31 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN OTUZ BİRİ - 2024

 Son günlerde biraz tembellik yaptım. İş güç açısından çok verimli günler geçirmedim ama kendi açımdan fazlasıyla güzeldi :O). Kitap okudum sabahtan akşama kadar, kitap okumaktan yorulduğumda ya da sıkıldığımdaysa sosyal medyada amaçsızca gezindim. Günün çeşitli saatlerinde uzun - kısa şekerlemeler yaptım. 

  Yabancı serisini okuyorum şu sıralar. Diana Gabaldon'un. Son çıkan kitaba başladığımda önceki olayları pek hatırlamadığımı fark edince ilk kitaptan olmak üzere baştan başladım. Beşinci kitaptayım şu an. Bazen sıkılıp elimden bıraktığımı ve okumaya devam etmediğimi fark edince nerelerde okuyasım gelmediğine dikkat ettim. Bu seride, politik olayların anlatıldığı kısımlar beni sıkıyor. Bir arkeolog olarak tarihi çok sevsem de İskoç ve Amerika tarihi üzerine bilgim yok ve bu yüzden kitapta bahsedilen olaylar çok havada kalıyor. Bir de önceden hatırladığım sevdiğim karakterlerin başına gelecek kötü olaylar yaklaştığında okuyasım gelmiyor. Olayların sonucu biliyor da olsam tekrar okuyunca tekrar üzülüyorum. Çok da hassas ve ponçik bir yapım var :O). Ya da hayat beni yormuş bir de kitap sebebiyle üzerime duygusal yük bindirmek istemiyorum. Bazen okurken çok kaptırdığımda kendime "Bu bir kitap karakteri, gerçek değil." diye hatırlatmalar yaptığım da oluyor.  

 Yarın 1 Eylül. Mutluyum. Tamam, eylülün biriyle hava hemen soğuyup sonbahar başlamayacak ama yine de önümüzdeki güzel ve serin günlerin yaklaştığını gösteren bir işaret olacak. Eylül ayını çok severim zaten. Hem evlenme yıldönümümüz de eylülde. Yirmi beşinci senemize başlayacağız. Yıldönümlerimizde hediye almıyoruz birbirimize ama genelde dışarıda bir yemek ya da en azından evde bir pasta ile kutluyoruz. Bu sene hangisini yapacağımıza daha karar vermedik. Benim oyum pastadan yana. Rejimdeyiz diye uzun zamandır çikolata alımını ve pasta yapımını kısıtladık, özledim açıkçası.

  Yine görüşmek üzere... 

25 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN YİRMİ BEŞİ- 2024

    Eminim ki yiyeniniz ve kullananınız vardır ama kepekli pirinç bizim hayatımıza son rejimle beraber girdi. Daha öncesinde ne almıştım, ne yapmıştım ne de yemiştim. Sevdim ben. Hatta normal pirinçten tamamen vazgeçebilecek kadar sevdim. Benim gibi denemeyenleriniz varsa belki tadar, beğenir, hayatına dahil eder diye bir yazayım dedim. Tavsiyemdir :O). 

   Bazen gözüm hoş yanılgılar yaratabiliyor. Geçenlerde blogtaki eski yazılarda bir şey ararken hızlı hızlı geçiyordum. "Aralığın Otuzu" yazmışım, ben onu affedersiniz ama "Anasının Gözü" diye okudum. Yanlış okuyabileceğim de hiç aklıma gelmedi o an, kendi kendime Allah Allah ben böyle başlık atmam ama dedim vardır bir sebebi herhalde. Üzerinde de durmadım. Sonra sayfada geri dönerken tekrar görünce alakasızlığını fark ettim. Bilinçaltımda ne vardı ki Aralığın Otuzu - Anasının Gözü oldu inanın ki hiç bilmiyorum :O). 

   Geçenlerde evin içinde dolanıp etrafı topluyor bir yandan da annemle telefonda konuşuyordum. Hektor'un derinlerden sesi geliyor gibi geldi bir ara. Bir yerlerde kapalı kaldığında bağırıp haber veriyor genelde. Bir yandan onu ararken bir yandan kapı çaldı. Gidip açana kadar da çalmaya devam etti. Anneme kapıya bakmam lazım, bekler misin dedim duymadı, anlatmaya devam ediyordu. Arkada Hektor hala bağırıyordu. Kapıyı çalan kargoymuş, teslimat kodunu istedi. Anlık olarak kaos ve kakafoni tavan yaptı. Bir an çığlık atasım gelse de önce kodu verip kargoyu gönderdim. Sonra Hektor'u kurtardım: Peşimden her yere girip çıktığı için banyoda kapalı kalmış. Sonra anneme tam anlamadım baştan anlat dedim, onu dinledim. Günü kurtaran kahraman bendim :O).

  Dün misafir ağırladık. Kahvaltıya yeğenim ve eşi, Atahan'ın kız arkadaşı, annem ve erkek arkadaşı geldi. Ben ve kocamı da dahil ettiğimde sekiz kişiydik. Hem yeğenimle bir araya gelmek istedik, uzakta oturduklarından istediğimiz sıklıkla görüşemiyoruz hem de annemin erkek arkadaşıyla tanışma - görüşme kahvaltısı oldu biraz da. Babamı beş buçuk sene önce kaybetmiştik. Ağustos ayının başında annemin erkek arkadaşıyla ön tanışma yaptık. Annemin mutlu olması beni çok mutlu etti, yalnız olmadığını da bilmek güzel. Fikren de tamamen kabulum ama yine de bizim için yabancı bir beyefendi olduğundan ısınma ve tanıma turları yapıyoruz. Ben ilişkileri ağırdan almayı severim zaten genel olarak. 

  Bu arada Atahan birikmiş parasıyla kendisine eski model bir araba aldı. Bizim hiç desteğimiz olmadan tamamen kendi emeğiyle almış olduğu için onun için de, bizim için de çok değerli. Büyüdü ve artık yavaş yavaş kendi hayatını kuruyor. Bir anne için çok gurur verici bir şeymiş. Darısı bebişleriyle ya da ergen çocuklarıyla uğraşan annelerin başına olsun inşallah. Allah onlara sabırlar versin :O). Özellikle fazla fazla sabrı ergen annelerine versin :O). 

