1 Kasım 2022
KASIMIN BİRİ - 2022
30 Ekim 2022
EKİMİN OTUZU - 2022
Bu hafta sonunu hasta ve keyifsiz geçirdim. Üşüttüm ya da mikrop kaptım tam olarak hangisi olduğunu bilmiyorum ama hafif ishal, bol mide ağrısı ve krampıyla yastıktan başımı kaldıramadım. İşte ve özelde çok da yoğun olduğum bir hafta sonuydu. İşte sürünerek evde hiçbir şey yapmadan sadece yatarak kötü kısmını atlattım gibi. Bugün çok daha iyi hissediyorum kendimi :0).
Bazen eski yazılarıma bakıyorum. Her gün yazmışım. Uzun uzun yazmışım hem de. Ne kadar değişmiş hayatım, neler neler yaşamışım. Bire bir ne olduysa anlatıyormuşum, çok daha ayrıntılı yazıyormuşum. Okumak genelde hoşuma gidiyor bazen de hüzünlendiriyor beni. Kaybettiklerimiz, artık yanımızda olmayanlar derken anılara dalıp gidiyorum. Yine de iyi ki yazmışım diyorum. 2005'ten bu yana tam 17 sene olmuş. Yanlış hesapladım zannettim başta. Döndüm hem ilk yazımın tarihini kontrol ettim hem de hesap makinesiyle hesapladım. Hayır, yanlış değilmiş, tamı tamına on yedi sene olmuş gerçekten. Hayatımın son on yedi senesi bir şekilde kayıt altına alınmış olmuş. Daha da ömrüm oldukça yazmayı düşünüyorum. Ne kadar azaltsam da yazma sıklığımı tamamen vazgeçebileceğimi düşünmüyorum.
Yine görüşmek üzere...
27 Ekim 2022
EKİMİN YİRMİ YEDİSİ - 2022
Geçen gün servis bekliyordum. Birkaç dakika erken gitmişim. Duraktaki ağaca yaslandım, kitabımı da aldım elime, okumaya başladım. Sonbahar sebebiyle ağacın altı yaprak doluydu ve tek tük de düşüyorlardı zaten. Rüzgar yoktu ama sebebini anlayamadığım şekilde birden bir yaprak yağmuru yağdı başımdan aşağıya. Çok güzel ve şaşırtıcıydı. Altın sarısı yaprak halısı oluştu ağacın dibinde. Sıcacık güneş vuruyordu yüzüme, keyifliydim, yaprak yağmuruyla keyfim büyük bir mutluluğa dönüştü, tüm günüm de çok güzel geçti❤️.
Yine görüşmek üzere…
21 Ekim 2022
EKİMİN YİRMİ BİRİ - 2022
Son günlerde zamansızlık en büyük sorunum. Yetemiyorum, yetişemiyorum, bitiremiyorum işleri. Evde de aynı, işte de aynı. Yoğunluktan dolayı mı, ben mi biraz savsakladım da birikti, sebebinin hiç farkında değilim açıkçası. Bu yoğunluğun arada beni biraz bunalttığı zamanlar oluyor. Kendi kendimi, elbet bir şekilde hepsi hallolur, diyerek sakinleştiriyorum. Halloluyor da hep bir şekilde zaten ama ben biraz sabırsızım galiba :O).
Yine görüşmek üzere.
16 Ekim 2022
EKİMİN ON ALTISI - 2022
Geçen ay sizlere uzun zamandır kullandığım bilgisayarımın artık yenilenmeye ihtiyacı olduğundan bahsetmiştim. Ekim başında yenisini aldım. Çok mutlu bir şekilde, yeni ve dokunmaya kıyamadığım, pamuklara sardığım bilgisayarımdan yazıyorum şu an :O). Dün, yeni bilgisayarımdan hiç yazı yazmadığımı fark edince bloguma giriş yapayım, güzel ve uzun bir yazı döktüreyim dedim. Blogspotu açtım, girdiğim şifreyi kabul etmedi. Blogunun mail adresinden yeni şifreni oluştur dedi. Tamam dedim, blogumun mail adresini açayım ama ona girdiğim şifre de yanlış çıktı. Blogumun mail adresi de beni girmiş olduğum güvenlik mailine yönlendirdi. Gittim onda oturum açtım. oradan aldığım şifreyi blogumun mailine verdim, oraya gelen şifreyi de aldım blogspota yapıştırdım derken uğraştıkça uğraştım. Yine de bloguma giremedim. Site yeni blog açtırmaya uğraşıp durdu bana, isim gir dedi falan filan en sonunda bloguma yanlış mail adresiyle girmeye çalıştığımı fark edince düzeltip giriş yapabildim, şifreyi de not aldım gizli saklı bir köşeye ama tüm bu uğraşlardan o kadar yorulmuştum ki, yazı yazacak enerjiyi bulamadım. Yazım bugüne kaldı.
19 Eylül 2022
EYLÜLÜN ON DOKUZU - 2022
Ablamın battaniyesini bitirdim. Hem de ağustosun yirmi ikisinde. Yazın o en sıcak ve bunaltıcı günlerinde! Fotoğrafını koymak için bekledim. O zamanlarda daha bakarken içimi afakanlar basıyordu şimdi ise tam da battaniye zamanı. Bitirdiğimde saat gecenin bir yarısı olduğu halde kötü ışık, kötü dekor demeden fotoğrafını çektim. Ablama vermek üzere koydum bir torbaya bir daha da elime almadım. Parçaları dikerken evin en çok cereyan yapan noktasına konuşlandım. Açtım tüm camları, ancak öyle dikebildim. Bence çok güzel oldu. Ellerime sağlık. Şimdi yine yeniden yeni bir parçalı battaniyeye oğlum için başladım. Düz örüyorum, bu motiften yapmıyorum. Renkleri de kırçıllı olacak şekilde ayarladım. Ne zaman biter bilmiyorum ama bittiğinde sizinle de mutlaka paylaşacağım...
18 Eylül 2022
EYLÜLÜN ON SEKİZİ - 2022
İş yerinin bahçesinde gözüm sürekli salyangozlarda. Çok seviyorum onları. Hele yağmur sonrasında küçüklü büyüklü onlarcası oluyor etrafta. Sürekli fotoğraflarını çektiğimden telefonum yüzlerce salyangoz fotoğrafı dolu :O).
12 Eylül 2022
EYLÜLÜN ON İKİSİ - 2022
Yazamadım pek son bir aydır. E günler de çok çabuk geçiyor her zamanki gibi. Tadım tuzum olmuyor bazen, dünya hali bir sürü sorunla uğraşıyoruz. Keyifsiz olduğum dönemlerde blog gibi herkese açık mecralarda değil de kendi özelimde içimi dökmek amaçlı yazıyorum genelde.
Ablamın son aldığı kemoterapilerin pek etkili olmadığını öğrendik. Tedaviye başka bir ilaçla devam edilecek ama her duraksama başka bir moral bozucu etken olduğu için size şu an ilaçlar iyi geliyor, yol katediyoruz demeyi çok daha fazla tercih ederdim. Yine de savaşa devam ediyoruz ve edeceğiz de, ileride güzel güzel haberler vereceğimiz günlerimiz de olacak mutlaka:).
Dün günübirlik Kırklareli’ye gittik gezmeye. Hava güzeldi, hep bir aradaydık, çok keyifli bir gün oldu bence. Bu tarz gezileri daha sık yapmalıyız aslında. Normalde ben izin günümde evde olmayı tercih ediyorum ama bu sene tercihlerimi değiştireceğim birazcık.
Kitap da pek okumuyorum son zamanlarda. Kitaplığımı biraz düzenlemeye karar verdim. Bir sürü okunmamış kitabım var ama kitaplıkta gözüme çarpmıyorlar. Onları ön plana çıkaracağım. Bir yerlerden alıp bulup koyduğum aslında pek okumadığım tarzdaki kitapları ayıracağım ve daha sık yeni kitap alacağım. Kış dönemine hazırlık çalışmalarım bunlar olacak.
