7 Haziran 2023

HAZİRANIN YEDİSİ - 2023


 Biz bugün sabaha karşı Paris’i kaybettik. Bir uygun zamanda yazacağım ayrıntılı. 

2 Mayıs 2023

MAYISIN İKİSİ - 2023

   Nedense bugün bir acayip telaş içinde başladı. Servis arayıp erken geleceğini söyleyince iki ayağım bir pabuca girdi ve işe ışık hızıyla hazırlandım. Ofise gelene kadar milyon tane iş birikti. Bir telaş içinde acil olanları yapmaya çalışayım derken kafam başka bir alakasız şeye de takıldı. Öğleden sonra bir nebze rahatladım ama geçen haftadan ayarlanmış toplantım olduğundan bir gidip geleceğim derken işler bitmedi. Yaptığım birkaç hatayı düzeltmeye bile fırsatım olmadı. Acele işler bana gelmiyor, bunu anladım bir kez daha. Hata oranım yükseliyor. Sinir katsayım da ister istemez artıyor. Daha gergin ve agresif oluyorum. Karşımdaki da bu yüzden geriliyor belki derken zincirleme reaksiyon başlamış oluyor işte. 

   Neyse ki akşam olmak üzere, birazdan mesai bitecek. Yarın yeni bir gün. Yeni bir başlangıç. Bugünün aynısı olacak diye bir şey yok. Bazen biraz da kendi kendime sorun ettiğimi de düşünüyorum. Basit şeyleri uzun uzun düşünmeye gerek yok. Geldiği gibi almamız, yaşamamız ve arkamızda bırakmamız gerekiyordur belki de. İşte o bende pek yok. Bazen de kısa zamanda çok şey yapmak istiyorum ve pek tabi ki yetişmiyor. Bunu da takıyorum kafama. Onu düşün, bunu düşün günüm stres yapmakla geçiyor. Bu huyumun farkındayım, mümkün olduğunca düzeltmeye çalışıyorum ama henüz tam anlamıyla başarılı olamadım.

  İnci Aral okuyorum son günlerde. Severim aslında, daha önce birkaç kitabını da okudum ama nedense gitmiyor kitap. Okumak istiyorum, elime de alıyorum sürekli ama her seferinde birkaç sayfadan fazlasını okuyamıyorum. Böyle böyle yarıladım gerçi ama başka kitaplara başlamak istiyorum, bunu da bitirmek istiyorum. Bir acayip durumlardayım :O).

  Geçecek diyorum. İyisiyle kötüsüyle bu kızgın / gergin ruh hali geçecek. Gözümde büyüyen işler bitecek. Yeni işlerimiz olacak. İsteklerimin bir kısmı gerçekleşecek belki bir kısmının olmasını istemekten vazgeçeceğim. Hayat devam edecek. Yoruluyorum bazen. Bunalıyorum. Böyle anlarda paylaşmak iyi geliyor. Bazen de benden uzak durulması gerekiyor kimseyi çekecek halde olmuyorum. Hepimizin oluyordur herhalde böyle zamanları bir tek ben değilimdir dünya üzerinde böyle hisseden? Mesela şu an buraya satırlarca yazasım var.  Anlatayım anlatayım anlatayım. Bütün içimi dökeyim. Rahatlayım. Bir yandan da ne kadar uğraşsam tam olarak ifade edemeyecekmişim gibi geliyor. Bana iyi gelecek ve kafamı oyalayacak şeyler yapmalıyım birkaç gün. Bunların tam olarak ne olduğunu şu an bilmiyorum deneme yanılma yöntemiyle bulacağım :O). 

  Eski yazılarımdan birinde demiştim ya yeni yazı olmayacağını bilsem de her blogu açtığımda Asortik Krep'e de bir bakıyorum diye. Artık onu yapamıyorum. Ağır geliyor. Çok özlediğimdendir belki de tüm bu dalgalı ruh hallerinin sebebi. Belki de mevsimsel. Belki de küçük küçük milyon tane şeyin birikmesi ve artık taşması. Belki oturup saatlerce ağlarım bir ara, iyi gelir bana. Belki de beni mutlu edecek küçük bir şeyle güneş açar, bulutlar aralanır. Biraz karamsar ya da depresif yazmış olabilirim çok farkında değilim gün sonunun duygu yorgunluğu da etkiliyor şu an beni. yine de yazmak ve sizlere anlatmak iyi geldi.

  Yine görüşmek üzere...

23 Nisan 2023

NİSANIN YİRMİ ÜÇÜ

   23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nız ve Şeker Bayramı'nız kutlu olsun.

   Buralarda olmadığım günlerde eylülde yapılacak Yabancı Dil Sınavı için çalışmaya başladım. İngilizcem B1 - B2 seviyesinde gidip geliyor senelerdir. İş yerinde de kullanıyorum ama tamamen tembellikten seviyesi neyse o halinde bıraktım, ite kaka kullandım, hiç üzerine eklemedim. Şimdi hem C1 - C2'ye çıkarmak istiyorum hem de sınavda iyi bir puan almayı hedefliyorum. O yüzden bulabildiğim her boş zamanda ders çalışmaya - soru çözmeye başladım ama yine de çok yavaş ilerliyor. Hızlanmam lazım.

   Bunlar dışında son zamanlarda evi çok kendi haline bırakmıştım. Almış başını gitmişti. Biraz temizlik ve derleme toparlama yaptım. Yine de yapılacak çok iş var tabi ki ama bir nebze de olsa pis - dağınık halinden kurtuldu. Bu da hoşuma gitti. Daha da yapasım var o yüzden :O). 

   Mesela, geçen haftaki izin günümde Üç senedir hiç toplamadığım kitaplığımı düzenledim. Üç bine yakın kitabım olduğunu düşünürsek muazzam bir iş. Bir günümü aldı. Yine de tam istediğim gibi olmadı. Düzenlenecek beş altı rafım daha var. Holde de üç kitaplığım var. Oraya hiç girmedim bile, sadece çalışma odasını yapabildim. Komple tüm kitaplığı boşalttım, tüm rafların tozunu aldım. Her yere tıkıştırdığım kitapları düzenledim. Aynı yazarların kitaplarını bir araya getirdim. Polisiye, fantastik, kişisel gelişim ya da roman gibi türleri yakın raflarda kümeledim. Okuyup da sahip olmak istemediğim birkaç kitabı kütüphaneye bağışlamak üzere ayırdım. Henüz okumadıklarımı bir araya getirdim. Yoruldum ama bir yandan da çok keyif aldım. Kitaplığımla ilgilenmeyi özlemişim. 

   Biraz bayram temizliği de yaptım. Mutfak halım çok kirlenmişti yıkamaya verdim. Bayramdan önce gelmişti. Komple mutfağı temizledim, halıyı serdim. Çayı koydum, demlenene kadar birkaç bulaşığı toparladım. Kahvaltıyı hazırlamaya başlamadan ocağın üzerindeki tencereleri de alayım derken elimden kaydılar. Çaydanlığı devirdiler. Mutfak perdesi, yeni yıkanan halı, sildiğim dolaplar, yerler her yer ama her yer çay oldu. Çaydanlıkta bir damla su, demlikte bir damla çay kalmamış. Devrilirken sıçradığı için de mutfağın yarısına yayılmış. Bir de dökülen çay otomatik ateşlemeyi ıslatmış. Durmaksızın gelen bir çıt çıt sesi var arka planda. Kırk üç senelik ömrümde ilk defa oturdum sinirden ağladım. Mutluluktan ya da üzüntüden ağladığım çok olmuştur gayet de alışığım ama hayatımda ilk defa sinirden ağladım. Emeğime mi üzüleyim, yorgunluğuma mı yanayım, yine yeniden sil baştan her şeyi temizleyecek oluşuma mı acıyım bilemedim. Sonra bir sigara yaktım. Oturdum pisliğe baktım. O an kafama dank etti ki ben de ocağın yanında duruyordum o haşlak çay ve kaynamış su komple benim üzerime de gelebilirdi. Ben oturup sigara içeceğime belden aşağım yanmış şekilde hastane yolunda olabilirdim. Dedim ki boş ver Burcu, sağlık olsun. Bir damla bile üzerine gelmedi ya sen ona bak. Sonra kalktım, durmaksızın gelen ve ne yapsak kesilmeyen çıt çıt sesi eşliğinde "çıt çıt çıt çıt çedene de sar bedeni bedene, dünya dolu yar olsa da alacağım bir tane" türküsünü söyleyerek mutfağı temizledim. Halıyı sildim - perdeyi yıkadım- dolapları sildim- yerleri sildim. Her yerimizden çay çıktı ama yine de bir süre. O gün kahvaltıyı saat dörtte edebildik. Tam kahvaltının ortasında birden o çıt çıt sesi kesildi. Ertesi gün kalktığımda bile hala ayaklarım ağrıyordu. 

    Sırt çantası kullanıyorum genelde çünkü normal kol çantalarına sığamıyorum. Yanımda mutlaka kitaplar, defterler ve bir sürü ıvır zıvır taşıyorum. Haliyle çantam da çok ağır oluyor. Geçen hafta iftara gitmiştik kocam ve kayınvalidemle. Onlar oturuyordu, ben sonradan geldim. Çantamı sandalyemin arkasına astım. İftara birkaç saniye kala masanın ortasındaki ekmeğe uzandım ama uzağa koymuşlar hafif kalkmam gerekti. Otururken kocamın "HOP HOP!" dediğini duydum. Bilinç dışı bir şekilde sandalyemin yere düştüğünü algıladım. Yine de çoktan geriye doğru ağırlığımı verdiğim için kendimi durduramadım ama düşmedim de yumuşak bir şekilde yere oturdum. Hatta biri sandalyeyi altımdan çekme şakası mı yapıyor diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bunların hepsi üç saniye içinde oldu - aklımdan geçti - gerçekleşti ama sanki ağır çekim gibi canlanıyor gözümde nedense, beş dakika sürmüşçesine :O). Neyse ki, kocamın hop hop'u (uyarması) sayesinde canım hiç acımadı. Ayağa kalktım. Çantamı yerden aldım, sandalyeyi yerden kaldırdım. Gülmeye başladım pek tabi ki çünkü dünyanın en salakça düşüşüydü :O). Arkamdaki üç masada oturanların hepsi bana bakıyordu, bir şey olmadı dedim onlara da, yumuşak bir oturuş yaptım kocam beni uyardı düşerken dedim. Sonra oturdum yerime, döndüm önüme yemeğimi yedim ama yemek boyunca da aklıma geldikçe kendime güldüm :O). 

