26 Ocak 2022

OCAĞIN YİRMİ ALTISI - 2022


   Bu fotoğraf dün sabah on sularında çekildi. Kar aynen bu şekilde duruyor dünden beri. Fotoğrafı iş dönüşü kar - tipi sebebiyle yolda mahsur kalışımın ardından ertesi sabah eve dönebildiğimde çektim. Geceyi belediyemizin başka bir mahallesindeki hizmet binasında geçirmiştim. Dün sabah belli bir noktaya kadar arabayla gelebildim, yolun kalanını da yürüdüm. Eve dönemedim ama geceyi de arabada değil bir çatı altında geçirebildiğim için şanslıydım. Oğlum da İstanbul içinde işteydi. Metrobüsle belli bir noktaya kadar geldikten sonra 4 km'lik yolu göz gözü görmeyen tipide yürüyerek eve gelebildi. 

   Benim yolda kalışım şöyle gelişti. Salı günü 14.30 civarında tipi başladı. Bize de 15.30'da çıkış verildi. Servisi beklemeye başladık. İş yerim yol kenarında, seyrek de olsa arabaların geçtiğini görebiliyordum ama minibüs - otobüs hiç geçmediği için yola çıkmaya cesaret edemedim. Kar sebebiyle servis de gecikti derken 16.30'da güvenlik arkadaşın arabasıyla çıkabildik ancak. Yol örtülmüştü karla ama bir noktaya kadar gidebildik. Saat bu arada 17.30 oldu. 4 km'lik yolu bir saatte gidebildik ama geç de olsa eve gidebileceğimizi düşünüyorduk. Sonra trafik tamamen durdu ve biz arabada beklemeye başladık. 1.5 saat aynı noktada  bekledikten sonra arabayı uygun bir yerde bıraktık ve o mahalledeki belediye hizmet binamıza yürüdük. Bu arada eve 12 km uzaklıktaydık. Normalde benim iş yerimle ev arası 16 km zaten. Öyle yoğun bir tipi ve kar yağışı vardı, hava o kadar soğuktu ki aslında bazen çok tepegöz olmama rağmen eve yürümeye cesaret edemedim. Bir de yürümem gereken yolun büyük kısmı daha önce pek yürümediğim genelde arabayla geçtiğim açık arazide olacaktı bu da gözümü korkuttu. Şehir merkezine biraz daha yaklaşmış olsaydım eve yürüyerek gitmeyi denerdim mutlaka. Neyse sonuçta 19.00 civarı belediye binasına sığındık. İyi ki de öyle yapmışız. Orası sıcaktı. Çay, su, lavabo, soba, kalorifer, tam karşıda bakkal gibi her türlü konfor mevcuttu. Mesai bitiminde bizim gibi kara yakalanıp çıkamamış arkadaşlar, güvenlik, gecenin ilerleyen saatlerinde de yolda kalıp oraya ulaşabilen diğer vatandaşlar derken 1-2 saat sandalyede kestirdiğim ama en azından sıcakta, aç susuz kalmadan geçirdiğim bir gecenin ardından sabah 7.30 civarı arabayı bıraktığımız noktaya döndük. Kürekle etrafını temizlememiz bir saati buldu. Ana caddeyi açmışlardı, tek araçlık kadar bile olsa. Gidebildiğimiz noktaya kadar arabayla gittik. Sonra da yürüyerek eve döndüm. Sokaklar diz boyu kardı. Dünden beri de evde olmak ne güzelmiş cümlesi ağzımdan düşmüyor. 

   Bundan sonra havada gördüğüm tek bir kar tanesi daha yere düşmüş olmadan yola çıkmaya karar verdim :O). Ayrıca yol açıkmış bile görünse şarj cihazımı yanıma alacağım. Bir de son zamanlarda nakit pek taşımıyordum yanımda, karda kaldığımda ihtiyacım da olmadı ama bir kenarda yine de belli bir miktar bulunduracağım. İhtiyaç anında kullanmak üzere. Bu bir afet gibiydi. Normal bir kar yağışı değildi. Sıkıntı yaşanmasa şaşardım. Böylesi on sene önce olmuştu, o zaman merkezde çalışıyordum eve annemle dönmüştük Araba kaydığında inip iterek beş dakikalık yolu birkaç saatte alarak ama dönmüştük sonuçta. Bir daha da beş - on sene sonra olur belki yine ama ben alınacak tüm derslerimi aldım. Bir de başımı sokacak bir çatı bulsam da hep özellikle daha ıssız noktalarda arabalarda kalmış olanlara çok üzüldüm. Soğukta, aç susuz saatlerce ne yaptılar acaba diye dertlendim. Ben sabah onda eve dönebildiğimde hala yolda - arabada bekleyen arkadaşlar vardı TEM otoyolunda. Biraz sıkıntı çeksek de olabilecek en iyi şekilde atlattığımı düşünüyorum. Çok ters bir noktada kalmadık, yürüyebileceğim bir mesafede sığınabileceğim bir binamız vardı. Aç susuz değildik. Aileme iyi olduğumu haber verebildim. Yine akılları bende kalsa da iyi olduğumu biliyorlardı. Bir daha olmaması en büyük temennim. Hepimize geçmiş olsun.

16 Ocak 2022

OCAĞIN ON ALTISI - 2022


      Yeni yılın ilk iki haftasını deli gibi, durmaksızın Zaman Çarkı serisini okumakla geçirdim. Seriye, 2020 eylülünün ilk günü başlamıştım. Dört ayda on iki kitabı okuyup süreci de çok uzattığımı fark edince son dört kitabı iki haftada okudum, bitirdim. Kitapların en incesinin 700 - 800 sayfa olduğunu düşününce (serinin son kitabı 1061 sayfaydı mesela) okumak - taşımak ve hatta elde tutmak kısmının bile ne kadar meşakkatli olduğunu anlayabilirsiniz. 4.5 aydır bu kitaplarla yatıp kalkıyor, işe giderken yanıma alıyor, servis beklerken okuyor, sigara içmeye mutfağa giderken de, televizyon izlerken de, gece baş ucumda da olsun elimin altında tutuyordum. Çok alışmıştım. Bitirme kısmı güzel oldu ama minik bir boşluk da oluşmadı değil sanki hayatımda. Özleyeceğim sanki...


 

1 Ocak 2022

OCAĞIN BİRİ - 2022

 Yılın son günü yazmak istemiştim ama fırsatım olmayınca yeni yazı yeni yılın ilk gününe kaldı. Annem, ablam, kayınvalidem, kaynım, ben, eşim ve oğlumla güzel, sohbeti bol bir gece geçirerek yılbaşını kutladık:). Bir arada olmak çok iyi geldi ruhuma. Salı günü ilk kemo ile kanserle savaşın üçüncü rounduna başlıyoruz. Moraller iyi:). 

   Bugün uzun zamandır yapamadığım kadar çok kitap okudum. Bir iki ufak tefek ev işi dışında bir şey yapmadım, yattım kalktım, uyudum uyandım kitap okudum. Zaman Çarkı serisi çok uzadı. Sıkılmaya başladım, sonunu da merak ediyorum. Yani aslında ikinci turu okuduğumdan sonunu biliyorum ama o sona nasıl ulaşıldığı kısmını unutmuşum. O yüzden merak ediyorum. Son dört kitabı sular seller gibi okuyup iki ay yerine bir ayda bitirmeyi planlıyorum. Her bir kitabın 700 - 800 sayfa olması işimi kolaylaştırmıyor ama yapacağım. Ocakta Zaman Çarkı artık bitecek:).

   Sonra yine görüşmek üzere…

27 Aralık 2021

ARALIĞIN YİRMİ YEDİSİ, 2021

   Bir şekilde karışıklık olmuş sürekli sgkdan Vesile Hanım adına mesaj geliyor. Hiç tanımıyorum,  kim olduğunu da bilmiyorum ama ne zaman hangi doktora randevu almış, reçetesinin kodu nedir, işe ne zaman girmiş, ne zaman istifa etmiş hepsini biliyorum. Doktora beraber gitsek tüm tıbbi geçmişini sayabilirim:).

24 Aralık 2021

ARALIĞIN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

     Pandemi başladığından beri annemler ve abimler (kaynım) dışında kimseye gitmiyoruz, onlar dışında kimseyi de eve almıyoruz. Evde de ortam mutlaka havadar oluyor ve sarılmadan - öpüşmeden uzaktan selamlaşıp ayrı ayrı oturuyoruz. Neyse, dün akşam da uzun zamandan sonra abimlere gittik. Atahan, ben ve eşim asansör beklerken o apartmanda yaşayan bir hanımefendi de geldi. “Siz de mi burada oturuyorsunuz, yok abimlere geldik - giriş kattalar, aaa annenizi tanıyorum, asansörün biri bozuk çalışmıyor diğerini bekliyoruz” tarzı minik bir sohbet gelişti o arada. Sonra asansör geldi, eşim ve oğlum bindi. Ben binemeden diğer hanımefendi attı kendini asansöre ve bana dönüp “Siz diğer asansörü bekleyin” dedi. “ Kadın kendine gel, kocam ve oğlumla beraber kayınvalideme geldim, sen kendini attın içeri de ben neden diğer asansörü bekliyormuşum, çık şuradan” demedim:). “Aslında eşimle birlikte çıkabilsem iyi olacaktı, hem sizin maskeniz de yok.” dedim. Gülümsedim, o da indi sağ olsun da ben ailemle çıkabildim:). Bindiğim anda kahkahalarımı tutamadım yalnız. Apartman inlemiştir eminim. Aklıma geldikçe bütün gece de güldüm. İşin hoş(!) yönünü de sonradan fark ettim, ben sesimi çıkarmasam ne eşim ne oğlum bir şey demeyecekti galiba, beni bırakıp bir güzel gideceklerdi:). 

