4 Haziran 2024

HAZİRANIN DÖRDÜ - 2024

    Dün gece uykum kaçtı. Aslında tam olarak kaçmamıştı, on bir buçuk gibi yattım ama yattıktan sonra uyuyamadım. Ben, öyle durumlarda yatakta dönüp durmayı sevmiyorum. O yüzden kalktım biraz kitap okuyayım dedim. Tekrar yattığımda saat sabahın üçüydü.   Fırtınaışığı Arşivi serisini okuyorum. Kitabın son iki yüz sayfasındaydım.  Onu bitirdim öyle uyudum, güzel kitaptı. Bugün serinin ikinci kitabına başladım. Sabah da altı civarı uyandım. uyanınca da yatakta dönüp durmayı sevmediğimden ya da yatak keyfi - mayışıp yatmak olayları bende olmadığından kalktım, oturdum. Şimdi saat öğleden sonra iki buçuk civarı. Evin tüm camları açık ama hava çok sıcak ve hiç esmiyor ve geç yatıp erken kalktığımdan felaket derecede uyku bastırdı ama direniyorum. Şimdi uyursam sersem gibi kalkacağım. Gece uykum geç gelecek. Yine geç uyuyup erken kalkacağım derken uyku düzenim saçma sapan bir hal alacak. Arada gündüz kestirmeleri yapıyorum bazen, kitap okurken ya da televizyon izlerken gözlerim kapanıveriyor. Onlar rehavetten oluşan şekerlemeler olduğundan on dakika sonra uyanıyorum. Biraz dinlenmiş oluyorum. İyi geliyor. Bu şekilde uykusuzluk sebebiyle gündüz uyuduğumda ise en az üç dört saat uyuyorum ve sersem sepelek uyanıp bir türlü kendime gelemiyorum. Biraz daha direnebilirsem uykumun açılacağını umuyorum. Üzerime çöken ağırlıktan kurtulmak için çamaşır katlama tarzında aktif olabileceğim birkaç ev işini halledeceğim birazdan. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

3 Haziran 2024

HAZİRANIN ÜÇÜ - 2024

     Bilmem farkında mısınız ama bir gün içinde tamamen yaz mevsimine geçtik. En azından İstanbul'da öyle oldu. Otuz bir mayısa kadar üşüyordum ben evin içinde, ince de olsa uzun kollu bir şeyler giyiyordum, atletimi çıkarmamıştım, camları evi havalandırmak için açıp sonra kapatıyorduk. Bir haziranda birden hop çok sıcak oldu kısa kollu tişört giyip atleti çıkardım attım. Tüm camları karşılıklı açmaya başladık. Direkt yaz moduna geçtik. 




   O son soğuklarda üşümesin diye Hektor'a atkı örmüştüm. Burada paylaşmadığımı görünce ekleyim dedim. Hektor hiç sevmiyor böyle şeyleri, ben de zorlamıyorum. Fotoğraf çekebilmek için sadece üç saniyeliğine taktım atkıyı. Sonra çıkardım. Çok tatlı oluyor ama oğluşum mutsuzsa ben de mutsuzum o yüzden iki kare çektik işte, yeter. Bu arada Hektor mayıs ayında bir yaşını doldurdu. Büyüdü artık. Bir de İnstagram'da hesabı var. Troia prensi Hektor diye. Daha çok iyi kötü bir arşiv olsun diye açtım hesabı. Arada atıyorum fotoğraflarını.

  Bugünlük de bu kadar diyelim. Sonra yine görüşmek üzere... 

2 Haziran 2024

HAZİRANIN İKİSİ - 2024

    Geçen gün arkadaşıma uğramıştım. Bana küpe hediye almış, nasıl tatlılar, nasıl güzeller, bayıldım. Uzun zamandır küpe takmıyor olmama rağmen onları hemen takıp kulağımdan hiç çıkarmayasım geldi, o derecede beğendim. Dün dışarı çıkarken taktım hemen küpelerimi. Uzun zamandır küpe takmıyorum demiştim ya delik biraz kapanmış, takarken azıcık zorlayarak açmış oldum. Zorlayınca bir yandan da hassasiyet oluştu. Tekrar kapanmasın diye her gün küpe takayım dedim kendi kendime derken gün geçti gitti. Gece on iki civarı yatarken çıkarmak istedim ama mekanizmasını bir türlü açamadım. Klipsi halka gibi, sert değil aslında tık diye oturuyor ve çıkarırken de pıt diye açılıyor ama ilk taktığım için belki de bir türlü açamadım. Açamadıkça zaten hassas olan kulağım iyice acıdı. Gece onlarla yatsam da canımı acıtmazdı küpeler ama bana psikolojik olarak sıkıntı bastı. Sanki kulağımda değil boğazımda takılı ve çıkarmazsam o bütün gece beni sıkacak gibi geldi. Bir süre sonra birini bir şekilde çıkardım oh ne güzel ama tek kalan iki katı batmaya başladı. Metal ince bir halkası ve ucunda süsü vardı küpenin, uğraşırken o halkayı kırıp küpeyi de çöp ettim. Süsü çıksa da halka hala kulağımda olduğu için ve tekini çıkarıp sadece kulağımda tek takma halkasıyla kaldığım için küpeye iyice bilendim. Sanki gece yarısı evde yatak odasında değilim de sokak ortasında tek kulağımda küpe takma halkasıyla dolaşıyorum gibi hissedip olayı abarttıkça abarttım. Büyük ihtimalle çok basit bir hareketle çıkacak ama ben iyice sinir oldum, şu an daha sakin olan biri anında halleder diyerekten kocama gittim, daha yatmamıştı televizyon izliyordu. O da açma klipsini çekerken canımı acıttı diye ona da kızdım. Hayatım boyunca tek kulağımda takma halkasıyla yaşamak zorunda kalacağımı düşünmeye başlamışken ve gece yarısı kendi kendime kocaman bir küpe krizi yaratmışken Atahan gelip bir saniyede çıkardı :O). Çıkardıktan sonra baktım ki doğru şekilde yapınca pıt deyip açılacak bir şey ama olmayınca da olmuyor işte. Küpeyi zayi ettim. Onu bırakın az kalsın ben sinir krizi geçirip kendimi de zayi ediyordum :O). 

1 Haziran 2024

HAZİRANIN BİRİ - 2024

     Dün annemin kitaplığını düzenlerken çok eski kitaplar geçti elime. Yıpranmışlar, zamana yenik düşmüşler artık okunurluğu kalmamış ama hala kütüphanedeki yerlerini koruyorlar. Bazılarının üzerinde ablamın adı vardı, bazıları öğrencilerinden babama hediyeydi. Ablam yoktu artık, babam yoktu kitaplar utanmazcasına yıllara meydan okumuş, yok olmaya direnmiş hala karşıma çıkıyorlardı. Kızdım. Attım hepsini.

31 Mayıs 2024

MAYISIN OTUZ BİRİ - 2024

      Kaç gündür bilgisayarı açıyorum yazmak için ve her seferinde başka şeylere takılıp yazmadan çıkıyorum. 13 Mayıs'ta bir başlamışım devamı gelmemiş. Ayın yirmi beşinde yine bir yeltenmişim yarım kalmış. Mayıs için son şansımı artık bugün kullanıp bu yazıyı kesinlikle göndereceğim. Haziran için de kendime her gün bir yazı şartı koyuyorum, şahidimsiniz. Kısa olur, uzun olur, ıvır zıvır meseleler ya da çok önemli konular olur. Bilemem. Hastalık vb bir durum olmadıkça her gün bir şekilde yazacağım, söz.


Kek - kurabiye - poğaça gibi şeyler yapmayı seven bir insanım e çünkü yemeyi de seviyorum :O). İlk sıcak sıcak yenilenlerden sonra kalanları muhafaza etmek için kapaklı fanus almıştım ama melamin olduğundan ve çok sık kullandığımdan kapağı yıpranıp çatlamıştı. Her ne kadar ağır olacak olsa da daha şık ve daha sağlıklı olması için bu sefer cam alayım dedim. Eski melamin fanusu da cam zannederek internetten almıştım. Cam fanuslara çok baktım ama tam istediğim gibi bulamamıştım. A101'de perşembe satışa çıkmış ben ancak cumartesi gördüm. Büyük ihtimalle kapış kapış alınmamıştır çok tükenecek bir ürün değil diye düşünerek bir uğradım. haklıymışım, aldım çıktım. Fanusumla aşk yaşama evresindeyim şu an...


  Bu sabah üçüncü BİM turumu gerçekleştirdim. Gittikçe ustalaşıyorum bu konuda. Hedefim yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kare kavanozlardan almaktı. Gerekirse savaşmaya da hazırdım hatta dün gece kadınları uzaklaştırmak için kavanozla vururum kafalarına deyince kocam biraz korktu benden ama gerek kalmadı neyse ki :O). Sabah kalktım, hazırlandım, ilk defa tam vaktinde henüz kapılar açılmadan marketin önündeydim. Heyecanla bekledik, içeride anahtarla kapıyı açmaya gelen çalışanı hevesle gözledik, kapı açıldığı gibi de içeri daldık ama zannettiğim gibi bir kapışma olmadı. Bizim mahallenin kadınları son derece elit bir şekilde marketin kapısında sıraya girmişlerdi zaten içeride de hızlıca yürüyerek raflara gittiler. Bugünün favori ürünü çay bardağı takımıydı hatta bir tanesi yetişip alamayınca oturup ağladı neredeyse. Ben istediğim boyu bulabilmek için bir başka BİM'e daha uğradım ama fazlasıyla kavanoz vardı raflarda. Kavanozlara ilgi çok fazla yoktu. Almışken ürün yorumumu da yapayım: Kavanozlar çok güzel ve şık ve iki market dolaştığıma fazlasıyla değdi ama çok çok ağırlar. Günlük kullanımda zorluk yaratabilir bu durum. Ama yine de almışım. Fanusumdan sonra kavanozlarımla da aşk yaşıyorum...

    Yine görüşmek üzere...

10 Mayıs 2024

MAYISIN ONU - 2024


     Asortik Krep'im, canım ablam, aramızda olsaydı bugün 54. yaşına basışını kutlayacaktık. Yazacak çok şey var ama yazamıyorum, tıkandım. Şimdilik bu fotoğrafımız burada da dursun istedim sadece.

  Yine görüşmek üzere...