  Ablamı çok özlüyorum. Ben ilk günlerde buraya da yazmıştım: Bir şey duyunca - okuyunca dur bunu ablama anlatayım diye geçiyor aklımdan diye. Ne yalan söyleyeyim zamanla bu azalır diye düşünmüştüm ama azalmadı. Mayısta doğum günü. Mezarını yaptırdık birkaç gün önce. Geçen gün mutfakta yemek yaparken onu anıp ağladık annemle. Hayat devam ediyor tabi ki ama onsuzluk bazen çok zor geliyor bana.

    Yine görüşmek üzere...   

9 Nisan 2023

NİSANIN DÖRDÜ - 2023

 Genelde hep "yazmayı çok istiyorum ama zaman hiç bulamıyorum" diyordum ya şu sıralar zamanım olsa da yazasım hiç yok. Öyle bir dönem işte. Geçer elbet. Geçince yine buralardayım :O).

12 Mart 2023

MARTIN ON İKİSİ - 2023


    Üzüm. Annemin kedisi.  
    Ablam gittikten dört gün kadar sonraydı. Mutfakta ben, annem, Atahan, kocam kahvaltı ediyorduk. Camın önünde dolaşıyormuş Üzüm. Komşu bize gösterdi, aldık içeriye sevdik, biraz besledik. Evde bir kedimiz vardı zaten. Bahçede durursa yemek koyarız, karnını doyururuz diye düşündük. Geri saldık. Döndü dolaştı açık olan mutfak camından içeri atladı ve ondan sonra da bir daha hiç gitmedi :O). Çok kirli, çok zayıf, çok küçüktü. İçeri girdiği anda bize sokuldu, sevdirdi kendini, kucağımızda uyumaya başladı. Ablam yeni gitmişti. Belki de onun hayrına olsun diye, biraz avunmak için derken sahiplendik. Çok yaramaz, çok oyunbaz bir o kadar da sevgi dolu. Ben anneme alsın diye baskı yapmak istememiştim ama bakmaya karar verdiği anda çok sevindim. Bu arada onu alınca evdeki kedimiz Maviş bize küstü ve bahçede yaşamaya başladı. Eve girse de Üzüm'ü gördüğü anda çıkıyor. Zorla alıp sokmaya çalışınca tırmalayıp ısırıyor. Özgür bir kız olarak dışarıda takılıyor artık. 

   Blogumu her açtığımda ablamın bloguna da bir tıklıyorum. Sanki yeni bir yazı bulacakmışım gibi. Biliyorum imkansız ama yine de elim gidiyor...

   Yine görüşmek üzere...

28 Şubat 2023

ŞUBATIN YİRMİ SEKİZİ

Son yazımda ablamdan sonra depremden de bahsetmeyi düşünmüştüm ama o yazı çok fazla duygu yoğunluğuna sebep olunca yapamadım. Ülkemize baş sağlığı dilemek istiyorum. Geride kalanlara da geçmiş olsun ama galiba onlar için hiç geçmeyecek. Yıkılan evlerden ve binlerce kayıptan sonra İnstagramda sık sık karşıma mal mülk yalan, sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin tarzı gönderiler çıkıyor. Doğru diyorlar. Küçük şeyleri takıyoruz normalde kafamıza. Bu tarz kayıplarda bir süre hatırlatıyoruz bunu kendimize, belki de yarın öleceğiz diyoruz, değmez diyoruz. Üç gün sonra unutup yine küçük şeylere takılmaya devam ediyoruz. Hoş, küçük şeyler derken belki önceki yazılarımda yazmıştım, bana babamın ve ablamın hastalık sürecinde üzülme diyen de çok oldu. Her şeyden önce neden sürekli mutluluk halinde olmamız gerektiğini bilmiyorum, üzülmeye de hakkımız var. Bir de en yakın iki akrabamın, hayatımda çok önemli yeri olan iki kişinin kötü bir hastalığa - hem de aynı anda yakalanmasına da üzülmeyeceksem, bu hayatta neye üzüleceğim? Çevremiz ve medya tarafından "sürekli mutlu olmalısın" baskısı kuruluyor üzerimizde. Hep gülüp eğlenmelisin, her anın zevkle - kahkahayla dolu olmalı. Katılmıyorum. Öyle olmasını beklemek de yanlış aslında diyorum. İstesek de istemesek de iyisiyle - kötüsüyle yaşayacağız bu hayatı. Mutluluklar da olacak acılar da. Mutlu olmalısın, 7/24 gülmelisin fikrinin empoze edilmesine karşıyım. Bir de şuna değinmek istiyorum: Ablamın vefatından sonra ölüm iznim vardı, yıllık iznimi de aldım. Üç hafta kadar çalışmadım. İyi geldi bana evde olmak, kendimi dinlemek. En iyisini yapmışım. Hatta belki mümkün olsaydı bir hafta daha izin alsaydım daha da iyi olacakmış diye de düşündüm işe başladıktan sonra. İnsanlara bunu pek anlatamadım. Nedense benim evde oturdukça sabahtan akşama ağladığımı, kahrolduğumu düşündüler. Sürekli kalabalıklar arasında olup acımı ve yasımı gömmem gerekiyormuş gibi bir fikir vardı. İyi de bana iyi gelen tam aksine kendi içime çekilmekti. Gördüm ki bu "kafa dinleme" fikri çok yabancı geliyor herkese. Bir süre sonra onlara anlatmaktan vazgeçtim, şimdi size anlatıyorum sadece :O).


 

  Geçen gün karşıma "evde Ferrero Roche yapın" tarifi çıktı. Malzemeler rahatlıkla bulunabilecek şeylerdi, tarif de basitti. Yaparım ben bunu dedim. Yaptım da. Sonuç yukarıda gördüğünüz ilk fotoğraftaki gibi oldu. Tadı da fena değildi. Yalnız normalde bu çikolatalar küçümen oluyor biliyorsunuz. Fındıktan büyük, cevizden küçük. Fotoğrafı yukarıdan çektiğim için çok belli olmuyor ama benimkilerin hepsi mandalina kadar oldu. Bir tane yiyenin karnı doyar, saatlerce acıkmaz. Öyle düşünün yani. Bir de içine çikolata koyup kapama kısmında çok zorlandım. Bir daha evde yapmayacağım. Gidip paşa paşa alıp yiyeceğim :O).
   Yine görüşmek üzere...

24 Şubat 2023

ŞUBATIN YİRMİ DÖRDÜ

 Uzun zamandır yazmak istiyorum. Aklımdan yazılar da yazıyorum sürekli ama bir türlü elim gitmedi buraya yazmaya. Hayat devam ediyor. İyisiyle  kötüsüyle devam ediyor. Toparlanmış gibi hissediyorum bazen kendimi ama sonra bir bakıyorum bir ses, bir kelime, bir hatıra yine sil baştan yaptırıyor. İlk günkü acı seviyeme dönüyorum. Özlem zaten çok büyük. Ablamı kaybedeli üç aya yakın bir zaman geçti ama hala bir çok şeyde “Bunu ablamla paylaşayım, bu fotoğrafı ablama atayım, bu konuda ablamın fikrini alayım.” diye geçiyor aklımdan. Sonra fark ediyorum bunun artık mümkün olmadığını ve her seferinde içim acıyor. O benim hem ablam, hem en yakın dostum, sırdaşım, dert ortağımdı yerini doldurabilmem mümkün değil. Ben, hep, birlikte yaşlanacağımızı, didişe didişe de olsa hep beraber olacağımızı düşünüyordum / hayal ediyordum / zannediyordum. Yanılmışım. Yazmaya devam edeceğim tabi ki ama bundan sonraki yazılarımda ondan çok bahsetmeyeceğim büyük ihtimalle. Onu anlatmak, ondan bahsetmek yüzeye çıkarıyor gömdüğüm üzüntülerimi, bana iyi gelmiyor. Belki gömme, anlat diyeceksiniz ama bunun zamanı henüz gelmedi, biliyorum. Biraz daha zamana ihtiyacım var.

  Yine görüşmek üzere…


7 Aralık 2022

Bugün ablamı kaybettik..

 4 yıllık kanser savaşında ikinci kez biz yenildik. Başımız sağ olsun.

