5 Nisan 2025

İPEKBÖCEĞİ


 Guguk Kuşu'nu bitirdim. İpekböceği'ne başlayacağım. Dün gece kitap okurken uyukladım biraz koltukta. Sonra Atahan seslenince uyandım. Şu an saat sabahın altı buçuğu ve ben bütün geceyi ayakta geçirdim çünkü uykum kaçtı. Gece biraz daha kitap okudum. Kahve içtim. Dolabımdaki bir rafı düzenledim. Biraz daha kitap okudum. Sabah üç buçuk gibi Hektor ucunda ip olan oyuncak oltasını getirdi. Onunla oynadık. Normalde ben uyuyunca o da uyuyor ama bu gece uyumadı. İşte üç buçuk gibi oltanın peşinde hoplayıp zıplıyordu. Beş gibi de yerde bulduğu, benim hasır sepetimden düşen iki santimlik bir parçayı av yapmıştı. Evin içinde koşup koşup gelip onu avlıyordu. Ben hala daha oturuyorum ama Hektor'un artık pili bitti. Şimdi ancak uyudu. Yazımı yollar yollamaz biraz daha kitap okuyacağım. Bir de dün gece Atahan bana yumuşak brovni kurabiye yaptı canım kek istedi diye. Gece onu yedim. Çok güzeldi :O). 

Görüşmek üzere.

4 Nisan 2025

GUGUK KUŞU


 Cormoran Strike serisinin son kitabı çıkmış. Sipariş verdim bekliyorum. O gelene kadar da seriyi baştan okuyayım dedim. İlk kitapları neredeyse ezbere bilsem de son kitaplardaki olayları çok hatırlamıyorum ve böyle baştan alınca daha keyifli oluyor. 

Bugün hem sağ hem sol alt çeneme implantların kökleri takıldı. Hastalık iznindeyim:). Atahan bana çorba yaptı yine. İçtim yatıp kitap okuyorum. Şu işlemler yorucu ve sıkıcı ve bazen biraz da can acıtıcı ama sonrasındaki kesintisiz kitap okuma günleri paha biçilemez bir dönem oluyor:). 


2 Nisan 2025

ARADIĞIN ŞEY KÜTÜPHANEDE SAKLI


 Az önce okudum bitirdim ve çok sevdim. Okumayı düşünenlere tavsiye ederim. İnsanı hayatın içine karışmaya ve harekete geçmeye teşvik eden tatlı bir kitap.

Ramazan dedik dedik geldi geçti. Bayramı bekledik o da bitti gitti. Zaman çabuk geçiyor, farkındasınız, değil mi?

30 Mart 2025

MARTIN OTUZU - 2025

 Şeker bayramınız kutlu ve mutlu olsun :O).

22 Mart 2025

MARTIN YİRMİ İKİSİ - 2025

 Ablam Asortik Krep'im, ne güzel başlıklar atardı. Ruhu şad olsun. Bende hiç o yetenek yok. Bu günü, yılı yaz başlığa olayından da sıkıldım. Yeni bir şeyler deneyeceğim bir ara. Düşündüğümde aklıma bir şey gelmedi ilk etapta, öneri varsa alırım...

 Yine görüşmek üzere...

19 Mart 2025

MARTIN ON DOKUZU - 2025

 Dün size yazdıktan sonra battaniyemi çektim üzerime, aldım kitabımı elime, Uzanıp kitap okudum bir saat kadar. Çok hoşuma gitti. Bunu her gün yapmaya karar verdim. Şöyle ki, ben her gün mutlaka kitap okuyorum ama bunu bu şekilde kesintisiz ve keyifle yapmıyorum genelde. Mutfakta, sigara içerken, dinlenirken, yemeğin pişmesini beklerken, bazen tek başımaysam yemek yerken falan ama hep sandalye tepesinde, kısa aralıklar dahilinde okuyorum. Keyif kısmını es geçmeyeceğim bundan sonra. 

  Ben kahveyi az sütlü içiyorum. Kahvesi bol, sütü az. Kahve beyazlatıcı diye adlandırılan bizim kısaca krema dediğimiz sütmüş gibi yapan şeyi de hiç sevmiyorum. Hatta kahveye çok yoğun krema koyulduğunda da midemi bulandırıyor. O yüzden evde bulunmuyor normalde. Geçen yaz erzak dolabını düzenlerken bir yerlerden gelmiş küçük paket tek kullanımlık kremalar buldum. Atmaya kıyamadım. Verecek kimse de bulamadım. (kıtlık bilinci değil israfa karşı olmak sebebiyle atmıyorum. Bu konuda da ayrıca yazmam lazım aslında. Kıtlık bilinci konusu tam olarak ne onu da bilmiyorum ama sürekli karşıma çıkıyor her yerde. Neyse...)  Normal kahveye az az karıştırayım, bitsin diye düşündüm. Tadını da değiştirmez, rahatsız da etmez, biter gider. Fikrimi de hemen uyguladım. Gayet de düşündüğüm gibi oldu. Koca bir kavanoz kahve içinde kayboldu gitti. Ara ara yapsaydım bu işi kısa zamanda bitecekti ama ben sabırsız bir insan olduğumdan ve bazen bazı şeylere gereksiz yere taktığımdan o birkaç paket krema da bana battı resmen. Gittim geldim kaç tane kaldı diye baktım. Bir iki gün sonra da hepsini kavanoza boşalttım. İki gramlık o küçücük şeyler kahveyi ele geçirdi resmen. Krema içiyor gibi hissetmeye başladım. Bu sefer kavanozun yarısını  başka bir yere boşaltıp kalanına tekrar kahve ekledim. Biraz daha iyi olmuş gibi görünse de içerken hala yoğun krema tadı geliyordu sanki, tekrar boşalttım kahve ekledim derken evde neredeyse yarım kilo bol kremalı kahvem oldu :O). Tam bu şekilde ekleye çoğalta bitiririm diye düşünürken eve kahve içmeye gelen bir arkadaşım ben seviyorum diye kahve ve krema alıp geldi. Ve ben bitmeyen bir döngüye girdim. Aylardır (ama bana yıllardır gibi geldi) kreması az, kahvesi bol bir karışım yapıp kalana sürekli kahve ekleyip çoğaltarak bitmeyen bir krema kaynağı yarattım. Pişmanım! Az sütlü, koyu kahvemi özledim. En son artık baktım ki kahve eklemekle bitmiyor, kalan son kavanozu bol kremalı mıremalı nasıl oluyorsa öyle içtim ve bu gece bitirdim. Eskiden iki kaşık koyarken bitsin diye son zamanlarda üç kaşık koymaya başlamıştım :O). Bir daha da krema verirse biri, evde bulursam, alıp gelen olursa ben de birine vereceğim, bir yere hibe edeceğim, kurtulacağım. Ben pişmanım, siz yapmayın :O).

Görüşmek üzere...

18 Mart 2025

MARTIN ON SEKİZİ - 2025

 Durdum durdum, o güneşli, sıcak günlerde değil de şu mis gibi yağmurlu, fırtınalı günde yatak odasını toplama işini bitirmeye karar verdim. Sabahtan beri eşya yerleştiriyorum. Halbuki alacaktım kahvemi ya da sıcak çikolatamı elime, kitap okuyup dışarıyı seyredecektim ne güzel. Yağmuru ve kapalı havayı seviyorum ben. Tam bir bibliyofilim. Ay, yok o değil, tam bir pluviofilim ben! 

   Bu arada işi bitirdim sayılır artık, dinleneceğim biraz. Yoruldum ama kafam rahat en azından.

   Görüşmek üzere.

17 Mart 2025

MARTIN ON YEDİSİ - 2025

 Aslında "bu kadar da olmaz be Burcu" serisi yapmalıyım ama utanıyorum. Kendime bunu çok sık diyorum, bazen size de anlatıyorum ama genelde bana gülmenizi istemediğim için yazmıyorum. Neyse yine de bir tane yazayım bari. Bugünkü bu kadar da olmaz be Burcu olayım gözlüğümü gözüme sokmamdı :O). Sabah tam odanın kapısını açıyorken bir yandan da gözlüğümü takıyordum. Gözlüğün sapını gözüme soktum! Çünkü odanın kapısı bir şeye takıldı açarken, kapı koluma çarptı, elimdeki gözlük de gözüme battı. Neyse ki yavaş hareket ediyordum, işte bir yandan da gözlüğü takmaya çalıştığım için ve neyse ki göz pınarıma battı, gözün kendisine değil ve çok acıtmadı ama yine de olmayaydı daha iyiydi :O).

Görüşmek üzere...

16 Mart 2025

MARTIN ON ALTISI - 2025

 Taşındığımızdan beri, yatak odasında, dolap içlerinde bir türlü istediğim düzeni oturtamadım. Tekrar tekrar boşaltıp yerleştiriyorum, ara ara size de bahsediyorum, düzenliyorum, topluyorum diye. Artık bu işten sıkıldığımdan, nihai bir düzenleme yapmaya karar verdim. Son yerleştirme çalışmamda bir süre sonra sıkılıp yarım bırakmıştım, eşyalar ortadan kalksın diye de hurçlara doldurup dolaba tıkmıştım her şeyi. O gün için derli toplu bir oda elde etmiştim ama dolap içleri düzenli değildi, biliyordum. O yüzden hep aklımdaydı doğru düzgün tekrar yerleştirmek. Kısmet bugüneymiş diyerekten döktüm yine her şeyi ortaya. Arkadaş bir insan bu kadar mı uydurmasyon iş yapar diye kendime hem güldüm hem de kendimi eleştirdim. Akla hayale gelmedik şeyler akla hayale gelmedik şeylerin arasından çıktı. Varlığını unuttuğum eşyaları buldum. Arayıp bulamadığım her şey ortaya döküldü. İşim bir günde bitmeyecek galiba ama artık deneye yanıla en güzel yerleştirme sistemini bulduğuma inanıyorum. Bu sefer son olacak, eminim.

 Görüşmek üzere...

15 Mart 2025

MARTIN ON BEŞİ - 2025

 Geçen salı dişçiye gittim. Üstlerin dikişlerini alacak, altların da köklerini takacaktı. Dikişleri aldı ama altları yapmadı. Daha iyileşmemiş tam olarak. Bayramdan sonra yapacakmış. Henüz iyileşmemiş olmasına canım sıkıldı ama bayrama kadar rahatım diye de sevinerek döndüm eve :O). 

 Yine yazma arasını açtım. Her gün giriyorum bloga yazma niyetiyle aslında ama dur başlamadan şu işi halledeyim diyorum ve işte o andan sonra bir daha yazmaya dönemiyorum. Hiçbir şeye başlamadan, öncelikle yazımı yazmalıyım. Her gün ilk iş olarak. Başka türlü olmayacak. Bir süre bunu yapmayı deneyeceğim.

 Saat 13.10 ben bu yazıyı yazarken. Sabahın kör saatinden beri ayaktayım. E o zaman ne yaptın Burcu, hangi işlerini hallettin deseniz hiçbir şey derim. Yoruldum ortalıkta dolanmaktan ama elde var sıfırdayım. Bazı günlerim çok verimsiz geçiyor.