8 Mayıs 2024

MAYISIN SEKİZİ - 2024

    Bugün bir arkadaşımla buluşacağım. Aslında tam olarak buluşmayacağım eski usul evine misafirliğe gideceğim. Çay demleyecek yanında kek ikram edecek. Uzun zamandır, belki de senelerdir birbirimizi yormamak adına ve iş çıkışı direkt bir mekana gitmek daha pratik geldiği için hep dışarıda buluştuk arkadaşlarla. Ben özlemişim ev gezmesini. 

  Geçen hafta ikinci BİM aktüel ürün alma atağını gerçekleştirmek istedim. İlkini işten ayrılmamın hemen akabinde bir arkadaşımla birlikte yapmıştım. İki yumak alıp dönmüştüm. O aldığım ebruli yumaklar yine indirimdeydi. Onlarla öreceğim belli bir projem olmasa da renklerine bayıldığım için bir iki tane daha numunelik alayım dedim. Olayın acemisi olduğum için ilk hatamı yanlış günde giderek yaptım. Her cuma geliyormuş o ürünler ben hiç farkında değildim. Perşembe günü kalktım hazırlandım giyindim gittim. Sabahın dokuzunda mağaza bomboştu, hiç o kutu önlerinde kapışan kadınlar falan yoktu. Daha kapıdan girdiğim anda bir şüphelendim ama yiğitliğe halel gelmesin diye kimseye de sormadım. Her mağazaya göndermiyorlardır belki diye düşündüm. Normal normal, her sabah dokuzda mağaza açıldığı anda kapısında bitermişim gibi büyük bir coollukla ekmek aldım çıktım :O). Evde ekmek kalmamıştı gerçekten de ama sabahı idare edecek kadar da vardı, çalışanlarla birlikte marketi açmama gerek yoktu. Neyse kapıdan çıkar çıkmaz elimde ekmeğim eve doğru yürürken telefonumda derin araştırmalara başlayıp bir gün erken gelmiş olduğumu anladım. Sonradan sağda solda anlattığımda da hayatında bir kere bile Bim'e gitmemiş insanların dahi bunu bildiğini bir tek benim gün olayından bihaber olduğumu anladım. Aslında o yumaklara hiçbir şekilde ihtiyacım olmasa da, yanlış gün gitmemi kendime bir meydan okuma olarak algılayıp, herkes nasıl alıyorsa ben de alacağım, seni yeneceğim Bim, sizi yeneceğim ürün kapışan kadınlar diyerek cuma sabahı yine yollara düştüm. Dokuzda mağaza açılıyor ya, 9.10'da orada olabildim ve benim istediğim ebruli yumaklar çoooktaaan sepetlerin içinde atılmıştı. Yanımdan yöremden geçen her kadının elinde o yumaklardan vardı ve bana bir tane bile kalmamıştı. Arkalarından baktım. Kasada ve civarda oyalandım belki vazgeçen olur diye. Kimsenin öyle bir niyeti yoktu. Bir gün önce yanlış günde gittiğimi anlattığımda Atahan bir daha gidersen çiğ köfte alsana demişti. Ben de sadece sırf o istedi diye çiğ köfte almak için ertesi gün dokuzda tekrar gitmişim gibi yaptım. Her gün sabah dokuzda markete çiğ köfte almaya gelmek standart hayat tarzım gibi bir paket aldım çıktım. Yumaklarla hiç alakası yoktu ki. (!)  

   Bir yandan da evle ilgili düzenlemelerim devam ediyor. Çalışma odasındaki dolapları düzenlerken deli gibi kağıt biriktirdiğimi fark ettim. Eski - yeni defterler, ajandalar, temiz - boş yazıcıda kullanılabilecek a dörtler ya da bir yüzü kullanılmış bir yüzü boş müsvedde kağıtlar. Hepsini sürekli oradan alıp buraya koyuyorum  Bir tanesini bile atmaya kıyamıyorum. Aslında sürekli kullanıyorum da ama çok da kullansam ilk etapta bitiremeyeceğim kadar fazla biriktirmişim. Bence önümüzdeki yirmi sene defter - kağıt vb almama gerek yok. Evdekilerin hepsini bir kağıt toplayıcıya versem ve götürüp satsa zengin olup işi bırakırdı, o derecede yani anlayın :O). Bir de kalem: kurşun, tükenmez, pilot, renkli yazan, pırıltılı - simli yazan, neon renkli, keçeli, ince uçlu, fosforlu... Piyasadaki her çeşitten mevcut. Onları da sürekli kullanıyorum. Özellikle tükenmez kalemde ciddi bir sarfiyatım var. Çok yazdığımdan bitip duruyorlar ama öyle de olsa bir beş sene kalem almadan elimdekilerle idare edebilirim :O). Bir ara yetişkin kırtasiye ürünleri diye bir dükkan açıp satsam mı diye düşündüm. Sonra internette "yetişkin" kelimesinin başka çağrışımları da olabileceğini anlayıp vazgeçtim :O). 

   Sonra yine görüşmek üzere...

26 Nisan 2024

NİSANIN YİRMİ ALTISI - 2024

   "Doğallığın rustik bir yansımasına şahit olabileceğiniz hasır sepetlerimiz sizler için özenle hazırlandı." diye başlıyordu geçen gün okuduğum bir hasır sepet açıklaması ve "Hayatınızı kolaylaştıracak YAŞAM ALANI sağlayan sepetler." diye devam ediyordu. Unutmayım da sizlerle paylaşayım diye özellikle not ettim. Satılan eşya bildiğimiz hasır sepet, ortada duran ıvır zıvırı koyacak boyutlarda, devasa bir şey değil. 20 - 30 cm'lik bir sepet nasıl bir yaşam alanı sağlayacak acaba diye merak etmedim değil. En popüler satış sitelerinden birine koymuşsun sepetleri arkadaşım, özel bir hesapta ya da sitede ya da üst düzey bir markada yer almıyor bunlar. Hedef kitlen normal - sıradan insanlar doğallığın rustik yansıması nedir ki? Bu ürün açıklamasını yazan kişiyi merak ettim. Ne kadar sürede yazdı mesela, kendi mi uğraştı buldu, bir yerlerden mi kopyaladı. Bu süslü açıklamalar yerine malzemeyi, ölçüyü ayrıntılı yazsaydı daha mı faydalı olurdu? Bazen abartmayı seviyoruz :0). 

  Eski iş arkadaşlarımdan bir ikisini aradım geçen gün. Özlemişim ya da arasam iyi olacak gibi gelmişti. Konuştuktan sonra çok da özlemediğimi ya da aramasam da olacağını fark ettim. Düzenli görüştüğüm çok samimi arkadaşlarımdan değillerdi. Demek ki böyle böyle büyük kısmı elenecek zaten zaman akışı içinde, kalanlar sadece gerçek dostlarım olacak. Eski iş arkadaşlarımın yüzde doksan dokuzuyla görüşmek istemiyorum zaten. Onlarla herhangi bir özel ilişkim yoktu. Geçen gün bir arkadaşıma da işten ayrıldığım için hala her gün mutlu olduğumu söyledim, bu normal değil dedi. Neden? Mutlu olmam mı normal değil? Normal kime göre ve neye göre belirleniyor? Net bir zaman dilimi mi var, şu kadar gün içinde işten ayrıldığımıza sevinebiliriz, şu kadar günden sonra artık mutlu olmayı bırakmalıyız gibi? Ayrıca işten ayrıldığıma hala mutluyum değil de ah çok pişmanım, keşke yapmasaydım, her gün iş için ağlıyorum falan deseydim daha mı normal olmuş olacaktı acaba? İnsanlar ilginç. Anlamaya çalışmakla uğraşmıyorum bazen. Artık sevmediğim ve yapmak istemediğim bir işi bırakıp hayatıma yeni bir yön vermiş olmak bana iyi geldi. İyi ki yapmışım :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...

21 Nisan 2024

NİSANIN YİRMİ BİRİ - 2024

   Günler ışık hızıyla geçip gidiyor. Yapmak istediğim çok şey var, kimini yapıyorum kimine hiç zamanım kalmıyor.  Evi sürekli düzenlemeye devam ediyorum ve bazı şeyleri attım mı / verdim mi yoksa az lazım oluyor diye dip bucak bir yerlere mi kaldırdım emin olamıyorum. Aradığım şeyleri asla bir seferde bulamıyorum. Dolapları düzenliyorum ve sonra bir şey lazım olunca karman çorman edip tekrar düzenliyorum:). Evet, bu dolabın düzeni bu olmalı diyene kadar bu döngü devam ediyor. Bir yandan da yavaş ama çok yavaş bir şekilde kafamda istediğim şekle ulaşıyorum. Genelde evdeyim. Kitap okuyorum bol bol. Okunacak o kadar çok kitabım birikmiş ki birini bitirip hemen ardından yenisine başlasam da kitaplığa göz gezdirdiğimde daha sırada bekleyen onlarca kitabım olduğunu görüyorum. Buraya daha çok yazmak istiyorum. Aslında genel olarak daha çok yazmak istiyorum istediğimin onda biri kadar yazabiliyorum ancak. Uzun zamandır yazmayınca bloga karşı bir tutukluk yaşıyor gibi hissettim. Bunu kırmak ve bir başlangıç yapmış olmak için bugün çok düşünmeden aklıma geldiği şekilde yazacağım. 

   Sıcak çikolata yaptım az önce kendime. Süt sevenlerden özür diliyorum ama süt içmeyi hiç sevmem ve sıcak sütün kokusu da bana iğrenç geliyor. Ocağın başında sütü ısıtırken bu kadar itici bir koku ve içecekten bu kadar güzel bir şeyi nasıl elde ettiğimize dair derin düşüncelere daldım:O). Bu kışı sıcak çikolatayla geçirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Sıcak çikolata ve nescafe. Havalar yavaş yavaş ısındıkça sıcak çikolatayı terk edip sadece nescafeyle devam edeceğim büyük ihtimalle. 

   Hektor bebeğim sekiz aylık olduğunda kızgınlığa girdi. Veteriner erkek kedileri en erken on aylıkken kısırlaştırdıklarını söyleyince yaklaşık 2.5 ayımız sürekli ama sürekli, sabahın beşinden gecenin yarısına kadar onun bağırmasını dinleyerek geçti. Dişi ve yavru olayına girmek istemedik çünkü etrafımızdaki güvenilir arkadaşlardan yavru kedi isteyen yoktu ve hiç tanımadığım birine de torunumu emanet etmek istemedim:). Bayram sonrası Hektor yaklaşık on buçuk aylıkken kısırlaştırmayı yaptırdık. Şimdi evde hepimiz huzurluyuz. 