24 Kasım 2022

KASIMIN YİRMİ DÖRDÜ - 2022 / ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN


Böyle güzel bir günde yazınca pek tabi ki başlığımda da sevgili öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlamak isterim. Fotoğrafta öğretmen olan anne - babam bir 23 Nisan kutlamasında 2 yaşındaki ablamın elinden tutarak poz vermişler. Annemin gözlükler süper, benim daha dünyaya gelmeme yedi sene var. Bugün babamı anmamam imkansız, biraz daha duygusal hissediyorum kendimi. O yüzden bu anlamlı günden daha fazla bahsetmeden sıradan konularla devam edeceğim :0)


   Pandemiden beri market alışverişine hiç çıkmıyorum. Sanal marketten eve teslimat zaman ve enerji açısından çok pratik geliyor bana. Bu sabah sipariş oluştururken Tadelle ekledim sepete. Güzel çikolatadır, severim. Eskiden Milka çok alıyordum ama artık kalitesi düşmüş gibi geliyor bana almıyorum o yüzden. Neyse, Tadelle attım sepete üç tane, ağzımız tatlansın diye. Sonra işe geldim ki, iş arkadaşlarımdan beri çikolata alırken kendine bana da almış. Hem de Tadelle almış. Mutlu oldum. Hem düşünüp almasına hem de özellikle Tadelle almış olmasına.  Böyle durumlarda hep "Başka bir şey isteseymişim olacakmış" derler ya belki de başka bir şey isteseydim olmayacaktı, sadece Tadelle istediğim için oldu, bilemeyiz ki :O).

21 Kasım 2022

KASIMIN YİRMİ BİRİ - 2022

    Geçen hafta çok hastalandım. Bütün gün gayet iyi idim. Çalıştım, çocuklarla atölye vardı, koşturdum durdum. Akşama doğru tam artık çocukları velilere teslim etmeye yakın, sancı girmeye başladı kasığımdan. Kötü hissediyordum kendimi ama anlayamadım bir türlü bana ne olduğunu. Üşüttüm diye düşündüm ama üşütmekten daha kötü, gaz sancısı gibi geldi bir ara ama öyle de değil. Apandisit mi acaba dedim, emin olamadım. Mide bulantısı da var derken gittikçe kötüleştim. O arada annemler yan binadaydı, onlara çocukları teslim edip geleceğim demiştim ama kıpırdayamıyordum yerimden. Soğuk soğuk ter dökmeye başladım. Eve mi gideyim, hastaneye mi gideyim karar veremedim. Sancı arttıkça kapıya kadar bile gitmek gözümde büyümeye başladı. Bu arada telefonum bozuktu arama yapamıyorum, mesaj atabiliyorum sadece. Ne anneme haber verebildim, ne kocamı arayabildim. Annemler burada ama ablam zaten hasta, bir de benimle mi uğraşacak diye düşündüm. Kocamı arayım dedim ama araba Atahan'da onun da çıkıp gelmesi çok zor. Ne yapacağımı bilemedim. Bir de çok kötü değilsem eve gideyim hiç hastaneyle uğraşmayım diye de düşünüyorum. Derken baktım ki eve gidecek durumda değilim. Ofis telefonundan annemi aradım. Hastalandığımı, beni hastaneye götürmesini rica ettiğimi söyledim. Ardından kocamı aradım. Hastalandığımı, bilmem ne hastanesinin aciline geçeceğimi söyledim. Bütün bunlar olurken de, kötüleştiğimi herkes görüyorken, tam karşımda oturan eski bir hocamız sohbet etmeye çalışıyordu ısrarla benimle. Tanıdın mı beni, sen şu hocanın kızı mısın, seni hastaneye götürsünler vb. şimdi tam hatırlamadığım bir sürü cümle. Tek kelimelik cevaplar da versem vazgeçmedi konuşmaktan. O arada annem geldi. Direkt hastaneye geçtik. Acildeki doktor da şikayetlerimi duyunca dahiliyeye sevk etti. Muayene, tahlil, ultrason kıvrana kıvrana oldu. Sancı girdikçe donup kaldığımdan normalden uzun da sürdü. Neyse, direkt odaya alıp ağrı kesici ve serum vereceklerini söylediler. Biraz kendimi toparlamaya başlamışken teşhis de geldi: Kum döküyormuşum. Hayatımda ilk defa olduğundan aklımın ucuna bile gelmemişti. Çok beter sancı çektiren bir durummuş. Yaşamış görmüş oldum. Serum ve ilaç sancıları sonlandırdı neyse ki, iltihap da varmış vücutta. Antibiyotiğimi, ağrı kesicilerimi, raporumu aldım eve geldim. Ertesi gün biraz ateş, hafiflemiş sancılar derken, en sonunda bugün tamamen iyiydim. Bunu da böyle atlatmış oldum.

   Geçmiş olsun bana :)

1 Kasım 2022

KASIMIN BİRİ - 2022



   Önceki yazılarımdan birinde yeni bir battaniyeye başladığımdan bahsetmiştim diye hatırlıyorum sanki ama dönüp de kontrol etmek zor geldi şu an açıkçası. Bahsettiysem işte yeni battaniyemin ilk parçalarının fotoğrafını yukarıda görüyorsunuz. Bahsetmediysem, en son ablama ördüğüm battaniyeyi de bitirip sahibine teslim ettikten sonra oğlum Atahan için bir tane örmeye başlamıştım. Yukarıdaki fotoğraf da onun ilk parçalarının fotoğrafı :O). Son ördüklerim biraz daha motifliydi. Bu sefer çizgili ve biraz daha kalın bir battaniye örmek istediğime karar verdim. Evde kalmış bir sürü ipim de vardı alakasız renklerde. Rastgele seçimler yaparak iki yumağı bir araya getirip sardım ve düz renk değil kırçıllı, ince değil kalın iplerim oldu.  Biraz örüp sökerek, ilk iki parçada ilmek sayısını yanlış hatırlayıp bir parçayı büyük birini çok küçük yaparak çizgili battaniyemin çizgi kalınlığını canımın istediğine, gözümün zevkine göre ayarlayarak yeni bir maceraya atıldım :O). Yavaş ilerliyor biraz ama acelesi de yok zaten. Fırsat buldukça elime alıyorum şişlerimi. Başlangıç tarihi az çok belli ama bitiş tarihinin ucu açık. 
  Bu da benim bu gece ilk defa kullanabildiğim, büyük bir merakla satın aldığım, belki herkeslerin çoktan bildiği ama benim ancak keşfettiğim Borcam non-stick fırın tepsim! Bayıldım efendim kendisine. Normalde aldığım şeyleri çok paylaşmıyorum, hele böyle adıyla sanıyla markasıyla hiç yazmıyorum ama bunu, yapıştırmayan fırın kabı - tepsisi isteyen herkes kullanmalı. İçi özel kaplamalı, dışı bildiğimiz Borcam. Beyazı ya da krem rengi de var, ben siyahını tercih ettim. Ayıptır söylemesi bu akşam fırında patates yaptım. Non - stick Borcam tepsim olmadan önce bazen kabı yağlıyordum bazen yağlı kağıt koyuyordum ama ne yaparsam yapayım mutlaka zor çıkan, fırının ısısıyla iyice kuruyup kaba yapışan birkaç patates oluyordu. Önce suda beklet, sonra ovala, çizmemek için yumuşak temizlik yapmaya çalış derken mutlaka uğraşıyordum. Bu akşam patatesler pişti ve yapışmak ne kelime dokunduğum anda neredeyse fırlıyorlardı tepsiden. Henüz yıkamadığım halde tek bir iz - leke yok şu an kapta. Bilmeyen temiz sanıp tekrar kullanabilir. Kaba gram yağ sürmedim, patateslere biraz eklemiştim pişerken tat versin diye onu da karıştırıp iyice yedirdiğimden kaba yağ değmemişti bile. Şu andan sonra fırında sadece ve sadece bunu kullanacağım. Sizlere de tavsiyemdir.
 
  Yine görüşmek üzere...

30 Ekim 2022

EKİMİN OTUZU - 2022

   Bu hafta sonunu hasta ve keyifsiz geçirdim. Üşüttüm ya da mikrop kaptım tam olarak hangisi olduğunu bilmiyorum ama hafif ishal, bol mide ağrısı ve krampıyla yastıktan başımı kaldıramadım. İşte ve özelde çok da yoğun olduğum bir hafta sonuydu. İşte sürünerek evde hiçbir şey yapmadan sadece yatarak kötü kısmını atlattım gibi. Bugün çok daha iyi hissediyorum kendimi :0). 

   Bazen eski yazılarıma bakıyorum. Her gün yazmışım. Uzun uzun yazmışım hem de. Ne kadar değişmiş hayatım, neler neler yaşamışım. Bire bir ne olduysa anlatıyormuşum, çok daha ayrıntılı yazıyormuşum.  Okumak genelde hoşuma gidiyor bazen de hüzünlendiriyor beni. Kaybettiklerimiz, artık yanımızda olmayanlar derken anılara dalıp gidiyorum. Yine de iyi ki yazmışım diyorum. 2005'ten bu yana tam 17 sene olmuş. Yanlış hesapladım zannettim başta. Döndüm hem ilk yazımın tarihini kontrol ettim hem de hesap makinesiyle hesapladım. Hayır, yanlış değilmiş, tamı tamına on yedi sene olmuş gerçekten. Hayatımın son on yedi senesi bir şekilde kayıt altına alınmış olmuş. Daha da ömrüm oldukça yazmayı düşünüyorum. Ne kadar azaltsam da yazma sıklığımı tamamen vazgeçebileceğimi düşünmüyorum. 

  Yine görüşmek üzere...

27 Ekim 2022

EKİMİN YİRMİ YEDİSİ - 2022


    Geçen gün servis bekliyordum. Birkaç dakika erken gitmişim. Duraktaki ağaca yaslandım, kitabımı da aldım elime, okumaya başladım. Sonbahar sebebiyle ağacın altı yaprak doluydu ve tek tük de düşüyorlardı zaten. Rüzgar yoktu ama sebebini anlayamadığım şekilde birden bir yaprak yağmuru yağdı başımdan aşağıya. Çok güzel ve şaşırtıcıydı. Altın sarısı yaprak halısı oluştu ağacın dibinde. Sıcacık güneş vuruyordu yüzüme, keyifliydim, yaprak yağmuruyla keyfim büyük bir mutluluğa dönüştü, tüm günüm de çok güzel geçti❤️.