 Yine görüşmek üzere...

8 Mart 2025

MARTIN SEKİZİ - 2025

  Pek tabi ki öncelikle tüm hemcinslerimin Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyorum. 1857'de bu günün oluşmasına vesile olan öncü kadınları da saygıyla anıyorum. 

 Geçen perşembe en sonunda bulaşık makinesi yapıldı. Usta, eve parçayı getirip burada motoru değiştireceğiz dediğinde çok komplike bir işlem, saatler sürecek bir uğraş canlanmıştı gözümde. Motor makinenin altında olduğundan nedense makineyi ters yüz edecekler, baş aşağı çevirecekler falan diye düşünmüştüm. Halbuki sadece yan yatırdı, yarım saatte de tüm her şey olup bitmişti. Neyse ki gözümde büyüttüğüm kadar uğraştırmadı ve ben elde bulaşık yıkamaktan kurtuldum. 

  Dün de annemle kocamın doğum günü için hediye almaya ve biraz vitrinlere bakmaya gittik. Kocama hediye, anneme de çanta aldık. Acıkınca Burger King'de bir şeyler yedik. Ben yediğim hamburgerden hiç et tadı alamadım, yapay bir şey yiyormuşum gibiydi. Annem de aynı şeyi söyledi. Uzun zamandır eve bu tarz restoranlardan bir şey söylemiyordum. Paket servisleri çok kötü oluyor, yediğim hiçbir şeyden tat alamıyorum diye. Canım istediğinde gidip yerinde yiyordum ara sıra. Artık yerinde de yememeye karar verdim. Canım hamburger istediğinde evde yapacağım, dışarıda yemek zorundaysam da lahmacun, pide tarzı şeylere yöneleceğim. Soğuttular beni fast fooddan. 

  Bugün öğleden sonra da uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşıma gideceğim. Ona götürmek için damla çikolatalı kurabiye yaptım ama hiç istediğim gibi olmadı. Ayrıca bir de kek yapıp kurabiyeleri evde bırakıp keki götüreyim diye düşündüm. Yorulmuştum da, onu da gözüm kesmedi. Elim boş gitmek de istemiyorum. Atahan, kurabiyeler gayet güzel olmuş, onları götür dedi ama ben beğenmediğim için o da içime sinmedi. Ne yapacağıma karar vermedim henüz, oturdum size yazıyorum. Yazıyı bitirince duruma bakacağım. Yarın da misafir gelecek, evi bir süpürmek istiyordum bugünden. Canım sıkıldı işim çok diye. Ev kadınlarının dertleri de böyle şeyler oluyor işte, evi mi süpürsem kek mi yapsam, karar veremiyorum :O). 

  Kocamın eşofmanının belindeki ip çıkmış. Hektor da onu bulmuş. Kendisi tam bir ip manyağı olduğundan canımı yiyor iki gündür. İple onu oynatacakmışım. Ben ipi atacakmışım, o getirecekmiş. Ben yukarıda tutup sallayacakmışım o aşağıdan iple oynayacakmış. Öyle kısa bir şey de değil. Sonuçta beli çevreleyecek bağlayacak falan da payı olduğundan uzun bir ip. Alıyor onu ağzına evde her yere taşıyor. Taşırken ayağı ipe dolanıyor ya da ipin üzerine basıp olduğu yerde kalıyor. İzlemesi çok keyifli de yedi yirmi dört onu oynatmak hiç hoş değil. Oynatmadığım zaman sürekli söyleniyor ya da gözünü dikip durmaksızın bana bakıyor. Sürekli benimle. Evin içinde nereye gitsem Hektor peşimde. Sabit duruyorsam da ipini getirip ayağımın dibine bırakıyor. Atahan'a ya da kocama böyle yapmıyor. Bu nazı (eziyeti :O)) de sadece bana. 

  Yine görüşmek üzere...

4 Mart 2025

MARTIN DÖRDÜ- 2025

    Dünden beri mutfakla uğraşıyorum. Buzdolabını boşalttım, temizledim. Bu aslında bence başlı başına bir günlük işti zaten de ben birkaç saate sıkıştırdım çünkü bulaşıkları da yıkamam gerekiyordu. Onları da hallettim. Biraz evi süpürdüm, biraz ortalığı topladım, bir posta çamaşır yıkadım. Kahvaltı bendeydi, akşam yemeğini Atahan yaptı neyse ki ama yine de çok yoruldum. Bugün de tamirciler geldi. Buzdolabının çok bir derdi yoktu zaten beş dakikada hallettiler de bulaşık makinesi olmadı. Resetledi aslında makineyi. Oldu gibiydi. Bütün o yanıp sönen ışıkları sönmüştü. Yıkamaya da başladı güzel güzel ama deterjanı almadı ve bir süre sonra tüm ışıklar yine yanıp sönmeye başladı. Yarın yine gelecekler. Akşam bulaşıkları Atahan'da. Kahvaltıyı da o hazırladı bugün. Yemeği de ben yaparım artık.

  Yine görüşmek üzere...

3 Mart 2025

MARTIN ÜÇÜ - 2025

    Geçen hafta buzdolabım bozuldu. Tam olarak bozuldu da denemez, soğutmasında sorun yoktu ama su akıtmaya başladı. Bunu aldığımızdan beri ara ara yaptığı için hiç şaşırmadım. Tam da diş işleriyle uğraştığım zamana denk gelince, idare edilemeyecek bir şey de olmadığından tamirci için acele etmedim. Bu hafta için randevu alalım servisten artık diye düşünüyordum ki bulaşık makinem de bozuldu. Beklemem iyi olmuş o zaman dedim kendi kendime :O). Tamirci gelir ikisine birden bakar. Bir şekilde yapılır edilir sorun değil de tamirci gelene kadar bulaşıklar ellerimden öpecek. Moralim buna bozuldu sadece...

  Görüşmek üzere...

2 Mart 2025

MARTIN İKİSİ - 2025


 Çalışma masasının hemen altında kalorifer peteği var. Kış gelip de kombiyi açtığımız andan itibaren Hektor'un favori yatağı masa oldu. Orada yazın da takılıp dışarıyı izlemeyi seviyordu ama uyumak için koltuğa geçiyordu. Şimdi artık 7/24 masada. Ahşap çok güzel bir şekilde ısınıyor ve bazen benim bile yatasım geliyor :O).  Canı isterse dışarıyı izliyor, yorulunca uyuyor, denk getirirse yatarken bir yandan defterlerimi de kemiriyor. İdeal bir yer onun için. Uyurken en kenardaki masa lambamı da düşürüyordu ara ara. O yüzden masa başında değilken lambayı aşağıya almaya başlamıştım ama geçen gün ben koltukta lamba ışığında kitap okurken o da yatarken lambayı düşürdü, ampulü kırdı. Uzun zamandır ampul almamıştım lambaya, o yüzden nasıl bir şey aldığımı unutmuşum. Hemen araştırmalara başladım. Kaç watt olmalı, sarı ışık mı, beyaz ışık mı, internette araştırdım, kocama sordum, yeğenime sordum her şeyi belirleyip aklımdaki mükemmel ampulü almaya evin hemen bir sokak altındaki elektrikçiye gittim. İnce duylu ve okuma lambasına uygun tek bir çeşidim var dedi dükkan sahibi. Üç günlük emeğim çöpe gitti. Tek karım ampul fiyatının çok uygun olması oldu. O yüzden Hektor yine kırarsa diye iki tane aldım çıktım :O). 

  Pazar günlerini kendime izin günü olarak belirledim. Kızım sen zaten ev kadınısın hangi izin gününden bahsediyorsun demeyin. Ev işleri bitmeyen bir mesai. Gecesi gündüzü yok. Kimsenin bana, ya zaten her gün uğraşıyorsun şu işlerle, bugün de dinlen be Burcu dediği yok. O yüzden pazarları kendime izin veriyorum. Yemek - bulaşık dışında ev işi yapmıyorum. Canım isterse kitap okuyorum (ne büyük değişiklik) canım isterse film izliyorum. Çamaşır, süpürge, toz almak gibi herhangi bir ekstra iş yok. Normalde her sabah erkenden kalkıp üzerimi değiştiririm, yüzümü yıkarım, saçımı başımı tararım, güne öyle başlarım. Pazarları da yine erken kalkıyorum yine yüzümü yıkayıp saçımı tarıyorum ama bir değişiklik olarak bir süre pijamayla takılıyorum. İyi geliyor tatil modu bana.

 Yine görüşmek üzere...

1 Mart 2025

MARTIN BİRİ - 2025

 Bugün iyiyim :O). Sadece bir şeyler yerken yavaş ve dikkatli yiyorum, çok sert şeyleri hızlı yiyince canımı acıtabiliyor biraz. Dikkat ediyorum diyelim. Hasta yatağımı kaldırdım :O). Hasta yatağım dediğim de oturma odasındaki koltuk. Sırt yastıkları geniş, yatarken dar bir alan bırakıyor. Rahat yatmak istediğim zaman onları kaldırıyorum. Dişçiden döndüğümde de kaldırmıştım, dün yerine koydum. Dişçiye gitmeden önce kendimi "Burcu full yatacaksın ve yatarken kesintisiz kitap okuyacaksın." diyerek motive etmiştim. Full yatma olayı ancak bir buçuk gün sürdü, zaten iyi hissedince kalktım. E işlem de korktuğum gibi zorlu geçmedi. Yine de gözümün açık olduğu her an kitap okudum. Çok hoşuma gitti. Yemek ve bulaşığı Atahan halletti. Ben sadece oturdum masaya yedim, karnım doyunca kalktım, yattım. Ah keşke doktora söyleseydim de böyle topluca değil de tek tek taksaydı hepsini :O). Bildiğin bir tatil yapmışım ancak şimdi anlayabildim :O).  

 Bu sabah da pırıl pırıl bir mart sabahına uyandık. Güneş parlıyor dışarıda. Bahar geliyor yavaş yavaş. Kışı severim, bahar da kabulüm de, yazı hiç istemiyorum. Çooook sıcak oluyor, helak ediyor herkesi. 

 Biz sokakla aynı seviyede oturuyoruz. Ben bütün gün ya mutfakta ya çalışma odasında oluyorum ve sokağı izliyorum. Apartman kapısı da bu tarafta olduğundan ister istemez bütün gireni çıkanı da görüyorum. Bir kere komşularımın yüzde doksan beşini tanımıyormuşum onu fark ettim. İsimlerini hele hiç bilmiyorum. Çocuklar - gençler arasından üçünü biliyorum sadece. İkisi beni tanıyor biri hiç bilmiyor çünkü ikisinin annesiyle kapıda bacada bile olsa görüşüyoruz ama onun annesiyle hiç rastlaşmıyoruz. Çocuk bütün gün sokakta ve biraz fırlama bir tip. Sevimli fırlamalardan ama tatlı bir çocuk. Neyse, iki komşum her gün ama her gün dışarı çıkıyor. Alışverişe gidiyorlar herhalde diye düşünüyorum. Dönerken ellerinde torbalar oluyor genelde. Bir tanesi hafta içi her gün çocuğu okula götürüyor, akşam gidip alıyor. Ama hafta sonu da bakkala gidiyor, markete gidiyor. Kar yağdı, yol kapandı, bugün de çıkmazlar artık herhalde bu yoğun kar altında dedim ama her ikisi de yine sokaktaydı. Olabilir, seviyorlardır, hava alıyorlardır, hareket ediyorlardır, evde onlardan başka alışveriş yapan kimse yoktur ya da sadece canları istiyordur kime ne ama da yine de hafta sekiz gün dokuz giyin, saçını başını tara, makyajını yap, yokuşu in, çık gez dolaş, yokuşu geri çık rutini hiç mi yorucu, sıkıcı falan olmuyordur. Bir gün bile içlerinden geçmez mi şu gün de evde oturayım da ayaklarımı uzatayım diye, merak ediyorum...

