7 Ekim 2026

Ekimin Yedisi - 2026

     Durum raporudur, salonun camını hala silmedim. Hiç sevmiyorum çünkü cam silmeyi, daha önce söylemiştim.  Fırsatım da olmadı, başka işleri toparladım ama bugün hava çok güzeldi gündüz, silecek olsam güzel güzel silermişim. Neyse, yarın da dışarıda işim var, belki cuma sıcak olursa ancak o gün olur. 

    İkinci kat battaniyeyi de çıkarmadım. Ama dün akşam yine serin geldi battaniye + pike kombinasyonu. Yorgan da çıkarabilirim bu arada ama kalorifer yanmaya başlayınca yorgan kalın geliyor. O yüzden geçiş dönemini iki battaniye ile atlatmayı düşünüyorum.

    Yazlıkları kışlıklardan ayırdım ama hala tüm kışlıkları çıkarıp tüm yazlıkları kaldırmadım :O). 

    E onu yapmadım, bunu yapmadım, ne yaptın o zaman iki gündür derseniz, kitap okudum. Ivır zıvır işleri hallettim. Poğaça yaptım. Efsane oldu, özel istek üzerine bir daha yaptım :O).   

      Efsane Poğaça evde yoğurt olmadığı için ortaya çıktı. Hep yaptığım eski bir tarifi yapayım dedim. Yoğurt yok diye süt koydum. Biraz kuru oldu, margarin ekledim. Hepsi göz kararı bu arada. Tekrar yap dediklerinde yaptım ama sonucun ne olacağını hiç bilmiyordum. Ölçü yok çünkü, tamamen kıvama göre. Neyse, ikinciler ilkinden de güzel oldu. Kıyır kıyır, bir tadına bakayım diye alıp dört-beş tane yedirten türden bir şeyler çıktı ortaya. Sonuçta o tarifi bir daha asla yoğurtla yapmayacağım :O).

    Telefon ve bilgisayar arşivimi düzenlemeye, toparlamaya da başladım yavaştan. Hemen bitmez o iş ama yavaş yavaş, her gün biraz düsturuyla bitireceğim inşallah.

    Bu arada bir kabus gördüm ki, çok güldüm sonradan. Kabusum şu efendim. Komşum geliyor kapıya, başka bir komşudan dert yanmaya başlıyor. Dur diyorum, ayak üstü konuşmayalım, gel içeriye, oturalım. Tamam diyor ve ben ona terlik vereyim diyorum. Ve dakikalarca onu kapıda bekletip terlik almaya uğraşıyorum. Terlikler de parmağımın ucunda ama nedense bir türlü erişip de alamıyorum dolaptan. Ay kadın bekliyor, ben telaş yapıyorum, geriliyorum derken bekletmeyim artık diyorum. Kapıyı da kapamışım Hektor çıkmasın diye (rüyamda bile Hektor kaçmasın diye kapatmam da ilginç), tekrar açıyorum ki o komşu bir evine çıkıp gelecekmiş, kapıda başka bir komşumla kızı var. Onlar da bana gelecekmiş. Ne hikmetse bu sefer terlikler içerde değil, sokak kapısının tam karşısında bir dolaptaymış. Oradan terlik alayım vereyim diyorum ki dolap komple kaybolmuş. Yok! kaymasın, devrilmesin diye destekleri varmış yerde, geride sadece onlar kalmış. Dolabım nerede diyorum bekleyen ana kıza biz dolap falan görmedik diyorlar. Sokağa çıkıyorum etrafa bakmaya, dolabı aramaya, yok hiçbir şey. Bir bakış atıp arkamı dönüyorum ki analı kızlı komşum bana geleceklerine, sokağa alçak bir sehpaya tepsi koyup başında oturmuş peynir zeytin yiyorlar. Terlik vermedim, vermeyince eve de almadım diye herhalde :O). Neyse, o arada da uyandım. 

    Alaylı bir ev kadınıyım, bu işe yıllarca çok uzak kaldım ama kabuslarımı misafire terlik bulamamak üzerine görmeye başladıysam, ben yavaş yavaş tam bir ev kadını oluyorum artık herhalde.     