12 Aralık 2021

ARALIĞIN ON İKİSİ, 2021


 Şu sıralar hafta içi geç çıkıyorum işten. Cumartesi günleri ise erken. Bu yüzden her cumartesi annem ve ablamla görüşüyoruz bir şekilde. Bazen evde, bazen dışarıda. Dün, çiğ börek yemeğe gittik. Geçenlerde biz kocamla sakin, bizden başka kimsenin olmadığı bir yer bulmuştuk. Annemleri de oraya götürdüm. Yine bizden başka kimse yoktu, restoran sahibinin dediğine göre içeride sigara veya nargile içirmedikleri için genelde sakin oluyorlarmış. Annemi ve ablamı sigara rahatsız ediyor. Ben onlarla beraberken, ya bahçede - dışarıda  ya da evdeysek camı açık başka bir odada içiyorum. Bir de, sigara içen biri de olsam oturduğum mekanda yoğun duman varsa beni de rahatsız ediyor. O yüzden içeride sigara içilmeyen yerleri tercih ediyorum genelde. Neyse, mekanın yemekleri güzeldi. Anne ve kızları işletiyormuş, bu da hoşumuza gitti. Hesabı ödedikten sonra çıkarken kapı önünde uzun uzun sohbet ettik. Sık sık gitmeyi isteyeceğimiz bir yer bulduk galiba:). Fotoğraf da bizim tarihi köprümüzden. Hava bir kış akşamına göre çok ılıman ve sakindi. Fotoğraf çekilmeden olmazdı. Bu fırsatı kaçırmadık.

   Ablam kanser hastasıydı, buralarda çok bahsetmesem de eski yazılarımı okuyanlar ve ablamı da (asortik-krep) takip edenler biliyordur. Uzun bir süredir sadece üç aylık kontrollerine devam ediyordu, onlar da iyi geçiyordu ve yavaş yavaş kontrollerin arası uzayacak diye umutlanıyorduk. Her kontrol öncesi gerim gerim gerilip sonrasında mutlu oluyorduk. Son kontrolde doktor bir de MR isteyince kanserinin nüksettiği anlaşılmış oldu. Salıdan itibaren yine kemoterapi almaya başlayacak. Üzüldük tabi ki. Korkuyoruz. Her birimiz ayrı ayrı endişelenip bir diğerini üzmemek için endişelerimizi kendimize saklıyoruz. “Kuyruğu dik tutma” dediğim kendi kendimi oyalama, mutlu etme, yapabiliyorsam anneme ve ablama da destek olma dönemini başlattım yine. 

   Rahmetli babam matematik öğretmeniydi ve çok da dakik bir insandı. Her işini sistemli, sayılı, matematiksel yapar, hayatını da buna adapte ederdi. Annem işe gidecekse ya da bir yere yetişmek için belli bir zamanda evden çıkması gerekiyorsa ona sürekli “Hanım, saat on, hanım on beş dakikan kaldı” diye  hatırlatma yapardı. Geçenlerde annem bir şey için sabahtan bana uğramıştı. Bekirli bir saatte işe gitmek için evden çıkmam gerekiyordu. Kocamın aynı babam gibi bize saati hatırlattığını fark ettim:). “Burcu, yarım saatin kaldı, Burcu on dakikaya çıkman gerek” cümleleri içimi ısıttı ve geç kalmamı da engelledi:).

   Örgü ve Zaman Çarkı serisini okumaya ağırlık verip burayla çok ilgilenemedim son zamanlarda. Battaniyemin biri bitti biri kaldı, Zaman Çarkı’nın da on kitabını bitirdim son beş kitap kaldı. Artık daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere… 


6 Aralık 2021

ARALIĞIN ALTISI, 2021


 On beş yıl aradan sonra yeniden örgüye döndüğüm ve bir heves başladığım "çılgın" parçalı battaniyeyi en sonunda bitirdim. Parçaları beş - altı ayda ördüm ama onları birbirine dikip kullanıma hazır hale getirmem bir seneyi buldu. Gerçi bunda akşamdan akşama örebiliyor oluşumun ve bunu dikmeden ikinci bir battaniyeye başlamış olmamın etkisi büyük. Bu arada onu da yarıladım :O). Parçalar tamamen evdeki yünlere ya da görüp de beğendiğim renklere göre örüldüğünden battaniye "çılgın". Ben yaptım diye demiyorum ama güzel oldu bence, elime sağlık :O)

11 Kasım 2021

KASIMIN ON BİRİ, 2021

 




İlk fotoğrafta kulaklar yatık çünkü fotoğrafını çekmemden nefret ediyor, bana kızdı:). Akşam akşam bizim evin hallerini paylaştım sizinle. Yazamasam da aklım burada. Görüşürüz…

24 Ekim 2021

EKİMİN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

   Mutfakta otururken radyo dinliyor olsam da arka planda rüzgarın da sesinin duyulduğu soğuk ama evde olduğum için aslında benim için sıcak geçen bir pazar günü. Kaloriferi yaktık. Ofiste kombi arızalı. Parçası tamirde. Yarın üşümemek için kalın giyineceğim. Sabahtan beri yağmur da yağıyordu ama durdu şimdi galiba. Mutfağı toplayıp yemek hazırlayacağım yazımı yolladıktan sonra. Evimin huzurunu seviyorum…

  Sonra yine görüşmek üzere.

22 Ekim 2021

EKİMİN YİRMİ İKİSİ, 2021

   Bu hafta hava genelde gündüz sıcak gece soğuk. Geçen hafta ara ara yağmurluydu. Böyle günlerden birinde, servis beklerken sığındığım tentenin altında beklerken birden yanıbaşımda floşşşş diye çok yüksek sesli bir gürültü oldu. Kitabım vardı elimde, okumaya da dalmıştım. O ses nereden geliyor, neyin sesi, bir şey mi patladı, bir yerden bir şey mi attılar, tehlikede miyim, değil miyim, ilk başta algılayamadım ve korktum. Bir an sonra farkına vardım ki, benim tentenin üzerinde su birikmiş ve komple tüm su tentenin kenarından bir kovayla boşaltılırmışçasına aşağıya akmış. Ben de baştan aşağıya ıslanmaktan sadece iki adım uzakta olduğum için kurtulmuşum:).  Elimde ne kitap kalacaktı, ne de kıyafetlerim kurtulacaktı. Büyük ihtimalle eve dönüp üzerimi değiştirmem gerekecekti. Bu sefer belki işe yetişme telaşı yaşayacaktım derken günüm komple kötü bir şekilde başlamış olacaktı. Çok şanslıymışım gerçekten:). 

  Yine görüşmek üzere…

15 Ekim 2021

EKİMİN ON BEŞİ, 2021

   Günler hızla geçip gidiyor. Orta şekerli olsalar da genelde çok da sıkıntı değil bence:). Bunca işimin ve zamansızlığımın arasında makaron yapmayı öğrenmeye karar verdim. Daha önce yapmadım hiç. Sıfırdan başlayacağım. Deneme yanılma yöntemiyle bu işi eninde sonunda kotarırım gibi geliyor. Sonuçları buradan da paylaşırım. Felaket olanları olmasa da olur gibi olanları en azından:).

Yine görüşmek üzere.


3 Ekim 2021

EKİMİN ÜÇÜ, 2021

 Oğlum Paris keyifsiz son iki haftadır. Kristalleşme vardı böbrekte. İlaç kullandık bir süre sabah akşam, ardından kontrole gittik bu sefer de akciğerlerde sorun ortaya çıktı antibiyotiğe başladık. Biraz huysuz bir kedi olduğundan ilk ilaç vermeye başladığımda bir örtüyle sarıp sıkıştırıp zorla şırıngayla veriyordum ama sonra bunun onu daha da huysuzlaştırdığını benim de sürekli çizik içinde kaldığımı fark edince, uyurken; sakinken sevip okşayarak vermeye başladım. Böyle ikimiz de daha mutluyuz ama bazen son anda kafasını çevirince ilaç ağzından çok etrafa dağılıyor. Milimi milimine ölçerek hazırladığım miktarın ne kadarı midesine gitti ne kadarı aktı emin olamıyorum. Yine de fayda görüyor olmalı ki genel durumu iyi, tahliller de düzelirse yırttık demektir:). 

  Bunun dışında da yoğunum. İş yoğun ve bu yoğunluk giderek daha da çok artacak, azalmayacak. Ev işleri de bitmiyor asla:). Hala Zaman Çarkı serisini okumaya devam ediyorum ara vermeksizin, 14 kitaplık serinin 5. kitabındayım. Bir yandan da battaniyemi örmeye devam ediyorum. 12 - 13 parça örmüşüm şimdiye kadar. Burada hiç bahsetmedim daha önce ama bir yandan da e - ticaretle ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çok yabancı olduğum bir konu. Acemiyim her açıdan. Yapmak istediğim çok şey var ama imkanlarım - zamanım - bütçem kısıtlı, bilgim az. Ara ara olmayacak gibi gelse de inat ettim bir şekilde başaracağım. En azından sonunda denedim de olmadı diyeceğim. Vazgeçmeyeceğim:). 

  Şimdi Paris’in ilacını hazırlamam lazım. İçmesi gereken hapı 4’e bölüp 1 parçasını ezip suyla karıştırıp sakin zamanını bulunca şırıngayla ağzına zerk edeceğim:). Sonra yine görüşmek üzere… 

1 Ekim 2021

EKİMİN BİRİ, 2021

 Yağmurlu bir sabahla başladık ekim ayına. Sonbaharı sevenlerdenim ben. Bir de kapalı havaları, yağmuru. Güneş ışığı içimi mutlulukla dolduruyor evet ama biraz sıcak olduğu anda da enerjimi çok düşürüyor. Halbuki yağmur her zaman harekete geçme isteğimi tetikliyor. Bahsettiğim yağmur sular seller götüren cinsten değil tabi ki ama sağanak dahil kabulum:). 