  Yine görüşmek üzere...

28 Şubat 2025

ŞUBATIN YİRMİ SEKİZİ - 2025

   Dün en sonunda gidebildim dişçiye ve çenemin sağ ve sol üst kısmına implantların kökleri takıldı. "Sen zor kısmı ameliyatlarda atlattın, bu hiçbir şey, hiçbir sıkıntısı yok." diyordu dişçim hep, doğru diyormuş. Yapılan işlem kısa sürdü ve zorlamadı bu yüzden hem sağ hem solu yaptı. Acı zaten olmadı, ağrı da olmadı. Yine de tabi ki yordu. Eve geldiğimde turşu gibiydim. Bütün gece yattım. Hassasiyet var, dikkatli yiyip içiyorum. Dikişler var, on gün sonra hem onları alacak hem altları yapacak. Bugün de biraz daha yatarım büyük ihtimalle, hemen her işe saldırmak da istemiyorum ama yarından itibaren rahatlıkla gündelik hayatıma devam ederim gibi geliyor. 

 Görüşmek üzere.

24 Şubat 2025

ŞUBATIN YİRMİ DÖRDÜ - 2025


   Günlerce gözüm camda beklediğim kar cumartesi yağdı nihayet. Yani, önceki günlerde de yağıyordu ama yarım saat attırıp duruyordu ve biriken tüm kar da bir - iki saat içinde eriyordu. Cumartesi yağan kar erimedi. Gün içinde sık sık yağdı. Beyaz bir sabaha uyandık o gün. Sık sık da yağdı. O günü sabahtan gece yarısına pencere başında geçirdim. Çocuklar da sabahtan gece yarısına sokaktaydı. Anne babaları da. Bizim sokakta tüm mahallelinin toplandığı ve tüm gün süren bir kar partisi yapıldı desem yeridir. Bir yerden sonra ben yoruldum onların sesinden ve kalabalığından ama onlar yorulmadılar :O). Biz de Atahan'la biraz çıktık yürüdük Kar havası aldık ve eve döndük. Pazar sabahtan öğlene kadar yağdı. Sonra tamamen durdu ve erimeye başladı zaten. Bugün kargoya gitmem gerekiyordu, yürüyerek de gidebileceğim bir mesafe arabayla da.  Bizim kapının önü ve sokak hala buzlu olduğundan arabayı çıkaramıyoruz. Ayağım kayar da düşersem diye tek başıma çıkmaya da çekindim, Atahan'la gittik. Meğerse her yerde tüm karlar erimiş sadece bizim kapının önü buzluymuş. Yanımızdaki apartman sokağın girişini örtüyor diye görememişiz ama bizimkiyle kesişen sokakta kar tanesi bile kalmamış. Yani buzlu olan yer en fazla 20 - 30 metreymiş. Bizim sokağa giren arabaların yüzde yetmişi çıkamayıp geri dönünce, çıkabilenler de ancak yalpalayıp zorlanarak çıkınca ben her yeri böyle sanmıştım. Hala karlı günleri yaşayan bir biz kalmışız. Dişçiyi de yine arayıp birkaç gün erteleyeceğim randevuyu. Tek sokak mek sokak, 15 metre yüz metre fark etmiyor sonuçta biz hala arabayı çıkaramıyoruz. Kargo, çarşı marşı işleri yürüyerek, minibüsle falan hallolur da, dişçi yürüyemeyeceğim kadar uzak ve minibüsle - otobüsle gidemeyeceğim kadar ters. Geçen haftalarda randevum hep ertelensin istiyordum ama şimdi bir an önce yapılsın bitsin, artık şu "dişçiye gideceğim, implant yapılacak" psikolojisinden kurtulayım diyorum ama bir türlü gidemiyorum! 

Yine görüşmek üzere... 

20 Şubat 2025

ŞUBATIN YİRMİSİ - 2025

 Dün burada neredeyse hiç kar yağmadı ama dişçinin civarında yoğun yağış olduğunu öğrenince iptal ettim randevumu. Günlük güneşlikti hava deniz kenarına gittik. Hava alıp birer sigara tellendirdik. Okuldan kaçmış çocuklar gibi hissettim kendimi. Dişçiye gitmedim ya sanki deniz kenarında da olmamam gerekiyormuş gibi. Ama biraz mavilik görmek iyi de geldi, iyi ki gitmişiz :O).

 Gözüm sürekli camda, kar bekliyorum. Çok az yağıp az biraz etrafı beyazlatıp kesildi. Şu anda da yine dünkü gibi güneş parlıyor ama hava soğuk. İstanbul'un başka yerlerinde durum nasıl bilmiyorum ama asıl kar yarın gelecek diyorlar. Yağmazsa çok üzülürüm. Hasretle bekliyorum. 

 Yine görüşmek üzere...

19 Şubat 2025

ŞUBATIN ON DOKUZU - 2025

 Bugün dişçi randevum var. İmplantlara başlanacak. Biraz gerginim açıkçası. Ayaklarım geri geri gidecek ama bir yandan da başlasın ki bitsin diye düşünüyorum. Ameliyatlar da sıkıntılı dönemlerdi ama oldu, bitti, iyileştim, tüm zorlukları geçti gitti. İmplantların da böyle olmasını diliyorum. Erteleyebildiğim kadar erteledim zaten, en son grip olunca biraz daha beklemek zorunda kaldık ama bahanelerim de tükendi :O). Bugün için kar dediler İstanbul'a, afet olacak dediler, son umudum "Çok kar var, gelemiyorum." demekti ama şu an yağmur bile yağmıyor. Hava soğuk olsa da gayet açık o yüzden kaçış yok. Başlayacağız...

 Dişçi konusuna çok odaklandığım için daha fazla yazamıyorum. Sonra yine görüşmek üzere...

15 Şubat 2025

ŞUBATIN ON BEŞİ - 2025

  Gribi tam atlamasam da çok daha iyiyim :O). Burun akıntısı kaldı biraz, bol bol da öksürük. Öksürdükçe gıcık yapıyor, daha çok öksürüyorum. Bol bol su içip bal yiyorum. Bal boğaza çok iyi geliyor bu arada. Gıcığı almada bire bir. Enerjimin çoğunu geri kazandığımdan biraz evle ilgileniyorum. Hastayken ev almış başını gitmişti, şimdi yakalamak zor oluyor :O). Bir de okuduğum polisiye seri var. 12 kitabın sekizincisini okuyorum. Artık bitirmek istiyorum seriyi. Okuduğum kitapların ya da serilerin sonlarına yaklaştığımda hep böyle oluyor. Hem hiç bitmesin istiyorum hem de bir an önce bitsin :O). Dışarı pek çıkmıyorum, hatta hiç çıkmıyorum. Grip mikrobu bulaştırma evresini bence geçmiş olsam da her öksürdüğümde - ki bu çok sık oluyor - insanların huzursuz olmasını istemiyorum. Bir de sokaklarda burnumu sile sile gezmek istemiyorum :O). Yarı zorunlu yarı gönüllü ev hapsi uyguluyorum kendime. Evde olmayı seviyorum zaten, biliyorsunuz, o yüzden bu durum hoşuma gitti. Çıkmamak için (bir süreliğine) geçerli bir bahanem var: Hastayım :O). 

  Yine görüşmek üzere...


11 Şubat 2025

ŞUBATIN ON BİRİ - 2025


  Sabah çok erken kalktığım için karanlık oluyor ben kalktığımda. O yüzden perdeleri açmayı ve pencereyi açıp evi havalandırmayı sonraya bıraksam da normalde her sabah kalktığımda dışarısı ne durumda diye bir camdan bakarım mutlaka. İlk defa bugün bunu erteledim çünkü sabah beşte - altıda değil garip bir şekilde uykum bölününce dörtte uyandım. Neyse, perdeyi açmam dokuzu buldu ve açtığım anda bu manzarayla karşılaştım. Hiç beklemiyordum sabah şoku yaşadım resmen. Bir yandan da çooook mutlu oldum. Perde, tül ne varsa açtım. Bu manzaraya eklenmiş bir de sakin ama iri iri yağan karı düşünün. İşte şu an size öyle bir pencere karşısından kafamı her kelimede mutlaka kaldırıp yağan kara bir göz atarak yazıyorum. Çok keyifli. Az önceye kadar kimse de yoktu sokakta. Şimdi çocuklar dayanamadı kar topu oynamaya çıktı tam karşımdaki parka. Kar montunu giymiş bir köpek hoplaya zıplaya geçti camın önünden. Normalde eskiden her kar yağdığında işe nasıl gideceğim, işten nasıl döneceğim endişem oluyordu. Seneler sonra ilk defa kar yağarken evdeyim ve tek derdim kahve mi içeyim sıcak çikolata mı diye karar vermek. Bu mutluluğu ve keyfi sizlerle de paylaşmak istedim hemen :O).

  Görüşmek üzere...

10 Şubat 2025

ŞUBATIN ONU - 2025

  Son yazımda Atahan grip, bana bulaşmadı neyse ki demiştim ya, işte o geçerli değil artık: Ben de nezle ile grip arası bir şey oldum. Hastalık çok yerleşmeden iyileşmeye de başladım. Sadece enerjim hiç yok. Halsizlik gibi de değil tam olarak. Vücut tam toparlamadığından herhalde, çabuk yoruluyorum. Ev aldı başını gitti. Hem pis hem dağınık ama dün yemeği Atahan yaptı, bulaşıkları da o toparladı. Bütün gün yattım. Kalktım yemek yedim tekrar yattım. Bugün çarşıda mutlaka halletmem gereken, zamanlı bir işim vardı. Ancak onu halletmeye yetti enerjim, eve döndüm yine yattım. Yine de düne göre daha iyiyim. Burnumun akması kesildi en azından. Bir de şurup içtim öksürüğü kesti, iyi oldu. İlaç içtim ve yattım. Yattıkça uyudum, uyandım, kitap okudum, yine uyudum. Son 48 saatim böyle geçti. İkinci kitabı da bitirdim. Neyse, sonuçta, ilaç ya da dinlenme artık hangisiyse, iyi geldi. Hazır biraz oturabiliyorken buraya da bir iki cümle yazmak istedim. 

 Yine görüşmek üzere...