Arayı çok uzatmamaya çalışacağım. Sonra yine görüşmek üzere..,
13 Ağustos 2022
AĞUSTOSUN ON ÜÇÜ - 2022
Evde eski ve büyükçene bir saklama kutum vardı. Ivır zıvırları toplamak için kullanıyordum. Boyu falan iyiydi ama şeffaf oluşu hiç hoşuma gitmiyordu. Bugün onu kolaj / dekupaj karışımı bir şey yaparak kapladım. Daha önce hiç yapmadığım için biraz acemice oldu ama işimi gördü sonuçta. Kendim yaptım diye demiyorum sevimli oldu bence :O).
10 Ağustos 2022
AĞUSTOSUN ONU - 2022
Bugün Paris’i veterinere götürdüm. İki gecedir huzursuzlanıyordu ama gündüz iyiydi. Mamasını yiyor, suyunu içiyordu. Veterinere gitmek de ayrı bir travma olduğu için götürmekte acele etmedim. Üç sene önce kuru fip sebebiyle çok hastalandığından, altı yedi ay önce de idrar yollarıyla ilgili bir sıkıntı yaşadığından içim de rahat değildi. Daha fazla sıkıntı çekmesin, bir hastalığı varsa da ilerlemesin diye bugün gittik. Muayene edildi, röntgen çekildi, kan tahlili yapıldı. Bir böbrekte taş, bir böbrekte büyüme çıktı. Huzursuzluğunun sebebinin böbrek ağrısı olabileceğini söyledi veteriner. Bağışıklığı biraz düşük. Üç gün iğne olacak, üriner bir mamaya geçeceğiz. Korktuğum kadar kötü değil, genel durumu iyi. Her zamanki gibi ortalığı inletti. Tırnağıyla veterinerin giydiği koruyucu deri eldiveni yırtmış. Atahan’la gitmiştik veterinere, ben içeride bekledim, o dışarıda arabadaydı. Röntgen çekilirken bana kadar gelmişti Paris’in tıslamaları ve hırlamaları, Atahan da dışarıdan duymuş. Biraz vahşileşiyor her türlü işlemde. Giderken de yol boyunca acı acı bağırdı ama dönüşte hiç sesi çıkmadı öyle ki ara ara kontrol ettim iyi mi diye.
Bunun dışında bugün yıllık iznimin ilk günüydü. Normalde her sene topluca alıp bir ay tatil yapıyordum ama bu sene on gün aldım sadece. Ağustosun sonlarına yaklaşırken dönmüş olacağım. Hiçbir planım yok. Bir yere gidesim yok. Evde zaman geçirmek, evi toplamak, yerleştirmek, düzenlemek istiyorum sadece. Erken kalkmak ama sonra istersem gün içinde kestirmek istiyorum. Saati kontrol etmek zorunda kalmadan keyfimce zaman geçirmeyi diliyorum. Paris rahatsız zaten onunla ilgileneceğim. Yarın kaynım kalple ilgili bir operasyon geçirecek ona destek oluruz elimizden geldiğince. Ablam da kemo alacak yarın, fırsat buldukça annemlere giderim diye düşünüyorum. İşe döndüğümde de belki hava birazcık olsun serinler. Yazı sevmiyorum. Bugün biraz yağmur ve serinlik olsa da ağustosun ilk haftaları sıcak ve nemliydi, eylülü hasretle bekliyorum.
Yine görüşmek üzere…
5 Ağustos 2022
AĞUSTOSUN BEŞİ - 2022
Kahve falına hiç inanmam, bakmayı zaten bilmem, baktırmam da pek. Kahve sevenler bana kızacak ama Türk kahvesi de sevmediğimden çok içmem. Bugün ofiste içen birinin fincanını kendime niyet kapattım onun haberi olmadan. Soğuduğunda açayım dedim açılmadı. Normalde “kahve tutmuş” derler galiba böyle açılmayan fincana bakmazlar ama zaten ben kendi kendime kapadığım için onu da ciddiye almadım. Fincanı zorla açtım:). İçim ferah, yolum var. Alaaddin’in sihirli lambası ve başını geriye döndürmüş bakan boynuzlu geyiği gördüm:). Gugıla göre kısmetler gani gani beni bekliyor, sihirli lamba ve geyik huzur, mutluluk vb. güzel anlamlara geliyormuş. İçmediğim kahveden kendi kendime baktığım bir fal için gayet güzel sonuçlar bence.
Bayramda Çanakkale yolunda Atahan spotifydan şarkılar açtı bize. Ama nasıl güzel şarkılar seçmiş, ne kadar keyifli bir liste yapmış anlatamam, her bir yeni başlayan şarkı en sevdiklerimden biri. Eve yaklaştığımızda şarkı seçiminden dolayı tebrik ettim onu, çok keyifle dinlediğimi ve çok hoşuma gittiğini söyledim. Biz spotifyda onun hesabını ortak kullanıyoruz, meğer o yol boyunca benim şarkı listemi dinletmiş bize:). Şaşkınlığıma mı güleyim kendi listemi tanımayışıma mı bilemedim. Bu akşam da beğendiğim bir şarkıyı listeme eklemek için girdim spotifya, biraz da müzik dinleyim dedim ama seçtiğim hiçbir şarkı çalmadı, sürekli başka başka şarkıları denedim olmadı, bir süre sonra öğrendim ki Atahan dışarıda arkadaşlarıyla sesi hoparlöre vererek müzik dinliyormuş, benim deneme amaçlı seçtiğim her şarkıyla da o hoparlörde dinledikleri müzik kesilip benim rastgele açtığım şarkılar çalıyormuş:). Anlamam geç oldu ama bayramdaki olayı da hatırlamamı sağladı:).
16 Temmuz 2022
TEMMUZUN ON ALTISI - 2022
Bayramda kahvaltıyı annemlerde yapıp yeğenim ve eşiyle de görüştükten sonra Çanakkale’ye geçtik.. İlk günü gittik son günü döndük. Biraz trafiğe takılsak da oradaki günlerimiz çok keyifli geçti. Bayramı kayınvalidem, görümcem, kaynım ve yeğenlerle geçirmiş olduk. Bol bol da gezdik. Koyduğum fotoğraflar da Çanakkale’nin muhtelif yerlerinden. Kaldığımız süre boyunca her sabah erkenden kalkıp çarşıda dolaştım, fırından kendime tazecik poğaça evdekilere simit vb. alıp deniz kenarında çay eşliğinde yedim. Bir gün tek başımadaydım, bir gün ailecek gittik, bir gün de oğlumla ikimiz. Kocam benim odaya giriş çıkışımla uyansa da ev halkı daha uyuyor oluyordu ben kalktığımda. Saat sekiz - sekiz buçuk civarında evden çıkıyordum. Dokuz - dokuz buçuk gibi de dönüyordum. Döndüğümde kahvaltı hazırlıkları başlamış oluyordu. Onlar kahvaltı ederken ben de nescafe keyfi yapıyordum. İkinci gün evden çıkmaya hazırlanırken aklıma babam geldi. Bir yere tatile gittiğimizde o da aynı benim gibi yapardı. Hepimiz uyurken erkenden kalkar, çarşıdaki dükkanları keşfeder, gün içinde de bizi oraya götürürdü. Onun bu özelliğini - huyunu bire bir yapıyormuşum ama farkında değildim şimdiye kadar:).
7 Temmuz 2022
TEMMUZUN YEDİSİ - 2022
Bu hanım kızımız da annemin kedisi Maviş. Her ne kadar ev kedisi olsa da annemlere gittiğimizde bizi hep kapıda karşılıyor çünkü bütün gün sokakta. Mahallenin tozunu attırıyor. Ağaç tepesinde olduğu pozlardan koymam lazımdı aslında onu anlatmak için. Bu sakin haliyle hiç alakası yok normalde :O).
