem de söylendi. Eskiler hatırlar bahsetmiştim daha önce, "ip" kocamın eşofmanının belinden çıkan ip. Ben elimde sallıyorum Hektor da yakalamaya çalışıyor. Aldığım ya da ona yaptığım diğer oyuncakları asla istemedi, varsa yoksa ip. Çok yorgunum, ben sandalyeden kalkana kadar unutursa hiç hatırlatmayacağım ama tekrar söylenirse biraz oynarım. Kaçış yok. Görüşürüz. 

13 Eylül 2026

Eylülün On Üçü / Pazar - 2026

    Dün yazımı yazdıktan sonra portakallı kekimi de yaptım. Çok güzel oldu. Defterime yazıp ileride de bol bol yapacağım gibi görünüyor. 
    Fotoğraf ise daha öncesinden. On gün kadar önce ayçöreği yapmıştım. Uzun zamandır canım istiyordu ama sıra gelmiyordu bir türlü. Evde üst üste kek yapıp hepsini tüketemeyince kalan kekleri ayçöreği yaparak değerlendirdim. Hatta çok kek kalmadığı için tarifim çok hacimli olmasa da hepsine yetmedi. Son birkaç tanesinin içine elmalı iç yaptım. Elmalı çörek olarak yedik onları da. Elmalı hali de güzeldi.
    Bugün hava serin ve kapalı. Ennnnn sonundaaaaa! Çok mutluyum. Şu an enerjim o kadar yüksek ki, bana bir dayanak verseniz dünyayı oynatırım yerinden. Benim enerjimi düşüren sıcak ve nemmiş. Şimdi daha iyi anladım.
    Pazar günlerini izin günüm ilan ettiğimden bahsetmiş miydim size hiç bilmiyorum. Mümkünse yemek yapmıyorum, dışarıdan söylüyoruz. Bulaşık ve çamaşır yıkanıyor, el mecbur. Bulaşık yıkamazsam mutfak ağzına kadar dolar. Çamaşır yıkamazsam da çocuğun işe giyecek kıyafeti olmayabiliyor bazen. Mutfakta her giyilen gün sonunda mutlaka kirli sepetine gittiğinden. Çok sayıda da olsa, her gün yıkansa da yedek olarak temiz bulunması iyi oluyor. Neyse, çok acil bir durum olmadıkça silme - süpürme yok. Bir de yapmam gereken değil yapmayı istediğim şeyleri yapıyorum genelde. Bu sabah oturdum beşten ona kadar kitap okudum mesela. Normalde iki saat kadar okuyup bırakıyorum, 7 - 8 gibi o gün neler yapacaksam ucundan kıyısından onlara başlıyorum. 


    Allende'den Maya'nın Günlüğü'nü bitirdim. Seviyorum ben Allende'yi. Bu kitabını da beğendim. Tavsiye ederim. 
    Kafamda dönüp duran bir sürü proje var. Her gün önce bunu yapayım, dur şunu halledeyim derken başlayamadan hep erteliyorum. Bazen başlayacak gibi oluyorum ama malzemelerim de karman çorman olduğu için bulamıyorum derken hevesim kaçıyor. Bugün onlardan birine mutlaka başlayacağım. En azından ihtiyacım olanları bir araya getirip eksikleri tespit edeceğim, evdeyse bulacak yoksa alacağım. Kararlıyım.
    Bu arada dün diyordum ya, kaybolan şeyleri bulduğum abuk yerleri yazmaktan utanırım diye. Efendim, benim ekmek yaparken fırına su kullanmakta kullandığım bir kase var. Sıcağa dayanıklı, fırına uygun olduğunu bildiğimden sürekli elimin altında tutup her zaman onu kullanıyorum. Geçenlerde ekmek yapacağım, kase yok. Oraya baktım, buraya baktım. Kirlide değil derken yukarıdaki dolaptan başka kase aldım onu kullandım. Günler geçti, benim kayıp kasem her zaman koyduğum ikinci çekmeden değil, ilk çekmeceden çıktı :O). İkinci çekmeceden düşüp kırılınca ilk kullandığım, daha sağlam yerde durur buradan düşmez diye en alttaki ilk çekmeceye koymuştum :O). Ve bütün mutfağı aradığım halde, orada olmaz diye o çekmeceye hiç bakmamıştım bile.
    Yine görüşmek üzere. 