6 Şubat 2025

ŞUBATIN ALTISI - 2025

   Su tesisatında arıza var. İp gibi akıyor suyumuz. Bugün usta gelecek zaten de ne zaman böyle sular kesilse ya da az aksa içimden her yeri foşur foşur yıkamak geliyor. Normalde hiç gözüme görünmeyen kirli noktaların hepsi gözüme batıyor. Sular geldiği anda da o noktalar yine görünmez oluyorlar. Bu bir cadının laneti bence :O). Evim hep kirli kalsın, kimse de beni beğenmesin diye lanetlemiş beni kıskanan biri :O). Yoksa normal zamanda da o temizleme isteğinin olması lazım içimde, değil mi? Suçlu ben değilim, cadı :O). 

  Klasik bir, her yeri toplayacağım diyerek dağıt, sonra işin yarısında yarım bırak, bir daha da elin değmesin durumu yaşıyorum. Çalışma odasında ve yatak odasında bir patika gibi alan bıraktım, odaya oradan girip çıkıyorum. Gerisi yığın halinde yerleştirilmeyi bekleyen eşya dolu. Her sabah bugün burayı bitireceğim diye karar veriyorum ama araya hep daha acil işler giriyor. Bu arada her gün de biraz topluyorum ama aslında girip komple bitirip çıkmam lazım, biraz toplamayla bitmeyecek. Bitince de çok güzel olacak, tek motivasyonum bu.

 Atahan biraz daha iyi. Henüz tam olarak iyileşmese de günden güne hafifliyor gribi. Bana da bulaşmadı neyse ki. Biraz boğazım kırçıllandığı anda ilaç içtim ama hasta olma aşamasına geçmeyi beklemedim. Ne kadar korursam koruyayım kendimi aynı evin içinde olup da bu kadarla kurtulmak da çok iyi bence. 

 Görüşmek üzere...

3 Şubat 2025

ŞUBATIN ÜÇÜ - 2025

 Burada yazmış mıydım hatırlamıyorum ama Atahan geçen hafta şehir dışında , fuardaydı. Cumartesi hasta bir şekilde döndü. Ihlamurlar, tavuk suyuna çorbalar, ilaçlar elimizin altında sürekli. Ben de grip olmayım diye sürekli pencere açıyorum, ellerimi yıkıyorum, Atahan her hapşırdığında ellerini yıkamasını hatırlatıyor ya da kolonya veriyorum. Sonuçta şimdilik bende grip yok gibi ama galiba kocam çoktan kaptı şifayı. Evde iki hasta erkekle halimi düşünemiyorum :O). 

 Kitap okuma performansım çok düştü son günlerde. Geçenlerde kafam dağılsın diye seneler sonra telefonuma yüklediğim eski oyunuma çok kaptırdım kendimi. O zaman da çok oynuyorum diye silmiştim zaten :O). O dönem kendime yüzüncü seviyeye gelince sileceğim sözü verip yüz dörtte silebilmiştim ancak. Şimdi de iki yüz sözü verdim. İki yüzüncü seviyede sileceğim, kesin kararlıyım! 

  Çok buralarda olamayabilirim birkaç gün ama fırsat buldukça bir uğrayacağım. 

  Görüşmek üzere.

1 Şubat 2025

ŞUBATIN BİRİ - 2025

   Üzerinize afiyet benim biraz böcek sorunum - bir nevi fobim var. Özellikle siyah, kocaman olanlar çok iğrendiriyor. Öldüremiyorum, ölüyse bile atamıyorum, görünce huylanıyorum. Günlerce o çıkıp bana - evet, özellikle bana - gelecekmiş gibi hissediyorum. Nerede gördüysem travmamı atlatana kadar oralarda temkinli dolaşıyorum, her an tetikte oluyorum. Dolaştığı yerlerden ve şeylerden nefret ediyorum. Gördüğüm anda da, özellikle beklemediğim bir ansa, çığlığı basıyorum. Çok çok şanslıyım ki, bu evde senede bir ya da iki defa çıkıyor sadece. O da bana yetiyor ayrı konu ama yine de az olduğunu düşünüyorum. Neyse, küçük hasır sepetlerim vardı çalışma odasında boş duran. Mutfağa alayım da içine bir şeyler koyayım dedim. Aldım, iç içe geçirmiştim onları, üsttekini alınca alttaki sepetin içinde gördüm ve çığlığı bastım. Bir süre üst komşum çığlığıma gelecek diye beklemedim değil açıkçası. Sonra dondum kaldım. Mutfaktan da çıkamadım. Öldüremedim de, masanın üzerinde sigaram, kitaplarım, telefonum vardı. Sepetten çıkıp o tarafa giderse bir daha elleyemem diye hemen onları aldım. Evde kocam ya da oğlum olsa kurtarma timi olarak ikisinden birini çağırırdım ama onlar da yoktu. Sigaramı, kitabımı, telefonumu aldım, kapıyı çektim çıktım. Yemek yapacaktım ama onunla aynı yerde, hele ki ona sırtımı dönüp yemek yapabilmem mümkün değildi. Zaten biri gelip etrafı bir kolaçan etmeden şu an mutfağa girebilmem de mümkün değil. İşin kötüsü sepetleri çalışma odasından aldığım için orada da huzurlu değilim ya arkadaşı varsa onu aramaya çıkarlarsa diye gözüm sürekli yerde. Her zaman bu kadar tepkili olmuyorum ama belki bu sefer yalnızdım da diye biraz daha pik yaptı, bilmiyorum. Kocamı aradım dert yandım, yoldaydı, empati yapamadı daha çok kızdırdı beni. Annemi aradım gel bul dedim, uzaktayım müsait değilim dedi. E ben de ne yapayım oturdum size anlattım - her zamanki gibi - derdimi :O). 

 Uzun zamandır aklımda olan, yapılması gereken ama gözümde de çok büyüyen bir eşya düzenleme işi vardı. Dün ona giriştim. Bugün kolayladım ama hala daha bitmedi. Şöyle ki şu evde ben hala düzenimi tam oturtamadım. Eski evde evlenirken aldığım mobilyaları kullanıyordum. Yirmi senedir bizimle olduklarından artık her şeyin yeri oturmuştu. Taşınmış da olsam eşyaları çıkarıp yine yerine koyunca yerleşmiş oluyordum ve işim bitiyordu. Onlar artık harap hale geldiğinden buraya taşınırken yeni mobilya aldık. Çok da seviyorum hepsini ama hala daha bu mobilyaların dolap içi düzenini oturtamadım. Sürekli eşya yerleştiriyorum, sonra fark ediyorum ki pratik olmuyor ya da az kullandığımı el altına çok kullandığımı derinlere almışım, tekrar değiştiriyorum. Kafamda sürekli onu oraya bunu buraya koyduğumdan aradığım şeyleri de bulamıyorum. Bir de sürekli bir ayıklama yaptığımdan verdim mi, evde mi, emin olamıyorum. Bazen belirlediğim yerlere koymak zor geliyor ıvır zıvır şeyleri sağa sola tıkıyorum. Sonra her yerden bir şeyler çıkıyor. Buna son vermek uzun zamandır aklımdaydı. Her şey bir araya gelsin, yeri belli olsun, ben de bileyim, aradığımı bulayım, işim kolaylaşsın diye kendimi motive ederek olaya giriştim. Gözümde büyüttüğüm kadar varmış. Bitince güzel olacak ve kafam rahatlayacak ama geç bitecek ve biraz yoracak :O). Bu arada bir de uzun zamandır elimde olan artık sonlara yaklaştığım bir kitabımı da bitirmeye çalışıyorum. Pek bilgisayar başına geçip yazamıyordum, kara büyük şey vesile oldu, iyi de oldu.

  Yine görüşmek üzere...

28 Ocak 2025

OCAĞIN YİRMİ SEKİZİ - 2025

    Ev işleri ve diğer işlerle ilgili günlük rutinlerim var. Onları düzenli yaptığımda birçok şeyden  zaman tasarrufu sağlamış oluyorum ama bazen ipin ucu kaçıyor ve o rutinleri tekrar oturtmak zorluyor beni. Geçen haftaki otel yangınından sonra o kadar çok üzüldüm ve moralim bozuldu ki her şeyi boş verdim. Hiçbir şey yapasım da gelmedi. Sosyal medyaya pek bakmadım. Sürekli karşıma yangınla ilgili videolar, haberler çıktığından tam toparladığımda yeniden moralim bozuluyordu. Senelerdir oynamadığım bir oyun vardı. Onu yükledim tekrar ve parmaklarım acıyıp gözlerim ağrıyana kadar oynadım. Tüm vefat edenler ve yakınları için üzülmeye devam etsem de şimdi daha iyiyim.

  Burada çok bahsetmesem de bir abim vardı. Annemin erkek arkadaşı meselesinde pek olumlu bakamadı konuya, biraz uzaklaştı. Ben de anneme destek olduğum için ya da karşı çıkmadığım için benimle de görüşmeyeceği bilgisine nail oldum geçenlerde. Atahan'la da görüşmeyecek bu bağlamda anladığım kadarıyla. Ablamın oğlu da anneannesiyle hala görüştüğü için galiba onu da çıkardı hayatından. Üzüldüm. Çok bir araya gelemesek de adı vardı en azından artık o da yok. Hayırlısı herkes için...

  Hep daha sık yazacağım deyip arayı yine uzatıyorum. Yazmak iyi geliyor aslında bana. Sizlerle paylaşmayı seviyorum. Yazının en başında demiştim ya rutinler iyi oluyor diye. Buraya en fazla iki günde bir yazmayı rutin haline getireceğim. 2025 hedefim bu olsun!

Yine görüşmek üzere.

 

19 Ocak 2025

OCAĞIN ON DOKUZU - 2025

 Geçen hafta çok ağır bir grip geçiren kayınvalidemi bize aldık. Normalde bize 15 dakika mesafede kaynımla birlikte yaşıyor. Kaynım yurt dışına gidecekti. Bizim de aklımız onda kalıyordu zaten. Doktora da götürürüz diye düşündük ama biri ona acile annemi sağlam verdim ölü aldım diye anlatmış o yüzden doktor korkusu var. Seksen iki yaşında bu arada. Eve hemşire geldi, serum merum takıldı, bir yandan da vitaminler ıhlamurlar derken zarla zorla toparladık durumunu. İlk geldiğinde korkutmuştu bizi ama eski haline döndü şimdi. Rutin ev işleri zaten devam ediyordu. Arada yine fırsat buldukça kitap okudum. Kayınvalidemle ilgilendim. Erken yattım erken kalktım. O iyileşmeye başladıkça dedikodu yaptık beraber. İnşallah burayı okumuyorlardır diyorum ama yine de yazıyorum: Kayınvalidemle beraber en çok kaynımı ve görümcemi çekiştirdik :O). Bu arada ben de istesem de çok yazamadım. Bir de geçenlerde dişçim aradı beni. İmplantlar için çağırdı. Ben şubat - mart gibi çağırırlar diyordum. Böyle birden ocağın ortasında gel deyince moralim bozuldu. Üst taraftaki dişler ameliyatlı olduğu için şubatı - martı bekleyecekmişiz ama alt taraftaki dişleri şimdi yapmaya başlayabilirmiş. Yarın randevum var. Gidince öğreneceğim tam olarak ne yapılacağını. Ya da hiç öğrenmeyim ne yapacaksa yapsın bilsem ne fark edecek belki daha çok gözüm korkacak. Bilmiyorum, sonuçta anlatsa da anlatmasa da ilk implantın yapılmasıyla konuya hakim hale geleceğim zaten ister istemez :O). Yemek hazırlıkları öncesi biraz yazayım dedim. 

