Kendime ördüğüm battaniye. Geçen kış yarısını örüp bırakmıştım. Atahan'ın battaniyesini aldım araya, onu bitirdim, döndüm bunun diğer yarısını ördüm. Diktim ve şu an kullanıma hazır. Kalmış yünlerimden, düz, haraşo, çift kat iple, renkleri karıştırarak ördüm. Aslında amacım hem kalmış ipleri bitirmek hem de çok sıcak tutsun diye normalden daha kalın bir battaniye örmekti. Birinci amacıma ulaşamadım: hala daha bir battaniye örecek kadar yünüm var :O). İkinci amacıma ise ulaştım. Örtününce sıcacık tutan ama bir yandan da çok ağır bir battaniyem oldu :O). Çift kat iple örmek ve sonrasında dikmek de zordu. Bir daha çift kat öreceğimi pek sanmıyorum. Aklımda şimdiden birkaç proje var. Yeni yünler alıp sıfırdan öreceğim iki battaniyeyi bekletiyorum. Yine kalan iplerden farklı şekilde örmeyi deneyeceğim bir battaniyeye başlayacağım bugün yarın. Örme artık ev battaniye doldu diyor benimkiler ama aslında ördüklerimi hep verdim. Kendime yenisini örünce eski battaniyemi de verdim. Bundan sonra öreceklerim için de kafamda vereceğim yerler hazır. Sonuçta kimseyi dinlemeyip öreceğim zaten alacağım yünleri bile hazırladım :O). Acele etmeden canım istedikçe örmek istiyorum. Örmeyi seviyorum, bu battaniyeleri de parça parça örüp birleştirdiğim için sıkılmıyorum. Her parça da değişik oluyor, o da güzel. Başka bir şey örmek istemiyorum parçadan bütüne giderek battaniye örmek tam bana göre iş! Sizin de ördüğünüz battaniyeler varsa mutfakcami@hotmail.com adresine fotoğrafını atabilirsiniz. Hatta uygun görürseniz blogumda da paylaşırım.
2 Aralık 2024
ARALIĞIN İKİSİ - 2024
Kendime ördüğüm battaniye. Geçen kış yarısını örüp bırakmıştım. Atahan'ın battaniyesini aldım araya, onu bitirdim, döndüm bunun diğer yarısını ördüm. Diktim ve şu an kullanıma hazır. Kalmış yünlerimden, düz, haraşo, çift kat iple, renkleri karıştırarak ördüm. Aslında amacım hem kalmış ipleri bitirmek hem de çok sıcak tutsun diye normalden daha kalın bir battaniye örmekti. Birinci amacıma ulaşamadım: hala daha bir battaniye örecek kadar yünüm var :O). İkinci amacıma ise ulaştım. Örtününce sıcacık tutan ama bir yandan da çok ağır bir battaniyem oldu :O). Çift kat iple örmek ve sonrasında dikmek de zordu. Bir daha çift kat öreceğimi pek sanmıyorum. Aklımda şimdiden birkaç proje var. Yeni yünler alıp sıfırdan öreceğim iki battaniyeyi bekletiyorum. Yine kalan iplerden farklı şekilde örmeyi deneyeceğim bir battaniyeye başlayacağım bugün yarın. Örme artık ev battaniye doldu diyor benimkiler ama aslında ördüklerimi hep verdim. Kendime yenisini örünce eski battaniyemi de verdim. Bundan sonra öreceklerim için de kafamda vereceğim yerler hazır. Sonuçta kimseyi dinlemeyip öreceğim zaten alacağım yünleri bile hazırladım :O). Acele etmeden canım istedikçe örmek istiyorum. Örmeyi seviyorum, bu battaniyeleri de parça parça örüp birleştirdiğim için sıkılmıyorum. Her parça da değişik oluyor, o da güzel. Başka bir şey örmek istemiyorum parçadan bütüne giderek battaniye örmek tam bana göre iş! Sizin de ördüğünüz battaniyeler varsa mutfakcami@hotmail.com adresine fotoğrafını atabilirsiniz. Hatta uygun görürseniz blogumda da paylaşırım.
1 Aralık 2024
ARALIĞIN BİRİ - 2014
Buralardayım ama yazamadım bir türlü. Yazmayı da özledim. Gelip uzun uzun anlatacağım ilk fırsatta.
Şimdilik bu kadar olsun, en kısa zamanda görüşmek üzere.
14 Kasım 2024
KASIMIN ON DÖRDÜ - 2024
Eskiden internet ve telefonlar bu kadar elimizin altında değilken tarif toplardık. Gittiğimiz misafirliklerde yiyip de beğendiğimiz tarifleri ev sahibinden sorup yazardık. Gazetelerin verdiği tarif dergilerimiz ya da yemek kitaplarımız vardı evlerimizde. Çoğumuzun bir de kendine ait tarif defteri olurdu ki benim hala var ve en sık yaptığım tariflerde bile mutlaka ona bir göz atarım. Kullanılmaktan yıprandı, bazı sayfaları lekelendi, sayfalar kopmaya başladı. Bir müsait zamanda yenilemeyi düşünüyorum de elim değmedi bir türlü.
Kitaplığımı toplarken beş dosya dolusu tarif buldum. Sağlam stok yapmışım. Aslında telefondan bakıyorum artık tariflere, o yüzden varlıklarını bile unutmuşum. Şöyle bir göz attım. Belirli malzemelerin tariflerini bir araya toplamışım bazen. Mesela evde pek beğenmediğimiz ya da artık yemediğimiz peynir varmış onu değerlendireyim diye peynirli poğaça ve börek tariflerini ayırmışım. Atahan elmalı kurabiye seviyor diye en az yirmi tane elmalı kurabiye tarifi toplamışım ama ilginçtir ki bir kere bile yapmadım. Elmalı kek yapmışım onun yerine. Beğenip yaptıklarım da olmuş. Defterime ayrıca yazmışım ama elimdeki tarifini de saklamaya devam etmişim. Hepsini atayım dedim. Kıyamadım. Müsait bir zamanda en azından bir kez daha gözden geçirip ayıklayacağım. Bir de nasılsa artık evdeyim, zaman sıkıntım yok, bu tariflerden seçip daha çok yeni tarif deneyeceğim. Mutfakta zaman geçirmeyi daha çok seviyordum eskiden. Artık nedense gözümde büyüyor yemek yapmak ya da yeni bir şeyler denemek. Yıllarca işten gelip hızlıca ve pratik şeyler yaptığım için de olabilir. Zamanla yine mutfak sevgisi kazanırım belki...
Yine görüşmek üzere...
13 Kasım 2024
KASIMIN ON ÜÇÜ - 2024
Atahan'a ördüğüm battaniyeyi paylaşmamıştım sizlerle. Yaz başında bitirdiğimden hiç kullanmadan, fotoğraflarını da çekmeden direkt dolaba kaldırmıştım. Geçen gün Atahan üşüdüğünü söyleyince kullanmak üzere çıkardım. Çıkarmışken de fotoğraflarını çektim. Büyük ve geniş bir battaniye. Benim çift kişilik yatağımı rahatlıkla örtüyor ama aslında tek kişilik olmasını planlayarak ördüm :O). Rahat rahat örtünülür işte hiçbir yer açıkta kalmaz. Neyse, ben battaniyeyi çıkardım, fotoğrafladım Atahan dedi ki, ben bunu şimdi kullanmayacağım, yine topladım kaldırdım. İleride kendi evinde kullanacakmış ya da çocuğuna saklayacakmış. Benim için fark etmez, battaniye onun nasıl isterse öyle yapar.
Son üç gündür bir yandan mutfakla bir yandan da kütüphanemle uğraştım. Bir de ağrımıyor dediğim dişim ağrımaya başladı. Hem meşgul, hem yorgun hem de keyifsizdim. Ağrı kesici ağrıyı geçirdi rahatlıkla ama normalde ilaç içmeyi sevmediğimden kullanmak zorunda olmak sinir etti beni. Bir de diş bile kalmadı ağzımda bu neyin ağrısı yani. İki ameliyatı sıfır ağrıyla geçirip diş çekiminde ağrı yaşamak da saçma. Gerçi çekimler zordu, sıkıntılıydı, neredeyse dikiş de atacaktı, bu da bir ameliyat kadar oldu. Bugün çok daha iyiyim. Şişlik ve hassasiyet geçti. Moralim de düzeldi :O).
Kitaplıkları yaptırdıktan sonra ben aslında sadece kitapları dizmiştim. Hepsi karman çormandı. Hangi kitabım nerede hiç bilmiyordum. Yazarların birden fazla kitabı varsa hepsi ayrı bir raftaydı. Geçen kış kitaplığımı düzenlerken, attığım, verdiğim, sattığım olmuştu. Neyi verdim, ne kalmıştı elimde net hatırlamıyordum. Aradığımı bulamıyordum. Ciddi bir düzenleme şart olmuştu. Tüm kitapları tek tek elden geçirdim. Türlerine göre yerleştirdim. Serileri sıraya dizdim. Sevdiğim yazarların bende olmayan kitaplarını tespit ettim. Aynı yazarın kitaplarını bir araya getirdim. Belli odalardaki kitaplıklarıma sadece belli kategorilerdeki kitapları koydum. Raf içinde de boylarına göre sıraya dizdim. Bunları yaparken hepsini tek tek listemden kontrol ettim. Listede olmayanı ekledim, karışıklıkları düzelttim, listede adı olan ama artık bende olmayan kitapları tespit ettim. Henüz okumadıklarımı tek tek not aldım. Bir daha okusam dediklerimi belirledim. Toplamda üç dört gün sürdü. Yorgunluktan öldüm çünkü sürekli üç kitaplık arasında mekik dokudum, oradan oraya kitap taşıdım, rafları boşalttım, doldurdum. Dün bitti ve sonuç içime çok sindi. Size tekrar fotoğraf atmıyorum çünkü raf düzenleri değişmedi içerik değişti sadece. Birçok kitabı oturma odasına koydum. Çalışma odamdaki rafları biraz rahatlattım. Eskiden sımsıkı kitap dolu olduğu için her yeni kitap aldığımda yeniden düzenlemem gerekiyordu. Şimdi her rafta biraz yer bıraktım. İstediğim kitabı rahatlıkla ekleyebileceğim. Uzunca bir süre tekrar düzenleme yapmama gerek olmayacak. Mutlu ve gururluyum.