   Yine görüşmek üzere…

21 Ekim 2022

EKİMİN YİRMİ BİRİ - 2022

  Bu tatlı çocuk dün iş yerime çıktı geldi bir yerlerden. Doyurduk, su verdik, sevdik. Geçici konaklamayı sağladık. Bir buçuk aylık var - yok. Yuvalandırmaya çalışıyorum. Bir yerden mi kaçmış, bakan kişi mi sokağa salmış bilemiyorum. İnsana alışık belli ki, kucak istiyor sürekli. Sıcaklık arıyor. Bunca derdimin arasında bir de ona üzülüyorum.

   Son günlerde zamansızlık en büyük sorunum. Yetemiyorum, yetişemiyorum, bitiremiyorum işleri. Evde de aynı, işte de aynı. Yoğunluktan dolayı mı, ben mi biraz savsakladım da birikti, sebebinin hiç farkında değilim açıkçası. Bu yoğunluğun arada beni biraz bunalttığı zamanlar oluyor. Kendi kendimi, elbet bir şekilde hepsi hallolur, diyerek sakinleştiriyorum. Halloluyor da hep bir şekilde zaten ama ben biraz sabırsızım galiba :O).

  Yine görüşmek üzere.

16 Ekim 2022

EKİMİN ON ALTISI - 2022

    Geçen ay sizlere uzun zamandır kullandığım bilgisayarımın artık yenilenmeye ihtiyacı olduğundan bahsetmiştim. Ekim başında yenisini aldım. Çok mutlu bir şekilde, yeni ve dokunmaya kıyamadığım, pamuklara sardığım bilgisayarımdan yazıyorum şu an :O). Dün, yeni bilgisayarımdan hiç yazı yazmadığımı fark edince bloguma giriş yapayım, güzel ve uzun bir yazı döktüreyim dedim. Blogspotu açtım, girdiğim şifreyi kabul etmedi. Blogunun mail adresinden yeni şifreni oluştur dedi. Tamam dedim, blogumun mail adresini açayım ama ona girdiğim şifre de yanlış çıktı. Blogumun mail adresi de beni girmiş olduğum güvenlik mailine yönlendirdi. Gittim onda oturum açtım. oradan aldığım şifreyi blogumun mailine verdim, oraya gelen şifreyi de aldım blogspota yapıştırdım derken uğraştıkça uğraştım. Yine de bloguma giremedim. Site yeni blog açtırmaya uğraşıp durdu bana, isim gir dedi falan filan en sonunda bloguma yanlış mail adresiyle girmeye çalıştığımı fark edince düzeltip giriş yapabildim, şifreyi de not aldım gizli saklı bir köşeye ama tüm bu uğraşlardan o kadar yorulmuştum ki, yazı yazacak enerjiyi bulamadım. Yazım bugüne kaldı.

19 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON DOKUZU - 2022


 Ablamın battaniyesini bitirdim. Hem de ağustosun yirmi ikisinde. Yazın o en sıcak ve bunaltıcı günlerinde! Fotoğrafını koymak için bekledim. O zamanlarda daha bakarken içimi afakanlar basıyordu şimdi ise tam da battaniye zamanı. Bitirdiğimde saat gecenin bir yarısı olduğu halde kötü ışık, kötü dekor demeden fotoğrafını çektim. Ablama vermek üzere koydum bir torbaya bir daha da elime almadım. Parçaları dikerken evin en çok cereyan yapan noktasına konuşlandım. Açtım tüm camları, ancak öyle dikebildim. Bence çok güzel oldu. Ellerime sağlık. Şimdi yine yeniden yeni bir parçalı battaniyeye oğlum için başladım. Düz örüyorum, bu motiften yapmıyorum. Renkleri de kırçıllı olacak şekilde ayarladım. Ne zaman biter bilmiyorum ama bittiğinde sizinle de mutlaka paylaşacağım...

18 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON SEKİZİ - 2022

   Size de hep anlattığım çok sevdiğim bir çalışma odam ve kitaplığım var. İzindeyken kitaplarımı hep çalışma odamdaki koltukta okudum ama işe başladım başlayalı pek kitap da okumadım sanki, odamda çok zaman da geçirmedim. İnsanlar genelde çalışma odalarını özler mi bilmiyorum ama ben özlüyorum ve son zamanlarda hep kendime "Bu akşam odamda olacağım" desem de yemek - bulaşık işlerini bitirip beş dakika dinlenmek üzere oturma odasındaki koltuğa oturduğum anda bir daha kalkamadığımı, uyuyup kaldığımı fark edince kendime her akşam en az bir saatimi odamda geçirme kuralı koydum. Hazır odama gelmişken bilgisayarı açınca da yeni yazı yazasım geldi. Bazen bana gereken sadece biraz disiplin ve kararlılık oluyor galiba :O). 
  
   Neyse, bilgisayar demişken şu an kullandığım annemin bilgisayarı. Zamanında bizim bilgisayar bozulunca o çok kullanmıyor diye geçici (!) bir süreliğine almıştım. Klavyesinde bazı harfler basmıyordu klavyeyi değiştirdik. Çok yavaştı, bu işlerden anlayan bir arkadaş biraz toparladı derken uzun zamandır kullanıyoruz. Son birkaç senedir yenisini almanın niyetine girdim ama hastalıklar, işler güçler derken hep ertelemiştim. Baktım ki artık eski performansını da aratmaya başladı ciddi ciddi marka ve model bakmaya başladım. Teknik özelliklerinden çok fazla anlamasam da biraz araştırıp sonra bilenlerden destek alarak iyi bir tane seçebileceğimi düşünüyorum. 


    Bu hafta cumartesi izin yaptım pazar çalıştım. Yani dün evdeyim, bugün işte. İzin günümün sabahını evi biraz toparlayıp temizleyerek geçirdikten sonra akşama doğru annemlere gittim. Hava çok sıcaktı - ki bu geceden itibaren soğumaya başlayacağını söylüyorlar - bahçede oturduk. Maviş de yanımızda takıldı, bizi dinledi, arada uçuşan yapraklarla oynadı. Biz Maviş'e seslendikçe Ateş kıskandı, koştu geldi, kendini sevdirdi. Çok keyifli bir akşamdı. 



    Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz hanımefendi de bugünkü ziyaretçimdi. Çalışırken sessiz sedasız gelmiş beni izliyormuş. Fark etmemişim, kafamı kaldırınca göz göze geldik. Bahçede mama verdim ona. Sonra ayağımın ucuyla dokundum, boş bulundu, korktu. Bana teessüf ederim, beni çok korkuttun der gibi bir bakışı vardı ki, görmenizi isterdim. Özür diledim, isteyerek korkutmadığımı söyledim, tüylerini okşadım bol bol, böylece barıştık :O).


    Paris Bey de dün akşam masanın üzerinde yüzü kapıya dönük oturuyordu. Dedim ya yazının başında, odamda her gece en az bir saat geçirmeye karar verdim diye. Geldim, oturdum, Paris'e bu kararımı anlatıyordum, daha sözümün yarısında, bitirmemi bile beklemeden arkasını döndü bana. Beni dinlemek istemiyormuş efendim. Arkasını dönmesi yetmedi, arkanı neden döndün vb deyince kuyruğunu da sallamaya başladı. Ben de daha fazla bulaşmadım ona. Masada bana bıraktığı bir defterlik yere sığışmaya çalıştım. Bilgisayarın üzerine yattığı için bilgisayarı da açamadım...


    İş yerinin bahçesinde gözüm sürekli salyangozlarda. Çok seviyorum onları. Hele yağmur sonrasında küçüklü büyüklü onlarcası oluyor etrafta. Sürekli fotoğraflarını çektiğimden telefonum yüzlerce salyangoz fotoğrafı dolu :O).


 Bir önceki yazımda Beyhan Hanım'la tanışmamızdan bahsedecektim ama o yazıyı cep telefonumdan ve iş yerindeki öğle molamda yazınca kısa kesmiştim. Çok tatlı bir hanımefendi kendisi ve bana Mutfak Camı Burcu demesi çok hoşuma gitti. Ablamı (Asortik KREP) uzun zamandır okuyormuş ve onun vesilesiyle beni de tanıyor tabikisi de :O). Zamanımız çok kısaydı, uzun uzun görüşebilmek isterdim ama yine de Beyhan Hanım o kısacık zamanda  hem harika hediyelerini verdi bize hem de güzel enerjisiyle içimizi ısıttı. Bir daha Kırklareli'ye gittiğimizde mutlaka yine uğrayacağım kendisine.

  Yine görüşmek üzere...

12 Eylül 2022

EYLÜLÜN ON İKİSİ - 2022

   Yazamadım pek son bir aydır. E günler de çok çabuk geçiyor her zamanki gibi. Tadım tuzum olmuyor bazen, dünya hali bir sürü sorunla uğraşıyoruz. Keyifsiz olduğum dönemlerde blog gibi herkese açık mecralarda değil de kendi özelimde içimi dökmek amaçlı yazıyorum genelde.

  Ablamın son aldığı kemoterapilerin pek etkili olmadığını öğrendik. Tedaviye başka bir ilaçla devam edilecek ama her duraksama başka bir moral bozucu etken olduğu için size şu an ilaçlar iyi geliyor, yol katediyoruz demeyi çok daha fazla tercih ederdim. Yine de savaşa devam ediyoruz ve edeceğiz de, ileride güzel güzel haberler vereceğimiz günlerimiz de olacak mutlaka:).

   Dün günübirlik Kırklareli’ye gittik gezmeye. Hava güzeldi, hep bir aradaydık, çok keyifli bir gün oldu bence. Bu tarz gezileri daha sık yapmalıyız aslında. Normalde ben izin günümde evde olmayı tercih ediyorum ama bu sene tercihlerimi değiştireceğim birazcık.