 Yine görüşmek üzere...

 

14 Ocak 2025

OCAĞIN ON DÖRDÜ - 2025

  Görüşmediğimiz günlerde aslında hayatımda çok büyük bir değişiklik olmadı. Genelde bıraktığınız gibiyim :O). Buraya yazıp yazmadığımı hatırlamıyorum ama Atahan işe başlamıştı iki ay önce, geçen hafta işyerinin kapatılacağını öğrenince istifa etti. Eski şeflerinden biriyle bir projeye katılacak ay sonuna doğru. Bir yandan da iş arayacak. Bu kapanacak olan yer eve çok yakındı o yüzden çok memnunduk. Bakalım vardır kısmetinde başka güzel yerler inşallah. Bir de temmuz gibi arabamızı satmıştık. Kasım sonu gibi yeni bir araba aldık. Geçen hafta sonu da Edirne'de yaşayan yirmi senelik arkadaşlarımızı ziyarete gittik geldik. Normalde iki üç ayda bir görüşürdük. Son zamanlarda onlar yoğundu, biz müsait değildik derken 15 ay olmuş görüşmeyeli. Özleşmişiz. Hepimize iyi geldi.

 Geçen sene doksan kitap okumuşum. sayım yapmıştım ama buraya yazmamışım. Aslında iyi bir sayı ama az geldi benim gözüme. Hani evdeydim ya artık, 150 - 200 okumalıydım en az diye düşünüyordum :O). Okuma saatlerimi fazlalaştırmaya çalışacağım. Sürükleyici kitapları elimden bırakmadan kısa sürede bitiriyorum. Hiç beğenmediğim kitapları da bitirmeye uğraşmadan yarım bırakıyorum. Çok iyi ya da kötü olmayan kitaplar elimde sürünüp duruyor. Öyle kitaplara denk geldiğimde okuyasım gelmediğinden uzayıp duruyor kitabı bitirme sürem. Daha seçici olacağım bundan sonra çünkü okunacak çok kitabım var ve hepsini bir an önce okumak istiyorum :O). 

 Yazdıkça yazası geliyor insanın, yazma arası uzadıkça da tekrar yazmaya başlamak zor oluyor. Daha sık yazmaya çalışacağım. Kopmak istemiyorum.

  Sevgiler. Yine görüşmek üzere.

2 Ocak 2025

OCAĞIN İKİSİ - 2025

   Dün, yeni yılın ilk çamaşır ve bulaşığını yıkadıktan sonra ilk yazısını yazacaktım ama araya bir şeyler girdi o iş bugüne kaldı. Son zamanlarda yazamadım. Evle biraz ilgilendim. Bol bol kitap okudum. Halletmem gereken işleri halletmeye, çözmem gereken sorunları çözmeye çalıştım. Düzenleye düzenleye bitiremediğim dolaplarımı biraz daha düzenledim :O). Fazlalıkları ayırdım. Biraz eşya azalttım ama yerlerine yenileri de geldi. Yeni fikirler buldum, bir kısmını denedim beğendim, bir kısmını denemedim. 

  Yazmadıkça uzaklaşıyorum buradan o yüzden artık daha sık yazmaya çalışacağım. Yine görüşmek üzere.

31 Aralık 2024

ARALIĞIN OTUZ BİRİ - 2024

 


Bugün uzun bir yazı yazmak istiyordum ama fırsat bulamadım. Seneye yazacağım mutlaka:). Yeni yılınız kutlu, mutlu huzurlu olsun❤️🎄

7 Aralık 2024

6 Aralık 2024

ARALIĞIN ALTISI - 2024


 Dün annemle güne gittim. Bu güzel manzara eşliğinde oturduk. Başka bir ilde yaşayan teyzem ve kuzenim de gelmişti. O
nları uzun zamandır görmemiştim. Gayet keyifli bir gün geçirdik. Tek sıkıntı akşam trafiğine kalmamız sebebiyle bir saatlik dönüşün iki buçuk saat sürmesi oldu ki, annemle sohbet ede ede geldiğimizden onu bile pek anlamadık. 

Bugün evdeyim Kitap okudum genelde. Biraz ev işi. Gün geçip gidiyor zaten.

Yine görüşmek üzere...

4 Aralık 2024

ARALIĞIN DÖRDÜ - 2024

    Bugün aylar sonra ilk defa canım sıkıldı evde. Markete gittim geldim geçti :O). 

  Giderken çöpleri attım. Geri dönüşümleri ayırdım, organik atıkları ayırdım. 

  Bizim apartmanımız az haneli küçük bir apartman - ve biz bu yönünü seviyoruz - kapıcısı yok. Haftada bir kadın geliyor yerleri silmeye. Yönetici de her sene değişiyor. Sırayla her sene başka bir dairenin sakini yönetici oluyor. Bu da güzel bir sistem bence. Evimi seviyorum zaten. Komşularımı da genelde seviyorum. 

   Çalışma odasından görünen bir ağacım var. Son günlerde en çok onu seviyorum. O ağaç senelerdir orada ve ben onu senelerdir görüyordum tabi ki ama bu sene ayrı bir dikkatimi çekti. Bazen oturup dakikalarca sadece onu izliyorum. İyi geliyor bana. 

   Yarın annemle gezmeye gideceğim: güne. Günler de zamana uyduğu için - İstanbul'da en azından - çoğu gün restoranlarda, kafelerde yapılıyor, evlerde pek toplanılmıyor artık. 

   İşim olmadığı her an kitap okuyorum. Hatta işleri de biraz erteleyip kitap okuyorum. Bir sürü yeni kitap almıştım ve onları okuyup bitirmek istiyorum bir an önce. Aynı anda dört kitaba başladım demiştim geçen gün. Birini bitirdim, üçüne devam ediyorum. Yeni bir dördüncü kitap seçtim, kenara ayırdım ama ona daha başlamadım. 

  Gece biraz daha erken yatmaya çalışmaya karar verdim. Geç yatıp erken kalktığımda gün içinde uyku bastırıyor ve ben gündüz uyumayı sevmiyorum. Uyumayınca sersem gibi oluyorum. Yaptığım hiçbir şeyden hayır gelmiyor. Uyusam günüm boşa gitmiş gibi geliyor ve enerjimi toplayacağıma aksine ekstra miskin oluyorum. Yattıkça yatasım geliyor. O yüzden biraz daha erken yatıp sabah da erken kalkmaya devam edeceğim. Gün içinde de uyku bastırmayacak. Gece zaten otursam da hiçbir şey yapmam normalde. Sabah ve gündüz insanıyım ben. Gece şarj modunda oluyorum daha çok :O).

  Yine görüşmek üzere...

3 Aralık 2024

ARALIĞIN ÜÇÜ - 2024

  Kasım indirimlerinden bir sürü şey aldım. Kitap aldım mesela bol bol. Yirmiyi otuzu bulmuştur diye tahmin ediyorum. Gerçi çoğunu da hemen okumaya başladım ve daha ay sona ermeden de bitirdim. Şu an elimin altında dört ayrı kitap var mesela. Dördüne de eş zamanlı başladım. Hepsini birden de eş zamanlı okuyacaktım ama bir tanesi çok ilgimi çekti. Diğerlerini bekletiyorum bir an önce tam zamanlı bunu okuyup bitireceğim. İnstagram kitap hesabım Kitaplı Sipahi'yi paylaşmış mıydım daha önce sizlerle hatırlamıyorum ama onu takip ederseniz, okuduğum tüm kitapları orada paylaşıyorum. Okumayı seviyorsanız tavsiye ederim. Neyse, kargocular genelde öğleden sonra getiriyordu kargoları geçen gün bir tanesi daha sabahın sekiz buçuğunda geldi. Hem şaşırdım hem de çok erken buldum. Ben çoktan kalkmış, duşumu almış, üzerimi değiştirmiş oturuyordum ama kocam daha uyuyordu, Atahan daha işe gitmemişti. Sabahın köründe kesinlikle kargo beklemediğim için kapıyı açmadan kim olabilir, ne olmuş olabilir diye bir endişelendim. Akşama kadar kargo beklemek yerine erkenden gelmesi güzel de bu da çok erken oldu bence :O). 

  Sepet takıntım ve sevdam ailem tarafından çok iyi biliniyor. Hasır sepetlere karşı bitmeyen bir aşkım var. Kasım indirimlerinde yarı fiyatına bulunca birkaç tane aldım. O gün de teslim edileceğine dair mesaj gelince şöyle sessiz sedasız bir teslimatla, çok dikkat çekmeden sepetlerimi alıp bir kenarda kendi kendime açmayı hayal ettim. Akşamın altısında geldi sepetler. Satıcı ezilmesinler, kırılmasınlar diye üç kutuya bölmüş ve hepsine aynı teslimat numarasını vermiş. Kargocu da bir yanlışlık olduğunu düşünmüş. Ben kendi kendime gizlice açıp mutlu olmayı hayal ederken kargocu kapıda teslim ederken açıp bir kontrol etmemi rica etti. Kapının önünde üç ayrı kutuyu açıp tek tek sepetleri çıkardım. Bunu yapabilmek için yere çömeldim ve bütün girişe sepetlerle - kutularla yayılmış oldum. O arada kocam geldi kapıya. Kargocu arkadaşı daha önceden tanıyormuş meğerse. Sohbete başladılar. Kocam, ee işler nasıl gidiyor, deyince kargocu da, ne olsun Burcu Abla'ya çalışıyoruz işte, dedi. O arada komşular girdi çıktı. Sanki üç değil on üç kutu açmışım gibi her yer sepet, kutu doluydu. Kapının önü çarşı - pazar gibiydi. Hepsini nasıl topladım, içeri girdim bilmiyorum ama o romantik "sepetlerime sessiz sedasız kavuşma" hayalim tam aksine toplu sepet kutusu açma törenine dönüştü. Aynı tablo tekrar yaşanmasın diye camın önünde erketeye yatıyorum, kargocu daha zile basmadan kapıyı açıp sessiz sedasız içeri alıyorum paketlerimi :O). 


   Ben size masa başında yazarken Hektor da hemen yanımdaki koltukta bu şekilde uyuyor. Yazıyı göndermeden bu fotoğrafı da eklemek istedim. Kaloriferin sıcağı ayaklarıma vuruyor masa altından. Sevdiğim eski şarkılar çalıyor çok kısık, ancak duyulabilecek bir sesle. Evin bütününe sessizlik ve huzur hakim. Yağmurlu bir Büyükçekmece günü.
   Yine görüşmek üzere...