Mutfak tezgahımda soldan sağa çekmeceler, evye ve altındaki dolap, bulaşık makinesi, fırın (üzerinde ocak) ve kombi dolabı var. Geçen gün fırının altından su geldiğini gördük. Fırından akacak herhangi bir su olmadığı için yanındaki bulaşık makinesinin su akıttığını düşündük. Çektik arkasına baktık arkada da su birikmişti. Temizledim, kuruttum. Tamirci çağırdık ama ertesi güne randevu verdi. O gün makineyi kullanmadım. Bulaşıkları elimde yıkadım. Bir süre sonra yine ve bu sefer daha fazla su aktığını gördük. Yine makineyi çektim, sildim, kuruladım. Evye altındaki dolaptan su akıyor mu, ıslak bir yer var mı diye baktım, hortum bağlantı yerlerini kontrol ettim. Her yer kuruydu, çıkmış bir hortum ve saire yoktu. Böyle olunca bulaşık makinesi için gelecek tamirciyi iptal ettik çünkü makineyi hiç kullanmadığım halde su akmaya devam etmişti. Bağlantı yerlerini de kontrol edip kuru olduğunu görünce duvar içindeki borularda çatlak ya da patlak olabileceğini düşündük. Tesisatçıyı çağırmaya karar verdik. O arada tekrar makineyi çektim, dolapların altına, üstüne, fırına, ocağa her yere baktım. Su sızıntısı, nem aradım. Bazaları çıkardım (Zeminle mutfak dolabı arasındaki, dolabın ayaklarını gizleyen levha). Dolap altında sızıntı, akıntı, su birikintisi var mı diye inceledim. Görünürde bir şey yoktu. Çeşmeyi açtım, yere yattım direkt duvardan zemine su aktığını gördüm. Dolabın altını komple boşaltım, yine tüm bağlantıları inceledim, her yer kuruydu. Çeşmeyi tekrar açtığımda gider hortumunun takılı olduğu noktadan su aktığını anladım Hafif yerinden oynamış. İttirdim. su akıntısı kesildi :O). Çeşmeyi açtıkça sızıntı yaptığından su yere akıyormuş. Ben yerlere su akmasın diye makine yerine elde bulaşık yıkadıkça çeşmeyi daha çok kullandığımdan daha çok su akmasına sebep olmuşum. Su bulaşık makinesinin altından çıkınca ondaki bir arızaya yoğunlaşmıştık ama yanılmışız.. İlk baktığımda çeşme açık olmadığı için su da sızmadığından hortumlar aklımıza gelmedi. e hortum tamamen çıkmadığından ilk bakışta suyun oradan geldiğini de anlamak mümkün değildi. Böyle böyle derken ilk suyu gördüğümde makine bozuldu diye üzüldüm. Zaten eski olduğu için acaba yenisini mi almamız gerekecek diye endişelendim. İki gün yerden su temizlemekle, elde bulaşık yıkamakla, mutfağın dağınıklığıyla, oradan mı buradan mı araştırmalarıyla, tamirci beklemekle, sonra sorunu tespit edip düzeltince mutlu olmakla ama yine de tüm işlerin yorgunluğuyla geçti. Mutfak hala biraz dağınık ama o kadar yoruldum ve mutfaktan bıktım ki son işleri bitirmek yerine gelip size yazmayı tercih ettim.
Yine görüşmek üzere.
8 Kasım 2024
KASIMIN SEKİZİ - 2024
Çok ilginç bir şekilde bu sene aniden bir ekose desen aşkı gelişti bende. Daha önce kafamı bile çevirip bakmazken artık gözüme dünyanın en güzel deseni gibi görünüyor. Favorilerim: kırmızı ekose, koyu mavi ekose ve yeşil ekose. Her şeyimi ekoseli almaya başladım. Mantıklı bir açıklaması var mı bilmiyorum. Benim nezdimde yok. Hiç başına böyle bir şey gelen var mıdır bilmiyorum. Mesela leopar desenden nefret ederken her şeyini leoparlı almaya başlayan tanıdığınız biri var mı? Varsa yazın da şu dünyada tek olmadığımı bileyim :O).
İki gün önce son diş çekimleri yapıldı. Ağrı yok. Acı çok az. Hassasiyet fazla. Biraz sorunlu benim dişler. Çekim de normalden uzun sürdü. Dört iğne yaptı uyuşturmak için. Sonra gece yarısına kadar çenemi komple hiç hissetmedim. Eve gelince biraz yatayım dedim. Normalde bir kere bile beni aramayan herkesin o akşam arayacağı tuttu. Kendimi açıp telefona da cevap veremiyorum. En az dört kere uyanıp telefonu kapatıp uyumaya devam ettim. Sessize almak aklıma o an gelmedi nedense, ertesi gün fark ettim öyle bir seçeneğim olduğunu :). Neyse, zoru atlattım bence artık. Dişçim de öyle dedi ve ben ona tüm kalbimle inanmak istiyorum. Ekstra bir durum olmadıkça en az dört ay rahatım şimdi. O yüzden de mutluyum.
Atahan işe başladı. Bugün ilk günü. Yemek işi yine olduğu gibi bende artık. Koskoca aşçı oğlum bile, her gün ne yapacağım diye düşünmekten bıktım, diyordu. Yapmasından çok yapacak bir şey bulması zor. Bazen yapması da zor geliyor bana. Biraz o günkü moduma da bağlı galiba. Neyse, eskiye döndüm işte ben yine artık. Belki bazen sabahtan yapar atarım kenara tüm gün kafam rahat eder. Bu iş Prometheus'un cezası gibi bir şey. Her gün yeni baştan başlıyor her şey.
Yine görüşmek üzere...
5 Kasım 2024
KASIMIN BEŞİ, 2024
Günlerdir yazmamışım. Peki ne yaptın bu arada derseniz, bilmiyorum, galiba hiçbir şey yapmadım ya da belki de çok şey yaptım. Işık hızıyla geçti her bir gün. Neden bu kadar hızlı geçti, ne çıktı ortaya derseniz bir cevabım da yok, elimde bir sonuç da yok. Ben de anlamadım.
İnternetten bu gözlük tutacağını aldım, pratik ve sevimli diye sizinle de paylaşmak istedim. Malzemesi biraz kalitesiz gibi ama işlevini gayet güzel yerine getiriyor. Atahan lenslerini taktığında gözlüğü ortalıkta sürünüyordu. En azından şimdi düzgünce bir kenarda duracak.
Hani özellikle anneler günü geldiğinde anneler için bir sürü sıfat yakıştırılır ya. Anne aynı zamanda doktordur, hemşiredir, aşçıdır, öğretmendir vb. Uzar gider. Bazen benim en büyük annelik rolüm Hektor için "kapıcılık" oluyor bence. Bütün gün ona kapı açıyorum. Biz mutfaktayken dışarıdan bağırıyor, kapıyı açın ben de geleceğim, diye. Açıyorum bir tur atıyor bu sefer çıkmak için bağırıyor. Açıyorum kapıyı çıkıyor. Bir süre sonra tekrar gelmek için bağırıyor. Bazen kargo vb geldiğinde kapıda işim uzunsa o arada çıkmasın diye salonun kapısını çekiyorum oradan bağırıyor kapıyı aç diye. Bazen bir yerlerde kapalı kalıyor kapıyı açalım da çıksın diye bağırıyor. Evde sürekli bir kapı açma - kapama işindeyim anlayacağınız.
Tüyap Kitap Fuar'ı başladı iki kasımda. Cumartesi günü Atahan ve kız arkadaşıyla gittik. Gezmesi güzeldi. Eskiden fuar daha indirimli kitap almamı sağlıyordu otuz kırk tane almadan çıkmıyordum ama bu sene üç dört tane kitap aldım sadece. İnternet sitelerinden yarı yarıya indirimli alabiliyorken ve kitap da bir iki günde elime ulaşıyorken fuarda gereksiz yere yüksek ücret ödemek istemedim. Almayı düşündüğüm bir kitap karşıma çıkınca fiyatını sordum fuarda 290 tl dediler (ki genelde en az %20 - 25 indirim de oluyor) o an cep telefonumdan bir baktım uygun mudur, genelde fiyat skalası nasıl diye 138 tl idi aynı kitap. Çok fark ediyor.
Bir yandan kasım indirimleri de başladı. Bir sürü yeni kitap aldım. Yeni kitaplıklara kenarda köşede duran tüm kitaplarımı da yerleştirince bir genel düzenleme ve sayım yapmaya başladım. Şu an elimde ne var ne yok tam bilemiyorum. Alacağım ve evde olup da okuyacağım kitaplar listelerimi güncelliyorum. Kitap raflarımı tekrar düzenliyorum. Bir yandan da okuyorum. Aynı anda dört beş kitap okuyasım var şu günlerde. Bir de geçen sene başladığım yaz gelince ara verdiğim battaniyem vardı. Evdeki kalan yünleri kullanayım diye başlamıştım. Karmakarışık bir renk ve düzende ördüm. Onun son iki parçasındayım. Bitince nasıl olacağını merak ediyorum. Biraz kitaplık düzenliyorum, biraz kitap okuyorum, kitabı bırakıp örgümü alıyorum elime. Çılgın bir uğraşı içindeyim :O).
Sonra yine görüşmek üzere...
26 Ekim 2024
EKİMİN YİRMİ ALTISI - 2024
Düğünlere gitmeyi hiçbir zaman çok sevmemiştim. Babamın ölümünden sonra gözüme tamamen zaman kaybı olarak görünmeye başladı. Aslında düğünler değil de istemediğim bir şeyi hatır gönül için yapmak gözüme çok battı. İş arkadaşlarımın ya da sırf çağrılmış olalım diye çağrıldığımız (ya da benim böyle olduğunu düşündüğüm) eşin dostun düğünlerine gitmedim. İşten ayrıldığımda iş arkadaşlarımın düğünlerine gitmemiş olduğum için çok sevindim. İş arkadaşı derken iş vesilesiyle tanıştığım ama iş arkadaşım değil dostum dediğim kişileri kastetmiyorum. Aynı bölümde çalıştığımız, aslında pek sohbetimin ve muhabbetimin olmadığı ama ona karşı olumsuz da bir duygum olmayan kişileri kastediyorum. Nezaket gereği tüm bölüm davet edilir, gruba davetiye atılır. Aynı binada değilsindir normalde, hayatında hiç yerin yoktur ama bir toplantıda karşılaşırsın, sırf o gün orada karşılaştınız diye haftaya düğünüm var mutlaka bekliyorum der. Bu tarz davetlere katılmadım. Böyle durumlarda kendime bir sordum, ben bu kişinin mutlu gününde yanında olmak istiyor muyum ve ben orada olmazsam mutluluğundan bir şey eksilir mi diye. Cevabım hep hayırdı. O yüzden son beş buçuk senedir sadece yeğenimin düğününe gittim. Bir de yarın kaynımın düğününe gideceğim. Bir süredir buna hazırlanıyoruz. Çok uzun zamandır abiye vb giymediğim için ayakkabı, çanta manta hepsini bir yerlere tıkmışım. Çıkardım bakımlarını yaptım. Bir kere giydiğim ve içinde kendimi mutlu hissettiğim bir elbisem vardı. Baktım hala oluyor bana :), onu hazırladım. Saçlarımı kestirdim. Çok uzamıştı ve saçak saçak olmuştu. Uzun kalsa (uzun dediğimde kastettiğim omuzlarıma değen saç boyu) düğünde topuz ya da şekil bir şeyler yaptırır mıyım diye düşündüm. Yaptıracağımı pek zannetmediğim için gittim kestirdim. Kuaför kestikten sonra fönleyince tam düğünlük saç oldu ama yıkanınca fönü gitti. Belki yine düğünden önce çektiririm dedim ama kısa saçın sadece ön kısmına fön çektirmek saçma mı olur bilmiyorum. Evde de yapamam çünkü fön makinem ya da föne uygun fırçam yok. Bu gittiğim kuaföre ben ensem - kulaklarım açılsın diyordum genelde ve neredeyse bir cm kalana kadar kesiyordu her yeri. Ben yine de seviyordum o halini ama aşırı kısa oluyordu. Bu sefer düğüne gideceğim öndeki grilerim görünecek boyda olsun dedim ve tam istediğim boyda kesti. Bundan sonra ne söyleyeceğimi biliyorum artık azından :O).