12 Eylül 2026

12 Eylül 2026 - Cumartesi

    Bu sene lutenitsamı kendim yaptım. Gayet de yenilebilir, güzel bir şey çıktı ortaya. Hatta bir kere daha yapsam mı diye de düşündüm ama sonra fırsat bulamadım. 
    Geçenlerde de turşu mu kursam dedim. Kornişon. Turşu hiç kurmadım ben. Evdeki tüketimimiz kendimin kurmasını gerektirecek kadar yoğun değil. Marketten aldığım 350  - 700 gr'lık kavanozlar yetiyor genelde. Güzel yapılmış bir tuşunun yerini tutmaz tabi ki ama çok yemeyince evde yaptığına değmiyor böyle şeyler. Turşu kurma merakım da yemek için değil nasıl yapacağımı öğreneyim diye aslında. Şimdilik onu da bir fikir olarak kenarda tutuyorum. Ben kornişon yapmak istiyorum, kocam lahana yap dedi. Şu sıralar hemen yapamayacağım, müsait değilim. O zaman kışı bekleyim lahana çıksın kışın yapayım diye düşündüm ben de. Biraz erteledim o fikri. 
    Sürekli mutfaktayım zaten. Geçen gün düşündüm haftada birle sınırlandırayım mutfaktaki ekstra işlerimi. Günlük yemek döngüsü dışındaki tarifleri. Sonradan o da içime sinmedi. Bir şey gördüğüm zaman yapacaksam, evde malzemelerim de varsa, canım da yapmak ya da yemek istiyorsa yapayım işte. Onu da kurala bağlamayım dedim kendi kendime. 
    Dünkü kurabiyeler bitti mesela. Bir hafta sonra mı yapacağım tekrar? Ne gerek var? Hatta şöyle diyorum biraz buzdolabını düzenleyim, bakayım kenarda kıyıda kalmış bir şeyler varsa onları yapayım, hem iyice bayatlamadan yapılmış olsunlar hem de dolap biraz düzene girsin. Kavanoz dolu dolabın içi ve reçel de var, lutenitsa da, maya da. Onların dolapta ne işi var ki demeyin, koydum işte. Geçenlerde portakal şekerlemesi yaptığımda artan portakal suyu şerbetini gördüm dolapta. Portakal aromalı bir kek yapasım var onunla. Hatta yazımı bitirdiğimde tarif araştıracağım. Bu akşamı kahvenin yanında güzel bir portakal aromalı kek eşlikçimiz olsun, fena mı! Yok bir de haftada bir yapacakmışım, abartmayın yani siz de!
    Bu arada bir de dün, madem her gün yazıyorum, evin içinde önce kaybedip sonra bulduklarımı mı da yazsam mı acaba diye düşündüm. Sonra evin içinde kaybettiğime göre, bulduğum yerler abuk sabuk olursa yazmaya utanır mıyım acaba diyerek vazgeçtim :O). Kırlent kılıflarım kayıp da. Koydum bir yere ben onları, bir araya topladım. Hepsi ayrı ayrı yerlerdeydi, oradan buradan kılıf çıkmasın, tek yerde olsunlar dedim de o yer neresi onu hiç hatırlamıyorum! 
    Yine görüşmek üzere.