2 Aralık 2024

ARALIĞIN İKİSİ - 2024


  Kendime ördüğüm battaniye. Geçen kış yarısını örüp bırakmıştım. Atahan'ın battaniyesini aldım araya, onu bitirdim, döndüm bunun diğer yarısını ördüm. Diktim ve şu an kullanıma hazır. Kalmış yünlerimden, düz, haraşo, çift kat iple, renkleri karıştırarak ördüm. Aslında amacım hem kalmış ipleri bitirmek hem de çok sıcak tutsun diye normalden daha kalın bir battaniye örmekti. Birinci amacıma ulaşamadım: hala daha bir battaniye örecek kadar yünüm var :O). İkinci amacıma ise ulaştım. Örtününce sıcacık tutan ama bir yandan da çok ağır bir battaniyem oldu :O). Çift kat iple örmek ve sonrasında dikmek de zordu. Bir daha çift kat öreceğimi pek sanmıyorum. Aklımda şimdiden birkaç proje var. Yeni yünler alıp sıfırdan öreceğim iki battaniyeyi bekletiyorum. Yine kalan iplerden farklı şekilde örmeyi deneyeceğim bir battaniyeye başlayacağım bugün yarın. Örme artık ev battaniye doldu diyor benimkiler ama aslında ördüklerimi hep verdim. Kendime yenisini örünce eski battaniyemi de verdim. Bundan sonra öreceklerim için de kafamda vereceğim yerler hazır. Sonuçta kimseyi dinlemeyip öreceğim zaten alacağım yünleri bile hazırladım :O). Acele etmeden canım istedikçe örmek istiyorum. Örmeyi seviyorum, bu battaniyeleri de parça parça örüp birleştirdiğim için sıkılmıyorum. Her parça da değişik oluyor, o da güzel. Başka bir şey örmek istemiyorum parçadan bütüne giderek battaniye örmek tam bana göre iş! Sizin de ördüğünüz battaniyeler varsa mutfakcami@hotmail.com adresine fotoğrafını atabilirsiniz. Hatta uygun görürseniz blogumda da paylaşırım. 

  Yine görüşmek üzere...

1 Aralık 2024

ARALIĞIN BİRİ - 2014

 Buralardayım ama yazamadım bir türlü. Yazmayı da özledim. Gelip uzun uzun anlatacağım ilk fırsatta.

 Şimdilik bu kadar olsun, en kısa zamanda görüşmek üzere.

14 Kasım 2024

KASIMIN ON DÖRDÜ - 2024

   Eskiden internet ve telefonlar bu kadar elimizin altında değilken tarif toplardık. Gittiğimiz misafirliklerde yiyip de beğendiğimiz tarifleri ev sahibinden sorup yazardık. Gazetelerin verdiği tarif dergilerimiz ya da yemek kitaplarımız vardı evlerimizde. Çoğumuzun bir de kendine ait tarif defteri olurdu ki benim hala var ve en sık yaptığım tariflerde bile mutlaka ona bir göz atarım. Kullanılmaktan yıprandı, bazı sayfaları lekelendi, sayfalar kopmaya başladı. Bir müsait zamanda yenilemeyi düşünüyorum de elim değmedi bir türlü. 

   Kitaplığımı toplarken beş dosya dolusu tarif buldum. Sağlam stok yapmışım. Aslında telefondan bakıyorum artık tariflere, o yüzden varlıklarını bile unutmuşum. Şöyle bir göz attım. Belirli malzemelerin tariflerini bir araya toplamışım bazen. Mesela evde pek beğenmediğimiz ya da artık yemediğimiz peynir varmış onu değerlendireyim diye peynirli poğaça ve börek tariflerini ayırmışım. Atahan elmalı kurabiye seviyor diye en az yirmi tane elmalı kurabiye tarifi toplamışım ama ilginçtir ki bir kere bile yapmadım. Elmalı kek yapmışım onun yerine. Beğenip yaptıklarım da olmuş. Defterime ayrıca yazmışım ama elimdeki tarifini de saklamaya devam etmişim. Hepsini atayım dedim. Kıyamadım. Müsait bir zamanda en azından bir kez daha gözden geçirip ayıklayacağım. Bir de nasılsa artık evdeyim, zaman sıkıntım yok, bu tariflerden seçip daha çok yeni tarif deneyeceğim. Mutfakta zaman geçirmeyi daha çok seviyordum eskiden. Artık nedense gözümde büyüyor yemek yapmak ya da yeni bir şeyler denemek. Yıllarca işten gelip hızlıca ve pratik şeyler yaptığım için de olabilir. Zamanla yine mutfak sevgisi kazanırım belki...

  Yine görüşmek üzere...

13 Kasım 2024

KASIMIN ON ÜÇÜ - 2024


   Atahan'a ördüğüm battaniyeyi paylaşmamıştım sizlerle. Yaz başında bitirdiğimden hiç kullanmadan, fotoğraflarını da çekmeden direkt dolaba kaldırmıştım. Geçen gün Atahan üşüdüğünü söyleyince kullanmak üzere çıkardım. Çıkarmışken de fotoğraflarını çektim. Büyük ve geniş bir battaniye. Benim çift kişilik yatağımı rahatlıkla örtüyor ama aslında tek kişilik olmasını planlayarak ördüm :O). Rahat rahat örtünülür işte hiçbir yer açıkta kalmaz. Neyse, ben battaniyeyi çıkardım, fotoğrafladım Atahan dedi ki, ben bunu şimdi kullanmayacağım, yine topladım kaldırdım. İleride kendi evinde kullanacakmış ya da çocuğuna saklayacakmış. Benim için fark etmez, battaniye onun nasıl isterse öyle yapar. 

  Son üç gündür bir yandan mutfakla bir yandan da kütüphanemle uğraştım. Bir de ağrımıyor dediğim dişim ağrımaya başladı. Hem meşgul, hem yorgun hem de keyifsizdim. Ağrı kesici ağrıyı geçirdi rahatlıkla ama normalde ilaç içmeyi sevmediğimden kullanmak zorunda olmak sinir etti beni. Bir de diş bile kalmadı ağzımda bu neyin ağrısı yani. İki ameliyatı sıfır ağrıyla geçirip diş çekiminde ağrı yaşamak da saçma. Gerçi çekimler zordu, sıkıntılıydı, neredeyse dikiş de atacaktı, bu da bir ameliyat kadar oldu. Bugün çok daha iyiyim. Şişlik ve hassasiyet geçti. Moralim de düzeldi :O). 

  Kitaplıkları yaptırdıktan sonra ben aslında sadece kitapları dizmiştim. Hepsi karman çormandı. Hangi kitabım nerede hiç bilmiyordum. Yazarların birden fazla kitabı varsa hepsi ayrı bir raftaydı. Geçen kış kitaplığımı düzenlerken, attığım, verdiğim, sattığım olmuştu. Neyi verdim, ne kalmıştı elimde net hatırlamıyordum. Aradığımı bulamıyordum. Ciddi bir düzenleme şart olmuştu. Tüm kitapları tek tek elden geçirdim. Türlerine göre yerleştirdim. Serileri sıraya dizdim. Sevdiğim yazarların bende olmayan kitaplarını tespit ettim. Aynı yazarın kitaplarını bir araya getirdim. Belli odalardaki kitaplıklarıma sadece belli kategorilerdeki kitapları koydum. Raf içinde de boylarına göre sıraya dizdim. Bunları yaparken hepsini tek tek listemden kontrol ettim. Listede olmayanı ekledim, karışıklıkları düzelttim, listede adı olan ama artık bende olmayan kitapları tespit ettim. Henüz okumadıklarımı tek tek not aldım. Bir daha okusam dediklerimi belirledim. Toplamda üç dört gün sürdü. Yorgunluktan öldüm çünkü sürekli üç kitaplık arasında mekik dokudum, oradan oraya kitap taşıdım, rafları boşalttım, doldurdum. Dün bitti ve sonuç içime çok sindi. Size tekrar fotoğraf atmıyorum çünkü raf düzenleri değişmedi içerik değişti sadece. Birçok kitabı oturma odasına koydum. Çalışma odamdaki rafları biraz rahatlattım. Eskiden sımsıkı kitap dolu olduğu için her yeni kitap aldığımda yeniden düzenlemem gerekiyordu. Şimdi her rafta biraz yer bıraktım. İstediğim kitabı rahatlıkla ekleyebileceğim. Uzunca bir süre tekrar düzenleme yapmama gerek olmayacak. Mutlu ve gururluyum. 

  Mutfak tezgahımda soldan sağa çekmeceler, evye ve altındaki dolap, bulaşık makinesi, fırın (üzerinde ocak) ve kombi dolabı var. Geçen gün fırının altından su geldiğini gördük. Fırından akacak herhangi bir su olmadığı için yanındaki bulaşık makinesinin su akıttığını düşündük. Çektik arkasına baktık arkada da su birikmişti. Temizledim, kuruttum. Tamirci çağırdık ama ertesi güne randevu verdi. O gün makineyi kullanmadım. Bulaşıkları elimde yıkadım. Bir süre sonra yine ve bu sefer daha fazla su aktığını gördük. Yine makineyi çektim, sildim, kuruladım. Evye altındaki dolaptan su akıyor mu, ıslak bir yer var mı diye baktım, hortum bağlantı yerlerini kontrol ettim. Her yer kuruydu, çıkmış bir hortum ve saire yoktu. Böyle olunca bulaşık makinesi için gelecek tamirciyi iptal ettik çünkü makineyi hiç kullanmadığım halde su akmaya devam etmişti. Bağlantı yerlerini de kontrol edip kuru olduğunu görünce duvar içindeki  borularda çatlak ya da patlak olabileceğini düşündük. Tesisatçıyı çağırmaya karar verdik. O arada tekrar makineyi çektim, dolapların altına, üstüne, fırına, ocağa her yere baktım. Su sızıntısı, nem aradım. Bazaları çıkardım (Zeminle mutfak dolabı arasındaki, dolabın ayaklarını gizleyen levha). Dolap altında sızıntı, akıntı, su birikintisi var mı diye inceledim. Görünürde bir şey yoktu. Çeşmeyi açtım, yere yattım direkt duvardan zemine su aktığını gördüm. Dolabın altını komple boşaltım, yine tüm bağlantıları inceledim, her yer kuruydu. Çeşmeyi tekrar açtığımda gider hortumunun takılı olduğu noktadan su aktığını anladım Hafif yerinden oynamış. İttirdim. su akıntısı kesildi :O). Çeşmeyi açtıkça sızıntı yaptığından su yere akıyormuş. Ben yerlere su akmasın diye makine yerine elde bulaşık yıkadıkça çeşmeyi daha çok kullandığımdan daha çok su akmasına sebep olmuşum. Su bulaşık makinesinin altından çıkınca ondaki bir arızaya yoğunlaşmıştık ama yanılmışız.. İlk baktığımda çeşme açık olmadığı için su da sızmadığından hortumlar aklımıza gelmedi. e hortum tamamen çıkmadığından ilk bakışta suyun oradan geldiğini de anlamak mümkün değildi. Böyle böyle derken ilk suyu gördüğümde makine bozuldu diye üzüldüm. Zaten eski olduğu için acaba yenisini mi almamız gerekecek diye endişelendim. İki gün yerden su temizlemekle, elde bulaşık yıkamakla, mutfağın dağınıklığıyla, oradan mı buradan mı araştırmalarıyla, tamirci beklemekle, sonra sorunu tespit edip düzeltince mutlu olmakla ama yine de tüm işlerin yorgunluğuyla geçti. Mutfak hala biraz dağınık ama o kadar yoruldum ve mutfaktan bıktım ki son işleri bitirmek yerine gelip size yazmayı tercih ettim. 