    Yine görüşmek üzere. 

5 Ekim 2026

Ekimin Beşi - 2026

    Mutfak deneyimlerimi biraz azaltmaya karar verdim. Çok üst üste yaptım ve her taraf yazılmayı bekleyen tarifler, temize geçmem gereken notlar, bir dosyada toplamam gereken fotoğraflarla doldu. Yapıp beğendiğim birkaç tarifi tekrar denemek istiyorum mesela ama dağınıklık sebebiyle bulamıyorum. Bir düzene oturtup yaptığımda hemen akabinde toparlama işlerini de bitirmem gerek. 

    Mutfağa girdiğimde neredeyse tam bir günüm orada geçiyor. Ve başka hiçbir şeye vaktim, vaktim kalsa da enerjim kalmıyor. Süreçler gözlem gerektiriyor. Birçok tarifin bekleme süresi, takip edilmesi gereken zamanları var. Bir de bunların üzerine en az iki makine bulaşık çıkıyor. Tüm bunları bir araya getirince her denediğim yeni tarif eskilerin üzerine binen bir yığın oluyor. 

    Bunun dışında havalar soğudu, kışlıkların bir kısmını çıkardım. Yazlıkları kaldırmadım. Yatak odası ve gardırop karman çorman. Sürekli elime tişört geçiyor mesela ama evde tişörtle üşüyorum artık uzun kollu üstlerimi bulup düzenlemem lazım. İnce battaniyemi çıkarmıştım ama sanki o da yetmemeye başladı. Kalını da bulup iki kat battaniye sermiş olayım diye düşündüm dün gece mesela. Demek ki geceleri hava biraz daha soğuk olmaya başladı.

    Kış iyice gelmeden salonun camını silip perdesini yıkamak istiyorum mesela. Geçen hafta hava hep yağışlı ve soğuktu. Bugün güneşli gibiydi ama olmadı. Yarın da güneşli olursa o işe girişme ihtimalim yüksek. 

    Anlayacağınız biraz kış düzenine geçmemiz lazım yavaştan. Bu arada Atahan da kasımda askere gidecek. Hazırlık yapalım bir yandan bence. Neye ihtiyaç var onu da hiç bilmiyorum. Öğrenecek o artık nereden öğrenecekse bana da söyler herhalde :O).

    Kitabımına da devam ediyorum bir yandan. Yarısını geçtim ama bitirmek için acele etmiyorum. Keyifle okuyorum. 

    Bugün de yemek, bulaşık, çamaşır derken yorulmuşum ve bilgisayarın başına oturunca anladım. Yazıyı yollayınca kitabımı elime alıp dinleneceğim artık.

    Yine görüşmek üzere. 

3 Ekim 2026

Roma'nın Beş Günü / Ekimin Üçü - 2026

 

    Ben size çok tatlı bir yazı hazırlamıştım kafamda uzun uzun onu yazacaktım ama kitabım geldi. Bir an önce okuyup bitirmem lazım. İlk bölümü bitirdim bile gelir gelmez zaten de, devam etmeliyim.

    Bugün bir ekşi ekmek mayaladım, bir ekşi ekmek pişirdim. Üç kere ekşi maya besledim. Bir tepsi çikolatalı tarçınlı kurabiye, bir tepsi kakaolu atık ekşi mayalı kurabiye, bir tava börek, bir tepsi çatlapatla kurabiye yaptım ve yoruldum. 

    Ve bir nokta dikkatimi çekiyor bazen, bizimkiler, annem de dahil, o kadar alıştılar ki ev yapımı ekmeğe, pastaya kurabiyeye her gün bunları yemek normal gelmeye başladı. Bugün üç tepsi kurabiye yapmış olmama rağmen kocam bisküvi yemeyi düşünüyordu mesela. Annem de yine mi kakaolu kurabiye dedi. 

