19 Temmuz 2014
LXII
Başucumda Müzik - Kürşat Başar: Kürşat Başar'ı seneler önce okumuştum. Ne sevmiştim ne sevmemiştim, başka kitabını da almamıştım. Fethiye'de ablam bana son kitabını alınca tekrar okumuş oldum. Kitabı sevdim. Anlatım değişikti. İlk başladığımda devam etmedim bir süre ama sonra da bir günde bitirdim. K.Başar için hala ortada fikirlerim. Hakkında kesin karar vermek için daha fazla kitabını okumam lazım. Daha önce okuduğum kitabı bende mesela, onu tekrar okumalıyım...
Leyle'nın Evi - Zülfü Livaneli - En son Serenad'ı okumuştum Livaneli'den ve çok beğenmiştim. Onun üzerine Leyla'nın Evi basit geldi bana. Keyifle okunuyor kitap o yönden bir sıkıntı yok ama sadece Livaneli'nin ustalığının yanında çok acemice kaldı bence. Bir de yüklemlerde zaman birliği yok anlatımda. Livaneli neden böyle yazmayı tercih etti bilmiyorum, hareket katmak için olabilir belki ama bu tarz uyumsuzluklar yoruyor beni okurken. Leyla'nın Evi, yeni yazmaya başlayan bir yazardan olsa güzel derdim ama Livaneli'den olduğu için vasat diyorum...
İlkbahar Rüyası - Krıstın Hannah - K.Hannah'dan okuduğum ilk iki kitap , - Ateşböceği Yolu ve Kış Bahçesi- çarpmıştı beni resmen. Ondan sonra tüm kitaplarını takip etmeye başladım. Ama gittikçe daha ticari, daha sıradan yazıyor sanki. Son kitaplarını ve özellikle İlkbahar Rüyası'nı beğenmedim. Kitap o kadar bildik ki, daha başından gelişme ve sonuç bölümlerini tahmin ettim, belki yanılırım dedim ama yanılmadım da. Eski Türk filmleri kıvamında vıcık vıcık bir öykü gibi geldi bana. K.Hannah'ı alışkanlıktan alıp okuyorum artık sadece. İlkbahar Rüyası'nı okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz...
Yukarıda gördükleriniz son zamanlarda okuduğum üç kitap. Kendime doğum günü hediyesi olarak da bunları aldım:
Bu seriyi seviyorum. Üç kitabı vardı bende. İdefix'ten diğer beşini tamamladım. Romantik - fantastik bir seri. Dünyayı kurtarıyorlar her fantastik eserde olduğu gibi ama abartılı değil. Yarı peri yarı insan üç kız kardeş üzerinden gidiyor hikaye. Benim hoşuma gitti. Bir yerlerde bulursanız fantastik eserleri de seviyorsanız bir göz atın derim :O).
29 Haziran 2014
LXII - SERENAD
Livaneli, sevdiğim bir sanatçıdır ama nedense daha önce hiç okumamıştım kendisini. Hata yapmışım. Seranad'ı bir günde bitirdim. Bayıldım. Bence mutlaka okumalısınız. Sadece anlatımın akıcılığı değildi hoşuma giden, karakterlerin öyküleriyle birlikte gerçek tarihi olaylar hakkında da bilgilendirmesiydi. Bir arkeolog ve tarih öğretmeni, onun da ötesinde tarih sever ve İkinci Dünya Savaşı'na özel ilgi duyan biri olarak Struma'yı hiç bilmiyordum mesela. Bu benim bir eksiğimdi ve kitap sayesinde öğrenmiş oldum. Kitabı arkadaşımdan ödünç almıştım ama kendim için de alacağım bir tane mutlaka. Bir de Livaneli'nin diğer kitaplarını edineceğim. Bundan sonra çıkacak kitaplarını da takip edeceğim.
Serenad'ı okuyalı çok olmuştu ama bloga eklemeyi atlamışım. O kadar emindim ki buraya koyduğumdan üç kere aradım tüm sayfalarda ama yokmuş...
Serenad'ı okuyalı çok olmuştu ama bloga eklemeyi atlamışım. O kadar emindim ki buraya koyduğumdan üç kere aradım tüm sayfalarda ama yokmuş...