  Kitap da pek okumuyorum son zamanlarda. Kitaplığımı biraz düzenlemeye karar verdim. Bir sürü okunmamış kitabım var ama kitaplıkta gözüme çarpmıyorlar. Onları ön plana çıkaracağım. Bir yerlerden alıp bulup koyduğum aslında pek okumadığım tarzdaki kitapları ayıracağım ve daha sık yeni kitap alacağım. Kış dönemine hazırlık çalışmalarım bunlar olacak. 

    Arayı çok uzatmamaya çalışacağım. Sonra yine görüşmek üzere..,

13 Ağustos 2022

AĞUSTOSUN ON ÜÇÜ - 2022




    Evde eski ve büyükçene bir saklama kutum vardı. Ivır zıvırları toplamak için kullanıyordum. Boyu falan iyiydi ama şeffaf oluşu hiç hoşuma gitmiyordu. Bugün onu kolaj / dekupaj karışımı bir şey yaparak kapladım. Daha önce hiç yapmadığım için biraz acemice oldu ama işimi gördü sonuçta. Kendim yaptım diye demiyorum sevimli oldu bence :O). 

   Paris'i iğneleri devam ediyor. Veteriner artık tecrübeli olduğundan iğneyi yanına üç kişi alıp yapıyor. Gerçi geçen gün yol boyunca bağıran Paris bugün hiç ses çıkarmadı. Hatta asistanın kendisini taşıma çantasından çıkarıp sevmesine izin verdi. Alışmaya başlıyor galiba yavaş yavaş.

   Evde olduğum günlerde yeni tarifler denemeye karar verdim. Sürekli sağdan soldan bir sürü tarif bulup telefona kaydedip duruyorum da normalde çok azını deniyorum. Neyse, şimdiye kadar üç tarif denedim. Sirkeli poğaçam ve tavuklu milföy böreğim çok güzel oldu. Poğaça puf puf kabardı. Börek lezizdi. Tavada mantolayarak yapmam gereken patatesli tarifi ise beceremedim. Poğaçayla böreği yine yapmak üzere hemen defterime yazdım. Patatesli tarifi de tekrar denemek üzere bir kenara kaldırdım.

  İzinde de olsam sabahları erken kalkmaya devam ediyorum. Son iki üç sabahtır üşüdüğümü fark ediyorum. En sonunda yavaş yavaş yaz bitiyor mu gerçekten acaba? Gün içinde yine bunaltıcı sıcaklar olsa da serin sabahlara uyanmak güzel:)

   Kaynım perşembe günü kalple ilgili bir operasyon geçirdi. Ablam dün yine kemo aldı. Paris'e bugün kan tahlili yapılacak ve iğnelerin işe yarayıp yaramadığına bakılacak. İznimin ilk üç günü biraz stresli geçti. Sonuçta çok bir sıkıntı yaşamadan atlatmış olsak da hastalıklar endişelendiriyor beni doğal olarak. Bir yandan durumlarını takip edip bir yandan fırsat buldukça evle ilgilendim. Bitirdiğim her işle kafam rahatlıyor ve temiz, düzenli bir alana kavuşmuş olmanın rahatlığını yaşıyorum. Temizlik pek yapmadım ama tertipleme açısından yol kat ediyorum.

   Yine görüşmek üzere...

10 Ağustos 2022

AĞUSTOSUN ONU - 2022

 Bugün Paris’i veterinere götürdüm. İki gecedir huzursuzlanıyordu ama gündüz iyiydi. Mamasını yiyor, suyunu içiyordu. Veterinere gitmek de ayrı bir travma olduğu için götürmekte acele etmedim. Üç sene önce kuru fip sebebiyle çok hastalandığından, altı yedi ay önce de idrar yollarıyla ilgili bir sıkıntı yaşadığından içim de rahat değildi. Daha fazla sıkıntı çekmesin, bir hastalığı varsa da ilerlemesin diye bugün gittik. Muayene edildi, röntgen çekildi, kan tahlili yapıldı. Bir böbrekte taş, bir böbrekte büyüme çıktı. Huzursuzluğunun sebebinin böbrek ağrısı olabileceğini söyledi veteriner. Bağışıklığı biraz düşük. Üç gün iğne olacak, üriner bir mamaya geçeceğiz. Korktuğum kadar kötü değil, genel durumu iyi. Her zamanki gibi ortalığı inletti. Tırnağıyla veterinerin giydiği koruyucu deri eldiveni yırtmış. Atahan’la gitmiştik veterinere, ben içeride bekledim, o dışarıda arabadaydı. Röntgen çekilirken bana kadar gelmişti Paris’in tıslamaları ve hırlamaları, Atahan da dışarıdan duymuş. Biraz vahşileşiyor her türlü işlemde. Giderken de yol boyunca acı acı bağırdı ama dönüşte hiç sesi çıkmadı öyle ki ara ara kontrol ettim iyi mi diye. 

Bunun dışında bugün yıllık iznimin ilk günüydü. Normalde her sene topluca alıp bir ay tatil yapıyordum ama bu sene on gün aldım sadece. Ağustosun sonlarına yaklaşırken dönmüş olacağım. Hiçbir planım yok. Bir yere gidesim yok. Evde zaman geçirmek, evi toplamak, yerleştirmek, düzenlemek istiyorum sadece. Erken kalkmak ama sonra istersem gün içinde kestirmek istiyorum. Saati kontrol etmek zorunda kalmadan keyfimce zaman geçirmeyi diliyorum. Paris rahatsız zaten onunla ilgileneceğim. Yarın kaynım kalple ilgili bir operasyon geçirecek ona destek oluruz elimizden geldiğince. Ablam da kemo alacak yarın, fırsat buldukça annemlere giderim diye düşünüyorum. İşe döndüğümde de belki hava birazcık olsun serinler. Yazı sevmiyorum. Bugün biraz yağmur ve serinlik olsa da ağustosun ilk haftaları sıcak ve nemliydi, eylülü hasretle bekliyorum.

Yine görüşmek üzere…

5 Ağustos 2022

AĞUSTOSUN BEŞİ - 2022

 



Kahve falına hiç inanmam, bakmayı zaten bilmem, baktırmam da pek. Kahve sevenler bana kızacak ama Türk kahvesi de sevmediğimden çok içmem. Bugün ofiste içen birinin fincanını kendime niyet kapattım onun haberi olmadan. Soğuduğunda açayım dedim açılmadı. Normalde “kahve tutmuş” derler galiba böyle açılmayan fincana bakmazlar ama zaten ben kendi kendime kapadığım için onu da ciddiye almadım. Fincanı zorla açtım:). İçim ferah, yolum var. Alaaddin’in sihirli lambası ve başını geriye döndürmüş bakan boynuzlu geyiği gördüm:). Gugıla göre kısmetler gani gani beni bekliyor, sihirli lamba ve geyik huzur, mutluluk vb. güzel anlamlara geliyormuş. İçmediğim kahveden kendi kendime baktığım bir fal için gayet güzel sonuçlar bence.

  Bayramda Çanakkale yolunda Atahan spotifydan şarkılar açtı bize. Ama nasıl güzel şarkılar seçmiş, ne kadar keyifli bir liste yapmış anlatamam, her bir yeni başlayan şarkı en sevdiklerimden biri. Eve yaklaştığımızda şarkı seçiminden dolayı tebrik ettim onu, çok keyifle dinlediğimi ve çok hoşuma gittiğini söyledim. Biz spotifyda onun hesabını ortak kullanıyoruz, meğer o yol boyunca benim şarkı listemi dinletmiş bize:). Şaşkınlığıma mı güleyim kendi listemi tanımayışıma mı bilemedim. Bu akşam da beğendiğim bir şarkıyı listeme eklemek için girdim spotifya, biraz da müzik dinleyim dedim ama seçtiğim hiçbir şarkı çalmadı, sürekli başka başka şarkıları denedim olmadı, bir süre sonra öğrendim ki Atahan dışarıda arkadaşlarıyla sesi hoparlöre vererek müzik dinliyormuş, benim deneme amaçlı seçtiğim her şarkıyla da o hoparlörde dinledikleri müzik kesilip benim rastgele açtığım şarkılar çalıyormuş:). Anlamam geç oldu ama bayramdaki olayı da hatırlamamı sağladı:).


16 Temmuz 2022

TEMMUZUN ON ALTISI - 2022




 Bayramda kahvaltıyı annemlerde yapıp yeğenim ve eşiyle de görüştükten sonra Çanakkale’ye geçtik.. İlk günü gittik son günü döndük. Biraz trafiğe takılsak da oradaki günlerimiz çok keyifli geçti. Bayramı kayınvalidem, görümcem, kaynım ve yeğenlerle geçirmiş olduk. Bol bol da gezdik. Koyduğum fotoğraflar da Çanakkale’nin muhtelif yerlerinden. Kaldığımız süre boyunca her sabah erkenden kalkıp çarşıda dolaştım, fırından kendime tazecik poğaça evdekilere simit vb. alıp deniz kenarında çay eşliğinde yedim. Bir gün tek başımadaydım, bir gün ailecek gittik, bir gün de oğlumla ikimiz. Kocam benim odaya giriş çıkışımla uyansa da ev halkı daha uyuyor oluyordu ben kalktığımda. Saat sekiz - sekiz buçuk civarında evden çıkıyordum. Dokuz - dokuz buçuk gibi de dönüyordum. Döndüğümde kahvaltı hazırlıkları başlamış oluyordu. Onlar kahvaltı ederken ben de nescafe keyfi yapıyordum. İkinci gün evden çıkmaya hazırlanırken aklıma babam geldi. Bir yere tatile gittiğimizde o da aynı benim gibi yapardı. Hepimiz uyurken erkenden kalkar, çarşıdaki dükkanları keşfeder, gün içinde de bizi oraya götürürdü. Onun bu özelliğini - huyunu bire bir yapıyormuşum ama farkında değildim şimdiye kadar:). 