   Yine görüşmek üzere...

20 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN YİRMİSİ - 2024

   Geçenlerde arabamızı sattık, sene sonuna doğru yenisini almayı düşünüyoruz. Normalde arabasızlığın beni yürümeye daha çok teşvik edeceğini düşünürdüm ama tam aksine evde daha çok oturmaya başladım. Araba varken onu kullanmayım, spor olsun - hareket olsun diyerek yürürken şimdi hiç çıkmayım daha iyi diyorum :O). 

   Spor bir alışkanlık ve bende hiç yok. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim eliptik aldığımızdan. Tam onu sevmiştim, günde 20 dakika yapmaya başlamıştım ki, kırıldı. Servisi de İstanbul'un içinde bir yerlerde. Eve geliyorlar mı, aleti mi bize getirin derler bilmiyorum. Servisin numarasını buldum ama aramadım bile bilgi almak için. Eliptik evdeki "bir gün tamir ettiririm" kervanına katıldı. Yürüyüş bandı aldık. Aslında almadık yeğenim taşındığı evde uygun yer olmadığı için kendisininkini bize verdi. Hele şimdi yürüyüş bandı da var ya, eliptik tamir edilmeyi beklerken eskir büyük ihtimalle. Yürüyüş yapıyorum hemen her gün. Yürümeyi severim normalde zaten de yürüdükçe terlediğimden yazın dışarıda biraz itici oluyor. Yüzümden gözümden terler süzüle süzüle bir yere gitmeyi sevmiyorum. Evde yürümek hoşuma gitti o yüzden. Yürüyüşün faydalarına bakarken yakılan yağların yüzde seksen dördünün vücuttan nefesle karbondioksit olarak atıldığını öğrendim. Ben hep ter ve idrarla atıldığını zannederdim. Nefes hiç aklıma gelmemişti, şaşırdım. Bu arada yaz başında Atahan kilo verebilmek için rejime başlamıştı, ben de ona eşlik ediyordum. O dokuz kilo verdi, ben de toplamda üç kilo verdim. Son zamanlarda da biraz saldık açıkçası ama yine de kendimi daha hafif ve enerjik hissediyorum. Bunu birkaç aylık bir süreçte zayıflamak amaçlı yapmak değil bir yaşam tarzı olarak "sağlıklı yeme alışkanlığı" haline getirmek istediğimden verdiğim / veremediğim kilodan çok nerelerde neleri değiştirebilirim kısmına odaklandım. Sporu hayatımın bir parçası haline getirmek ve sigarayı azaltmak da (ama şu an için bırakmak değil) ilerideki hedeflerimden. Daha önce dönem dönem denedim ama belki de o zamanlarda yoğun çalıştığımdan bunu gerçekleştiremedim, belki yaşam tarzımı ve yeme stilimi değiştirmeye hazır değildim, tam olarak nedenini bilmiyorum ama olmamıştı. Birkaç gün sonrasında eskiye dönmüştüm. Bu sefer çok yavaş adımlarla ilerlesem de devam ediyorum. Arada kopmalar, sapmalar, kaçamaklar olsa da vazgeçmeyeceğim, denemeye devam edeceğim. 

   Yine görüşmek üzere. 

  

16 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ON ALTISI - 2024

 Bugün uzun zaman sonra annemle pazara gittik. Tabi ki çok güzeldi, çok keyifliydi ama çok yoruldum. Hem kalabalık, hem sıcaktı, pazarı gezdik, aldıklarımızı taşıdık derken eve gelince bir şey yapmaya halim kalmadı. Son zamanlarda 1930'larda geçen Büyük Küçük Tüm Hayvanlar diye bir diziyi izliyorum. Manzaraları, eski zaman davranışları ve eşyaları çok hoşuma gidiyor. Eve gelince de dinlenirken açtım onu izledim, hoşuma gitti. Mutlu oldum. Bu arada tazelik açısından pazardan alınan sebze meyveyle marketten alınan kıyas bile edilemez tabi ki ama marketten genelde eve sipariş yöntemiyle aldığımdan kapıya kadar gelmesi, zaman ve enerji tasarrufu sağlaması da benim için vazgeçilemez. 

  Yine görüşmek üzere...

14 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ON DÖRDÜ - 2024

  Bu hafta başından beri, her güne yazı yazmak niyetiyle başlasam da yazamadım çünkü fıldır fıldır gezdim :O). Pazartesi akşam eski iş yerimden sevdiğim iki arkadaşımla buluştum akşam üzeri, eve dönmem onu buldu. O gün buluşacağımız belli değildi.  Nasılsa evdeyim diye yazı yazma işini akşama bırakmıştım, olmadı ertesi güne ertelendi. 

  Ertesi gün ise dört yıldır hep "Sana kahveye geleceğim." deyip bir türlü gidemediğim üst kat komşuma en sonunda gittim. Çok güzel karşıladı ve ağırladı beni çok memnun oldum. Sürekli kapıda bacada görüşüyorduk zaten ama müsait zamanlarda yine böyle gelmeli gitmeli görüşmeye karar verdik. Komşumdan döndükten sonra da abimle annem geldi. Ben sigara içeceğim diye tutturduğumdan, sigarayı da sadece mutfakta içtiğimden mutfakta oturduk onlarla. Görüşmemiz gereken ailevi bir konu vardı. Konuşurken bir yandan da kahve yapayım dedim. Tezgahın üzerinde fırın tepsisi kalmıştı, onu fırına kaldırmaya çalıştım yer açılsın diye. Meğerse fırının içinde kızartma tenceresi varmış, unutmuşum. Tepsileri aldım çok bakmadan fırına doğru ittim girmedi, tencereye çarpıp tangır tungur ses çıkardılar. Fırın rafına geçirerek iteyim yerleştireyim dedim. Rafın payı kısa olduğundan kurtulup aşağıya düştüler tencereye çarpıp yine bir dünya ses çıkardılar. Tekrar içine soktum inatla, yine girmedi. Rafı denedim olmadı düştü. Üç dört dakika uğraştım ben bu işle. Arkamda bizimkiler konuşmaya çalışıyor bir yandan ama çıkardığım sesler sebebiyle mümkün değil. Ben de normalde bakarım, çömelirim gerekirse doğru düzgün yerleştiririm hiç böyle olmaz ama bu sefer bir an önce kahveleri yapayım oturup ben de konuyu takip edeyim diye acele ettiğimden, aklım ve dikkatim de onlarda olduğundan dangıl dungul iş yapmaya çalıştım sürekli bir gürültü kaynağı oldum. En sonunda tepsileri hafif yanlayıp çaprazlama soktuktan sonra da tencereyi gördüm :o). 