17 Mayıs 2014
LIV SAHİLDE KAFKA
Az önce bitti. Fantastik bir kitaptı. Sevdim de diyemiyorum, sevmedim de. Bana ne kattı dersem verebileceğim bir yanıt yok. Okuduğuma da pişman değilim. Çok çok tavsiye etmiyorum ama okumak isteyenlere asla da demem. Japon edebiyatından bir örnek uzun zamandır okumamıştım. O yüzden iyi oldu. Aslında başka Murakami kitapları okumak istiyorum. Yazarın genel tarzını daha iyi çözümleyebilirsem sanki Sahilde Kafka'yı daha başka değerlendirebilecekmişim geldi. İleride Murakami karşıma çıkarsa uzak durmam...
24 Mart 2014
XLIV AYŞE KULİN
VEDA + UMUT+ HAYAT +HÜZÜN: Geçen hafta bu dörtlüyü okudum. Birini bitirdim, birine başladım. Hayal'dan sonra iyi geldi üzerine bir de bunları okumak. Veda mesela 2007'de basılmış. Çok olmuş ben okuyalı. Bir ara dizisi başlamıştı ama galiba tutmadı. Ayşe Kulin, Veda'da Osmanlı'nın son dönemlerinden başlayıp Hüzün'le 1983'e kadar ailesini, hayatını, anılarını anlatmış. '83'ten sonrasını da anlatmasını istiyorum. Biyografi ve anı okumayı seviyorum. Hele sevdiğim bir yazardan okuyunca daha da çok seviyorum. Sizlere de tavsiyemdir, okuyun. İlk çıktığı dönemlerde alıp okuduysanız, üzerinden çok zaman geçti, bir daha okuyun :O).
14 Mart 2014
(XXXX) XL - HAYAL - AYŞE KULİN
Çok sevdiğim yazarların yeni kitaplarını kaçırdığım dönemler oluyor bazen. Aylar sonra haberim oluyor o kitabın çıktığından. Bu kitapla ilgili yazarken fark ettim ki, o zamanlarda ben içime kapanık oluyorum, dünyadan elimi eteğimi çekiyorum.
Neyse ki, şu an öyle bir dönemde değilim :O). Kitap yayınlanalı çok olmamış. Dün başladım, bu sabah bitirdim ve üzerinden çok geçmeden sizlerle paylaşmak istedim.
Hayal, bir kurgu kitap değil. Kulin'in yazarlık sürecine bir bakış. Otobiyografik kitapları ve Kulin'i sevdiğimden zevkle okudum ben. Kulin'in ilk tanınmasının ellili yaşlarındayken olduğunu öğrendim mesela. Aslında geç bir yaş, ben hep ezelden beridir bilinen biri gibi düşünmüştüm. Yayınlatana kadar kitaplarını kaç kereler geri çevrildiğini gördüm. Nedense ya da belki de, ben okuduğumda ünlü olmaya başlamış olduğundan çetin bir süreç yaşamış gibi değil de kitapları hep böyle havada karada kapılan biri olduğunu zannetmiştim daha önce.
Sonuçta, rahat okunan ve değerli bilgiler içeren bir kitap benim açımdan. Tavsiyemdir.
XXXIX - KÜÇÜK BİR KIŞ MASALI - MAEVE BİNCHY
Binchy en sevdiğim yazarlardan biridir. Dönem dönem eski kitaplarını tekrar okurum. Her seferinde bana "yeniden başlama" gücü verir. İçimdeki umudu tazeler.
Bu kitabında da bir otel ve müşterileri üzerinden insan ilişkilerinin naifliğini anlatmış. Var olmayan o otelde gidip kalasım geldi okuduktan sonra. Yağmur altında, vahşi doğada uzun yürüyüşler çekti canım.
Bitirdiğimde, Binchy'nin, bir kitapta çeşitli kişilerin birer portresini çizdiği kitaplarındansa, bir kaç belli başlı karakterin yaşadıklarını anlattığı kitaplarını daha çok sevdiğimi fark ettim.
Yine de bu kitabını da beğendim. Tavsiyemdir.
24 Ocak 2014
XXXII - İNCE MEMED 1
İnce Memed 1, Yaşar Kemal'in ilk romanı. 1955'te yazmış. Ben, 1996'da, 16 yaşındayken arkadaşımdan ödünç alıp serinin dört kitabını da okumuştum. Yıllarca hep, kitapları satın alıp hem kütüphanemde saklamayı hem de tekrar okumayı istedim. Ama ne zaman kitap baksam henüz okumadığım - yeni çıkan kitaplar cezbetti beni. En sonunda, 33 yaşındayken, kitap fuarından almak nasip oldu. Alınca da hemen okumadım, bir süre beklettim. Aklım aldığım diğer kitaplarda kalmasın istedim. 17 sene sonra tekrar okuduğumda dört kitabı birden almadığıma pişman oldum. Tadı damağımda kaldı. Daha önce sadece İnce Memed'e odaklanmışken , bu sefer diğer karakterler de yüreğimde yer etti. Sistemi de sorguladım, romanın geçtiği zamanı da.