      Çalışma odama bir sandalye aldım geçenlerde. Çalıştığım dönemlerde masamı çok uzun süreli kullanmıyordum, yemek takımının kumaş sandalyesi yeterli oluyordu ama işten ayrılınca onun belimi ağrıttığını ve pratikte de kullanımının zor olduğunu gördüm. Çalışma odası klasik bir havaya sahip olduğu için standart modern ofis sandalyeleri yerine ahşap, koyu kahverengi ve rahat bir ofis sandalyesi arayışına girdim. Mağazalarda bulamadım. Benim baktığım çoğu yer koltuk ve yemek takımı dışında bir şey satmıyordu. İnternetten çok araştırdım. Çok üst limitlerdekileri eledim. Hem evde kullanmak için aşırı lüks mobilye segmentine dalmak istemedim hem de modeller genelde çok erkeksi, ağır ve kalantor tipliydi. Birkaç modeli berber- kuaför koltuklarına benzediği için beğenmedim. Biraz kadınsı diyebileceğim bir iki model vardı, güzeldi ama çalışma odası ortak kullanım alanımız olduğu için direkt o havayı da vermek istemedim. Sonunda bu modelde karar kıldım. Aldığım mağazadan da sandalyemden de çok mutluyum. Kargoyla gelecek olması konusunda endişelerim vardı ama paketlemeyi son derece korunaklı yapmışlar. Mağazadan direkt alıp eve kendim getirecek olsam bu kadar sağlam getiremezdim. Bir hafta araştırmam sürdü, iki hafta da yapılıp bana teslim edilmesini bekledim ama beklediğime değdi. Yakın zamanda almayı düşünen varsa yorumlara yazsın, benim aldığım mağazayı iletirim oradan sizlere.  
     Şimdilik bir başlangıç yapmış olalım, söz, en kısa zamanda yine yazacağım, bu sefer arayı fazla uzatmayacağım. Görüşmek üzere... 

16 Mart 2024

MARTIN ON ALTISI - 2024

 Buraya yazmadım hiç son zamanlarda, elim gitmedi. "Ablam" özlemim depreşmişti ve blogu açıp ondan bahsetmemem imkansızdı. Çok özledim. Çok çok özledim. Biraz bu ruh halim geçince ayrıntılı bir şeyler yazacağım.

  Şimdilik bu kadar olsun. Görüşmek üzere...

4 Şubat 2024

ŞUBATIN DÖRDÜ - 2024


  Ev hayatı çok güzel gidiyor. Son bir haftadır kitaplığımı düzenledim sadece başka bir iş yapmadan. Üç bin kitaptan bahsettiğim düşünülürse bir hafta sürmesi normal bence:) Derin temizlik olsun diye hepsini aşağı indirdim, ayırdım, yerleştirdim, ince iş yaptım yani aslında. Bir de Buz ve Ateşin Şarkısı (Taht Oyunları) serisini okumaya devam ettim, dördüncü kitaptayım. Rutin yemek - çamaşır - bulaşık işlerini yaptım. Anneme gittim ya da annem bize geldi. Bir akşam da arkadaşımla buluştum. Bunlar dışında evde olduğum her an kitaplığımı topladım. 

   Sırada mutfak ve ardından yatak odası var. Hadi bana kolay gelsin. Görüşmek üzere...

19 Ocak 2024

BEN BUGÜN …


 Sabah dokuzda komşumla Bim’e gittim, aktüel ürün olan bu yumaklardan almak için. Bim teyzeleriyle kutuları karıştırdık ama kapışmadık düzeyli bir karıştırma oldu. Son kalan ikisini alabildim. Parça parça ördüğüm battaniyede kullanacağım. Sonra da komşuma kahveye gittim. Olacak bu iş:).

18 Ocak 2024

OCAĞIN ON SEKİZİ - 2024

     Evdeyim. Evimi seviyorum. Evimde olmayı da seviyorum. Yavaş yavaş kafamdaki işleri yapıyorum. Bol bol kitap okuyorum. Çok geç oldu biliyorum ama Game Of Thrones'un sekiz sezonunu bitirdim. Bitirir bitirmez evde hep bir kenarda duran birinci kitabına başladım. Diziyle aynı mı diye merak etmiştim. Aynıymış. Hatta kitabı daha da güzelmiş. Kitap serisi bitmemiş henüz yazar son kitabı yazmamış. Nerede dizi kitaptan ayrılacak merak ettim. Bunlar belki internette bir yerlerde yazıyordur, dizi biteli çok oldu. Bütün dünyada milyonlarca GOT hayranı vardır ama ben bire bir izleyerek ve okuyarak keşfetmeyi tercih ettim. Bu arada  dizinin finali kesinlikle kötüydü - yanlıştı. Karakter gelişimine uymamıştı. O sonu kabul etmiyorum :O).

  Yavaş yavaş yeni bir düzen kuracağım. Daha çok alışamadım evde olma olayına. Dün sakin sakin akşam yemeğimi yaptım. Yaparken bir yandan mutfağı da topladım. Hafif acıkmıştım sabırla yemeğin pişmesini bekleyebildim. Normalde işten çok aç gelip alelacele yemek yapıp yedikten sonra bir de dağ gibi yığılmış bulaşık ve dağınık mutfakla uğraşmaktan nefret ediyordum. 

   İnsanmışım ben, çalışırken bazı şeylerde makineleşmişim farkında olmadan. Bu ara fazlasıyla domestik olacağım. Ev işi, ev güzellemesi, evde olmanın mutluluğu, ev rahatlığı... Az sabredin eminim ki bir süre sonra bunların hepsi sıradanlaşacaktır :O).

  Şimdi biraz kitap okuyacağım yine. Tekrar görüşmek üzere...

1 Ocak 2024

OCAĞIN BİRİ - 2024

    Yeni yılın ilk yazısıyla karşınızdayım. Dün geceyi evde, annem, kayınvalidem, kaynım ve ekstra bir sürpriz olarak Atahan'la kutladık. Atahan aşçı olduğu için restoranın mutlaka bir yılbaşı programı olur ve o da o gece çalışır diye düşündüğümüzden onu gözden çıkarmıştık. Restoran rutin çalışmasının dışına çıkmadı hatta Atahan'ın izin günü pazardı onu da değiştirmedi. Atahan ertesi gün sabah erkenden işe gideceğinden evde bizimle kutlamayı tercih etti ve biz bir arada olabildik. Mutluyduk. Yemekten sonra annem erkenden kalktı çünkü ilaçlarını yanına almayı unutmuştu. Saatinde içmesi gerektiğinden ben de kalması için ısrar etmedim. Kaynım ve kayınvalidemle on buçuğa kadar oturduk. Onlar gittikten sonra mutfağı biraz toparladım. Kitap okuyarak yeni yıla gireyim de bütün senem kitap okuyarak geçsin diye gece yarısına kadar kitap okudum :). Ailemin kalan ve gelebilen üyeleriyle kutladığım güzel bir yılbaşı oldu benim için.

   Evdeyken biraz dolapları toparlamaya başladım ya, bayağı bayağı stokçu olmaya başladığımı fark ettim. Özellikle deterjanları indirimde diye almışım, aldığımı unutup tekrar almışım, aldığım işe yaramamış belki bu etkilidir diyerek başka bir markayı da almışım. Bazı sevdiğim şeyleri de kendimi tutamayıp almışım :O). Evdeki mutfak ve banyo dolaplarım küçük, özellikle sevdiğim şeyleri alma konusunda bir yerden sonra beni bu durdurdu ister istemez. Kupalarımı dönem dönem ayıklayıp sevmediklerimi ya da artık kullanmak istemediklerimi verip yer açtım mesela, sonra da nasılsa yer açıldı diye gittim yeni kupalar aldım kendime :). Gerçi kupa doğru bir örnek değil, çok sevdiğimi bildiklerinden arkadaşlarım ve ailem de hediye olarak alıyor bana. Ben almasam da bir süre sonra yeniden sayıları fazlalaşıyor. Neyse, şimdi en azından fazlalıkları tespit ediyorum yavaş yavaş kullanıyorum. Bundan sonra da özellikle deterjan vb tüketim malzemelerini iyice bitmeye yakın olduğunda almaya karar verdim. İndirimde de olsa eğer evde mevcutsa alıp eve yığmayacağım. Yeni yılın ilk kararı da bu olsun :).

    Yine görüşmek üzere...

30 Aralık 2023

ARALIĞIN OTUZU - 2023

    Yıl bitiyor. İşten ocakta ayrılacağım demiştim ocak geldi çattı. İstifa edeceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum. Yıllık iznimden yedi günüm kalmıştı, bu hafta onu aldım. Çok iyi geldi bana. Evde ve kendi kendimle olmaya ihtiyacım varmış. En güzel kısmı ise izin sonrası işe devam etmek yerine yine evde olmak olacak :0). 

    Her sene o yılla ilgili bir amaç belirliyorum kendime. Yıl boyunca hedefim o amacı mümkün olduğunca gerçekleştirmek oluyor. Bu seneyi "yarım kalan işleri bitirme" yılı ilan ettim. Bitmemiş ne varsa bitirmeye çalışacağım. Fırsat buldukça yarım kalan her şeye el atacağım. Aklımdaki yapılacak işler listesini bitirip bitiremediğimi yıl sonunda tekrar yazarım.

   Uzun zamandır evi çok ihmal etmiştim. Evdeyken yavaş yavaş el atmaya başladım. Gözümde büyümedi değil. Derleme - toplamalar hiç bitmeyecek gibi geldi. Sonra başlamak bitirmenin yarısıdır diye kendimi kandırdım ve başladım ama bitmedi hala:).

   Okunmayı bekleyen bir sürü kitabım vardı. Onları okuyorum bir yandan da sürekli. Uzun zamandır böyle kesintisiz okuyamıyordum. Özlemişim. Bu da iyi geldi bana. 

  Yeni yılla ilgili aldığım karar ise daha sık yazmak ve üretmek. Uzun zamandır pek bir şey üretemiyordum. Yapabildiğim tek şey arada buraya da fotoğraflarını koyduğum battaniyeleri örmek olmuştu. Şimdi yine örmeye devam ediyorum zaten ama başka şeyler de yapmak istiyorum. Dikiş dikmek istiyorum mesela. Kanaviçe işlemek bir de punch ya da nakış öğrenmek.  

   2024'ün benim yılım olacağını düşünüyorum. İçimde geleceğime dair çok güzel hisler var. Bir şekilde bunların doğru çıkacağını düşünüyorum. Hemen bir yıl içinde olmayabilir ama zaman içinde olacak, biliyorum. 