7 Temmuz 2022

TEMMUZUN YEDİSİ - 2022


 Geçen salı işten izin aldım annemlerle memleketteki işlerimizi hallettik. Çok izin veya rapor alan biri değilim normalde. Son üç senedir ilk defa kendi işlerim için izin almış oldum. Fotoğraf da o güzel günden. Dönüşte yemek yediğimiz mekan. Yemekler de çok güzeldi, doğa da, hafta içi ve erken bir saat olduğu için sakindi de. Ruhum dinlendi. Annemlerle olmak da iyi geldi. Çok yoğun bir iş dönemindeyim ve bayram sonrası yoğunluğum on katına çıkacak olsa da bir günlük ara iyi geldi. 

     Bu hanım kızımız da annemin kedisi Maviş. Her ne kadar ev kedisi olsa da annemlere gittiğimizde bizi hep kapıda karşılıyor çünkü bütün gün sokakta. Mahallenin tozunu attırıyor. Ağaç tepesinde olduğu pozlardan koymam lazımdı aslında onu anlatmak için. Bu sakin haliyle hiç alakası yok normalde :O).
 
    Geçen hafta sonu şehir dışından, uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlarımız geldi. Cumartesi de çalıştığımdan akşama doğru geldiler, ertesi gün öğleden sonra döndüler. Bir gün bile olsa görüşebildiğimiz süre ev - iş dışında bir şeyler yapabildiğim için dinlendirdi beni.  Normalde cumartesi çalışınca pazar biraz dinlenip biraz ev işi yapıyorum. Süpürmek, silmek, toparlamak derken izin günüm tam da bir izin günü gibi geçmiyor genelde. Geçenlerde yemek - bulaşık dışında ev işi de yapmadım. Süper bir dinlenme oldu benim için ama bütün işler hafta içine kaldı bu seferde :O(.

    Okuyacak kitap bulamıyorum şu sıralar. Yeni de almak istemiyorum. Ev okumadığım kitap dolu ama ben yine de okuyacak kitap bulamıyorum. Hani dolabımızı açarız, doluluktan kıyafetler üzerimize dökülür ama yine de giyecek bir şey bulamayız ya, işte öyle bir şey :O).  
 

22 Haziran 2022

HAZİRANIN YİRMİ İKİSİ - 2022

      Ev işi yapanlar iyi bilirler. Hani bir yeri toplarsın, tertemiz olur, sonra da hep orayı toplu tutmaya çalışırsın. Günlerce böyle gider, sonra tek bir akşam yorgun - uykulu ve saire olursun, yarın yaparım dersin ve bir günde her yer dağılır, ipin ucunu kaçırırsın, bir daha da zor toparlarsın ya, işte genelde ben bu durumu yatak odasında yaşıyordum. Hem de öyle günlerce toplu tutarak değil daha ertesi gün eski halinden beter bir duruma çevirerek :O). Belki oraya gün içinde çok girip çıkmadığımdan, belki yatarken yatağın üzerini boşaltmak yeterli olduğundan, belki de gereksiz kıyafetlerin çokluğundan, neden olduğunu tam olarak bilmiyorum ama yıllardır yatak odamda hep bir köşede bir çamaşır yığını olur, temizler, ütülenecekler, dolaba yerleştirilecekler hiç bitmez. Geçen ay ben bu döngüyü kırdım! Kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkardığımdan beri odam her gün ve günlerdir toplu. Dağılıverecek diye ödüm kopuyor. Her şeyi hemen yerine kaldırıyorum. Her akşam toplu bir odada uyumanın ve aradığım şeyi bulmanın keyfini yaşıyorum :O). Yılların düzensizliğini nasıl kırdım onu da hiç anlamıyorum. Ama bir daha eski haline dönmesini istemiyorum...

   Ablamın kemoları devam ediyor. Çok istediğimiz gibi de gitmiyor süreç. Günlük hayatımıza devam ediyoruz bir şekilde ama sinir bozukluğu yüzeyin hemen altında duruyor, biliyorum. Normalde takılmayacağım şeylere sinirlendiğim zamanlar anlıyorum ki üzüntülerim tavan yapmış ya da bu sinir bozukluğu, gülerken bile anında ağlamaya geçebilme şeklinde ortaya çıkıyor. Duygusal bir video izlediğimde ya da sevdiğim bir arkadaşımın doğum günü kutlamasında gözlerim hemen doluyor mesela. Hele kendime - ablama - anneme acıma/üzülme/kıyamama moduna girdiğimde bütün bir gece durup durup ağlayabiliyorum. Höyküre  höyküre değil ama ince ince. Geçen akşam mutfakta hem yemek yaptım hem ağladım. Arada durdum. Sonra yine ağlamaya devam ettim. Babamın hastalığında iş yerinde arka bahçede ağlama köşem vardı. Çıkar orada ağlar ofise döner işe devam ederdim. Bazen iyi geliyor ağlamak ama çoğunlukla beni yorup enerjimi düşürmekten başka bir şeye yaramıyor. O yüzden istemiyorum. Bazen de konuşmak iyi geliyor ama insanlar o kadar salakça yorumlar yapıyor ki bahsettiğime pişman oluyorum. En saçması ve kızdığım şu: "Üzülme". Şu hayatta kanser olmuş ablama da üzülemeyeceksem neye üzüleceğim? Her daim neşe dolu - mutlu olmamız gerektiğini nereden çıkarıyoruz? Üzülüyorum diye hayattan elimi eteğimi çekmiş, ne bileyim öleyim gideyim, yemeden içmeden kesileyim, kendime dünyayı zehir edeyim kafasında yaşayan biri değilim ki... Bu kanser hastası yakınlarına ve büyük ihtimalle kanser hastalarına da yapılan "mutlu ol" baskısı nedir yani? Herkes gibi mutlu olduğum zamanlar da, üzüldüğüm zamanlar da mevcut. Nasıl siz istediniz ve dediniz diye sebepsiz yere - durup dururken "mutlu" olamayacaksam üzülme dediniz diye de birden bütün kaygılarımı - sıkıntılarımı bir kenara atıp 7/24 Pollyanna misali dolaşmayacağım. K:arışmayın yaa!

8 Haziran 2022

HAZİRANIN SEKİZİ, 2022




İğneada’dayım. İki günlük minik bir mola yaptım, iş yerinden arkadaşlarla geldik. Çok iyi geldi açıkçası. Mevsim daha başlamamış. Etraf sakin. Hava da serindi.. Bugün güneş biraz yüzünü gösterince denize girenler oldu ama ben yürüyüş yapmayı tercih ettim. Otelden çıktım daha önceden bildiğim ama hep arabayla gittiğim bir koyu rastgele yürüyerek bulmayı amaçlayarak yola çıktım. Adanın yerlilerinin evleri, küçük yazlık evler, mis kokulu güller, hanımelleri arasından yürüyerek koya gittim. Köpekler, ördekler, mandalar ve insan olarak da benden başka kimse yoktu. Dalgaların sesini dinledim, denize karşı sigaramı içip geri döndüm. Ruhum dinlendi. İhtiyacım varmış böyle bir şeye. Fırsat buldukça kitap okudum. Yarın dönüş. Sonrası da yoğun iş temposu, olsun, hazırım sanki artık bu yoğunluğa:).

 

30 Mayıs 2022

MAYISIN OTUZU, 2022

   Günler geçip gittikçe aklımda sürekli sizlerle konuşup yazı yazıyorum ama hep müsait olmadığım zamanlarda yazacak güzel şeyler çıkıyor. Yazmaya başladığımda hepsini unutmuş oluyorum:). 

  Feci kış soğuklarından ve neredeyse bütün bir mayıs ayı boyunca süren battaniyeli - kaloriferli günlerden sonra hazirana iki kala yaz sıcaklarını yaşamaya başladık. Ben bir günde atlet - uzun paça - uzun koldan, atletsiz -  şort ve kısa kollu döneme geçtim mesela. Dün evde ara ara fenalık geçirdiğim oldu. Bugün de sıcak ama o kadar sıcak değil neyse ki. 

  Aylar aylar önce kendime bir battaniye örmeye başlamıştım. Başladıktan sonra daha çok hoşuma giden başka bir motif görünce de yarım bırakıp en son bitirdiğim, fotoğrafını da buraya koyduğum battaniyeyi örmeye başlamıştım. O ilk başladığım battaniyeyi örüyorum yine. Bitirince ablama vereceğim. Sonra bir tane de oğlum için öreceğim. Acelem yok, kaç yılda bitirse artık…

 Bu yazıya sabah başlamıştım araya bir şeyler girdi akşam devam edebildim. Çok uzatmadan yayınlayacağım ki yine araya bir şeyler girerse başka güne kalmasın. Şimdilik bu kadar efendim.

  Yine görüşmek üzere…


15 Mayıs 2022

MAYISIN ON BEŞİ - 2022

 


 Yine kayıplara karışmışım. Kendimi affettirebilmek için kayıplara karışma sebebimin fotoğrafını koydum. Bloguma pek yazamadığım dönemde işte bu battaniyeyi ördüm bitirdim. Çok keyifliydi örmesi ama zaman aldı tabi ki. Eve ilk taşındığımız günden beri çalışma odamda kitap okurken üşüdüğümde üzerime alacak bir battaniye istiyordum. Üşüsem de inat ettim gidip almadım ya da başka bir şey ayarlamadım, kendime bu güzel battaniyeyi ördüm. Şimdi her  kullandığımda ayrı bir mutlu oluyorum. 