Sonra yine görüşmek üzere.
24 Ekim 2024
EKİMİN YİRMİ DÖRDÜ - 2024
16 Ekim 2024
EKİMİN ON ALTISI - 2024
Bir süredir yazamadım. Bu arada iyileşme, dikişlerin alınması dönemini atlattım. Kasım başında bir çekim olacak sonra taaa dört ay bekleyeceğiz.. Zoru bitti gibi geliyor, haydi bakalım hakkımızda hayırlısı :O).
Yeni portmantomuz ve kitaplıklarımız yapıldı geçen gün. Bir iki şöyle değil de böyle de olabilirmiş dediğim nokta var ama genel olarak çok beğendim. Kitaplarım için fazlasıyla yerim oldu. Çok mutluyum. Yerleştirmem biter bitmez sizlerle de fotoğraf paylaşacağım. Tahmin edebileceğiniz üzere biraz evi derleyip toplamaya yoğunlaştım. Son zamanlarda ister istemez çok dağılmıştı ve ben de sıkılmaya başlamıştım bu halinden. Dolaplarımı yerleştirip düzenini iyi kötü oturtup artık biraz da keyfini çıkarmak istiyorum.
Sonra yine görüşmek üzere...
8 Ekim 2024
EKİMİN SEKİZİ - 2024
Ahmet Ümit'in son kitabını bitirdim. Genel olarak beğendim ama kısa geldi bana. Doyurmadı. Daha uzun, daha ayrıntılı, daha karakter analizli olsa daha da çok beğenirdim. Seviyorum Nevzat Başkomseri 💕
Hyunam-Dong Kitabevi'ni de bitirince bir süre neye başlayacağımı bilemedim. Normalde daha elimdekini bitirmeden sonrasında ne okuyacağımı belirlerim. Okuyacak çok kitabım var da hiçbiri beni çekmedi. Sonra hafif ve komik bir şeyler okuma isteğiyle Süreya Kuaför Salonu'na başladım. Komik bir kitap gerçekten. Henüz bitirmedim ama beğendim diyebilirim..
Sizi Pervasız'la tanıştırmak istiyorum. Kendisi son birkaç gündür bizim mutfakta takılan bir örümcek. Gerçeği fotoğrafta göründüğünden daha tatlı ve daha küçük. Bizim ortalıkta olmamıza hiç aldırmadığından adı Pervasız. Elimizi uzattığımızda zıplayarak kaçıyor. Beraber yaşayıp gidiyoruz :O).
Geçen perşembe diş ameliyatından dönünce geçirdim pijamamı üzerime, salondaki kanepenin yastıklarını ayarladım, bir de üzerime battaniye çektim ve yattım. O günden beri hasta modundaydım. Arada kalktım tabi ki de ama pek bir şey yapamadım, keyfim yoktu, ilaç içiyordum, uyuyordum, kitap okuyordum. Şimdi iyiyim artık. Bugün yatağımı topladım, pijamalarımı çıkardım, biraz ev işlerini toparladım. Yeniden ayağa kalkmak hoşuma gitti. Biraz hassasiyet hala var ve dikişler de tee pazartesi alınacak ama olsun geçen günlere göre çok daha iyiyim :O).
Yine görüşmek üzere...
4 Ekim 2024
EKİMİN DÖRDÜ - 2024
Yabancı serisini yaklaşık iki buçuk ayda bitirdim. Şimdi Ahmet Ümit’in yeni kitabına başlayacağım. Hem günlerdir basılıp satışa çıkmasını heyecanla bekliyordum hem de bu kadar uzun süre fantastik okuduktan sonra biraz tür değiştirmek iyi gelecek. Seri genel olarak güzel ama bazen biraz sıkıldığım ve artık bitsin dediğim de oldu:). Bir de okuyacak yeni aldığım çok kitabım var. Kitaplıkta gözüme iliştikçe seriyi yarım bırakıp onlara başlayasım geldi hep. Bir süre seri okumak istemiyorum. Tek ve yeni kitaplarımı okuyacağım sırayla.
30 Eylül 2024
EYLÜLÜN OTUZU - 2024
Son günlerde yoğun bir şekilde kitap okuyorum. Yabancı serisinin yeni çıkan son kitabına başladığımda önceki olayları hiç hatırlamadığımı fark edince seriyi birinci kitaptan itibaren okumaya başlamıştım. Eski kitapları bitirdim ve taze olaylarla dolu son kitaba başladım. Bir an önce bitirmek için elimden bırakmıyorum :O).
İkinci diş ameliyatım bu çarşamba yapılacak. Bugün olacaktı aslında ama doktorun sağlıkla ilgili acil işleri çıkınca erteledik. Bu da bitince dört ay boyunca kemik güçlenmesi için bekleyeceğiz. Sonrası implant aşaması.
Kırılan vestiyerin yokluğunu yaz boyunca pek hissetmemiştik hatta onun yerine esintiden faydalanmak için koltuğu çıkarmıştım ama havalar soğuyunca ince montlarımızı giymeye başladık. E yarın öbür gün kışlık olanlar da ortaya çıkacak ve holde şu an hiçbir şey olmadığından elimizde kalıyor hep montlar, sağa sola atıyoruz. Bu yüzden daha fazla ertelemeden bir portmanto yaptırmaya karar verdik. Holdeki kitaplıklarım da yeterli değildi. Takım olacak şekilde marangoza sipariş verdik. Oturma odasına da ek kitaplık yaptırıyoruz. Hem benim yatak odasında gardıropta duran kitaplarıma yer bulmuş olacağım hem de Atahan'ın son zamanlarda çoğalan kitaplarını yerleştireceğiz. Heyecanla bekliyorum.
Hasretle beklediğim sonbahar geldi. Çok mutluyum. Hava serinledikçe ve yavaş yavaş uzun kolluları çıkarmaya başladıkça daha da mutlu oluyorum. Yazın neminden nefret etmiştim bildiğiniz gibi. Bu serinlik ve yağmur ruhuma iyi geliyor.
Sonra yine görüşmek üzere...
25 Eylül 2024
EYLÜLÜN YİRMİ BEŞİ - 2024
2021'de çekmişim bu fotoğrafı. Ablam çalışma odasında telefonla konuşurken onun haberi olmadan. Geçen gün tesadüfen karşıma çıktığında bir an gerçekten içerideymiş, telefonla konuşuyormuş da bitirince yanıma gelecekmiş gibi geldi. Anlık güzel bir yanılsamaydı sonraki hayal kırıklığı da yüksek oldu. Hep özlüyorum zaten de son zamanlarda biraz daha depreşti gibi özlemim yine. Sizinle paylaşmak iyi geliyor.
23 Eylül 2024
EYLÜLÜN YİRMİ ÜÇÜ - 2024
Neredeyse tamamen iyileştim ve ayaklandım. Dikişlerim hala alınmadığı için evden hiç çıkmadım yolda molda bir şey olur, biri çarpar canım acır diye korktum ama bugün randevum var. Dikişler alınacak, öteki operasyonu da yapar mı bugün (sol tarafa yapılacak olan) bilmiyorum ama bir an önce olsun da inşallah sağlıkla onu da atlatayım iyileşme kısmına geçeyim istiyorum. Bunlardan sonra da işim bitmeyecek ama en ağır kısmını atlatmış olacağım en azından diğerleri bu kadar zahmetli olmaz diye düşünüyorum.
Ben evden çıkmadığımdan dün arkadaşlarımı ağırladım evde. Eski iş yerinden hala görüştüğüm ve sevdiğim iki arkadaşım geldi. Keyifli vakit geçirdik. Biz çalışırken evde buluşma kısmı zor geliyordu, iş çıkışı bir yerlere gidip oturmak çok daha pratikti ama ben evde misafir ağırlamayı severim aslında. Ev çok daha rahat bence. İstediğimiz gibi oturduk kalktık, çayımızı da kahvemizi de sigaramızı da içtik. Etraftaki insan kalabalığının gürültüsü yoktu, yormadı beni.
Ben evliliğimde 25. seneme girdim ama bu seneye kadar hiç kışlık domates yapmadım. Annem yapıp veriyordu, kaynım, görümcem yaptıklarından ayırıyordu zaten çok yoğun kullanmadığımdan onlar da bana yetiyordu. Annem ve kaynım bu sene yapmayacağını söyleyince on kilo kadar domates alayım da ben yapayım hem de öğreneyim dedim. Kavanozlarımı, kapaklarımı da hazırladım. Anneme beraber yapalım dedim, onun usulünü öğreneyim onun gibi yapayım diye ama bir ara annem şehir dışındaydı, sonra benim diş işleri çıktı domates yapma mevsiminin sonuna geldik neredeyse ama ben hala yapamadım. Bir aksilik olmazsa bu hafta yapayım ve o işi de bitireyim istiyorum.
Vitrinim yok evde ama kadehlerimi, fazla bardaklarımı koyduğum bir dolabım var. Dağılmış, tozlanmış, bardaklar üst üste duruyor arada devriliyorlar, her seferinde kırılmanın ucundan dönüyoruz ve her kapağını açtığımda şurayı bir toplayım bir ara diyordum ama o ara neredeyse bir senedir hiç gelmiyordu. Komple boşaltmak gözümde büyüyordu açıkçası. Geçen gün bir haftadır evden hiç çıkmadan hep yatıyor olmanın verdiği enerji ve sıkıntıyla dolaba giriştim. Boşalttım, masanın üzerine yığdım. Bir yıkayım tozu gitsin de öyle yerlerine koyayım dedim ki, sular kesilmiş! Çok sık kesilmez halbuki sularımız belki senede bir - iki kere ama işte o senede bir kere kesileceği gün de benim senede bir kere bardak dolabını düzenleyeceğim günü buldu. O gün o iş kaldı. Ertesi gün de başka şeyler yaptığımdan çok az bir kısmı yıkandı. Sonraki gün bana bir atalet geldi hiç elimi süremedim. Derken derken gün gün az az yıkadım kaldırdım ama hep bir köşede bir kısmı bekledi. Yani aslında makinede yıkanabilecekler yıkandı da elde yıkamam gerekenleri yapmayı bir türlü canım istemedi, çok zor geldi. Dün artık misafirim gelecek diye son kısmını da yıkadım ama kurulayıp kaldırmaya fırsatım olmadı. Bugün artık dolaba yetleştireceğim ve bu iş de bitmiş olacak. Bazen bazı işler ne kadar sürünüyor elimizde, bilmem size de oluyor mu? Benim her zaman olmuyor ama oldu mu da tam oluyor:). Suların kesilmesi o anlık dolap toplama gazımı alıp götürünce bu iş de öyle oldu, süründükçe süründü. Ben bile bıktım elimin altında sürekli yıkanacak bardak, kafamda sürekli o işin olmasından. Bittiği için mutluyum:).