 Dünü de böyle atlattıktan sonra bugün de bebek görmeye gittim sevdiğim bir arkadaşıma. Atahan artık kocaman bir adam olduğundan pek tabi ki unutmuşum bebeklerin ne kadar minik olabildiğini. Çok tatlı ve çok ufak geldi bana. Sevdim bol bol. Sonuçta güzel, arkadaşlarımla iyi vakit geçirdiğim bir üç gün oldu. 

  Ağustosu da yarıladık neredeyse. Ağustos, temmuz kadar işkenceli geçmese de eylülü sabırsızlıkla bekliyorum.

  Yine görüşmek üzere... 

10 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ONU - 2024


  Ay çörekleri çarşamba gününden. O gün Anadolu yakasında oturan yeğenime gittik annem, ben ve Atahan. Onlara götürmek için ben yaptım sabahtan. Yaparken aklıma sürekli Buket Uzuner'in son serisindeki (Su - Hava - Ateş -Toprak) Defne Kaman ve anneannesi geldi. Okuyanlar bilir kitaplarda Defne'nin anneannesi ay çöreği yapar ve hatta üzerine çörek otu koyar. O seriyi her okuduğumda canım ay çöreği ister. Fotoğrafı çörekleri fırından çıkardığımda çektim ve hemen cep telefonumdan bloga ekleyip yazımı da yazacaktım ama o an bir ayar yapmam gerekti, fotoğrafı ekleyemedim. Fotoğrafı ekleyemeyince yazımı da yazamadım ve hazırlanıp evden çıkmamız gerektiğinden uzun uzun ayar yapmakla ya da bilgisayardan yüklemekle de uğraşamadım. Sonraki günlerde de dişimle ilgili bir sorun yaşadığımdan yazı bugüne kaldı. 

   Normalde bizim Büyükçekmece'deki evden yeğenimin Ataşehir'deki evi bir saat sürüyor ama o gün şansımıza birbirine yakın tam dört noktada yol çalışması vardı. Dört ayrı yerde aynı günde yol çalışması yapmak demek İstanbul'da yaşayanlara cehennemi yaşatmak demek. Navigasyonun da yönlendirmesiyle ara ve arka sokaklardan gittik ve 44 senedir İstanbul'da yaşamama rağmen daha önce hiç görmediğim yerleri görmüş oldum. Yine de trafik sebebiyle iki buçuk saatte gidebildik. Farıdık ve bunaldık ama günümüz çok güzel geçti. Birlikte olmak iyi geliyor hepimize. 

  O gün yeğenimdeyken dişim ağrıdı hafiften, ağrı kesici içtim ve pek etki etmedi. Bir buçuk saatlik dönüş yolu boyunca da ağrı devam edince çok keyifli bir yolculuk olmadı. Eve gelince bir tane daha içtim uzandım biraz. Bir şekilde üşütmüşüm gün içinde herhalde gece sancılandım. Televizyonun karşısında o yaz sıcağında üzerimde battaniyeyle uyudum. Sabah kalktığımda da çenemin sol alt köşesinde bir gerginlik vardı ama görünürde çok bir şey yoktu. Gün içinde o gerginlik hissi şişliğe dönüşmeye başladı. Öğleden sonra fark edilir olmaya başlayınca evin hemen aşağısındaki yeni açılan diş kliniğine gittim. Biz daha tadilattayız henüz hasta almaya başlamadık dediler. Çarşı pazar işlerini de halledip geri döndüm. Biraz uzandım. Kalktığımda çenemdeki şişlik yumurta büyüklüğündeydi neredeyse. Antibiyotik almadan geçmeyeceğini bildiğimden ve bu haldeyken zaten hiçbir müdahale yapılamayacağından akşamın sekizinde Atahan'la acile gittik. Annem de biz yoldayken geldi. Üçümüz iki saat acilde bekledik. Doktor çenemin halini görünce zaten hemen antibiyotik, ağrı kesici yazdı. Çıkınca direkt nöbetçi eczaneye gittik, ilaçlarımı aldım. Neyse ki arabada aklıma ilaçlara bir bakmak geldi. Ağrı kesici ve gargara vardı sadece. Antibiyotik yoktu. E doktor yazacağını söylemişti ve benim asıl acile gitme sebebim şişin inmesi için antibiyotik almaktı zaten. Önce eczaneye döndük acaba onlar mı vermeyi unuttular diye, reçetede yazmadığını söyledi eczacı. Oradan çıktık hastaneye gittik tekrar. Doktorun yanındaki hasta çıkınca içeri girdim, nöbet değişimi olmuş herhalde bana bakan değil başka bir doktor vardı. Ona ilaçları ve şişliği gösterince, bir önceki doktorun da antibiyotiği reçeteye eklemediğini anlatınca yazdı sağ olsun. Tekrar eczaneye gittik, ilacı alıp eve dönmemiz on biri buldu. Hemen o gece içmeye başladım (çarşamba gecesi) ama inmeye başlaması bugünü buldu ve daha da tam olarak geçmedi Şiştikten sonra ağrı çok yapmadı ama çenemde ve yanağımda koca bir şiş, ağzımın içinde gerginlik olunca o günden beri keyfim yoktu. İlaçlarımı içip yattım genelde ve yazı da bugüne kaldı. Bir ara doğru düzgün bir dişçi bulup düzenli bir tedaviye başlamam gerekiyor, biliyorum. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

4 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN DÖRDÜ - 2024

 Temmuzu bitirdik en sonunda. Sıcaklıkların biraz insani boyuta inmesi açısından ağustostan çok umutluydum diye mi yoksa yüzde yüzlere yaklaşan nem azaldı diye mi bilmiyorum ama ağustos, temmuz kadar sıcak ve bunaltıcı gelmiyor bana. Çok mutluyum. Hatta dün sabah ciddi anlamda üşüdüm ve çok sevindim. 

