20 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN YİRMİSİ - 2024

   Geçenlerde arabamızı sattık, sene sonuna doğru yenisini almayı düşünüyoruz. Normalde arabasızlığın beni yürümeye daha çok teşvik edeceğini düşünürdüm ama tam aksine evde daha çok oturmaya başladım. Araba varken onu kullanmayım, spor olsun - hareket olsun diyerek yürürken şimdi hiç çıkmayım daha iyi diyorum :O). 

   Spor bir alışkanlık ve bende hiç yok. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim eliptik aldığımızdan. Tam onu sevmiştim, günde 20 dakika yapmaya başlamıştım ki, kırıldı. Servisi de İstanbul'un içinde bir yerlerde. Eve geliyorlar mı, aleti mi bize getirin derler bilmiyorum. Servisin numarasını buldum ama aramadım bile bilgi almak için. Eliptik evdeki "bir gün tamir ettiririm" kervanına katıldı. Yürüyüş bandı aldık. Aslında almadık yeğenim taşındığı evde uygun yer olmadığı için kendisininkini bize verdi. Hele şimdi yürüyüş bandı da var ya, eliptik tamir edilmeyi beklerken eskir büyük ihtimalle. Yürüyüş yapıyorum hemen her gün. Yürümeyi severim normalde zaten de yürüdükçe terlediğimden yazın dışarıda biraz itici oluyor. Yüzümden gözümden terler süzüle süzüle bir yere gitmeyi sevmiyorum. Evde yürümek hoşuma gitti o yüzden. Yürüyüşün faydalarına bakarken yakılan yağların yüzde seksen dördünün vücuttan nefesle karbondioksit olarak atıldığını öğrendim. Ben hep ter ve idrarla atıldığını zannederdim. Nefes hiç aklıma gelmemişti, şaşırdım. Bu arada yaz başında Atahan kilo verebilmek için rejime başlamıştı, ben de ona eşlik ediyordum. O dokuz kilo verdi, ben de toplamda üç kilo verdim. Son zamanlarda da biraz saldık açıkçası ama yine de kendimi daha hafif ve enerjik hissediyorum. Bunu birkaç aylık bir süreçte zayıflamak amaçlı yapmak değil bir yaşam tarzı olarak "sağlıklı yeme alışkanlığı" haline getirmek istediğimden verdiğim / veremediğim kilodan çok nerelerde neleri değiştirebilirim kısmına odaklandım. Sporu hayatımın bir parçası haline getirmek ve sigarayı azaltmak da (ama şu an için bırakmak değil) ilerideki hedeflerimden. Daha önce dönem dönem denedim ama belki de o zamanlarda yoğun çalıştığımdan bunu gerçekleştiremedim, belki yaşam tarzımı ve yeme stilimi değiştirmeye hazır değildim, tam olarak nedenini bilmiyorum ama olmamıştı. Birkaç gün sonrasında eskiye dönmüştüm. Bu sefer çok yavaş adımlarla ilerlesem de devam ediyorum. Arada kopmalar, sapmalar, kaçamaklar olsa da vazgeçmeyeceğim, denemeye devam edeceğim. 

   Yine görüşmek üzere. 

  

16 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ON ALTISI - 2024

 Bugün uzun zaman sonra annemle pazara gittik. Tabi ki çok güzeldi, çok keyifliydi ama çok yoruldum. Hem kalabalık, hem sıcaktı, pazarı gezdik, aldıklarımızı taşıdık derken eve gelince bir şey yapmaya halim kalmadı. Son zamanlarda 1930'larda geçen Büyük Küçük Tüm Hayvanlar diye bir diziyi izliyorum. Manzaraları, eski zaman davranışları ve eşyaları çok hoşuma gidiyor. Eve gelince de dinlenirken açtım onu izledim, hoşuma gitti. Mutlu oldum. Bu arada tazelik açısından pazardan alınan sebze meyveyle marketten alınan kıyas bile edilemez tabi ki ama marketten genelde eve sipariş yöntemiyle aldığımdan kapıya kadar gelmesi, zaman ve enerji tasarrufu sağlaması da benim için vazgeçilemez. 

  Yine görüşmek üzere...

14 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ON DÖRDÜ - 2024

  Bu hafta başından beri, her güne yazı yazmak niyetiyle başlasam da yazamadım çünkü fıldır fıldır gezdim :O). Pazartesi akşam eski iş yerimden sevdiğim iki arkadaşımla buluştum akşam üzeri, eve dönmem onu buldu. O gün buluşacağımız belli değildi.  Nasılsa evdeyim diye yazı yazma işini akşama bırakmıştım, olmadı ertesi güne ertelendi. 

  Ertesi gün ise dört yıldır hep "Sana kahveye geleceğim." deyip bir türlü gidemediğim üst kat komşuma en sonunda gittim. Çok güzel karşıladı ve ağırladı beni çok memnun oldum. Sürekli kapıda bacada görüşüyorduk zaten ama müsait zamanlarda yine böyle gelmeli gitmeli görüşmeye karar verdik. Komşumdan döndükten sonra da abimle annem geldi. Ben sigara içeceğim diye tutturduğumdan, sigarayı da sadece mutfakta içtiğimden mutfakta oturduk onlarla. Görüşmemiz gereken ailevi bir konu vardı. Konuşurken bir yandan da kahve yapayım dedim. Tezgahın üzerinde fırın tepsisi kalmıştı, onu fırına kaldırmaya çalıştım yer açılsın diye. Meğerse fırının içinde kızartma tenceresi varmış, unutmuşum. Tepsileri aldım çok bakmadan fırına doğru ittim girmedi, tencereye çarpıp tangır tungur ses çıkardılar. Fırın rafına geçirerek iteyim yerleştireyim dedim. Rafın payı kısa olduğundan kurtulup aşağıya düştüler tencereye çarpıp yine bir dünya ses çıkardılar. Tekrar içine soktum inatla, yine girmedi. Rafı denedim olmadı düştü. Üç dört dakika uğraştım ben bu işle. Arkamda bizimkiler konuşmaya çalışıyor bir yandan ama çıkardığım sesler sebebiyle mümkün değil. Ben de normalde bakarım, çömelirim gerekirse doğru düzgün yerleştiririm hiç böyle olmaz ama bu sefer bir an önce kahveleri yapayım oturup ben de konuyu takip edeyim diye acele ettiğimden, aklım ve dikkatim de onlarda olduğundan dangıl dungul iş yapmaya çalıştım sürekli bir gürültü kaynağı oldum. En sonunda tepsileri hafif yanlayıp çaprazlama soktuktan sonra da tencereyi gördüm :o). 

 Dünü de böyle atlattıktan sonra bugün de bebek görmeye gittim sevdiğim bir arkadaşıma. Atahan artık kocaman bir adam olduğundan pek tabi ki unutmuşum bebeklerin ne kadar minik olabildiğini. Çok tatlı ve çok ufak geldi bana. Sevdim bol bol. Sonuçta güzel, arkadaşlarımla iyi vakit geçirdiğim bir üç gün oldu. 

  Ağustosu da yarıladık neredeyse. Ağustos, temmuz kadar işkenceli geçmese de eylülü sabırsızlıkla bekliyorum.

  Yine görüşmek üzere... 

10 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ONU - 2024


  Ay çörekleri çarşamba gününden. O gün Anadolu yakasında oturan yeğenime gittik annem, ben ve Atahan. Onlara götürmek için ben yaptım sabahtan. Yaparken aklıma sürekli Buket Uzuner'in son serisindeki (Su - Hava - Ateş -Toprak) Defne Kaman ve anneannesi geldi. Okuyanlar bilir kitaplarda Defne'nin anneannesi ay çöreği yapar ve hatta üzerine çörek otu koyar. O seriyi her okuduğumda canım ay çöreği ister. Fotoğrafı çörekleri fırından çıkardığımda çektim ve hemen cep telefonumdan bloga ekleyip yazımı da yazacaktım ama o an bir ayar yapmam gerekti, fotoğrafı ekleyemedim. Fotoğrafı ekleyemeyince yazımı da yazamadım ve hazırlanıp evden çıkmamız gerektiğinden uzun uzun ayar yapmakla ya da bilgisayardan yüklemekle de uğraşamadım. Sonraki günlerde de dişimle ilgili bir sorun yaşadığımdan yazı bugüne kaldı. 

   Normalde bizim Büyükçekmece'deki evden yeğenimin Ataşehir'deki evi bir saat sürüyor ama o gün şansımıza birbirine yakın tam dört noktada yol çalışması vardı. Dört ayrı yerde aynı günde yol çalışması yapmak demek İstanbul'da yaşayanlara cehennemi yaşatmak demek. Navigasyonun da yönlendirmesiyle ara ve arka sokaklardan gittik ve 44 senedir İstanbul'da yaşamama rağmen daha önce hiç görmediğim yerleri görmüş oldum. Yine de trafik sebebiyle iki buçuk saatte gidebildik. Farıdık ve bunaldık ama günümüz çok güzel geçti. Birlikte olmak iyi geliyor hepimize. 

  O gün yeğenimdeyken dişim ağrıdı hafiften, ağrı kesici içtim ve pek etki etmedi. Bir buçuk saatlik dönüş yolu boyunca da ağrı devam edince çok keyifli bir yolculuk olmadı. Eve gelince bir tane daha içtim uzandım biraz. Bir şekilde üşütmüşüm gün içinde herhalde gece sancılandım. Televizyonun karşısında o yaz sıcağında üzerimde battaniyeyle uyudum. Sabah kalktığımda da çenemin sol alt köşesinde bir gerginlik vardı ama görünürde çok bir şey yoktu. Gün içinde o gerginlik hissi şişliğe dönüşmeye başladı. Öğleden sonra fark edilir olmaya başlayınca evin hemen aşağısındaki yeni açılan diş kliniğine gittim. Biz daha tadilattayız henüz hasta almaya başlamadık dediler. Çarşı pazar işlerini de halledip geri döndüm. Biraz uzandım. Kalktığımda çenemdeki şişlik yumurta büyüklüğündeydi neredeyse. Antibiyotik almadan geçmeyeceğini bildiğimden ve bu haldeyken zaten hiçbir müdahale yapılamayacağından akşamın sekizinde Atahan'la acile gittik. Annem de biz yoldayken geldi. Üçümüz iki saat acilde bekledik. Doktor çenemin halini görünce zaten hemen antibiyotik, ağrı kesici yazdı. Çıkınca direkt nöbetçi eczaneye gittik, ilaçlarımı aldım. Neyse ki arabada aklıma ilaçlara bir bakmak geldi. Ağrı kesici ve gargara vardı sadece. Antibiyotik yoktu. E doktor yazacağını söylemişti ve benim asıl acile gitme sebebim şişin inmesi için antibiyotik almaktı zaten. Önce eczaneye döndük acaba onlar mı vermeyi unuttular diye, reçetede yazmadığını söyledi eczacı. Oradan çıktık hastaneye gittik tekrar. Doktorun yanındaki hasta çıkınca içeri girdim, nöbet değişimi olmuş herhalde bana bakan değil başka bir doktor vardı. Ona ilaçları ve şişliği gösterince, bir önceki doktorun da antibiyotiği reçeteye eklemediğini anlatınca yazdı sağ olsun. Tekrar eczaneye gittik, ilacı alıp eve dönmemiz on biri buldu. Hemen o gece içmeye başladım (çarşamba gecesi) ama inmeye başlaması bugünü buldu ve daha da tam olarak geçmedi Şiştikten sonra ağrı çok yapmadı ama çenemde ve yanağımda koca bir şiş, ağzımın içinde gerginlik olunca o günden beri keyfim yoktu. İlaçlarımı içip yattım genelde ve yazı da bugüne kaldı. Bir ara doğru düzgün bir dişçi bulup düzenli bir tedaviye başlamam gerekiyor, biliyorum. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

4 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN DÖRDÜ - 2024

 Temmuzu bitirdik en sonunda. Sıcaklıkların biraz insani boyuta inmesi açısından ağustostan çok umutluydum diye mi yoksa yüzde yüzlere yaklaşan nem azaldı diye mi bilmiyorum ama ağustos, temmuz kadar sıcak ve bunaltıcı gelmiyor bana. Çok mutluyum. Hatta dün sabah ciddi anlamda üşüdüm ve çok sevindim. 

  İnstagram'a ulaşımın zorla engellenmesine kızdım ve buna karşıyım. Halbuki son zamanlarda doğru düzgün girmiyordum bile ama olsun. Ben çok kullanmasam da orada olduğunu bilmek güzeldi ve kimse kimsenin bu tarz özgürlüklerini kısıtlamamalı. Nokta!

  Kitap okuyorum bunlar dışında. Evle ilgileniyorum. Günler geçip gidiyor. Kaç gündür kaytarmış, yazmamıştım. Bu küçük bir giriş olsun. 

   Görüşmek üzere...

27 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ YEDİSİ - 2024

     Bu sabah tam 6.50'de muhteşem bir yağmur yağdı ve ben çok mutlu oldum. Önümüzdeki hafta yine sıcaklar devam edecekmiş ama belki o kadar nem olmaz umudunu taşıyorum. Bugün güne serin ve bulutlu başlayınca full enerji doldum. Dünyayı yerinden oynat deseler oynatırdım, o kadar yani :O).

  Biraz iş yapayım dedim hazır evin içi serinken. Dün yıkadığım çamaşırları katladım. Atahan'ın bir tişörtü sökülmüş. Onu da dikeyim de ortalıktan kalksın diye düşündüm. Dikiş kutum hemen elimin altındaydı zaten. Diktim, kutuyu yerine kaldırırken ya kapağı açıldı ya elimden kaydı nasıl oldu bilmiyorum sabahın o sessizliğinde metal kutu ve içindeki bir sürü ıvır zıvır büyük bir şangırtı ve takırtı çıkararak düştü. İçindeki her şey yerlere saçıldı. Hektor uyuyordu başka bir odada, koştu geldi. Kocam seslendi iyi miyim, neyi yıktım devirdim, ne oluyor diye. O da uyuyordu, uykusundan uyanmış. İyi ki alt katımız boş şu an. Komşu olsaydı yedi ceddimi anardı haklı olarak. Sabah sessizliğini dağıtmakta üzerime yoktur :O). Oturdum yere ve hatta bir ara yattım yere, mobilyaların altlarına kaçan makaralar dahil her şeyi topladım. Neyse ki iğneler, düğmeler daha küçük bir kutudaydı ve o kutu da açılmamıştı da yerlere saçılmadı. Bir de onlarla uğraşmadım.

  Öğlene doğru da kargoya uğradım. Aslında ikiye kadar açıklar ama normalde on ikiye kadar kargo teslim alıyoruz, bu seferlik alıyorum sizin kargonuzu dedi - Bunu da hep söyleyip hep de alıyorlar, ben de kaça kadar aldıklarını unutuyorum şansımı denemeye gidiyorum bazen ama not aldım bu sefer, artık on ikiden sonra gitmek yok. Neyse, tam bankonun yanına büyük, boyum kadar bir kargo bırakmışlar, elimdeki paketi vermek için yaklaşınca bir gümbürtü koptu. Meğer hiç görünmeyen ama o pakete yasladıkları aynı uzunlukta ve aynı renkte bir kargo daha varmış. Onu devirmişim. Çıkan sesten ben de korktum. Mahcup da oldum. Diyeceğim odur ki, genelde kargo şirketlerini suçluyoruz ya paketleri atıyorlar, özen göstermiyorlar diye bazen onların suçu olmayabiliyor bazı şeyler. Çok da şey etmemek lazım :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...

25 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ BEŞİ - 2024

 İki günde bir yazma esasına göre benim normalde dün yazmam lazımdı ama atlamışım. Kimse de neden yazmadın demeyince gün kaçırdığımı ancak bugün fark edebildim. Çok klasik olacak ama yazıma yine yaz nefretlemesi yaparak devam edeceğim. Temmuz sona yaklaştı çok güzel ama bunun daha ağustosu var. Ağustosun on beşinden sonra yavaş yavaş bir tık serinlemeye başlardı eskiden havalar. Artık mevsimler kaydığı için öyle olmayacağını düşünüyorum. O da moralimi bozuyor. Şu yaşadığımız sıcaklar ve nem bir vampir gibi tüm enerjimi emiyor. Arkadaşlar bazen soruyor bu yaz bir yerlere gitmiyor musunuz diye. Gidebileceğimiz hemen her yer bizim güneyimizde ve buralar böyle sıcaksa, bu mevsimde oraları hayal bile edemiyorum. Eziyet çekeceksem de evimde eziyet çekmek istiyorum :O). 

  Kitabımı da çok alamadım elime son birkaç gündür. Fırtınaışığı Arşivi serisini bitirdim ve Diana Gabaldon - Yabancı serisine başladım. Aslında doğrudan serinin son çıkan kitaplarını okuyup bekleyen diğer kitaplarıma geçmek istiyordum. Son zamanlarda çok fazla seri okudum ama kitaba başlayınca önceki olayları unuttuğumu ve hiç zevk alamadığımı anlayınca sil baştan üçüncüye okumaya başladım. Dizi ve film de izliyorum ara ara. The Bear'ın da üçüncü sezonuna başladım. Ona da baştan başlayıp bir hatırlatma yapsam mı diye düşünmedim değil ama önce bir deneyeyim yeni sezonun ilk bölümü çok kopuk olursa izlerim dedim. Çok kopuk olmadı. O yüzden baştan almama da gerek kalmadı. İzleyen varsa fikirlerini iletebilirse sevinirim. Biraz değişik bir sezon olmuş gibi geldi bana. Hatta yönetmeni mi değişti diye bir kontrol ettim. Yönetmen değişmemiş ama sanki dizinin tarzı biraz değişmiş. 

   Bu arada bugün de Çarli'nin (abim) doğum günü. Aramızda tam beş gün var. Aslında aramızın bir yaş olmasına beş gün kala ben doğmuşum. Çarli 25.7.1979'da doğmuş ben 20.7.1980'de. Mutlu yıllar Çarli, doğum günün kutlu olsun.

 Yine görüşmek üzere...

22 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ İKİSİ - 2024

   Temmuzu da bitiriyoruz yavaş yavaş. Önümüzdeki bir iki gün sıcaklıklar mevsim normallerine inecek diyorlar, çok mutluyum, sabırsızlıkla bekliyorum önümüzdeki günleri :0). 

    Bugün hiç yazasım gelmedi gibi oldu. Daha doğrusu aslında bloguma mutlaka yazmalıyım unutmayım bunu dediğim bir şey vardı. Ne olduğunu unuttum! Yazma hevesim kaçtı bu yüzden. Saatlerdir neydi o diye düşünüyorum hiçbir şekilde aklıma gelmiyor. Bu saate kadar da belki hatırlarım diye bekledim. Maalesef. Birkaç gün sonra bir yerden çağrışım yapar büyük ihtimalle. O zaman yazarım artık, yapacak bir şey yok.

   Yine görüşmek üzere…

20 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİSİ - 2024

 Aslında iki günde bir yazma planıma göre yazıyı dün yazmam gerekiyordu ama dün yazmak istemedim. Bugün doğum günüm ve yazıda da tarih olarak yirmi temmuz yer alsın istedim. Evet efendim kırk beşinci yaşımdan gün almaya başladım an itibariyle. Güzel yaşlarım olsun :O). İyi ki doğmuşum ben :O). Bu sene annem, kocam ve oğlum doğum günü hediyelerini bana ta haziran ayında verdi ve üçü de hediye aldığını unutup ama biz hediye almadık diye panik oldu bugün. Çok güldüm onların o haline. Hediye önemli değil zaten, önemli olan sevdiklerimizle ve sağlıkla bir arada olmak. Normalde çok da kutlamıyorum son senelerde. Kendi aramızda bir pasta kesiyoruz yetiyor işte. Zaten güne bir rutin olarak bulaşık makinesini boşaltarak başladım. Sonra doldurup çalıştırdım. Sonra çamaşır yıkadım ve astım. Sonra önceden yıkadıklarımı katlayıp yerleştirdim. Desem ki bugün benim doğum günüm iş yapmayacağım e yarın yine ben yapacağım hem de birikmiş olacak ne gerek var tek günlük tatil ilan etmeye :O).  Pastamı oğlum yaptı ama ben sadece kestim ve yedim :O). Orijinal tiramisu yaptı benim için. Ben yaptığım zaman labne ve pastaban kullanıp kolayına kaçıyorum. O öyle yapmadı. Çok da güzel olmuştu. Ben yine de kendim yaptığımda kolay olsun diye yine labne ve pastaban kullanacağım. Migros'a sinirlendim eve teslimat siparişte kokuşmuş tavuk gönderdikleri için. Çöpe attım doğrudan. Müşteri hizmetlerine de şikayet ettim. Ben bunu çöpe atıyorum parasını iade istiyorum dedim. Atmayın atarsanız iade etmeyiz dediler. Etmeyin o zaman dedim, kokuşmuş tavuğu dolapta tutup her kapısını açtığımda mide bulantısı yaşamayacağım, bunu hayvanlara bile yedirmem dolabımda da tutmayacağım dedim. Gelip alacaklarmış da öyle hemen gelip almıyorlar. Bir hafta beklettiklerini biliyorum ben, tavuk zaten bozulmuş, bir hafta daha dolapta mı tutacağım gelip alsınlar diye beklerken iyice kokuşacak. Neyse en azından derdimi hem onlara ilettim, hem size anlattım rahatladım :0).

Sonra yine görüşmek üzere…

17 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON YEDİSİ - 2024

 Yazdan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Bildiğin dümdüz nefret ediyorum. Yüksek sıcaklıktan ayrı nefret ediyorum yakamızı bir türlü bırakmayan nemden ayrı nefret ediyorum. Gün içinde sürekli yapış yapış terle oturmak rutinimiz haline geldi. Sabah daha yedide başlıyor sıcak, gece de ferahlamıyor hava. Önümüzdeki bir hafta boyunca da böyle devam edecekmiş. Hiçbir şey yapasım gelmiyor. Yaptığımda enerjim tükeniyor. Ev esiyor bu arada ama yine de yetmiyor. Kışı geri istiyorummmmmm.

  Sabah çok sevdiğim seramik takı kutumu kırdım. Çok üzüldüm. İki üç parçaya ayrıldı. Yapıştırabildik. Eskisi gibi olmadı tabi ki onu çok aktif kullanmıyordum zaten. Boş, içinde bir şey yok. Bir süre daha durur bir süre sonra atarım büyük ihtimalle ya da bir daha düşürürsem tamir olmaz artık, kesinlikle vedalaşmam gerekir. Öğleden sonra da çok severek aldığım ve kullandığım kahve fincanının tabağını kırdım. O paramparça oldu. Fincanla tabak yere beraber düştüğünden her yer kahve de oldu. Fincan sağlam kaldı ama tabakla vedalaştık. Neyse, ona da üzüldüm. Günün sonuna kadar daha neleri katledeceğim acaba diye düşündüm ama neyse ki başka kurbanım olmadan günü kapatacağım gibi görünüyor. 

  Yapacak bir sürü şeyim, yapmak istediğim bir sürü şeyim ve yapmak zorunda da olduğum bir sürü şeyim var ama o kadar sıcak ki, gözüm sürekli yatmaya bakıyor :O). Sonra yine görüşmek üzere... 

15 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON BEŞİ - 2024

 Hava bu hafta boyunca hep çok sıcak olacakmış. Esiyor evin içi ve ben sokağa hiçbir şekilde çıkmak istemiyorum. Gerekmedikçe çıkmıyorum da. Oturma odasındaki koltuklardan birini hole çıkardım. Evin en serin ve sürekli esen noktasına koydum. Gidip gidip orada oturuyorum. Süper oluyor. O koltuktan hiç kalkasım yok. Her türlü ev işi de tüm enerjimi götürüyor. Hiç yapasım yok:o). Kitap okuyorum bol bol. Bazen amaçsızca yatıyorum sadece, o da iyi geliyor. Yazın rehaveti sardı beni. Bir süre böyle gidecek galiba…

Sonra yine görüşmek üzere. 

13 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON ÜÇÜ - 2024

 Bu sabah yine her zaman olduğu gibi 4.50 civarında uyandım. Biraz kitap okudum. Altıya doğru mutfağa gittim. Kocamla oğlum uyuyor olduğu için çok ses yapmamaya çalıştım. Masanın üzerinde bıçak kalmış, onu alayım tezgaha koyayım dedim. Aldığımda elimden kaydı yere düştü. Halıyı da yıkamaya vereceğim için kaldırmıştım, o sessizliğin içinde metal bıçağın taş zemine düşüşü olanca kuvvetiyle yankılandı. Bıçağı yerden aldım. bu arada bulaşık Makinesinin kapağını da açtım biraz içi havalansın diye. Bıçağı da tezgaha koyuyordum ki elim cam tuzluk - biberlik takımına çarptı. Şangur şungur diyerek olanca gürültüyle, her tarafa çarpa çarpa ikisi de önce bulaşık makinesinin kapağına, sonra da makinenin içindeki temiz tabaklara çarpıp yere düştü. Bu kadar ortalığı ayağa kaldırdıktan sonra başka bir şey yapmaya korktum. Hay bin kunduz diyerek mutfaktan kaçtım. Holde Hektor duruyordu. Çömeldim onu biraz seveyim diye. Onun hoşuna gitti sevilmek, benim de sevmek hoşuma gitti. Tüyleri yumuşacıktı, ben kafasını okşadıkça mırlayıp duruyordu. Ayaklarım yorulmasın diye yere Hektor'un yanına oturdum. Oturunca holün o noktasının çok tatlı estiğini keşfettim. Sabahın güzel serinliğinde üşütmüyordu, hafif bir ferahlık veriyordu. Kaç saattir koltukta oturmaktan belim de ağrımıştı. Uzanıverdim yere. Gerindim, ayaklarımı uzattım, kollarımı uzattım, esnettim tüm vücudumu. Geçen gün portmanto da kırılmıştı ya, tüm alan benimdi. Sırt üstü yattım. Serin serin iyi geldi, çok da hoşuma gitti. Hektor da hala yanımdaydı. Yan yattım, kolumu kafama yastık yaptım. Hektor da geldi koluma yattı. Yerde yattık on beş- yirmi dakika kadar. Sonradan fark ettim ki, kocam ya da Atahan uyanıp kapıyı açtıklarında beni yerde öyle boylu boyunca yatarken görselerdi, yüreklerine inecekti :O). Ya düştüm bayıldım ya da öldüm diye düşünmeleri yüksek ihtimaldi. Uyku sersemi de olduklarından - sabahın altı buçuğunda beni holde yatmış halde bulmayı da beklemediklerinden küçük çaplı bir şok geçirmeleri kuvvetle muhtemeldi. Bunu onlara yaşatmak istemediğimden kalktım yerden. Hektor da sıkılıp gitmişti zaten. Ben de çalışma odasına geçtim. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

11 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON BİRİ - 2024

    Bir söz vardır hani, köpeğin yoksa sahibinin hatırı vardır diye. Hayatımda öyle iki kişi var, sırf sahiplerinin hatırına tahammül ettiğim. İkisinin de benim için hiç önemi yok, buraya da açık açık yazardım ama diyorum ya köpeğin olmasa da sahibinin hatırı var. O yüzden böyle uzaktan kulaklarını çınlatmış olayım sadece :O).

   Dün çalışma masasında oturuyor bir yandan da nescafemi içiyordum, hava çok sıcak ve nemli olduğundan camı açmıştım. Yaz boyunca bu cam bana eziyet oluyor sürekli. Açmasam çok sıcak, açınca tül sürekli uçarak ya yüzüme yapışıyor ya da masanın üzerinde ne varsa deviriyor. Bir küçük masa üzeri vantilatör aldım. Camı üstten açıp vantilatörü çalıştırıyorum o güzel oluyor ama bir yerden sonra vantilatör çarpıyor beni. Burnum tıkanıyor ya da akmaya başlıyor. Neyse dün nem de çok yüksekti dayanamayıp camı açtım. Uçuşan tül, nescafemi devirdi. Masanın üzerinde ne varsa kahve oldu. Böyle bir şey olacağından korktuğumdan telefondan ve bilgisayardan uzağa koymuştum fincanı ama defterlerimi ıslattı. Masanın kenarından yere aktı. Önce defter, sonra masa, sonra da yer temizledim. Hem uğraştım hem nescafemi bitiremedim. Sinir oldum. Bugün yine cam açık, yine sürekli perdeyi çekiyorum kenara. Halbuki rüzgar fazla yok ve az önce yağmur yağdı, gök gürledi, hava sıcak olsa da kapalı. Yazın ortasında böyle bir hava nimet, pencereyi kapayıp taze havadan mahrum kalmak istemiyorum. Sabrımın son sınırına kadar dayanıp sonra yine camı kapatıp vantilatörü açacağım büyük ihtimalle. 

  Girişteki portmanto kırılmıştı ya, yeni bir tane istemediğime karar verdim. Antrenin bu boş hali çok hoşuma gitti. Ama yine de ayakkabılar ve paltolar için bir çözüm bulmam lazım. Sabahtan beri dekorasyon sayfalarına bakıyorum. Girişe altı sandıklı bir bank almaya karar verdim. Hem gerektiğinde oturup ayakkabılarımızı rahatlıkla giyebileceğiz, hem de sandığı sayesinde biraz eşya ortadan kalkacak. Üzerine de duvara bir askılık asarak yazın söz konusu olmasa da kışın ortaya çıkacak paltoya, mantoya yer bulma sorununu çözeceğiz. Çok güzel modeller var. Askılığı da kutulu falan seçersem birkaç ıvır zıvırı da onlar kaldırır ortadan. Gayet de güzel olur. Bu tarz dekorasyon örneklerine rastlarsanız mutfakcami@hotmail.com adresinden bana atabilirsiniz. Değişik fikirlere açığım.

 Sonra yine görüşmek üzere...

9 Temmuz 2024

TEMMUZUN DOKUZU - 2024

      Yarın Atahan'ın doğum günü. 24. yaşından gün almaya başlayacak. Blogu ilk yazmaya başladığımda 4 yaşındaydı sadece. Neredeyse yirmi sene olmuş. Blogun da doğum günü temmuz ayında. Şimdi fark ettim. İlk yazımı 28.7.2005'te yazmışım. On bir gün kadar sonra, 20 Temmuz'da ben de tam tamına, dolu dolu, günü gününe 44 yaşında olacağım. Kırk beşimden gün almaya başlayacağım. Ve bloga yazmaya başladığımda 25 yaşındaymışım. Ne kadar genç ve hatta küçükmüşüm. Bunları hiiiç hesaplamamıştım şuraya yazana kadar. Şimdi yılları fark ettim ve şoka girdim resmen :O). Keşke ablam Asortik'im Krep'im de olsaydı, yazmaya devam etseydi. O da benimle aynı sene, kasım ayında başlamıştı yazmaya. Hatta ben kendime blog açıp çok sevince yazmayı, ona sürpriz bir şekilde açmıştım. Sormadan ya da izin almadan. Blogunun adını da ben koymuştum. O da senelerce, taa vefatına kadar devam etti yazmaya. Böylece onu da anmış olduk💖. Anılara daldım biraz, oradan oraya atlayarak yazdım galiba. Eh bu yazı da böyle olsun.

Sonra yine görüşmek üzere...

7 Temmuz 2024

TEMMUZUN YEDİSİ - 2024

 Geçenlerde kocam rahatsızlanmıştı. Sabaha karşı istifra etmeye başlamış. Bir gün önce sezonun ilk deniz banyosunu yapmıştı ya üşüttü ya mikrop kaptı diye düşündük. Beni de uyandırmamış. Ben yine beş civarı uyandığımda bir tık iyiydi, ama istifra devam ediyordu. Midesine iyi gelir diye nane limon kaynatayım dedim. Çeşmeye elimi atmamla musluğun anahtarının elimde kalması bir oldu. Bir an öylece kalakaldım. Nane limonu ateşe koydum yine de ama su akmaya devam ediyordu. Kapatamazsak ne yaparız diye düşündüm. Kalan parçayı bir deneyim dedim. Çevirince kapandı. Rahatladım. Şimdi kırık kullanıyoruz. Sadece o parça değişir mi diye bir bakacağız. Değişmezse komple batarya yenilenecek. Ucu uzayan, her yere ulaşan, arkadaşımın ev hediyesi aldığı bir bataryaydı, değişirse üzülüceğim ama aynısından alacağım yine büyük ihtimalle çünkü çok severek kullanıyordum.

Annem bir haftalığına memlekete gitti. O yokken Üzüm’e biz bakıyoruz. Öğleden sonra biraz kitap okudum. Sonra Üzüm’e bir uğrayalım gelince de mutfağı toplarım, kafamdaki diğer işleri hallederim diye düşünmüştüm. Atahan’la çıktık, hem anneme gittik, hem çarşı işlerimizi hallettik. Pazar günü olduğundan acayip bir kalabalık vardı, felaket sıcaktı. Eve geldik. Kapıdan girdim. Ayakkabımı ayakkabılığa / portmantoya kaldırayım dedim. Dolabın kapağını açmamla devrilmesi bir oldu. Neredeyse üzerime düşecekti. Ben tam önündeydim o çapraz devrildi. Tam yıkılmadan da tutabildim ama bıraktığım anda yere devrilecekti. Biraz yüksek bir sesle bağırmışım tabi ayakkabılık birden üzerime doğru gelince. Atahan mutfaktan koştu. Kocam salondan geldi. Ben Atahan’a bıraktım, çok ağır olduğu için hareket de ettiremiyoruz. İçi de ağzına kadar dolu tabi ki. Ayağı komple kırılmış, alt kısmını da kırarak yamulmuş.  Hemen boşalttım. Bütün ayakkabılar ortalığa döküldü. Kışlık montlar da asılıydı onları da yatak odasına attım. Boşalınca yere yatırdık. Tamir olacak durumda değildi. Olsa da ben ona güvenemezdim artık.  Çöpe taşıyalım dedik ama yekpara olarak taşıyamayacağımız kadar büyük ve ağırdı hala. Atahan komple söktü. Parçaları tek tek attık. Sonra ben süprüntüleri toplarken Atahan yemek yaptı. Yedik ama pilim bitmişti çoktan. Yorgunluktan ölüyordum. Annemden sonra yaparım dediğim hiçbir şeyi yapamadım. Her şey bittikten sonra ancak oturup dinlenebildim. Ayakkabılıktan da olduk. Yenisi alınacak tabi ki de ama alınana kadar ayakkabılar ortalıkta kalacak. Bugünlerde eşyaları daha mı çürük yapıyorlar diye düşünüyorum. Batarya üç senelik portmanto dört senelikti daha ve ikisini de çok severek kullanıyordum. Kırıldıklarına mı üzüleyim, masrafa mı, çıkardıkları işe mi bilemedim:). Neyse sağlık olsun…

Yine görüşmek üzere…

5 Temmuz 2024

TEMMUZUN BEŞİ - 2024

 Bugün sevdiğim ve bir süredir görüşemediğim bir arkadaşıma kahveye gittim. İyi geldi bir arada olmak. Öğle vakti gittim akşama kadar oturdum. Onun saat beş civarında dışarıda halletmesi gereken bir işi vardı. Bunu bildiğim için erken gitmiştim zaten. Evden çıkması gereken son saate kadar sohbet ettik. İşi olmasaydı daha da çok otururduk büyük ihtimalle. Arkadaş sayım az ama hepsi öz. Gereksiz kalabalık yapan kim varsa çıkardım hayatımdan, yokluklarını da hiç hissetmedim. Bu arkadaşım aynı zamanda Hektor'u (torununu) bana veren kişi. Fotoğraftaki yakışıklı bey de Leo, arkadaşımın oğlu, benim Hektor’umun da öz be öz babası :0).


Sonra yine görüşmek üzere.

3 Temmuz 2024

TEMMUZUN ÜÇÜ - 2024


   Fincanlarım çok güzel, değil mi? Annem geçen hafta o büyük gemilerden biriyle Yunan adaları gezisine gitmişti, oradan almış bana. Çünkü bire bir siparişini vermiştim ya kitap ayracı al ya da Türk kahvesi fincanı boyutlarında fincan, başka bir şey istemiyorum diye :O). Kitap ayracı bulamamış fincan almış. Tam istediğim gibi oldukları için ve çok sevdiğim için ben de sizinle paylaştım. Görmemişin fincanı diyen ya da diyecek olan varsa kabul ediyorum. Dört dolap dolusu boy boy fincanım var çünkü en çok sevdiğim şeydir ama Giritli olanını görmemiştim. Bu kadar :O). Yalnız cidden geçen gün düşündüm, bir tane spor ayakkabım, bir tane kışlık botum, hep sırt çantası arada da postacı çanta kullandığım için iki sırt çantam bir postacı çantam var. Kendime kıyafet en son ne zaman aldım hatırlamıyorum. Beş sene olmuştur. Evdekiler yetiyor bana. Annem doğum günlerimde ya da seveceğim bir şey bulduğunda hediye olarak kıyafet alıyor bana (ve eskiden ablam da alıyordu). Net ve kesin bir parçaya ihtiyacım varsa evdeki o parça işlevini yitirdiyse ve gerçekten onsuz yapamayacağım bir şeyse ben gidip alıyorum. Bu kadar kısıtlı almama rağmen yine de dolap kıyafet dolu bu arada nasıl bu kadar birikiyor bilmiyorum ama sürekli ayırıyorum aslında. Neyse, normalde kadınların en çok ilgisini çeken yüzlerce de olsa yetmeyen şey çanta - ayakkabı - kıyafettir. Bendeyse kitap - defter- kalem - fincan. Kalem almıyorum artık gerçekten kullanamayacağım kadar çok var. Defter alımını da ciddi anlamda kısıtladım. Arada çok çok değişik, güzel, yeni bir şey bulursam alıyorum. Fincan alıyorum - dayanamıyorum ve henüz ona bir kısıtlama getirmedim ama dolabımda yer olmadığından yeni fincan alınca ya eskilerden bir taneyi sarıp sarmalayıp en üst raflara senede bir kullandığım şeyleri koyduğum dolaplara koyuyorum ya da artık sıkıldığım - istemediğim bir kupaysa veriyorum. Bir de kupa/fincan kırma oranım da yüksek. O yüzden kupa almaya çok kısıtlama getirmedim. Bir de kitap kısıtlamam yok :O). Aldıkça alıyorum. Evdeki kitaplık sayısını arttıracağım, kütüphaneme dahil olmasa da olur dediklerimi de veriyorum. Yine de yer sıkıntım var ama olsun almaya devam edeceğim :0).

   Hayatta en nefret ettiğim gün aldığımız eliptikle evde ilk spor yaptığım gündü. Tam 3.5 dakika sürmüştü ama bana yıllarca sürmüş gibi gelmişti. Hayatta ikinci sevmediğim gün de bugün oldu, salon camını sildim ve perdesini yıkadım. Eminim ki aramızda cam silmeyi sevenler vardır. Oh mis gibi temiz camlardan dışarıyı izlemek gibisi var mı diyenler de vardır. Ben de tertemiz camdan dışarıyı izlemeyi seviyorum, kirli olduklarında silmem gerektiği hep aklıma geliyor, kirli camı sevmiyorum o yüzden. Cam silmekten de nefret ediyorum. Çok gözümde büyüyor, öncesinde günlerce - haftalarca - aylarca kendimi silmek için motive etmem gerekiyor. Sildikten sonra da yaşadığım cam silmiş olma travmasını atlatmam için günlerce - haftalarca - aylarca o camdan dışarı bakmamam gerekiyor. Benim için hiç kolay şeyler değil bunlar :O).

   Bir üst paragrafın girişinde bahsettiğim sporu 7 dakikaya çıkardım. İstesem on dakika da yaparım ama istemiyorum. Şu an için yedi dakika yetiyor fazlasıyla. Bir yandan sağlıklı beslenmeye de devam ediyoruz. Atahan 5 kg verdi. Ben bir kilo verdim sadece ama kendimi çok daha sağlıklı, hareketli ve enerjik hissediyorum. Çok sıkı bir diyet uygulamıyoruz. Şekeri mümkün olduğunca azalttım, abur cubur neredeyse çıktı hayatımdan ama arada kaçamaklar yapıyorum. Geçen gün zor bir işi başardım ve kendime ödül olarak çikolata almaya karar verdim. Uzun zamandır yemiyordum. Genelde eve sipariş vererek yapıyorum market alışverişini. Evin başka eksikleri de vardı. O yüzden sepete çikolatayla beraber onları da ekledim. Siparişi gönderdim. Geldiğinde bir de baktım ki çikolata stokta kalmadığı için göndermemişler! Nasıl olabilir yani, bir markette çikolata stoğu nasıl biter, üstelik tam da benim kendime ödül vereceğim günde! Stok tavukta - peynirde falan biter. Son kullanım tarihi olan ürünler, çok alamıyorsundur, günü geçince imha ediyorsundur anlarım bunları da, çikolata ya, çikolatasız market mi olur!!! Aklım almıyor böyle bir şeyi. 

  Yine görüşmek üzere...

1 Temmuz 2024

TEMMUZUN BİRİ - 2024

 Yeni bir ayın ilk gününü evde geçirdim. Hava çok sıcaktı, dışarıda da işim yoktu çıkmak aklımdan bile geçmedi. Evin içi de güzel esiyor. Bir ara esinti durunca çok sıcak oldu, küçük bir masaüstü vantilatörüm var onu açtım o da çarptı. Vantilatörü kapattım, camı komple açtım, camın tam önünde masam var, sürekli uçuşan perde yüzünden masa başında bir şey yapmam mümkün olmadı. Oda kapısını kapattım esinti durdu. En sonunda camı üstten açtım, vantilatörü biraz uzağa koydum o şekilde idare ettim. Kitap az okuyabildim bugün. Ara ara dişim ağrıyor o yüzden çok keyfim de yoktu aslında. Ağrı kesici içince mutlu oluyorum. Bazen hiç ağrısı olmuyor saatlerce, günlerce geçti diye düşünüp seviniyorum. Bazen hassaslaşıyor, o zaman yemek yemek eziyet haline geliyor ve genel olarak da canım bir şey yapmak istemiyor. En yakın zamanda bir dişçiye gitmem lazım da ilk adımı atamıyorum bir türlü.

 Sonra yine görüşmek üzere.

30 Haziran 2024

HAZİRANIN OTUZU - 2024

 Farkında mısınız, sadece bir gün fire vererek koca bir ayı birlikte bitirdik. Yarından itibaren en sevdiğim ay başlıyor. Doğduğum ay, oğlumun doğduğu ay, abimin doğduğu ay ve annemlerin evlilik yıldönümlerinin olduğu ay. Her günü ayrı güzel bence:). Hem temmuzla beraber yazın da yarısını bitirmiş oluyoruz. Ağustosta beraber önümüz kış moduna girebiliyorum. Bir yaz çocuğu olmama rağmen son senelerdeki aşırı nemli sıcaklar beni yazdan soğuttu. Sonbahar ve kış en sevdiğim mevsim artık:). Her gün yazmak ara ara zor geldi. Bazen çok hoşuma gitti. Bunu bir kural gibi belirleyince her gün yazabildiğimi gördüm. Sonuçta iyi ki bunu denedim diyorum. Temmuz için ise gün aşırı yazmaya karar verdim. Arada istersem yazmam gerekmeyen günde de yazma hakkımı saklı tutarak iki günde bir sizinle olacağım. 

 Yine görüşmek üzere.

29 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ DOKUZU - 2024

   Dün akşam yemekten sonra bir ağırlık çöktü. Azıcık uzanayım şöyle boş boş telefonda gezineyim dedim. Uyuyakalmışım :O(. Gözümü bir açtım ki on ikiyi on geçiyor. Aklıma ilk blog yazımı yazmadığım geldi ama yeni güne girmiş olduğumuz için yazsam da bugünün tarihiyle yayınlanacaktı böylece istemeden dünkü günlük yazımı kaçırmış oldum. Seriyi bozdum ve çok üzüldüm. Tam da ayı kesintisiz tamamlamak üzereydim. Özür diliyorum sizlerden.

   Dün sabah yine erkenden kalktım. Beş civarı kalkıyorum, atıştırıyorum çünkü ben her sabah aç uyanıyorum. Azıcık da olsa bir şey yemem de gerekiyor, sigara altı yapmış oluyorum. Sonrasında genelde kitap okuyorum sekize kadar. Sekiz civarı duşumu alıyorum. Güne taze bir başlangıç oluyor. O sırada Atahan da uyanıyor. Bazen çay suyunu koyup duşa öyle giriyorum. Ben çıkana kadar kaynıyor. Giyindikten sonra çayı demleyip o demlenene kadar da kahvaltıyı hazırlıyorum. Dün de öyle yaptım. Banyodan çıktığımda su kaynamıştı, Atahan da biraz erken uyanmıştı, giyinene kadar çay da demlenmiş olsun diye düşünerek bornozla mutfağa geçtim. Bizim mutfak yolla bir seviyede. Sabahın erken saatlerinde çok işlek olmuyor bir iki işe erken giden varsa onlar geçiyor sadece. Tül örtülü, ışık falan da açık değil içerinin görünmemesi gerekiyor diye düşündüm. Sokak da bomboştu. Emin de olamadım ama baktım su kaynamış elime aldım çaydanlığı madem buraya kadar geldim demleyim dedim. Tam o anda sokakta bir araba durdu. Ben elimde çaydanlık gayriihtiyari yere çömeldim beni görmesinler diye. Tül çekili, üzerimde bornoz var sonuçta, görünecek bir şey de yok, dışarıdan içerinin de görünmemesi lazım da nedense o an herkes ben bornozla mutfağa gireyim de onlar da beni bornozlu görsün diye sokağa üşüşmüş gibi geldi. Elimde çaydanlık dondum kaldım bir an, sonra eğilmiş halde, saklana sakına mutfaktan çıktım. Araba o arada belki de çoktan gitti ama işkillendim ve huzursuz da oldum ya, geri de dönemedim. Giyineyim dedim. Çaydanlık elimde kaldı. Koyacak bir yer bulamadım. Altı sıcak, mobilyaları yakar mı acaba diye düşündüm. Evin içinde elimde çaydanlıkla dolandım biraz, holdeki kitaplığı değerlendirdim olmaz dedim, yatak odasında şifonyer üzeri diye düşündüm olmaz dedim. O arada madem ben bunu demlemek için aldım elimde de gezdirip duruyorum bari amacıma ulaşayım diye çayı da demledim. En sonunda banyoda tezgah üzerine koydum :O). Gittim giyindim üç dakikada. Atahan elini yüzünü yıkamaya gidiyordu banyoya, ben de elimde çaydanlıkla banyodan çıkıyordum. Sabahın sekizinde neden elinde çaydanlık (ve demlenmiş çayla) banyodan çıkıyorsun diye sorarsa ne cevap veririm dedim. O sormadı ben de hiç öyle bir şey yokmuş gibi yaptım ve konu kapandı. Ama size anlatmasam olmazdı :O). İlk sokağa çıktığımda yolda durup tül örtülüyken mutfağın içinin görünüp görünmediğine bakacağım! Büyük ihtimalle bütün bu aksiyon boşanaydı diye düşünüyorum :O).

  Yine görüşmek üzere...

27 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ YEDİSİ - 2024

 Bugün gayet iyiyim çok şükür :O). Sadece dün bütün gün hiçbir şey yapmadan yatınca bugün çok iş moduna giremedim. Çamaşır yıkadım bulaşıkları makineye attım ama dün için planlayıp kendimi iyi hissetmeyince bugüne bıraktığım işleri yapmadım. Onun yerine dizi izledim (Prens), kitap okudum (Fırtınaışığı Arşivi - üçüncü kitabı bitirdim dördüncü kitabın birinci cildine başladım) ve boş boş gezindim internette. Bence güzel bir gündü :O). Ve dün bütün gün uyuyunca gece bir buçukta ancak uykum geldi. Sabah da beşte uyandım yine çünkü Hektor bu sabah yüzümle (çenemle ve boynumla) oynamak yerine bacaklarımı ısırdı. Can acıtacak seviyede değil oynamak amaçlı ama beni uyandırmaya yetti. Hatta uyku sersemi onu biraz tepiklemiş olabilirim. Zaten ne yaparsam yapayım hiç vaz geçmiyor ben yataktan kalkana kadar devam ediyor. Beni sabahın köründe kaldırıp kendi başına takıldıktan sonra da tüm öğleden sonrayı uyuyarak geçiriyor. İki favori uyku yeri var: Serin bir yer istiyorsa salondaki açık camın önünde duran masanın altı. Sessiz sakin bir yer istiyorsa yatak odası yatağın üzeri. Akıllı çocuk bu Hektor :O). 

   Yine görüşmek üzere...

26 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ ALTISI - 2024

   Bugün kendimi sabahtan akşama kötü hissettiğim bir gündü. Bütün gün yattım. Tansiyonum hafiften yüksekti. Yüksek de değil aslında 11'e 7'diydi ama genelde benim 7'ye 5 civarında olduğundan normal değerler yüksek geliyor bana. Başım ağrıdı, midem bulandı. Ben de yattım, biraz kitap okudum, uyudum, uyandım, bir şeyler yedim yine yattım, biraz film izledim, yine uyudum derken akşamın sekizine kadar günüm uyur uyanık geçti. Neyse ki sekizde uyandığımda  iyiydim artık. Dışarıda acil işim yoktu, evle ilgili planladıklarım vardı. Onları da yapmadım, yapamadım. Yarına erteledim. Bugün de böyle geçmiş olsun, iyi olalım da her iş eninde sonunda yapılır.

     Yine görüşmek üzere...

25 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ BEŞİ - 2024

  Bir ay kadar önce günübirlik Edirne'ye gitmiştim annemlerin bir gezisiyle. Öğleden sonra iki saat kadar boş zamanımız vardı. Edirne'de yaşayan, kız kardeşim gibi sevdiğim tee üniversiteden beri - yani 22 senedir çok samimi görüştüğüm bir arkadaşım var. O arada ben de onunla görüşeyim dedim.. Biz tam çarşının içinde öğlen yemeğini yedik, yemekten sonra da serbesttik. O da biz yemekteyken geldi, beklemek için çay bahçesine oturdu. Oturduğu yerin adını söyledi. Konum attı. Ben çantamı taktım sırtıma, konumu açtım, sanki şehrin içinde değil de kırda bayırdaymışım gibi yolu da tarif et dedim. Sağa döndüm, kaptırdım kendimi, caddeden aşağıya doğru yürümeye başladım. Eskiler bilir, Özgür Kız vardı bir reklamda Nil Karaibrahimgil diyardan diyara geziyordu, reklam serisi haline gelmişti. Görseniz işte ben o Özgür Kız'dım sanki. Öyle bir havayla yürüyorum, arada konuma bakıyorum falan. Yol tarifini bir türlü çözemeyince bir dükkana sordum, arkadaşımın oturduğu kafe nerede dedim. Yukarıda kaldı dediler. Özgür Kız havam söndü, gerisin geri yürüdüm. Meydana vardığım anda da kafeyi tam karşımda buldum. Yemek yediğimiz yerden kalktığımda beş adım atıp kafamı sola çevirsem zaten varacakmışım kafeye :O). Kendi kendime güldüm, iyi ki inat etmedim kafenin yerini sordum aferin kendime dedim. Her masaya bakarak boydan boya kafeyi geçtim, park gibi bir yerdi, üst ucundan çıktım, arkadaşımı bulamadım. Aradım hemen, buluşacağımız yerde oturuyorum dedi. E ben de oradayım dedim. Geri indim, kapıdan tekrar girdim ki tam kapının karşısındaki masada oturuyor. Ben geçip gitmişim o beni görmemiş, ben de onu görmemişim. O beni görmemiş çünkü mesajlarına bakıyormuş. Ben onu görmedim çünkü her zaman kahverengi saçlı olan arkadaşımın kumral olduğunu unutup sarışın birini aradım :O). Bir adımlık yerde, 22 senedir birbirini tanıyan iki kişi nasıl buluşamaz diye bir komedi çekilse ve ben izlesem, abartmışlar bunlar da artık, saçmalık derim kapatır giderim ama o gün bir şekilde bu komedinin baş kahramanı olmayı başardım. 
  Yine görüşmek üzere...

24 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ DÖRDÜ - 2024

    Bugün evdeydim hiç çıkmadım. Enerji seviyem çok düşüktü. Sürekli yatasım vardı. Ben de günün büyük kısmını kitap okuyarak geçirdim. Biraz yatak odasındaki son işleri toparladım. Biraz da çalışma odasını topladım. Çamaşır - bulaşık standart zaten. Gün geçiverdi. Yazımı yazdıktan sonra biraz daha kitap okumayı düşünüyorum. Fırtınaışığı Arşivi üçüncü kitabın ikinci cildinin ortalarındayım. Sonlara doğru yaklaşmaya başladıkça macera çok heyecanlı bir hal alıyor ben de elimden bırakamıyorum. Başka hiçbir şey ilgimi çekmiyor zaten, kitabı bitirene kadar rahat edemiyorum. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

23 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ ÜÇÜ - 2024

 Bu akşam arkadaşlarımla buluşacağım. Dün yatak odasındaki gardırobu elden geçirmeye başladım ama bitmedi. Buluşma saatine kadar o işe de devam edeceğim. Üzerinize afiyet, gardıroba elime geçen her şeyi tıkmışım. İki değil beş kişilik eşya çıktı içinden. Uzun zamandır komple el atmamıştım. Neler neler varmış, çoğunu unutmuşum bile. Böyle tekrar bulunca bir yandan güzel oluyor ama bir yandan da fazla kıyafetler topluca ortaya çıkınca insanın gözüne batıyor. Büyük bir ayıklama yapacağım, o yüzden iş yavaş ilerliyor. Bitince güzel olacak, beni de biraz bu motive ediyor başlaması güzeldi ama bitirmesi gözümde büyüdü :O). Yazımı çok geç olmadan yazayım diye mola verdim. İşe dönmem gerekiyor. 

Yine görüşmek üzere...

22 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ İKİSİ - 2024

   Yatarken Hektor'u da alıyorum yanıma. Bazen kapıyı açık bırakıyorum bazen kapatıyorum. Bazen benim yattığım saatte uyumak istemiyor kaçıp gidiyor odadan, bazen sabaha kadar kalıyor yanımda, bazen de sonradan gelip yatıyor. Her sabah 4.30 ile 5.00 arasında beni de o uyandırıyor. Yüzümle oynuyor. Asla canımı acıtmıyor ama kışın yorganı da çeksem başıma, yazın elimle de örtsem yüzümü bir aralık bulup çeneme pati atıyor. Arkamı dönüyorum. Onu yanımdan alıp yatağın başka yerine bırakıyorum. Kapı kapalıysa belki dışarı çıkmak istiyordur diye kalkıp kapıyı açıp tekrar yatıyorum ama çıkmak istemiyor. Ben yataktan tamamen kalkana kadar benimle oynamaya devam ediyor. Kalktıktan sonra da evin içinde dolanıyor. Yani kalkıp beraber oturalım, oynayalım gibi bir isteği de yok. Sadece o kalktıysa benim de kalkmam gerekiyor. Ben zaten erken kalkıyordum uyanmak bana zor gelmiyor de beş de çok erken gerçekten. Kalkıp kitap okuyorum çoğunlukla, sabah sakinliğinde iyi gidiyor :0). 

  Sonra yine görüşmek üzere.

21 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİ BİRİ - 2024

 Bugün erkenden yazmaya kararlıydım ya, çok geçe, uykumun geldiği saate bırakmayacaktım yazıyı. Sabahtan beri kaçtır oturuyorum blogun başına ve yazacak hiçbir şey bulamıyorum, iyi mi! 

20 Haziran 2024

HAZİRANIN YİRMİSİ - 2024

 Bugün sabah yine erkenden uyandım. Evdeydim, bir yere gitmedim. Gün içinde dünya kadar iş yaptım ama bir dünya iş de yarına kaldı. Hava sıcak ama rüzgar sayesinde püfür püfür evin içi. Rüzgarı seviyorum. Kitap çok okuyamadım. Gece uyumadan önce yatakta da okumak istiyorum ama gece lambamı taktığım uzatma kablosu bozulmuş. Yenisini sipariş ettim, bekliyorum. Geldiği zaman daha çok okuyabileceğimi düşünüyorum. Saat 23.00'e yaklaşıyor. Yazacak çok şeyim olsa da pilim bitti artık. Yarın yazımı bu kadar geç saate bırakmamayı düşünüyorum. Sabahtan yazmaya çalışacağım.

  Yine görüşmek üzere...

19 Haziran 2024

HAZİRANIN ON DOKUZU - 2024



   Geçenlerde telefon arşivimi düzenlerken annemin kızı Üzüm'ün ilk geldiği günlerden bir fotoğrafına rastladım. 2022'nin aralık ayıydı. Ablamı yeni kaybetmiştik. Annem o zaman kentsel dönüşüm sebebiyle taşındığı giriş kattaki evde oturuyordu. Üzüm'ü bahçede bulmuş, sevmiş doyurmuş geri salmıştık. O da camdan içeri geri atlayıp kucağımızda uyuyarak sevdirmişti kendini. Sonra da kızımız olarak bizimle kaldı zaten. Son halini görüyorsunuz. Çok güzel bir genç hanımefendi oldu. Evde sürekli biz nereye gidersek kedi oyun oltasını alıp peşimizden geliyor. Oynatmazsak hafif bir ısırık atıyor uyarı mahiyetinde. Çok sessiz, kucak kesinlikle sevmeyen, okşanmak istemeyen bir özgür ruhlu kız. Veterinere gittiğinde süt dökmüş kedi oluyor ama evde bir kaplan kesiliyor.

  Bugün üye olduğum gruplardan birinde reenkarnasyon bahsi geçti. Kaybettiğimiz sevdiklerimiz bir hayvan suretinde geliyor mudur bizi ziyarete diye konuşuldu. Ben reenkarnasyona inanmıyorum ama Üzüm, ablamı kaybettikten dört gün kadar sonra girdi hayatımıza. Bir can kaybettik, yeni bir can kazandık diye düşünüyorum. Üzüm bizi avuttu. Geldiğinde kirli ve bakımsızdı. Küçücük bir yavruydu. Atladı, zıpladı büyüdü derken anneme can yoldaşı oldu. İyi ki girmiş hayatımıza...

  Sonra yine görüşmek üzere...

18 Haziran 2024

HAZİRANIN ON SEKİZİ - 2024

 Sabahtan öğlene kadar evdeydim. Çalışma odasını biraz daha toparladım ve biraz da yatak odasını. Öğleden sonra annemle AVM’ye gittik. Gitmemiz ihtiyacımız olan birkaç şeyi almamız ve geri gelmemiz sadece bir saat sürdü:). Gezmeye değil zorunlu alışverişe gidilince böyle oluyor. Ben yarım saat içinde evden çıkıp ayakkabı alıp eve döndüğümü biliyorum mesela. Bugün bir saatin sonunda basmaya başlamıştı beni AVM. Vakitlice dönünce sahilde bir çay içelim dedik ama bayram ve tatil sebebiyle  aşırı kalabalıktı. Biraz deniz kenarında gezinip çay içmeye eve gitmeye karar verdik. 

Yemek sonrası bulaşıkları hallettim. Kitabımın son yüz sayfası kaldı ama bir türlü bitiremedim. Bugünkü yazımı yazmadığımı yattıktan sonra gecenin on birinde fark ettim. Şu an ben yazıyorum Hektor da beni izliyor. O da tam uyumaya hazırlanıyordu ben telefonu elime alınca uykusu açıldıı. 

Sonra yine görüşmek üzere…

17 Haziran 2024

HAZİRANIN ON YEDİSİ - 2024

    Bir dağıldım mı kendimi toplamam zor oluyor. Mental anlamda değil, fiziki anlamda. Biraz dağınık sevenlerdenim galiba. Evde çoğunlukla günlerim önce iyice bir dağıtıp sonra toplamakla geçiyor. Yatak odamı tam çok azıcık toplamıştım yazlık - kışlık olaylarına girdik ipin ucu yine kaçtı. Çalışma odam da çok dağılmıştı. Öncelikle bugün çalışma odasını biraz topladım. Sırada yatak odası var. Olacak bu iş kararlıyım! Bu arada her şeyin yerini sürekli değiştirdiğim için hiçbir şeyi bulamıyordum ya, fotoğraflayıp telefonumda liste yapmaya başladım. Bence işe yarayacak. Aktif olarak bir şeyi kaldırdığım anda hemen listeme ekliyorum. Neredeydi bu dediğim anda listeme bakmak yeterli olacak. Süper!

  Bunun dışında durmaksızın kitap da okuyorum. Şimdi bile aklım okuduğum Fırtınaışığı Arşivi serisinde. Üçüncü kitabın birinci kısmının son yüz sayfası kaldı. Onu bitirip üçüncü kitabın ikinci kısmına başlamak istiyorum ama bakalım. Uyuyup kalmazsam olabilir. 

  Spor olaylarında 3.5 dakikadan 6 dakikaya çıkmış bulunmaktayım. Bazen hoşuma bile gidiyor ama genellikle nefret ederek yapıyorum :O). O altı dakika günümden - dinlenme payını da ekleyince - bir saatimi götürüyor. Onun için de biraz sevmiyorum. Daha uzun yapıyor olsam en azından sesli kitap, podcast dinleyeceğim ama altı dakika için açtığıma değmez. Altı dakika da bugün oldu daha. Düne kadar 5 dakikaydı. Bitirdiğim anda iniyorum zaten. Altı dediysem altıda bırakırım, bir saniye bile fazlasını yapmam, yapamam. 

  Arife günü anneme gittim. Yeğenimle eşini görmeye. Bayramın birinci günü hep beraber çoluk çocuk gittik annemin elini öpmeye. Bugün annem bize akşam yemeğine geldi. Yemekler yine Atahan'dandı ve çok lezizdi. Yarın da annemle AVM gezeceğiz. Yaklaşık bir senedir alışveriş merkezlerine gitmiyorum galiba. Spor ayakkabı bakmak için gitmem gerekmese yine gitmem de aradığım şeyi en kolay bulabileceğim yer orası. O yüzden el mahkum.

  Sonra yine görüşmek üzere...

16 Haziran 2024

HAZİRANIN ON ALTISI - 2024

 Bayramınız kutlu ve mutlu olsunnnnn❤️❤️❤️

15 Haziran 2024

HAZİRANIN ON BEŞİ - 2024




Size bugün iki bayram şekeriyle geldim. Benim ufaklık Hektor ve annemin prenses Üzüm. Yeğenim Çağıl ve eşi Beril bayramda burada olmayacakları için bugün anneme uğradılar. Ben de onları görmeye gittim . Beraber kahvaltı ettik ve annemden direkt yola çıktılar. Sonra annemle biraz çarşı işlerini hallettik. Hava sıcak diye mi, yine erken kalktım diye mi bilmiyorum akşam üzeri güya kitap okurken koltukta uyuyakalmışım ve tam üç saat uyumuşum. Sersem sepelek kalktım. Sonrasında bir saat daha kendime gelemedim. Ama uyumamın tek ve en güzel yönü babamı rüyamda görmem oldu. Onu çok uzun zamandır görmemiştim. Mutlu kalktım :O). Uyku muyku kalmadı tabi oturuyorum şimdi ama uzun zamandır geç saate kadar oturmamıştım, bu da hoşuma gitti. Gitmese de yapacak bir şey yok en kötü uykum gelene kadar kitap okurum. 



   Son fotoğrafım da kocamın bana doğum günü hediyesi olarak aldığı masa lambası. Çok tatlı olduğu için sizlerle de paylaşmak istedim. Bu arada doğum günüme daha 35 gün var ama dün Atahan ve kız arkadaşı da fincan takımı alarak erkenden kutladılar. Annem de doğum günü hediyesi olarak bana spor ayakkabı alacaktı, bugün çarşıya çıktığımızda illa bak diye ısrar etti. İstediğim gibi bulamadım ama büyük ihtimalle tüm hediyelerimi bir ay önceden almış - vermiş olacaklar. Her bir hediyemi ayrı beğendim. Aramızda kalsın düşünmeleri yeter aslında ama düşünmekle kalmayıp hediye de aldıkları için çok daha fazla mutluyum :O). 
  Sonra yine görüşmek üzere...

14 Haziran 2024

HAZİRANIN ON DÖRDÜ - 2024

 Bugün hava öğleden sonra kapattı ve esmeye başladı. Öyle bir rüzgar çıktı ki kapılar çarptı, sonuna kadar dirensem de en sonunda camları kapatmak zorunda kaldım. Anneme gidip gelirken yolda rüzgar beni bile savuracaktı neredeyse. Yoğun yağış bekleniyormuş bu gece, yarın da biraz serinlik var galiba sonrasında yine sıcak hep sıcak. E yaz mevsimindeyiz normal tabi sıcak olması da İstanbul'da sıcakla beraber aşırı bir nem de oluyor ve nefes bile alamıyoruz. Çekilmez oluyor.

  Uzun zamandır, telefonuma Vesile Hanım diye birinin reçeteleri ve ilaç bilgileri geliyor. Numarada bir yanlışlık yapılmış galiba. Ankara'da oturduğunu biliyorum. Belki de adı Vesile diye hep yaşlı biri olduğunu düşünmüştüm ama üç aylık hamileymiş. Demek ki zannettiğim kadar yaşlı değil. Düşündüğüm zaman ilginç geliyor bana. Yolda görsem tanımam. Kimdir, nedir bilmiyorum ama sağlığıyla ilgili her türlü bilgi bende. Mesajın sonunda bir numara vardı, bilgiler size ait değilse arayın bildirin gibilerinden. SGK'ya ait bir numara, aradım ama çok yardımcı olmadılar. Vesile bir şekilde durumu fark edip düzelttirene kadar sağlığı - hastalığı benden sorulacak. 

 Gün çabucak geçiverdi ve bugün pek kitap okuyamadım. Genel olarak işlerimi bitirdim şimdi uykum gelene kadar kitap okuyacağım. 

Sonra yine görüşmek üzere...

13 Haziran 2024

HAZİRANIN ON ÜÇÜ - 2024

Son günlerde bizim sokakta her gün bir olay olmaya başladı. Evin tam karşısında çocuk parkı var bir tane. Geçen gece sahipleri tarafından gezdirilen iki köpek birbirine girdi. Sahipleri ayıramadı onları. Köpeklerden bir tanesi inleyip duruyordu ona çok üzüldüm. Köpeklerden biri kavgayı ayırmaya çalışan diğer köpeğin sahibini ısırmış. Tabi sahipler de birbirine girmiş o arada. Bağırtılar - havlamalar - kavga derken bayağı bir gümbürtü koptu. Bütün bu sinir bozucu şeyler içinde bir tek şey güzeldi: İnsanlar evlerinden çıkıp parka indi, bize ne deyip oturmadılar. Atahan da yardıma gitti. Giderken su götürdü yanında, sinir krizi geçirir gibi bağıran bir kadın vardı, ona ver dedim. İçmemiş ama elini yüzünü yıkamış en azından biraz iyi gelmiştir belki.

 Dün çarşıya inecektik Atahan’la çöpleri de atayım dedim. Tam ben çöp kutusunun oradayken bir itfaiye arabası sirenleri çala çala geldi. Sokağın başında durdular. İndi bütün itfaiyeciler. Yangını arıyorlardı. Ben de bakındım gayri ihtiyari, etrafta bir duman bir şey göremedim. Ya yanlış ihbardı ya yanlış adresti artık bilemiyorum oralarda oyalandım soracakları bir şey olursa yardım edeyim diye ama işlerine engel olmamak için özellikle gidip de ne oluyor diye sormadım.

 Bu akşam da sekiz buçuk civarı koltukta uyur uyanık yatarken tam camın önünde bir kadın bağırıyordu. Ne dediğini de anlamadım. Bir kamyonet vardı kapının önünde, yolu tıkamıştı herhalde diye düşündüm. Baktım kamyonetin şoförü bir şey demedi, arabayı çekti paşa paşa ben de işin peşine düşmedim. Şoför diklenseydi - olay uzasaydı camdan bile olsa müdahale edecektim. Neyse ki gerek kalmadı. Sıcaklar yapıyor bence hep bunları. Herkes bunalmış, herkesin canı burnunda.

Sonra yine görüşmek üzere…

12 Haziran 2024

HAZİRANIN ON İKİSİ - 2024

 Bugün en sıcak günlerden biriydi ama bizim ev daha dün akşamdan itibaren çok sıcak olmaya başlamıştı. Basık ve nemli bir hava vardı. Tüm pencereler ardına kader açık olsa da içeriye hiç hava gelmiyordu sanki. Çok bunaldık evin içinde. Bu akşama doğru tüller hafiften oynamaya başlayınca çok sevindim. Sadece o hafif esintiyle bie cehennem sıcağı seviyesinden cennete adım atmış olduk.

Sabah çok erken kalktığımdan uykum geldi artık bu saatte. Yazıyo zor tamamlayabiliyorum. Yazarken neredeyse Gözlerim kapanıyor. Sürekli yazım yanlışı yapıyorum. Düzeltmekten yazıya devam edemiyorum. 

Sonra yine görüşmek üzere

11 Haziran 2024

HAZİRANIN ON BİRİ - 2024

 Bugün sabah çok erken kalktım ve öğlene kadar kitap okudum. Fırtınaışığı serisinin ikinci cildini bitirmeye çalışıyorum. Öğleden sonra da biraz çarşı pazar işlerini hallettim. Bu arada birkaç arkadaşımla da görüşmüş oldum. Hava çok sıcak diye hiç canım istemiyordu çıkmak ama çıkınca hoşuma gitti gezmek:). Akşama da annem, kayınvalidem, kaynım yemeğe geldi. Hep beraber olmayı seviyorum ben. Annemle kayınvalidemi yormamak için de bizde toplanıyoruz mümkün olduğunca. Şimdi çayımızı içerken Bahar’ın sezon finalini izliyoruz. Seviyorum ben o diziyi. Bir Kore dizisinden uyarlamaymış ama güzel uyarlamışlar bence. Yarın için hiçbir planım yok,  evdeki işlerimi toparlayacağım.

  Sonra yine görüşmek üzere…

10 Haziran 2024

HAZİRANIN ONU - 2024

    Geçenlerde yazmıştım Atahan şu sıralar evde diye. O tekrar işe başlayana kadar geçerli olmak üzere bir anlaşma yaptık onunla: Kahvaltı yine benden ama öğle ve akşam yemekleri ondan. Bulaşıklar bende. Malzeme takibi ve yemeğin ön hazırlığından salatasına ve tabağa konulana kadar her şeyi de onda. O kadar güzel geldi ki bu bana üzerine paragraflarca yazı yazabilirim. Yemek yapmayı seven bir insanım normalde ama bazen tabi ki canım yapmak  istemiyordu. Her gün ne yapacağım derdine düşüyordum. Bir işin tam ortasındayken ya da gayet güzel kitap okuyorken acıkmaya başladığımız için artık kalkıp yemeği yapmam gerekiyordu. Aslında bunların hiçbiri sorun değil de ben sabahtan yemeği yapayım akşama rahat edeyim moduna bir türlü giremediğim için günüm sürekli bölünüyordu. Şu an evde özel aşçım varmış gibi ve eğer bir gün kendime istediğim gibi özel çalışanlar tutabilecek bir gelirim olursa ne temizlikçi ne başka bir şey ilk yapacağım iş aşçı tutmak olur :O). Süper bir rahatlıkmış, lüksmüş, kolaylıkmış. Şu an yazımı okuyan ve aşçısı olan zengin biri varsa değerini bilsin, el üstünde tutsun o kadar diyorum yani :O). Bir yandan da bu güzelliğe çok çabuk ve çok fazla alıştım çocuk işe girince ne yapacağım, eskisinden daha zor gelecek diye düşünüyorum. Arada onun haftalık listelerini falan alayım elimin altında haftalık yemek listesi olsun en azından bari :O).

  Miyop astigmatım ben. Çok ileri değil miyobumun numarası ama yanında astigmat olunca zorluyor bazen. Sürekli gözlük taktığım için uzağı görebiliyorum ama yakını göremiyorum. Yaş da kırk dört olunca artık yakını göremediğimi düşünüyordum. Gözlüğü yenileyeceğim zaman bana bir de yakın gözlüğü versin - numarasını belirlesin diye doktora da demiştim yakını göremiyorum diye, gözlüğünü çıkar görürsün demişti. Alay mı etti diye düşünmüştüm o an ama adam haklıymış, belli bir boyuttaki yazıları/sayıları gözlükle değil gözlüğü çıkarınca görebiliyorum. Bazen özellikle kitap okurken kitabı yakında tutuyorsam gözlüğü çıkarıyorum. Bir süre sonra duruş değiştirip biraz uzakta tutunca tekrar gözlüğü takıyorum. Bazen dışarıda tak - çıkar zor oluyor. İlk başta biraz bulanık oluyor bir de. Telefondan küçük puntolu bir şeye bakıyorsam göremiyorum. Bu işin bir çözümü var mı, normali bu mu onu da bilmiyorum. Dün acaba küçük yazıları biraz daha rahat (ve gözlüğü çıkarmadan) okuyabilir miyim diye merak edip telefona büyüteç yükledim. Yetmiş yaşındakiler alınmasın ama kendimi yetmiş yaşında gibi hissettim. Bir yandan da işe yaradı sanki, mutlu oldum. Bilmiyorum bu iş nasıl gidecek böyle. 

   Sonra yine görüşmek üzere...

9 Haziran 2024

HAZİRANIN DOKUZU - 2024

    Uzun zamandır fantastik edebiyattan uzak kalmıştım. Geçenlerde özlediğimi ve eskiden okuduğum bir serinin yeni kitaplarının çıktığını fark edince dönüş yaptım. Okuduğum seri Fırtınaışığı Arşivi. Brandon Sanderson yazmış. İyi yazar ve iyi edebiyat. Bugün bütün gün okudum. Şu an ikinci kitabın ortalarındayım. Okumaktan yorulduğum ve gün bitmeden yazımı da yazmam gerektiği için ara verdim. Serinin son kitapları iki kitap olarak basılmış ama bendeki ilk iki kitap eski basım. Tuğla boyutlarında ve ağırlığında tek cilt. Macera tüm hızıyla devam etse de ve her sayfada merakımız katlanarak artsa da bu kalın ve ağır haliyle okuması yoruyor. 

   Sonra yine görüşmek üzere...

8 Haziran 2024

HAZİRANIN SEKİZİ - 2024

  Bugün öğleden sonra pikniğe gideceğiz. Dünden birçok hazırlığımızı yaptık. Sadece soğuk tutulması gerekenleri son anda atacağım soğutucu çantaya. 

  Onun dışında evin içinde dolanıyorum sabahtan beri, her gün dolanıp duruyorum evin içinde ama dağınıklığım bitmiyor. Sürekli yer değiştiriyorum. Aradığım şeyleri bulabilmek için de telefonumda fotoğraflı liste tutmayı deneyeceğim. İşe yarar bir şey olduğu anlaşılırsa yazarım yine buraya. 

  Şimdilik kısacık yazıyorum piknikte ya da akşam dönünce ekleme yapmam muhtemel. Yine görüşmek üzere...

7 Haziran 2024

HAZİRANIN YEDİSİ - 2024

    Bugün hava rüzgarlı ve evin içinde karşılıklı iki camı açınca süper esti cennette gibiydik hatta biraz üşüdüm bile ben ara ara camı ya da kapıyı kapattım :O). 

  Atahan işten ayrıldı geçenlerde. O evde, ben evdeyim, kocam evde derken yaptık yedik yattık. Bunun sonucunda da son dönemde hepimiz biraz kilo aldık. Sağlıksal sebepler de devreye girince Atahan evde rahat spor yapabilmek için eliptik bisiklet aldı. Dün ben de spora başladım. Kondisyonum sıfır olduğu için ve deneme amaçlı da olsun diye üç dakika yaptım sadece (Düzenli spor yapanlar ne çok gülmüştür benim üç dakikama :O)) . Güzeldi, yormadı, zorlamadı. Bugün beş dakikaya çıkarmaya karar verdim ama üç buçuğuncu dakikada bıraktım. Ve hayatımın o üç buçuk dakikasından nefret ettim. Resmen yaşamaktan soğudum o üç buçuk dakikada. Böyle bir eziyeti kendime niye yapıyorum diye düşündüm. Ölecekmişim falan gibi hissettim. Utanmasam Atahan'ın odasından oturma odasına sürünerek ya da emekleyerek giderdim ama evdekilerin bana abartıyorsun demesini istemedim :O). Kendimi yarın da üç buçuk dakikalık işkenceye dayanmak üzere motive etmeye çalışıyorum. Şu an için dakikayı arttırmaya çalışmamaya karar verdim. Çünkü daha çok spor çabası her an hiç spora dönüşebilir. Ne zamanki artık üç buçuk dakika bana az geliyor diyeceğim o zaman dört ya da beş dakikaya çıkaracağım. Geç olsun güç olmasın. 

  Yarın yine görüşmek üzere...

6 Haziran 2024

HAZİRANIN ALTISI - 2024

     Bugün çok şey yaptığım ama ortada görünen hiçbir işin olmadığı bir gündü. Sabah çok erken uyandım - dört buçukta. Gecenin on biri oldu çoktan. Gün ışık hızıyla geçti ama ne yaptın deseniz şudur budur diyemem. Çarşı işlerinin bir kısmını hallettim mesela ama hepsi bitmedi. Ev işlerinin bir kısmını hallettim ama çok küçük bir kısmıydı. Ortalığı topladım biraz güya ama her yer hala dağınık gibi. Şunu da yapayım bunu da yapayım dediğim birçok şeye de el süremedim. Ben bu günden hiçbir şey anlamadım :O). Çok fazla kitap da okuyamadım. Yazıyı yazdıktan sonra okuyacağım uykum gelene kadar. Kalan işler de yarına kalsın. Zaten hepsi bir günde bitmiyor genelde. Yarın yeni bir gün. 

  Bir de bugün aradığım hiçbir şeyi bulamadığımı fark ettim. Geçen gün görmüştüm şuradaydı diye diye eşya arıyorum sürekli o aradığım yerlerde çıkmıyorlar. Bazen başka bir yerde buluyorum bazen hiç bulamıyorum. Buna bir çözüm geliştirmem lazım, böyle olmuyor. Fikri olan yazsın Allah rızası için. Ben daimi olarak dolaplar, kutular arasında debelenmekten bıktım. 

Yarın yine görüşmek üzere...

5 Haziran 2024

HAZİRANIN BEŞİ - 2024

   Bugün annem, kocam ve ben İzmit tarafına gittik. Kuzenlerim ve teyzem orada yaşıyor. Annem bir iki gün orada kalacağı için onu bıraktık, dönüş yolundayız. Güzel yerlermiş ben sevdim. Büyükçekmece - İzmit arası iki buçuk saat kadar tutuyor, çok çok uzak değil ama çok yakın da değil. Yine de bir daha gelmek isterim buralara:).

Sonra yine görüşmek üzere…

4 Haziran 2024

HAZİRANIN DÖRDÜ - 2024

    Dün gece uykum kaçtı. Aslında tam olarak kaçmamıştı, on bir buçuk gibi yattım ama yattıktan sonra uyuyamadım. Ben, öyle durumlarda yatakta dönüp durmayı sevmiyorum. O yüzden kalktım biraz kitap okuyayım dedim. Tekrar yattığımda saat sabahın üçüydü.   Fırtınaışığı Arşivi serisini okuyorum. Kitabın son iki yüz sayfasındaydım.  Onu bitirdim öyle uyudum, güzel kitaptı. Bugün serinin ikinci kitabına başladım. Sabah da altı civarı uyandım. uyanınca da yatakta dönüp durmayı sevmediğimden ya da yatak keyfi - mayışıp yatmak olayları bende olmadığından kalktım, oturdum. Şimdi saat öğleden sonra iki buçuk civarı. Evin tüm camları açık ama hava çok sıcak ve hiç esmiyor ve geç yatıp erken kalktığımdan felaket derecede uyku bastırdı ama direniyorum. Şimdi uyursam sersem gibi kalkacağım. Gece uykum geç gelecek. Yine geç uyuyup erken kalkacağım derken uyku düzenim saçma sapan bir hal alacak. Arada gündüz kestirmeleri yapıyorum bazen, kitap okurken ya da televizyon izlerken gözlerim kapanıveriyor. Onlar rehavetten oluşan şekerlemeler olduğundan on dakika sonra uyanıyorum. Biraz dinlenmiş oluyorum. İyi geliyor. Bu şekilde uykusuzluk sebebiyle gündüz uyuduğumda ise en az üç dört saat uyuyorum ve sersem sepelek uyanıp bir türlü kendime gelemiyorum. Biraz daha direnebilirsem uykumun açılacağını umuyorum. Üzerime çöken ağırlıktan kurtulmak için çamaşır katlama tarzında aktif olabileceğim birkaç ev işini halledeceğim birazdan. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

3 Haziran 2024

HAZİRANIN ÜÇÜ - 2024

     Bilmem farkında mısınız ama bir gün içinde tamamen yaz mevsimine geçtik. En azından İstanbul'da öyle oldu. Otuz bir mayısa kadar üşüyordum ben evin içinde, ince de olsa uzun kollu bir şeyler giyiyordum, atletimi çıkarmamıştım, camları evi havalandırmak için açıp sonra kapatıyorduk. Bir haziranda birden hop çok sıcak oldu kısa kollu tişört giyip atleti çıkardım attım. Tüm camları karşılıklı açmaya başladık. Direkt yaz moduna geçtik. 




   O son soğuklarda üşümesin diye Hektor'a atkı örmüştüm. Burada paylaşmadığımı görünce ekleyim dedim. Hektor hiç sevmiyor böyle şeyleri, ben de zorlamıyorum. Fotoğraf çekebilmek için sadece üç saniyeliğine taktım atkıyı. Sonra çıkardım. Çok tatlı oluyor ama oğluşum mutsuzsa ben de mutsuzum o yüzden iki kare çektik işte, yeter. Bu arada Hektor mayıs ayında bir yaşını doldurdu. Büyüdü artık. Bir de İnstagram'da hesabı var. Troia prensi Hektor diye. Daha çok iyi kötü bir arşiv olsun diye açtım hesabı. Arada atıyorum fotoğraflarını.

  Bugünlük de bu kadar diyelim. Sonra yine görüşmek üzere... 

2 Haziran 2024

HAZİRANIN İKİSİ - 2024

    Geçen gün arkadaşıma uğramıştım. Bana küpe hediye almış, nasıl tatlılar, nasıl güzeller, bayıldım. Uzun zamandır küpe takmıyor olmama rağmen onları hemen takıp kulağımdan hiç çıkarmayasım geldi, o derecede beğendim. Dün dışarı çıkarken taktım hemen küpelerimi. Uzun zamandır küpe takmıyorum demiştim ya delik biraz kapanmış, takarken azıcık zorlayarak açmış oldum. Zorlayınca bir yandan da hassasiyet oluştu. Tekrar kapanmasın diye her gün küpe takayım dedim kendi kendime derken gün geçti gitti. Gece on iki civarı yatarken çıkarmak istedim ama mekanizmasını bir türlü açamadım. Klipsi halka gibi, sert değil aslında tık diye oturuyor ve çıkarırken de pıt diye açılıyor ama ilk taktığım için belki de bir türlü açamadım. Açamadıkça zaten hassas olan kulağım iyice acıdı. Gece onlarla yatsam da canımı acıtmazdı küpeler ama bana psikolojik olarak sıkıntı bastı. Sanki kulağımda değil boğazımda takılı ve çıkarmazsam o bütün gece beni sıkacak gibi geldi. Bir süre sonra birini bir şekilde çıkardım oh ne güzel ama tek kalan iki katı batmaya başladı. Metal ince bir halkası ve ucunda süsü vardı küpenin, uğraşırken o halkayı kırıp küpeyi de çöp ettim. Süsü çıksa da halka hala kulağımda olduğu için ve tekini çıkarıp sadece kulağımda tek takma halkasıyla kaldığım için küpeye iyice bilendim. Sanki gece yarısı evde yatak odasında değilim de sokak ortasında tek kulağımda küpe takma halkasıyla dolaşıyorum gibi hissedip olayı abarttıkça abarttım. Büyük ihtimalle çok basit bir hareketle çıkacak ama ben iyice sinir oldum, şu an daha sakin olan biri anında halleder diyerekten kocama gittim, daha yatmamıştı televizyon izliyordu. O da açma klipsini çekerken canımı acıttı diye ona da kızdım. Hayatım boyunca tek kulağımda takma halkasıyla yaşamak zorunda kalacağımı düşünmeye başlamışken ve gece yarısı kendi kendime kocaman bir küpe krizi yaratmışken Atahan gelip bir saniyede çıkardı :O). Çıkardıktan sonra baktım ki doğru şekilde yapınca pıt deyip açılacak bir şey ama olmayınca da olmuyor işte. Küpeyi zayi ettim. Onu bırakın az kalsın ben sinir krizi geçirip kendimi de zayi ediyordum :O). 

1 Haziran 2024

HAZİRANIN BİRİ - 2024

     Dün annemin kitaplığını düzenlerken çok eski kitaplar geçti elime. Yıpranmışlar, zamana yenik düşmüşler artık okunurluğu kalmamış ama hala kütüphanedeki yerlerini koruyorlar. Bazılarının üzerinde ablamın adı vardı, bazıları öğrencilerinden babama hediyeydi. Ablam yoktu artık, babam yoktu kitaplar utanmazcasına yıllara meydan okumuş, yok olmaya direnmiş hala karşıma çıkıyorlardı. Kızdım. Attım hepsini.

31 Mayıs 2024

MAYISIN OTUZ BİRİ - 2024

      Kaç gündür bilgisayarı açıyorum yazmak için ve her seferinde başka şeylere takılıp yazmadan çıkıyorum. 13 Mayıs'ta bir başlamışım devamı gelmemiş. Ayın yirmi beşinde yine bir yeltenmişim yarım kalmış. Mayıs için son şansımı artık bugün kullanıp bu yazıyı kesinlikle göndereceğim. Haziran için de kendime her gün bir yazı şartı koyuyorum, şahidimsiniz. Kısa olur, uzun olur, ıvır zıvır meseleler ya da çok önemli konular olur. Bilemem. Hastalık vb bir durum olmadıkça her gün bir şekilde yazacağım, söz.


Kek - kurabiye - poğaça gibi şeyler yapmayı seven bir insanım e çünkü yemeyi de seviyorum :O). İlk sıcak sıcak yenilenlerden sonra kalanları muhafaza etmek için kapaklı fanus almıştım ama melamin olduğundan ve çok sık kullandığımdan kapağı yıpranıp çatlamıştı. Her ne kadar ağır olacak olsa da daha şık ve daha sağlıklı olması için bu sefer cam alayım dedim. Eski melamin fanusu da cam zannederek internetten almıştım. Cam fanuslara çok baktım ama tam istediğim gibi bulamamıştım. A101'de perşembe satışa çıkmış ben ancak cumartesi gördüm. Büyük ihtimalle kapış kapış alınmamıştır çok tükenecek bir ürün değil diye düşünerek bir uğradım. haklıymışım, aldım çıktım. Fanusumla aşk yaşama evresindeyim şu an...


  Bu sabah üçüncü BİM turumu gerçekleştirdim. Gittikçe ustalaşıyorum bu konuda. Hedefim yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kare kavanozlardan almaktı. Gerekirse savaşmaya da hazırdım hatta dün gece kadınları uzaklaştırmak için kavanozla vururum kafalarına deyince kocam biraz korktu benden ama gerek kalmadı neyse ki :O). Sabah kalktım, hazırlandım, ilk defa tam vaktinde henüz kapılar açılmadan marketin önündeydim. Heyecanla bekledik, içeride anahtarla kapıyı açmaya gelen çalışanı hevesle gözledik, kapı açıldığı gibi de içeri daldık ama zannettiğim gibi bir kapışma olmadı. Bizim mahallenin kadınları son derece elit bir şekilde marketin kapısında sıraya girmişlerdi zaten içeride de hızlıca yürüyerek raflara gittiler. Bugünün favori ürünü çay bardağı takımıydı hatta bir tanesi yetişip alamayınca oturup ağladı neredeyse. Ben istediğim boyu bulabilmek için bir başka BİM'e daha uğradım ama fazlasıyla kavanoz vardı raflarda. Kavanozlara ilgi çok fazla yoktu. Almışken ürün yorumumu da yapayım: Kavanozlar çok güzel ve şık ve iki market dolaştığıma fazlasıyla değdi ama çok çok ağırlar. Günlük kullanımda zorluk yaratabilir bu durum. Ama yine de almışım. Fanusumdan sonra kavanozlarımla da aşk yaşıyorum...

    Yine görüşmek üzere...

10 Mayıs 2024

MAYISIN ONU - 2024


     Asortik Krep'im, canım ablam, aramızda olsaydı bugün 54. yaşına basışını kutlayacaktık. Yazacak çok şey var ama yazamıyorum, tıkandım. Şimdilik bu fotoğrafımız burada da dursun istedim sadece.

  Yine görüşmek üzere...

8 Mayıs 2024

MAYISIN SEKİZİ - 2024

    Bugün bir arkadaşımla buluşacağım. Aslında tam olarak buluşmayacağım eski usul evine misafirliğe gideceğim. Çay demleyecek yanında kek ikram edecek. Uzun zamandır, belki de senelerdir birbirimizi yormamak adına ve iş çıkışı direkt bir mekana gitmek daha pratik geldiği için hep dışarıda buluştuk arkadaşlarla. Ben özlemişim ev gezmesini. 

  Geçen hafta ikinci BİM aktüel ürün alma atağını gerçekleştirmek istedim. İlkini işten ayrılmamın hemen akabinde bir arkadaşımla birlikte yapmıştım. İki yumak alıp dönmüştüm. O aldığım ebruli yumaklar yine indirimdeydi. Onlarla öreceğim belli bir projem olmasa da renklerine bayıldığım için bir iki tane daha numunelik alayım dedim. Olayın acemisi olduğum için ilk hatamı yanlış günde giderek yaptım. Her cuma geliyormuş o ürünler ben hiç farkında değildim. Perşembe günü kalktım hazırlandım giyindim gittim. Sabahın dokuzunda mağaza bomboştu, hiç o kutu önlerinde kapışan kadınlar falan yoktu. Daha kapıdan girdiğim anda bir şüphelendim ama yiğitliğe halel gelmesin diye kimseye de sormadım. Her mağazaya göndermiyorlardır belki diye düşündüm. Normal normal, her sabah dokuzda mağaza açıldığı anda kapısında bitermişim gibi büyük bir coollukla ekmek aldım çıktım :O). Evde ekmek kalmamıştı gerçekten de ama sabahı idare edecek kadar da vardı, çalışanlarla birlikte marketi açmama gerek yoktu. Neyse kapıdan çıkar çıkmaz elimde ekmeğim eve doğru yürürken telefonumda derin araştırmalara başlayıp bir gün erken gelmiş olduğumu anladım. Sonradan sağda solda anlattığımda da hayatında bir kere bile Bim'e gitmemiş insanların dahi bunu bildiğini bir tek benim gün olayından bihaber olduğumu anladım. Aslında o yumaklara hiçbir şekilde ihtiyacım olmasa da, yanlış gün gitmemi kendime bir meydan okuma olarak algılayıp, herkes nasıl alıyorsa ben de alacağım, seni yeneceğim Bim, sizi yeneceğim ürün kapışan kadınlar diyerek cuma sabahı yine yollara düştüm. Dokuzda mağaza açılıyor ya, 9.10'da orada olabildim ve benim istediğim ebruli yumaklar çoooktaaan sepetlerin içinde atılmıştı. Yanımdan yöremden geçen her kadının elinde o yumaklardan vardı ve bana bir tane bile kalmamıştı. Arkalarından baktım. Kasada ve civarda oyalandım belki vazgeçen olur diye. Kimsenin öyle bir niyeti yoktu. Bir gün önce yanlış günde gittiğimi anlattığımda Atahan bir daha gidersen çiğ köfte alsana demişti. Ben de sadece sırf o istedi diye çiğ köfte almak için ertesi gün dokuzda tekrar gitmişim gibi yaptım. Her gün sabah dokuzda markete çiğ köfte almaya gelmek standart hayat tarzım gibi bir paket aldım çıktım. Yumaklarla hiç alakası yoktu ki. (!)  

   Bir yandan da evle ilgili düzenlemelerim devam ediyor. Çalışma odasındaki dolapları düzenlerken deli gibi kağıt biriktirdiğimi fark ettim. Eski - yeni defterler, ajandalar, temiz - boş yazıcıda kullanılabilecek a dörtler ya da bir yüzü kullanılmış bir yüzü boş müsvedde kağıtlar. Hepsini sürekli oradan alıp buraya koyuyorum  Bir tanesini bile atmaya kıyamıyorum. Aslında sürekli kullanıyorum da ama çok da kullansam ilk etapta bitiremeyeceğim kadar fazla biriktirmişim. Bence önümüzdeki yirmi sene defter - kağıt vb almama gerek yok. Evdekilerin hepsini bir kağıt toplayıcıya versem ve götürüp satsa zengin olup işi bırakırdı, o derecede yani anlayın :O). Bir de kalem: kurşun, tükenmez, pilot, renkli yazan, pırıltılı - simli yazan, neon renkli, keçeli, ince uçlu, fosforlu... Piyasadaki her çeşitten mevcut. Onları da sürekli kullanıyorum. Özellikle tükenmez kalemde ciddi bir sarfiyatım var. Çok yazdığımdan bitip duruyorlar ama öyle de olsa bir beş sene kalem almadan elimdekilerle idare edebilirim :O). Bir ara yetişkin kırtasiye ürünleri diye bir dükkan açıp satsam mı diye düşündüm. Sonra internette "yetişkin" kelimesinin başka çağrışımları da olabileceğini anlayıp vazgeçtim :O). 

   Sonra yine görüşmek üzere...

26 Nisan 2024

NİSANIN YİRMİ ALTISI - 2024

   "Doğallığın rustik bir yansımasına şahit olabileceğiniz hasır sepetlerimiz sizler için özenle hazırlandı." diye başlıyordu geçen gün okuduğum bir hasır sepet açıklaması ve "Hayatınızı kolaylaştıracak YAŞAM ALANI sağlayan sepetler." diye devam ediyordu. Unutmayım da sizlerle paylaşayım diye özellikle not ettim. Satılan eşya bildiğimiz hasır sepet, ortada duran ıvır zıvırı koyacak boyutlarda, devasa bir şey değil. 20 - 30 cm'lik bir sepet nasıl bir yaşam alanı sağlayacak acaba diye merak etmedim değil. En popüler satış sitelerinden birine koymuşsun sepetleri arkadaşım, özel bir hesapta ya da sitede ya da üst düzey bir markada yer almıyor bunlar. Hedef kitlen normal - sıradan insanlar doğallığın rustik yansıması nedir ki? Bu ürün açıklamasını yazan kişiyi merak ettim. Ne kadar sürede yazdı mesela, kendi mi uğraştı buldu, bir yerlerden mi kopyaladı. Bu süslü açıklamalar yerine malzemeyi, ölçüyü ayrıntılı yazsaydı daha mı faydalı olurdu? Bazen abartmayı seviyoruz :0). 

  Eski iş arkadaşlarımdan bir ikisini aradım geçen gün. Özlemişim ya da arasam iyi olacak gibi gelmişti. Konuştuktan sonra çok da özlemediğimi ya da aramasam da olacağını fark ettim. Düzenli görüştüğüm çok samimi arkadaşlarımdan değillerdi. Demek ki böyle böyle büyük kısmı elenecek zaten zaman akışı içinde, kalanlar sadece gerçek dostlarım olacak. Eski iş arkadaşlarımın yüzde doksan dokuzuyla görüşmek istemiyorum zaten. Onlarla herhangi bir özel ilişkim yoktu. Geçen gün bir arkadaşıma da işten ayrıldığım için hala her gün mutlu olduğumu söyledim, bu normal değil dedi. Neden? Mutlu olmam mı normal değil? Normal kime göre ve neye göre belirleniyor? Net bir zaman dilimi mi var, şu kadar gün içinde işten ayrıldığımıza sevinebiliriz, şu kadar günden sonra artık mutlu olmayı bırakmalıyız gibi? Ayrıca işten ayrıldığıma hala mutluyum değil de ah çok pişmanım, keşke yapmasaydım, her gün iş için ağlıyorum falan deseydim daha mı normal olmuş olacaktı acaba? İnsanlar ilginç. Anlamaya çalışmakla uğraşmıyorum bazen. Artık sevmediğim ve yapmak istemediğim bir işi bırakıp hayatıma yeni bir yön vermiş olmak bana iyi geldi. İyi ki yapmışım :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...