Sonra yine görüşmek üzere…
15 Eylül 2024
EYLÜLÜN ON BEŞİ - 2024
Cuma günü tedaviye başladık. Dişçi, küçük bir diş ameliyatı yaptı sağ tarafıma, hazır uyuşturmuşken bir iki dişi de çekti. İyileşince aynısı sol tarafa da yapılacak. İğneden sonrasını kesinlikle hissetmedim. İğneyi bile vurduğunu anlamayacaktım neredeyse. Ameliyat sonrası ağrı hiç olmadı ara ara acıdı biraz, onu da ağrı kesici rahatlıkla halletti. Yani çok ağrı sızı olmadı ama hassasiyet vardı. Sigara içemedim uzunca bir süre. Ertesi gün yanağım biraz şişti derken çok acı çekmesem de nahoş bir süreç oldu benim için :O). Geçmesini sabırsızlıkla bekliyorum.. İlk gün biraz daha sıkıntılıydı benim için ama bugün ikinci gün ve çok daha rahatım. Genelde yattım, kitap okudum. Hiçbir iş yapmadım-yapamadım. Kocamla oğlum hem idare ettiler hem de ellerinden geldiğince yardımcı oldular. Tedavinin en zor kısmı bu iki diş ameliyatı kısmı. Bunun da birini atlattım, biri kaldı. Diğerlerinin daha hafif geçeceğini düşünüyorum.
Yine görüşmek üzere...
10 Eylül 2024
EYLÜLÜN ONU - 2024
Bugün en sonunda içime sinen bir dişçi buldum. Cuma günü tedavi başlayacak. Toplamda 6-7 ay sürecek. İmplant da var terimleri tam bilmediğim başka işlemler de. Çok gerilmiştim gitmeden önce. Dişçiden çıkınca başım ağrımaya başladı. Bir yandan yine biraz uğraşacağım bir süreç olacak biliyorum ama bir yandan da uzun zamandır devam eden bir derdimden kurtulacağım için mutluyum. Rahatladım.
Yine görüşmek üzere...
7 Eylül 2024
EYLÜLÜN YEDİSİ - 2024
Sessiz bir cumartesi sabahı yaşıyorum. Evin beyleri - Hektor dahil - uyuyor ve ben de kitap okudum saatlerce. Kitap okumaktan yorulunca da bloguma geldim.
Hava bir kapalı bir açık. Hafif bir serinlik hakim. Güzel bir eylül gününden sizlere yazdığım için mutluyum. Bugün ayrıca evlenme yıldönümümüz. Yirmi beşinci yılımıza gireceğiz. Yarın da rahmetli babamın doğum günü. Senelerce çifte kutlama yaptık. Bazen aynı gün bir araya geldik, bazen birer gün arayla ayrı ayrı kutladık. Yılın bu zamanı onu düşünmemem imkansız.
Yine görüşmek üzere.
5 Eylül 2024
EYLÜLÜN BEŞİ - 2024
Sabahları eylül serinliğinin tadını çıkarıyorum. Yaz boyunca bizi serinleten poyrazımızın etkisi azaldı. Öğleden sonraları bu biraz zorluyor ama yine de temmuz ya da ağustos kadar sıcak değil. Bu sabah ciddi ciddi üşüdüm çok hoşuma gitti, çok mutlu oldum.
Buralara pek uğramadım, evde işlerim vardı. Kafamda evirip çevirdiğim düşünceler vardı. Hepsi, yani işler de düşünceler de duruyor hala. Biraz daha aktif bir dönemde hissediyorum yine de kendimi. Uzun zamandır ertelediğim bazı şeyleri yapmaya başladım.
Yine ve daha sık görüşmek üzere. Arayı çok uzatmayacağım.
31 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN OTUZ BİRİ - 2024
Son günlerde biraz tembellik yaptım. İş güç açısından çok verimli günler geçirmedim ama kendi açımdan fazlasıyla güzeldi :O). Kitap okudum sabahtan akşama kadar, kitap okumaktan yorulduğumda ya da sıkıldığımdaysa sosyal medyada amaçsızca gezindim. Günün çeşitli saatlerinde uzun - kısa şekerlemeler yaptım.
Yabancı serisini okuyorum şu sıralar. Diana Gabaldon'un. Son çıkan kitaba başladığımda önceki olayları pek hatırlamadığımı fark edince ilk kitaptan olmak üzere baştan başladım. Beşinci kitaptayım şu an. Bazen sıkılıp elimden bıraktığımı ve okumaya devam etmediğimi fark edince nerelerde okuyasım gelmediğine dikkat ettim. Bu seride, politik olayların anlatıldığı kısımlar beni sıkıyor. Bir arkeolog olarak tarihi çok sevsem de İskoç ve Amerika tarihi üzerine bilgim yok ve bu yüzden kitapta bahsedilen olaylar çok havada kalıyor. Bir de önceden hatırladığım sevdiğim karakterlerin başına gelecek kötü olaylar yaklaştığında okuyasım gelmiyor. Olayların sonucu biliyor da olsam tekrar okuyunca tekrar üzülüyorum. Çok da hassas ve ponçik bir yapım var :O). Ya da hayat beni yormuş bir de kitap sebebiyle üzerime duygusal yük bindirmek istemiyorum. Bazen okurken çok kaptırdığımda kendime "Bu bir kitap karakteri, gerçek değil." diye hatırlatmalar yaptığım da oluyor.
Yarın 1 Eylül. Mutluyum. Tamam, eylülün biriyle hava hemen soğuyup sonbahar başlamayacak ama yine de önümüzdeki güzel ve serin günlerin yaklaştığını gösteren bir işaret olacak. Eylül ayını çok severim zaten. Hem evlenme yıldönümümüz de eylülde. Yirmi beşinci senemize başlayacağız. Yıldönümlerimizde hediye almıyoruz birbirimize ama genelde dışarıda bir yemek ya da en azından evde bir pasta ile kutluyoruz. Bu sene hangisini yapacağımıza daha karar vermedik. Benim oyum pastadan yana. Rejimdeyiz diye uzun zamandır çikolata alımını ve pasta yapımını kısıtladık, özledim açıkçası.
Yine görüşmek üzere...
25 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN YİRMİ BEŞİ- 2024
Eminim ki yiyeniniz ve kullananınız vardır ama kepekli pirinç bizim hayatımıza son rejimle beraber girdi. Daha öncesinde ne almıştım, ne yapmıştım ne de yemiştim. Sevdim ben. Hatta normal pirinçten tamamen vazgeçebilecek kadar sevdim. Benim gibi denemeyenleriniz varsa belki tadar, beğenir, hayatına dahil eder diye bir yazayım dedim. Tavsiyemdir :O).
Bazen gözüm hoş yanılgılar yaratabiliyor. Geçenlerde blogtaki eski yazılarda bir şey ararken hızlı hızlı geçiyordum. "Aralığın Otuzu" yazmışım, ben onu affedersiniz ama "Anasının Gözü" diye okudum. Yanlış okuyabileceğim de hiç aklıma gelmedi o an, kendi kendime Allah Allah ben böyle başlık atmam ama dedim vardır bir sebebi herhalde. Üzerinde de durmadım. Sonra sayfada geri dönerken tekrar görünce alakasızlığını fark ettim. Bilinçaltımda ne vardı ki Aralığın Otuzu - Anasının Gözü oldu inanın ki hiç bilmiyorum :O).
Geçenlerde evin içinde dolanıp etrafı topluyor bir yandan da annemle telefonda konuşuyordum. Hektor'un derinlerden sesi geliyor gibi geldi bir ara. Bir yerlerde kapalı kaldığında bağırıp haber veriyor genelde. Bir yandan onu ararken bir yandan kapı çaldı. Gidip açana kadar da çalmaya devam etti. Anneme kapıya bakmam lazım, bekler misin dedim duymadı, anlatmaya devam ediyordu. Arkada Hektor hala bağırıyordu. Kapıyı çalan kargoymuş, teslimat kodunu istedi. Anlık olarak kaos ve kakafoni tavan yaptı. Bir an çığlık atasım gelse de önce kodu verip kargoyu gönderdim. Sonra Hektor'u kurtardım: Peşimden her yere girip çıktığı için banyoda kapalı kalmış. Sonra anneme tam anlamadım baştan anlat dedim, onu dinledim. Günü kurtaran kahraman bendim :O).
Dün misafir ağırladık. Kahvaltıya yeğenim ve eşi, Atahan'ın kız arkadaşı, annem ve erkek arkadaşı geldi. Ben ve kocamı da dahil ettiğimde sekiz kişiydik. Hem yeğenimle bir araya gelmek istedik, uzakta oturduklarından istediğimiz sıklıkla görüşemiyoruz hem de annemin erkek arkadaşıyla tanışma - görüşme kahvaltısı oldu biraz da. Babamı beş buçuk sene önce kaybetmiştik. Ağustos ayının başında annemin erkek arkadaşıyla ön tanışma yaptık. Annemin mutlu olması beni çok mutlu etti, yalnız olmadığını da bilmek güzel. Fikren de tamamen kabulum ama yine de bizim için yabancı bir beyefendi olduğundan ısınma ve tanıma turları yapıyoruz. Ben ilişkileri ağırdan almayı severim zaten genel olarak.
Bu arada Atahan birikmiş parasıyla kendisine eski model bir araba aldı. Bizim hiç desteğimiz olmadan tamamen kendi emeğiyle almış olduğu için onun için de, bizim için de çok değerli. Büyüdü ve artık yavaş yavaş kendi hayatını kuruyor. Bir anne için çok gurur verici bir şeymiş. Darısı bebişleriyle ya da ergen çocuklarıyla uğraşan annelerin başına olsun inşallah. Allah onlara sabırlar versin :O). Özellikle fazla fazla sabrı ergen annelerine versin :O).
Yine görüşmek üzere...