    Seneye görüşmek üzere. Yeni yılınız kutlu olsun :O).

9 Kasım 2023

KASIMIN DOKUZU - 2023

Uzun zaman oldu yazmayalı. Son yazımda bahsetmiştim hayatımda birkaç değişiklik yapacağım diye. Henüz o değişikliği tam yapmadım ama adımlarını attım. Bu konuya odaklandığımdan da başka bir şeyle pek ilgilenemedim. Biraz daha netleştiği için artık yazabilirim diye düşünüyorum. 12 senedir çalıştığım kurumsal işimden ayrılacağım ocak ayında. Artık çalıştığım kuruma verecek bir şeyimin ve alacağım bir faydanın da kalmadığını düşünüyorum. Hayatıma yeni bir yön vermek istiyorum. Çok düşündüm, uzun zamandır kararımın net olup olmadığını sorguluyordum. “Kesinlikle istediğim bu” noktasına ulaştıktan sonra öncelikle ailemle paylaştım, bir süre sonra da iş yerimle. Henüz tam olarak resmi adımı atmadım. İşten ayrıldıktan sonra başka bir yerde çalışmayacağım. Bir süre dinlenmek istiyorum. Aklımda çeşitli şeyler var. Dinlenme sürecinde bir yandan da bunları değerlendireceğim. Ben çok güzel şeyler yapacağıma ve olacağına inanıyorum. Büyük bir hevesle bekliyorum. Yeni hayatım için sabırsızlanıyorum. Süreç içinde buraya da yazacağım bol bol. Özledim sizlerle konuşmayı :o). Görüşmek üzere...

10 Eylül 2023

EYLÜLÜN ONU - 2023

   Arşivci bir yönüm var. Çok eşya - fotoğraf - anı biriktirdiğimi fark ediyorum bazen. Dönüp bakmak iyi geliyor. Blogumun eski yazıları, tuttuğum defterler, sakladığım fotoğraflar. Bir yandan bitmeyen bir iş onları tasnif etmek, saklamak, yer ayırmak, bir yandan büyük bir keyif. Son üç günü çeşitli vesilelerle arşiv taraması yaparak geçirdim. Neleri unutmuşum, neler hala hafızamda, neleri değişik hatırlıyormuşum bir bir gördüm. Biraz iyi geldi eskilere dalmak.

  Önümüzdeki aylarda hayatımla ilgili birkaç değişiklik yapmayı planlıyorum. Çok net olmadığı ve gerçekleşmesine çok zaman olduğu için şu an sizlerle paylaşmıyorum ama zamanı geldiğinde ayrıntılı anlatacağım, söz. Bu değişikliğin bana iyi geleceğini düşünüyorum ya da buna ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Kırk dörde adım atmışken yeni şeyler denemenin tam zamanı bence. Keşke yapsaydım demeyi sevmiyorum. Bazı şeylerde keşke daha önce yapsaydım dediğim oluyor ama sonradan düşündüğümde fark ediyorum ki bir şekilde daha önce yapmaya hazır olmadığımda hep beklemişim. İçimde olgunlaştırmışım. Düşünmüşüm ama harekete geçmek için doğru zaman değilmiş ki yapmamışım. O yüzden artık daha önce yapsaymışım lafını da çıkardım hayatımdan. Daha önce yapmadıysam demek ki bir şekilde yapamamışım işte. Belki de tam olarak yapmak istememişim. Gerçekten istediğim şeyleri eninde sonunda, bir şekilde mutlaka yapıyorum. Değişikliklerden çok haz etmiyorum belki biraz da bu yüzden eyleme geçmem daha uzun sürüyor. Bir kere karar verince de dönüşüm olmuyor. İyice düşünmüş, değerlendirmiş, hazmetmiş ve artısıyla eksisiyle kabul edecek kıvama gelmiş oluyorum. 

  Bu arada ilk paragrafta arşive daldığımdan bahsetmiştim ya, eski yazılarımı çok daha açık yazdığımı fark ettim. Bloga ilk başladığımda 25 yaşındaydım. Şimdi 43 yaşındayım. Zaman ve hayat bize ister istemez kendimizi kapatmayı öğretiyor galiba. Neredeyse çocuk denecek yaştaymışım. Annemin yetmiş küsur civarındaki arkadaşlarına göre ise sanki hala o yaştayım. Bana yeni yetişmekte olan genç kızmışım gibi akıllar veriyorlar. Halbuki koskoca bir çocuğu olan olgun bir kadınım :O). Zaman ve yaş çok göreceli bir kavram galiba...

  Sevgilerimle, yine görüşmek üzere...

4 Eylül 2023

EYLÜLÜN DÖRDÜ - 2023

     Ablam vefat etmeden birkaç ay önce evini kapatıp eşyalarını bir depoya koymuştuk. İyileşene kadar annemle kalacaktı. Onu kaybedince bir türlü elimiz gitmedi depodaki eşyaları tasnif etmeye. En sonunda geçen ay, yani vefatından sekiz ay sonra depoyu boşalttık. Mobilyalar ve o tarz büyük şeyler yine duruyor da kolilerini aldık, tek tek açtık. Ayırdık, alınacakları aldık, verilecekleri verdik. Zor oldu açıkçası bizim için. Anılar, yaşanmışlıklar ve yaşanamayanlar tek tek elimizden geçti. Onları toplarken, benim ardımdan acaba bu işi kim yapacak, diye düşündüm, bilemedim. Yıllar önce bir fantastik kitapta, lanetlenen bir büyücü okumuştum. Baktığı her şeyde ölümü görmekle lanetlendiğini söylüyordu. O zaman anlayamamıştım. Son aylarda kendimi aynı o büyücü gibi hissediyorum. Kime baksam, neyi elime alsam, bir gün bu kişi artık hayatımda olmayacak ya da bir gün bu eşya artık sahipsiz kalacak diye düşünüyorum. Aklıma direkt SONLARI ve SONRASI geliyor. Evim eşya dolu. Ayırıyorum güya düzenli olarak ama yine de birikiyor, yine de birikiyor. Daha önceden, işime yaramıyor, kullanmıyorum, eskidi gibi kriterlere göre ayırıyordum. Buna şimdi bir de, ben ölünce bunu zaten atarlar, en iyisi sağken ben atayım kriteri eklendi:). Buraya böyle yazıyorum diye sanmayın ki mutsuzum, depresyondayım, hayatıma devam edemiyorum, hep ölümü düşünüyorum. Burada biraz daha derinden, içimi dökerek yazıyorum sadece. Her zaman, herkese anlatamıyorum bunları ya da anlatmak istemiyorum, anlatsam da anlamayacak bir güruh da var ama sizlerle paylaşmak iyi geliyor. Ablamı özlüyorum, yerini dolduramıyorum dediğim çok sık görüşmediğim iki tanıdığım psikologa gitmemi önerdi geçenlerde. İhtiyaç hissedersem giderim tabi ki de şu an için özlediğim ve yeri dolmadığı için gitmek saçma geliyor. Özlemem de, yerine kimseyi koyamamam da son derece olağan bence. Tabi ki ailem var yanımda, tabi ki dostlarım var. Hepsi her zaman destek oluyor her şekilde. Yine de onun yeri ayrıydı işte. Hayat böyle; bir yandan güzellikleri yaşıyorum bir yandan kayıplarım oluyor. Tek sıkıntı benim biraz fazla kaybı üst üste yaşamış olmamda galiba. Uzun hastalık dönemi boyunca yaşadığımız üzüntüler, stres, endişe de var. Kolay değildi. O günleri bir şekilde atlattık. Bu günleri de atlatacağız. Özlemi hiç bitmeyecek hatta artacak, bunu da biliyorum. Paris'i de özlüyorum. Babamı da. Tam koronanın en yasaklı günlerinde kaybettiğimiz dayımı da. Mutluyduk. Arada kavga da etsek yine de bir aradayken mutluyduk. Yine mutluyuz, yine beraberiz ama eksiğiz. Ablamın eşyaları arasından babamın telefon defteri çıktı. Babamdan sonra o almış, saklamış. Bir göz attım neler var diye. Babam, üçümüzün de ev - iş - cep telefonları, adresleri dışında bir de benim kredi kartı numaramı yazmış. Defterde tarih yok. Büyük ihtimalle ablamla abimin çalıştığı, benim henüz ev kadını olduğum dönemdi. İhtiyacım olursa para göndermek için yazmış. Oradan aklıma bakkaldaki bir anım geldi. Anlatmıştım daha önce ama yine anlatayım. Otuz beş yaşlarında falanım. Çarşı içinde iş yerim, hemen yanında da bakkal var. Babam çarşıya inmiş, bana uğradı, bakkala girdik beraber, içeride bir müşteri var, bekliyoruz. Babam, çocuğa çikolata alacağım, dedi. İçerideki müşteri döndü babamın dizleri hizasına baktı, çocuk arıyor gözleri. Hayatta aklına gelmezdi tabi ki babamın çocuk derken koca bir kadın olan benden bahsedeceği :). Bir defter bir sürü anımı canlandırdı. Ben de yazma aramı da daha fazla uzatmamak için şuraya bir içimi döküvereyim dedim. 

  Yine görüşmek üzere...

6 Ağustos 2023

AĞUSTOSUN ALTISI - 2023

   Uzun zaman sonra ilk defa bugün sabahtan akşama evdeydim. Son 15 gündür iş açısından çok yoğun bir dönemdeydim. Sabahtan gece yarısına kadar çalıştığım günler çoğunluktaydı. Hava çok sıcaktı. Ayaklarım hep su topladı. Bir iki gün topallayarak yürüdüm. Hem çok güzel insanlarla keyifli sohbetler ettim hem abuk sabuk kişilerle muhatap olmak zorunda kaldım derken yarından itibaren normal düzenime dönüyorum. Ev almış başını gitmişti. Bugün biraz ev işlerini toparladım, biraz dinlendim. Bu aşırı sıcakların pazartesiden sonra normale döneceğini bir de poyraz çıkacağını öğrenip sevindim. Ağustos sonuna doğru bir hafta - on günlük yıllık izin kullanmayı düşünüyorum. Sonrasında da yeni dönem hazırlıkları başlayacak. Günlerin kısa bir özeti derseniz, işte böyleydi derim :O).

   Yine görüşmek üzere...

