Durum raporudur, salonun camını hala silmedim. Hiç sevmiyorum çünkü cam silmeyi, daha önce söylemiştim. Fırsatım da olmadı, başka işleri toparladım ama bugün hava çok güzeldi gündüz, silecek olsam güzel güzel silermişim. Neyse, yarın da dışarıda işim var, belki cuma sıcak olursa ancak o gün olur.
İkinci kat battaniyeyi de çıkarmadım. Ama dün akşam yine serin geldi battaniye + pike kombinasyonu. Yorgan da çıkarabilirim bu arada ama kalorifer yanmaya başlayınca yorgan kalın geliyor. O yüzden geçiş dönemini iki battaniye ile atlatmayı düşünüyorum.
Yazlıkları kışlıklardan ayırdım ama hala tüm kışlıkları çıkarıp tüm yazlıkları kaldırmadım :O).
E onu yapmadım, bunu yapmadım, ne yaptın o zaman iki gündür derseniz, kitap okudum. Ivır zıvır işleri hallettim. Poğaça yaptım. Efsane oldu, özel istek üzerine bir daha yaptım :O).
Efsane Poğaça evde yoğurt olmadığı için ortaya çıktı. Hep yaptığım eski bir tarifi yapayım dedim. Yoğurt yok diye süt koydum. Biraz kuru oldu, margarin ekledim. Hepsi göz kararı bu arada. Tekrar yap dediklerinde yaptım ama sonucun ne olacağını hiç bilmiyordum. Ölçü yok çünkü, tamamen kıvama göre. Neyse, ikinciler ilkinden de güzel oldu. Kıyır kıyır, bir tadına bakayım diye alıp dört-beş tane yedirten türden bir şeyler çıktı ortaya. Sonuçta o tarifi bir daha asla yoğurtla yapmayacağım :O).
Telefon ve bilgisayar arşivimi düzenlemeye, toparlamaya da başladım yavaştan. Hemen bitmez o iş ama yavaş yavaş, her gün biraz düsturuyla bitireceğim inşallah.
Bu arada bir kabus gördüm ki, çok güldüm sonradan. Kabusum şu efendim. Komşum geliyor kapıya, başka bir komşudan dert yanmaya başlıyor. Dur diyorum, ayak üstü konuşmayalım, gel içeriye, oturalım. Tamam diyor ve ben ona terlik vereyim diyorum. Ve dakikalarca onu kapıda bekletip terlik almaya uğraşıyorum. Terlikler de parmağımın ucunda ama nedense bir türlü erişip de alamıyorum dolaptan. Ay kadın bekliyor, ben telaş yapıyorum, geriliyorum derken bekletmeyim artık diyorum. Kapıyı da kapamışım Hektor çıkmasın diye (rüyamda bile Hektor kaçmasın diye kapatmam da ilginç), tekrar açıyorum ki o komşu bir evine çıkıp gelecekmiş, kapıda başka bir komşumla kızı var. Onlar da bana gelecekmiş. Ne hikmetse bu sefer terlikler içerde değil, sokak kapısının tam karşısında bir dolaptaymış. Oradan terlik alayım vereyim diyorum ki dolap komple kaybolmuş. Yok! kaymasın, devrilmesin diye destekleri varmış yerde, geride sadece onlar kalmış. Dolabım nerede diyorum bekleyen ana kıza biz dolap falan görmedik diyorlar. Sokağa çıkıyorum etrafa bakmaya, dolabı aramaya, yok hiçbir şey. Bir bakış atıp arkamı dönüyorum ki analı kızlı komşum bana geleceklerine, sokağa alçak bir sehpaya tepsi koyup başında oturmuş peynir zeytin yiyorlar. Terlik vermedim, vermeyince eve de almadım diye herhalde :O). Neyse, o arada da uyandım.
Alaylı bir ev kadınıyım, bu işe yıllarca çok uzak kaldım ama kabuslarımı misafire terlik bulamamak üzerine görmeye başladıysam, ben yavaş yavaş tam bir ev kadını oluyorum artık herhalde.
Yine görüşmek üzere.