20 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN YİRMİSİ - 2024
Geçenlerde arabamızı sattık, sene sonuna doğru yenisini almayı düşünüyoruz. Normalde arabasızlığın beni yürümeye daha çok teşvik edeceğini düşünürdüm ama tam aksine evde daha çok oturmaya başladım. Araba varken onu kullanmayım, spor olsun - hareket olsun diyerek yürürken şimdi hiç çıkmayım daha iyi diyorum :O).
Spor bir alışkanlık ve bende hiç yok. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim eliptik aldığımızdan. Tam onu sevmiştim, günde 20 dakika yapmaya başlamıştım ki, kırıldı. Servisi de İstanbul'un içinde bir yerlerde. Eve geliyorlar mı, aleti mi bize getirin derler bilmiyorum. Servisin numarasını buldum ama aramadım bile bilgi almak için. Eliptik evdeki "bir gün tamir ettiririm" kervanına katıldı. Yürüyüş bandı aldık. Aslında almadık yeğenim taşındığı evde uygun yer olmadığı için kendisininkini bize verdi. Hele şimdi yürüyüş bandı da var ya, eliptik tamir edilmeyi beklerken eskir büyük ihtimalle. Yürüyüş yapıyorum hemen her gün. Yürümeyi severim normalde zaten de yürüdükçe terlediğimden yazın dışarıda biraz itici oluyor. Yüzümden gözümden terler süzüle süzüle bir yere gitmeyi sevmiyorum. Evde yürümek hoşuma gitti o yüzden. Yürüyüşün faydalarına bakarken yakılan yağların yüzde seksen dördünün vücuttan nefesle karbondioksit olarak atıldığını öğrendim. Ben hep ter ve idrarla atıldığını zannederdim. Nefes hiç aklıma gelmemişti, şaşırdım. Bu arada yaz başında Atahan kilo verebilmek için rejime başlamıştı, ben de ona eşlik ediyordum. O dokuz kilo verdi, ben de toplamda üç kilo verdim. Son zamanlarda da biraz saldık açıkçası ama yine de kendimi daha hafif ve enerjik hissediyorum. Bunu birkaç aylık bir süreçte zayıflamak amaçlı yapmak değil bir yaşam tarzı olarak "sağlıklı yeme alışkanlığı" haline getirmek istediğimden verdiğim / veremediğim kilodan çok nerelerde neleri değiştirebilirim kısmına odaklandım. Sporu hayatımın bir parçası haline getirmek ve sigarayı azaltmak da (ama şu an için bırakmak değil) ilerideki hedeflerimden. Daha önce dönem dönem denedim ama belki de o zamanlarda yoğun çalıştığımdan bunu gerçekleştiremedim, belki yaşam tarzımı ve yeme stilimi değiştirmeye hazır değildim, tam olarak nedenini bilmiyorum ama olmamıştı. Birkaç gün sonrasında eskiye dönmüştüm. Bu sefer çok yavaş adımlarla ilerlesem de devam ediyorum. Arada kopmalar, sapmalar, kaçamaklar olsa da vazgeçmeyeceğim, denemeye devam edeceğim.
Yine görüşmek üzere.
16 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN ON ALTISI - 2024
Bugün uzun zaman sonra annemle pazara gittik. Tabi ki çok güzeldi, çok keyifliydi ama çok yoruldum. Hem kalabalık, hem sıcaktı, pazarı gezdik, aldıklarımızı taşıdık derken eve gelince bir şey yapmaya halim kalmadı. Son zamanlarda 1930'larda geçen Büyük Küçük Tüm Hayvanlar diye bir diziyi izliyorum. Manzaraları, eski zaman davranışları ve eşyaları çok hoşuma gidiyor. Eve gelince de dinlenirken açtım onu izledim, hoşuma gitti. Mutlu oldum. Bu arada tazelik açısından pazardan alınan sebze meyveyle marketten alınan kıyas bile edilemez tabi ki ama marketten genelde eve sipariş yöntemiyle aldığımdan kapıya kadar gelmesi, zaman ve enerji tasarrufu sağlaması da benim için vazgeçilemez.
Yine görüşmek üzere...
14 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN ON DÖRDÜ - 2024
Bu hafta başından beri, her güne yazı yazmak niyetiyle başlasam da yazamadım çünkü fıldır fıldır gezdim :O). Pazartesi akşam eski iş yerimden sevdiğim iki arkadaşımla buluştum akşam üzeri, eve dönmem onu buldu. O gün buluşacağımız belli değildi. Nasılsa evdeyim diye yazı yazma işini akşama bırakmıştım, olmadı ertesi güne ertelendi.
Ertesi gün ise dört yıldır hep "Sana kahveye geleceğim." deyip bir türlü gidemediğim üst kat komşuma en sonunda gittim. Çok güzel karşıladı ve ağırladı beni çok memnun oldum. Sürekli kapıda bacada görüşüyorduk zaten ama müsait zamanlarda yine böyle gelmeli gitmeli görüşmeye karar verdik. Komşumdan döndükten sonra da abimle annem geldi. Ben sigara içeceğim diye tutturduğumdan, sigarayı da sadece mutfakta içtiğimden mutfakta oturduk onlarla. Görüşmemiz gereken ailevi bir konu vardı. Konuşurken bir yandan da kahve yapayım dedim. Tezgahın üzerinde fırın tepsisi kalmıştı, onu fırına kaldırmaya çalıştım yer açılsın diye. Meğerse fırının içinde kızartma tenceresi varmış, unutmuşum. Tepsileri aldım çok bakmadan fırına doğru ittim girmedi, tencereye çarpıp tangır tungur ses çıkardılar. Fırın rafına geçirerek iteyim yerleştireyim dedim. Rafın payı kısa olduğundan kurtulup aşağıya düştüler tencereye çarpıp yine bir dünya ses çıkardılar. Tekrar içine soktum inatla, yine girmedi. Rafı denedim olmadı düştü. Üç dört dakika uğraştım ben bu işle. Arkamda bizimkiler konuşmaya çalışıyor bir yandan ama çıkardığım sesler sebebiyle mümkün değil. Ben de normalde bakarım, çömelirim gerekirse doğru düzgün yerleştiririm hiç böyle olmaz ama bu sefer bir an önce kahveleri yapayım oturup ben de konuyu takip edeyim diye acele ettiğimden, aklım ve dikkatim de onlarda olduğundan dangıl dungul iş yapmaya çalıştım sürekli bir gürültü kaynağı oldum. En sonunda tepsileri hafif yanlayıp çaprazlama soktuktan sonra da tencereyi gördüm :o).
Dünü de böyle atlattıktan sonra bugün de bebek görmeye gittim sevdiğim bir arkadaşıma. Atahan artık kocaman bir adam olduğundan pek tabi ki unutmuşum bebeklerin ne kadar minik olabildiğini. Çok tatlı ve çok ufak geldi bana. Sevdim bol bol. Sonuçta güzel, arkadaşlarımla iyi vakit geçirdiğim bir üç gün oldu.
Ağustosu da yarıladık neredeyse. Ağustos, temmuz kadar işkenceli geçmese de eylülü sabırsızlıkla bekliyorum.
Yine görüşmek üzere...
10 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN ONU - 2024
Ay çörekleri çarşamba gününden. O gün Anadolu yakasında oturan yeğenime gittik annem, ben ve Atahan. Onlara götürmek için ben yaptım sabahtan. Yaparken aklıma sürekli Buket Uzuner'in son serisindeki (Su - Hava - Ateş -Toprak) Defne Kaman ve anneannesi geldi. Okuyanlar bilir kitaplarda Defne'nin anneannesi ay çöreği yapar ve hatta üzerine çörek otu koyar. O seriyi her okuduğumda canım ay çöreği ister. Fotoğrafı çörekleri fırından çıkardığımda çektim ve hemen cep telefonumdan bloga ekleyip yazımı da yazacaktım ama o an bir ayar yapmam gerekti, fotoğrafı ekleyemedim. Fotoğrafı ekleyemeyince yazımı da yazamadım ve hazırlanıp evden çıkmamız gerektiğinden uzun uzun ayar yapmakla ya da bilgisayardan yüklemekle de uğraşamadım. Sonraki günlerde de dişimle ilgili bir sorun yaşadığımdan yazı bugüne kaldı.
Normalde bizim Büyükçekmece'deki evden yeğenimin Ataşehir'deki evi bir saat sürüyor ama o gün şansımıza birbirine yakın tam dört noktada yol çalışması vardı. Dört ayrı yerde aynı günde yol çalışması yapmak demek İstanbul'da yaşayanlara cehennemi yaşatmak demek. Navigasyonun da yönlendirmesiyle ara ve arka sokaklardan gittik ve 44 senedir İstanbul'da yaşamama rağmen daha önce hiç görmediğim yerleri görmüş oldum. Yine de trafik sebebiyle iki buçuk saatte gidebildik. Farıdık ve bunaldık ama günümüz çok güzel geçti. Birlikte olmak iyi geliyor hepimize.
O gün yeğenimdeyken dişim ağrıdı hafiften, ağrı kesici içtim ve pek etki etmedi. Bir buçuk saatlik dönüş yolu boyunca da ağrı devam edince çok keyifli bir yolculuk olmadı. Eve gelince bir tane daha içtim uzandım biraz. Bir şekilde üşütmüşüm gün içinde herhalde gece sancılandım. Televizyonun karşısında o yaz sıcağında üzerimde battaniyeyle uyudum. Sabah kalktığımda da çenemin sol alt köşesinde bir gerginlik vardı ama görünürde çok bir şey yoktu. Gün içinde o gerginlik hissi şişliğe dönüşmeye başladı. Öğleden sonra fark edilir olmaya başlayınca evin hemen aşağısındaki yeni açılan diş kliniğine gittim. Biz daha tadilattayız henüz hasta almaya başlamadık dediler. Çarşı pazar işlerini de halledip geri döndüm. Biraz uzandım. Kalktığımda çenemdeki şişlik yumurta büyüklüğündeydi neredeyse. Antibiyotik almadan geçmeyeceğini bildiğimden ve bu haldeyken zaten hiçbir müdahale yapılamayacağından akşamın sekizinde Atahan'la acile gittik. Annem de biz yoldayken geldi. Üçümüz iki saat acilde bekledik. Doktor çenemin halini görünce zaten hemen antibiyotik, ağrı kesici yazdı. Çıkınca direkt nöbetçi eczaneye gittik, ilaçlarımı aldım. Neyse ki arabada aklıma ilaçlara bir bakmak geldi. Ağrı kesici ve gargara vardı sadece. Antibiyotik yoktu. E doktor yazacağını söylemişti ve benim asıl acile gitme sebebim şişin inmesi için antibiyotik almaktı zaten. Önce eczaneye döndük acaba onlar mı vermeyi unuttular diye, reçetede yazmadığını söyledi eczacı. Oradan çıktık hastaneye gittik tekrar. Doktorun yanındaki hasta çıkınca içeri girdim, nöbet değişimi olmuş herhalde bana bakan değil başka bir doktor vardı. Ona ilaçları ve şişliği gösterince, bir önceki doktorun da antibiyotiği reçeteye eklemediğini anlatınca yazdı sağ olsun. Tekrar eczaneye gittik, ilacı alıp eve dönmemiz on biri buldu. Hemen o gece içmeye başladım (çarşamba gecesi) ama inmeye başlaması bugünü buldu ve daha da tam olarak geçmedi Şiştikten sonra ağrı çok yapmadı ama çenemde ve yanağımda koca bir şiş, ağzımın içinde gerginlik olunca o günden beri keyfim yoktu. İlaçlarımı içip yattım genelde ve yazı da bugüne kaldı. Bir ara doğru düzgün bir dişçi bulup düzenli bir tedaviye başlamam gerekiyor, biliyorum.