  İnstagram'a ulaşımın zorla engellenmesine kızdım ve buna karşıyım. Halbuki son zamanlarda doğru düzgün girmiyordum bile ama olsun. Ben çok kullanmasam da orada olduğunu bilmek güzeldi ve kimse kimsenin bu tarz özgürlüklerini kısıtlamamalı. Nokta!

  Kitap okuyorum bunlar dışında. Evle ilgileniyorum. Günler geçip gidiyor. Kaç gündür kaytarmış, yazmamıştım. Bu küçük bir giriş olsun. 

   Görüşmek üzere...

27 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ YEDİSİ - 2024

     Bu sabah tam 6.50'de muhteşem bir yağmur yağdı ve ben çok mutlu oldum. Önümüzdeki hafta yine sıcaklar devam edecekmiş ama belki o kadar nem olmaz umudunu taşıyorum. Bugün güne serin ve bulutlu başlayınca full enerji doldum. Dünyayı yerinden oynat deseler oynatırdım, o kadar yani :O).

  Biraz iş yapayım dedim hazır evin içi serinken. Dün yıkadığım çamaşırları katladım. Atahan'ın bir tişörtü sökülmüş. Onu da dikeyim de ortalıktan kalksın diye düşündüm. Dikiş kutum hemen elimin altındaydı zaten. Diktim, kutuyu yerine kaldırırken ya kapağı açıldı ya elimden kaydı nasıl oldu bilmiyorum sabahın o sessizliğinde metal kutu ve içindeki bir sürü ıvır zıvır büyük bir şangırtı ve takırtı çıkararak düştü. İçindeki her şey yerlere saçıldı. Hektor uyuyordu başka bir odada, koştu geldi. Kocam seslendi iyi miyim, neyi yıktım devirdim, ne oluyor diye. O da uyuyordu, uykusundan uyanmış. İyi ki alt katımız boş şu an. Komşu olsaydı yedi ceddimi anardı haklı olarak. Sabah sessizliğini dağıtmakta üzerime yoktur :O). Oturdum yere ve hatta bir ara yattım yere, mobilyaların altlarına kaçan makaralar dahil her şeyi topladım. Neyse ki iğneler, düğmeler daha küçük bir kutudaydı ve o kutu da açılmamıştı da yerlere saçılmadı. Bir de onlarla uğraşmadım.

  Öğlene doğru da kargoya uğradım. Aslında ikiye kadar açıklar ama normalde on ikiye kadar kargo teslim alıyoruz, bu seferlik alıyorum sizin kargonuzu dedi - Bunu da hep söyleyip hep de alıyorlar, ben de kaça kadar aldıklarını unutuyorum şansımı denemeye gidiyorum bazen ama not aldım bu sefer, artık on ikiden sonra gitmek yok. Neyse, tam bankonun yanına büyük, boyum kadar bir kargo bırakmışlar, elimdeki paketi vermek için yaklaşınca bir gümbürtü koptu. Meğer hiç görünmeyen ama o pakete yasladıkları aynı uzunlukta ve aynı renkte bir kargo daha varmış. Onu devirmişim. Çıkan sesten ben de korktum. Mahcup da oldum. Diyeceğim odur ki, genelde kargo şirketlerini suçluyoruz ya paketleri atıyorlar, özen göstermiyorlar diye bazen onların suçu olmayabiliyor bazı şeyler. Çok da şey etmemek lazım :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...

25 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ BEŞİ - 2024

 İki günde bir yazma esasına göre benim normalde dün yazmam lazımdı ama atlamışım. Kimse de neden yazmadın demeyince gün kaçırdığımı ancak bugün fark edebildim. Çok klasik olacak ama yazıma yine yaz nefretlemesi yaparak devam edeceğim. Temmuz sona yaklaştı çok güzel ama bunun daha ağustosu var. Ağustosun on beşinden sonra yavaş yavaş bir tık serinlemeye başlardı eskiden havalar. Artık mevsimler kaydığı için öyle olmayacağını düşünüyorum. O da moralimi bozuyor. Şu yaşadığımız sıcaklar ve nem bir vampir gibi tüm enerjimi emiyor. Arkadaşlar bazen soruyor bu yaz bir yerlere gitmiyor musunuz diye. Gidebileceğimiz hemen her yer bizim güneyimizde ve buralar böyle sıcaksa, bu mevsimde oraları hayal bile edemiyorum. Eziyet çekeceksem de evimde eziyet çekmek istiyorum :O). 

  Kitabımı da çok alamadım elime son birkaç gündür. Fırtınaışığı Arşivi serisini bitirdim ve Diana Gabaldon - Yabancı serisine başladım. Aslında doğrudan serinin son çıkan kitaplarını okuyup bekleyen diğer kitaplarıma geçmek istiyordum. Son zamanlarda çok fazla seri okudum ama kitaba başlayınca önceki olayları unuttuğumu ve hiç zevk alamadığımı anlayınca sil baştan üçüncüye okumaya başladım. Dizi ve film de izliyorum ara ara. The Bear'ın da üçüncü sezonuna başladım. Ona da baştan başlayıp bir hatırlatma yapsam mı diye düşünmedim değil ama önce bir deneyeyim yeni sezonun ilk bölümü çok kopuk olursa izlerim dedim. Çok kopuk olmadı. O yüzden baştan almama da gerek kalmadı. İzleyen varsa fikirlerini iletebilirse sevinirim. Biraz değişik bir sezon olmuş gibi geldi bana. Hatta yönetmeni mi değişti diye bir kontrol ettim. Yönetmen değişmemiş ama sanki dizinin tarzı biraz değişmiş. 

   Bu arada bugün de Çarli'nin (abim) doğum günü. Aramızda tam beş gün var. Aslında aramızın bir yaş olmasına beş gün kala ben doğmuşum. Çarli 25.7.1979'da doğmuş ben 20.7.1980'de. Mutlu yıllar Çarli, doğum günün kutlu olsun.

 Yine görüşmek üzere...

22 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ İKİSİ - 2024

   Temmuzu da bitiriyoruz yavaş yavaş. Önümüzdeki bir iki gün sıcaklıklar mevsim normallerine inecek diyorlar, çok mutluyum, sabırsızlıkla bekliyorum önümüzdeki günleri :0). 