4 Ağustos 2023

AĞUSTOSUN DÖRDÜ - 2023

  
Evimizin yeni çocuğu Hektor'u tanıştırmak istedim sizlerle. Dün ailemize katıldı. Truva prensi Paris'in abisidir Prens Hektor. Biz büyüğe Paris, küçüğe Hektor diyerek biraz tersine çevirdik sıralamayı ama olsun. Bir yandan Paris'le olan tüm anılarımı canlandırıp acıtıyor, bir yandan yeni anılar yaratıyor ama sonuçta ona sahip olduğum için çok mutluyum...

20 Temmuz 2023

TEMMUZUN YİRMİSİ - 2023

 Bugün benim doğum günüm:). Kırk dört yaşına basıyorum. Ayrıca temmuzun sonu da blogumun doğum günü, ilk yazımı 28 Temmuz 2005'te yazmıştım. Tam 18 sene olmuş. Yıllar çabuk geçiyor klişesini tabi ki kullanacağım çünkü tabi ki de yıllar çabuk geçiyor :O). Neler neler yaşadım, kimleri kaybettim, kimleri kazandım diye düşünmek istemiyorum. Hayat böyle bir şey. Üzüleceğiz, sevineceğiz, kazanacağız, kaybedeceğiz... Sizlerle burada buluşmuş olmamın da en büyük kazanımlarından biri olduğunu düşünüyorum. İyi ki varım, iyi ki varsınız!

Sevgilerimle...

13 Temmuz 2023

TEMMUZUN ON ÜÇÜ


 Özledim. Sesim soluğum çıkmıyor. Hayat devam ediyor…

8 Haziran 2023

HAZİRANIN SEKİZİ - 2023

     Paris'i kaybettikten sonra dün eve girerken kapıda ağladım. Artık kapıdan rahatça girip çıkacağız açık da kalsa Paris ya kaçarsa derdimiz olmayacak diye. Sonra bugün de evi süpürürken ağladım. Artık ev kum olmayacak diye. Bir de bu evi daha ilk gördüğümde camları tam yola bakıyor, Paris'in çok hoşuna gidecek bütün gün camdan bakacak diye ayrı bir sevmiştim, o aklıma geldi. Sonra bir posta da kimse kapalı kapıların önünde aç diye miyavlamayacak diye ağladım. On senedir bizimleydi, evin çocuğuydu. Atahan'ın kardeşi gibiydi, her gece onunla uyurdu. Hepimiz çok etkilendik, çok üzüldük. Pazartesi böbrekteki tümörün alınması için ameliyat oldu. Ameliyat sonrası iyiydi ama diğer gün fenalaştı ve kurtaramadık. O hasta haliyle bile sesimizi duyunca miyavladı, cevap verdi. Onu çok sevdik her zaman, o da bizimle mutlu bir hayat yaşadı diye düşünüyorum. İçimde sönmeyen bir kayıp ateşi de o bırakıp Çağla teyzesinin yanına gitti. Ben öyle düşünerek avunmak istiyorum en azından....

7 Haziran 2023

HAZİRANIN YEDİSİ - 2023


 Biz bugün sabaha karşı Paris’i kaybettik. Bir uygun zamanda yazacağım ayrıntılı. 

2 Mayıs 2023

MAYISIN İKİSİ - 2023

   Nedense bugün bir acayip telaş içinde başladı. Servis arayıp erken geleceğini söyleyince iki ayağım bir pabuca girdi ve işe ışık hızıyla hazırlandım. Ofise gelene kadar milyon tane iş birikti. Bir telaş içinde acil olanları yapmaya çalışayım derken kafam başka bir alakasız şeye de takıldı. Öğleden sonra bir nebze rahatladım ama geçen haftadan ayarlanmış toplantım olduğundan bir gidip geleceğim derken işler bitmedi. Yaptığım birkaç hatayı düzeltmeye bile fırsatım olmadı. Acele işler bana gelmiyor, bunu anladım bir kez daha. Hata oranım yükseliyor. Sinir katsayım da ister istemez artıyor. Daha gergin ve agresif oluyorum. Karşımdaki da bu yüzden geriliyor belki derken zincirleme reaksiyon başlamış oluyor işte. 

   Neyse ki akşam olmak üzere, birazdan mesai bitecek. Yarın yeni bir gün. Yeni bir başlangıç. Bugünün aynısı olacak diye bir şey yok. Bazen biraz da kendi kendime sorun ettiğimi de düşünüyorum. Basit şeyleri uzun uzun düşünmeye gerek yok. Geldiği gibi almamız, yaşamamız ve arkamızda bırakmamız gerekiyordur belki de. İşte o bende pek yok. Bazen de kısa zamanda çok şey yapmak istiyorum ve pek tabi ki yetişmiyor. Bunu da takıyorum kafama. Onu düşün, bunu düşün günüm stres yapmakla geçiyor. Bu huyumun farkındayım, mümkün olduğunca düzeltmeye çalışıyorum ama henüz tam anlamıyla başarılı olamadım.

  İnci Aral okuyorum son günlerde. Severim aslında, daha önce birkaç kitabını da okudum ama nedense gitmiyor kitap. Okumak istiyorum, elime de alıyorum sürekli ama her seferinde birkaç sayfadan fazlasını okuyamıyorum. Böyle böyle yarıladım gerçi ama başka kitaplara başlamak istiyorum, bunu da bitirmek istiyorum. Bir acayip durumlardayım :O).

  Geçecek diyorum. İyisiyle kötüsüyle bu kızgın / gergin ruh hali geçecek. Gözümde büyüyen işler bitecek. Yeni işlerimiz olacak. İsteklerimin bir kısmı gerçekleşecek belki bir kısmının olmasını istemekten vazgeçeceğim. Hayat devam edecek. Yoruluyorum bazen. Bunalıyorum. Böyle anlarda paylaşmak iyi geliyor. Bazen de benden uzak durulması gerekiyor kimseyi çekecek halde olmuyorum. Hepimizin oluyordur herhalde böyle zamanları bir tek ben değilimdir dünya üzerinde böyle hisseden? Mesela şu an buraya satırlarca yazasım var.  Anlatayım anlatayım anlatayım. Bütün içimi dökeyim. Rahatlayım. Bir yandan da ne kadar uğraşsam tam olarak ifade edemeyecekmişim gibi geliyor. Bana iyi gelecek ve kafamı oyalayacak şeyler yapmalıyım birkaç gün. Bunların tam olarak ne olduğunu şu an bilmiyorum deneme yanılma yöntemiyle bulacağım :O). 

  Eski yazılarımdan birinde demiştim ya yeni yazı olmayacağını bilsem de her blogu açtığımda Asortik Krep'e de bir bakıyorum diye. Artık onu yapamıyorum. Ağır geliyor. Çok özlediğimdendir belki de tüm bu dalgalı ruh hallerinin sebebi. Belki de mevsimsel. Belki de küçük küçük milyon tane şeyin birikmesi ve artık taşması. Belki oturup saatlerce ağlarım bir ara, iyi gelir bana. Belki de beni mutlu edecek küçük bir şeyle güneş açar, bulutlar aralanır. Biraz karamsar ya da depresif yazmış olabilirim çok farkında değilim gün sonunun duygu yorgunluğu da etkiliyor şu an beni. yine de yazmak ve sizlere anlatmak iyi geldi.

  Yine görüşmek üzere...

23 Nisan 2023

NİSANIN YİRMİ ÜÇÜ

   23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nız ve Şeker Bayramı'nız kutlu olsun.

   Buralarda olmadığım günlerde eylülde yapılacak Yabancı Dil Sınavı için çalışmaya başladım. İngilizcem B1 - B2 seviyesinde gidip geliyor senelerdir. İş yerinde de kullanıyorum ama tamamen tembellikten seviyesi neyse o halinde bıraktım, ite kaka kullandım, hiç üzerine eklemedim. Şimdi hem C1 - C2'ye çıkarmak istiyorum hem de sınavda iyi bir puan almayı hedefliyorum. O yüzden bulabildiğim her boş zamanda ders çalışmaya - soru çözmeye başladım ama yine de çok yavaş ilerliyor. Hızlanmam lazım.

   Bunlar dışında son zamanlarda evi çok kendi haline bırakmıştım. Almış başını gitmişti. Biraz temizlik ve derleme toparlama yaptım. Yine de yapılacak çok iş var tabi ki ama bir nebze de olsa pis - dağınık halinden kurtuldu. Bu da hoşuma gitti. Daha da yapasım var o yüzden :O). 

   Mesela, geçen haftaki izin günümde Üç senedir hiç toplamadığım kitaplığımı düzenledim. Üç bine yakın kitabım olduğunu düşünürsek muazzam bir iş. Bir günümü aldı. Yine de tam istediğim gibi olmadı. Düzenlenecek beş altı rafım daha var. Holde de üç kitaplığım var. Oraya hiç girmedim bile, sadece çalışma odasını yapabildim. Komple tüm kitaplığı boşalttım, tüm rafların tozunu aldım. Her yere tıkıştırdığım kitapları düzenledim. Aynı yazarların kitaplarını bir araya getirdim. Polisiye, fantastik, kişisel gelişim ya da roman gibi türleri yakın raflarda kümeledim. Okuyup da sahip olmak istemediğim birkaç kitabı kütüphaneye bağışlamak üzere ayırdım. Henüz okumadıklarımı bir araya getirdim. Yoruldum ama bir yandan da çok keyif aldım. Kitaplığımla ilgilenmeyi özlemişim. 

   Biraz bayram temizliği de yaptım. Mutfak halım çok kirlenmişti yıkamaya verdim. Bayramdan önce gelmişti. Komple mutfağı temizledim, halıyı serdim. Çayı koydum, demlenene kadar birkaç bulaşığı toparladım. Kahvaltıyı hazırlamaya başlamadan ocağın üzerindeki tencereleri de alayım derken elimden kaydılar. Çaydanlığı devirdiler. Mutfak perdesi, yeni yıkanan halı, sildiğim dolaplar, yerler her yer ama her yer çay oldu. Çaydanlıkta bir damla su, demlikte bir damla çay kalmamış. Devrilirken sıçradığı için de mutfağın yarısına yayılmış. Bir de dökülen çay otomatik ateşlemeyi ıslatmış. Durmaksızın gelen bir çıt çıt sesi var arka planda. Kırk üç senelik ömrümde ilk defa oturdum sinirden ağladım. Mutluluktan ya da üzüntüden ağladığım çok olmuştur gayet de alışığım ama hayatımda ilk defa sinirden ağladım. Emeğime mi üzüleyim, yorgunluğuma mı yanayım, yine yeniden sil baştan her şeyi temizleyecek oluşuma mı acıyım bilemedim. Sonra bir sigara yaktım. Oturdum pisliğe baktım. O an kafama dank etti ki ben de ocağın yanında duruyordum o haşlak çay ve kaynamış su komple benim üzerime de gelebilirdi. Ben oturup sigara içeceğime belden aşağım yanmış şekilde hastane yolunda olabilirdim. Dedim ki boş ver Burcu, sağlık olsun. Bir damla bile üzerine gelmedi ya sen ona bak. Sonra kalktım, durmaksızın gelen ve ne yapsak kesilmeyen çıt çıt sesi eşliğinde "çıt çıt çıt çıt çedene de sar bedeni bedene, dünya dolu yar olsa da alacağım bir tane" türküsünü söyleyerek mutfağı temizledim. Halıyı sildim - perdeyi yıkadım- dolapları sildim- yerleri sildim. Her yerimizden çay çıktı ama yine de bir süre. O gün kahvaltıyı saat dörtte edebildik. Tam kahvaltının ortasında birden o çıt çıt sesi kesildi. Ertesi gün kalktığımda bile hala ayaklarım ağrıyordu. 