11 Eylül 2026

Eylülün On Biri - 2026


    Bugün hem bu atık üzüm ekşi mayalı kurabiyeleri hem de üzümlü - cevizli çatla patla (kaya, şekilsiz) kurabiyeleri yaptım. Grawpi'yi kullandım atık ekşi maya olarak ve çok güzel bir aroma verdi. Bundan sonra sık sık yapacağım büyük ihtimalle. Böyle bir lezzetten uzak durabileceğimi sanmıyorum. 
    Geçen kış parça parça ördüğüm ama birleştiremediğim battaniyenin parçalarını düzenledim. Diktiğimde buraya da mutlaka fotoğrafını atacağım. Battaniyeyi bitirdiğimde dikip hazır bir şekilde kaldıracaktım aslında ama yün iğnemi bulamadım. Öyle olunca da yaz boyunca parça parça kaldı. Battaniyeyi Atahan'ın kız arkadaşına hediye ördüm. Eylülün sonunda doğum günü, havalar da serinlemeye başladı. Artık tamamen bitirip sahibine vermek istiyorum. 
    Parçaları düzenlerken yeni bir battaniyeye başlayasım geldi. Yeşilli - kahverengili tonlarda. Hareli ipten. Yeni battaniyeye başlarsam daha önce başladığım ve evdeki artık iplerden ördüğüm iki ayrı battaniye bir kenarda kalacak. Yazın hiç örgü - ip elime almadım tabi ki, düşüncesi bile fenalık geçirtiyordu ama havalar soğuyor yavaş yavaş. Şöyle bir ipleri, yünleri ortaya döküp gözden geçireceğim. Eski projelerimi hatırlatacağım kendime. Eğer irademe hakim olabilirsem de yeni ip almadan evdeki yarım kalmış işlerimi bitireceğim.
    
     Yoruldum bugün, bir sürü de şey yaptım ama ortada bir tepsi çikolatalı kurabiye dışında bir şey yok. Çatlapatlaları annemin arkadaşları için yapmıştım, biz tadına baktık sadece kalanı olduğu gibi ona verdim. Dünden biraz yemek vardı ama ek yapmak gerek yanına. Kocam kayınvalideme uğradı bir ihtiyacı var mı diye, oğlum kız arkadaşıyla buluştu. Bulaşıklar yıkanacak (makineye atacağım), kuruyan çamaşırlar toplanıp yıkananlar asılacak ama hiç enerjim yok. Hazır onlar da yokken hem biraz dinleneyim hem size yazayım istedim. Moladan sonra işleri bitireceğim.

    Yine görüşmek üzere.  

10 Eylül 2026

On Eylül 2026 - Perşembe


   
    Benim büyük, kapaklı, komple cam ve ayaklı bir fanusum var. Çok da güzel, severek de kullanıyorum. Ama, çok büyük ve çok ağır. Sık sık bir şeyler pişiriyor da olsam kullanmadığım zaman masada yer kaplıyor. Boşken kaldırayım desem üst dolapta yer var, indir kaldır zor oluyor. Daha pratik, daha küçümen bir şeyim olsa günlük kullansam diye düşündüm. Büyük, cam saklama kabı baktım ama ben kapağı da cam olsun, içinde ne var rahatlıkla görünsün istiyordum. İstediğim boydaki saklama kaplarının kapakları ya renkli plastik ya da ahşaptı. Daha küçük ve ayaksız bir fanus baktım ama evde çok sevdiğim bir fanusum varken ikincisini almak da saçma geldi. Kurabiye kavanozu yapacağım büyük, geniş ağızlı bir kavanoz alayım dedim. O da kurabiye için tatlış olacaktı ama kek, poğaça, turta gibi şeylerde kullanamayacaktım. 

    Borcamlara baktığımda yukarıda fotoğrafını gördüğünüz modeli buldum. Her açıdan tam istediğim gibi olduğundan almaya karar verdim. 2.600 ml hacmi var. Aşırı büyük de değil, çok küçük de değil. Daha büyüğü olsaydı onu alırdım gerçi ama bu da gayet yeterli. 

    Bu arada son durumlar ne bilmiyorum, reklam yapmıyorum efendim, kullanıp beğendiğim bir ürünü tavsiye ediyorum. Kendi paramla aldım hem, daha doğrusu kocam aldı bana, yıldönümü hediyesi olarak. Herhangi bir sponsorluk, ücret ödenmesi durumu yok ama al bu ürünü hem kullan hem tanıt diyen olursa yollasın ürününü hem kullanırım, hem tanıtırım, bütün kitleme de alması için tavsiye ederim :O). 