  Şimdilik kısa bir “yağmur sevgisi” paragrafıyla ekime merhaba demiş olalım, sonra yine görüşmek üzere…

19 Eylül 2021

Eylülün On Dokuzu, 2021

 Biz son iki - üç senedir cam damacana kullanıyoruz. Cam damacana daha ağır ve taşıması (yuvarlaması?) daha zor olduğundan tekerlekli bir altlık almıştım. Mutfaktan kapıya kolaylıkla çekiyorum, sucumuz da boşu alıp doluyu direkt tekerleğin üzerine koyduğundan hiç ağırlık kaldırmamış oluyorum. Bloguma da yazmıştım, birkaç ay önce, ben o cam damacanayı devirip kırdım. Her taraf su oldu. Şoku atlatmam, kafamı toplayıp geride kalan muhafazayı cam kırıkları arasından almam, sucudan kırdığımın yerine ikinci bir su istemem, yine depozito işlemleri falan derken sucu çocuk, garibim, yarım saat kapıda beklemişti. Dün biten suyun yerine yenisini koyarken hafiften devrilir gibi oldu. Ben de ufak bir çığlık attım çünkü daha önce kırdığımda hole ve yatak odasına dökülen suları temizlemek saatler sürmüştü. Neyse, çocuğa da döndüm, çığlığımı açıklamak için, daha önce kırmıştım bir kere, yine kırılacak diye korktum, dedim. Çocuk da, ben o zaman yoktum ama biliyorum, dedi. Demek ki sucuda "cam damacanayı kıran kadın efsanesi" oluşturmuşum. Belki de hala birbirlerine anlatıp anlatıp gülüyorlardır. Damacana kırmayı beceren tek müşterileri benimdir belki. Bilmiyorum artık. Üzerinden aylar geçmesine rağmen başka kıran olmamış ki, benim olayın anısı hala taze demek ki :O).

  Bu akşam gitmemiz gereken bir düğün var ve benim hiç gidesim yok. Son üç - dört senedir düğünlere gitmek çok büyük bir zaman kaybı gibi geliyor. Yüzde doksan dokuzuna da gitmiyorum. Geçen gün iş yerinden kalma alışkanlıkla "keşke iptal edilse, ertelense" diye düşündüğümü fark ettim. Sonradan fark ettim ki, bu bir toplantı değil, etkinlik değil. Ertelenmesi ya da iptali ya bir kazaya belaya işaret eder ya da çiftlerin ayrıldığına. Gidesim olmasa da bunun olmasını da istiyorum demek değil bu. Cümlemi "keşke gitmek zorunda olmasam" diye değiştirdim...

  Bu arada cuma gecesi ilk bölümü yayınlanan Yalancı dizisini izledik. Dizide tecavüze uğradığını söyleyen bir kadın ve iftira atıldığını iddia eden bir erkek var. İkisinden biri yalancı ama işte ilk bölümde bunu anlamak mümkün değil zaten. Bir sürü tahminde bulundum. Sonra yabancı bir dizinin bire bir versiyonu olduğunu öğrendim internetten. İlk sezon sonunda da belli oluyormuş kadının mı erkeğin mi yalan söylediği. Buldum o bölümü izledim. Merakımı giderdim. Türk versiyonunu izlememe de gerek kalmadı böylece. Spoiler vermemek için burada yazmayacağım hangisinin Yalancı olduğunu. "Sürpriz bozan", spoiler kelimesi için Türkçe karşılık olarak TDK tarafından önerilmiş. Sürpriz kelimesi de Türkçe değil. Sürprizin Türkçesi "şaşırtı"ymış. Neyse spoiler yerine sürpriz bozan yazacaktım yine de ama bitişik mi yazılıyor (sürprizbozan) ayrı mı (sürpriz bozan), emin olamadım (Ben burada rastgele bir karar olarak ayrı yazdım.). "Spoiler vermek" diyoruz sürpriz bozan vermek mi diyeceğiz, kullanmak mı, söylemek mi, cümle içinde nasıl olacak bilemedim. Bilenler konuya daha hakim olanlar varsa lütfen bizi de aydınlatsın.

Yine görüşmek üzere.

12 Eylül 2021

EYLÜLÜN ON İKİSİ, 2021

      Pandemi öncesinde sekiz sene boyunca haftanın altı günü bilfiil çalıştım. Haftada bir gün izin yapıyordum, yoğundu işlerimiz ama bu sisteme alışmıştım. Korona virüsün hayatımıza girmesiyle çalışma tempomuz düştü, iş yükümüz ve mesai günlerimiz de azaldı. Çok geçmeden buna da alıştım :O). Evde daha çok vakit geçirebilmek ve yapmak istediğim birçok şeye vakit bulabilmek çok mutlu ediyordu beni. Son günlerde yavaş yavaş eski tempomuza dönmüştük zaten de, önümüzdeki haftadan itibaren cumartesileri de çalışmaya başlayacağız yine.  Bütün bir hafta sonunu evde geçirebilmek muhteşem bir şeydi :O). Bunun bir daha olmayacak özel bir dönem olduğunu bildiğimden her anının tadını da çıkardım. Büyük bir ihtimalle çok yakında "haftada altı gün"e de alışacağım. Yine de bu haberi ilk duyduğumda yıkıldım, kabullenebilmek bir iki saatimi aldı :o). 


Bu motifi yapmayı ilk öğrendiğimde aklımda her parçayı böyle üç renkli yapmak vardı. Yeşil renk kombininde iyi de durmuştu ama diğer renkleri de denediğimde hoşuma gitmedi. İlk dört üç renkli parçadan sonra iki renkli yapmaya başladım kareleri.

   Bu gördüğünüz de iki renkli çalışmamdan bir örnek. Altı kare de değişik kombinasyonlarla iki renkli ördükten sonra rengi kendinden değişen iplerle denesem nasıl olur acaba sorusu düştü aklıma. 


   Denediğimde düz renklerden daha çok hoşuma gitti. Büyük ihtimalle bundan sonra böyle devam edeceğim. İlk ördüğüm düz renkli parçaları da bir şekilde değerlendireceğim tabi ki şu an nasıl yapacağımı bilmesem de. İpim bittiği için bitiremedim son ördüğüm parçayı, aynı renkten sipariş verdim. Başka renkler de aldım. Gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. 

   On beş sene önce yarım bıraktığım bir etamin panom vardı. Geçenlerde onu çıkardım tekrar. Etamin işlemeyi de çok özledim. Önce panoyu bitirmek sonra da ufak tefek işlerle etamine de devam etmek istiyorum. İşler de yoğun. E evle de ilgilenmek lazım. Bir yandan deli gibi Zaman Çarkı serisini okumaya devam ediyorum. Evde olduğum saatlerde sürekli birini elime alıp birini bırakıyorum. Kitap yorunca biraz iş yapıyorum, işten yorulunca oturup örgümü beş on sıra örüyorum, sonra kalkıp bir yerleri daha düzenleyip yine kitap okuyorum. Genelde bu ya okurken kanepede sızıp zar zor yatağa gitmekle ya da artık hiçbir şey yapamayacak kadar yorulup kendimi yatağa zor atmamla bitiyor. Hangisini yaparsam diğerinde aklım kalıyor. Bugün kendimi kitap okurken aynı zamanda örgü örebilir miyim acaba diye düşünürken yakaladım:). Deneyecektim ama büyük ihtimalle kitaba yoğunlaşıp ilmek kaçıracağımı düşününce vazgeçtim. 

 Yine görüşmek üzere…

5 Eylül 2021

EYLÜLÜN BEŞİ, 2021


       Eylül serinliği ile geldi. Kış boyunca koltukların üzerinden hiç kaldırmadığım ve her akşam mutlaka üzerimize aldığımız örme battaniyelerimi çıkardım. Şimdilik sadece bazen sabah serininde ya da gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk olduğunda kullanıyoruz ama yine de bir kenarda durmaları iyi oluyor.

   Eylül benim sevdiğim aylardan biridir. Eylülde her sene evlilik yıl dönümümüzü ve hemen ertesi gün de babamın doğum gününü kutlardık. Son üç senedir doğum günü kutlamamız olmasa da yıl dönümlerimizde sembolik bir şeyler yapıyoruz. Bu sene 21. yılımız bitiyor. Zaman çabuk geçiyor. 

  İki gün önce sevdiğimiz bir arkadaşımızı, genç yaşında kaybettik. Beyin kanseri tedavisi görüyordu son iki senedir ama maalesef kurtaramadık. İçimiz buruk. Her kayıp üzüyor beni, hele arkadaşımız olunca daha da kötü ama bir de sebep kanser olduğunda kendimi inandırdığım "her şey güzel olacak" cümlesini normalde olduğu kadar rahat kuramıyorum. Çalışıyorum, evi topluyorum, arkadaşlarımla görüşüp konuşuyorum ama geri planda kaybettiklerimin hüznü oluyor hep. Bazen bir kelime, bir fotoğraf yetiyor o görünürdeki neşeyi alıp götürmeye. Neyse, herkesin sağ salim sonlandırdığı her bir gün bize armağan olsun, her bir anımızın ve günümüzün tadını çıkaralım. Mottomuz uzun zamandır bu: "Bugün de ölmedik (ve kimse ölmedi), yaşıyoruz :O).


      Zaman Çarkı serisini Eylül 2017'de okumaya başlamışım. Ocak 2018'de de bitirmişim yaklaşık dört sene önce. Uzun zamandır tekrar okumak istiyor ama uzun soluklu bir seri olduğundan direkt başlamaya cesaret edemiyordum. İşe başladığım gün seriye de tekrar başladım. Dört sene öncesinde olduğu gibi bütün gün yanımda gezdirip servisi beklerken, öğle yemeğini yerken ya da bulduğum müsait beş dakikalık zaman diliminde bile olsa okuyorum. Okuyamadığım zaman özlüyorum. Örgümü bir kenara bıraktım ve evdeki daha başka bir sürü işimi, deli gibi kitap okuyorum. Heyecanlı bir seri. Sonunu bilsem de o sonuca ulaşan ayrıntıları unutmuşum. O yüzden yine keyifle okuyabiliyorum. Şu sıralar dizisi de çekiliyormuş ama bire bir kitap baz alınmayacakmış. O yüzden diziyi izlemeyeceğim. Fragmanına baktım ve onu bile sevmedim zaten. Kitaptaki karakterlerle alakası yok. 