    Sırt çantası kullanıyorum genelde çünkü normal kol çantalarına sığamıyorum. Yanımda mutlaka kitaplar, defterler ve bir sürü ıvır zıvır taşıyorum. Haliyle çantam da çok ağır oluyor. Geçen hafta iftara gitmiştik kocam ve kayınvalidemle. Onlar oturuyordu, ben sonradan geldim. Çantamı sandalyemin arkasına astım. İftara birkaç saniye kala masanın ortasındaki ekmeğe uzandım ama uzağa koymuşlar hafif kalkmam gerekti. Otururken kocamın "HOP HOP!" dediğini duydum. Bilinç dışı bir şekilde sandalyemin yere düştüğünü algıladım. Yine de çoktan geriye doğru ağırlığımı verdiğim için kendimi durduramadım ama düşmedim de yumuşak bir şekilde yere oturdum. Hatta biri sandalyeyi altımdan çekme şakası mı yapıyor diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bunların hepsi üç saniye içinde oldu - aklımdan geçti - gerçekleşti ama sanki ağır çekim gibi canlanıyor gözümde nedense, beş dakika sürmüşçesine :O). Neyse ki, kocamın hop hop'u (uyarması) sayesinde canım hiç acımadı. Ayağa kalktım. Çantamı yerden aldım, sandalyeyi yerden kaldırdım. Gülmeye başladım pek tabi ki çünkü dünyanın en salakça düşüşüydü :O). Arkamdaki üç masada oturanların hepsi bana bakıyordu, bir şey olmadı dedim onlara da, yumuşak bir oturuş yaptım kocam beni uyardı düşerken dedim. Sonra oturdum yerime, döndüm önüme yemeğimi yedim ama yemek boyunca da aklıma geldikçe kendime güldüm :O). 

  Ablamı çok özlüyorum. Ben ilk günlerde buraya da yazmıştım: Bir şey duyunca - okuyunca dur bunu ablama anlatayım diye geçiyor aklımdan diye. Ne yalan söyleyeyim zamanla bu azalır diye düşünmüştüm ama azalmadı. Mayısta doğum günü. Mezarını yaptırdık birkaç gün önce. Geçen gün mutfakta yemek yaparken onu anıp ağladık annemle. Hayat devam ediyor tabi ki ama onsuzluk bazen çok zor geliyor bana.

    Yine görüşmek üzere...   

9 Nisan 2023

NİSANIN DÖRDÜ - 2023

 Genelde hep "yazmayı çok istiyorum ama zaman hiç bulamıyorum" diyordum ya şu sıralar zamanım olsa da yazasım hiç yok. Öyle bir dönem işte. Geçer elbet. Geçince yine buralardayım :O).

12 Mart 2023

MARTIN ON İKİSİ - 2023


    Üzüm. Annemin kedisi.  
    Ablam gittikten dört gün kadar sonraydı. Mutfakta ben, annem, Atahan, kocam kahvaltı ediyorduk. Camın önünde dolaşıyormuş Üzüm. Komşu bize gösterdi, aldık içeriye sevdik, biraz besledik. Evde bir kedimiz vardı zaten. Bahçede durursa yemek koyarız, karnını doyururuz diye düşündük. Geri saldık. Döndü dolaştı açık olan mutfak camından içeri atladı ve ondan sonra da bir daha hiç gitmedi :O). Çok kirli, çok zayıf, çok küçüktü. İçeri girdiği anda bize sokuldu, sevdirdi kendini, kucağımızda uyumaya başladı. Ablam yeni gitmişti. Belki de onun hayrına olsun diye, biraz avunmak için derken sahiplendik. Çok yaramaz, çok oyunbaz bir o kadar da sevgi dolu. Ben anneme alsın diye baskı yapmak istememiştim ama bakmaya karar verdiği anda çok sevindim. Bu arada onu alınca evdeki kedimiz Maviş bize küstü ve bahçede yaşamaya başladı. Eve girse de Üzüm'ü gördüğü anda çıkıyor. Zorla alıp sokmaya çalışınca tırmalayıp ısırıyor. Özgür bir kız olarak dışarıda takılıyor artık. 

   Blogumu her açtığımda ablamın bloguna da bir tıklıyorum. Sanki yeni bir yazı bulacakmışım gibi. Biliyorum imkansız ama yine de elim gidiyor...

   Yine görüşmek üzere...

28 Şubat 2023

ŞUBATIN YİRMİ SEKİZİ

Son yazımda ablamdan sonra depremden de bahsetmeyi düşünmüştüm ama o yazı çok fazla duygu yoğunluğuna sebep olunca yapamadım. Ülkemize baş sağlığı dilemek istiyorum. Geride kalanlara da geçmiş olsun ama galiba onlar için hiç geçmeyecek. Yıkılan evlerden ve binlerce kayıptan sonra İnstagramda sık sık karşıma mal mülk yalan, sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin tarzı gönderiler çıkıyor. Doğru diyorlar. Küçük şeyleri takıyoruz normalde kafamıza. Bu tarz kayıplarda bir süre hatırlatıyoruz bunu kendimize, belki de yarın öleceğiz diyoruz, değmez diyoruz. Üç gün sonra unutup yine küçük şeylere takılmaya devam ediyoruz. Hoş, küçük şeyler derken belki önceki yazılarımda yazmıştım, bana babamın ve ablamın hastalık sürecinde üzülme diyen de çok oldu. Her şeyden önce neden sürekli mutluluk halinde olmamız gerektiğini bilmiyorum, üzülmeye de hakkımız var. Bir de en yakın iki akrabamın, hayatımda çok önemli yeri olan iki kişinin kötü bir hastalığa - hem de aynı anda yakalanmasına da üzülmeyeceksem, bu hayatta neye üzüleceğim? Çevremiz ve medya tarafından "sürekli mutlu olmalısın" baskısı kuruluyor üzerimizde. Hep gülüp eğlenmelisin, her anın zevkle - kahkahayla dolu olmalı. Katılmıyorum. Öyle olmasını beklemek de yanlış aslında diyorum. İstesek de istemesek de iyisiyle - kötüsüyle yaşayacağız bu hayatı. Mutluluklar da olacak acılar da. Mutlu olmalısın, 7/24 gülmelisin fikrinin empoze edilmesine karşıyım. Bir de şuna değinmek istiyorum: Ablamın vefatından sonra ölüm iznim vardı, yıllık iznimi de aldım. Üç hafta kadar çalışmadım. İyi geldi bana evde olmak, kendimi dinlemek. En iyisini yapmışım. Hatta belki mümkün olsaydı bir hafta daha izin alsaydım daha da iyi olacakmış diye de düşündüm işe başladıktan sonra. İnsanlara bunu pek anlatamadım. Nedense benim evde oturdukça sabahtan akşama ağladığımı, kahrolduğumu düşündüler. Sürekli kalabalıklar arasında olup acımı ve yasımı gömmem gerekiyormuş gibi bir fikir vardı. İyi de bana iyi gelen tam aksine kendi içime çekilmekti. Gördüm ki bu "kafa dinleme" fikri çok yabancı geliyor herkese. Bir süre sonra onlara anlatmaktan vazgeçtim, şimdi size anlatıyorum sadece :O).


 

  Geçen gün karşıma "evde Ferrero Roche yapın" tarifi çıktı. Malzemeler rahatlıkla bulunabilecek şeylerdi, tarif de basitti. Yaparım ben bunu dedim. Yaptım da. Sonuç yukarıda gördüğünüz ilk fotoğraftaki gibi oldu. Tadı da fena değildi. Yalnız normalde bu çikolatalar küçümen oluyor biliyorsunuz. Fındıktan büyük, cevizden küçük. Fotoğrafı yukarıdan çektiğim için çok belli olmuyor ama benimkilerin hepsi mandalina kadar oldu. Bir tane yiyenin karnı doyar, saatlerce acıkmaz. Öyle düşünün yani. Bir de içine çikolata koyup kapama kısmında çok zorlandım. Bir daha evde yapmayacağım. Gidip paşa paşa alıp yiyeceğim :O).
   Yine görüşmek üzere...

24 Şubat 2023

ŞUBATIN YİRMİ DÖRDÜ

 Uzun zamandır yazmak istiyorum. Aklımdan yazılar da yazıyorum sürekli ama bir türlü elim gitmedi buraya yazmaya. Hayat devam ediyor. İyisiyle  kötüsüyle devam ediyor. Toparlanmış gibi hissediyorum bazen kendimi ama sonra bir bakıyorum bir ses, bir kelime, bir hatıra yine sil baştan yaptırıyor. İlk günkü acı seviyeme dönüyorum. Özlem zaten çok büyük. Ablamı kaybedeli üç aya yakın bir zaman geçti ama hala bir çok şeyde “Bunu ablamla paylaşayım, bu fotoğrafı ablama atayım, bu konuda ablamın fikrini alayım.” diye geçiyor aklımdan. Sonra fark ediyorum bunun artık mümkün olmadığını ve her seferinde içim acıyor. O benim hem ablam, hem en yakın dostum, sırdaşım, dert ortağımdı yerini doldurabilmem mümkün değil. Ben, hep, birlikte yaşlanacağımızı, didişe didişe de olsa hep beraber olacağımızı düşünüyordum / hayal ediyordum / zannediyordum. Yanılmışım. Yazmaya devam edeceğim tabi ki ama bundan sonraki yazılarımda ondan çok bahsetmeyeceğim büyük ihtimalle. Onu anlatmak, ondan bahsetmek yüzeye çıkarıyor gömdüğüm üzüntülerimi, bana iyi gelmiyor. Belki gömme, anlat diyeceksiniz ama bunun zamanı henüz gelmedi, biliyorum. Biraz daha zamana ihtiyacım var.