22 Haziran 2022
HAZİRANIN YİRMİ İKİSİ - 2022
Ev işi yapanlar iyi bilirler. Hani bir yeri toplarsın, tertemiz olur, sonra da hep orayı toplu tutmaya çalışırsın. Günlerce böyle gider, sonra tek bir akşam yorgun - uykulu ve saire olursun, yarın yaparım dersin ve bir günde her yer dağılır, ipin ucunu kaçırırsın, bir daha da zor toparlarsın ya, işte genelde ben bu durumu yatak odasında yaşıyordum. Hem de öyle günlerce toplu tutarak değil daha ertesi gün eski halinden beter bir duruma çevirerek :O). Belki oraya gün içinde çok girip çıkmadığımdan, belki yatarken yatağın üzerini boşaltmak yeterli olduğundan, belki de gereksiz kıyafetlerin çokluğundan, neden olduğunu tam olarak bilmiyorum ama yıllardır yatak odamda hep bir köşede bir çamaşır yığını olur, temizler, ütülenecekler, dolaba yerleştirilecekler hiç bitmez. Geçen ay ben bu döngüyü kırdım! Kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkardığımdan beri odam her gün ve günlerdir toplu. Dağılıverecek diye ödüm kopuyor. Her şeyi hemen yerine kaldırıyorum. Her akşam toplu bir odada uyumanın ve aradığım şeyi bulmanın keyfini yaşıyorum :O). Yılların düzensizliğini nasıl kırdım onu da hiç anlamıyorum. Ama bir daha eski haline dönmesini istemiyorum...
Ablamın kemoları devam ediyor. Çok istediğimiz gibi de gitmiyor süreç. Günlük hayatımıza devam ediyoruz bir şekilde ama sinir bozukluğu yüzeyin hemen altında duruyor, biliyorum. Normalde takılmayacağım şeylere sinirlendiğim zamanlar anlıyorum ki üzüntülerim tavan yapmış ya da bu sinir bozukluğu, gülerken bile anında ağlamaya geçebilme şeklinde ortaya çıkıyor. Duygusal bir video izlediğimde ya da sevdiğim bir arkadaşımın doğum günü kutlamasında gözlerim hemen doluyor mesela. Hele kendime - ablama - anneme acıma/üzülme/kıyamama moduna girdiğimde bütün bir gece durup durup ağlayabiliyorum. Höyküre höyküre değil ama ince ince. Geçen akşam mutfakta hem yemek yaptım hem ağladım. Arada durdum. Sonra yine ağlamaya devam ettim. Babamın hastalığında iş yerinde arka bahçede ağlama köşem vardı. Çıkar orada ağlar ofise döner işe devam ederdim. Bazen iyi geliyor ağlamak ama çoğunlukla beni yorup enerjimi düşürmekten başka bir şeye yaramıyor. O yüzden istemiyorum. Bazen de konuşmak iyi geliyor ama insanlar o kadar salakça yorumlar yapıyor ki bahsettiğime pişman oluyorum. En saçması ve kızdığım şu: "Üzülme". Şu hayatta kanser olmuş ablama da üzülemeyeceksem neye üzüleceğim? Her daim neşe dolu - mutlu olmamız gerektiğini nereden çıkarıyoruz? Üzülüyorum diye hayattan elimi eteğimi çekmiş, ne bileyim öleyim gideyim, yemeden içmeden kesileyim, kendime dünyayı zehir edeyim kafasında yaşayan biri değilim ki... Bu kanser hastası yakınlarına ve büyük ihtimalle kanser hastalarına da yapılan "mutlu ol" baskısı nedir yani? Herkes gibi mutlu olduğum zamanlar da, üzüldüğüm zamanlar da mevcut. Nasıl siz istediniz ve dediniz diye sebepsiz yere - durup dururken "mutlu" olamayacaksam üzülme dediniz diye de birden bütün kaygılarımı - sıkıntılarımı bir kenara atıp 7/24 Pollyanna misali dolaşmayacağım. K:arışmayın yaa!
8 Haziran 2022
HAZİRANIN SEKİZİ, 2022
30 Mayıs 2022
MAYISIN OTUZU, 2022
Günler geçip gittikçe aklımda sürekli sizlerle konuşup yazı yazıyorum ama hep müsait olmadığım zamanlarda yazacak güzel şeyler çıkıyor. Yazmaya başladığımda hepsini unutmuş oluyorum:).
Feci kış soğuklarından ve neredeyse bütün bir mayıs ayı boyunca süren battaniyeli - kaloriferli günlerden sonra hazirana iki kala yaz sıcaklarını yaşamaya başladık. Ben bir günde atlet - uzun paça - uzun koldan, atletsiz - şort ve kısa kollu döneme geçtim mesela. Dün evde ara ara fenalık geçirdiğim oldu. Bugün de sıcak ama o kadar sıcak değil neyse ki.
Aylar aylar önce kendime bir battaniye örmeye başlamıştım. Başladıktan sonra daha çok hoşuma giden başka bir motif görünce de yarım bırakıp en son bitirdiğim, fotoğrafını da buraya koyduğum battaniyeyi örmeye başlamıştım. O ilk başladığım battaniyeyi örüyorum yine. Bitirince ablama vereceğim. Sonra bir tane de oğlum için öreceğim. Acelem yok, kaç yılda bitirse artık…
Bu yazıya sabah başlamıştım araya bir şeyler girdi akşam devam edebildim. Çok uzatmadan yayınlayacağım ki yine araya bir şeyler girerse başka güne kalmasın. Şimdilik bu kadar efendim.
Yine görüşmek üzere…
15 Mayıs 2022
MAYISIN ON BEŞİ - 2022
Yine kayıplara karışmışım. Kendimi affettirebilmek için kayıplara karışma sebebimin fotoğrafını koydum. Bloguma pek yazamadığım dönemde işte bu battaniyeyi ördüm bitirdim. Çok keyifliydi örmesi ama zaman aldı tabi ki. Eve ilk taşındığımız günden beri çalışma odamda kitap okurken üşüdüğümde üzerime alacak bir battaniye istiyordum. Üşüsem de inat ettim gidip almadım ya da başka bir şey ayarlamadım, kendime bu güzel battaniyeyi ördüm. Şimdi her kullandığımda ayrı bir mutlu oluyorum.
Geçen hafta anneler günü için annemlere gittik. 10 Mayıs ablam Asortik Krep’in doğum günü olduğundan ama o, o gün hastanede olduğundan kutlayamayacağımız için sürpriz pasta yapmak istedim ona. Tadı süper ama görüntüsü kötü bir pasta oldu. Her şeyden önce kelepçeli kalıp kullanmam lazımdı kelepçeli kalıplarım paslı gibi olduğundan atmıştım, borcamda yaptım pastayı. Şeklini toparlayamadım. Bir de kreması biraz sulu oldu. Kremanın içine tarifte olmadığı halde pudra şekeri, mısır unu, kakao ve hatta toz sıcak çikolata koydum koyulaşsın diye ama işe yaramadı. Tadı süper ötesi oldu ama görünüş ve kıvam kötüydü. Neyse, yine de bayılarak yedik, mumumuzu üfledik. Bence önemli olan niyetti zaten:).
Biraz ruhsal enerjimin düşük olduğu bir dönemden geçiyorum. Hevesim yok hiçbir şeye. Bahar yorgunluğu mu acaba diye düşündüm ama bu sene bahar bizim buralara hala tam anlamıyla gelmedi. Evde geceleri kaloriferi yakmaya devam ettik. Ofiste kombiyi kapatmıştık ama üşüdük. Kışlık kalın hırkamı her gün giymeye devam ettim. Hazirana kadar da serin olmaya devam edecekmiş. Sabahları üşüyüp öğlenleri terleyerek idare edeceğiz artık.