Tavsiyemdir, İnce Memed'i okuyun. Yaşar Kemal'i okuyun.
Tavsiyemdir, İnce Memed'i okuyun. Yaşar Kemal'i okuyun.
14 Kasım 2013
XXVIII - ATEŞBÖCEĞİNİN ŞARKISI VE KIZ KARDEŞLER ARASINDA
İkisini de fuardan almıştım. Üst üste okudum bitirdim. K. Hannah'ın diğer kitaplarına benzer, aynı tatta kitaplar. Ateşböceğinin Şarkısı, Ateşböceği Yolu'nun devamı zaten. K. Hannah seviyorsanız bunları da okumalısınız.
Tavsiyemdir.
7 Kasım 2013
14 Ekim 2013
XVI - ÇIKMAZ SOKAĞIN SIRRI
En favori yazarımın en son ve en yeni kitabı. Mutlaka okuyun. Kadın güzel yazıyor. Espri anlayışı bire bir uyuyor bana. Pek göze çarpmıyor bence normalde. Ya da bu türdeki diğer kitaplar arasında kaybolup gidiyor.
Tavsiyemdir...
Tavsiyemdir...
XV - EMMA
Austen bir klasik. Klasik okumayı sevmeme ve çoğunu okumuş olmama rağmen Austen'i ilk defa okuyor olmam ilginç. Austen 18. y.y.ın sonunda doğmuş. Kitapları o dönemde yaşayan asilzadelerin günlük yaşamları hakkında. Bu günlük hayat baştan sıkıcı gelse de tuhaf bir biçimde sonradan o karakterlerle yakınlık kurup, akıbetlerini merak etmeye başlıyor insan. İlk baştaki sarmayan bölümü sabırla okuyup geçebilecek kitapseverlere tavsiyemdir.
XIV- BİR GÜN
Uzun zamandır okuma listemde yer alıyordu ve uzun zamandır her kitapçıya gittiğimde elime alıp inceleyip geri bırakıyordum. Kütüphanede görünce hiç kaçırmadım. Filme de çekilmiş. Ama filmini izlemedim henüz. Uygun bir zamanda göz atmayı düşünüyorum. Normalde kitabını okuduğum hikayelerin filmlerini beğenmiyorum ama nedense bu sefer tam tersi olacakmış gibi bir his var içimde, biraz da bunun doğru olup olmadığını anlamak için izleyeceğim. Kitaba gelirsek nötr diyebilirim. Okumaya değerdi ama süper değildi. Belki de uzun zaman bakıp da almadığım için beklentim yüksekti, bu da olabileceğinden kitabı kötülemek istemiyorum. Mutlaka okuyun diyemem ama denk gelirseniz bir yerlerde alın okuyun derim :O).
28 Eylül 2013
XIII - DOSTLUK EKMEĞİ
Dostluk Ekmeği'ni okuyalı çok olmuştu ama yazmak için ekmeğimin pişmesini beklemek istedim. Tarif ayrıntılı bir şekilde kitabın arkasında yazıyor. Kitabı okuyunca az çok fikir sahibi de olunuyor nasıl pişirilmesi gerektiği hakkında. Ekmek değil de daha çok kek diyebiliriz aslında. Şu an bunu yazarken dayanamadım ikinci dilimi kestim kendime. Böyle de muhteşem bir tat. Kitabı okuyanlar bilirler, bu dostluk ekmeğininin hamurunu on gün mayalıyoruz. İşte bir on beş gün önce kitabı bitirdiğim gün maya-un- su gibi basit malzemelerle ekmeği mayaladım ben.
Sekiz gün boyunca günde bir kere karıştırdım sadece, altıncı gün biraz daha un ve süt gibi iki üç malzeme eklemiştim. Artık pişirmeye hazır olduğu onuncu gün hamura eklemem gereken birkaç elzem malzemenin eksik olduğunu görünce ertesi gün marketten malzemeleri tamamlayıp pişirmek üzere buzdolabına koydum ama markete uğrayıp almam bugünü buldu.