    Geçen hafta anneler günü için annemlere gittik. 10 Mayıs ablam Asortik Krep’in doğum günü olduğundan ama o, o gün hastanede olduğundan kutlayamayacağımız için sürpriz pasta yapmak istedim ona. Tadı süper ama görüntüsü kötü bir pasta oldu. Her şeyden önce kelepçeli kalıp kullanmam lazımdı  kelepçeli kalıplarım paslı gibi olduğundan atmıştım, borcamda yaptım pastayı. Şeklini toparlayamadım. Bir de kreması biraz sulu oldu. Kremanın içine tarifte olmadığı halde pudra şekeri, mısır unu, kakao ve hatta toz sıcak çikolata koydum koyulaşsın diye ama işe yaramadı. Tadı süper ötesi oldu ama görünüş ve kıvam kötüydü. Neyse, yine de bayılarak yedik, mumumuzu üfledik. Bence önemli olan niyetti zaten:).

  Biraz ruhsal enerjimin düşük olduğu bir dönemden geçiyorum. Hevesim yok hiçbir şeye. Bahar yorgunluğu mu acaba diye düşündüm ama bu sene bahar bizim buralara hala tam anlamıyla gelmedi. Evde geceleri kaloriferi yakmaya devam ettik. Ofiste kombiyi  kapatmıştık ama üşüdük. Kışlık kalın hırkamı her gün giymeye devam ettim. Hazirana kadar da serin olmaya devam edecekmiş. Sabahları üşüyüp öğlenleri terleyerek idare edeceğiz artık.

  Yine görüşmek üzere...

5 Nisan 2022

NİSANIN BEŞİ - 2022

    Hiç farkında olmadan çoook uzun bir ara vermişim. Ben en son martta yazdım zannediyordum ama ocak sonundan beri sesim soluğum çıkmamış. Bu dönemde iş - ev güzergahı dışında bir şey yapmadım aslında. Zaman çok çabuk geçiyor. Bir ucundan yakalamaya çalışsam da, bazen başarısız oluyorum galiba.

 Mart ayında evimize taşınalı iki sene oldu tam. Evi yirmi sene kirada oturduktan sonra ve ancak uzun zamanlı bir kredi ödemesiyle satın alabildiğimizden yeni taşındığımızda şaka yollu “Aaa çok para ödedim hiç evden çıkmayacağım tepe tepe kullanacağım” diyordum herkese:0). İlk korona vakasının yeni çıktığı dönemdi ama tabi ki bu kapanmaların, esnek çalışmaların gerçekten neredeyse tam iki sene boyunca istesek de evden çıkamayacağımız günlerin geleceğini aklımızdan bile geçirmiyorduk. Geçenlerde buzdolabından malzeme alırken dolabı bir çeksem, altını silsem, boşaltsam, her tarafını temizlesem, buzluktakileri elden geçirsem eski tarihlileri tüketsem diye aklımdan geçirdim ama zaman alacak bir iş olduğundan uygun bir hafta sonunda yapmak üzere erteledim. Bir kaç gün sonra dolap bozuldu. Bozulduğunu da hemen fark etmediğimden buzluktakiler çözüldü, içindekileri komple boşalttım, atılacakları attım, kalanları anneme verdim. Kullanabileceklerimi hemen kullanmak zorunda kaldım. Bazen aklımızdan geçenlere ya da şakalarımıza da dikkat etmek gerekiyor galiba. Aklımızdan geçenler başımıza gelebiliyor. Evde ve buzdolabında bire bir örneğini yaşadım!

  Son bir yıldır sabahları servise kestirme yoldan, ana caddeden geçerek gidiyorum. Bugün, caddeyi kazdıkları için yolumu değiştirip ara sokaktan indim. Köşede eskiden sigara aldığım bakkal vardı, baktım ki kapanmış. Şunu düşündüm, esnafa sorsak belki de kapanma sebebi olarak pandemi diyecek, çeşitli sebepler öne sürecek, suçu kendisi dışında her şeyde arayacak ama bence dükkanın en önemli kapanma sebebi kendi kötü esnaflığı. Ben her gün sigara aldığım halde, kasada para yok diyerek benim içtiğim sigaradan almıyordu mesela dükkana. Satılacağı yüzde yüz kesin olan bir şeyden bahsediyoruz. Halbuki bazen sigara almaya girip gözüme çarpan abur cuburlardan da alıyordum. Evde ekmek yoksa ekmek alıyordum. Ne bileyim yazsa dondurma, soğuk kola alıyordum. Sigaramı bulamamaya başlayınca bir süre sonra ben de uğramaz oldum. Başka dükkanlardan alışveriş yapmaya başladım. Yolumu bile tamamen değiştirdim. Bir senedir hiç uğramamışım mesela ve bu sabah kapandığını gördüm. Bence yüzde yüz alacağı belli ve garanti müşterini ürün yok deyip geri çevirirsen kısmetini de kendin kapatmış oluyorsun.  

  İlk fırsatta yine görüşmek üzere…


26 Ocak 2022

OCAĞIN YİRMİ ALTISI - 2022


   Bu fotoğraf dün sabah on sularında çekildi. Kar aynen bu şekilde duruyor dünden beri. Fotoğrafı iş dönüşü kar - tipi sebebiyle yolda mahsur kalışımın ardından ertesi sabah eve dönebildiğimde çektim. Geceyi belediyemizin başka bir mahallesindeki hizmet binasında geçirmiştim. Dün sabah belli bir noktaya kadar arabayla gelebildim, yolun kalanını da yürüdüm. Eve dönemedim ama geceyi de arabada değil bir çatı altında geçirebildiğim için şanslıydım. Oğlum da İstanbul içinde işteydi. Metrobüsle belli bir noktaya kadar geldikten sonra 4 km'lik yolu göz gözü görmeyen tipide yürüyerek eve gelebildi. 

   Benim yolda kalışım şöyle gelişti. Salı günü 14.30 civarında tipi başladı. Bize de 15.30'da çıkış verildi. Servisi beklemeye başladık. İş yerim yol kenarında, seyrek de olsa arabaların geçtiğini görebiliyordum ama minibüs - otobüs hiç geçmediği için yola çıkmaya cesaret edemedim. Kar sebebiyle servis de gecikti derken 16.30'da güvenlik arkadaşın arabasıyla çıkabildik ancak. Yol örtülmüştü karla ama bir noktaya kadar gidebildik. Saat bu arada 17.30 oldu. 4 km'lik yolu bir saatte gidebildik ama geç de olsa eve gidebileceğimizi düşünüyorduk. Sonra trafik tamamen durdu ve biz arabada beklemeye başladık. 1.5 saat aynı noktada  bekledikten sonra arabayı uygun bir yerde bıraktık ve o mahalledeki belediye hizmet binamıza yürüdük. Bu arada eve 12 km uzaklıktaydık. Normalde benim iş yerimle ev arası 16 km zaten. Öyle yoğun bir tipi ve kar yağışı vardı, hava o kadar soğuktu ki aslında bazen çok tepegöz olmama rağmen eve yürümeye cesaret edemedim. Bir de yürümem gereken yolun büyük kısmı daha önce pek yürümediğim genelde arabayla geçtiğim açık arazide olacaktı bu da gözümü korkuttu. Şehir merkezine biraz daha yaklaşmış olsaydım eve yürüyerek gitmeyi denerdim mutlaka. Neyse sonuçta 19.00 civarı belediye binasına sığındık. İyi ki de öyle yapmışız. Orası sıcaktı. Çay, su, lavabo, soba, kalorifer, tam karşıda bakkal gibi her türlü konfor mevcuttu. Mesai bitiminde bizim gibi kara yakalanıp çıkamamış arkadaşlar, güvenlik, gecenin ilerleyen saatlerinde de yolda kalıp oraya ulaşabilen diğer vatandaşlar derken 1-2 saat sandalyede kestirdiğim ama en azından sıcakta, aç susuz kalmadan geçirdiğim bir gecenin ardından sabah 7.30 civarı arabayı bıraktığımız noktaya döndük. Kürekle etrafını temizlememiz bir saati buldu. Ana caddeyi açmışlardı, tek araçlık kadar bile olsa. Gidebildiğimiz noktaya kadar arabayla gittik. Sonra da yürüyerek eve döndüm. Sokaklar diz boyu kardı. Dünden beri de evde olmak ne güzelmiş cümlesi ağzımdan düşmüyor. 

   Bundan sonra havada gördüğüm tek bir kar tanesi daha yere düşmüş olmadan yola çıkmaya karar verdim :O). Ayrıca yol açıkmış bile görünse şarj cihazımı yanıma alacağım. Bir de son zamanlarda nakit pek taşımıyordum yanımda, karda kaldığımda ihtiyacım da olmadı ama bir kenarda yine de belli bir miktar bulunduracağım. İhtiyaç anında kullanmak üzere. Bu bir afet gibiydi. Normal bir kar yağışı değildi. Sıkıntı yaşanmasa şaşardım. Böylesi on sene önce olmuştu, o zaman merkezde çalışıyordum eve annemle dönmüştük Araba kaydığında inip iterek beş dakikalık yolu birkaç saatte alarak ama dönmüştük sonuçta. Bir daha da beş - on sene sonra olur belki yine ama ben alınacak tüm derslerimi aldım. Bir de başımı sokacak bir çatı bulsam da hep özellikle daha ıssız noktalarda arabalarda kalmış olanlara çok üzüldüm. Soğukta, aç susuz saatlerce ne yaptılar acaba diye dertlendim. Ben sabah onda eve dönebildiğimde hala yolda - arabada bekleyen arkadaşlar vardı TEM otoyolunda. Biraz sıkıntı çeksek de olabilecek en iyi şekilde atlattığımı düşünüyorum. Çok ters bir noktada kalmadık, yürüyebileceğim bir mesafede sığınabileceğim bir binamız vardı. Aç susuz değildik. Aileme iyi olduğumu haber verebildim. Yine akılları bende kalsa da iyi olduğumu biliyorlardı. Bir daha olmaması en büyük temennim. Hepimize geçmiş olsun.