    Bugün hiç yazasım gelmedi gibi oldu. Daha doğrusu aslında bloguma mutlaka yazmalıyım unutmayım bunu dediğim bir şey vardı. Ne olduğunu unuttum! Yazma hevesim kaçtı bu yüzden. Saatlerdir neydi o diye düşünüyorum hiçbir şekilde aklıma gelmiyor. Bu saate kadar da belki hatırlarım diye bekledim. Maalesef. Birkaç gün sonra bir yerden çağrışım yapar büyük ihtimalle. O zaman yazarım artık, yapacak bir şey yok.

   Yine görüşmek üzere…

20 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİSİ - 2024

 Aslında iki günde bir yazma planıma göre yazıyı dün yazmam gerekiyordu ama dün yazmak istemedim. Bugün doğum günüm ve yazıda da tarih olarak yirmi temmuz yer alsın istedim. Evet efendim kırk beşinci yaşımdan gün almaya başladım an itibariyle. Güzel yaşlarım olsun :O). İyi ki doğmuşum ben :O). Bu sene annem, kocam ve oğlum doğum günü hediyelerini bana ta haziran ayında verdi ve üçü de hediye aldığını unutup ama biz hediye almadık diye panik oldu bugün. Çok güldüm onların o haline. Hediye önemli değil zaten, önemli olan sevdiklerimizle ve sağlıkla bir arada olmak. Normalde çok da kutlamıyorum son senelerde. Kendi aramızda bir pasta kesiyoruz yetiyor işte. Zaten güne bir rutin olarak bulaşık makinesini boşaltarak başladım. Sonra doldurup çalıştırdım. Sonra çamaşır yıkadım ve astım. Sonra önceden yıkadıklarımı katlayıp yerleştirdim. Desem ki bugün benim doğum günüm iş yapmayacağım e yarın yine ben yapacağım hem de birikmiş olacak ne gerek var tek günlük tatil ilan etmeye :O).  Pastamı oğlum yaptı ama ben sadece kestim ve yedim :O). Orijinal tiramisu yaptı benim için. Ben yaptığım zaman labne ve pastaban kullanıp kolayına kaçıyorum. O öyle yapmadı. Çok da güzel olmuştu. Ben yine de kendim yaptığımda kolay olsun diye yine labne ve pastaban kullanacağım. Migros'a sinirlendim eve teslimat siparişte kokuşmuş tavuk gönderdikleri için. Çöpe attım doğrudan. Müşteri hizmetlerine de şikayet ettim. Ben bunu çöpe atıyorum parasını iade istiyorum dedim. Atmayın atarsanız iade etmeyiz dediler. Etmeyin o zaman dedim, kokuşmuş tavuğu dolapta tutup her kapısını açtığımda mide bulantısı yaşamayacağım, bunu hayvanlara bile yedirmem dolabımda da tutmayacağım dedim. Gelip alacaklarmış da öyle hemen gelip almıyorlar. Bir hafta beklettiklerini biliyorum ben, tavuk zaten bozulmuş, bir hafta daha dolapta mı tutacağım gelip alsınlar diye beklerken iyice kokuşacak. Neyse en azından derdimi hem onlara ilettim, hem size anlattım rahatladım :0).

Sonra yine görüşmek üzere…

17 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON YEDİSİ - 2024

 Yazdan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Bildiğin dümdüz nefret ediyorum. Yüksek sıcaklıktan ayrı nefret ediyorum yakamızı bir türlü bırakmayan nemden ayrı nefret ediyorum. Gün içinde sürekli yapış yapış terle oturmak rutinimiz haline geldi. Sabah daha yedide başlıyor sıcak, gece de ferahlamıyor hava. Önümüzdeki bir hafta boyunca da böyle devam edecekmiş. Hiçbir şey yapasım gelmiyor. Yaptığımda enerjim tükeniyor. Ev esiyor bu arada ama yine de yetmiyor. Kışı geri istiyorummmmmm.

  Sabah çok sevdiğim seramik takı kutumu kırdım. Çok üzüldüm. İki üç parçaya ayrıldı. Yapıştırabildik. Eskisi gibi olmadı tabi ki onu çok aktif kullanmıyordum zaten. Boş, içinde bir şey yok. Bir süre daha durur bir süre sonra atarım büyük ihtimalle ya da bir daha düşürürsem tamir olmaz artık, kesinlikle vedalaşmam gerekir. Öğleden sonra da çok severek aldığım ve kullandığım kahve fincanının tabağını kırdım. O paramparça oldu. Fincanla tabak yere beraber düştüğünden her yer kahve de oldu. Fincan sağlam kaldı ama tabakla vedalaştık. Neyse, ona da üzüldüm. Günün sonuna kadar daha neleri katledeceğim acaba diye düşündüm ama neyse ki başka kurbanım olmadan günü kapatacağım gibi görünüyor. 

  Yapacak bir sürü şeyim, yapmak istediğim bir sürü şeyim ve yapmak zorunda da olduğum bir sürü şeyim var ama o kadar sıcak ki, gözüm sürekli yatmaya bakıyor :O). Sonra yine görüşmek üzere... 

15 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON BEŞİ - 2024

 Hava bu hafta boyunca hep çok sıcak olacakmış. Esiyor evin içi ve ben sokağa hiçbir şekilde çıkmak istemiyorum. Gerekmedikçe çıkmıyorum da. Oturma odasındaki koltuklardan birini hole çıkardım. Evin en serin ve sürekli esen noktasına koydum. Gidip gidip orada oturuyorum. Süper oluyor. O koltuktan hiç kalkasım yok. Her türlü ev işi de tüm enerjimi götürüyor. Hiç yapasım yok:o). Kitap okuyorum bol bol. Bazen amaçsızca yatıyorum sadece, o da iyi geliyor. Yazın rehaveti sardı beni. Bir süre böyle gidecek galiba…

Sonra yine görüşmek üzere. 