    Yedi Eylül, bizim evlilik yıldönümümüzdü. 26. seneyi bitirip 27'ye başladık. Kocama hediye olarak fudge brownie (çok sevdiğim için her bahaneyle yapıyorum), elmalı turta (çok güzel oluyor - turtayla brownienin fotoğraflarını koyuyorum aşağıya) ve pastane poğaçası (annem de arkadaşlarına götürecekti, iki tepsi pişirdim) yaptım. O da bana çok istediğim Borcam tencereyi aldı. Aldığından haberi yoktu gerçi. Canım kocam yorulmasın diye ben beğendim, araştırdım, buldum ve onun adına kendime aldım :O). Annelerinize, eşlerinize mutfak eşyası, tencere tava almayın, kişisel zevklerine uygun hediyeler alın derler ya. Mutfak benim kişisel zevkim, mutfakla ilgili her şeyi alabilirsiniz. Bunu da şuraya iliştireyim. Okumuyorlar yazılarımı biliyorsunuz ama belki bir gün birinin hediye alası gelir, aa bakayım ne yazmış, belki istediği bir şey vardır, blogunda dile getirmiştir diye bakası tutar: Mutfakla ilgili her hediye kabulum ve son derece uygun ve beni mutlu eder. Birkaç kere de "hediye" ve "mutfak" yazdım aynı cümlede. Arama falan da yaparlarsa direkt çıksın :O).



    Neyse efendim işte, artık kek, kurabiye, börek, çörek pişirdiğimde aman Allah'ım, yaptım, pişirdim, çok güzel, yediğimizi de yedik ama ben bu kalanları nereye koyacağım? Büyük ve ağır fanusumu dolaplardan indirirken zorlanacak mıyım diye düşünmeme gerek kalmadı. Henüz bir şey yapıp içine koymasam da saklama kabım da hazır.

    Dünkü yazımda uzun uzun grawpiden bahsettim ya, pazardan üzüm alırken en bakımsız, doğal, yamuk yumuk olanını aldığımı söylemeyi unuttum. Yapmayı düşünen varsa diye iletmiş olayım. Tüm pazarı dolaştım. Bulabildiğim en rustik? - otantik? satıcıyı (köylü amca) buldum. Üzümlerimin ekşi mayada en iyi sonucu vermesi için doğala en yakın olması gerekiyordu. Yarım kilo organik! üzümlerden yarım kilo da eli yüzü düzgün üzümlerden aldım. Eve geldiğimde de mayamı 1 avuç üzümü ezip çekirdeği, suyu, kabuğu ne varsa hiç ayırmadan üzerine un ve su ekleyerek kurdum. Bu arada üzümleri yıkamıyoruz da. En fazla tozu gitsin diye nazikçe silebiliyoruz. Mayayı yapacak mikroorganizmaların üzerinde kalması gerekiyormuş. Yoksa olmuyormuş. 
    Bunun dışında ikinci ekmeğimi de bugün pişirdim. En az ilki kadar harikaydı. Üçüncü ekmeğimde üzüm ekşi mayamla normal beyaz un kullanıp mayanın saf aroması nasılmış diye bir bakacağım. Bir ara da Kavılca buğdayı unumla normal ekşi mayayı kullanıp unun aromasına bakacağım. İki üç günde bir ekşi mayalı ekmek yapmayı düşünüyorum en azından bir süreliğine. Artık elim de alıştı. Çok daha kolay geliyor yapması.
    Yine görüşmek üzere.