Yine görüşmek üzere...
5 Nisan 2022
NİSANIN BEŞİ - 2022
Hiç farkında olmadan çoook uzun bir ara vermişim. Ben en son martta yazdım zannediyordum ama ocak sonundan beri sesim soluğum çıkmamış. Bu dönemde iş - ev güzergahı dışında bir şey yapmadım aslında. Zaman çok çabuk geçiyor. Bir ucundan yakalamaya çalışsam da, bazen başarısız oluyorum galiba.
Mart ayında evimize taşınalı iki sene oldu tam. Evi yirmi sene kirada oturduktan sonra ve ancak uzun zamanlı bir kredi ödemesiyle satın alabildiğimizden yeni taşındığımızda şaka yollu “Aaa çok para ödedim hiç evden çıkmayacağım tepe tepe kullanacağım” diyordum herkese:0). İlk korona vakasının yeni çıktığı dönemdi ama tabi ki bu kapanmaların, esnek çalışmaların gerçekten neredeyse tam iki sene boyunca istesek de evden çıkamayacağımız günlerin geleceğini aklımızdan bile geçirmiyorduk. Geçenlerde buzdolabından malzeme alırken dolabı bir çeksem, altını silsem, boşaltsam, her tarafını temizlesem, buzluktakileri elden geçirsem eski tarihlileri tüketsem diye aklımdan geçirdim ama zaman alacak bir iş olduğundan uygun bir hafta sonunda yapmak üzere erteledim. Bir kaç gün sonra dolap bozuldu. Bozulduğunu da hemen fark etmediğimden buzluktakiler çözüldü, içindekileri komple boşalttım, atılacakları attım, kalanları anneme verdim. Kullanabileceklerimi hemen kullanmak zorunda kaldım. Bazen aklımızdan geçenlere ya da şakalarımıza da dikkat etmek gerekiyor galiba. Aklımızdan geçenler başımıza gelebiliyor. Evde ve buzdolabında bire bir örneğini yaşadım!
Son bir yıldır sabahları servise kestirme yoldan, ana caddeden geçerek gidiyorum. Bugün, caddeyi kazdıkları için yolumu değiştirip ara sokaktan indim. Köşede eskiden sigara aldığım bakkal vardı, baktım ki kapanmış. Şunu düşündüm, esnafa sorsak belki de kapanma sebebi olarak pandemi diyecek, çeşitli sebepler öne sürecek, suçu kendisi dışında her şeyde arayacak ama bence dükkanın en önemli kapanma sebebi kendi kötü esnaflığı. Ben her gün sigara aldığım halde, kasada para yok diyerek benim içtiğim sigaradan almıyordu mesela dükkana. Satılacağı yüzde yüz kesin olan bir şeyden bahsediyoruz. Halbuki bazen sigara almaya girip gözüme çarpan abur cuburlardan da alıyordum. Evde ekmek yoksa ekmek alıyordum. Ne bileyim yazsa dondurma, soğuk kola alıyordum. Sigaramı bulamamaya başlayınca bir süre sonra ben de uğramaz oldum. Başka dükkanlardan alışveriş yapmaya başladım. Yolumu bile tamamen değiştirdim. Bir senedir hiç uğramamışım mesela ve bu sabah kapandığını gördüm. Bence yüzde yüz alacağı belli ve garanti müşterini ürün yok deyip geri çevirirsen kısmetini de kendin kapatmış oluyorsun.
İlk fırsatta yine görüşmek üzere…
26 Ocak 2022
OCAĞIN YİRMİ ALTISI - 2022
Bu fotoğraf dün sabah on sularında çekildi. Kar aynen bu şekilde duruyor dünden beri. Fotoğrafı iş dönüşü kar - tipi sebebiyle yolda mahsur kalışımın ardından ertesi sabah eve dönebildiğimde çektim. Geceyi belediyemizin başka bir mahallesindeki hizmet binasında geçirmiştim. Dün sabah belli bir noktaya kadar arabayla gelebildim, yolun kalanını da yürüdüm. Eve dönemedim ama geceyi de arabada değil bir çatı altında geçirebildiğim için şanslıydım. Oğlum da İstanbul içinde işteydi. Metrobüsle belli bir noktaya kadar geldikten sonra 4 km'lik yolu göz gözü görmeyen tipide yürüyerek eve gelebildi.
Benim yolda kalışım şöyle gelişti. Salı günü 14.30 civarında tipi başladı. Bize de 15.30'da çıkış verildi. Servisi beklemeye başladık. İş yerim yol kenarında, seyrek de olsa arabaların geçtiğini görebiliyordum ama minibüs - otobüs hiç geçmediği için yola çıkmaya cesaret edemedim. Kar sebebiyle servis de gecikti derken 16.30'da güvenlik arkadaşın arabasıyla çıkabildik ancak. Yol örtülmüştü karla ama bir noktaya kadar gidebildik. Saat bu arada 17.30 oldu. 4 km'lik yolu bir saatte gidebildik ama geç de olsa eve gidebileceğimizi düşünüyorduk. Sonra trafik tamamen durdu ve biz arabada beklemeye başladık. 1.5 saat aynı noktada bekledikten sonra arabayı uygun bir yerde bıraktık ve o mahalledeki belediye hizmet binamıza yürüdük. Bu arada eve 12 km uzaklıktaydık. Normalde benim iş yerimle ev arası 16 km zaten. Öyle yoğun bir tipi ve kar yağışı vardı, hava o kadar soğuktu ki aslında bazen çok tepegöz olmama rağmen eve yürümeye cesaret edemedim. Bir de yürümem gereken yolun büyük kısmı daha önce pek yürümediğim genelde arabayla geçtiğim açık arazide olacaktı bu da gözümü korkuttu. Şehir merkezine biraz daha yaklaşmış olsaydım eve yürüyerek gitmeyi denerdim mutlaka. Neyse sonuçta 19.00 civarı belediye binasına sığındık. İyi ki de öyle yapmışız. Orası sıcaktı. Çay, su, lavabo, soba, kalorifer, tam karşıda bakkal gibi her türlü konfor mevcuttu. Mesai bitiminde bizim gibi kara yakalanıp çıkamamış arkadaşlar, güvenlik, gecenin ilerleyen saatlerinde de yolda kalıp oraya ulaşabilen diğer vatandaşlar derken 1-2 saat sandalyede kestirdiğim ama en azından sıcakta, aç susuz kalmadan geçirdiğim bir gecenin ardından sabah 7.30 civarı arabayı bıraktığımız noktaya döndük. Kürekle etrafını temizlememiz bir saati buldu. Ana caddeyi açmışlardı, tek araçlık kadar bile olsa. Gidebildiğimiz noktaya kadar arabayla gittik. Sonra da yürüyerek eve döndüm. Sokaklar diz boyu kardı. Dünden beri de evde olmak ne güzelmiş cümlesi ağzımdan düşmüyor.