Sonuçta hamur gerektiğinden fazla beklemişti dolapta, ilk defa yaptığım bir tarifti, dolapta bulduğum ekstra bir şeylerden daha katıp tamamen deneysel bir girişimde bulunmuştum ve ekmeği / keki çöpe de atmam gerekebileceği gerçeğini göze almıştım ama sonuç muhteşem. Kitabı okuyun güzel ama kitabı okumasanız da tarifi internetten bulun ve ekmeği pişirin.
Aslında hamuru dörde bölüp bir parçasını bizim pişirmemiz diğer üçünü paylaşmamız gerekiyor. Adı bu yüzden dostluk ekmeği. Ben üçe böldüm, deneme amaçlı birini pişirdim. Diğer ikisi dolapta duruyor. Malzemem yine bitti :O). Tamamladığımda bir parçasını daha pişirip annemlere vereceğim ya da kalırsa - ki kalacağını sanmıyorum- bir kısmını işe götüreceğim.
Tavsiyemdir kitabı da okuyun ama ekmeği / keki ne olursa olsun mutlaka pişirin.
Dostluk Ekmeği'ni okuyalı çok olmuştu ama yazmak için ekmeğimin pişmesini beklemek istedim. Tarif ayrıntılı bir şekilde kitabın arkasında yazıyor. Kitabı okuyunca az çok fikir sahibi de olunuyor nasıl pişirilmesi gerektiği hakkında. Ekmek değil de daha çok kek diyebiliriz aslında. Şu an bunu yazarken dayanamadım ikinci dilimi kestim kendime. Böyle de muhteşem bir tat. Kitabı okuyanlar bilirler, bu dostluk ekmeğininin hamurunu on gün mayalıyoruz. İşte bir on beş gün önce kitabı bitirdiğim gün maya-un- su gibi basit malzemelerle ekmeği mayaladım ben.
Sekiz gün boyunca günde bir kere karıştırdım sadece, altıncı gün biraz daha un ve süt gibi iki üç malzeme eklemiştim. Artık pişirmeye hazır olduğu onuncu gün hamura eklemem gereken birkaç elzem malzemenin eksik olduğunu görünce ertesi gün marketten malzemeleri tamamlayıp pişirmek üzere buzdolabına koydum ama markete uğrayıp almam bugünü buldu.
Sonuçta hamur gerektiğinden fazla beklemişti dolapta, ilk defa yaptığım bir tarifti, dolapta bulduğum ekstra bir şeylerden daha katıp tamamen deneysel bir girişimde bulunmuştum ve ekmeği / keki çöpe de atmam gerekebileceği gerçeğini göze almıştım ama sonuç muhteşem. Kitabı okuyun güzel ama kitabı okumasanız da tarifi internetten bulun ve ekmeği pişirin.
Aslında hamuru dörde bölüp bir parçasını bizim pişirmemiz diğer üçünü paylaşmamız gerekiyor. Adı bu yüzden dostluk ekmeği. Ben üçe böldüm, deneme amaçlı birini pişirdim. Diğer ikisi dolapta duruyor. Malzemem yine bitti :O). Tamamladığımda bir parçasını daha pişirip annemlere vereceğim ya da kalırsa - ki kalacağını sanmıyorum- bir kısmını işe götüreceğim.
Tavsiyemdir kitabı da okuyun ama ekmeği / keki ne olursa olsun mutlaka pişirin.
Sekiz gün boyunca günde bir kere karıştırdım sadece, altıncı gün biraz daha un ve süt gibi iki üç malzeme eklemiştim. Artık pişirmeye hazır olduğu onuncu gün hamura eklemem gereken birkaç elzem malzemenin eksik olduğunu görünce ertesi gün marketten malzemeleri tamamlayıp pişirmek üzere buzdolabına koydum ama markete uğrayıp almam bugünü buldu.
Sonuçta hamur gerektiğinden fazla beklemişti dolapta, ilk defa yaptığım bir tarifti, dolapta bulduğum ekstra bir şeylerden daha katıp tamamen deneysel bir girişimde bulunmuştum ve ekmeği / keki çöpe de atmam gerekebileceği gerçeğini göze almıştım ama sonuç muhteşem. Kitabı okuyun güzel ama kitabı okumasanız da tarifi internetten bulun ve ekmeği pişirin.