   Sonra yine görüşmek üzere...

27 Ağustos 2021

AĞUSTOSUN YİRMİ YEDİSİ, 2021

    Yıllık iznim resmi olarak bugün bitti. Şu sıralar hafta sonu çalışmadığımız için bu cumartesi - pazar da evdeyim. Pazartesi de 30 Ağustos sebebiyle bir etkinliğimiz olursa ona katılırım ama ofis kapalı. Salı günü bir aylık tatilden sonra iş başı yapacağım. Bütün iznimi topluca almıştım. 2022'ye kadar başka iznim yok. İyi ki öyle yapmışım çünkü dinlenmek iyi geldi açıkçası :O). Evde oturmak da hoşuma gitti, pek sıkılmadım. Bir yandan da son günlerde işimi ve çalışmayı özlemeye başladım.  Toplamda 6 + 2 günlük ailelerimizi, memleketimizi ve dostlarımızı ziyaret ettiğimiz bir tatilimiz oldu. O da kararındaydı. Çok uzadığında tatilden sıkılmaya başlıyorum. Tatil dinlendirmek yerine beni yormaya başlıyor. Eziyet oluyor bir süre sonra. Evini ve evde oturmayı seven bir insanım :O). 

    Bu yıl ilk defa akıllıca bir karar alarak, evimi ben temizleyeceğim, moduna girmedim ve iznimin daha başındayken annemin yardımcısını çağırdım. Böylece cam silme - dip köşe ev temizleme yorgunluğunu yaşamadan keyifle yapabileceğim dolap düzenleme, köşe bucaktaki eşyaları gün ışığına çıkarma, ayıklama, yeni bir şeyler alma, eksikleri tespit etme, nereye ne yaptıracağına - alacağına - neyin neyle gideceğine dair hayaller kurma gibi işlere rahatlıkla zaman ayırabildim :O). Normalde, yıllardır tanıyor bile olsam, evimin içinde dışarıdan birinin temizlik yapıyor olması fikri beni geriyor. Özel hayatıma müdahale ediliyormuş gibi hissediyorum. Temizliğimi yapabildiğim kadar kendim yapmaya çalışıyorum. Desteği de en son noktada kabul ediyorum. 

   Evde olduğum şu günlerde yaklaşık bir senedir düzenini bir türlü oturtamadığım dosya dolabımı tam anlamıyla derledim topladım. Şu an her bir kağıt parçasının nerede olduğunu, hangi rafta hangi dosyaların - defterlerin durduğunu, bir şey arayacağım zaman nereye bakmam gerektiğini biliyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Bir iki şıklaştırma - göze hoş görünme eksiğim var dolabımda ama onların acelesi yok. Bunlar için ne yapacağımı biliyorum, eksikleri de zaman içinde tamamlarım. 

    Ara ara bahsediyorumdur ama dosya dolabımı anmışken bir kez daha zevkle anlatabilirim, ciddi bir defter ve kağıt takıntım var. Kaç tane defterim olduğunu bilmiyorum. Defter sevgimi bilen arkadaşlarımdan gelen hediyeler, benim satın aldıklarım, okul - iş yeri vb. yerlerden promosyon ajandalar, not defterleri, gördüğüm yerlerde bazen, kullanmıyorsan benim olsun mu, diyerek görüp aldıklarım, çeşit çeşit, her boyda bir sürü defterim var. Çok da kullanıyorum aslında. Elimin altında her zaman bir defter bulunur. Özellikle işte sürekli defterime not alırım. Mesela üç farklı amaç için kullandığım üç not defterimi çantamda sürekli taşırım. Bitirdiğim, son sayfasına kadar kullandığım defterim de çok. Kullanmadıklarım da. Arada onları çıkarırım. Hepsini dizerim. Tek tek incelerim. Kafamda şunu şuna kullanayım diye plan yaparım. İçlerinde favorilerim vardır ve tabi ki pek sevmediklerim de. Defterlerimden vazgeçtiğim de pek görülmemiştir. Sevmesem de, istemesem de vermeye kıyamam. Benim gibi defter seven bir arkadaşıma hediye defter alacaksam dayanamam bazen aynısından kendime de alırım :O). Kendimi böyle kabul ettim artık. Direkt onlara yer ayırdım dolabımda. Defterlerimle mutluyum :O). 

  Kağıt takıntım ise boş olan hiçbir kağıt parçasını tamamen doldurmadan atamama şeklinde. Önü - arkası, boş kenarı, köşesi - her santimetre karesine kadar mutlaka kullanılmalı. Tamamen dolduğunda da kesinlikle geri dönüşüme atılmalı. Normal çöpe değil.  Çevremizi korumak açısından bu benim için çok önemli, ağaç katliamlarını azaltmak açısından. Boşa kağıt harcanmaması ve kullanılan kağıdın geri dönüşmesinin sağlanması açısından.  A 4 boyutundaki kağıtların tek yüzü doluysa diğer yüzünü müsvedde olarak kullanıyoruz. Mümkünse çektiğimiz fotokopilerde öncelikle onları değerlendiriyoruz.. Fotokopide kullanmak mümkün değilse uygun boyutta kesip not kağıdı olarak kullanıyoruz. Bunun takibini düzenli şekilde yapıyorum. İş arkadaşlarım kullandığımı bildikleri için biriktirdikleri kağıtları bana gönderiyorlar. Ofisteki arkadaşlar da aynı özeni gösteriyorlar. O yönden içim rahat. Elimizden geleni yapıyoruz en azından. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

24 Ağustos 2021

AĞUSTOSUN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

   Her kadının (ya da erkeğin de olabilir) takıntılı olduğu bir eşya vardır. Gittiği her mağazada, evde, mekanda gözü ona takılır. Aldıkça alası gelir. Boy boy, çeşit çeşit mevcuttur ama yeni bir taneye de asla hayır demez. Sizin için bu nedir bilmiyorum ama benim takıntım hasır sepetler. Evde az biraz vardı. Son aylarda bir kaç tane daha aldım. Hasır sepet limitimi çoktan doldurdum ama yine de her gördüğümde bir incelemeden geçemiyorum. Yine de artık kendimi durdurup almamayı başarabiliyorum en azından :O). 


    Yukarıda yer alan fotoğraflarda gördüğünüz sepetler evdeki mevcudun çok küçük bir kısmı. Soldakini bu sene annemle ablam doğum günü hediyesi olarak almışlardı. Bende o tarz hiç yoktu. O yüzden ayrı bir sevdim, dolapta yer kaplayan ve her kapağı açtığımda dışarı fırlayan yünlerimi koydum içine. Sağdakini yirmi sene evvel, daha yeni evlendiğimizde kayınvalidemde görmüş, çok beğenince benim olmasını istemiştim, kayınvalidem de beni üzmeyip sepetini bana hediye etmişti. Son yirmi senesini ilk başta Atahan'ın oyuncak sepeti olarak, bir ara boş kalarak geçirdi, son zamanlarda da yün sepetim oldu. Kayınvalideme ne zaman gelmişti, biri mi hediye etmişti, o mu almıştı, o kısmını zamanında anlattıysa da unutmuşum. Görüştüğümüzde tekrar sorayım :O). Alttaki yuvarlak sepet ise İkea'dan annemin hediyesi. Aslında bunlara hediye derken bazen biraz metazori yaptığımı da itiraf etmem gerek. Çoğu zaman ben hiç bir şey istemem desem de beğeneceğimi bildikleri bir şeyleri gördüklerinde alıyorlar. Bazen de ben daha onlar niyetlenmeden, bir şey beğenmeye bile fırsat bulamadan bana şunu alın, bunu alın diye ön siparişi veriyorum. Sonra da onların adına da "hediye" diyorum :O).

  Kimi zaman blog ayarlarına bakıyorum. Sağını solunu kurcalıyorum. Kimler dünyanın neresinden beni okuyor diye inceliyorum. Değişik ülkelerden girenleri gördüğümde mutlu oluyorum. Dünyanın her yerinden okuyucum olabiliyor. Böyle girip girip bakarken sanki onlar Türk değil de yabancı gibi düşündüğümü fark ettim. Halbuki ben Türkçe yazıyorum. Dünyanın neresinden girerlerse girsinler yazdıklarımı anlayabilmeleri için çok büyük bir kısmının Türk olması gerekiyor. Yabancı olup da Türkçe bileni bir iki kişidir olsa olsa. Bunu idrak edene kadar, sanki mesela Meksika'dan bir Meksikalı, Japonya'dan bir Japon okuyormuş gibi düşünüyordum hep nedense :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...

23 Ağustos 2021

Ağustosun Yirmi Üçü, 2021


     Hafta sonu, annem, ablam ve ben küçük bir kaçamak yaptık. Üçümüz beraber memleketimize, Demirköy, İğneada ve Kırklareli'ye gittik. Bu sayede yıllık iznimin son haftasına güzel bir şekilde başladım. Gezerek, dinlenerek yolculuk yaptık. Durmak istediğimiz yerde durduk, kalmak istediğimiz yerde kaldık, uğramak istediğimiz yere uğradık. Çok keyifli ve güzeldi. Hepimize iyi geldi. Yol boyunca bol bol konuştuk, akrabalarımızla buluştuk. Geleceğe dair planlar yaptık. 






   Fotoğrafların üçü de İğneada'dan. İlk fotoğraf denizin gölle buluştuğu noktadan. Küçük bir tur attık adada. Ağaçlar o kadar güzeldi ki, arabadan inip bol bol oksijen aldık, fotoğraf çektik, en az yarım saat oyalandık. Bizden başka kimse yoktu. Ağaçların rüzgarda sallandıkça çıkardığı ses dışında hiç bir ses duyulmuyordu. O yarım saatlik mola, ömrümüze ömür kattı.

   İkinci fotoğraf akşam üzeri kuzenimiz ve ailesiyle oturduğumuz kafedeki manzaramız. Ayın doğuşunu izledik. Kuzenler düğüne gidecekti, biz, o gece yatacağımız akrabamıza gidecektik ama sohbet çok tatlı gelince uzun uzun konuştuk ve geç sayılabilecek bir saatte kalktık. Kuzenler de neredeyse düğünün sonuna yetişebildiler ancak :O).