Bundan sonra havada gördüğüm tek bir kar tanesi daha yere düşmüş olmadan yola çıkmaya karar verdim :O). Ayrıca yol açıkmış bile görünse şarj cihazımı yanıma alacağım. Bir de son zamanlarda nakit pek taşımıyordum yanımda, karda kaldığımda ihtiyacım da olmadı ama bir kenarda yine de belli bir miktar bulunduracağım. İhtiyaç anında kullanmak üzere. Bu bir afet gibiydi. Normal bir kar yağışı değildi. Sıkıntı yaşanmasa şaşardım. Böylesi on sene önce olmuştu, o zaman merkezde çalışıyordum eve annemle dönmüştük Araba kaydığında inip iterek beş dakikalık yolu birkaç saatte alarak ama dönmüştük sonuçta. Bir daha da beş - on sene sonra olur belki yine ama ben alınacak tüm derslerimi aldım. Bir de başımı sokacak bir çatı bulsam da hep özellikle daha ıssız noktalarda arabalarda kalmış olanlara çok üzüldüm. Soğukta, aç susuz saatlerce ne yaptılar acaba diye dertlendim. Ben sabah onda eve dönebildiğimde hala yolda - arabada bekleyen arkadaşlar vardı TEM otoyolunda. Biraz sıkıntı çeksek de olabilecek en iyi şekilde atlattığımı düşünüyorum. Çok ters bir noktada kalmadık, yürüyebileceğim bir mesafede sığınabileceğim bir binamız vardı. Aç susuz değildik. Aileme iyi olduğumu haber verebildim. Yine akılları bende kalsa da iyi olduğumu biliyorlardı. Bir daha olmaması en büyük temennim. Hepimize geçmiş olsun.
16 Ocak 2022
OCAĞIN ON ALTISI - 2022
Yeni yılın ilk iki haftasını deli gibi, durmaksızın Zaman Çarkı serisini okumakla geçirdim. Seriye, 2020 eylülünün ilk günü başlamıştım. Dört ayda on iki kitabı okuyup süreci de çok uzattığımı fark edince son dört kitabı iki haftada okudum, bitirdim. Kitapların en incesinin 700 - 800 sayfa olduğunu düşününce (serinin son kitabı 1061 sayfaydı mesela) okumak - taşımak ve hatta elde tutmak kısmının bile ne kadar meşakkatli olduğunu anlayabilirsiniz. 4.5 aydır bu kitaplarla yatıp kalkıyor, işe giderken yanıma alıyor, servis beklerken okuyor, sigara içmeye mutfağa giderken de, televizyon izlerken de, gece baş ucumda da olsun elimin altında tutuyordum. Çok alışmıştım. Bitirme kısmı güzel oldu ama minik bir boşluk da oluşmadı değil sanki hayatımda. Özleyeceğim sanki...
1 Ocak 2022
OCAĞIN BİRİ - 2022
Yılın son günü yazmak istemiştim ama fırsatım olmayınca yeni yazı yeni yılın ilk gününe kaldı. Annem, ablam, kayınvalidem, kaynım, ben, eşim ve oğlumla güzel, sohbeti bol bir gece geçirerek yılbaşını kutladık:). Bir arada olmak çok iyi geldi ruhuma. Salı günü ilk kemo ile kanserle savaşın üçüncü rounduna başlıyoruz. Moraller iyi:).
Bugün uzun zamandır yapamadığım kadar çok kitap okudum. Bir iki ufak tefek ev işi dışında bir şey yapmadım, yattım kalktım, uyudum uyandım kitap okudum. Zaman Çarkı serisi çok uzadı. Sıkılmaya başladım, sonunu da merak ediyorum. Yani aslında ikinci turu okuduğumdan sonunu biliyorum ama o sona nasıl ulaşıldığı kısmını unutmuşum. O yüzden merak ediyorum. Son dört kitabı sular seller gibi okuyup iki ay yerine bir ayda bitirmeyi planlıyorum. Her bir kitabın 700 - 800 sayfa olması işimi kolaylaştırmıyor ama yapacağım. Ocakta Zaman Çarkı artık bitecek:).
Sonra yine görüşmek üzere…
27 Aralık 2021
ARALIĞIN YİRMİ YEDİSİ, 2021
Bir şekilde karışıklık olmuş sürekli sgkdan Vesile Hanım adına mesaj geliyor. Hiç tanımıyorum, kim olduğunu da bilmiyorum ama ne zaman hangi doktora randevu almış, reçetesinin kodu nedir, işe ne zaman girmiş, ne zaman istifa etmiş hepsini biliyorum. Doktora beraber gitsek tüm tıbbi geçmişini sayabilirim:).
24 Aralık 2021
ARALIĞIN YİRMİ DÖRDÜ, 2021
Pandemi başladığından beri annemler ve abimler (kaynım) dışında kimseye gitmiyoruz, onlar dışında kimseyi de eve almıyoruz. Evde de ortam mutlaka havadar oluyor ve sarılmadan - öpüşmeden uzaktan selamlaşıp ayrı ayrı oturuyoruz. Neyse, dün akşam da uzun zamandan sonra abimlere gittik. Atahan, ben ve eşim asansör beklerken o apartmanda yaşayan bir hanımefendi de geldi. “Siz de mi burada oturuyorsunuz, yok abimlere geldik - giriş kattalar, aaa annenizi tanıyorum, asansörün biri bozuk çalışmıyor diğerini bekliyoruz” tarzı minik bir sohbet gelişti o arada. Sonra asansör geldi, eşim ve oğlum bindi. Ben binemeden diğer hanımefendi attı kendini asansöre ve bana dönüp “Siz diğer asansörü bekleyin” dedi. “ Kadın kendine gel, kocam ve oğlumla beraber kayınvalideme geldim, sen kendini attın içeri de ben neden diğer asansörü bekliyormuşum, çık şuradan” demedim:). “Aslında eşimle birlikte çıkabilsem iyi olacaktı, hem sizin maskeniz de yok.” dedim. Gülümsedim, o da indi sağ olsun da ben ailemle çıkabildim:). Bindiğim anda kahkahalarımı tutamadım yalnız. Apartman inlemiştir eminim. Aklıma geldikçe bütün gece de güldüm. İşin hoş(!) yönünü de sonradan fark ettim, ben sesimi çıkarmasam ne eşim ne oğlum bir şey demeyecekti galiba, beni bırakıp bir güzel gideceklerdi:).
12 Aralık 2021
ARALIĞIN ON İKİSİ, 2021
Şu sıralar hafta içi geç çıkıyorum işten. Cumartesi günleri ise erken. Bu yüzden her cumartesi annem ve ablamla görüşüyoruz bir şekilde. Bazen evde, bazen dışarıda. Dün, çiğ börek yemeğe gittik. Geçenlerde biz kocamla sakin, bizden başka kimsenin olmadığı bir yer bulmuştuk. Annemleri de oraya götürdüm. Yine bizden başka kimse yoktu, restoran sahibinin dediğine göre içeride sigara veya nargile içirmedikleri için genelde sakin oluyorlarmış. Annemi ve ablamı sigara rahatsız ediyor. Ben onlarla beraberken, ya bahçede - dışarıda ya da evdeysek camı açık başka bir odada içiyorum. Bir de, sigara içen biri de olsam oturduğum mekanda yoğun duman varsa beni de rahatsız ediyor. O yüzden içeride sigara içilmeyen yerleri tercih ediyorum genelde. Neyse, mekanın yemekleri güzeldi. Anne ve kızları işletiyormuş, bu da hoşumuza gitti. Hesabı ödedikten sonra çıkarken kapı önünde uzun uzun sohbet ettik. Sık sık gitmeyi isteyeceğimiz bir yer bulduk galiba:). Fotoğraf da bizim tarihi köprümüzden. Hava bir kış akşamına göre çok ılıman ve sakindi. Fotoğraf çekilmeden olmazdı. Bu fırsatı kaçırmadık.
Ablam kanser hastasıydı, buralarda çok bahsetmesem de eski yazılarımı okuyanlar ve ablamı da (asortik-krep) takip edenler biliyordur. Uzun bir süredir sadece üç aylık kontrollerine devam ediyordu, onlar da iyi geçiyordu ve yavaş yavaş kontrollerin arası uzayacak diye umutlanıyorduk. Her kontrol öncesi gerim gerim gerilip sonrasında mutlu oluyorduk. Son kontrolde doktor bir de MR isteyince kanserinin nüksettiği anlaşılmış oldu. Salıdan itibaren yine kemoterapi almaya başlayacak. Üzüldük tabi ki. Korkuyoruz. Her birimiz ayrı ayrı endişelenip bir diğerini üzmemek için endişelerimizi kendimize saklıyoruz. “Kuyruğu dik tutma” dediğim kendi kendimi oyalama, mutlu etme, yapabiliyorsam anneme ve ablama da destek olma dönemini başlattım yine.