    Atahan'dan da var mı bu tarz bir aksiyon emin olamadım, gerçi onda olmayabilir. Dün yaptığım kurabiyelerin yarısını yemiş gece işten gelince. Bugün tekrar istedi, yine yaptım. Yarısı deyince bir şeyi belirteyim yalnız, biraz iri kurabiyeler ve tariften on tane çıkıyor. Bugün gelin namzedimiz bize gelecekti. Ona da ayıralım demiştim iyi ki de demişim yoksa sabah kalktığımda bir tane bile bulamayacaktım büyük ihtimalle. 

    Zaten bizde bir şeyi sonradan da yemenin tek yolu ya herkesi komple bitirmeyin ben sonra yine yemek istiyorum diye uyarmak ya da saklamak. 

    Kitabıma tüm hızıyla tekrar başlayıp bir an önce bitirmek için kaçıyorum. Yine görüşmek üzere.  

2 Ekim 2026

Doğal Beslenmem / Ekimin İkisi - 2026

    Dün kocamın aldığı ayçöreğini yerken bir yandan da Instagram'da geziniyordum. Tam ben kırıntıları kese kağıdının dibine toplamış direkt ağzıma dökecekken "Diyetin sürdürülebilir olması ve sağlıklı beslenme..." diyen biri çıktı karşıma. Bir ağzıma atılmayı bekleyen kırıntılara bir o kişiye baktım. Sağlıklı beslenme için yemesem mi acaba diye düşündüm. Kişi lafını "Sağlıklı beslenme için doğal beslenme tarzımızı devam ettirmeliyiz." şeklinde bitirince "Aaa, sıkıntı yok o zaman, benim doğal beslenme şeklim bu, asla paketin dibindeki kırıntıları çöpe atmam." diyerek hepsini ağzıma attım :O). 

    Yine görüşmek üzere.

1 Ekim 2026

Ekimin Biri - 2026 / Ablam ve Ayçöreği

    Bugün başka bir şeyler bahsedecektim, kafamda bir taslak vardı. Sonra tesadüfen 23 sene önceki bir yazım çıktı karşıma. Ablamdan bahsetmişim. Bazı şeyler değişmiş bazıları hiç değişmemiş. 

    Yokluğu hala acıtıyor. Çok bahsetmiyorum. Genelde arka planda oluyor. Ama bazen bir yerden bir şey karşıma çıkıp direkt vuruyor. Bugün de öyle oldu. 

    Kocam sigara almaya gitmişti dışarıya. Gelirken ekmek almış. Ben seviyorum diye bir de ayçöreği almış. İçim ısındı. 

    Bugün de böyle. Yine görüşmek üzere. 

30 Eylül 2026

Eylülün Otuzu - 2026 / Kişi Kendinden Bilir İşi

    Ben ilk telefonumu 18 yaşında aldım. Hesap makinesinde şu anki yaşımı o zamanki yaşımdan çıkarıp yaptığım hesaplamaya göre 28 yıldır cep telefonu kullanıyorum. Ve evet kafadan yapmadım bu hesabı, hesap makinesiyle yaptım çünkü ben matematikçi bir babanın saf sözelci kızıyım. 

    Neyse, 28 senedir kapattığım her telefondan sonra o kişinin dedikodusunu yapacaksam eğer, konuşmanın bittiğine yüzde yüz emin olmadan asla konuşmadım. Ama...