9 Eylül 2026

Eylülün Dokuzu - 2026

    Son beş gündür yazmayı çok isteyip bir türlü başlayamıyorum. Tarihi güncelledim sürekli. Sayfa hep açık derken, bu akşam başka bir şeye el atmadan direkt yazmaya başladım artık. Daha önceki denemelerimde, dur şunu da halledeyim, bunu da yapayım öyle başlayım derken yazma işi hep kaldı. En son bir hafta önce yazmışım ama belki de isteyip de yazamadığım için, tam olarak sebebini bilmiyorum ama sanki aylardır hiç yazmamışım gibi hissediyorum kendimi. Belki size anlatacağım bir sürü konu biriktiği içindir.

    Öncelikle bilgi güncellemesi yapayım. Son yazımda bahsettiğim üzüm ekşi mayam Grawpi ile ilk ekmeğimi yaptım. Bunu birazdan ayrıntılı anlatacağım ama ondan önce mayanın gelişim aşamasıyla ilgili birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. 

    Üzüm ekşi mayası diye bir şey olduğunu ilk öğrendiğimde çok heyecanlandım ben. Bu işlerde yeniyim aslında eminim daha bilmediğim çok fazla şey vardır. Ama ben bir şekilde kendimi sanki yıllardır ekşi maya yapıyormuşum da her şeyi öğrenmişim, artık hiçbir şey beni şaşırtmıyorken birden hiç bilmediğim yeni bir tat keşfetmiş bir bilim insanı falan gibi hissettim :O). Koştum pazara üzüm aldım, hemen ertesinde heyecanla mayamı kurdum ve sabahtan akşama başında bekleyip kabarcık yolu gözledim. Bu heyecan ve mutlulukla da kendimden bir canavar yarattım. Hani filmlerde olur ya çılgın mucitler, bir şey icat ederler ve ona o kadar çok bağlanırlar ki, dünyaya zarar vereceğini de bilseler yok edemezler. İşte hayatımda (-ayatımda yazmıştım buraya düzelttim, serdeki Trakyalılık bazen hiç olmayacak yerlerde çıkıyor) neyse, hayatımda ilk defa o çılgın mucitleri anladım. Ekşi üzüm mayama kıyamadığım için gerekli bir adımı atladım ve evde Grawpi kolonisi kurdum. 