   Üçüncü fotoğraf da yoldan geldiğimizde oturup yemek yediğimiz restoran. Deniz kenarında. Balık güzeldi. Ablam köfte yedi ama pek beğenmedi. Salata ve kalamar iyiydi. Kabinler ve kumsalda şezlonglar da mevcuttu. Yemek yiyip denize girmek ya da deniz arası mola vermek için gayet uygundu. 

    Peynirimizi aldık, Dokuzhöyük köy kooperatifinin yaptığı peynirden alıyoruz sürekli. hem köylümüze destek olmak için hem de çok güzel olduğu için :O). Yenice'den sucuğumuzu aldık. O köyün eti ve et ürünleri meşhurdur, güzeldir de. Ben ayrıca çok sevdiğim için ev yapımı böğürtlen reçeli de aldım, o da güzel çıktı. Tekrar gidersek yine aynısından alacağım. Demirköy'de yol kenarındaki tezgahtan taze toplanmış karamuk aldık yedik. Gurme gezisi gibi oldu bir anlamda da bu gezi. İki gün boyunca yedik, içtik, gezdik, gördük, geldik.

  Yine görüşmek üzere...

18 Ağustos 2021

Ağustosun On Sekizi, 2021

      Yıllık iznimi yarıladım. Topluca ve hepsini birden aldığımdan neredeyse bir ayı buldu izin sürem. Böyle olduğunda süper oluyor:O). Arada yine işten bir şeyler için arıyorlar sinir oluyorum ama olsun. Siz aramayın çalışanlarınızı izne çıktıklarında (kamu spotu). Bırakın kafalarını dinlesinler :O).

   İzindeyken iki günlüğüne Edirne'ye ve dört günlüğüne Çanakkale'ye gittik. Edirne'de 15 yıllık arkadaşlarımız var. Yoğun iş tempolarımızdan ötürü senede bir iki defa görüşebiliyoruz ama her seferinde dün ayrılmışçasına kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Bu tarz arkadaşlıklar altın gibi kıymetli bence ve değeri bilinmeli. Ufak tefek şeyler yüzünden araya soğukluk girmesine izin verilmemeli. Çanakkale'de de kocamın ailesiyle birlikteydik. Harala gürele ve bol gülmeli - kızmalı - takılmalı geçti dört günümüz. Üç kardeş - çocuklar- gelinler - damatlar derken bir araya geldiğimizde en az on kişi olduğumuzdan daha azını beklemiyordum zaten :O).

  Bir ara iznim bitmeden de memlekete, Demirköy'e gitmek istiyorum. Günü birlik ya da en fazla bir gece kalmalı. Hem babam - dayım - anneannem - dedem gibi büyüklerimizi yerlerinde ziyaret etmeye hem de memleket havası almak için.

   Kitap okuma hızım düştü. Doğru kitabı bulamıyor muyum acaba diye düşünüyorum bazen. Son zamanlarda çok fazla yeni kitap almadım. Kendimi hep evdeki okumadığım kitapları okumaya zorluyorum. Belki bunun da etkisi vardır. 

    Yine görüşmek üzere...  

31 Temmuz 2021

Temmuzun Otuz Biri, 2021

      Uzun zamandır yazmadım - yazamadım ama en sevdiğim ay olan temmuzun da yazısız geçmesini istemedim. En yoğun günlerden birinde iki dakika fırsat bulmuşken biraz olsun bir şeyler yazmak istedim. 

   Temmuz en sevdiğim ay çünkü ben bu ayın yirmisinde doğmuşum:). Oğlum on temmuz doğumlu, abim de yirmi beş temmuz. Ayrıca annemlerin de evlilik yıl dönümü yirmi üçündeydi. Sonuçta bizim tek tek ya da bazen toplu kutlamalar yaptığımız bir ay oldu hep. 

   Her sene genelde değişik gruplarla en az 3 - 4 defa kutlamış oluyorum doğum günümü. Bu sene ofiste bir kutlama kesinlikle beklemiyordum çünkü 20 Temmuz tam kurban bayramının birinci gününe denk geliyordu, dokuz günlük bir tatilin de ortasındaydı. Yine de iş arkadaşlarım iki ayrı sürpriz kutlamayı bana hiç fark ettirmeden yapabildiler. Hele ilkinde kutlanmasını o kadar beklemiyordum ki, doğum günü şarkısı çalınıp “Burcu” dediklerinde önce etraftaki öteki “Burcu”yu arandım onu çağırıyorlardır diye:).

  Kayıplarla ve mutluluklarla da dolu bir yaşım daha geçti gitti. Dolu dolu 41 yaşındayım. Ben her yaşını ayrı seven ve her yaşından keyif alan biriyim. Doğum günlerimde mutlu oluyorum. Yine de şöyle bir gerçek var ki her sene fotoğraflara baktıkça aramızdan ayrılanların sayısı artmış oluyor. Bazen arşivi düzeltirken - fotoğrafları topluca yüklerken kayıplarımız art arda karşıma çıktığımda dayanamayıp yükleme işini yarım bırakıyorum.

 Yine görüşmek üzere…

30 Haziran 2021

Haziranın Otuzu, 2021

 Hayatta en çok ve sık sık aldığın karar nedir diye bir soru sorsalar bana,  daha çok yazmak, daha sık yazmak, her gün yazmak derim. Elime kalemi, önüme defteri / klavyeyi her aldığımda kendime söylediğim cümle bu: Daha çok yazmalıyım! Her gün yazmalıyım! 

  Her gün olmasa da sık sık yazıyorum da aslında ama geriye dönüp okuduğumda fark ediyorum ki yaşadığım günlerin / yılların yüzde birini kayıt altına almışım sadece. Ve yazdıklarımı okudukça görüyorum ki, çoğu şeye gereğinden fazla üzülmüşüm. Boş şeyleri dert etmişim. Streslerimin büyük kısmı stres yapmaya değmeyecek şeylermiş. 

  Kendimi tanımak, değerlendirmek yönünden büyük faydası oluyor bana. Bazen çok derinlere daldığımı fark ediyorum. Normalde insanlar sadece yaşıyor o günlerini. Kalkıp gündelik işlerini yapıp çalışıp akşam biraz televizyon izleyip yatıp uyuyorlar. Bu yetiyor onlara. Böyle geçmiş bir ömür de yetiyor. Benimse aklım hep yapamadıklarımda, okuyamadıklarımda, yapmak istediklerimde kalıyor. Sevdiklerimle daha fazla zaman geçirmek istiyorum, daha fazla okumak istiyorum, daha fazla araştırmak istiyorum, daha fazla el işi yapmak istiyorum. Hep “daha fazla, daha fazla”. 

 İş için hazırlanmam gerektiğinden daha fazla yazamıyorum:). Sonra yine görüşmek üzere…

4 Haziran 2021

Haziranın Dördü

     Son zamanlarda çok verimsiz geçirdim zamanımı. Yüklediğim bir çiftlik oyununa sardım. Gece gündüz onu oynadım. Yeni bir battaniyeye başladım. Yine parça parça örülüyor, yine haraşo ama düz örgü değil, motifli. Biraz ilerlediğinde buraya da koyarım fotoğrafını mutlaka. Bloguma yazmak istedim bazen ama sayfayı açmak ve yazmaya başlamak aşamasına gelemedim daha önce. Düşündüm bol bol. Okudum ara sıra. Kimi zaman her şeyi kafaya taktım, kimi zaman hiç bir şeyi umursamadım. Bu ısınma yazısı olarak bu kadarlık bir merhaba olsun şimdilik. Sonra yine görüşürüz.

7 Mayıs 2021

Mayısın Yedisi, 2021

   Ben oldum olası yazmayı sevmişimdir. Günlük yazıyorum, blog yazıyorum, beş - on dakika zamanım olduğumda bulduğum ilk kağıda - deftere kısacık da olsa yazıyorum. Yıllarca hep içimi dökme isteğinden olduğunu zannetmiştim ama içimi dökmenin dışında anı biriktirmeyi sevdiğimden yazdığımı fark ettim.  Fotoğraf çekmeyi de bu yüzden seviyorum. Anı olarak kalsın diye.. 

    Bu kış boyunca pandemi sebebiyle daha ağır bir tempoda çalıştık. Ofis daha sakindi. Normalde işleri bitirecek zaman bulamazken ilk defa biraz da keyfimce doldurabileceğim dakikalarım oldu. Ben de bu zamanları sağda solda not aldığım kağıtları, az az doldurduğum defterleri bir araya getirip tek bir yerde toplamaya ayırdım. Okudukça gördüm ki, en çok beni üzen veya sinirlendiren şeyleri yazmışım. Kimi zaman kime ya da neye kızdıysam sayfalarca saydırmışım. Mutluluklarımı yazma ihtiyacı pek duymamışım. Babamın hastalığı döneminde de gelişmelerden ve endişelerimden kısa kısa bahsetmişim. Oysa uzun uzun duygularımı, düşüncelerimi yazmış olmayı isterdim çünkü o dönemde babamla ilgili yazmış olduğum her bir şey karşıma çıktığında hem onu anacak yeni bir anım olduğu için mutlu oluyorum hem de yüreğim burkuluveriyor. İki sene oldu onu kaybedeli, normalde derinlere itiyorum özlemimi ama bazen yüzeye çıkıveriyor. Onun kaybı kapanmayacak bir yara. Harlanacak ya da bazen küllenecek ama hep var olacak. 