Rahmetli babam matematik öğretmeniydi ve çok da dakik bir insandı. Her işini sistemli, sayılı, matematiksel yapar, hayatını da buna adapte ederdi. Annem işe gidecekse ya da bir yere yetişmek için belli bir zamanda evden çıkması gerekiyorsa ona sürekli “Hanım, saat on, hanım on beş dakikan kaldı” diye hatırlatma yapardı. Geçenlerde annem bir şey için sabahtan bana uğramıştı. Bekirli bir saatte işe gitmek için evden çıkmam gerekiyordu. Kocamın aynı babam gibi bize saati hatırlattığını fark ettim:). “Burcu, yarım saatin kaldı, Burcu on dakikaya çıkman gerek” cümleleri içimi ısıttı ve geç kalmamı da engelledi:).
Örgü ve Zaman Çarkı serisini okumaya ağırlık verip burayla çok ilgilenemedim son zamanlarda. Battaniyemin biri bitti biri kaldı, Zaman Çarkı’nın da on kitabını bitirdim son beş kitap kaldı. Artık daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere…
6 Aralık 2021
ARALIĞIN ALTISI, 2021
On beş yıl aradan sonra yeniden örgüye döndüğüm ve bir heves başladığım "çılgın" parçalı battaniyeyi en sonunda bitirdim. Parçaları beş - altı ayda ördüm ama onları birbirine dikip kullanıma hazır hale getirmem bir seneyi buldu. Gerçi bunda akşamdan akşama örebiliyor oluşumun ve bunu dikmeden ikinci bir battaniyeye başlamış olmamın etkisi büyük. Bu arada onu da yarıladım :O). Parçalar tamamen evdeki yünlere ya da görüp de beğendiğim renklere göre örüldüğünden battaniye "çılgın". Ben yaptım diye demiyorum ama güzel oldu bence, elime sağlık :O)
11 Kasım 2021
KASIMIN ON BİRİ, 2021
24 Ekim 2021
EKİMİN YİRMİ DÖRDÜ, 2021
Mutfakta otururken radyo dinliyor olsam da arka planda rüzgarın da sesinin duyulduğu soğuk ama evde olduğum için aslında benim için sıcak geçen bir pazar günü. Kaloriferi yaktık. Ofiste kombi arızalı. Parçası tamirde. Yarın üşümemek için kalın giyineceğim. Sabahtan beri yağmur da yağıyordu ama durdu şimdi galiba. Mutfağı toplayıp yemek hazırlayacağım yazımı yolladıktan sonra. Evimin huzurunu seviyorum…
Sonra yine görüşmek üzere.
22 Ekim 2021
EKİMİN YİRMİ İKİSİ, 2021
Bu hafta hava genelde gündüz sıcak gece soğuk. Geçen hafta ara ara yağmurluydu. Böyle günlerden birinde, servis beklerken sığındığım tentenin altında beklerken birden yanıbaşımda floşşşş diye çok yüksek sesli bir gürültü oldu. Kitabım vardı elimde, okumaya da dalmıştım. O ses nereden geliyor, neyin sesi, bir şey mi patladı, bir yerden bir şey mi attılar, tehlikede miyim, değil miyim, ilk başta algılayamadım ve korktum. Bir an sonra farkına vardım ki, benim tentenin üzerinde su birikmiş ve komple tüm su tentenin kenarından bir kovayla boşaltılırmışçasına aşağıya akmış. Ben de baştan aşağıya ıslanmaktan sadece iki adım uzakta olduğum için kurtulmuşum:). Elimde ne kitap kalacaktı, ne de kıyafetlerim kurtulacaktı. Büyük ihtimalle eve dönüp üzerimi değiştirmem gerekecekti. Bu sefer belki işe yetişme telaşı yaşayacaktım derken günüm komple kötü bir şekilde başlamış olacaktı. Çok şanslıymışım gerçekten:).
Yine görüşmek üzere…
15 Ekim 2021
EKİMİN ON BEŞİ, 2021
Günler hızla geçip gidiyor. Orta şekerli olsalar da genelde çok da sıkıntı değil bence:). Bunca işimin ve zamansızlığımın arasında makaron yapmayı öğrenmeye karar verdim. Daha önce yapmadım hiç. Sıfırdan başlayacağım. Deneme yanılma yöntemiyle bu işi eninde sonunda kotarırım gibi geliyor. Sonuçları buradan da paylaşırım. Felaket olanları olmasa da olur gibi olanları en azından:).
Yine görüşmek üzere.
3 Ekim 2021
EKİMİN ÜÇÜ, 2021
Oğlum Paris keyifsiz son iki haftadır. Kristalleşme vardı böbrekte. İlaç kullandık bir süre sabah akşam, ardından kontrole gittik bu sefer de akciğerlerde sorun ortaya çıktı antibiyotiğe başladık. Biraz huysuz bir kedi olduğundan ilk ilaç vermeye başladığımda bir örtüyle sarıp sıkıştırıp zorla şırıngayla veriyordum ama sonra bunun onu daha da huysuzlaştırdığını benim de sürekli çizik içinde kaldığımı fark edince, uyurken; sakinken sevip okşayarak vermeye başladım. Böyle ikimiz de daha mutluyuz ama bazen son anda kafasını çevirince ilaç ağzından çok etrafa dağılıyor. Milimi milimine ölçerek hazırladığım miktarın ne kadarı midesine gitti ne kadarı aktı emin olamıyorum. Yine de fayda görüyor olmalı ki genel durumu iyi, tahliller de düzelirse yırttık demektir:).
Bunun dışında da yoğunum. İş yoğun ve bu yoğunluk giderek daha da çok artacak, azalmayacak. Ev işleri de bitmiyor asla:). Hala Zaman Çarkı serisini okumaya devam ediyorum ara vermeksizin, 14 kitaplık serinin 5. kitabındayım. Bir yandan da battaniyemi örmeye devam ediyorum. 12 - 13 parça örmüşüm şimdiye kadar. Burada hiç bahsetmedim daha önce ama bir yandan da e - ticaretle ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çok yabancı olduğum bir konu. Acemiyim her açıdan. Yapmak istediğim çok şey var ama imkanlarım - zamanım - bütçem kısıtlı, bilgim az. Ara ara olmayacak gibi gelse de inat ettim bir şekilde başaracağım. En azından sonunda denedim de olmadı diyeceğim. Vazgeçmeyeceğim:).
Şimdi Paris’in ilacını hazırlamam lazım. İçmesi gereken hapı 4’e bölüp 1 parçasını ezip suyla karıştırıp sakin zamanını bulunca şırıngayla ağzına zerk edeceğim:). Sonra yine görüşmek üzere…
1 Ekim 2021
EKİMİN BİRİ, 2021
Yağmurlu bir sabahla başladık ekim ayına. Sonbaharı sevenlerdenim ben. Bir de kapalı havaları, yağmuru. Güneş ışığı içimi mutlulukla dolduruyor evet ama biraz sıcak olduğu anda da enerjimi çok düşürüyor. Halbuki yağmur her zaman harekete geçme isteğimi tetikliyor. Bahsettiğim yağmur sular seller götüren cinsten değil tabi ki ama sağanak dahil kabulum:).