    Fotoğraf tamamen gelişigüzel çekildi, kusura bakmayın. Ve size her şeyi anlatayım derken çok daldan dala atlayıp konuyu biraz dağıtabilirim, bunu da hoş görün. 
    Şimdi efendim, normalde ekşi maya kurmaya başladığımızda her beslemeden önce mayanın bir kısmını çöpe döküyoruz! Evet, bildiğiniz çöpe. Hiç acımadan. Çünkü bebek ve genç mayalarda asidite fazla oluyor. Mayayı çöpe dökmezsek ekşi değil çok çok çok ekşi maya elde etme ihtimalimiz yüksek. Ayrıca o mayayı en az bir hafta - on gün beslememiz gerekiyor. Üzerine un ve su ekledikçe maya çoğalıyor. Hiç çöpe dökmezsek, kabarma payını da bıraktığımızda bizim en küçük boy kavanozla başlayıp 1, 2 litrelik kavanozlarla bitirmemiz gerekir. Maya arttıkça kullanacağımız un miktarı da artar, sadece beslemeye en az bir kg un kullanmış oluruz. Atma sebeplerimiz her açıdan mantıklı aslında. 
    Puduhepa'yı kurarken de, Felicita'yı kurarken de hiç düşünmeden attım hep bir kısmını ama Grawpi'de artık dediğim gibi çok heyecanlandığım için mi, en küçükleri olduğu için mi bilmiyorum, çöpe atmaya kıyamadım. Atmam gereken her mayayı ayrı bir kavanoza alıp besledim. Sonuçta evdeki kavanozlar yetmedi artık neredeyse. Toplu beslemeler yaptım. 
    En ilginci şu oldu, ayırdıklarımı da beslemem gerektiğini düşünemedim ilk başta. Aç bıraktım çocukları. Mutfakta, lavabonun yanındaki kahve makinesiyle mutfak şefinin üzerinde duruyordu kavanozlar. Lavabonun başında iş yaparken tam da burun hizamda kalıyorlar. Çocuklar acıktıkça ekşi ekşi kokmaya başladılar. Ben yine de hiç onlara yormadım. Çöpü değiştirdim. Giderleri yıkadım. Koku geçmedi. Geldim gittim kokuyu aldım ve ben çöp değiştirip gider yıkadım ama koku geçmedi. Bu arada koku hafif aslında, dediğim gibi tam benim burnumun hizasında olduğu ve ben hep lavabo başında olduğum için kokuyu alıyorum. Oğluma ya da kocama ulaşacak kadar da kuvvetli değil. Tam iki gün sonra aklım başıma geldi. Bu arada abileri var, ilk başladığım kavanoz. Onu besliyorum düzenli. O ilk ekmekte kullanmaya hazır olan maya oldu zaten. Diğerleri hep sonradan geldiler. Neyse, iki gün boyunca abilerini bir güzel besleyip dört kavanozu aç bırakıp ağlattıktan sonra onları da beslemem gerektiği kafama dank etti. Bir daha da gider ya da çöp de kokmadı :O). Çok üzüldüm ama nedense. Onları güya öldürmeyim diye çöpe atmayıp aç bırakmama üzüldüm. Neyse ki, ölmediler. Gayet iyiler şu an. Ben gelişmeye devam edenleri hala dökemiyorum çünkü ilk yaptıklarımı dökmedim şimdi bunları dökersem haksızlık olur gibi geliyor. Fotoğraf birkaç gün öncesinden. Orada nispeten azlar. Şu an buzdolabında kullanıma hazır 4 kavanoz Grawpi mevcut. Tezgahın üzerinde de 4 tane hala beslenmekte olan var. Birini de ekmek yaptım bitirdim. Toplamda 9 - 10 kavanozla olayı sonlandırabileceğimi umuyorum...
    Kıssadan hisse, ekşi maya yapmaya ilk defa başlayacaksanız, hiç acımayın dökün! Yoksa benim gibi bir koloni yaratırsınız.
    Bu arada, koloniyi zaman içinde ekmek yaptıkça azaltacağım. Atık ekşi mayalı tariflerim var. Ekmeklerde kullanılacaklar kullanılacak, kalanları da bu tariflerle değerlendirilecek. Hiçbiri ziyan olmayacak.


    Şimdi gelelim ilk üzüm ekşi mayam Grawpi 1 ile yaptığım ekmeğime. Bolca Kavılca unu, biraz güçlü beyaz ekmek unu, su, maya, çekirdek ve tohum var içinde. Tadı efsane oldu. Mayam çok genç olduğu için aroması birazcıcık kuvvetliydi ama beslenip geliştikçe alttan alta hissedilen bir aromaya dönüşecek. Renginin koyuluğu içindeki buğdaydan. Kavılca buğdayı tam buğday unu gibi. Öğütülmeden bırakılıyor. O yüzden beyaz bir renk vermiyor. İnternetten aldım ben bu arada. Belki köylerde ekenler vardır, şehir dışında yaşıyorsanız has halini bulabilirsiniz. Belki büyük marketlerde de vardır. Çok market gezmedim açıkçası, internetten puanı ve yorumları iyi bir satıcıda bulunca direkt aldım. Sadece ben yiyeceğim için tek ekmeklik kadar un kullandım. Kocam ekşi mayalı ekmek zaten pek sevmiyor, bunun bir de aroması baskın olduğu için hiç tercih etmeyeceğini düşündüm ki, doğru düşünmüşüm. Tadına baktı gerçi. Bir de günlerce ben durmadan sürekli üzüm ekşi mayam, Kavılca buğdayı, Grawpi, besledim, kabardı, bak ne tatlı oldu, kokusuna bak deyip durduğum için kendi yapmış kadar oldu. Yedikten sonra da saatlerce, çok güzel olmuş deyip durduğum için yemiş kadar oldu :O). 