    Üzüm ekşi mayamı besledim. Kalan atık mayadan da kurabiye yaptım. Bugün beslediğim mayanın ekmeği ancak yarın pişeceğinden ve evde hiç ekmek kalmadığından bir de hazır mayayla ekmek yoğurdum. 
    O arada da, "kurabiye yaptım, geçerken bizden al" demek için annemi aradım. Elim hamurlu diye hoparlörü açtım. Konuşmamızın sonuna doğru kocam da mutfağa sigara içmeye gelince bir kısmını o da duydu. 
    Annemle kapattık ve biz kocamla direkt annemi çekiştirmeye başladık. Aslında direkt annemi değil de benim tanıdığım arızalı bir arkadaşını. Kapatmadan önce en son annemle de ondan bahsediyorduk, kocamla konuya devam ettik. Ardından o kesmeyince annemi çekiştirerek devam ettik. 
    Ben o arada telefona göz atmıştım, dediğim gibi kontrol etmeden asla dedikodu yapmam, sohbet ekranı kapalıydı. Hamuru yoğurdum bitti. Telefonu aldım elime bir de bakayım ki, konuşma bitmemiş. Ekranın sol üst köşesinde küçük bir simge olarak kalmış, o yüzden görmemişim ve annem konuştuğumuz her şeyi duymuş! 
    Yani ona da söylediğimiz şeylerdi yüzde doksan dokuzu. Arkasından konuşurken yeni bir şey eklemedik. Ona dediklerimizi birbirimize aktarıp üzerine birkaç minik yorum ekledik sadece. Ama tabi ki daha rahat konuştuk. Hem zaten yüzüne söylemişiz bir de arkasından konuştuklarımızı da duymasa da olurdu.
    Hemen hasar kontrolü yapmak için annemi geri aradım. "Telefon açık kalmış, on dakikadır seni çekiştiriyorduk." dedim. Neyse ki, çok şükür, hiçbir şeyi duymamış. O açık kaldığını fark etmediğinden başka şeylerle uğraşmış. Atahan da diyor ki, "Açık kalsa bile kapatırdı, neden dinlesin ki?" Valla annem hep kapatmayı unutuyor, ben de kendim kapatmadan hep bekliyorum 5-10 saniye, bakalım ne diyecek beni çekiştirecek mi diye. O yüzden onun kapatmış olabileceği aklıma bile gelmemişti. İşte, kişi kendinden bilir işi!
    Yine görüşmek üzere. 

29 Eylül 2026

29 Eylül 2026 - Salı

    Sizi masamdan küçük bir enstantane ile karşılıyorum. O gördüğünüz iki minik tatlış kabağı yaptım dün gece. Hemen fotoğrafını da çektim. Bu fotoğrafı da sadece size özel koydum. Başka yerde yayınlanmadı. Özelsiniz yani, bilginize.
    Sabah, "Hemen her gün yazıyorum artık. E ben bir ev kadınıyım, gelirim yok. Bloguma reklam bağlasam, kazandığım parayla da özel aşçı tutsam, her gün yemek yapsa, ben yapmasam." diye düşündüm. İnstagram'da da çok görüyorum. İkinci el uygulamalarından eşya satıp ev, araba parası biriktiriyoruz, işte beş milyon borcumuz var onu ödüyoruz, gün 1, gün 1758 tarzı gönderiler. Sonra da şunun farkına vardım: Milletin hayali ev, araba almak, derdi borç ödemek. Benim derdim para kazanıp özel aşçı tutarak yemek yapmaktan kurtulmak :O). Allah başka dert vermesin, amin. Yani olabilir bence, neden olmasın? Açım fakirim reklam koyayım da karnımı doyurayım yazsaydım mutlu mu olacaktınız? Aksine üzülecektiniz, ah kıyamam fakirmiş diyecektiniz. Sizi üzmüyorum işte, ne güzel :O). Aç ve fakir değilim, özel aşçı istiyorum sadece. 
    Aşçı bize yemek yapsın, ben de ekşi mayalı ekmeklerimi yapayım. Pasta yapayım. Çok güzel bir işbirliği bence. Herkes mutlu olduğu şeyi yapacak. Ve en güzeli de şu: Beni bu hayale kavuşturmak sizin elinizde. Şu an için reklam meklam yok blogta ama koyarsam lütfen hepsine tek tek tıklayın. Girip bir bakın. Bunu Burcu'nun özel aşçıya kavuşması için yapıyorum motivasyonuyla hareket edin. Şimdiden teşekkür ederim hepinize. El birliğiyle başaracağız, inanıyorum!
    Bu arada siz reklam tıklayacaksınız da ben de boş durmayacağım. Evde, elimdeki kaynakları tüketip alışveriş yapmayarak özel aşçı parası biriktireceğim. Dün mesela rujum bitmişti artık, çöpe attım. Gidip hemen yenisini almak yerine evde neyim var diye baktım. Ambalajlı bir ruj kalmış Avon zamanından. Açıp rengini görmek istedim. Sürdüm. Kırmızıymış. Ama nasıl bir kırmızı, ben size kullanım alanını söyleyeyim siz anlayın. Düğüne falan giderken sürülecek tonda değil. Sadece ve sadece sahne alırken sürülebilecek kırmızının en çarpıcı, en koyu, en göze batan tonu. Buna bir de benim güneş yüzü görmemiş en beyazdan daha beyaz tenimi ekleyin. Ruju sürünce Burcu yok oldu, sadece dudaktan ibaret oldum, öyle diyeyim yani. Ve tam da ruju sürmüşken ne oldu tahmin edin, kapı çaldı! Kargocu gelmiş. Ruj da ne menem bir şeyse kalıcı pigmentli mi artık bilmiyorum siliyorum yine bile çıkmıyor. Mecburen kapıyı sahneden yeni inmiş, ev kıyafetini giymiş ama henüz makyajını temizlememiş kadın modunda açtım. Yani aslında evde ruj sürmekte sakınca yok, kargocuya ya da kim geldiyse kapıyı da gayet rahat rujumla açabilirim ama rujum o "kırmızı" olmasaydı iyiydi. Adamın suratına bakamıyorum neredeyse, yere bakarak konuşuyorum.
    Ama size bir şey diyeyim mi? Kargocu kesinlikle şaşırmamıştır. Bence geldikleri en eksantrik kişilerden biri benim. Hektor kaçmasın diye kapıyı çoğunlukla The Shining filmindeki Jack Nicholson'un ikonik kapı sahnesindeki gibi açıyorum. 