      Yaklaşık üç yaz önce, ablamın hastalığını ilk öğrendiğimiz dönemde uluslararası bir organizasyonda görevliydim. En yoğun çalıştığımız dönemlerden biriydi ve izin almam, yerimi başkasına bırakmam mümkün değildi. Organizasyon alanında herkesin yoluna ters, kuytu bir köşe bulmuştum ben. Her fırsat bulduğumda köşeme gidiyor ağlayıp ağlayıp işe geri dönüyordum. Sonra iş yerimde arka bahçede öyle bir alan keşfettim. O zaman babamın hastalığının teşhisi konulmuştu, ablamın tedavisi devam ediyordu. Gidip orada ağlıyor, dönüp masanın başına oturup çalışmaya devam ediyordum. Masa başında ağladığım tek sefer ablamın ikinci nüksünden sonra devam eden tedavisinde, kontrol dönemine gireceği - artık kemoterapi almayacağını öğrendiğim., bir anlamda kanseri ikinciye atlattığı gündü. O günkü göz yaşlarım da mutluluktandı zaten :O).

    En son buraya yazdığım gün olan mayısın dördünde, öğleden sonra, dayımı kaybettiğimizi öğrendim. Pek bir severdim. Ani bir ölüm oldu. Genç sayılacak bir yaştaydı. Yazayım, anlatayım, içimi dökeyim diyorum ama galiba büyük acılarımı - üzüntülerimi ancak uzun bir süre sonra yazıya dökebiliyorum. Onunla, ölümüyle, duygularımla ilgili sayfalarca yazabilecekmişim gibi gelse de kurabildiğim ancak üç dört cümle. 

     Belki bir süre sesim çıkmaz, içimden pek bir şey yapmak gelmiyor gibi, belki tam aksine her gün gelip alakasız şeyler yazarım. Bilmiyorum. Daha mutlu günlerde görüşmek dileğiyle. 

4 Mayıs 2021

Mayısın Dördü, 2021

   

 Şu tam kapanma günlerinde nöbetleşe çalıştığımız için genelde evdeyim. Sadece iki gün çalışacağım. Ben de evde olduğum günleri battaniyemi bitirerek değerlendirdim. Parça parça örüp bir kenara koymuştum kış boyunca. Karışık renklerde ördüm. Bitirmek için acele de etmedim. Kimi zaman günlerce elime almadım / alamadım, kimi zaman bir günde bir parça bitirdim derken keyifli oldu örmesi. 









Bunun dışında da okuyorum bol bol. Geçen gün kitaplığın tozunu alırken "okuyacağım kitaplar" raflarımın çok dolduğunu görünce yeni almak ya da önceden okuduklarımı bir daha okumak yerine hiç okumadıklarıma el atmaya karar verdim. Biraz sayılarını azaltana kadar böyle devam edeceğim. 




     Bir de hazır evdeyken kışlıkları kaldırayım yazlıkları çıkarayım diyorum yavaştan ama açıkçası o iş çok gözümde büyüyor. O yüzden bir türlü el atamıyorum. Başlasam devamı gelecek eminim ama dur bakalım belki bugün biraz niyetlenirim.

      Aklımda olan ve bir türlü yapamadığım bir diğer şey de buzdolabına verimli bir kullanım düzeni bulmak ve özellikle hızlı tüketilmesi gerekenlerin gözden kaçarak bozulmasını engellemek. Yemek yapacağım zaman da "hmm şu varmış bugün onunla bu yemeği yapayım" diyebilmek istiyorum. Acaba şundan var mı, bu kalmış mı diyerek dolabın içinde eşelenmek istemiyorum. 

    Son yazımda artık başlık olarak numaralandırma sistemi kullanmayacağımı söylemiştim. Direkt tarihle başlığı oluşturmayı denemeye karar verdim. Bu hoşuma giderse bir beş - on sene de bunu kullanırım büyük ihtimalle. 

   Yine görüşmek üzere...

22 Nisan 2021

1155

     Galiba son zamanlarda arayı açmışım ve pek yazmamışım. Kitap okudum genelde. Orhan Pamuk'un son kitabı Veba Geceleri'ni bitirdim ve beğenmedim. Okumasam da olurmuş diye düşündüm. Sıkı bir Pamuk hayranı değilseniz siz de okumayın. Büyük ihtimalle pek tat alamayacaksınız. Kitapta en çok zorlandığım konu ise fareler oldu. Biraz tiksindiğim bir hayvan ve normalde adına bile tahammülüm yok. Konu veba olunca kaçınılmaz olarak kitapta bolca adları geçti. Bir daha o kitabı okuyacağımı sanmıyorum :O).

    Bunun dışında bu hafta biz yine dönüşümlü çalışmaya başladık. Bir hafta iki gün, bir hafta üç gün işe gidiyorum ve benim olmadığım günler iş yerinde başka bir arkadaş bulunuyor. Vaka sayıları bu kadar artmışken bu kararın alınmasına çok sevindim. Tedirgindim sürekli. Markete bile pek gitmiyorum artık. Genelde eve sipariş veriyorum. Cuma iş çıkışı giriyorum eve, bir daha işe hangi gün gideceksem ancak o sabah çıkıyorum. Apartmanımızda pozitif bir komşumuz vardı geçen hafta, yakın akrabalarımdan üç kişi pozitif, iş yerinde sürekli pozitif olan arkadaşların haberlerini alıyoruz. Salgın başladığından beri hep dikkat ediyorum, iş için gitmek zorunda olduğum yerler dışında hiç bir yere gitmiyorum. Maskeyi evden çıkmadan takıyorum ama bir tek benim dikkat etmemle olmuyor ki. Sonuçta çalışıyoruz, servise biniyoruz, gün içinde iş yerine gelen giden oluyor derken her günümüz ayrı bir riskti. Şimdi en azından riskli günlerimiz azaldı, evde kalabiliyoruz.

    Bir seneden fazladır cam damacana kullanıyoruz. Plastiğe göre daha sağlıklı olduğu için tercih etmiştik. Geçen hafta sonu ben o cam damacanayı kırdım :O). Hol ve yatak odası hem dökülen 15 litre suyla yıkandı hem de her taraf cam kırığı oldu. Halılar ıslandı. Su ısmarlamıştık, çocuk getirdi, içeride kapının yanında duruyordu damacana. Ben de döndüm o an ve damacanaya çarptım. Tamamen yere devrilmedi. Açılı düşünce duvara ağzı çarptı ve paramparça oldu. Tam suyun ücretini ödeyecekken kırınca sucu çocuk kapıda kaldı. İlk şok geçene kadar ben onun kapıda olduğunu da unuttum. Benim çocuk çıktı geldi odasından, kocam kalktı geldi oturma odasından derken Paris de etrafta dolanıp duruyordu. Bu arada her taraf su içinde yürüdükçe halıdan şılap şılap ses çıkıyor. "Şimdi ne yapacağız?" dedi kocam. "Yeni bir damacana alacağız." dedim :O). Sucu çocuk yeni damacanayı getirdi, kırığın da büyük parçalarını çöpe atmak üzere aldı sağ olsun. Oturma odasının kapı pervazı suyu tuttu, holden başka yer ıslanmadı diye sevinirken yeni damacananın depozito parasını almak için  yatak odasına girmem gerekti. Kapıyı açtığım anda holden akan bütün suyun yatak odasına gittiğini, girişten yatağın altına yol yaptığını gördüm. Sonra kocam oğluma kızdı , suyu taşımayı annene neden bırakıyorsun, sen almıyorsun diye. Oğlum bana kızdı beni neden çağırmıyorsun diye. Ben kocama kızdım o anın etkisiyle, şimdi neden kızdığımı bile hatırlamıyorum :O). Oğlumun eline, suyu çeksin diye viledayı verdim. Kocama sen git otur her taraf cam kırığı hiç dolaşma dedim. Ben halıları kaldırmaya, camları toplamaya başladım. Biz bunları yaparken Paris'i de odaya kapatmıştık oradan en acıklı sesiyle ve en yüksek tonlamayla beni çıkarın diye miyavlıyordu. Çılgın ve ıslak bir gündü. 

   Yazılarımın başlıklarını sayıyla atıyorum ya, ben buna ilk 2015'te başlamışım. Sıkıldım artık sıra numarasına göre gitmekten. Başka bir sistem bulup kullanacağım bir sonraki yazımda. Bin yüz elli beş son numaram olsun.

    Yine görüşmek üzere...

12 Nisan 2021

1154 - KALBİMİN KANIYLA YAZDIM KISIM BİR VE İKİ



Son kitabın birinci kısmını okuyup bitirdiğimde buraya yazmak üzere gönderiyi hazırlamışım ama her ne olduysa yarım kalmış ve ancak ikinci kitabı da bitirip onu eklemek üzere girdiğimde görebildim yarım kaldığını.
Üç aylık maraton bitti:). Seriyi bitirdim. Bitirdiğim için rahatladım ama biraz da özleyecek gibiyim karakterleri. Her seri sonunda bir boşluk duygusu yaşamak kaçınılmaz oluyor ve bir süre sonra da aynı kitapları tekrar okumak istemeye başlıyorum. Bazen kendimi tutuyorum biraz daha zaman geçsin diye bazen hiç beklenmedik bir anda yeni bir kitabı çıkıyor yeniden okumak için bahanem oluyor.  
Yer yer elimde sürünse de kitaplar, genel olarak okunası bir seri, tavsiye ederim. Okusam mı diyorsanız, okuyun derim ;).


 

8 Nisan 2021

1153 - GEÇMİŞİN YANKISI KISIM İKİ


     Yedinci kitabın ikinci kısmını salı günü bitirmiştim aslında ama buraya ancak yazabildim. Sona yaklaştıkça bir an önce bitirme isteğim çoğaldığından daha çok okumaya başladım. Nitekim şu an son kitabın birinci kısmının yarısındayım. Yedinci kitabın ikinci kısmı başlarda yavaş gitti. Konu çok sarmamıştı ama ortalarından itibaren heyecan artınca hızlandım. Seri sonrası okumak üzere iki yeni kitap sipariş ettim. Onlar gelene kadar son kitabın her iki kısmını da bitirmek istiyorum. 

   Görüşmek üzere....

1152


 Yine güzel ve yağmurlu bir günde salyangozlar yuvalarından çıkmışken ben de minik bir tanesini yakalayabildim:0).