Şimdilik kısa bir “yağmur sevgisi” paragrafıyla ekime merhaba demiş olalım, sonra yine görüşmek üzere…
19 Eylül 2021
Eylülün On Dokuzu, 2021
Biz son iki - üç senedir cam damacana kullanıyoruz. Cam damacana daha ağır ve taşıması (yuvarlaması?) daha zor olduğundan tekerlekli bir altlık almıştım. Mutfaktan kapıya kolaylıkla çekiyorum, sucumuz da boşu alıp doluyu direkt tekerleğin üzerine koyduğundan hiç ağırlık kaldırmamış oluyorum. Bloguma da yazmıştım, birkaç ay önce, ben o cam damacanayı devirip kırdım. Her taraf su oldu. Şoku atlatmam, kafamı toplayıp geride kalan muhafazayı cam kırıkları arasından almam, sucudan kırdığımın yerine ikinci bir su istemem, yine depozito işlemleri falan derken sucu çocuk, garibim, yarım saat kapıda beklemişti. Dün biten suyun yerine yenisini koyarken hafiften devrilir gibi oldu. Ben de ufak bir çığlık attım çünkü daha önce kırdığımda hole ve yatak odasına dökülen suları temizlemek saatler sürmüştü. Neyse, çocuğa da döndüm, çığlığımı açıklamak için, daha önce kırmıştım bir kere, yine kırılacak diye korktum, dedim. Çocuk da, ben o zaman yoktum ama biliyorum, dedi. Demek ki sucuda "cam damacanayı kıran kadın efsanesi" oluşturmuşum. Belki de hala birbirlerine anlatıp anlatıp gülüyorlardır. Damacana kırmayı beceren tek müşterileri benimdir belki. Bilmiyorum artık. Üzerinden aylar geçmesine rağmen başka kıran olmamış ki, benim olayın anısı hala taze demek ki :O).
Bu akşam gitmemiz gereken bir düğün var ve benim hiç gidesim yok. Son üç - dört senedir düğünlere gitmek çok büyük bir zaman kaybı gibi geliyor. Yüzde doksan dokuzuna da gitmiyorum. Geçen gün iş yerinden kalma alışkanlıkla "keşke iptal edilse, ertelense" diye düşündüğümü fark ettim. Sonradan fark ettim ki, bu bir toplantı değil, etkinlik değil. Ertelenmesi ya da iptali ya bir kazaya belaya işaret eder ya da çiftlerin ayrıldığına. Gidesim olmasa da bunun olmasını da istiyorum demek değil bu. Cümlemi "keşke gitmek zorunda olmasam" diye değiştirdim...
Bu arada cuma gecesi ilk bölümü yayınlanan Yalancı dizisini izledik. Dizide tecavüze uğradığını söyleyen bir kadın ve iftira atıldığını iddia eden bir erkek var. İkisinden biri yalancı ama işte ilk bölümde bunu anlamak mümkün değil zaten. Bir sürü tahminde bulundum. Sonra yabancı bir dizinin bire bir versiyonu olduğunu öğrendim internetten. İlk sezon sonunda da belli oluyormuş kadının mı erkeğin mi yalan söylediği. Buldum o bölümü izledim. Merakımı giderdim. Türk versiyonunu izlememe de gerek kalmadı böylece. Spoiler vermemek için burada yazmayacağım hangisinin Yalancı olduğunu. "Sürpriz bozan", spoiler kelimesi için Türkçe karşılık olarak TDK tarafından önerilmiş. Sürpriz kelimesi de Türkçe değil. Sürprizin Türkçesi "şaşırtı"ymış. Neyse spoiler yerine sürpriz bozan yazacaktım yine de ama bitişik mi yazılıyor (sürprizbozan) ayrı mı (sürpriz bozan), emin olamadım (Ben burada rastgele bir karar olarak ayrı yazdım.). "Spoiler vermek" diyoruz sürpriz bozan vermek mi diyeceğiz, kullanmak mı, söylemek mi, cümle içinde nasıl olacak bilemedim. Bilenler konuya daha hakim olanlar varsa lütfen bizi de aydınlatsın.
Yine görüşmek üzere.
12 Eylül 2021
EYLÜLÜN ON İKİSİ, 2021
Pandemi öncesinde sekiz sene boyunca haftanın altı günü bilfiil çalıştım. Haftada bir gün izin yapıyordum, yoğundu işlerimiz ama bu sisteme alışmıştım. Korona virüsün hayatımıza girmesiyle çalışma tempomuz düştü, iş yükümüz ve mesai günlerimiz de azaldı. Çok geçmeden buna da alıştım :O). Evde daha çok vakit geçirebilmek ve yapmak istediğim birçok şeye vakit bulabilmek çok mutlu ediyordu beni. Son günlerde yavaş yavaş eski tempomuza dönmüştük zaten de, önümüzdeki haftadan itibaren cumartesileri de çalışmaya başlayacağız yine. Bütün bir hafta sonunu evde geçirebilmek muhteşem bir şeydi :O). Bunun bir daha olmayacak özel bir dönem olduğunu bildiğimden her anının tadını da çıkardım. Büyük bir ihtimalle çok yakında "haftada altı gün"e de alışacağım. Yine de bu haberi ilk duyduğumda yıkıldım, kabullenebilmek bir iki saatimi aldı :o).
Bu motifi yapmayı ilk öğrendiğimde aklımda her parçayı böyle üç renkli yapmak vardı. Yeşil renk kombininde iyi de durmuştu ama diğer renkleri de denediğimde hoşuma gitmedi. İlk dört üç renkli parçadan sonra iki renkli yapmaya başladım kareleri.
Bu gördüğünüz de iki renkli çalışmamdan bir örnek. Altı kare de değişik kombinasyonlarla iki renkli ördükten sonra rengi kendinden değişen iplerle denesem nasıl olur acaba sorusu düştü aklıma.5 Eylül 2021
EYLÜLÜN BEŞİ, 2021
Eylül serinliği ile geldi. Kış boyunca koltukların üzerinden hiç kaldırmadığım ve her akşam mutlaka üzerimize aldığımız örme battaniyelerimi çıkardım. Şimdilik sadece bazen sabah serininde ya da gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk olduğunda kullanıyoruz ama yine de bir kenarda durmaları iyi oluyor.
Eylül benim sevdiğim aylardan biridir. Eylülde her sene evlilik yıl dönümümüzü ve hemen ertesi gün de babamın doğum gününü kutlardık. Son üç senedir doğum günü kutlamamız olmasa da yıl dönümlerimizde sembolik bir şeyler yapıyoruz. Bu sene 21. yılımız bitiyor. Zaman çabuk geçiyor.
İki gün önce sevdiğimiz bir arkadaşımızı, genç yaşında kaybettik. Beyin kanseri tedavisi görüyordu son iki senedir ama maalesef kurtaramadık. İçimiz buruk. Her kayıp üzüyor beni, hele arkadaşımız olunca daha da kötü ama bir de sebep kanser olduğunda kendimi inandırdığım "her şey güzel olacak" cümlesini normalde olduğu kadar rahat kuramıyorum. Çalışıyorum, evi topluyorum, arkadaşlarımla görüşüp konuşuyorum ama geri planda kaybettiklerimin hüznü oluyor hep. Bazen bir kelime, bir fotoğraf yetiyor o görünürdeki neşeyi alıp götürmeye. Neyse, herkesin sağ salim sonlandırdığı her bir gün bize armağan olsun, her bir anımızın ve günümüzün tadını çıkaralım. Mottomuz uzun zamandır bu: "Bugün de ölmedik (ve kimse ölmedi), yaşıyoruz :O).