  Yine görüşmek üzere.

8 Kasım 2024

KASIMIN SEKİZİ - 2024

   Çok ilginç bir şekilde bu sene aniden bir ekose desen aşkı gelişti bende. Daha önce kafamı bile çevirip bakmazken artık gözüme dünyanın en güzel deseni gibi görünüyor. Favorilerim: kırmızı ekose, koyu mavi ekose ve yeşil ekose. Her şeyimi ekoseli almaya başladım. Mantıklı bir açıklaması var mı bilmiyorum. Benim nezdimde yok. Hiç başına böyle bir şey gelen var mıdır bilmiyorum. Mesela leopar desenden nefret ederken her şeyini leoparlı almaya başlayan tanıdığınız biri var mı? Varsa yazın da şu dünyada tek olmadığımı bileyim :O). 

  İki gün önce son diş çekimleri yapıldı. Ağrı yok. Acı çok az. Hassasiyet fazla. Biraz sorunlu benim dişler. Çekim de normalden uzun sürdü. Dört iğne yaptı uyuşturmak için. Sonra gece yarısına kadar çenemi komple hiç hissetmedim. Eve gelince biraz yatayım dedim. Normalde bir kere bile beni aramayan herkesin o akşam arayacağı tuttu. Kendimi açıp telefona da cevap veremiyorum. En az dört kere uyanıp telefonu kapatıp uyumaya devam ettim. Sessize almak aklıma o an gelmedi nedense, ertesi gün fark ettim öyle bir seçeneğim olduğunu :). Neyse, zoru atlattım bence artık. Dişçim de öyle dedi ve ben ona tüm kalbimle inanmak istiyorum. Ekstra bir durum olmadıkça en az dört ay rahatım şimdi. O yüzden de mutluyum. 

  Atahan işe başladı. Bugün ilk günü. Yemek işi yine olduğu gibi bende artık. Koskoca aşçı oğlum bile, her gün ne yapacağım diye düşünmekten bıktım, diyordu. Yapmasından çok yapacak bir şey bulması zor. Bazen yapması da zor geliyor bana. Biraz o günkü moduma da bağlı galiba. Neyse, eskiye döndüm işte ben yine artık. Belki bazen sabahtan yapar atarım kenara tüm gün kafam rahat eder. Bu iş Prometheus'un cezası gibi bir şey. Her gün yeni baştan başlıyor her şey. 

    Yine görüşmek üzere...

5 Kasım 2024

KASIMIN BEŞİ, 2024


   Günlerdir yazmamışım. Peki ne yaptın bu arada derseniz, bilmiyorum, galiba hiçbir şey yapmadım ya da belki de çok şey yaptım. Işık hızıyla geçti her bir gün. Neden bu kadar hızlı geçti, ne çıktı ortaya derseniz bir cevabım da yok, elimde bir sonuç da yok. Ben de anlamadım. 


     İnternetten bu gözlük tutacağını aldım, pratik ve sevimli diye sizinle de paylaşmak istedim. Malzemesi biraz kalitesiz gibi ama işlevini gayet güzel yerine getiriyor. Atahan lenslerini taktığında gözlüğü ortalıkta sürünüyordu. En azından şimdi düzgünce bir kenarda duracak.

   Hani özellikle anneler günü geldiğinde anneler için bir sürü sıfat yakıştırılır ya. Anne aynı zamanda doktordur, hemşiredir, aşçıdır, öğretmendir vb. Uzar gider. Bazen benim en büyük annelik rolüm Hektor için "kapıcılık" oluyor bence. Bütün gün ona kapı açıyorum. Biz mutfaktayken dışarıdan bağırıyor, kapıyı açın ben de geleceğim, diye. Açıyorum bir tur atıyor bu sefer çıkmak için bağırıyor. Açıyorum kapıyı çıkıyor. Bir süre sonra tekrar gelmek için bağırıyor. Bazen kargo vb geldiğinde kapıda işim uzunsa o arada çıkmasın diye salonun kapısını çekiyorum oradan bağırıyor kapıyı aç diye. Bazen bir yerlerde kapalı kalıyor kapıyı açalım da çıksın diye bağırıyor. Evde sürekli bir kapı açma - kapama işindeyim anlayacağınız. 

  Tüyap Kitap Fuar'ı başladı iki kasımda. Cumartesi günü Atahan ve kız arkadaşıyla gittik. Gezmesi güzeldi. Eskiden fuar daha indirimli kitap almamı sağlıyordu otuz kırk tane almadan çıkmıyordum ama bu sene üç dört tane kitap aldım sadece. İnternet sitelerinden yarı yarıya indirimli alabiliyorken ve kitap da bir iki günde elime ulaşıyorken fuarda gereksiz yere yüksek ücret ödemek istemedim. Almayı düşündüğüm bir kitap karşıma çıkınca fiyatını sordum fuarda 290 tl dediler (ki genelde en az %20 - 25 indirim de oluyor) o an cep telefonumdan bir baktım uygun mudur, genelde fiyat skalası nasıl diye 138 tl idi aynı kitap. Çok fark ediyor.

  Bir yandan kasım indirimleri de başladı. Bir sürü yeni kitap aldım. Yeni kitaplıklara kenarda köşede duran tüm kitaplarımı da yerleştirince bir genel düzenleme ve sayım yapmaya başladım. Şu an elimde ne var ne yok tam bilemiyorum. Alacağım ve evde olup da okuyacağım kitaplar listelerimi güncelliyorum. Kitap raflarımı tekrar düzenliyorum. Bir yandan da okuyorum. Aynı anda dört beş kitap okuyasım var şu günlerde. Bir de geçen sene başladığım yaz gelince ara verdiğim battaniyem vardı. Evdeki kalan yünleri kullanayım diye başlamıştım. Karmakarışık bir renk ve düzende ördüm. Onun son iki parçasındayım. Bitince nasıl olacağını merak ediyorum. Biraz kitaplık düzenliyorum, biraz kitap okuyorum, kitabı bırakıp örgümü alıyorum elime. Çılgın bir uğraşı içindeyim :O).

  Sonra yine görüşmek üzere...

26 Ekim 2024

EKİMİN YİRMİ ALTISI - 2024

   Düğünlere gitmeyi hiçbir zaman çok sevmemiştim. Babamın ölümünden sonra gözüme tamamen zaman kaybı olarak görünmeye başladı. Aslında düğünler değil de istemediğim bir şeyi hatır gönül için yapmak gözüme çok battı. İş arkadaşlarımın ya da sırf çağrılmış olalım diye çağrıldığımız (ya da benim böyle olduğunu düşündüğüm) eşin dostun düğünlerine gitmedim. İşten ayrıldığımda iş arkadaşlarımın düğünlerine gitmemiş olduğum için çok sevindim. İş arkadaşı derken iş vesilesiyle tanıştığım ama iş arkadaşım değil dostum dediğim kişileri kastetmiyorum. Aynı bölümde çalıştığımız, aslında pek sohbetimin ve muhabbetimin olmadığı ama ona karşı olumsuz da bir duygum olmayan kişileri kastediyorum. Nezaket gereği tüm bölüm davet edilir, gruba davetiye atılır. Aynı binada değilsindir normalde, hayatında hiç yerin yoktur ama bir toplantıda karşılaşırsın, sırf o gün orada karşılaştınız diye haftaya düğünüm var mutlaka bekliyorum der. Bu tarz davetlere katılmadım. Böyle durumlarda kendime bir sordum, ben bu kişinin mutlu gününde yanında olmak istiyor muyum ve ben orada olmazsam mutluluğundan bir şey eksilir mi diye. Cevabım hep hayırdı. O yüzden son beş buçuk senedir sadece yeğenimin düğününe gittim. Bir de yarın kaynımın düğününe gideceğim. Bir süredir buna hazırlanıyoruz. Çok uzun zamandır abiye vb giymediğim için ayakkabı, çanta manta hepsini bir yerlere tıkmışım. Çıkardım bakımlarını yaptım. Bir kere giydiğim ve içinde kendimi mutlu hissettiğim bir elbisem vardı. Baktım hala oluyor bana :), onu hazırladım. Saçlarımı kestirdim. Çok uzamıştı ve saçak saçak olmuştu. Uzun kalsa (uzun dediğimde kastettiğim omuzlarıma değen saç boyu) düğünde topuz ya da şekil bir şeyler yaptırır mıyım diye düşündüm. Yaptıracağımı pek zannetmediğim için gittim kestirdim. Kuaför kestikten sonra fönleyince tam düğünlük saç oldu ama yıkanınca fönü gitti. Belki yine düğünden önce çektiririm dedim ama kısa saçın sadece ön kısmına fön çektirmek saçma mı olur bilmiyorum. Evde de yapamam çünkü fön makinem ya da föne uygun fırçam yok. Bu gittiğim kuaföre ben ensem - kulaklarım açılsın diyordum genelde ve neredeyse bir cm kalana kadar kesiyordu her yeri. Ben yine de seviyordum o halini ama aşırı kısa oluyordu. Bu sefer düğüne gideceğim öndeki grilerim görünecek boyda olsun dedim ve tam istediğim boyda kesti. Bundan sonra ne söyleyeceğimi biliyorum artık azından :O). 

    Sonra yine görüşmek üzere. 

24 Ekim 2024

EKİMİN YİRMİ DÖRDÜ - 2024


 


   Gördüğünüz kitaplıkları 22-23 sene önce evdeki kitap sayımın artmasıyla almıştım. Çanakkale'de oturuyorduk o zaman. Çarşıdan Donanma'ya çıkan cadde üzerindeki bir dükkandı. Mobilyacı da değildi aslında. Önce bir tane aldım. Kitapların yine ortada kaldığını ve kitaplığın da kaliteli olduğunu görünce gidip iki tane daha almıştım. Üçleyince birini özellikle kapalı kısmı olan modelden seçmiştim ki ortadaki ıvır zıvırı da biraz toplasın. Orada kullandık. Büyükçekmece'ye taşınma aşamamızda 1-2 sene depoda beklediler. Sonra eski evde de kullandık. Burada da pek tabi ki bizimle oldular. Ve gerçekten kaliteli malzemeden yapılmışlar ki, bir iki sıyrık dışında yeniden farkları yoktu ama bana yetmiyordu. 
   Bu eve taşındığımızdan beri hole kitaplık, dolap yaptırmayı düşünüyordum ama marangozu çağır, bekle gelsin, ölçü alsın, fiyat versin, yapılmasını bekle, takılsın. Bu arada yerleştir, düzenle, yeni bir dolaba alış kısmı gözümde büyüyordu. Tam olarak ne istediğimi de oturtmamıştım kafamda. Örneklere bakıp duruyordum sürekli. Hiç acele etmemiştim. Yaz başında portmanto kırılmasaydı büyük ihtimalle daha en az birkaç sene yaptırmazdım. Portmantolara çok baktım. Beğendiğim modeller de oldu. Yenisini alırsam birkaç seneye hole dolap yaptırdığımda uyum sağlar mı emin olamadım. O yüzden portmanto alımını da erteledikçe erteledim. En sonunda kesin alıp almamaya karar vermeden bir de marangozla görüşelim, belki yaptırırız belki vazgeçeriz ama yolumuzu çizmiş oluruz en azından diye düşündüm. Sonuç aşağıda gördüğünüz fotoğraflar oldu :O).  