  Yine görüşmek üzere…


7 Aralık 2022

Bugün ablamı kaybettik..

 4 yıllık kanser savaşında ikinci kez biz yenildik. Başımız sağ olsun.

24 Kasım 2022

KASIMIN YİRMİ DÖRDÜ - 2022 / ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN


Böyle güzel bir günde yazınca pek tabi ki başlığımda da sevgili öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlamak isterim. Fotoğrafta öğretmen olan anne - babam bir 23 Nisan kutlamasında 2 yaşındaki ablamın elinden tutarak poz vermişler. Annemin gözlükler süper, benim daha dünyaya gelmeme yedi sene var. Bugün babamı anmamam imkansız, biraz daha duygusal hissediyorum kendimi. O yüzden bu anlamlı günden daha fazla bahsetmeden sıradan konularla devam edeceğim :0)


   Pandemiden beri market alışverişine hiç çıkmıyorum. Sanal marketten eve teslimat zaman ve enerji açısından çok pratik geliyor bana. Bu sabah sipariş oluştururken Tadelle ekledim sepete. Güzel çikolatadır, severim. Eskiden Milka çok alıyordum ama artık kalitesi düşmüş gibi geliyor bana almıyorum o yüzden. Neyse, Tadelle attım sepete üç tane, ağzımız tatlansın diye. Sonra işe geldim ki, iş arkadaşlarımdan beri çikolata alırken kendine bana da almış. Hem de Tadelle almış. Mutlu oldum. Hem düşünüp almasına hem de özellikle Tadelle almış olmasına.  Böyle durumlarda hep "Başka bir şey isteseymişim olacakmış" derler ya belki de başka bir şey isteseydim olmayacaktı, sadece Tadelle istediğim için oldu, bilemeyiz ki :O).

21 Kasım 2022

KASIMIN YİRMİ BİRİ - 2022

    Geçen hafta çok hastalandım. Bütün gün gayet iyi idim. Çalıştım, çocuklarla atölye vardı, koşturdum durdum. Akşama doğru tam artık çocukları velilere teslim etmeye yakın, sancı girmeye başladı kasığımdan. Kötü hissediyordum kendimi ama anlayamadım bir türlü bana ne olduğunu. Üşüttüm diye düşündüm ama üşütmekten daha kötü, gaz sancısı gibi geldi bir ara ama öyle de değil. Apandisit mi acaba dedim, emin olamadım. Mide bulantısı da var derken gittikçe kötüleştim. O arada annemler yan binadaydı, onlara çocukları teslim edip geleceğim demiştim ama kıpırdayamıyordum yerimden. Soğuk soğuk ter dökmeye başladım. Eve mi gideyim, hastaneye mi gideyim karar veremedim. Sancı arttıkça kapıya kadar bile gitmek gözümde büyümeye başladı. Bu arada telefonum bozuktu arama yapamıyorum, mesaj atabiliyorum sadece. Ne anneme haber verebildim, ne kocamı arayabildim. Annemler burada ama ablam zaten hasta, bir de benimle mi uğraşacak diye düşündüm. Kocamı arayım dedim ama araba Atahan'da onun da çıkıp gelmesi çok zor. Ne yapacağımı bilemedim. Bir de çok kötü değilsem eve gideyim hiç hastaneyle uğraşmayım diye de düşünüyorum. Derken baktım ki eve gidecek durumda değilim. Ofis telefonundan annemi aradım. Hastalandığımı, beni hastaneye götürmesini rica ettiğimi söyledim. Ardından kocamı aradım. Hastalandığımı, bilmem ne hastanesinin aciline geçeceğimi söyledim. Bütün bunlar olurken de, kötüleştiğimi herkes görüyorken, tam karşımda oturan eski bir hocamız sohbet etmeye çalışıyordu ısrarla benimle. Tanıdın mı beni, sen şu hocanın kızı mısın, seni hastaneye götürsünler vb. şimdi tam hatırlamadığım bir sürü cümle. Tek kelimelik cevaplar da versem vazgeçmedi konuşmaktan. O arada annem geldi. Direkt hastaneye geçtik. Acildeki doktor da şikayetlerimi duyunca dahiliyeye sevk etti. Muayene, tahlil, ultrason kıvrana kıvrana oldu. Sancı girdikçe donup kaldığımdan normalden uzun da sürdü. Neyse, direkt odaya alıp ağrı kesici ve serum vereceklerini söylediler. Biraz kendimi toparlamaya başlamışken teşhis de geldi: Kum döküyormuşum. Hayatımda ilk defa olduğundan aklımın ucuna bile gelmemişti. Çok beter sancı çektiren bir durummuş. Yaşamış görmüş oldum. Serum ve ilaç sancıları sonlandırdı neyse ki, iltihap da varmış vücutta. Antibiyotiğimi, ağrı kesicilerimi, raporumu aldım eve geldim. Ertesi gün biraz ateş, hafiflemiş sancılar derken, en sonunda bugün tamamen iyiydim. Bunu da böyle atlatmış oldum.

   Geçmiş olsun bana :)

1 Kasım 2022

KASIMIN BİRİ - 2022



   Önceki yazılarımdan birinde yeni bir battaniyeye başladığımdan bahsetmiştim diye hatırlıyorum sanki ama dönüp de kontrol etmek zor geldi şu an açıkçası. Bahsettiysem işte yeni battaniyemin ilk parçalarının fotoğrafını yukarıda görüyorsunuz. Bahsetmediysem, en son ablama ördüğüm battaniyeyi de bitirip sahibine teslim ettikten sonra oğlum Atahan için bir tane örmeye başlamıştım. Yukarıdaki fotoğraf da onun ilk parçalarının fotoğrafı :O). Son ördüklerim biraz daha motifliydi. Bu sefer çizgili ve biraz daha kalın bir battaniye örmek istediğime karar verdim. Evde kalmış bir sürü ipim de vardı alakasız renklerde. Rastgele seçimler yaparak iki yumağı bir araya getirip sardım ve düz renk değil kırçıllı, ince değil kalın iplerim oldu.  Biraz örüp sökerek, ilk iki parçada ilmek sayısını yanlış hatırlayıp bir parçayı büyük birini çok küçük yaparak çizgili battaniyemin çizgi kalınlığını canımın istediğine, gözümün zevkine göre ayarlayarak yeni bir maceraya atıldım :O). Yavaş ilerliyor biraz ama acelesi de yok zaten. Fırsat buldukça elime alıyorum şişlerimi. Başlangıç tarihi az çok belli ama bitiş tarihinin ucu açık. 
  Bu da benim bu gece ilk defa kullanabildiğim, büyük bir merakla satın aldığım, belki herkeslerin çoktan bildiği ama benim ancak keşfettiğim Borcam non-stick fırın tepsim! Bayıldım efendim kendisine. Normalde aldığım şeyleri çok paylaşmıyorum, hele böyle adıyla sanıyla markasıyla hiç yazmıyorum ama bunu, yapıştırmayan fırın kabı - tepsisi isteyen herkes kullanmalı. İçi özel kaplamalı, dışı bildiğimiz Borcam. Beyazı ya da krem rengi de var, ben siyahını tercih ettim. Ayıptır söylemesi bu akşam fırında patates yaptım. Non - stick Borcam tepsim olmadan önce bazen kabı yağlıyordum bazen yağlı kağıt koyuyordum ama ne yaparsam yapayım mutlaka zor çıkan, fırının ısısıyla iyice kuruyup kaba yapışan birkaç patates oluyordu. Önce suda beklet, sonra ovala, çizmemek için yumuşak temizlik yapmaya çalış derken mutlaka uğraşıyordum. Bu akşam patatesler pişti ve yapışmak ne kelime dokunduğum anda neredeyse fırlıyorlardı tepsiden. Henüz yıkamadığım halde tek bir iz - leke yok şu an kapta. Bilmeyen temiz sanıp tekrar kullanabilir. Kaba gram yağ sürmedim, patateslere biraz eklemiştim pişerken tat versin diye onu da karıştırıp iyice yedirdiğimden kaba yağ değmemişti bile. Şu andan sonra fırında sadece ve sadece bunu kullanacağım. Sizlere de tavsiyemdir.
 
  Yine görüşmek üzere...

30 Ekim 2022

EKİMİN OTUZU - 2022

   Bu hafta sonunu hasta ve keyifsiz geçirdim. Üşüttüm ya da mikrop kaptım tam olarak hangisi olduğunu bilmiyorum ama hafif ishal, bol mide ağrısı ve krampıyla yastıktan başımı kaldıramadım. İşte ve özelde çok da yoğun olduğum bir hafta sonuydu. İşte sürünerek evde hiçbir şey yapmadan sadece yatarak kötü kısmını atlattım gibi. Bugün çok daha iyi hissediyorum kendimi :0). 

   Bazen eski yazılarıma bakıyorum. Her gün yazmışım. Uzun uzun yazmışım hem de. Ne kadar değişmiş hayatım, neler neler yaşamışım. Bire bir ne olduysa anlatıyormuşum, çok daha ayrıntılı yazıyormuşum.  Okumak genelde hoşuma gidiyor bazen de hüzünlendiriyor beni. Kaybettiklerimiz, artık yanımızda olmayanlar derken anılara dalıp gidiyorum. Yine de iyi ki yazmışım diyorum. 2005'ten bu yana tam 17 sene olmuş. Yanlış hesapladım zannettim başta. Döndüm hem ilk yazımın tarihini kontrol ettim hem de hesap makinesiyle hesapladım. Hayır, yanlış değilmiş, tamı tamına on yedi sene olmuş gerçekten. Hayatımın son on yedi senesi bir şekilde kayıt altına alınmış olmuş. Daha da ömrüm oldukça yazmayı düşünüyorum. Ne kadar azaltsam da yazma sıklığımı tamamen vazgeçebileceğimi düşünmüyorum. 

  Yine görüşmek üzere...

27 Ekim 2022

EKİMİN YİRMİ YEDİSİ - 2022


    Geçen gün servis bekliyordum. Birkaç dakika erken gitmişim. Duraktaki ağaca yaslandım, kitabımı da aldım elime, okumaya başladım. Sonbahar sebebiyle ağacın altı yaprak doluydu ve tek tük de düşüyorlardı zaten. Rüzgar yoktu ama sebebini anlayamadığım şekilde birden bir yaprak yağmuru yağdı başımdan aşağıya. Çok güzel ve şaşırtıcıydı. Altın sarısı yaprak halısı oluştu ağacın dibinde. Sıcacık güneş vuruyordu yüzüme, keyifliydim, yaprak yağmuruyla keyfim büyük bir mutluluğa dönüştü, tüm günüm de çok güzel geçti❤️.