Sonra yine görüşmek üzere...
4 Ağustos 2024
AĞUSTOSUN DÖRDÜ - 2024
Temmuzu bitirdik en sonunda. Sıcaklıkların biraz insani boyuta inmesi açısından ağustostan çok umutluydum diye mi yoksa yüzde yüzlere yaklaşan nem azaldı diye mi bilmiyorum ama ağustos, temmuz kadar sıcak ve bunaltıcı gelmiyor bana. Çok mutluyum. Hatta dün sabah ciddi anlamda üşüdüm ve çok sevindim.
İnstagram'a ulaşımın zorla engellenmesine kızdım ve buna karşıyım. Halbuki son zamanlarda doğru düzgün girmiyordum bile ama olsun. Ben çok kullanmasam da orada olduğunu bilmek güzeldi ve kimse kimsenin bu tarz özgürlüklerini kısıtlamamalı. Nokta!
Kitap okuyorum bunlar dışında. Evle ilgileniyorum. Günler geçip gidiyor. Kaç gündür kaytarmış, yazmamıştım. Bu küçük bir giriş olsun.
Görüşmek üzere...
27 Temmuz 2024
TEMMUZUN YİRMİ YEDİSİ - 2024
Bu sabah tam 6.50'de muhteşem bir yağmur yağdı ve ben çok mutlu oldum. Önümüzdeki hafta yine sıcaklar devam edecekmiş ama belki o kadar nem olmaz umudunu taşıyorum. Bugün güne serin ve bulutlu başlayınca full enerji doldum. Dünyayı yerinden oynat deseler oynatırdım, o kadar yani :O).
Biraz iş yapayım dedim hazır evin içi serinken. Dün yıkadığım çamaşırları katladım. Atahan'ın bir tişörtü sökülmüş. Onu da dikeyim de ortalıktan kalksın diye düşündüm. Dikiş kutum hemen elimin altındaydı zaten. Diktim, kutuyu yerine kaldırırken ya kapağı açıldı ya elimden kaydı nasıl oldu bilmiyorum sabahın o sessizliğinde metal kutu ve içindeki bir sürü ıvır zıvır büyük bir şangırtı ve takırtı çıkararak düştü. İçindeki her şey yerlere saçıldı. Hektor uyuyordu başka bir odada, koştu geldi. Kocam seslendi iyi miyim, neyi yıktım devirdim, ne oluyor diye. O da uyuyordu, uykusundan uyanmış. İyi ki alt katımız boş şu an. Komşu olsaydı yedi ceddimi anardı haklı olarak. Sabah sessizliğini dağıtmakta üzerime yoktur :O). Oturdum yere ve hatta bir ara yattım yere, mobilyaların altlarına kaçan makaralar dahil her şeyi topladım. Neyse ki iğneler, düğmeler daha küçük bir kutudaydı ve o kutu da açılmamıştı da yerlere saçılmadı. Bir de onlarla uğraşmadım.
Öğlene doğru da kargoya uğradım. Aslında ikiye kadar açıklar ama normalde on ikiye kadar kargo teslim alıyoruz, bu seferlik alıyorum sizin kargonuzu dedi - Bunu da hep söyleyip hep de alıyorlar, ben de kaça kadar aldıklarını unutuyorum şansımı denemeye gidiyorum bazen ama not aldım bu sefer, artık on ikiden sonra gitmek yok. Neyse, tam bankonun yanına büyük, boyum kadar bir kargo bırakmışlar, elimdeki paketi vermek için yaklaşınca bir gümbürtü koptu. Meğer hiç görünmeyen ama o pakete yasladıkları aynı uzunlukta ve aynı renkte bir kargo daha varmış. Onu devirmişim. Çıkan sesten ben de korktum. Mahcup da oldum. Diyeceğim odur ki, genelde kargo şirketlerini suçluyoruz ya paketleri atıyorlar, özen göstermiyorlar diye bazen onların suçu olmayabiliyor bazı şeyler. Çok da şey etmemek lazım :O).
Sonra yine görüşmek üzere...
25 Temmuz 2024
TEMMUZUN YİRMİ BEŞİ - 2024
İki günde bir yazma esasına göre benim normalde dün yazmam lazımdı ama atlamışım. Kimse de neden yazmadın demeyince gün kaçırdığımı ancak bugün fark edebildim. Çok klasik olacak ama yazıma yine yaz nefretlemesi yaparak devam edeceğim. Temmuz sona yaklaştı çok güzel ama bunun daha ağustosu var. Ağustosun on beşinden sonra yavaş yavaş bir tık serinlemeye başlardı eskiden havalar. Artık mevsimler kaydığı için öyle olmayacağını düşünüyorum. O da moralimi bozuyor. Şu yaşadığımız sıcaklar ve nem bir vampir gibi tüm enerjimi emiyor. Arkadaşlar bazen soruyor bu yaz bir yerlere gitmiyor musunuz diye. Gidebileceğimiz hemen her yer bizim güneyimizde ve buralar böyle sıcaksa, bu mevsimde oraları hayal bile edemiyorum. Eziyet çekeceksem de evimde eziyet çekmek istiyorum :O).
Kitabımı da çok alamadım elime son birkaç gündür. Fırtınaışığı Arşivi serisini bitirdim ve Diana Gabaldon - Yabancı serisine başladım. Aslında doğrudan serinin son çıkan kitaplarını okuyup bekleyen diğer kitaplarıma geçmek istiyordum. Son zamanlarda çok fazla seri okudum ama kitaba başlayınca önceki olayları unuttuğumu ve hiç zevk alamadığımı anlayınca sil baştan üçüncüye okumaya başladım. Dizi ve film de izliyorum ara ara. The Bear'ın da üçüncü sezonuna başladım. Ona da baştan başlayıp bir hatırlatma yapsam mı diye düşünmedim değil ama önce bir deneyeyim yeni sezonun ilk bölümü çok kopuk olursa izlerim dedim. Çok kopuk olmadı. O yüzden baştan almama da gerek kalmadı. İzleyen varsa fikirlerini iletebilirse sevinirim. Biraz değişik bir sezon olmuş gibi geldi bana. Hatta yönetmeni mi değişti diye bir kontrol ettim. Yönetmen değişmemiş ama sanki dizinin tarzı biraz değişmiş.
Bu arada bugün de Çarli'nin (abim) doğum günü. Aramızda tam beş gün var. Aslında aramızın bir yaş olmasına beş gün kala ben doğmuşum. Çarli 25.7.1979'da doğmuş ben 20.7.1980'de. Mutlu yıllar Çarli, doğum günün kutlu olsun.
Yine görüşmek üzere...
22 Temmuz 2024
TEMMUZUN YİRMİ İKİSİ - 2024
Temmuzu da bitiriyoruz yavaş yavaş. Önümüzdeki bir iki gün sıcaklıklar mevsim normallerine inecek diyorlar, çok mutluyum, sabırsızlıkla bekliyorum önümüzdeki günleri :0).
Bugün hiç yazasım gelmedi gibi oldu. Daha doğrusu aslında bloguma mutlaka yazmalıyım unutmayım bunu dediğim bir şey vardı. Ne olduğunu unuttum! Yazma hevesim kaçtı bu yüzden. Saatlerdir neydi o diye düşünüyorum hiçbir şekilde aklıma gelmiyor. Bu saate kadar da belki hatırlarım diye bekledim. Maalesef. Birkaç gün sonra bir yerden çağrışım yapar büyük ihtimalle. O zaman yazarım artık, yapacak bir şey yok.
Yine görüşmek üzere…
20 Temmuz 2024
TEMMUZUN YİRMİSİ - 2024
Aslında iki günde bir yazma planıma göre yazıyı dün yazmam gerekiyordu ama dün yazmak istemedim. Bugün doğum günüm ve yazıda da tarih olarak yirmi temmuz yer alsın istedim. Evet efendim kırk beşinci yaşımdan gün almaya başladım an itibariyle. Güzel yaşlarım olsun :O). İyi ki doğmuşum ben :O). Bu sene annem, kocam ve oğlum doğum günü hediyelerini bana ta haziran ayında verdi ve üçü de hediye aldığını unutup ama biz hediye almadık diye panik oldu bugün. Çok güldüm onların o haline. Hediye önemli değil zaten, önemli olan sevdiklerimizle ve sağlıkla bir arada olmak. Normalde çok da kutlamıyorum son senelerde. Kendi aramızda bir pasta kesiyoruz yetiyor işte. Zaten güne bir rutin olarak bulaşık makinesini boşaltarak başladım. Sonra doldurup çalıştırdım. Sonra çamaşır yıkadım ve astım. Sonra önceden yıkadıklarımı katlayıp yerleştirdim. Desem ki bugün benim doğum günüm iş yapmayacağım e yarın yine ben yapacağım hem de birikmiş olacak ne gerek var tek günlük tatil ilan etmeye :O). Pastamı oğlum yaptı ama ben sadece kestim ve yedim :O). Orijinal tiramisu yaptı benim için. Ben yaptığım zaman labne ve pastaban kullanıp kolayına kaçıyorum. O öyle yapmadı. Çok da güzel olmuştu. Ben yine de kendim yaptığımda kolay olsun diye yine labne ve pastaban kullanacağım. Migros'a sinirlendim eve teslimat siparişte kokuşmuş tavuk gönderdikleri için. Çöpe attım doğrudan. Müşteri hizmetlerine de şikayet ettim. Ben bunu çöpe atıyorum parasını iade istiyorum dedim. Atmayın atarsanız iade etmeyiz dediler. Etmeyin o zaman dedim, kokuşmuş tavuğu dolapta tutup her kapısını açtığımda mide bulantısı yaşamayacağım, bunu hayvanlara bile yedirmem dolabımda da tutmayacağım dedim. Gelip alacaklarmış da öyle hemen gelip almıyorlar. Bir hafta beklettiklerini biliyorum ben, tavuk zaten bozulmuş, bir hafta daha dolapta mı tutacağım gelip alsınlar diye beklerken iyice kokuşacak. Neyse en azından derdimi hem onlara ilettim, hem size anlattım rahatladım :0).