Aslında hamuru dörde bölüp bir parçasını bizim pişirmemiz diğer üçünü paylaşmamız gerekiyor. Adı bu yüzden dostluk ekmeği. Ben üçe böldüm, deneme amaçlı birini pişirdim. Diğer ikisi dolapta duruyor. Malzemem yine bitti :O). Tamamladığımda bir parçasını daha pişirip annemlere vereceğim ya da kalırsa - ki kalacağını sanmıyorum- bir kısmını işe götüreceğim.
Tavsiyemdir kitabı da okuyun ama ekmeği / keki ne olursa olsun mutlaka pişirin.
XII - İSTANBUL HATIRASI
Ahmet Ümit'in eski bir kitabı ama çok çok da eski değil. 2010'da basılmış. Aldığımda hemen okuyup bir kenara kaldırmıştım. Geçen gün kitaplığımda görünce yine okumak istedim. Ya sadece bir kere okuduğumdan ya da ben okuyalı çok zaman olduğundan bir çok ayrıntıyı unutmuşum. Sonunu bilsem de okumak hoşuma gitti. Bir de kitabı aldıktan sonra bol bol İstanbul turu yaptığımdan, Ayasofya'ya, Yerebatan'a, Topkapı'ya geçen bahar gittiğimden yazar anlattıkça gözümde canlandırmam zor olmadı. Bu seferki okuma daha zevkliydi. Aynı yerleri yine gezesim geldi.
Tavsiyemdir.
Tavsiyemdir.
23 Eylül 2013
X- ERGUVAN KAPISI
Oya Baydar ilk defa okuduğum bir yazar. Üslubunu çok sevdim. Erguvan Kapısı'nı bir solukta okudum. Yazarın anlatımı çok akıcıydı.
Son zamanlarda okuyacak kitabım kalmamıştı elimde, yeğenimden (teşekkürler Çağıl :o)) cuma akşamı ödünç aldım, bu akşam da bitirdim. Bu sabah işe giderken ayrılmak istemedim kitaptan, okuyamayacağımı bildiğim halde yanıma aldım.
Kitap bir Bizantolog ile başlayınca daha ilk cümlelerden ısınmıştım zaten.
İnternetteki yorumlardan öğrendiğim kadarıyla Erguvan Kapısı, Sıcak Külleri Kaldı'nın devamı gibiymiş. Ama onu değil de Elveda Alyoşa'yı okumak istiyorum ben mesela sonrasında.
Tavsiyemdir...
12 Eylül 2013
VI- JANE EYRE / CHARLOTTE BRONTE
Normalde ödünç kitap almayı sevmem. Sahip olmayı tercih ederim. Çünkü okuduktan sonra işim bitmez onlarla. Kitaplığımda olmalarını isterim. Çok sevdiklerimi tekrar tekrar okurum. Canım sıkkınken düzenlerim, rahatlarım.Sergilerim kitaplarımı. Övünürüm onlarla. Kitaplıklarımın karşısına geçip izlerim. İzlerken okuduğum kitapları düşünürüm. Şunu tekrar okusam derim, bunun sonunu hiç hatırlamadığı fark ederim... Okuma kısmı kadar, onlarla ilgilenme kısmı da terapidir benim için...
Ama Jane Eyre'yi kütüphaneden aldım. Bende zaten başka bir basımı vardı, başka bir yayın evinden. Çok incelemeden almış, Bronte nasılsa iyidir diye düşünmüş ama hata yapmıştım. Çevirisini fazla beğenmedim. İzne çıkmadan önce kitap almaya fırsatım olmayınca ama kütüphaneye yolum düşünce tatilde iyi gider diye C. Bronte'yi tercih ettim. Hem de bu basımı da incelemiş olurum diye düşündüm.
J. Eyre'yi keyifle okudum. Okurken sürekli bizim Çalıkuşu'nu hatırlattı bana. Neredeyse aynı hayat hikayeleri. Çalıkuşu da Jane gibi öksüz - yetim. Gerçi Çalıkuşu seviliyor teyzeleri tarafından ama Jane'i yengesi hiç sevmiyor. Neyse, ikisi de yatılı okula gidiyor. İkisi de zorda kalınca mürebbiyelik yapıyor. Gerçi Jane zorda kalmaktan değil biraz da değişiklik istediğinden yapıyor diyelim. İkisi de sevdikleri adam tarafından aldatılıp evden kaçıyor. Çalıkuşu ücra Anadolu köylerine sığınıyor, Jane de İngiltere kırına. En sonunda, çeşitli zorluklar çekip, badireler atlattıktan sonra, ikisi de sevdikleri adama kavuşuyorlar.