    Holdeki eski kitaplıkları ihtiyacı olan birine verecektim aslında ama Atahan odası için istediğini söyledi. Hiç üşenmeden onları boyadı, vernikledi. Kapaklı dolabın kapağını çıkardı. Her biri için üç kat boya vurdu, kurumalarını bekledi. Odasında yer açtı ve bence çok iyi yaptı. Kitaplıklar zaten yeni gibi ve çok sağlamdı. Boyanınca odasına da çok güzel uyum sağladılar. Fotoğrafta henüz yerleştirilmesi bitmemiş halini görüyorsunuz. Daha yeni fotoğraflarını da çekmiştim ama camdan çok ışık vurduğundan kötü çıkmış. Kullanmamaya karar verdim. Eskilerle idare edelim. 


   Holun yeni hali efendim, buyrun. Dolabın rengini sokak kapımızla aynı yaptırdık. Daha koyu ya da çalışma odasındaki kitaplığın renginde düşünüyordum aslında ama oda kapılarımız açık kahverengi, dolap koyu kahverengi, evin kapısı kızıl kahverengi derken holde üç ayrı renk olacaktı. Sokak kapısına uydurmaya karar verdim. Tasarımı hayal ettiğimden biraz farklı oldu açıkçası. Bazen yadırgıyor gibi de hissediyorum kendimi ama genelde seviyorum dolabımı :0). Bu, birkaç gün önceki fotoğrafı. Yerleştirmesi bitmeden çekmiştim. Atahan'ın odasını çekerken burayı da tekrar çektim ama burada da tavandan gelen ışığı ayarlayamamışım. Kullanmadım o yüzden yerleştirme aşamasını görüyorsunuz. Bana çok bol alan sağladı. Hepsi dolmayacak bile büyük ihtimalle. İleriye dönük olarak da dağınıklığı toparlamamda faydası olacak. Kitap rafı kısmını odaya geçişi zorlaştırmamak için biraz daha dar yaptık. O da pratikte kullanım kolaylığı sağladı. Eski kitaplıktaki tüm kitaplarımı raf kısmı toparladı. 

                                   

    Bir de salona iki küçük raf yaptırdım. Bunlar yatak odasında gardırobun yanında torbalar içinde duran kitaplarımdı. Çalışma odasını düzenlerken oraya sığmayan ama vermek de istemediğim kitapları ayırmıştım. O ayıklamadan sonra hangi kitabı verdim, hangisini ayırdım, hangisi kitaplıkta hiç bilemiyordum. Bu dertten kurtuldum. Sağda solda hiç kitabım kalmadı. Çalışma odasındaki kitaplıktan da üç rafı buraya taşıdım. Orası da rahatladı. Yeni kitaplar için de yer açıldı. Taşındığımızdan beri salonda pencerenin iki yanındaki boşluk gözümüze çarpıyor, sürekli fikirler üretiyor ama orası için. içimize sinen, hoşumuza giden bir şey bulamıyorduk. Marangozu çağırmaya karar verdiğimizde kocam pencerenin iki yanına kitaplık önerdi. Kitaplığa hiçbir zaman hayır demeyeceğim için tabi ki kabul ettim. Şimdi her odaya girişimde kitaplarımı görüp mutlu oluyorum. İlerisi için bu kitaplıkları Atahan'a söz verdim. Kendi kitaplığı dolduğunda burayı kullanacak. Buraya koyduklarımın çoğu henüz okumadığım kitaplar. Okudukça belki verilecek, belki çalışma odasına gidecekler. Yerlerine de yenileri gelecek. 
   Sonuçta kitaplarımı nereye koyacağım sorununu çözmüş oldum. Hem eskileri yerleştirebildim hem de raflardaki boşluklar sayesinde önümüzdeki senelerde alacağım yeni kitaplara da yer açılmış oldu :O).  Marangoz ilk geldiğinde siparişi vermiştik. Salona, hole kitaplık dedik. Raf aralıklarına kadar konuştuk. Renk için örneklerle ikinciye geldiğinde çalışma odasındaki kitaplığı gösterdik, şaşırdı. Sizin kitaplığınız varmış zaten dedi. Var da yetmiyor açıklamasını yaptık. Yatak odası dışında her odamızda bir kitaplığımız oldu. Orası da şimdilik dursun, on sene sonra tüm kitaplıklar ağzına kadar dolduğunda kullanabileceğimiz boş bir alan olarak kalsın :O). 
  Beğendiniz mi? Beğendiyseniz yazın, beğenmediyseniz yazmasanız da olur :O). Bu da öyle bir cümle oldu ki kimse yorum yazmazsa kimse beğenmedi gibi olacak. Tamam tamam, beğenseniz de beğenmeseniz de yazın fikirlerinizi, çok mutlu olurum. 
  Sonra yine görüşmek üzere...

16 Ekim 2024

EKİMİN ON ALTISI - 2024

    Bir süredir yazamadım. Bu arada iyileşme, dikişlerin alınması dönemini atlattım. Kasım başında bir çekim olacak sonra taaa dört ay bekleyeceğiz.. Zoru bitti gibi geliyor, haydi bakalım hakkımızda hayırlısı :O).

  Yeni portmantomuz ve kitaplıklarımız yapıldı geçen gün. Bir iki şöyle değil de böyle de olabilirmiş dediğim nokta var ama genel olarak çok beğendim. Kitaplarım için fazlasıyla yerim oldu. Çok mutluyum. Yerleştirmem biter bitmez sizlerle de fotoğraf paylaşacağım. Tahmin edebileceğiniz üzere biraz evi derleyip toplamaya yoğunlaştım. Son zamanlarda ister istemez çok dağılmıştı ve ben de sıkılmaya başlamıştım bu halinden. Dolaplarımı yerleştirip düzenini iyi kötü oturtup artık biraz da keyfini çıkarmak istiyorum.

  Sonra yine görüşmek üzere...

8 Ekim 2024

EKİMİN SEKİZİ - 2024

 

  

   Ahmet Ümit'in son kitabını bitirdim. Genel olarak beğendim ama kısa geldi bana. Doyurmadı. Daha uzun, daha ayrıntılı, daha karakter analizli olsa daha da çok beğenirdim. Seviyorum Nevzat Başkomseri 💕

  


  Yırtıcı Kuşlar Zamanı'nı bitirdikten sonra da Hyunam-Dong Kitabevi'ni okudum. Durağan ama güzel bir hikayesi olan, diyaloglarını zayıf bulduğum fakat yine de sevdiğim bir kitap oldu. Uzun zamandır merak edip okumak istiyordum. 

   Hyunam-Dong Kitabevi'ni de bitirince bir süre neye başlayacağımı bilemedim. Normalde daha elimdekini bitirmeden sonrasında ne okuyacağımı belirlerim. Okuyacak çok kitabım var da hiçbiri beni çekmedi. Sonra hafif ve komik bir şeyler okuma isteğiyle Süreya Kuaför Salonu'na başladım. Komik bir kitap gerçekten. Henüz bitirmedim ama beğendim diyebilirim..


   Sizi Pervasız'la tanıştırmak istiyorum. Kendisi son birkaç gündür bizim mutfakta takılan bir örümcek. Gerçeği fotoğrafta göründüğünden daha tatlı ve daha küçük. Bizim ortalıkta olmamıza hiç aldırmadığından adı Pervasız. Elimizi uzattığımızda zıplayarak kaçıyor. Beraber yaşayıp gidiyoruz :O).

  Geçen perşembe diş ameliyatından dönünce geçirdim pijamamı üzerime, salondaki kanepenin yastıklarını ayarladım, bir de üzerime battaniye çektim ve yattım. O günden beri hasta modundaydım. Arada kalktım tabi ki de ama pek bir şey yapamadım, keyfim yoktu, ilaç içiyordum, uyuyordum, kitap okuyordum. Şimdi iyiyim artık. Bugün yatağımı topladım, pijamalarımı çıkardım, biraz ev işlerini toparladım. Yeniden ayağa kalkmak hoşuma gitti. Biraz hassasiyet hala var ve dikişler de tee pazartesi alınacak ama olsun geçen günlere göre çok daha iyiyim :O).

  Yine görüşmek üzere...

4 Ekim 2024

EKİMİN DÖRDÜ - 2024

 



 Yabancı serisini yaklaşık iki buçuk ayda bitirdim. Şimdi Ahmet Ümit’in yeni kitabına başlayacağım. Hem günlerdir basılıp satışa çıkmasını heyecanla bekliyordum hem de bu kadar uzun süre fantastik okuduktan sonra biraz tür değiştirmek iyi gelecek. Seri genel olarak güzel ama bazen biraz sıkıldığım ve artık bitsin dediğim de oldu:). Bir de okuyacak yeni aldığım çok kitabım var.  Kitaplıkta gözüme iliştikçe seriyi yarım bırakıp onlara başlayasım geldi hep. Bir süre seri okumak istemiyorum. Tek ve yeni kitaplarımı okuyacağım sırayla. 

İkinci diş ameliyatımı da dün oldum. Dişim de çekildi. İlk ameliyatta diş çekme kısmı zor ameliyat kısmı kolay gelmişti. Nahoş da bir işlem sonuçta. Geriliyorum tabi ki her seferinde. O yüzden işlem başlamadan önce kendimi diş çekimi en fazla beş dakika sürecek, bir daha çekim olmayacak diye telkin ettim. Peki ne oldu, çekim bir dakika bile sürmedi, hiç zorlamadan su gibi aktı geçti ama bu sefer operasyon kötü ve daha sıkıntılı ve bir tık da acılı geçti:). Ondan önce de en fazla bir saat sürecek diye telkin ettim kendimi. Dayanırsın dedim ama biraz zorlayıcı olunca arada içimden küfür ettim dişlerime:). Bıktım sizinle uğraşmaktan da dedim. Neyse ki bitti gitti ve sonraki iyileşme dönemi de ilkine göre daha kolay geçiyor, yine de yatıyorum dünden beri. Yarın biraz daha iyi olurum diye düşünüyorum. Evdeki her işi oğlumla kocam hallediyor. Onların yapmadıkları - yapamadıkları da ben iyi olayım da yapayım diye beni bekliyor:). 
Yine görüşmek üzere…