Sonra yine görüşmek üzere…
17 Temmuz 2024
TEMMUZUN ON YEDİSİ - 2024
Yazdan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Bildiğin dümdüz nefret ediyorum. Yüksek sıcaklıktan ayrı nefret ediyorum yakamızı bir türlü bırakmayan nemden ayrı nefret ediyorum. Gün içinde sürekli yapış yapış terle oturmak rutinimiz haline geldi. Sabah daha yedide başlıyor sıcak, gece de ferahlamıyor hava. Önümüzdeki bir hafta boyunca da böyle devam edecekmiş. Hiçbir şey yapasım gelmiyor. Yaptığımda enerjim tükeniyor. Ev esiyor bu arada ama yine de yetmiyor. Kışı geri istiyorummmmmm.
Sabah çok sevdiğim seramik takı kutumu kırdım. Çok üzüldüm. İki üç parçaya ayrıldı. Yapıştırabildik. Eskisi gibi olmadı tabi ki onu çok aktif kullanmıyordum zaten. Boş, içinde bir şey yok. Bir süre daha durur bir süre sonra atarım büyük ihtimalle ya da bir daha düşürürsem tamir olmaz artık, kesinlikle vedalaşmam gerekir. Öğleden sonra da çok severek aldığım ve kullandığım kahve fincanının tabağını kırdım. O paramparça oldu. Fincanla tabak yere beraber düştüğünden her yer kahve de oldu. Fincan sağlam kaldı ama tabakla vedalaştık. Neyse, ona da üzüldüm. Günün sonuna kadar daha neleri katledeceğim acaba diye düşündüm ama neyse ki başka kurbanım olmadan günü kapatacağım gibi görünüyor.
Yapacak bir sürü şeyim, yapmak istediğim bir sürü şeyim ve yapmak zorunda da olduğum bir sürü şeyim var ama o kadar sıcak ki, gözüm sürekli yatmaya bakıyor :O). Sonra yine görüşmek üzere...
15 Temmuz 2024
TEMMUZUN ON BEŞİ - 2024
Hava bu hafta boyunca hep çok sıcak olacakmış. Esiyor evin içi ve ben sokağa hiçbir şekilde çıkmak istemiyorum. Gerekmedikçe çıkmıyorum da. Oturma odasındaki koltuklardan birini hole çıkardım. Evin en serin ve sürekli esen noktasına koydum. Gidip gidip orada oturuyorum. Süper oluyor. O koltuktan hiç kalkasım yok. Her türlü ev işi de tüm enerjimi götürüyor. Hiç yapasım yok:o). Kitap okuyorum bol bol. Bazen amaçsızca yatıyorum sadece, o da iyi geliyor. Yazın rehaveti sardı beni. Bir süre böyle gidecek galiba…
Sonra yine görüşmek üzere.
13 Temmuz 2024
TEMMUZUN ON ÜÇÜ - 2024
Bu sabah yine her zaman olduğu gibi 4.50 civarında uyandım. Biraz kitap okudum. Altıya doğru mutfağa gittim. Kocamla oğlum uyuyor olduğu için çok ses yapmamaya çalıştım. Masanın üzerinde bıçak kalmış, onu alayım tezgaha koyayım dedim. Aldığımda elimden kaydı yere düştü. Halıyı da yıkamaya vereceğim için kaldırmıştım, o sessizliğin içinde metal bıçağın taş zemine düşüşü olanca kuvvetiyle yankılandı. Bıçağı yerden aldım. bu arada bulaşık Makinesinin kapağını da açtım biraz içi havalansın diye. Bıçağı da tezgaha koyuyordum ki elim cam tuzluk - biberlik takımına çarptı. Şangur şungur diyerek olanca gürültüyle, her tarafa çarpa çarpa ikisi de önce bulaşık makinesinin kapağına, sonra da makinenin içindeki temiz tabaklara çarpıp yere düştü. Bu kadar ortalığı ayağa kaldırdıktan sonra başka bir şey yapmaya korktum. Hay bin kunduz diyerek mutfaktan kaçtım. Holde Hektor duruyordu. Çömeldim onu biraz seveyim diye. Onun hoşuna gitti sevilmek, benim de sevmek hoşuma gitti. Tüyleri yumuşacıktı, ben kafasını okşadıkça mırlayıp duruyordu. Ayaklarım yorulmasın diye yere Hektor'un yanına oturdum. Oturunca holün o noktasının çok tatlı estiğini keşfettim. Sabahın güzel serinliğinde üşütmüyordu, hafif bir ferahlık veriyordu. Kaç saattir koltukta oturmaktan belim de ağrımıştı. Uzanıverdim yere. Gerindim, ayaklarımı uzattım, kollarımı uzattım, esnettim tüm vücudumu. Geçen gün portmanto da kırılmıştı ya, tüm alan benimdi. Sırt üstü yattım. Serin serin iyi geldi, çok da hoşuma gitti. Hektor da hala yanımdaydı. Yan yattım, kolumu kafama yastık yaptım. Hektor da geldi koluma yattı. Yerde yattık on beş- yirmi dakika kadar. Sonradan fark ettim ki, kocam ya da Atahan uyanıp kapıyı açtıklarında beni yerde öyle boylu boyunca yatarken görselerdi, yüreklerine inecekti :O). Ya düştüm bayıldım ya da öldüm diye düşünmeleri yüksek ihtimaldi. Uyku sersemi de olduklarından - sabahın altı buçuğunda beni holde yatmış halde bulmayı da beklemediklerinden küçük çaplı bir şok geçirmeleri kuvvetle muhtemeldi. Bunu onlara yaşatmak istemediğimden kalktım yerden. Hektor da sıkılıp gitmişti zaten. Ben de çalışma odasına geçtim.
Sonra yine görüşmek üzere...
11 Temmuz 2024
TEMMUZUN ON BİRİ - 2024
Bir söz vardır hani, köpeğin yoksa sahibinin hatırı vardır diye. Hayatımda öyle iki kişi var, sırf sahiplerinin hatırına tahammül ettiğim. İkisinin de benim için hiç önemi yok, buraya da açık açık yazardım ama diyorum ya köpeğin olmasa da sahibinin hatırı var. O yüzden böyle uzaktan kulaklarını çınlatmış olayım sadece :O).
Dün çalışma masasında oturuyor bir yandan da nescafemi içiyordum, hava çok sıcak ve nemli olduğundan camı açmıştım. Yaz boyunca bu cam bana eziyet oluyor sürekli. Açmasam çok sıcak, açınca tül sürekli uçarak ya yüzüme yapışıyor ya da masanın üzerinde ne varsa deviriyor. Bir küçük masa üzeri vantilatör aldım. Camı üstten açıp vantilatörü çalıştırıyorum o güzel oluyor ama bir yerden sonra vantilatör çarpıyor beni. Burnum tıkanıyor ya da akmaya başlıyor. Neyse dün nem de çok yüksekti dayanamayıp camı açtım. Uçuşan tül, nescafemi devirdi. Masanın üzerinde ne varsa kahve oldu. Böyle bir şey olacağından korktuğumdan telefondan ve bilgisayardan uzağa koymuştum fincanı ama defterlerimi ıslattı. Masanın kenarından yere aktı. Önce defter, sonra masa, sonra da yer temizledim. Hem uğraştım hem nescafemi bitiremedim. Sinir oldum. Bugün yine cam açık, yine sürekli perdeyi çekiyorum kenara. Halbuki rüzgar fazla yok ve az önce yağmur yağdı, gök gürledi, hava sıcak olsa da kapalı. Yazın ortasında böyle bir hava nimet, pencereyi kapayıp taze havadan mahrum kalmak istemiyorum. Sabrımın son sınırına kadar dayanıp sonra yine camı kapatıp vantilatörü açacağım büyük ihtimalle.
Girişteki portmanto kırılmıştı ya, yeni bir tane istemediğime karar verdim. Antrenin bu boş hali çok hoşuma gitti. Ama yine de ayakkabılar ve paltolar için bir çözüm bulmam lazım. Sabahtan beri dekorasyon sayfalarına bakıyorum. Girişe altı sandıklı bir bank almaya karar verdim. Hem gerektiğinde oturup ayakkabılarımızı rahatlıkla giyebileceğiz, hem de sandığı sayesinde biraz eşya ortadan kalkacak. Üzerine de duvara bir askılık asarak yazın söz konusu olmasa da kışın ortaya çıkacak paltoya, mantoya yer bulma sorununu çözeceğiz. Çok güzel modeller var. Askılığı da kutulu falan seçersem birkaç ıvır zıvırı da onlar kaldırır ortadan. Gayet de güzel olur. Bu tarz dekorasyon örneklerine rastlarsanız mutfakcami@hotmail.com adresinden bana atabilirsiniz. Değişik fikirlere açığım.
Sonra yine görüşmek üzere...
9 Temmuz 2024
TEMMUZUN DOKUZU - 2024
Yarın Atahan'ın doğum günü. 24. yaşından gün almaya başlayacak. Blogu ilk yazmaya başladığımda 4 yaşındaydı sadece. Neredeyse yirmi sene olmuş. Blogun da doğum günü temmuz ayında. Şimdi fark ettim. İlk yazımı 28.7.2005'te yazmışım. On bir gün kadar sonra, 20 Temmuz'da ben de tam tamına, dolu dolu, günü gününe 44 yaşında olacağım. Kırk beşimden gün almaya başlayacağım. Ve bloga yazmaya başladığımda 25 yaşındaymışım. Ne kadar genç ve hatta küçükmüşüm. Bunları hiiiç hesaplamamıştım şuraya yazana kadar. Şimdi yılları fark ettim ve şoka girdim resmen :O). Keşke ablam Asortik'im Krep'im de olsaydı, yazmaya devam etseydi. O da benimle aynı sene, kasım ayında başlamıştı yazmaya. Hatta ben kendime blog açıp çok sevince yazmayı, ona sürpriz bir şekilde açmıştım. Sormadan ya da izin almadan. Blogunun adını da ben koymuştum. O da senelerce, taa vefatına kadar devam etti yazmaya. Böylece onu da anmış olduk💖. Anılara daldım biraz, oradan oraya atlayarak yazdım galiba. Eh bu yazı da böyle olsun.
Sonra yine görüşmek üzere...