Jane Eyre bir klasik. Önemli bir roman. Romantik ve feminist. Gerçi Bronte'nin kitabı yazdığı 1847 yılında feminizm diye bir kavramın var olduğunu zannetmiyorum ama feminizm icat olunduktan sonra böyle adlandırıldı en azından.
Sonuçta, mutlaka okuyun. 19. yy'da kadından tek beklenenin bir kenarda oturup el işleri yapmak olduğunu düşünerek okuyun. Düşünmesine ve fikir üretmesine ihtiyaç duyulmadığını ve kendisinden sadece arada bir kaç güzel, hoş söz söylemesi beklenildiğini aklınızda tutun. O dönemde bir kadın olarak Charlotte kitabını bastıramayacağından, erkek takma adı kullanarak kitabını bastırtabildiğini bilin. Jane'in gittiği yatılı okulun C. Bronte'nin kendi gittiği okuldan esinlenerek yaratıldığını unutmayın.
Bir de yazıyı yazmadan önce internetten araştırma yaparken Geniş, Geniş Bir Deniz adlı bir kitaba rastladım. Jean Rhys yazmış. Daha önce hiç duymamıştım ben. Mr. Rochester'in deli karısı Bertha ile olan ilişkisini irdeleyen bir kitap diyebiliriz. Ayrıntılı bilgi için link vereceğim. Ben en kısa zamanda bu kitabı da okuyacağım. İlgimi çekti...
http://bikahvebikitap.blogspot.com/2013/07/genis-genis-bir-deniz-jean-rhys.html
Ama Jane Eyre'yi kütüphaneden aldım. Bende zaten başka bir basımı vardı, başka bir yayın evinden. Çok incelemeden almış, Bronte nasılsa iyidir diye düşünmüş ama hata yapmıştım. Çevirisini fazla beğenmedim. İzne çıkmadan önce kitap almaya fırsatım olmayınca ama kütüphaneye yolum düşünce tatilde iyi gider diye C. Bronte'yi tercih ettim. Hem de bu basımı da incelemiş olurum diye düşündüm.
J. Eyre'yi keyifle okudum. Okurken sürekli bizim Çalıkuşu'nu hatırlattı bana. Neredeyse aynı hayat hikayeleri. Çalıkuşu da Jane gibi öksüz - yetim. Gerçi Çalıkuşu seviliyor teyzeleri tarafından ama Jane'i yengesi hiç sevmiyor. Neyse, ikisi de yatılı okula gidiyor. İkisi de zorda kalınca mürebbiyelik yapıyor. Gerçi Jane zorda kalmaktan değil biraz da değişiklik istediğinden yapıyor diyelim. İkisi de sevdikleri adam tarafından aldatılıp evden kaçıyor. Çalıkuşu ücra Anadolu köylerine sığınıyor, Jane de İngiltere kırına. En sonunda, çeşitli zorluklar çekip, badireler atlattıktan sonra, ikisi de sevdikleri adama kavuşuyorlar.
Jane Eyre bir klasik. Önemli bir roman. Romantik ve feminist. Gerçi Bronte'nin kitabı yazdığı 1847 yılında feminizm diye bir kavramın var olduğunu zannetmiyorum ama feminizm icat olunduktan sonra böyle adlandırıldı en azından.
Sonuçta, mutlaka okuyun. 19. yy'da kadından tek beklenenin bir kenarda oturup el işleri yapmak olduğunu düşünerek okuyun. Düşünmesine ve fikir üretmesine ihtiyaç duyulmadığını ve kendisinden sadece arada bir kaç güzel, hoş söz söylemesi beklenildiğini aklınızda tutun. O dönemde bir kadın olarak Charlotte kitabını bastıramayacağından, erkek takma adı kullanarak kitabını bastırtabildiğini bilin. Jane'in gittiği yatılı okulun C. Bronte'nin kendi gittiği okuldan esinlenerek yaratıldığını unutmayın.
Bir de yazıyı yazmadan önce internetten araştırma yaparken Geniş, Geniş Bir Deniz adlı bir kitaba rastladım. Jean Rhys yazmış. Daha önce hiç duymamıştım ben. Mr. Rochester'in deli karısı Bertha ile olan ilişkisini irdeleyen bir kitap diyebiliriz. Ayrıntılı bilgi için link vereceğim. Ben en kısa zamanda bu kitabı da okuyacağım. İlgimi çekti...
http://bikahvebikitap.blogspot.com/2013/07/genis-genis-bir-deniz-jean-rhys.html
28 Temmuz 2013
BOŞ KOLTUK
Boş Koltuk doğum günü hediyemdi. Az önce bitirdim. Ben beğendim. Rowling okumuyormuş gibi hissettim kendimi genelde. Hiç alakaları olmadığı halde bana daha çok Binchy tadı verdi.