16 Ocak 2022

OCAĞIN ON ALTISI - 2022


      Yeni yılın ilk iki haftasını deli gibi, durmaksızın Zaman Çarkı serisini okumakla geçirdim. Seriye, 2020 eylülünün ilk günü başlamıştım. Dört ayda on iki kitabı okuyup süreci de çok uzattığımı fark edince son dört kitabı iki haftada okudum, bitirdim. Kitapların en incesinin 700 - 800 sayfa olduğunu düşününce (serinin son kitabı 1061 sayfaydı mesela) okumak - taşımak ve hatta elde tutmak kısmının bile ne kadar meşakkatli olduğunu anlayabilirsiniz. 4.5 aydır bu kitaplarla yatıp kalkıyor, işe giderken yanıma alıyor, servis beklerken okuyor, sigara içmeye mutfağa giderken de, televizyon izlerken de, gece baş ucumda da olsun elimin altında tutuyordum. Çok alışmıştım. Bitirme kısmı güzel oldu ama minik bir boşluk da oluşmadı değil sanki hayatımda. Özleyeceğim sanki...


 

1 Ocak 2022

OCAĞIN BİRİ - 2022

 Yılın son günü yazmak istemiştim ama fırsatım olmayınca yeni yazı yeni yılın ilk gününe kaldı. Annem, ablam, kayınvalidem, kaynım, ben, eşim ve oğlumla güzel, sohbeti bol bir gece geçirerek yılbaşını kutladık:). Bir arada olmak çok iyi geldi ruhuma. Salı günü ilk kemo ile kanserle savaşın üçüncü rounduna başlıyoruz. Moraller iyi:). 

   Bugün uzun zamandır yapamadığım kadar çok kitap okudum. Bir iki ufak tefek ev işi dışında bir şey yapmadım, yattım kalktım, uyudum uyandım kitap okudum. Zaman Çarkı serisi çok uzadı. Sıkılmaya başladım, sonunu da merak ediyorum. Yani aslında ikinci turu okuduğumdan sonunu biliyorum ama o sona nasıl ulaşıldığı kısmını unutmuşum. O yüzden merak ediyorum. Son dört kitabı sular seller gibi okuyup iki ay yerine bir ayda bitirmeyi planlıyorum. Her bir kitabın 700 - 800 sayfa olması işimi kolaylaştırmıyor ama yapacağım. Ocakta Zaman Çarkı artık bitecek:).

   Sonra yine görüşmek üzere…

27 Aralık 2021

ARALIĞIN YİRMİ YEDİSİ, 2021

   Bir şekilde karışıklık olmuş sürekli sgkdan Vesile Hanım adına mesaj geliyor. Hiç tanımıyorum,  kim olduğunu da bilmiyorum ama ne zaman hangi doktora randevu almış, reçetesinin kodu nedir, işe ne zaman girmiş, ne zaman istifa etmiş hepsini biliyorum. Doktora beraber gitsek tüm tıbbi geçmişini sayabilirim:).

24 Aralık 2021

ARALIĞIN YİRMİ DÖRDÜ, 2021

     Pandemi başladığından beri annemler ve abimler (kaynım) dışında kimseye gitmiyoruz, onlar dışında kimseyi de eve almıyoruz. Evde de ortam mutlaka havadar oluyor ve sarılmadan - öpüşmeden uzaktan selamlaşıp ayrı ayrı oturuyoruz. Neyse, dün akşam da uzun zamandan sonra abimlere gittik. Atahan, ben ve eşim asansör beklerken o apartmanda yaşayan bir hanımefendi de geldi. “Siz de mi burada oturuyorsunuz, yok abimlere geldik - giriş kattalar, aaa annenizi tanıyorum, asansörün biri bozuk çalışmıyor diğerini bekliyoruz” tarzı minik bir sohbet gelişti o arada. Sonra asansör geldi, eşim ve oğlum bindi. Ben binemeden diğer hanımefendi attı kendini asansöre ve bana dönüp “Siz diğer asansörü bekleyin” dedi. “ Kadın kendine gel, kocam ve oğlumla beraber kayınvalideme geldim, sen kendini attın içeri de ben neden diğer asansörü bekliyormuşum, çık şuradan” demedim:). “Aslında eşimle birlikte çıkabilsem iyi olacaktı, hem sizin maskeniz de yok.” dedim. Gülümsedim, o da indi sağ olsun da ben ailemle çıkabildim:). Bindiğim anda kahkahalarımı tutamadım yalnız. Apartman inlemiştir eminim. Aklıma geldikçe bütün gece de güldüm. İşin hoş(!) yönünü de sonradan fark ettim, ben sesimi çıkarmasam ne eşim ne oğlum bir şey demeyecekti galiba, beni bırakıp bir güzel gideceklerdi:). 

12 Aralık 2021

ARALIĞIN ON İKİSİ, 2021


 Şu sıralar hafta içi geç çıkıyorum işten. Cumartesi günleri ise erken. Bu yüzden her cumartesi annem ve ablamla görüşüyoruz bir şekilde. Bazen evde, bazen dışarıda. Dün, çiğ börek yemeğe gittik. Geçenlerde biz kocamla sakin, bizden başka kimsenin olmadığı bir yer bulmuştuk. Annemleri de oraya götürdüm. Yine bizden başka kimse yoktu, restoran sahibinin dediğine göre içeride sigara veya nargile içirmedikleri için genelde sakin oluyorlarmış. Annemi ve ablamı sigara rahatsız ediyor. Ben onlarla beraberken, ya bahçede - dışarıda  ya da evdeysek camı açık başka bir odada içiyorum. Bir de, sigara içen biri de olsam oturduğum mekanda yoğun duman varsa beni de rahatsız ediyor. O yüzden içeride sigara içilmeyen yerleri tercih ediyorum genelde. Neyse, mekanın yemekleri güzeldi. Anne ve kızları işletiyormuş, bu da hoşumuza gitti. Hesabı ödedikten sonra çıkarken kapı önünde uzun uzun sohbet ettik. Sık sık gitmeyi isteyeceğimiz bir yer bulduk galiba:). Fotoğraf da bizim tarihi köprümüzden. Hava bir kış akşamına göre çok ılıman ve sakindi. Fotoğraf çekilmeden olmazdı. Bu fırsatı kaçırmadık.

   Ablam kanser hastasıydı, buralarda çok bahsetmesem de eski yazılarımı okuyanlar ve ablamı da (asortik-krep) takip edenler biliyordur. Uzun bir süredir sadece üç aylık kontrollerine devam ediyordu, onlar da iyi geçiyordu ve yavaş yavaş kontrollerin arası uzayacak diye umutlanıyorduk. Her kontrol öncesi gerim gerim gerilip sonrasında mutlu oluyorduk. Son kontrolde doktor bir de MR isteyince kanserinin nüksettiği anlaşılmış oldu. Salıdan itibaren yine kemoterapi almaya başlayacak. Üzüldük tabi ki. Korkuyoruz. Her birimiz ayrı ayrı endişelenip bir diğerini üzmemek için endişelerimizi kendimize saklıyoruz. “Kuyruğu dik tutma” dediğim kendi kendimi oyalama, mutlu etme, yapabiliyorsam anneme ve ablama da destek olma dönemini başlattım yine. 

   Rahmetli babam matematik öğretmeniydi ve çok da dakik bir insandı. Her işini sistemli, sayılı, matematiksel yapar, hayatını da buna adapte ederdi. Annem işe gidecekse ya da bir yere yetişmek için belli bir zamanda evden çıkması gerekiyorsa ona sürekli “Hanım, saat on, hanım on beş dakikan kaldı” diye  hatırlatma yapardı. Geçenlerde annem bir şey için sabahtan bana uğramıştı. Bekirli bir saatte işe gitmek için evden çıkmam gerekiyordu. Kocamın aynı babam gibi bize saati hatırlattığını fark ettim:). “Burcu, yarım saatin kaldı, Burcu on dakikaya çıkman gerek” cümleleri içimi ısıttı ve geç kalmamı da engelledi:).

   Örgü ve Zaman Çarkı serisini okumaya ağırlık verip burayla çok ilgilenemedim son zamanlarda. Battaniyemin biri bitti biri kaldı, Zaman Çarkı’nın da on kitabını bitirdim son beş kitap kaldı. Artık daha sık uğramaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere… 


6 Aralık 2021

ARALIĞIN ALTISI, 2021


 On beş yıl aradan sonra yeniden örgüye döndüğüm ve bir heves başladığım "çılgın" parçalı battaniyeyi en sonunda bitirdim. Parçaları beş - altı ayda ördüm ama onları birbirine dikip kullanıma hazır hale getirmem bir seneyi buldu. Gerçi bunda akşamdan akşama örebiliyor oluşumun ve bunu dikmeden ikinci bir battaniyeye başlamış olmamın etkisi büyük. Bu arada onu da yarıladım :O). Parçalar tamamen evdeki yünlere ya da görüp de beğendiğim renklere göre örüldüğünden battaniye "çılgın". Ben yaptım diye demiyorum ama güzel oldu bence, elime sağlık :O)

11 Kasım 2021

KASIMIN ON BİRİ, 2021

 




İlk fotoğrafta kulaklar yatık çünkü fotoğrafını çekmemden nefret ediyor, bana kızdı:). Akşam akşam bizim evin hallerini paylaştım sizinle. Yazamasam da aklım burada. Görüşürüz…