5 Nisan 2021

1151

 Güzel ve yağmurlu bir İstanbul sabahından günaydın:). Evet biliyorum nisanın başı ve artık baharın geldiğini görmek istiyorsunuz ama yağmur da beni mutlu ediyor. Güneşli günleri seviyorum ve mutlu oluyorum ama hava bahar ılıklığından yaz sıcaklığına geçtiği zaman benim enerjim düşüyor. Rehavet hakim oluyor daha çok, halbuki serin havalar her zaman harekete geçme isteği veriyor. O yüzden bence mükemmel bir yağmurlu pazartesi sabahı yaşıyoruz. Sevgiler...

1 Nisan 2021

1150

     Gözleri bozuk olanlar maske ile gözlüğün ne kadar kötü bir kombinasyon olduğunu çok iyi biliyordur. Bozuk olmayanlar için yazmak gerekirse şöyle açıklayabilirim, gözlüğü takınca buğu sebebiyle göremiyorsun, çıkarınca da gözlerin bozuk olduğu için göremiyorsun. Her ikisi de ayrı bir eziyet oluyor. Sabah özellikle işe giderken bu derdi yaşıyorum. Bakkala - markete gittiğimde ne aldığımı göremiyorum. Gözlüğü çıkarsam koyacak yer bulamıyorum. Cebime koysam çiziliyor, elimde tutsam olmuyor. Çıkarmayıp iyice burnumun ucuna doğru indiriyorum bazen, bu sefer de kafamı komik bir açıda tutmam gerekiyor. Geçen gün sokak köpeklerini beslerken sapından üst cebime takmıştım ve düşmüş. Ben de o anın keyfiyle fark etmemişim. Normalde sabah kalktığım andan gece uyuyana kadar hep taktığımdan alışık da değilim cebimde, elimde, çantamda olmasına. Beş dakika sonra bir acayiplik var gibi geldi bana. Elimle gözümü yokladım gözlük yok. Cebime baktım cebimde yok. Köpekleri beslediğim alanda, düştüğü yerde duruyordu ama köpeklerin patilerinden biraz çizilmiş. Bulduğuma mı sevineyim, çizildiğine mi üzüleyim bilemedim. Neredeyse inatla artık cam çiziklerinden etrafı göremeyecek hale gelene kadar kullandığım eski gözlüğümden bir şekilde vazgeçip yenisini yaptıralı beş ay anca olmuş, gözüm gibi (:O))  bakıyorum normalde gözlüğüme ama sakınılan göze de çöp batıyor işte. 

   Neyse, en sonunda geçen gün canıma tak etti. "Yok mudur bunun bir çaresi?" diye düşündüm. İnternette biraz araştırma yaptım. Varmış çeşitli solüsyonlar. Gözlüğe tatbik ediyorsun ve buğu yapmıyor. Kullanan - bilen varsa yazsın lütfen. En azından işe yaramayan bir şeyi almamış olurum. Bu arada gözlük camlarım buğu önleyici türden. Oluşan buğu normalde 4- 5 saniyede kendi kendine siliniyor ama maske takınca nefes sürekli cama vurduğundan o buğu silinmeden yenisi oluşmuş oluyor. O buğu önleyicilere güvenemediğimden, yine internette okuduğum başka bir taktiği denedim. Her sabah evden çıkmadan sıvı sabunla gözlük camlarımı yıkıyorum. Yüzde yüz olmasa da yüzde doksan beş oranında işe yarıyor. Aynı sorunu yaşayanlara tavsiyemdir :O).

    Not: Numaram çok yüksek değil ama astigmatım olduğumdan takmadığımda özellikle küçük puntolu sayıları ve harfleri okurken zorlanıyorum. Miyop da olduğumdan biraz uzağımdaki yüzleri seçemiyorum, insanları tanıyamıyorum. Sürekli flu bir dünyada yaşamış oluyorum. Titreşiyor çoğu şey. Bu yüzden gözlük pratikte hayatımı kolaylaştırıyor, rahat okuyabilmemi sağlıyor:O). 

29 Mart 2021

1149 - GEÇMİŞİN YANKISI 1.KISIM


     Dün gece bitirdim. Hatta uykum kaçtığından -yattığım halde uyuyamayıp kalkınca -yazacaktım ama yazma enerjimin olmadığını fark ettim. 
    Kitabı okurken şunu düşündüm ki ben daha çok Jamie ve Claire okumak istiyorum. Brianna ve Roger da olabilir ama yan karakterlerden çoğunun yan karakter olarak kalması yetiyor bana. Serinin bu bölümünde öne çıkan William çok ilgimi çekmedi. Bu kitapta biraz da Amerikan Bağımsızlık Mücadelesi ile ilgili tarihi olaylar ve kişiler var. Bana çok uzak bir konu olduğundan kitap zor ilerledi. Hatta okurken keşke Türkiye ya da Türk tarihi içinde zamanda yolculuk yapan karakterin baş kahraman olduğu bir kitap olsa ve ben de onu okusam diye düşündüm. Olayları, yerleri, kişileri bildiğimden büyük ihtimalle çok daha fazla keyif alırdım. Yabancı serisini okuyan yabancılar benim hayal ettiğim keyfi yaşıyorlardır. Bu arada böyle bir kitap varsa da ben görmedim, duymadım. Bilgisi olan varsa yazabilirse çok sevinirim. 
     Bunun dışında ileride bir daha bu seriyi okursam 18. yüzyıl İskoç ve Amerikan tarihi ile ilgili ön okumalar yapacağım :O). Okurken eş zamanlı internetten de araştırabilirim. Hatta son iki kitaba başlamadan da bunu yapabilirim ama nedense ben araştırma işini ileriki yıllara atmayı tercih ettim. Seride sona yaklaşıyorum diye olabilir. Bir an önce bitirmek istiyorum artık. 
    Bu kitabı bir haftada okumuşum. 655 sayfa. Biraz ite kaka okudum bazı bölümlerini. İkinci kısımla beraber üç kitabım kaldığını düşünürsek her kitap için en az bir hafta en fazla on gün verirsek üç hafta ya da bir ay içinde seriyi bitirmiş olurum gibi görünüyor :O). 
Yine görüşmek üzere...

27 Mart 2021

1148

      Hasır sepet sevdiğimi ve bir çamaşır sepetimi Paris'in yatağı yaptığımı söylemiştim daha önce. İri çıkmış bu fotoğrafta yazacaktım ama yazarken düşündüm de, fotoğraf sebebiyle öyle görünmemiş zaten iri bir kedi :O). 




        Ne zaman masanın başına geçsem mutlaka o da gelip yayılıyor ve genelde bana alan bırakmıyor. Kuyruğunu çekiyorum defterimin üzerinden, patisini alıyorum bilgisayarda rastgele bastığı tuşlardan, bana lazım olan bir dosyanın komple üzerine yatmış oluyor derken ters bakışları eşliğinde kıyıda bir köşede, mümkün olduğu kadar az yer kullanarak masayı ona bırakıyorum :O).

   Uyku düzenim saçma sapan bir hal aldığından bu sabah dörtte uyandım. Normalde de altı civarı uyanıyorum ama dört benim için bile çok erken. Gece de dokuzda uykum geliyor. Bu sefer erken yatıyorum, uykumu almış olduğumdan ertesi sabah yine dörtte beşte kalkıyorum ve bu döngüyü kırmak çok zor oluyor. 

   Yine görüşmek üzere...

22 Mart 2021

1147 - KAR VE KÜL 2. KISIM


      Sebatla okumaya devam ediyorum Yabancı serisini. Altıncı kitabın ikinci kısmını da bitirdim dün ve yedinci kitabın birinci kısmına başladım. 640 sayfaymış ve yaklaşık bir haftada okumuşum.  İşe de götürüyorum kitabımı son zamanlarda. Çok okumaya fırsatım olmasa da bazen öğle yemeğinde, yemeğimi yerken bazen bulduğum beş dakikalık aralarda bir kaç sayfa da olsa okuyorum. Böyle uzun soluklu serileri okurken hep bunu bitireyim şu kitabı okuyacağım, buna başlayacağım diye hevesleniyorum ama bitirdiğimde de nedense başlayacak kitap bulamıyorum.

   Bu arada bir önceki yazımda İnstagram'da birçok kitap hesabının biraz boş içerik olduğundan bahsetmiştim. Kahve fotoğrafı, alıntılanmış cümleler, kitap arkası yazısı ve aslında belki de kitabı bile okumadan hazırlanmış gönderiler. Neyse, benim de iki senedir hiç kimsenin bilmediği, sadece kendime okuduğum kitapları hatırlatmış olayım diye açtığım bir İnstagram hesabım var: Kitaplı Sipahi (kitaplisipahi). Onu sizlerle paylaşmaya karar verdim. İsterseniz bir göz atarsınız. Süslü püslü bir şey beklemeyin. Bulduğum ilk zemin üzerinde çektiğim bir kitap fotoğrafı ve altına yazılmış uzun, kısa ya da sadece okudum bitti tarzında yorumlar.

    Yine görüşmek üzere...

17 Mart 2021

1146



           "İnsanların veremediği huzuru veren kitaplar var."

         İnstagramda, kitaplarla ilgili hesapları gezerken bu konuda yazabilmek için kupada kahveli ve üst üste dizilmiş kitaplı fotoğrafların şart olduğunu gördüm. Türk kahvesi pek revaçta değil, çaya da çok rastlamıyorum, ağzına kadar dolu, değişik değişik kupalarda içilen kahveler olması gerekiyor mutlaka. Benim koyduğum fotoğrafta kahve değil, sıcak çikolata var. Bu da kabul edilir mi "kitap gönderisi" kurallarına göre, bilmiyorum. "Ağzına kadar kahve dolu kupa" konseptini yapmam zordu çünkü evdeyken ben granül kahvemi kupayla falan değil çay bardağıyla içiyorum. Boyut olarak onlar iyi geliyor bana. Aslında cam bardak değil porselen seviyorum. İstediğim küçük boylardan bulduğumda da mutlaka alıyorum ama en çok onları kullandığım için çok çabuk da kırıyorum sonra yine çay bardağına kalıyorum :O). 