   Yine görüşmek üzere…

21 Ekim 2022

EKİMİN YİRMİ BİRİ - 2022

  Bu tatlı çocuk dün iş yerime çıktı geldi bir yerlerden. Doyurduk, su verdik, sevdik. Geçici konaklamayı sağladık. Bir buçuk aylık var - yok. Yuvalandırmaya çalışıyorum. Bir yerden mi kaçmış, bakan kişi mi sokağa salmış bilemiyorum. İnsana alışık belli ki, kucak istiyor sürekli. Sıcaklık arıyor. Bunca derdimin arasında bir de ona üzülüyorum.

   Son günlerde zamansızlık en büyük sorunum. Yetemiyorum, yetişemiyorum, bitiremiyorum işleri. Evde de aynı, işte de aynı. Yoğunluktan dolayı mı, ben mi biraz savsakladım da birikti, sebebinin hiç farkında değilim açıkçası. Bu yoğunluğun arada beni biraz bunalttığı zamanlar oluyor. Kendi kendimi, elbet bir şekilde hepsi hallolur, diyerek sakinleştiriyorum. Halloluyor da hep bir şekilde zaten ama ben biraz sabırsızım galiba :O).

  Yine görüşmek üzere.

16 Ekim 2022

EKİMİN ON ALTISI - 2022

    Geçen ay sizlere uzun zamandır kullandığım bilgisayarımın artık yenilenmeye ihtiyacı olduğundan bahsetmiştim. Ekim başında yenisini aldım. Çok mutlu bir şekilde, yeni ve dokunmaya kıyamadığım, pamuklara sardığım bilgisayarımdan yazıyorum şu an :O). Dün, yeni bilgisayarımdan hiç yazı yazmadığımı fark edince bloguma giriş yapayım, güzel ve uzun bir yazı döktüreyim dedim. Blogspotu açtım, girdiğim şifreyi kabul etmedi. Blogunun mail adresinden yeni şifreni oluştur dedi. Tamam dedim, blogumun mail adresini açayım ama ona girdiğim şifre de yanlış çıktı. Blogumun mail adresi de beni girmiş olduğum güvenlik mailine yönlendirdi. Gittim onda oturum açtım. oradan aldığım şifreyi blogumun mailine verdim, oraya gelen şifreyi de aldım blogspota yapıştırdım derken uğraştıkça uğraştım. Yine de bloguma giremedim. Site yeni blog açtırmaya uğraşıp durdu bana, isim gir dedi falan filan en sonunda bloguma yanlış mail adresiyle girmeye çalıştığımı fark edince düzeltip giriş yapabildim, şifreyi de not aldım gizli saklı bir köşeye ama tüm bu uğraşlardan o kadar yorulmuştum ki, yazı yazacak enerjiyi bulamadım. Yazım bugüne kaldı.

19 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON DOKUZU - 2022


 Ablamın battaniyesini bitirdim. Hem de ağustosun yirmi ikisinde. Yazın o en sıcak ve bunaltıcı günlerinde! Fotoğrafını koymak için bekledim. O zamanlarda daha bakarken içimi afakanlar basıyordu şimdi ise tam da battaniye zamanı. Bitirdiğimde saat gecenin bir yarısı olduğu halde kötü ışık, kötü dekor demeden fotoğrafını çektim. Ablama vermek üzere koydum bir torbaya bir daha da elime almadım. Parçaları dikerken evin en çok cereyan yapan noktasına konuşlandım. Açtım tüm camları, ancak öyle dikebildim. Bence çok güzel oldu. Ellerime sağlık. Şimdi yine yeniden yeni bir parçalı battaniyeye oğlum için başladım. Düz örüyorum, bu motiften yapmıyorum. Renkleri de kırçıllı olacak şekilde ayarladım. Ne zaman biter bilmiyorum ama bittiğinde sizinle de mutlaka paylaşacağım...

18 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON SEKİZİ - 2022

   Size de hep anlattığım çok sevdiğim bir çalışma odam ve kitaplığım var. İzindeyken kitaplarımı hep çalışma odamdaki koltukta okudum ama işe başladım başlayalı pek kitap da okumadım sanki, odamda çok zaman da geçirmedim. İnsanlar genelde çalışma odalarını özler mi bilmiyorum ama ben özlüyorum ve son zamanlarda hep kendime "Bu akşam odamda olacağım" desem de yemek - bulaşık işlerini bitirip beş dakika dinlenmek üzere oturma odasındaki koltuğa oturduğum anda bir daha kalkamadığımı, uyuyup kaldığımı fark edince kendime her akşam en az bir saatimi odamda geçirme kuralı koydum. Hazır odama gelmişken bilgisayarı açınca da yeni yazı yazasım geldi. Bazen bana gereken sadece biraz disiplin ve kararlılık oluyor galiba :O). 
  
   Neyse, bilgisayar demişken şu an kullandığım annemin bilgisayarı. Zamanında bizim bilgisayar bozulunca o çok kullanmıyor diye geçici (!) bir süreliğine almıştım. Klavyesinde bazı harfler basmıyordu klavyeyi değiştirdik. Çok yavaştı, bu işlerden anlayan bir arkadaş biraz toparladı derken uzun zamandır kullanıyoruz. Son birkaç senedir yenisini almanın niyetine girdim ama hastalıklar, işler güçler derken hep ertelemiştim. Baktım ki artık eski performansını da aratmaya başladı ciddi ciddi marka ve model bakmaya başladım. Teknik özelliklerinden çok fazla anlamasam da biraz araştırıp sonra bilenlerden destek alarak iyi bir tane seçebileceğimi düşünüyorum. 


    Bu hafta cumartesi izin yaptım pazar çalıştım. Yani dün evdeyim, bugün işte. İzin günümün sabahını evi biraz toparlayıp temizleyerek geçirdikten sonra akşama doğru annemlere gittim. Hava çok sıcaktı - ki bu geceden itibaren soğumaya başlayacağını söylüyorlar - bahçede oturduk. Maviş de yanımızda takıldı, bizi dinledi, arada uçuşan yapraklarla oynadı. Biz Maviş'e seslendikçe Ateş kıskandı, koştu geldi, kendini sevdirdi. Çok keyifli bir akşamdı. 



    Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz hanımefendi de bugünkü ziyaretçimdi. Çalışırken sessiz sedasız gelmiş beni izliyormuş. Fark etmemişim, kafamı kaldırınca göz göze geldik. Bahçede mama verdim ona. Sonra ayağımın ucuyla dokundum, boş bulundu, korktu. Bana teessüf ederim, beni çok korkuttun der gibi bir bakışı vardı ki, görmenizi isterdim. Özür diledim, isteyerek korkutmadığımı söyledim, tüylerini okşadım bol bol, böylece barıştık :O).


    Paris Bey de dün akşam masanın üzerinde yüzü kapıya dönük oturuyordu. Dedim ya yazının başında, odamda her gece en az bir saat geçirmeye karar verdim diye. Geldim, oturdum, Paris'e bu kararımı anlatıyordum, daha sözümün yarısında, bitirmemi bile beklemeden arkasını döndü bana. Beni dinlemek istemiyormuş efendim. Arkasını dönmesi yetmedi, arkanı neden döndün vb deyince kuyruğunu da sallamaya başladı. Ben de daha fazla bulaşmadım ona. Masada bana bıraktığı bir defterlik yere sığışmaya çalıştım. Bilgisayarın üzerine yattığı için bilgisayarı da açamadım...


    İş yerinin bahçesinde gözüm sürekli salyangozlarda. Çok seviyorum onları. Hele yağmur sonrasında küçüklü büyüklü onlarcası oluyor etrafta. Sürekli fotoğraflarını çektiğimden telefonum yüzlerce salyangoz fotoğrafı dolu :O).


 Bir önceki yazımda Beyhan Hanım'la tanışmamızdan bahsedecektim ama o yazıyı cep telefonumdan ve iş yerindeki öğle molamda yazınca kısa kesmiştim. Çok tatlı bir hanımefendi kendisi ve bana Mutfak Camı Burcu demesi çok hoşuma gitti. Ablamı (Asortik KREP) uzun zamandır okuyormuş ve onun vesilesiyle beni de tanıyor tabikisi de :O). Zamanımız çok kısaydı, uzun uzun görüşebilmek isterdim ama yine de Beyhan Hanım o kısacık zamanda  hem harika hediyelerini verdi bize hem de güzel enerjisiyle içimizi ısıttı. Bir daha Kırklareli'ye gittiğimizde mutlaka yine uğrayacağım kendisine.

  Yine görüşmek üzere...

12 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON İKİSİ - 2022

   Yazamadım pek son bir aydır. E günler de çok çabuk geçiyor her zamanki gibi. Tadım tuzum olmuyor bazen, dünya hali bir sürü sorunla uğraşıyoruz. Keyifsiz olduğum dönemlerde blog gibi herkese açık mecralarda değil de kendi özelimde içimi dökmek amaçlı yazıyorum genelde.

  Ablamın son aldığı kemoterapilerin pek etkili olmadığını öğrendik. Tedaviye başka bir ilaçla devam edilecek ama her duraksama başka bir moral bozucu etken olduğu için size şu an ilaçlar iyi geliyor, yol katediyoruz demeyi çok daha fazla tercih ederdim. Yine de savaşa devam ediyoruz ve edeceğiz de, ileride güzel güzel haberler vereceğimiz günlerimiz de olacak mutlaka:).

   Dün günübirlik Kırklareli’ye gittik gezmeye. Hava güzeldi, hep bir aradaydık, çok keyifli bir gün oldu bence. Bu tarz gezileri daha sık yapmalıyız aslında. Normalde ben izin günümde evde olmayı tercih ediyorum ama bu sene tercihlerimi değiştireceğim birazcık.

  Kitap da pek okumuyorum son zamanlarda. Kitaplığımı biraz düzenlemeye karar verdim. Bir sürü okunmamış kitabım var ama kitaplıkta gözüme çarpmıyorlar. Onları ön plana çıkaracağım. Bir yerlerden alıp bulup koyduğum aslında pek okumadığım tarzdaki kitapları ayıracağım ve daha sık yeni kitap alacağım. Kış dönemine hazırlık çalışmalarım bunlar olacak. 

    Arayı çok uzatmamaya çalışacağım. Sonra yine görüşmek üzere..,