İnternetten yorumlara baktığımda genelde beğenilmediğini gördüm. Belki de Rowling'in Harry Potter serisinden sonra tamamen başka bir tarzda ve konuda yazmış olması etkilemiştir okuyanları. Boş Koltuk'tan hemen önce Potter serisini okuyup bitirdiğim halde ben o kıyaslamayı yapmadım nedense.
İnternetten yorumlara baktığımda genelde beğenilmediğini gördüm. Belki de Rowling'in Harry Potter serisinden sonra tamamen başka bir tarzda ve konuda yazmış olması etkilemiştir okuyanları. Boş Koltuk'tan hemen önce Potter serisini okuyup bitirdiğim halde ben o kıyaslamayı yapmadım nedense.
22 Mart 2013
ÖLÜ ERKEK KUŞLAR
İnci Aral'ı daha önce Mor'da okumuş ve beğenmemiştim. Bir daha da hep uzak durmuştum kendisinden. Belki yanlış kitaptı, belki yanlış zamandı, bilmiyorum ama Ölü Erkek Kuşlar gayet güzel geldi bana. Mor'u tekrar okumayı düşünüyorum bir süre sonra. Yine sevemezsem fırsat buldukça İ.Aral'ın başka kitaplarını deneyeceğim...
Tavsiyemdir :O).
Tavsiyemdir :O).
19 Mart 2013
MUTLU OLMAK İSTEYEN ADAM
Gounelle'in ilk okuduğum kitabı Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer'di. Açıkçası onu daha çok sevmiştim. Daha özgün gelmişti bana. Bunu biraz daha kısa kesilmiş, daha yüzeysel buldum. Ama ileride tekrar okumak isterim. İlk okuyuşumla değerlendirmek de istemiyorum.
Tavsiyemdir, Gounelle okuyacaksanız ilk önce Mutlu Olmak İsteyen Adam'ı, Sonra Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer'i okuyun. Kitaplar arasında konusal olarak hiç bir bağlantı yok. Biri, bir diğerinin devamı olduğu için değil. Yazarla ilgili beklentileriniz açısından söylüyorum bunu.
Tavsiyemdir, Gounelle okuyacaksanız ilk önce Mutlu Olmak İsteyen Adam'ı, Sonra Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer'i okuyun. Kitaplar arasında konusal olarak hiç bir bağlantı yok. Biri, bir diğerinin devamı olduğu için değil. Yazarla ilgili beklentileriniz açısından söylüyorum bunu.
RÜZGARLA GELEN
Son okuduğum kitap. Süper diyemem. Kötü de diyemem. Biraz karamsarlığa sevketse de ortalarında, sonu olumsuz bir olayla da bitse, tatlıya bağlanan şeyler de yok değil. Çok nötr kaldım bu kitap konusunda...
Tavsiyemdir diyemeyeceğim ama okumakla da bir şey kaybetmeyeceğiniz, belki bana fazla bir şey vermeyen ama sizi daha çok saracak bir kitaptır...
Tavsiyemdir diyemeyeceğim ama okumakla da bir şey kaybetmeyeceğiniz, belki bana fazla bir şey vermeyen ama sizi daha çok saracak bir kitaptır...
2 Mart 2013
ÇALIKUŞU
Çalıkuşu'ndan bahsedeceksem eğer, sözü kısa kesemeyeceğimi fark ettim. Reşat Nuri Güntekin, 1922'de yazmış Çalıkuşu'nu. Benim ilk okuyuşum, on bir yaşındayken, babamın bana yılbaşı hediyesi olarak kitabı almasıyla oldu. O zamandan bu zamana defalarca okudum. Her seferinde ayrı bir sevdim. Benim kitabım da bire bir fotoğrafını koyduğum basım. Ama fotoğrafı internetten aldım aslında. Benimki de elimde okuna okuna yıprandı. Kitabın dili de hayli eski. Belki yeni basımlarda sadeleştirmeye gidilmiştir. Yine de elimdeki kitabı hiç bir şeye değişmem. Her şeyden önce, ilk sayfasında babamın bana ithafı ve imzası var.