7 Temmuz 2024
TEMMUZUN YEDİSİ - 2024
Geçenlerde kocam rahatsızlanmıştı. Sabaha karşı istifra etmeye başlamış. Bir gün önce sezonun ilk deniz banyosunu yapmıştı ya üşüttü ya mikrop kaptı diye düşündük. Beni de uyandırmamış. Ben yine beş civarı uyandığımda bir tık iyiydi, ama istifra devam ediyordu. Midesine iyi gelir diye nane limon kaynatayım dedim. Çeşmeye elimi atmamla musluğun anahtarının elimde kalması bir oldu. Bir an öylece kalakaldım. Nane limonu ateşe koydum yine de ama su akmaya devam ediyordu. Kapatamazsak ne yaparız diye düşündüm. Kalan parçayı bir deneyim dedim. Çevirince kapandı. Rahatladım. Şimdi kırık kullanıyoruz. Sadece o parça değişir mi diye bir bakacağız. Değişmezse komple batarya yenilenecek. Ucu uzayan, her yere ulaşan, arkadaşımın ev hediyesi aldığı bir bataryaydı, değişirse üzülüceğim ama aynısından alacağım yine büyük ihtimalle çünkü çok severek kullanıyordum.
Annem bir haftalığına memlekete gitti. O yokken Üzüm’e biz bakıyoruz. Öğleden sonra biraz kitap okudum. Sonra Üzüm’e bir uğrayalım gelince de mutfağı toplarım, kafamdaki diğer işleri hallederim diye düşünmüştüm. Atahan’la çıktık, hem anneme gittik, hem çarşı işlerimizi hallettik. Pazar günü olduğundan acayip bir kalabalık vardı, felaket sıcaktı. Eve geldik. Kapıdan girdim. Ayakkabımı ayakkabılığa / portmantoya kaldırayım dedim. Dolabın kapağını açmamla devrilmesi bir oldu. Neredeyse üzerime düşecekti. Ben tam önündeydim o çapraz devrildi. Tam yıkılmadan da tutabildim ama bıraktığım anda yere devrilecekti. Biraz yüksek bir sesle bağırmışım tabi ayakkabılık birden üzerime doğru gelince. Atahan mutfaktan koştu. Kocam salondan geldi. Ben Atahan’a bıraktım, çok ağır olduğu için hareket de ettiremiyoruz. İçi de ağzına kadar dolu tabi ki. Ayağı komple kırılmış, alt kısmını da kırarak yamulmuş. Hemen boşalttım. Bütün ayakkabılar ortalığa döküldü. Kışlık montlar da asılıydı onları da yatak odasına attım. Boşalınca yere yatırdık. Tamir olacak durumda değildi. Olsa da ben ona güvenemezdim artık. Çöpe taşıyalım dedik ama yekpara olarak taşıyamayacağımız kadar büyük ve ağırdı hala. Atahan komple söktü. Parçaları tek tek attık. Sonra ben süprüntüleri toplarken Atahan yemek yaptı. Yedik ama pilim bitmişti çoktan. Yorgunluktan ölüyordum. Annemden sonra yaparım dediğim hiçbir şeyi yapamadım. Her şey bittikten sonra ancak oturup dinlenebildim. Ayakkabılıktan da olduk. Yenisi alınacak tabi ki de ama alınana kadar ayakkabılar ortalıkta kalacak. Bugünlerde eşyaları daha mı çürük yapıyorlar diye düşünüyorum. Batarya üç senelik portmanto dört senelikti daha ve ikisini de çok severek kullanıyordum. Kırıldıklarına mı üzüleyim, masrafa mı, çıkardıkları işe mi bilemedim:). Neyse sağlık olsun…
Yine görüşmek üzere…
5 Temmuz 2024
TEMMUZUN BEŞİ - 2024
Bugün sevdiğim ve bir süredir görüşemediğim bir arkadaşıma kahveye gittim. İyi geldi bir arada olmak. Öğle vakti gittim akşama kadar oturdum. Onun saat beş civarında dışarıda halletmesi gereken bir işi vardı. Bunu bildiğim için erken gitmiştim zaten. Evden çıkması gereken son saate kadar sohbet ettik. İşi olmasaydı daha da çok otururduk büyük ihtimalle. Arkadaş sayım az ama hepsi öz. Gereksiz kalabalık yapan kim varsa çıkardım hayatımdan, yokluklarını da hiç hissetmedim. Bu arkadaşım aynı zamanda Hektor'u (torununu) bana veren kişi. Fotoğraftaki yakışıklı bey de Leo, arkadaşımın oğlu, benim Hektor’umun da öz be öz babası :0).
Sonra yine görüşmek üzere.
3 Temmuz 2024
TEMMUZUN ÜÇÜ - 2024
Fincanlarım çok güzel, değil mi? Annem geçen hafta o büyük gemilerden biriyle Yunan adaları gezisine gitmişti, oradan almış bana. Çünkü bire bir siparişini vermiştim ya kitap ayracı al ya da Türk kahvesi fincanı boyutlarında fincan, başka bir şey istemiyorum diye :O). Kitap ayracı bulamamış fincan almış. Tam istediğim gibi oldukları için ve çok sevdiğim için ben de sizinle paylaştım. Görmemişin fincanı diyen ya da diyecek olan varsa kabul ediyorum. Dört dolap dolusu boy boy fincanım var çünkü en çok sevdiğim şeydir ama Giritli olanını görmemiştim. Bu kadar :O). Yalnız cidden geçen gün düşündüm, bir tane spor ayakkabım, bir tane kışlık botum, hep sırt çantası arada da postacı çanta kullandığım için iki sırt çantam bir postacı çantam var. Kendime kıyafet en son ne zaman aldım hatırlamıyorum. Beş sene olmuştur. Evdekiler yetiyor bana. Annem doğum günlerimde ya da seveceğim bir şey bulduğunda hediye olarak kıyafet alıyor bana (ve eskiden ablam da alıyordu). Net ve kesin bir parçaya ihtiyacım varsa evdeki o parça işlevini yitirdiyse ve gerçekten onsuz yapamayacağım bir şeyse ben gidip alıyorum. Bu kadar kısıtlı almama rağmen yine de dolap kıyafet dolu bu arada nasıl bu kadar birikiyor bilmiyorum ama sürekli ayırıyorum aslında. Neyse, normalde kadınların en çok ilgisini çeken yüzlerce de olsa yetmeyen şey çanta - ayakkabı - kıyafettir. Bendeyse kitap - defter- kalem - fincan. Kalem almıyorum artık gerçekten kullanamayacağım kadar çok var. Defter alımını da ciddi anlamda kısıtladım. Arada çok çok değişik, güzel, yeni bir şey bulursam alıyorum. Fincan alıyorum - dayanamıyorum ve henüz ona bir kısıtlama getirmedim ama dolabımda yer olmadığından yeni fincan alınca ya eskilerden bir taneyi sarıp sarmalayıp en üst raflara senede bir kullandığım şeyleri koyduğum dolaplara koyuyorum ya da artık sıkıldığım - istemediğim bir kupaysa veriyorum. Bir de kupa/fincan kırma oranım da yüksek. O yüzden kupa almaya çok kısıtlama getirmedim. Bir de kitap kısıtlamam yok :O). Aldıkça alıyorum. Evdeki kitaplık sayısını arttıracağım, kütüphaneme dahil olmasa da olur dediklerimi de veriyorum. Yine de yer sıkıntım var ama olsun almaya devam edeceğim :0).
Hayatta en nefret ettiğim gün aldığımız eliptikle evde ilk spor yaptığım gündü. Tam 3.5 dakika sürmüştü ama bana yıllarca sürmüş gibi gelmişti. Hayatta ikinci sevmediğim gün de bugün oldu, salon camını sildim ve perdesini yıkadım. Eminim ki aramızda cam silmeyi sevenler vardır. Oh mis gibi temiz camlardan dışarıyı izlemek gibisi var mı diyenler de vardır. Ben de tertemiz camdan dışarıyı izlemeyi seviyorum, kirli olduklarında silmem gerektiği hep aklıma geliyor, kirli camı sevmiyorum o yüzden. Cam silmekten de nefret ediyorum. Çok gözümde büyüyor, öncesinde günlerce - haftalarca - aylarca kendimi silmek için motive etmem gerekiyor. Sildikten sonra da yaşadığım cam silmiş olma travmasını atlatmam için günlerce - haftalarca - aylarca o camdan dışarı bakmamam gerekiyor. Benim için hiç kolay şeyler değil bunlar :O).
Bir üst paragrafın girişinde bahsettiğim sporu 7 dakikaya çıkardım. İstesem on dakika da yaparım ama istemiyorum. Şu an için yedi dakika yetiyor fazlasıyla. Bir yandan sağlıklı beslenmeye de devam ediyoruz. Atahan 5 kg verdi. Ben bir kilo verdim sadece ama kendimi çok daha sağlıklı, hareketli ve enerjik hissediyorum. Çok sıkı bir diyet uygulamıyoruz. Şekeri mümkün olduğunca azalttım, abur cubur neredeyse çıktı hayatımdan ama arada kaçamaklar yapıyorum. Geçen gün zor bir işi başardım ve kendime ödül olarak çikolata almaya karar verdim. Uzun zamandır yemiyordum. Genelde eve sipariş vererek yapıyorum market alışverişini. Evin başka eksikleri de vardı. O yüzden sepete çikolatayla beraber onları da ekledim. Siparişi gönderdim. Geldiğinde bir de baktım ki çikolata stokta kalmadığı için göndermemişler! Nasıl olabilir yani, bir markette çikolata stoğu nasıl biter, üstelik tam da benim kendime ödül vereceğim günde! Stok tavukta - peynirde falan biter. Son kullanım tarihi olan ürünler, çok alamıyorsundur, günü geçince imha ediyorsundur anlarım bunları da, çikolata ya, çikolatasız market mi olur!!! Aklım almıyor böyle bir şeyi.
Yine görüşmek üzere...
1 Temmuz 2024
TEMMUZUN BİRİ - 2024
Yeni bir ayın ilk gününü evde geçirdim. Hava çok sıcaktı, dışarıda da işim yoktu çıkmak aklımdan bile geçmedi. Evin içi de güzel esiyor. Bir ara esinti durunca çok sıcak oldu, küçük bir masaüstü vantilatörüm var onu açtım o da çarptı. Vantilatörü kapattım, camı komple açtım, camın tam önünde masam var, sürekli uçuşan perde yüzünden masa başında bir şey yapmam mümkün olmadı. Oda kapısını kapattım esinti durdu. En sonunda camı üstten açtım, vantilatörü biraz uzağa koydum o şekilde idare ettim. Kitap az okuyabildim bugün. Ara ara dişim ağrıyor o yüzden çok keyfim de yoktu aslında. Ağrı kesici içince mutlu oluyorum. Bazen hiç ağrısı olmuyor saatlerce, günlerce geçti diye düşünüp seviniyorum. Bazen hassaslaşıyor, o zaman yemek yemek eziyet haline geliyor ve genel olarak da canım bir şey yapmak istemiyor. En yakın zamanda bir dişçiye gitmem lazım da ilk adımı atamıyorum bir türlü.
Sonra yine görüşmek üzere.
.jpg)
.jpg)

.jpg)