       Bir de "kitap gönderisi" kurallarına göre yazınıza mutlaka ama mutlaka felsefi bir cümle, bir alıntı ile başlamalısınız. Mesela başlangıç olarak "Ben şu kitabı okudum, beğendim - beğenmedim" diyemezsiniz. Hayata dair özlü bir söz söylemiş bir yazarın cümlesi olmazsa o gönderi kabul edilmiyor. Sonrasında kitaptan bir alıntı, internetten alınmış bir özet, arka kapak yazısı ve orada hangi kitaptan bahsediyor olursanız olun muhteşem olduğuna dair övgüler yer almalı. Her bir okunan kitap muhteşem ve derinlikli ve ancak çok zeki kişilerin anlayıp sevebileceği nitelikte çünkü bir kahve fotoğrafı bir de alıntılanmış cümleyle o hesabı hazırlayan kızımız çok muhteşem ve derinlikli ve çok zeki ve o kitabı okumayı ancak o becerebilir. Bunların hepsi iyi  güzel de ben o hesaplarda okumadığım kitapların nasıl olduğuyla ilgili cümleler görmek ve bir ön fikir edinmek istiyorum. Bahsedilen okuduğum bir kitapsa da o kişi de beğenmiş mi, hangi yönünü sevmiş neresini sevmemiş onu görmek istiyorum. Nedense baktığım hesaplarda iki tıklamayla internetten bulabileceğim her şeyi buluyorum da bir bunu bulamıyorum.

     

    

         Hep buraya kitaplığımın fotoğrafını koyduğumu zannediyordum ama koymamışım. Yukarıda gördüğünüz gibi kitaplığım odamın iki duvarını kapsıyor. Sığmayanlar da hole koyduğum eski kitaplığımda bulunuyor. Zaman içinde biraz elden geçirip azaltmayı düşünüyorum, ara ara ayırdığım kitapları kütüphaneye bağışlıyorum. Böylece hem ben yerden kazanıyorum hem de benim artık okumayı düşünmediğim kitaplardan başka okuyucular faydalanmış oluyor. 






      Bu da kitaplığımın dosya dolabı kısmı. Daha fazla hasır sepet ve kutu düzenleyicilere ihtiyacım var. Zaman içinde almaya devam edeceğim. Eski haline göre daha düzenli ama bunu başlangıç aşaması kabul ediyorum. Henüz yapılacaklar bitmedi. 

  Yine görüşmek üzere...

14 Mart 2021

1145 - KAR VE KÜL 1. KISIM


     Dün gece bitirdim Kar ve Kül'ün birinci kısmını. Yine on günü buldu okumam. 653 sayfa. Yabancı serisinin altıncı kitabı. Seri sekiz kitaplık. Heyecanlı olaylarla doluydu bu bölüm. Ve yine yeniden yazım yanlışları, basım hataları... Yine de okuması zevkli. İşteyken özlüyorum kitabımı :O).

10 Mart 2021

1144

    Normal çalışma düzenimize geçtik son bir haftadır. İşler çok yoğun olmasa da hafta içi her gün ofisteyiz. Çalışma saatlerimiz de biraz uzadı. İlk hafta intibak haftası olarak geçtiğinden çok istesem de yazmaya mecalim olmadı. 

   6 Mart'ta annemin doğum gününü kutladık. Bugün de kocamın doğum günü. Bir yengeç olarak balıklarla çevrelenmişim :O). Çiçek Sepeti'nden bir hediye yollamak istedim kocama. Hep kullandığım genelde de memnun olduğum bir site ama bugün seçtiğim insan yüzü şeklindeki saksının burnunu kırık yollamışlar. Saksı antik heykel gibiydi. Orijinali böyle zannederler, yuttururuz diye mi düşündüler acaba? Hediye olunca insan ayrı bir özeniyor, tek tek tüm ürünlere baktım, çok ince eledim sık dokudum. Sonra da kırık ürün gidince açıkçası çok canım sıkıldı. Müşteri hattını arayınca telafi edeceklerini söylediler ama bu tarz bir sorun baştan hiç olmasaydı  çok daha iyiydi.

  Mart ayıyla beraber evimize taşınalı tam bir sene oldu. Zaman çabuk geçiyor. Bu evde, mutlulukla ve sağlıkla yaşayacağımız daha nice senelerimiz olur inşallah. 

  Arzu ettiğim sıklıkta yazabilmek için daha fazla çaba göstereceğim. Şimdilik kısa bir özet geçmiş olayım. Yine görüşmek üzere...

2 Mart 2021

1143 - ATEŞİN ÇAĞRISI 2.KISIM


           Bu kitabın başlarında elime alasım gelmedi pek. Ortalarına doğru daha uzun süreler okumaya başladım. Onun için de çok geç bitti. Benim ruh halim mi müsait değildi, kitabın ilk kısımları mı okunası değildi, bilmiyorum. 736 sayfayı on günde okumuşum. :Bu sabah serinin altıncı kitabının birinci kısmına başladım. Seriyi bitirdiğimde okunmayı bekleyen kitaplardan bir tane seçip okumayı planlıyorum. En az üç raf dolusu okunmamış kitabım var. Bir yandan da onları yavaş yavaş bitireceğim. 


 

23 Şubat 2021

1142


       Kar manzaramız geçen haftadan. Oldukça çok yağdı.
 Dışarı pek çıkmadık. Genelde Paris'le beraber pencereden kar yağışını izledik. Evde sıcacık oturup elde kahve ya da sıcak çikolatayla izlemesi çok keyifliydi. 
    Evde oturduğumuz o günleri ben dosya dolabımı yerleştirerek değerlendirdim. Daha önce de bahsetmiştim, ev baktığımız dönemde mutlaka kitaplık yapacak bir alanı olan evler önceliğimdi. Küçük de olsa bir oda, o mümkün değilse holde bir duvar, bir niş, ne olursa olsun ama kitaplarımı ve çalışma masamı koyacak bir alanı olsun. Neyse ki, bütçemize ve gönlümüze uygun üç odalı bir ev alabildik. Daha taşınmadan ben üçüncü ve en minik odaya çalışma odası ya da "benim odam" demeye başlamıştım. Hatta kocamla oğlum orayı oyun odası, bir nevi balkon, ardiye gibi çeşitli şekillerde adlandırabileceğimizi, neden benim odam olduğunu, onların da o odayı farklı şekillerde değerlendirebileceklerini söyleyip durdu ama o konuda hiç şansları yoktu. Üçüncü odaya çoktan göz koymuş ve orayı sahiplenmiştim :O). 
    Taşındıktan sonra yerleşme sürecinde çalışma odası üç eski kitaplığımın ve bütün fazlalıkların durduğu bir alan oldu uzunca bir süre. En son o odayı düzenledim. Yeni evin yeni düzeninde henüz yerini bulamamış her şeyi de oraya yığdım. Bir yandan da sürekli kitaplık modellerine, okuma koltuklarına, çalışma masalarına bakıyordum. Özel olarak kitaplık yaptırmak istediğimden bu da marangozu, bütçesi, siparişi derken uğraşmayı gerektirdiğinden ve zaman alacağından acele etmedim. Bir de hayal etme ve tasarlama sürecini de seviyordum. 
     Sonunda kitaplığımı yaptırabildim. Yaptırırken de iki duvarı komple kitaplık, bir duvarın bir kısmını da dosya dolabı olacak şekilde tasarladım. Kitaplarımın düzeni zaten belli olduğundan kolaylıkla yerleştirebildim ama dosya dolabında hep bir karmaşa hakim oldu. Ağzına kadar dolu, her şeyin her yerde olduğu ve en kötüsü de aradığımı bulamadığım, bir şey koyduğumda diğer şeylerin arasında kaybolduğu, verim alamadığım bir alandı. Estetik açıdan da güzel görünmüyordu. Arada düzenlemeye çalışsam da işlevsel ve güzel olmuyordu bir türlü. Karlı günlerimi bu dolaba el atarak değerlendirdim. Önce tamamen boşalttım. Sonra dolaptan çıkanları gruplara göre ayırdım. Atılacaklar, başka alanlarda kullanılabilecekler ayrıldı. Sonra da yerleştirdim. Artık hem o tıka basa görüntü yok hem de aradığımı bulabiliyorum. Bütün bunları yapmak da yaklaşık dört günümü aldı. Acele etmedim. Sıkıldığımda ya da yorulduğumda ara verdim, bir an önce bitmesinden çok tam istediğim gibi olmasına önem verdim. 
       Bütün bu işleri bitirdiğimde de istediğim estetik görüntüyü sağlayabilmek için çeşitli boylarda kutulara ve sepetlere ihtiyacım olduğunu fark ettim. Dosya dolabım yedi gözlü. En alttaki kısım kapaklı. Diğer altı kısım açık. Açık raflarda kullanmak üzere bir iki tane kapaklı, üç dört tane de kapaksız hasır sepet alacağım. Hasır çok sevdiğim bir malzeme olduğu için özellikle hasır sepet almak istiyorum. Evde çeşitli boylarda çok sayıda hasır sepetim var ama biri çamaşır sepeti, biri Paris'in yatağı oldu, birini battaniyeyi ördüğüm süreçte yumak sepeti olarak kullanıyorum, iki tanesi uzun saplı, dolaba sığmaz derken istediğim boy ve özellikte hasır kutu / sepet bulabilmek için de en az dört günümü - büyük bir keyifle - internette, modeller arasında geçirdim. Çok fazla seçenek var. Favorilerimi not ettim.  Beğendiklerimin bir kısmını istediğim ölçülerde olmadıkları için elemek zorunda kaldım. Başlangıç olarak aşağıda fotoğrafını gördüğünüz kapaklı sepetten aldım.. İçine A4 kağıdı rahat sığıyor, yüksekliği de 20 cm'e yakın. Bir tane daha kapaklı almayı düşünüyorum..  Diğer fotoğrafta da beğendiğim kapaksız model mevcut, ilk fırsatta bir tane alacağım. Fırsat buldukça yeni modellere de bakmaya devam ediyorum. 
     Yine görüşmek üzere...