Zaman Çarkı serisini Eylül 2017'de okumaya başlamışım. Ocak 2018'de de bitirmişim yaklaşık dört sene önce. Uzun zamandır tekrar okumak istiyor ama uzun soluklu bir seri olduğundan direkt başlamaya cesaret edemiyordum. İşe başladığım gün seriye de tekrar başladım. Dört sene öncesinde olduğu gibi bütün gün yanımda gezdirip servisi beklerken, öğle yemeğini yerken ya da bulduğum müsait beş dakikalık zaman diliminde bile olsa okuyorum. Okuyamadığım zaman özlüyorum. Örgümü bir kenara bıraktım ve evdeki daha başka bir sürü işimi, deli gibi kitap okuyorum. Heyecanlı bir seri. Sonunu bilsem de o sonuca ulaşan ayrıntıları unutmuşum. O yüzden yine keyifle okuyabiliyorum. Şu sıralar dizisi de çekiliyormuş ama bire bir kitap baz alınmayacakmış. O yüzden diziyi izlemeyeceğim. Fragmanına baktım ve onu bile sevmedim zaten. Kitaptaki karakterlerle alakası yok.
Sonra yine görüşmek üzere...
27 Ağustos 2021
AĞUSTOSUN YİRMİ YEDİSİ, 2021
Yıllık iznim resmi olarak bugün bitti. Şu sıralar hafta sonu çalışmadığımız için bu cumartesi - pazar da evdeyim. Pazartesi de 30 Ağustos sebebiyle bir etkinliğimiz olursa ona katılırım ama ofis kapalı. Salı günü bir aylık tatilden sonra iş başı yapacağım. Bütün iznimi topluca almıştım. 2022'ye kadar başka iznim yok. İyi ki öyle yapmışım çünkü dinlenmek iyi geldi açıkçası :O). Evde oturmak da hoşuma gitti, pek sıkılmadım. Bir yandan da son günlerde işimi ve çalışmayı özlemeye başladım. Toplamda 6 + 2 günlük ailelerimizi, memleketimizi ve dostlarımızı ziyaret ettiğimiz bir tatilimiz oldu. O da kararındaydı. Çok uzadığında tatilden sıkılmaya başlıyorum. Tatil dinlendirmek yerine beni yormaya başlıyor. Eziyet oluyor bir süre sonra. Evini ve evde oturmayı seven bir insanım :O).
Bu yıl ilk defa akıllıca bir karar alarak, evimi ben temizleyeceğim, moduna girmedim ve iznimin daha başındayken annemin yardımcısını çağırdım. Böylece cam silme - dip köşe ev temizleme yorgunluğunu yaşamadan keyifle yapabileceğim dolap düzenleme, köşe bucaktaki eşyaları gün ışığına çıkarma, ayıklama, yeni bir şeyler alma, eksikleri tespit etme, nereye ne yaptıracağına - alacağına - neyin neyle gideceğine dair hayaller kurma gibi işlere rahatlıkla zaman ayırabildim :O). Normalde, yıllardır tanıyor bile olsam, evimin içinde dışarıdan birinin temizlik yapıyor olması fikri beni geriyor. Özel hayatıma müdahale ediliyormuş gibi hissediyorum. Temizliğimi yapabildiğim kadar kendim yapmaya çalışıyorum. Desteği de en son noktada kabul ediyorum.
Evde olduğum şu günlerde yaklaşık bir senedir düzenini bir türlü oturtamadığım dosya dolabımı tam anlamıyla derledim topladım. Şu an her bir kağıt parçasının nerede olduğunu, hangi rafta hangi dosyaların - defterlerin durduğunu, bir şey arayacağım zaman nereye bakmam gerektiğini biliyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Bir iki şıklaştırma - göze hoş görünme eksiğim var dolabımda ama onların acelesi yok. Bunlar için ne yapacağımı biliyorum, eksikleri de zaman içinde tamamlarım.
Ara ara bahsediyorumdur ama dosya dolabımı anmışken bir kez daha zevkle anlatabilirim, ciddi bir defter ve kağıt takıntım var. Kaç tane defterim olduğunu bilmiyorum. Defter sevgimi bilen arkadaşlarımdan gelen hediyeler, benim satın aldıklarım, okul - iş yeri vb. yerlerden promosyon ajandalar, not defterleri, gördüğüm yerlerde bazen, kullanmıyorsan benim olsun mu, diyerek görüp aldıklarım, çeşit çeşit, her boyda bir sürü defterim var. Çok da kullanıyorum aslında. Elimin altında her zaman bir defter bulunur. Özellikle işte sürekli defterime not alırım. Mesela üç farklı amaç için kullandığım üç not defterimi çantamda sürekli taşırım. Bitirdiğim, son sayfasına kadar kullandığım defterim de çok. Kullanmadıklarım da. Arada onları çıkarırım. Hepsini dizerim. Tek tek incelerim. Kafamda şunu şuna kullanayım diye plan yaparım. İçlerinde favorilerim vardır ve tabi ki pek sevmediklerim de. Defterlerimden vazgeçtiğim de pek görülmemiştir. Sevmesem de, istemesem de vermeye kıyamam. Benim gibi defter seven bir arkadaşıma hediye defter alacaksam dayanamam bazen aynısından kendime de alırım :O). Kendimi böyle kabul ettim artık. Direkt onlara yer ayırdım dolabımda. Defterlerimle mutluyum :O).
Kağıt takıntım ise boş olan hiçbir kağıt parçasını tamamen doldurmadan atamama şeklinde. Önü - arkası, boş kenarı, köşesi - her santimetre karesine kadar mutlaka kullanılmalı. Tamamen dolduğunda da kesinlikle geri dönüşüme atılmalı. Normal çöpe değil. Çevremizi korumak açısından bu benim için çok önemli, ağaç katliamlarını azaltmak açısından. Boşa kağıt harcanmaması ve kullanılan kağıdın geri dönüşmesinin sağlanması açısından. A 4 boyutundaki kağıtların tek yüzü doluysa diğer yüzünü müsvedde olarak kullanıyoruz. Mümkünse çektiğimiz fotokopilerde öncelikle onları değerlendiriyoruz.. Fotokopide kullanmak mümkün değilse uygun boyutta kesip not kağıdı olarak kullanıyoruz. Bunun takibini düzenli şekilde yapıyorum. İş arkadaşlarım kullandığımı bildikleri için biriktirdikleri kağıtları bana gönderiyorlar. Ofisteki arkadaşlar da aynı özeni gösteriyorlar. O yönden içim rahat. Elimizden geleni yapıyoruz en azından.
Sonra yine görüşmek üzere...
24 Ağustos 2021
AĞUSTOSUN YİRMİ DÖRDÜ, 2021
Her kadının (ya da erkeğin de olabilir) takıntılı olduğu bir eşya vardır. Gittiği her mağazada, evde, mekanda gözü ona takılır. Aldıkça alası gelir. Boy boy, çeşit çeşit mevcuttur ama yeni bir taneye de asla hayır demez. Sizin için bu nedir bilmiyorum ama benim takıntım hasır sepetler. Evde az biraz vardı. Son aylarda bir kaç tane daha aldım. Hasır sepet limitimi çoktan doldurdum ama yine de her gördüğümde bir incelemeden geçemiyorum. Yine de artık kendimi durdurup almamayı başarabiliyorum en azından :O).
Kimi zaman blog ayarlarına bakıyorum. Sağını solunu kurcalıyorum. Kimler dünyanın neresinden beni okuyor diye inceliyorum. Değişik ülkelerden girenleri gördüğümde mutlu oluyorum. Dünyanın her yerinden okuyucum olabiliyor. Böyle girip girip bakarken sanki onlar Türk değil de yabancı gibi düşündüğümü fark ettim. Halbuki ben Türkçe yazıyorum. Dünyanın neresinden girerlerse girsinler yazdıklarımı anlayabilmeleri için çok büyük bir kısmının Türk olması gerekiyor. Yabancı olup da Türkçe bileni bir iki kişidir olsa olsa. Bunu idrak edene kadar, sanki mesela Meksika'dan bir Meksikalı, Japonya'dan bir Japon okuyormuş gibi düşünüyordum hep nedense :O).
Sonra yine görüşmek üzere...





