    Ekmeği klasik ekşi maya tarifiyle yaptım. Piştikten sonra dinlendirip soğuttum. Tek üzüldüğüm nokta ilk kestiğimde kayda almamak oldu. O kabuğun çıtırtısını size dinletebilmeyi isterdim. Kestiğim anda aroması geldi burnuma. Kabuğu efsaneydi. Oturduğum yerde iki kocaman dilimini hiç anlamadan, yanına da bir şey aramadan yemişim bile. Tadına bakıyordum, ne oldu o dilim diye aranırken fark ettim. Atahan da bayıldı. 

    Sonuçta bugün hemen ikinci ekmeği yoğurdum, yarın pişireceğim. 

    Anlatacak çok şeyim vardı ama zamanım ancak Grawpi'yi ve ekmeğimi anlatmaya yetti. Gitmeden son kararımı sizlerle paylaşacağım. Mümkün olduğunca her gün yazacağım. Bir keresinde denemiştim hatırlarsınız belki. Bir ay boyunca her gün yazmıştım. Sadece bir gün kaçırmıştım. O her gün yazıp yazmayacağımı görmek için yaptığım bir denemeydi. Amaç ne olursa olsun yazmaktı. Bu öyle değil. Özellikle sizlerle paylaşmak için yazacağım. Az veya çok, önemli veya önemsiz. Yani bana göre hepsi önemli de, belki size önemsiz gelebilir. Neyse, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, yaptıklarım, düşündüklerim. O günün payına ne düşüyorsa. 

    O zaman yarın yine görüşmek üzere...

2 Eylül 2026

Eylülün İKİSİ - 2026 Çarşamba

     Size de oluyor mu bilmiyorum ama bazen bir iç sıkıntısı geliyor böyle ruhuma yapışıyor ve beni mutsuz ediyor. Bir şey yapasım gelmiyor böyle zamanlarda. Enerjim düşüyor ve hep yaptığım, sevdiğim şeylerden de keyif almaz oluyorum. Bu mevsimsel olabilir, hormonal olabilir, o dönem kafama takılan yapmak istediğim bir şeyi yapamadığım için olabilir, yorgun ya da uykusuz olduğum için olabilir. Uzun süreli olmuyor, depresyon gibi bir şey de değil, günlük ya da iki - üç günlük mutsuzluklar diyebilirim. 

    Bugün mesela hava hala çok sıcak olduğu için yaza, havaya ve sıcağa takığım. Nefret ettim artık hepsinden:). Eylül de geldi. Tamam 1 Eylül itibariyle hemen sonbahar fiziksel olarak başlamayacak, bunu biliyorum ama havada bir güz kokusu olsun. Camı komple açmama gerek olmasın, yukarıdan açmış olmak yetsin. Her yer katman katman toz olmasın. Sabah serinliği hissedelim, akşam bir tık üşüyelim artık. O da yok. Eylülün ilk yarısı böyle geçecekmiş. Sonrasında başlayacakmışız sonbahar havasını hissetmeye :(

    Dün ekşi üzüm mayamı kurdum. Adı Grawpi. Bir de Kavılca unu aldım. Mayam hazır olunca güzel, bol tohumlu, çekirdekli bir ekmek deneyeceğim. Sonra bir ara nohut mayası deneyeceğim ve bir de elma. Nohut mayalı ekmek zaten eskiden beri severim. Deneme sırasında niye böyle sonlara attığımı bilmiyorum. Belki tadını bildiğim içindir. 

    Atahan diyor ki sabah, "kilo aldım". Dikkatli yemeyi bırakıp biraz rahat bir hafta verdi kendine. "Şimdi ben bu rahat haftamdayken bir şey yapmadın, ben yine kontrollü yemeye başlayınca yaparsın, sabah da yatağıma getirip bana tattırırsın." Kızıyor ama haklı. Tam da dediği gibi yapıyorum. O kadar güzel oluyor ki yaptığım bir şey, mis gibi, tazecik, fırından yeni çıkmış, özel götürüp ona tattırıyorum. Ana oğul aynı yemek tutkusunu paylaşmamız iyi mi kötü mi bilmiyorum açıkçası :). 

    Buralara daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere...