10 Ocak 2015

Okuduğum, blogta paylaşılmayı bekleyen kitapların resmi geçidi :O).

 Su- Buket Uzuner: 2012'de çıkan bir kitap. Daha önce de bir kere okumuştum ama üzerinden çok zaman geçtiği için unutmuşum. Rahatlıkla tekrar okuyabildim. Kitabı genel olarak sevdim ama çok derinlikli bulmadım. Buket Uzuner'in eski kitaplarına bayıldığım halde İstanbullular ve sonrasında Su'yu beğenmemiştim. İstanbullular'daki kafamıza vura vura mesaj verme gayreti hoşuma gitmemişti. Bu kitapta da o var. Yine de İstanbullular'dan daha rahat okuduğum, daha çok sevdiğim bir kitap. Mutlaka alıp okuyun diyebiliyorum. Kitapta geçen ayçöreği bugün bana ayçöreği aldırttı uzun zaman sonra ki ben çok severim aslında. Fantastik kitaplar da okumayı fazlasıyla severim ben ama burada fantastik öğeler tam oturmamıştı sanki. Gerçekçi bir fantastiklik yoktu diyeceğim. Aslında yan yana gelmeyen iki kelime. Fantastik, hayali demek ama yine de o hayaliliğin bir temeli olduğunda keyifle okunuyor. Burada o yoktu sanki. Bir de karakterlerden biri olan Sahaf Semahat'in geçmiş hayatındaki travmatik kaçışa sürekli değinip o konuda hiç bir açıklama yapmadan kitabı bitirmesi bir eksiklik ya da yarım kalmışlık duygusu uyandırdı bende. Şamanizm üzerine verdiği bilgiler ise güzeldi. Sonuçta belki Buket Uzuner olunca yazar, belli beklentilerle de okuduğumuzdan biraz daha kalite bekliyoruz. Yine de genel olarak okunası. Tavsiyemdir...





Umut Mevsimi - Darien Gee: Kitapta yer alan karakterler bakımından Dostluk Ekmeği'nin devamı gibi olan ama konu açısından ayrı olan bir kitap. Sevdim ben. Dostluk Ekmeği'nden daha fazla sevdim. Okuyun :O).



 Öksüzler Treni - Christina Baker Kline: Öksüzler Treni, Amerika'da 20. yy başlarında uygulanan bir öksüz- yetim çocuk yuvalandırma yöntemiymiş. Trene bindirilen çocuklar her kasabada duruyor ve kendilerini almak isteyen aile çıkarsa hemen veriliyormuş. Genelde takip yapılamadığı için çocukların şanslarına karşılarına iyi aileler de, dayak veya açlık da çıkabiliyormuş. Bu tarihi olaydan yola çıkan yazar güzel bir öykü kurgulamış. Ben sevdim. Tavsiyemdir:O).




 BU ROMAN O KIZ OKUSUN DİYE YAZILDI - ENVER AYSEVER: E.Aysever, düzenli takip ettiğim biri değil. Hatta kitabını alınca aslında program da yaptığını öğrendim. Kitabı fuarda almıştım. Alırken de ilk cümlesine vurulmuştum " İstanbul'a yağmur yağıyordu. Bir aşk romanı girişi için uygun cümle kuruldu." diye başlıyordu. Sonra bir süre elimden bıraktım çünkü tıkandı, gitmedi. Çok durağan geldi bana. Belki kafamın dolu olduğu bir dönemde başlamıştım, onun da etkisi olabilir. Bilemiyorum. Ama ancak hastanede bitirebildim. Genel olarak konuyu sevdim mi, sevdim. Kitabı da sevdim. Ama romandan aldığım tat bir dirhem bal için bir çuval keçiboynuzu çiğnemek gibiydi. Kitabın geneliyle kıyasladığımda yetersiz geldi. Okumayın da demiyorum ama çok yüksek beklentiler içine girmeyin.






 Dört günlük tatilde okuduğum iki kitap:İkisini de beğendim. D.Macomber'in Bir Yumak Mutluluk'la başlayan serisini sevmiştim. Melekler Korusun'u itici gelmişti bana, beğenmeyince Gül Ağacı Sokağı ve Deniz Feneri Yolu'ndan uzak durmuştum uzunca bir süre. Fuarda oldukça indirimli bulunca aldım ve dün bitirdim. Beğendim ikisini de. Tavsiyemdir.
 KARDEŞİMİN HİKAYESİ - ZÜLFÜ LİVANELİ: Bu kitabı sevdim. İlginç bir sonu vardı. Girişi de ilginç gelmişti zaten. Livaneli'den beklemediğim bir tarzdı. Ama güzel yazmış. Tavsiyemdir...




 İpek Ongun'un yeri bende farklıdır. İlk Ongun kitabımı annemle beraber, on üç yaşındayken almıştık. O zaman bu serinin daha seri olacağı belli değildi. İlk ve tek kitaptı benim aldığım. Kitabın kahramanı Serra on altı yaşındaydı. Yazmayı ve kitap okumayı seviyordu benim gibi. Kitap çok hoşuma gitmişti. Seneler geçtikçe serinin diğer kitapları çıktı. Ben hepsini almaya devam ettim. Bugün de fuardan son kitabını aldım. Serra artık kırklı yaşlarında, kızı var on dört yaşında ve ben de otuz dört yaşındayım, oğlum var on üç yaşında. İki saat içinde oturdum bitirdim kitabı. Ve aslında her bir seride kendi okuduğum dönemi düşündüm. Atahan'a daha hamileyken bir fuarda Ongun'un imza gününe denk gelmiştim ve karnımı görünce"Bebek ..........ye" diye imzalamıştı kitabı mesela. Sonuçta mutlaka okuyun demiyorum ama özellikle genç kız adaylarına mutlaka okutun :O). Çok beğeneceklerini tahmin ediyorum. İlk kitap Bir Genç Kızın Gizli Defteri adını taşıyor. Onlara aldığınızda siz de bir göz atın. Belki de gençlik günlerinize döneceksiniz... Tavsiyemdir...



 Elif Şafak'la ilişkimiz Mahrem'le başladı ilk 2004'te. O zaman bu kadar popüler değildi sanki E.Şafak. Mahrem'den sonra Baba ve Piç'i okudum. Onu da çok beğendim. Siyah Süt okuduğum üçüncü kitabıydı ve yanlış hatırlamıyorsam asıl popülerliğini bu kitapla yakaladı ama benim çok zor bitirdiğim ve hiç sevmediğim kitaplarındandı. Ondan sonra daha bir temkinli okudum. Yeni çıkan kitaplarını almak için acele etmedim. Pinhan ve Aşk da okuduğum ama beğenmediğim kitaplarından oldu. Ustam ve Ben ise belki de tarihsel içeriğinden de ötürü bitirdiğim anda Mahrem'in de Baba ve Piç'in de önüne geçti. Sonuçta tüm kitaplarını okumadım ama fırsat buldukça okumayı düşünüyorum. E.Şafak'ı hiç okumamış olanlara mutlaka tavsiye ediyorum. Özellikle yukarıda bahsettiğim üç kitabı tüm kitap severler tarafından okunmalı.




YİRMİLER KIZI - SOPHİE KİNSELLA: S. Kinsella'yı seviyorum. Çok keyifle okunan ve su gibi akıp giden kitaplar yazıyor. Bende sadece üç kitabı var ama aslında çok kitap yazmış. Diğerlerini de fırsat buldukça alıp okuyacağım. Tavsiyemdir...

3 Ocak 2015



Okuduğum kitapları feyste de paylaşıyorum. Bir çok kişiye referans oluyor. Bazen emin olamadığım kitapları ben de yorumlara bakarak almaya karar verdiğimden kritiklerimin işe yaradığını düşünüyorum. Uzun zamandır kitapları bekletiyordum bloga da koyabilmek için. Yaklaşık on kitap bitirdikten sonra ancak dördünü koyabildim ama devamı gelecek:O).




Son Mektup - Karen Kingsbury : Ne içerik ne de konu açısından beğendim. Almayın. Okumayın. Bitireyim de vereyim bende bile durmasın diye okudum. Ödünç almış olsaydım yarım bırakacaktım. Tavsiyem değildir.


Kitap Hırsızı- Markus Zusak: Kitap fuarından aldığım kitaplardan biriydi Kitap Hırsızı. Filme de çevrildiğini kitabı bitirdikten sonra öğrendim. Aslında Türkçe'ye ilk çevrimi 2005 yılında. Çok ön plana çıkmamış / çıkarılmamış. Filmin rüzgarıyla tekrar basılmış ve biraz daha tanıtımı yapılmış ve bence iyi de olmuş çünkü kitabı çok beğendim ben. Konusunu beğendim. Anlatım tarzını, orijinalliğini, naifliğini beğendim. Kitabı almaya karar vermemde arka kapağında 2. Dünya Savaşı döneminde geçtiğini okumam etkili oldu. O dönemin kitaplarına özel bir ilgim var. İlk bölümlerde aslında tam hikayenin içine giremedim ve pişman oldum aldığıma ama daha sonra sevdim kitabı. Anlatımı sade ama kelimelerin içeriği çok ağır, demişler bir blogta kitap için, buna kesinlikle katılıyorum. Kitabı okuyun. Ya da filmini izleyin. Ama, mutlaka bir şekilde bu hikayenin içinde yer alın. Tavsiyemdir.


Handan, Ayşe Kulin'in son kitabı.  Ayşe Kulin'i seviyorum ben. Handan'ı da sevdim. Romanın son kısımlarının tamamen Gezi'yi anlatmasını ise daha da çok sevdim, Berkin'in adının geçmesi yüreğimi sızlattı. Berkin, çocuğum, seni hiç unutmamıştım ki zaten. Yorumlara baktım biraz. Kitabı seven de var sevmeyen de. Sığ bulanlar olmuş. Ben aynı fikirde değilim. Her kitabın illa hayatımıza büyük anlamlar katması gerekmediğini düşünüyorum ben. Az veya çok beni düşünmeye sevk ediyorsa, bana bir şeyler katıyorsa benim için yeterli. Hem edebiyatın edebiyat olduğuna kim karar veriyor? Bir kitabın büyük eser olması için illa çok ağdalı cümlelerle, kelime oyunlarıyla mı yazılması gerekiyor? Ya da bazıları tarafından edebi eser kabul edilmediği için çöpe atılmalı, yakılmalı mı bu kitap? Ya da Kulin severler değersiz okuyucu mu oluyor? Mesela eminim ki kitabı okuyanlar Halide Edip'i ve onun Handan'ını merak edeceklerdir. Alıp okuyanlar olacaktır. Bu da bir fayda değil midir?

Aslında Handan, Gizli Anların Yolcusu kitabının bir karakteri. Kulin, o kitabının her bir kahramanının hayatını ve kişiliğini ayrı bir romana dönüştürmeye devam etmiş. Ayşe Kulin'i seviyorsanız mutlaka okuyun. Sevmiyorsanız da Gezi ruhunu tekrar bir yaşamak için okuyun...
41.ODA:MARDİNKAPI - Benim geçen hafta okuduğum ama zaman bulup yazamadığım bir kitap aslında. Bana ödünç veren hocama ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Kitap insanı çarpıyor çünkü gerçek bir hikayeden kurgulandığını ve aslında bu tür olayların çok yaşandığını bilmek çarpıyor insanı. Sonunda vesikalı da olan hayat kadınının hikayesini anlatıyor. Ama alışık olduğumuz tarzda yapmıyor bunu. Okumamış olanları da düşünerek çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Beni şaşırtan bir bilgiyi eklemek istiyorum. Kitabı okuduğumda yazarla ilgili bir bilgim yoktu ve nedense onun 25'li yaşlarda bir gazeteci olduğunu düşünmüştüm. Gazeteci olduğunu doğru tahmin etmişim de yaşı ellinin üzerindeymiş. Neden neredeyse yarı yaşında olduğunu düşündüğümü bilmiyorum. Tavsiyemdir okuyunuz.

30 Ağustos 2014

LXIX - ARDINDA BIRAKTIĞIN KADIN - JOJO MOYES

Kitap, temmuz 2014'te basılmış. Tesadüfen ben de hemen alıp okumuş oldum. Moyes'i okudukça sevdim. Bu kitabını daha da çok sevdim. Bundan sonra düşünmeksizin tüm kitaplarını alabilecek durumdayım. A.B.Kadın'da her şey fazlasıyla mutlu bitti. Beni bu tatmin etmedi bir tek. Hayat böyle değil çünkü :O). Birinci dünya savaşında geçen bir öykü, günümüzle kesişiyor. Özellikle 1. ve 2. Dünya Savaşı dönemlerine özel ilgim olduğunu düşünürsek kitap daha da çok sardı beni. Mutlaka okuyun. Tavsiyemdir...

26 Ağustos 2014

LXVII


Olasılıksız- Adam Fawer: Eski bir kitap biliyorum. 2005'te basılmış. Ben 2009'da alıp okumuştum. Ama güzel bir kitap. Geçen gün okuyalı çok olduğu için olay örgüsünü unuttuğumu fark edince tekrar okudum ve yine beğendim. Bilim kurgunun güzel bir örneği. Şimdiye kadar okumayanlar mutlaka okusun. Tavsiyemdir.
Sevgilimden Son Mektup -Jojo Moyes: 2013 basımı. Ben yeni aldım ve az önce bitirdim. Kurgu ve son klasik olsa da beğendim. Okuması tatlıydı. Çok şiddetle tavsiye etmiyorum ama okumaya değer diyorum :O).

16 Ağustos 2014

LXIV-

Bir günde bitti. Ama güzeldi. Seviyordum ben zaten, blogunu da okuyordum. Kitap da beni hayal kırıklığına uğratmadı, siz de okuyun!

LXII



Yakut Kırmızı - Safir Mavi- Zümrüt Yeşil - Kerstin Gier: Geçen sene basılan bu seri, sık sık karşıma çıktığı halde, özellikle adlarından ve kapaklarından ötürü fazlasıyla sabun köpüğü gibi görünmüştü gözüme ve almayı bile düşünmemiştim.

Yanılmışım.

 Okuyan ve bana ödünç veren bir arkadaşım sayesinde, dünden bugüne üçünü de arka arkaya okudum ve rahatladım çünkü bir an önce bitirmem gerekiyordu hem çok eğlendim hem de sonunu merak ettim, :O). 

Siz de benim gibi düşünmeyin hele de fantastik kitapları seviyorsanız mutlaka okuyun:O).

9 Ağustos 2014

LIX - Aynı Yıldızın Altında

 Festivalde alıp okuduğum bir kitap olduğundan bundan sonra ne zaman görsem bana sergiyi, güzel ve bazen de nahoş anılarımı hatırlatacak :O). Bunun dışında kitaba gelirsek ben beğendim. Muhteşem değil, Mutlaka alınıp okunulması gerektiğini de düşünmüyorum ama sağda solda denk gelinirse okunabilirliği yüksek. Filmi de çekilmiş galiba.Kitap basılalı bir sene olmuş zaten. Bu tarz kitapları bire bir takip etmiyorum. Fırsat bulduğumda, arkadaşımda varsa, elime bir şekilde geçtiğinde okuyorum. Siz de öyle yapın:O).

19 Temmuz 2014

LXII



Başucumda Müzik - Kürşat Başar: Kürşat Başar'ı seneler önce okumuştum. Ne sevmiştim ne sevmemiştim, başka kitabını da almamıştım. Fethiye'de ablam bana son kitabını alınca tekrar okumuş oldum. Kitabı sevdim. Anlatım değişikti. İlk başladığımda devam etmedim bir süre ama sonra da bir günde bitirdim. K.Başar için hala ortada fikirlerim. Hakkında kesin karar vermek için daha fazla kitabını okumam lazım. Daha önce okuduğum kitabı bende mesela, onu tekrar okumalıyım...

Leyle'nın Evi - Zülfü Livaneli - En son Serenad'ı okumuştum Livaneli'den ve çok beğenmiştim. Onun üzerine Leyla'nın Evi basit geldi bana. Keyifle okunuyor kitap o yönden bir sıkıntı yok ama sadece Livaneli'nin ustalığının yanında çok acemice kaldı bence. Bir de yüklemlerde zaman birliği yok anlatımda. Livaneli neden böyle yazmayı tercih etti bilmiyorum, hareket katmak için olabilir belki ama bu tarz uyumsuzluklar yoruyor beni okurken. Leyla'nın Evi, yeni yazmaya başlayan bir yazardan olsa güzel derdim ama Livaneli'den olduğu için vasat diyorum...

İlkbahar Rüyası - Krıstın Hannah - K.Hannah'dan okuduğum ilk iki kitap , - Ateşböceği Yolu ve Kış Bahçesi- çarpmıştı beni resmen. Ondan sonra tüm kitaplarını takip etmeye başladım. Ama gittikçe daha ticari, daha sıradan yazıyor sanki. Son kitaplarını ve özellikle İlkbahar Rüyası'nı beğenmedim. Kitap o kadar bildik ki, daha başından gelişme ve sonuç bölümlerini tahmin ettim, belki yanılırım dedim ama yanılmadım da. Eski Türk filmleri kıvamında vıcık vıcık bir öykü gibi geldi bana. K.Hannah'ı alışkanlıktan alıp okuyorum artık sadece. İlkbahar Rüyası'nı okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz...


Yukarıda gördükleriniz son zamanlarda okuduğum üç kitap. Kendime doğum günü hediyesi olarak da bunları aldım:




Bu seriyi seviyorum. Üç kitabı vardı bende. İdefix'ten diğer beşini tamamladım. Romantik - fantastik bir seri. Dünyayı kurtarıyorlar her fantastik eserde olduğu gibi ama abartılı değil. Yarı peri yarı insan üç kız kardeş üzerinden gidiyor hikaye. Benim hoşuma gitti. Bir yerlerde bulursanız fantastik eserleri de seviyorsanız bir göz atın derim :O). 

29 Haziran 2014

LXII - SERENAD

Livaneli, sevdiğim bir sanatçıdır ama nedense daha önce hiç okumamıştım kendisini. Hata yapmışım. Seranad'ı bir günde bitirdim. Bayıldım. Bence mutlaka okumalısınız. Sadece anlatımın akıcılığı değildi hoşuma giden, karakterlerin öyküleriyle birlikte gerçek tarihi olaylar hakkında da bilgilendirmesiydi. Bir arkeolog ve tarih öğretmeni, onun da ötesinde tarih sever ve İkinci Dünya Savaşı'na özel ilgi duyan biri olarak Struma'yı hiç bilmiyordum mesela. Bu benim bir eksiğimdi ve kitap sayesinde öğrenmiş oldum. Kitabı arkadaşımdan ödünç almıştım ama kendim için de alacağım bir tane mutlaka. Bir de Livaneli'nin diğer kitaplarını edineceğim. Bundan sonra çıkacak kitaplarını da takip edeceğim.

Serenad'ı okuyalı çok olmuştu ama bloga eklemeyi atlamışım. O kadar emindim ki buraya koyduğumdan üç kere aradım tüm sayfalarda ama yokmuş...

17 Mayıs 2014

LIV SAHİLDE KAFKA

Az önce bitti. Fantastik bir kitaptı. Sevdim de diyemiyorum, sevmedim de. Bana ne kattı dersem verebileceğim bir yanıt yok. Okuduğuma da pişman değilim. Çok çok tavsiye etmiyorum ama okumak isteyenlere asla da demem. Japon edebiyatından bir örnek uzun zamandır okumamıştım. O yüzden iyi oldu. Aslında başka Murakami kitapları okumak istiyorum. Yazarın genel tarzını daha iyi çözümleyebilirsem sanki Sahilde Kafka'yı daha başka değerlendirebilecekmişim geldi. İleride Murakami karşıma çıkarsa uzak durmam...

24 Mart 2014

XLIV AYŞE KULİN


 VEDA + UMUT+ HAYAT +HÜZÜN: Geçen hafta bu dörtlüyü okudum. Birini bitirdim, birine başladım. Hayal'dan sonra iyi geldi üzerine bir de bunları okumak. Veda mesela 2007'de basılmış. Çok olmuş ben okuyalı. Bir ara dizisi başlamıştı ama galiba tutmadı. Ayşe Kulin, Veda'da Osmanlı'nın son dönemlerinden başlayıp Hüzün'le 1983'e kadar ailesini, hayatını, anılarını anlatmış. '83'ten sonrasını da anlatmasını istiyorum. Biyografi ve anı okumayı seviyorum. Hele sevdiğim bir yazardan okuyunca daha da çok seviyorum. Sizlere de tavsiyemdir, okuyun. İlk çıktığı dönemlerde alıp okuduysanız, üzerinden çok zaman geçti, bir daha okuyun :O).

14 Mart 2014

(XXXX) XL - HAYAL - AYŞE KULİN


Çok sevdiğim yazarların yeni kitaplarını kaçırdığım dönemler oluyor bazen. Aylar sonra haberim oluyor o kitabın çıktığından. Bu kitapla ilgili yazarken fark ettim ki, o zamanlarda ben içime kapanık oluyorum, dünyadan elimi eteğimi çekiyorum.

Neyse ki, şu an öyle bir dönemde değilim :O). Kitap yayınlanalı çok olmamış. Dün başladım, bu sabah bitirdim ve üzerinden çok geçmeden sizlerle paylaşmak istedim.

Hayal, bir kurgu kitap değil. Kulin'in yazarlık sürecine bir bakış. Otobiyografik kitapları ve Kulin'i sevdiğimden zevkle okudum ben. Kulin'in ilk tanınmasının ellili yaşlarındayken olduğunu öğrendim mesela. Aslında geç bir yaş, ben hep ezelden beridir bilinen biri gibi düşünmüştüm. Yayınlatana kadar kitaplarını kaç kereler geri çevrildiğini gördüm. Nedense ya da belki de, ben okuduğumda ünlü olmaya başlamış olduğundan çetin bir süreç yaşamış gibi değil de kitapları hep böyle havada karada kapılan biri olduğunu zannetmiştim daha önce. 

Sonuçta, rahat okunan ve değerli bilgiler içeren bir kitap benim açımdan. Tavsiyemdir.

XXXIX - KÜÇÜK BİR KIŞ MASALI - MAEVE BİNCHY


Binchy en sevdiğim yazarlardan biridir. Dönem dönem eski kitaplarını tekrar okurum. Her seferinde bana "yeniden başlama" gücü verir. İçimdeki umudu tazeler. 

Bu kitabında da bir otel ve müşterileri üzerinden insan ilişkilerinin naifliğini anlatmış. Var olmayan o otelde gidip kalasım geldi okuduktan sonra. Yağmur altında, vahşi doğada uzun yürüyüşler çekti canım.

Bitirdiğimde, Binchy'nin, bir kitapta çeşitli kişilerin birer portresini çizdiği kitaplarındansa, bir kaç belli başlı karakterin yaşadıklarını anlattığı kitaplarını daha çok sevdiğimi fark ettim. 

Yine de bu kitabını da beğendim. Tavsiyemdir.

24 Ocak 2014

XXXII - İNCE MEMED 1

İnce Memed 1, Yaşar Kemal'in ilk romanı. 1955'te yazmış. Ben, 1996'da, 16 yaşındayken arkadaşımdan ödünç alıp serinin dört kitabını da okumuştum. Yıllarca hep, kitapları satın alıp hem kütüphanemde saklamayı hem de tekrar okumayı istedim. Ama ne zaman kitap baksam henüz okumadığım - yeni çıkan kitaplar cezbetti beni. En sonunda, 33 yaşındayken, kitap fuarından almak nasip oldu. Alınca da hemen okumadım, bir süre beklettim. Aklım aldığım diğer kitaplarda kalmasın istedim. 17 sene sonra tekrar okuduğumda dört kitabı birden almadığıma pişman oldum. Tadı damağımda kaldı. Daha önce sadece İnce Memed'e odaklanmışken , bu sefer diğer karakterler de yüreğimde yer etti. Sistemi de sorguladım, romanın geçtiği zamanı da.

Tavsiyemdir, İnce Memed'i okuyun. Yaşar Kemal'i okuyun.

14 Kasım 2013

XXVIII - ATEŞBÖCEĞİNİN ŞARKISI VE KIZ KARDEŞLER ARASINDA


İkisini de fuardan almıştım. Üst üste okudum bitirdim. K. Hannah'ın diğer kitaplarına benzer, aynı tatta kitaplar. Ateşböceğinin Şarkısı, Ateşböceği Yolu'nun devamı zaten. K. Hannah seviyorsanız bunları da okumalısınız.

Tavsiyemdir.

7 Kasım 2013

XXV- BEYOĞLU'NUN EN GÜZEL ABİSİ

Bitti.  Bitti. Az önce. Tadı damağımda kaldı. Siz de okuyun :O). 

Not: Katil, uşakmış :O).

14 Ekim 2013

XVI - ÇIKMAZ SOKAĞIN SIRRI

En favori yazarımın en son ve en yeni kitabı. Mutlaka okuyun. Kadın güzel yazıyor. Espri anlayışı bire bir uyuyor bana. Pek göze çarpmıyor bence normalde. Ya da bu türdeki diğer kitaplar arasında kaybolup gidiyor. 

Tavsiyemdir...

XV - EMMA

Austen bir klasik. Klasik okumayı sevmeme ve çoğunu okumuş olmama rağmen Austen'i ilk defa okuyor olmam ilginç. Austen 18. y.y.ın sonunda doğmuş. Kitapları o dönemde yaşayan asilzadelerin günlük yaşamları hakkında. Bu günlük hayat baştan sıkıcı gelse de tuhaf bir biçimde sonradan o karakterlerle yakınlık kurup, akıbetlerini merak etmeye başlıyor insan. İlk baştaki sarmayan bölümü sabırla okuyup geçebilecek kitapseverlere tavsiyemdir.

XIV- BİR GÜN


Uzun zamandır okuma listemde yer alıyordu ve uzun zamandır her kitapçıya gittiğimde elime alıp inceleyip geri bırakıyordum. Kütüphanede görünce hiç kaçırmadım. Filme de çekilmiş. Ama filmini izlemedim henüz. Uygun bir zamanda göz atmayı düşünüyorum. Normalde kitabını okuduğum hikayelerin filmlerini beğenmiyorum ama nedense bu sefer tam tersi olacakmış gibi bir his var içimde, biraz da bunun doğru olup olmadığını anlamak için izleyeceğim. Kitaba gelirsek nötr diyebilirim. Okumaya değerdi ama süper değildi. Belki de uzun zaman bakıp da almadığım için beklentim yüksekti, bu da olabileceğinden kitabı kötülemek istemiyorum. Mutlaka okuyun diyemem ama denk gelirseniz bir yerlerde alın okuyun derim :O).

28 Eylül 2013

XIII - DOSTLUK EKMEĞİ



Dostluk Ekmeği'ni okuyalı çok olmuştu ama yazmak için ekmeğimin pişmesini beklemek istedim. Tarif ayrıntılı bir şekilde kitabın arkasında yazıyor. Kitabı okuyunca az çok fikir sahibi de olunuyor nasıl pişirilmesi gerektiği hakkında. Ekmek değil de daha çok kek diyebiliriz aslında. Şu an bunu yazarken dayanamadım ikinci dilimi kestim kendime. Böyle de muhteşem bir tat. Kitabı okuyanlar bilirler, bu dostluk ekmeğininin hamurunu on gün mayalıyoruz. İşte bir on beş gün önce kitabı bitirdiğim gün maya-un- su gibi basit malzemelerle ekmeği mayaladım ben.

Sekiz gün boyunca günde bir kere karıştırdım sadece, altıncı gün biraz daha un ve süt gibi iki üç malzeme eklemiştim. Artık pişirmeye hazır olduğu onuncu gün hamura eklemem gereken birkaç elzem malzemenin eksik olduğunu görünce ertesi gün marketten malzemeleri tamamlayıp pişirmek üzere buzdolabına koydum ama markete uğrayıp almam bugünü buldu.

Sonuçta hamur gerektiğinden fazla beklemişti dolapta, ilk defa yaptığım bir tarifti, dolapta bulduğum ekstra bir şeylerden daha katıp tamamen deneysel bir girişimde bulunmuştum ve ekmeği / keki çöpe de atmam gerekebileceği gerçeğini göze almıştım ama sonuç muhteşem. Kitabı okuyun güzel ama kitabı okumasanız da tarifi internetten bulun ve ekmeği pişirin.

Aslında hamuru dörde bölüp bir parçasını bizim pişirmemiz diğer üçünü paylaşmamız gerekiyor. Adı bu yüzden dostluk ekmeği. Ben üçe böldüm, deneme amaçlı birini pişirdim. Diğer ikisi dolapta duruyor. Malzemem yine bitti :O). Tamamladığımda bir parçasını daha pişirip annemlere vereceğim ya da kalırsa - ki kalacağını sanmıyorum- bir kısmını işe götüreceğim.

Tavsiyemdir kitabı da okuyun ama ekmeği / keki ne olursa olsun mutlaka pişirin.

XII - İSTANBUL HATIRASI

Ahmet Ümit'in eski bir kitabı ama çok çok da eski değil. 2010'da basılmış. Aldığımda hemen okuyup bir kenara kaldırmıştım. Geçen gün kitaplığımda görünce yine okumak istedim. Ya sadece bir kere okuduğumdan ya da ben okuyalı çok zaman olduğundan bir çok ayrıntıyı unutmuşum. Sonunu bilsem de okumak hoşuma gitti. Bir de kitabı aldıktan sonra bol bol İstanbul turu yaptığımdan, Ayasofya'ya, Yerebatan'a, Topkapı'ya geçen bahar gittiğimden yazar anlattıkça gözümde canlandırmam zor olmadı. Bu seferki okuma daha zevkliydi. Aynı yerleri yine gezesim geldi.

Tavsiyemdir.

23 Eylül 2013

X- ERGUVAN KAPISI



Oya Baydar ilk defa okuduğum bir yazar. Üslubunu çok sevdim. Erguvan Kapısı'nı bir solukta okudum. Yazarın anlatımı çok akıcıydı.

 Son zamanlarda okuyacak kitabım kalmamıştı elimde, yeğenimden (teşekkürler Çağıl :o)) cuma akşamı ödünç aldım, bu akşam da bitirdim. Bu sabah işe giderken ayrılmak istemedim kitaptan, okuyamayacağımı bildiğim halde yanıma aldım. 

Kitap bir Bizantolog ile başlayınca daha ilk cümlelerden ısınmıştım zaten. 

İnternetteki yorumlardan öğrendiğim kadarıyla Erguvan Kapısı, Sıcak Külleri Kaldı'nın devamı gibiymiş. Ama onu değil de Elveda Alyoşa'yı okumak istiyorum ben mesela sonrasında. 

Tavsiyemdir...

12 Eylül 2013

VI- JANE EYRE / CHARLOTTE BRONTE

Normalde ödünç kitap almayı sevmem. Sahip olmayı tercih ederim. Çünkü okuduktan sonra işim bitmez onlarla. Kitaplığımda olmalarını isterim. Çok sevdiklerimi tekrar tekrar okurum. Canım sıkkınken düzenlerim, rahatlarım.Sergilerim kitaplarımı. Övünürüm onlarla. Kitaplıklarımın karşısına geçip izlerim. İzlerken okuduğum kitapları düşünürüm. Şunu tekrar okusam derim, bunun sonunu hiç hatırlamadığı fark ederim... Okuma kısmı kadar, onlarla ilgilenme kısmı da terapidir benim için...

Ama Jane Eyre'yi kütüphaneden aldım. Bende zaten başka bir basımı vardı, başka bir yayın evinden.  Çok incelemeden almış, Bronte nasılsa iyidir diye düşünmüş ama hata yapmıştım. Çevirisini fazla beğenmedim. İzne çıkmadan önce kitap almaya fırsatım olmayınca ama kütüphaneye yolum düşünce tatilde iyi gider diye C. Bronte'yi tercih ettim. Hem de bu basımı da incelemiş olurum diye düşündüm. 

J. Eyre'yi keyifle okudum. Okurken sürekli bizim Çalıkuşu'nu hatırlattı bana. Neredeyse aynı hayat hikayeleri. Çalıkuşu da Jane gibi öksüz - yetim. Gerçi Çalıkuşu seviliyor teyzeleri tarafından ama Jane'i yengesi hiç sevmiyor. Neyse, ikisi de yatılı okula gidiyor. İkisi de zorda kalınca mürebbiyelik yapıyor. Gerçi Jane zorda kalmaktan değil biraz da değişiklik istediğinden yapıyor diyelim. İkisi de sevdikleri adam tarafından aldatılıp evden kaçıyor. Çalıkuşu ücra Anadolu köylerine sığınıyor, Jane de İngiltere kırına. En sonunda, çeşitli zorluklar çekip, badireler atlattıktan sonra, ikisi de sevdikleri adama kavuşuyorlar. 

Jane Eyre bir klasik. Önemli bir roman. Romantik ve feminist. Gerçi Bronte'nin kitabı yazdığı 1847 yılında feminizm diye bir kavramın var olduğunu zannetmiyorum ama feminizm icat olunduktan sonra böyle adlandırıldı en azından. 

Sonuçta, mutlaka okuyun. 19. yy'da kadından tek beklenenin bir kenarda oturup el işleri yapmak olduğunu düşünerek okuyun. Düşünmesine ve fikir üretmesine ihtiyaç duyulmadığını  ve kendisinden sadece arada bir kaç güzel, hoş söz söylemesi beklenildiğini aklınızda tutun. O dönemde bir kadın olarak Charlotte kitabını bastıramayacağından, erkek takma adı kullanarak kitabını bastırtabildiğini bilin. Jane'in gittiği yatılı okulun C. Bronte'nin kendi gittiği okuldan esinlenerek yaratıldığını unutmayın. 

Bir de yazıyı yazmadan önce internetten araştırma yaparken Geniş, Geniş Bir Deniz adlı bir kitaba rastladım.  Jean Rhys yazmış. Daha önce hiç duymamıştım ben. Mr. Rochester'in deli karısı Bertha ile olan ilişkisini irdeleyen bir kitap diyebiliriz. Ayrıntılı bilgi için link vereceğim. Ben en kısa zamanda bu kitabı da okuyacağım. İlgimi çekti...

http://bikahvebikitap.blogspot.com/2013/07/genis-genis-bir-deniz-jean-rhys.html

28 Temmuz 2013

BOŞ KOLTUK

Boş Koltuk doğum günü hediyemdi. Az önce bitirdim. Ben beğendim. Rowling okumuyormuş gibi hissettim kendimi genelde. Hiç alakaları olmadığı halde bana daha çok Binchy tadı verdi.

İnternetten yorumlara baktığımda genelde beğenilmediğini gördüm. Belki de Rowling'in Harry Potter serisinden sonra tamamen başka bir tarzda ve konuda yazmış olması etkilemiştir okuyanları. Boş Koltuk'tan hemen önce Potter serisini okuyup bitirdiğim halde ben o kıyaslamayı yapmadım nedense.

22 Mart 2013

ÖLÜ ERKEK KUŞLAR

İnci Aral'ı daha önce Mor'da okumuş ve beğenmemiştim. Bir daha da hep uzak durmuştum kendisinden. Belki yanlış kitaptı, belki yanlış zamandı, bilmiyorum ama Ölü Erkek Kuşlar gayet güzel geldi bana. Mor'u tekrar okumayı düşünüyorum bir süre sonra. Yine sevemezsem fırsat buldukça İ.Aral'ın başka kitaplarını deneyeceğim...

Tavsiyemdir :O).

19 Mart 2013

MUTLU OLMAK İSTEYEN ADAM

Gounelle'in ilk okuduğum kitabı Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer'di. Açıkçası onu daha çok sevmiştim. Daha özgün gelmişti bana. Bunu biraz daha kısa kesilmiş, daha yüzeysel buldum. Ama ileride tekrar okumak isterim. İlk okuyuşumla değerlendirmek de istemiyorum.

Tavsiyemdir, Gounelle okuyacaksanız ilk önce Mutlu Olmak İsteyen Adam'ı, Sonra Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer'i okuyun. Kitaplar arasında konusal olarak hiç bir bağlantı yok. Biri, bir diğerinin devamı olduğu için değil. Yazarla ilgili beklentileriniz açısından söylüyorum bunu.

RÜZGARLA GELEN

Son okuduğum kitap. Süper diyemem. Kötü de diyemem. Biraz karamsarlığa sevketse de ortalarında, sonu olumsuz bir olayla da bitse, tatlıya bağlanan şeyler de yok değil. Çok nötr kaldım bu kitap konusunda...

Tavsiyemdir diyemeyeceğim ama okumakla da bir şey kaybetmeyeceğiniz, belki bana fazla bir şey vermeyen ama sizi daha çok saracak bir kitaptır...

2 Mart 2013

ÇALIKUŞU




Çalıkuşu'ndan bahsedeceksem eğer, sözü kısa kesemeyeceğimi fark ettim. Reşat Nuri Güntekin, 1922'de yazmış Çalıkuşu'nu. Benim ilk okuyuşum, on bir yaşındayken, babamın bana yılbaşı hediyesi olarak kitabı almasıyla oldu. O zamandan bu zamana defalarca okudum. Her seferinde ayrı bir sevdim. Benim kitabım da bire bir fotoğrafını koyduğum basım. Ama fotoğrafı internetten aldım aslında. Benimki de elimde okuna okuna yıprandı. Kitabın dili de hayli eski. Belki yeni basımlarda sadeleştirmeye gidilmiştir. Yine de elimdeki kitabı hiç bir şeye değişmem. Her şeyden önce, ilk sayfasında babamın bana ithafı ve imzası var. 

Geçen gün, kütüphanemin karşısına geçmiş, bir yandan kitaplara göz gezdirip bir yandan ne okusam diye düşünürken, gözüme takıldı ve hemen Çalıkuşu'na başladım. Bitireli neredeyse bir hafta olmasına rağmen de hala etkisinden kurtulamadım.


Çocukluğumdan bir de Aydan Şener'in oynadığı haliyle Çalıkuşu'nu hatırlıyorum. 1960'larda Türkan Şoray'ın oynadığı bir siyah beyaz film de var. Onu internetten buldum izledim. Ama Aydan Şener'li versiyonu çocukluğumdan hatırlıyorum. İlk gösterilişi '86 yılındaymış. Ben o zaman altı yaşında olduğuma göre, ilk gösterimi değildir büyük ihtimalle hatırladığım. Tekrar gösterimlerden yakalayıp izlediğim bir kaç bölümdür. 



 Hayatımın son döneminde Çalıkuşu dersem bir de Çanakkale'yi anmam gerekir. Yukarıdaki fotoğraf, Reşat Nuri Güntekin'in bir dönem yaşadığı, Çalıkuşu'nun da bir kısmını yazdığı ev. Bu biraz eski  hali. Biz taşınmadan önce ev restore edilmişti. Kamu binası olarak hizmet veriyordu. Tam bizim evin yolu üzerinde olduğundan Çanakkale'de yaşadığım süre boyunca neredeyse her gün, kimi zaman günde bir kaç defa önünden geçtim. Kocam bana Reşat Nuri Güntekin'in evi olduğunu söyleyene kadar, eski bir ev olarak   dikkatimi çekiyordu. Öğrendikten sonra da ayrı bir sevgi besledim. 

Çalıkuşu 'nun hikayesini bildiğinizi düşünseniz de, sağda solda bölük pörçük rastlamış olsanız da, kitabını da mutlaka okumanız gerektiğini düşünüyorum. Çalıkuşu, pek tabi ki, mutlaka tavsiyemdir. Şimdiye kadar okumadıysanız, bir an önce okuyunuz...

BİR ALIŞVERİŞKOLİĞİN İTİRAFLARI

Bir gece  ödünç aldım gece mesaisi bitiminde. Ertesi öğlene okumuş, teslim etmiştim. Güzeldi. Filmi de varmış. Bir sonraki gün de, işe gitmeden ütü yaparken izledim filmi. Kitaptan haberim olmasaydı, filmi hoşuma giderdi belki ama kitabın üzerine filmi hiç beğenmedim.

Kitap tavsiyemdir... Filmi izlemeseniz de olur:O)...

22 Şubat 2013

ALIŞVERİŞKOLİK VE BEBEĞİ


Oğlumun hediyesi oldu bu kitap bana geçen hafta sonu. Ve ben çok sevdim. Eğlenerek okudum.

Tam benim istediğim gibiydi. Atıştırmalık. İşten çıktıktan sonra, karnımı doyurup, koltuğa uzandığımda, kendimi yormadan, beynimi yormadan, aksine okudukça günün yorgunluğunu atarak okudum.

Bu tarz kitaplara "çerez" diyorum ben. Bir de yolda, minibüste, bankada, dişçide sıra beklerken okunabilir oluşlarını da çok seviyorum. Fazla dikkat vermek gerekmediği için, her türlü kalabalık, gürültülü ortamda da gidiyor. Bir de konu hafif olduğundan, o an kaldığın cümlede kitabı kapatıp, bir sonraki müsait anda kaldığın yerden rahatlıkla devam edebiliyorsun. Şu neydi, bu kimdi, en son ne olmuştu diye uzun uzun düşündürtmüyor.

Tavsiyemdir. Okuyunuz...

16 Şubat 2013

ZAMAN YOLCUSUNUN KARISI



İki sene önce almış, okumuş ve beğenmiştim. Az önce ikinciye bitirdim kitabı. İlk seferde atladığım ayrıntıları yakalamış oldum. Yine büyük keyif verdi bana.

Bilim kurgu seviyorum ve fantastik edebiyat. Bilim kurgu biraz daha fazla seviyorum hatta galiba.

Filmi de var bu kitabın. Çekilmiş. Bir ara biraz izlemiştim ama kitabı gibi değil.

Tavsiyemdir. Filmini izlemeden önce mutlaka kitabını okuyun :O)...

AŞKI YARIN YAŞAYACAKSIN

Yine Maeve Binchy, yine sevdiklerimden...

Dönem dönem belli bir sırayla okuyorum Binchy favorilerimi ve bu son sıradaki kitap oluyor genelde.

Sonra bir süre ara veriyorum Binchy okumaya.

Yeni kitabı çıksa ne güzel olurdu...

Tavsiyemdir... Siz de okuyun...


6 Şubat 2013

TAVAN ARASINDAKİ BUDA


Hiç görmemiştim bu kitabı. Duymamıştım. Bir yerlerde rastlamamıştım. Bu yazıyı yazarken baktım, çok eskiydi de benim mi haberim olmadı acaba diye, 2011 basımıymış. Daha doğrusu orijinali iki bin on bir, Türkçe'ye çevrimi iki bin on iki.

Değişik anlatımıyla beni çarptı. İçerik de çok boş değildi ama öncelikle ve özellikle anlatım dili, daha önce hiç rastlamadığım bir tarzdaydı ki, benim gibi kitap manyağı birisi için bu cümleyi kurabilmek zor.

Konusu değişik gelmeyecek ama alın okuyun. Tavsiyemdir...

KIZILA BOYALI SAÇLAR

Uzun zamandır gördüğüm, duyduğum ama bir türlü alıp okuyamadığım, bir gün elbet, diyerek aklımın köşesinde beklettiğim kitaptı.

Ablam gönderince Fethiye'den, mutlu oldum. Dün gece bitirdim. Çok çok beğendiğim bir kitap değil. Sarmadı beni. Bir daha okur muyum, okumam. Bana hiç bir şey vermedi gibi. Ne bilgi, ne aynı şeyleri ben de yaşadım duygusu, ne bunları yaşamadım ama yaşayanlar da varmış hissi. Kitabın içine giremedim.

Yine de okumayın der miyim, demem. Bir deneyin. Mutlaka göz atın. Mutlaka ki benim aksime çok çok beğenenler olmuş ki, otuzuncu baskısıydı benim okuduğum...

Tavsiyemdir, bulursanız okuyun ama çok fazla bir şey de beklemeyin :O).