    Genellikle tam hamur yoğururken de geldikleri için çoğunlukla kapıyı dirseğimle açıp iki elimi ameliyata girecek cerrah gibi havada tutup paketi yere bırakmalarını da rica ediyorum. Hamurun cıvık anındaysa elimi çıkaramayıp kucağımda kocaman yoğurma kasesiyle açmışlığım da oldu. 

     Buraya kadar anlattığım görüntüler de saçma ama en çok şaşırdıkları şapkalı ve önlüklü halim oluyor nedense ki bence en normal halim bu. Saçlarım kısa olduğundan toplayamıyorum. Bir şeyler yaparken hijyeni sağlamak için Atahan'ın kullanmadığı aşçı şapkasını takıyorum. Kapıyı kafamda şapka, üzerimde önlüğüm açtığımda her seferinde aşırı şaşırıyorlar. Şapka da fotoğrafta gördüğünüz kep gibi olan model, yüksek, ucu tavana değen o beyaz şef şapkalarından değil aslında. Dur ben onlardan alayım da bir dahakine öyle açayım değişiklik olsun diye :O). Fotoğrafı da yapay zeka yaptı. Yüz kere değiştirme de desem yüzümü değiştiriyor her seferinde inatla.  
    Yapay zeka demişken seksenler akımını ben de denedim tabi ki. İnstagram'da en az yüz tane fotoğraf gördüm, herkesi diskoda miskoda afili, şuh, ne bileyim havalı yapmış. Beni Altın Kızlar dizisindeki Sophia gibi yaptı. 

    Sonra baktım 80'lerde havalı olamıyorum, ortaçağdaki halimi yap dedim. Bir kraliçe, ne bileyim en azından asilzade beklerken mutfaktaki aşçı oldum ola ola. 


    Şapkam da hala başımda :O). Ortaçağdan günümüze hijyene önem veriyorum, görün artık! 80'lerin Sophia Burcu'sunda mutluymuşum ama en azından. Ortaçağ mutfağı bana yaramamış, yüzüm asık. 
    Yani demem o ki, kırmızı ruju da açtım artık, atsam atamam versem veremem. E hedefimiz de özel aşçı parası biriktirmek, israf yapamam. El mecbur, kullanacağım, başka çarem yok. Kargocular da alışır artık bir süre sonra, ne yapayım. Sormazlar ya sorarlarsa sahnede ekmek yoğurma şovu yapıyorum derim :O). 
    Yine görüşmek üzere.