13 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON ÜÇÜ - 2024

 Bu sabah yine her zaman olduğu gibi 4.50 civarında uyandım. Biraz kitap okudum. Altıya doğru mutfağa gittim. Kocamla oğlum uyuyor olduğu için çok ses yapmamaya çalıştım. Masanın üzerinde bıçak kalmış, onu alayım tezgaha koyayım dedim. Aldığımda elimden kaydı yere düştü. Halıyı da yıkamaya vereceğim için kaldırmıştım, o sessizliğin içinde metal bıçağın taş zemine düşüşü olanca kuvvetiyle yankılandı. Bıçağı yerden aldım. bu arada bulaşık Makinesinin kapağını da açtım biraz içi havalansın diye. Bıçağı da tezgaha koyuyordum ki elim cam tuzluk - biberlik takımına çarptı. Şangur şungur diyerek olanca gürültüyle, her tarafa çarpa çarpa ikisi de önce bulaşık makinesinin kapağına, sonra da makinenin içindeki temiz tabaklara çarpıp yere düştü. Bu kadar ortalığı ayağa kaldırdıktan sonra başka bir şey yapmaya korktum. Hay bin kunduz diyerek mutfaktan kaçtım. Holde Hektor duruyordu. Çömeldim onu biraz seveyim diye. Onun hoşuna gitti sevilmek, benim de sevmek hoşuma gitti. Tüyleri yumuşacıktı, ben kafasını okşadıkça mırlayıp duruyordu. Ayaklarım yorulmasın diye yere Hektor'un yanına oturdum. Oturunca holün o noktasının çok tatlı estiğini keşfettim. Sabahın güzel serinliğinde üşütmüyordu, hafif bir ferahlık veriyordu. Kaç saattir koltukta oturmaktan belim de ağrımıştı. Uzanıverdim yere. Gerindim, ayaklarımı uzattım, kollarımı uzattım, esnettim tüm vücudumu. Geçen gün portmanto da kırılmıştı ya, tüm alan benimdi. Sırt üstü yattım. Serin serin iyi geldi, çok da hoşuma gitti. Hektor da hala yanımdaydı. Yan yattım, kolumu kafama yastık yaptım. Hektor da geldi koluma yattı. Yerde yattık on beş- yirmi dakika kadar. Sonradan fark ettim ki, kocam ya da Atahan uyanıp kapıyı açtıklarında beni yerde öyle boylu boyunca yatarken görselerdi, yüreklerine inecekti :O). Ya düştüm bayıldım ya da öldüm diye düşünmeleri yüksek ihtimaldi. Uyku sersemi de olduklarından - sabahın altı buçuğunda beni holde yatmış halde bulmayı da beklemediklerinden küçük çaplı bir şok geçirmeleri kuvvetle muhtemeldi. Bunu onlara yaşatmak istemediğimden kalktım yerden. Hektor da sıkılıp gitmişti zaten. Ben de çalışma odasına geçtim. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

11 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON BİRİ - 2024

    Bir söz vardır hani, köpeğin yoksa sahibinin hatırı vardır diye. Hayatımda öyle iki kişi var, sırf sahiplerinin hatırına tahammül ettiğim. İkisinin de benim için hiç önemi yok, buraya da açık açık yazardım ama diyorum ya köpeğin olmasa da sahibinin hatırı var. O yüzden böyle uzaktan kulaklarını çınlatmış olayım sadece :O).

   Dün çalışma masasında oturuyor bir yandan da nescafemi içiyordum, hava çok sıcak ve nemli olduğundan camı açmıştım. Yaz boyunca bu cam bana eziyet oluyor sürekli. Açmasam çok sıcak, açınca tül sürekli uçarak ya yüzüme yapışıyor ya da masanın üzerinde ne varsa deviriyor. Bir küçük masa üzeri vantilatör aldım. Camı üstten açıp vantilatörü çalıştırıyorum o güzel oluyor ama bir yerden sonra vantilatör çarpıyor beni. Burnum tıkanıyor ya da akmaya başlıyor. Neyse dün nem de çok yüksekti dayanamayıp camı açtım. Uçuşan tül, nescafemi devirdi. Masanın üzerinde ne varsa kahve oldu. Böyle bir şey olacağından korktuğumdan telefondan ve bilgisayardan uzağa koymuştum fincanı ama defterlerimi ıslattı. Masanın kenarından yere aktı. Önce defter, sonra masa, sonra da yer temizledim. Hem uğraştım hem nescafemi bitiremedim. Sinir oldum. Bugün yine cam açık, yine sürekli perdeyi çekiyorum kenara. Halbuki rüzgar fazla yok ve az önce yağmur yağdı, gök gürledi, hava sıcak olsa da kapalı. Yazın ortasında böyle bir hava nimet, pencereyi kapayıp taze havadan mahrum kalmak istemiyorum. Sabrımın son sınırına kadar dayanıp sonra yine camı kapatıp vantilatörü açacağım büyük ihtimalle. 

  Girişteki portmanto kırılmıştı ya, yeni bir tane istemediğime karar verdim. Antrenin bu boş hali çok hoşuma gitti. Ama yine de ayakkabılar ve paltolar için bir çözüm bulmam lazım. Sabahtan beri dekorasyon sayfalarına bakıyorum. Girişe altı sandıklı bir bank almaya karar verdim. Hem gerektiğinde oturup ayakkabılarımızı rahatlıkla giyebileceğiz, hem de sandığı sayesinde biraz eşya ortadan kalkacak. Üzerine de duvara bir askılık asarak yazın söz konusu olmasa da kışın ortaya çıkacak paltoya, mantoya yer bulma sorununu çözeceğiz. Çok güzel modeller var. Askılığı da kutulu falan seçersem birkaç ıvır zıvırı da onlar kaldırır ortadan. Gayet de güzel olur. Bu tarz dekorasyon örneklerine rastlarsanız mutfakcami@hotmail.com adresinden bana atabilirsiniz. Değişik fikirlere açığım.

 Sonra yine görüşmek üzere...

9 Temmuz 2024

TEMMUZUN DOKUZU - 2024

      Yarın Atahan'ın doğum günü. 24. yaşından gün almaya başlayacak. Blogu ilk yazmaya başladığımda 4 yaşındaydı sadece. Neredeyse yirmi sene olmuş. Blogun da doğum günü temmuz ayında. Şimdi fark ettim. İlk yazımı 28.7.2005'te yazmışım. On bir gün kadar sonra, 20 Temmuz'da ben de tam tamına, dolu dolu, günü gününe 44 yaşında olacağım. Kırk beşimden gün almaya başlayacağım. Ve bloga yazmaya başladığımda 25 yaşındaymışım. Ne kadar genç ve hatta küçükmüşüm. Bunları hiiiç hesaplamamıştım şuraya yazana kadar. Şimdi yılları fark ettim ve şoka girdim resmen :O). Keşke ablam Asortik'im Krep'im de olsaydı, yazmaya devam etseydi. O da benimle aynı sene, kasım ayında başlamıştı yazmaya. Hatta ben kendime blog açıp çok sevince yazmayı, ona sürpriz bir şekilde açmıştım. Sormadan ya da izin almadan. Blogunun adını da ben koymuştum. O da senelerce, taa vefatına kadar devam etti yazmaya. Böylece onu da anmış olduk💖. Anılara daldım biraz, oradan oraya atlayarak yazdım galiba. Eh bu yazı da böyle olsun.

Sonra yine görüşmek üzere...

7 Temmuz 2024

TEMMUZUN YEDİSİ - 2024

 Geçenlerde kocam rahatsızlanmıştı. Sabaha karşı istifra etmeye başlamış. Bir gün önce sezonun ilk deniz banyosunu yapmıştı ya üşüttü ya mikrop kaptı diye düşündük. Beni de uyandırmamış. Ben yine beş civarı uyandığımda bir tık iyiydi, ama istifra devam ediyordu. Midesine iyi gelir diye nane limon kaynatayım dedim. Çeşmeye elimi atmamla musluğun anahtarının elimde kalması bir oldu. Bir an öylece kalakaldım. Nane limonu ateşe koydum yine de ama su akmaya devam ediyordu. Kapatamazsak ne yaparız diye düşündüm. Kalan parçayı bir deneyim dedim. Çevirince kapandı. Rahatladım. Şimdi kırık kullanıyoruz. Sadece o parça değişir mi diye bir bakacağız. Değişmezse komple batarya yenilenecek. Ucu uzayan, her yere ulaşan, arkadaşımın ev hediyesi aldığı bir bataryaydı, değişirse üzülüceğim ama aynısından alacağım yine büyük ihtimalle çünkü çok severek kullanıyordum.

Annem bir haftalığına memlekete gitti. O yokken Üzüm’e biz bakıyoruz. Öğleden sonra biraz kitap okudum. Sonra Üzüm’e bir uğrayalım gelince de mutfağı toplarım, kafamdaki diğer işleri hallederim diye düşünmüştüm. Atahan’la çıktık, hem anneme gittik, hem çarşı işlerimizi hallettik. Pazar günü olduğundan acayip bir kalabalık vardı, felaket sıcaktı. Eve geldik. Kapıdan girdim. Ayakkabımı ayakkabılığa / portmantoya kaldırayım dedim. Dolabın kapağını açmamla devrilmesi bir oldu. Neredeyse üzerime düşecekti. Ben tam önündeydim o çapraz devrildi. Tam yıkılmadan da tutabildim ama bıraktığım anda yere devrilecekti. Biraz yüksek bir sesle bağırmışım tabi ayakkabılık birden üzerime doğru gelince. Atahan mutfaktan koştu. Kocam salondan geldi. Ben Atahan’a bıraktım, çok ağır olduğu için hareket de ettiremiyoruz. İçi de ağzına kadar dolu tabi ki. Ayağı komple kırılmış, alt kısmını da kırarak yamulmuş.  Hemen boşalttım. Bütün ayakkabılar ortalığa döküldü. Kışlık montlar da asılıydı onları da yatak odasına attım. Boşalınca yere yatırdık. Tamir olacak durumda değildi. Olsa da ben ona güvenemezdim artık.  Çöpe taşıyalım dedik ama yekpara olarak taşıyamayacağımız kadar büyük ve ağırdı hala. Atahan komple söktü. Parçaları tek tek attık. Sonra ben süprüntüleri toplarken Atahan yemek yaptı. Yedik ama pilim bitmişti çoktan. Yorgunluktan ölüyordum. Annemden sonra yaparım dediğim hiçbir şeyi yapamadım. Her şey bittikten sonra ancak oturup dinlenebildim. Ayakkabılıktan da olduk. Yenisi alınacak tabi ki de ama alınana kadar ayakkabılar ortalıkta kalacak. Bugünlerde eşyaları daha mı çürük yapıyorlar diye düşünüyorum. Batarya üç senelik portmanto dört senelikti daha ve ikisini de çok severek kullanıyordum. Kırıldıklarına mı üzüleyim, masrafa mı, çıkardıkları işe mi bilemedim:). Neyse sağlık olsun…

Yine görüşmek üzere…

5 Temmuz 2024

TEMMUZUN BEŞİ - 2024

 Bugün sevdiğim ve bir süredir görüşemediğim bir arkadaşıma kahveye gittim. İyi geldi bir arada olmak. Öğle vakti gittim akşama kadar oturdum. Onun saat beş civarında dışarıda halletmesi gereken bir işi vardı. Bunu bildiğim için erken gitmiştim zaten. Evden çıkması gereken son saate kadar sohbet ettik. İşi olmasaydı daha da çok otururduk büyük ihtimalle. Arkadaş sayım az ama hepsi öz. Gereksiz kalabalık yapan kim varsa çıkardım hayatımdan, yokluklarını da hiç hissetmedim. Bu arkadaşım aynı zamanda Hektor'u (torununu) bana veren kişi. Fotoğraftaki yakışıklı bey de Leo, arkadaşımın oğlu, benim Hektor’umun da öz be öz babası :0).


Sonra yine görüşmek üzere.

3 Temmuz 2024

TEMMUZUN ÜÇÜ - 2024


   Fincanlarım çok güzel, değil mi? Annem geçen hafta o büyük gemilerden biriyle Yunan adaları gezisine gitmişti, oradan almış bana. Çünkü bire bir siparişini vermiştim ya kitap ayracı al ya da Türk kahvesi fincanı boyutlarında fincan, başka bir şey istemiyorum diye :O). Kitap ayracı bulamamış fincan almış. Tam istediğim gibi oldukları için ve çok sevdiğim için ben de sizinle paylaştım. Görmemişin fincanı diyen ya da diyecek olan varsa kabul ediyorum. Dört dolap dolusu boy boy fincanım var çünkü en çok sevdiğim şeydir ama Giritli olanını görmemiştim. Bu kadar :O). Yalnız cidden geçen gün düşündüm, bir tane spor ayakkabım, bir tane kışlık botum, hep sırt çantası arada da postacı çanta kullandığım için iki sırt çantam bir postacı çantam var. Kendime kıyafet en son ne zaman aldım hatırlamıyorum. Beş sene olmuştur. Evdekiler yetiyor bana. Annem doğum günlerimde ya da seveceğim bir şey bulduğunda hediye olarak kıyafet alıyor bana (ve eskiden ablam da alıyordu). Net ve kesin bir parçaya ihtiyacım varsa evdeki o parça işlevini yitirdiyse ve gerçekten onsuz yapamayacağım bir şeyse ben gidip alıyorum. Bu kadar kısıtlı almama rağmen yine de dolap kıyafet dolu bu arada nasıl bu kadar birikiyor bilmiyorum ama sürekli ayırıyorum aslında. Neyse, normalde kadınların en çok ilgisini çeken yüzlerce de olsa yetmeyen şey çanta - ayakkabı - kıyafettir. Bendeyse kitap - defter- kalem - fincan. Kalem almıyorum artık gerçekten kullanamayacağım kadar çok var. Defter alımını da ciddi anlamda kısıtladım. Arada çok çok değişik, güzel, yeni bir şey bulursam alıyorum. Fincan alıyorum - dayanamıyorum ve henüz ona bir kısıtlama getirmedim ama dolabımda yer olmadığından yeni fincan alınca ya eskilerden bir taneyi sarıp sarmalayıp en üst raflara senede bir kullandığım şeyleri koyduğum dolaplara koyuyorum ya da artık sıkıldığım - istemediğim bir kupaysa veriyorum. Bir de kupa/fincan kırma oranım da yüksek. O yüzden kupa almaya çok kısıtlama getirmedim. Bir de kitap kısıtlamam yok :O). Aldıkça alıyorum. Evdeki kitaplık sayısını arttıracağım, kütüphaneme dahil olmasa da olur dediklerimi de veriyorum. Yine de yer sıkıntım var ama olsun almaya devam edeceğim :0).

   Hayatta en nefret ettiğim gün aldığımız eliptikle evde ilk spor yaptığım gündü. Tam 3.5 dakika sürmüştü ama bana yıllarca sürmüş gibi gelmişti. Hayatta ikinci sevmediğim gün de bugün oldu, salon camını sildim ve perdesini yıkadım. Eminim ki aramızda cam silmeyi sevenler vardır. Oh mis gibi temiz camlardan dışarıyı izlemek gibisi var mı diyenler de vardır. Ben de tertemiz camdan dışarıyı izlemeyi seviyorum, kirli olduklarında silmem gerektiği hep aklıma geliyor, kirli camı sevmiyorum o yüzden. Cam silmekten de nefret ediyorum. Çok gözümde büyüyor, öncesinde günlerce - haftalarca - aylarca kendimi silmek için motive etmem gerekiyor. Sildikten sonra da yaşadığım cam silmiş olma travmasını atlatmam için günlerce - haftalarca - aylarca o camdan dışarı bakmamam gerekiyor. Benim için hiç kolay şeyler değil bunlar :O).

   Bir üst paragrafın girişinde bahsettiğim sporu 7 dakikaya çıkardım. İstesem on dakika da yaparım ama istemiyorum. Şu an için yedi dakika yetiyor fazlasıyla. Bir yandan sağlıklı beslenmeye de devam ediyoruz. Atahan 5 kg verdi. Ben bir kilo verdim sadece ama kendimi çok daha sağlıklı, hareketli ve enerjik hissediyorum. Çok sıkı bir diyet uygulamıyoruz. Şekeri mümkün olduğunca azalttım, abur cubur neredeyse çıktı hayatımdan ama arada kaçamaklar yapıyorum. Geçen gün zor bir işi başardım ve kendime ödül olarak çikolata almaya karar verdim. Uzun zamandır yemiyordum. Genelde eve sipariş vererek yapıyorum market alışverişini. Evin başka eksikleri de vardı. O yüzden sepete çikolatayla beraber onları da ekledim. Siparişi gönderdim. Geldiğinde bir de baktım ki çikolata stokta kalmadığı için göndermemişler! Nasıl olabilir yani, bir markette çikolata stoğu nasıl biter, üstelik tam da benim kendime ödül vereceğim günde! Stok tavukta - peynirde falan biter. Son kullanım tarihi olan ürünler, çok alamıyorsundur, günü geçince imha ediyorsundur anlarım bunları da, çikolata ya, çikolatasız market mi olur!!! Aklım almıyor böyle bir şeyi. 

  Yine görüşmek üzere...

1 Temmuz 2024

TEMMUZUN BİRİ - 2024

 Yeni bir ayın ilk gününü evde geçirdim. Hava çok sıcaktı, dışarıda da işim yoktu çıkmak aklımdan bile geçmedi. Evin içi de güzel esiyor. Bir ara esinti durunca çok sıcak oldu, küçük bir masaüstü vantilatörüm var onu açtım o da çarptı. Vantilatörü kapattım, camı komple açtım, camın tam önünde masam var, sürekli uçuşan perde yüzünden masa başında bir şey yapmam mümkün olmadı. Oda kapısını kapattım esinti durdu. En sonunda camı üstten açtım, vantilatörü biraz uzağa koydum o şekilde idare ettim. Kitap az okuyabildim bugün. Ara ara dişim ağrıyor o yüzden çok keyfim de yoktu aslında. Ağrı kesici içince mutlu oluyorum. Bazen hiç ağrısı olmuyor saatlerce, günlerce geçti diye düşünüp seviniyorum. Bazen hassaslaşıyor, o zaman yemek yemek eziyet haline geliyor ve genel olarak da canım bir şey yapmak istemiyor. En yakın zamanda bir dişçiye gitmem lazım da ilk adımı atamıyorum bir türlü.

 Sonra yine görüşmek üzere.