Geçen gün, kütüphanemin karşısına geçmiş, bir yandan kitaplara göz gezdirip bir yandan ne okusam diye düşünürken, gözüme takıldı ve hemen Çalıkuşu'na başladım. Bitireli neredeyse bir hafta olmasına rağmen de hala etkisinden kurtulamadım.
Çocukluğumdan bir de Aydan Şener'in oynadığı haliyle Çalıkuşu'nu hatırlıyorum. 1960'larda Türkan Şoray'ın oynadığı bir siyah beyaz film de var. Onu internetten buldum izledim. Ama Aydan Şener'li versiyonu çocukluğumdan hatırlıyorum. İlk gösterilişi '86 yılındaymış. Ben o zaman altı yaşında olduğuma göre, ilk gösterimi değildir büyük ihtimalle hatırladığım. Tekrar gösterimlerden yakalayıp izlediğim bir kaç bölümdür.
Hayatımın son döneminde Çalıkuşu dersem bir de Çanakkale'yi anmam gerekir. Yukarıdaki fotoğraf, Reşat Nuri Güntekin'in bir dönem yaşadığı, Çalıkuşu'nun da bir kısmını yazdığı ev. Bu biraz eski hali. Biz taşınmadan önce ev restore edilmişti. Kamu binası olarak hizmet veriyordu. Tam bizim evin yolu üzerinde olduğundan Çanakkale'de yaşadığım süre boyunca neredeyse her gün, kimi zaman günde bir kaç defa önünden geçtim. Kocam bana Reşat Nuri Güntekin'in evi olduğunu söyleyene kadar, eski bir ev olarak dikkatimi çekiyordu. Öğrendikten sonra da ayrı bir sevgi besledim.
Çalıkuşu 'nun hikayesini bildiğinizi düşünseniz de, sağda solda bölük pörçük rastlamış olsanız da, kitabını da mutlaka okumanız gerektiğini düşünüyorum. Çalıkuşu, pek tabi ki, mutlaka tavsiyemdir. Şimdiye kadar okumadıysanız, bir an önce okuyunuz...
BİR ALIŞVERİŞKOLİĞİN İTİRAFLARI
Bir gece ödünç aldım gece mesaisi bitiminde. Ertesi öğlene okumuş, teslim etmiştim. Güzeldi. Filmi de varmış. Bir sonraki gün de, işe gitmeden ütü yaparken izledim filmi. Kitaptan haberim olmasaydı, filmi hoşuma giderdi belki ama kitabın üzerine filmi hiç beğenmedim.
Kitap tavsiyemdir... Filmi izlemeseniz de olur:O)...
Kitap tavsiyemdir... Filmi izlemeseniz de olur:O)...
22 Şubat 2013
ALIŞVERİŞKOLİK VE BEBEĞİ
Oğlumun hediyesi oldu bu kitap bana geçen hafta sonu. Ve ben çok sevdim. Eğlenerek okudum.
Tam benim istediğim gibiydi. Atıştırmalık. İşten çıktıktan sonra, karnımı doyurup, koltuğa uzandığımda, kendimi yormadan, beynimi yormadan, aksine okudukça günün yorgunluğunu atarak okudum.
Bu tarz kitaplara "çerez" diyorum ben. Bir de yolda, minibüste, bankada, dişçide sıra beklerken okunabilir oluşlarını da çok seviyorum. Fazla dikkat vermek gerekmediği için, her türlü kalabalık, gürültülü ortamda da gidiyor. Bir de konu hafif olduğundan, o an kaldığın cümlede kitabı kapatıp, bir sonraki müsait anda kaldığın yerden rahatlıkla devam edebiliyorsun. Şu neydi, bu kimdi, en son ne olmuştu diye uzun uzun düşündürtmüyor.
Tavsiyemdir. Okuyunuz...
16 Şubat 2013
ZAMAN YOLCUSUNUN KARISI
İki sene önce almış, okumuş ve beğenmiştim. Az önce ikinciye bitirdim kitabı. İlk seferde atladığım ayrıntıları yakalamış oldum. Yine büyük keyif verdi bana.
Bilim kurgu seviyorum ve fantastik edebiyat. Bilim kurgu biraz daha fazla seviyorum hatta galiba.
Filmi de var bu kitabın. Çekilmiş. Bir ara biraz izlemiştim ama kitabı gibi değil.
Tavsiyemdir. Filmini izlemeden önce mutlaka kitabını okuyun :O)...
AŞKI YARIN YAŞAYACAKSIN
Yine Maeve Binchy, yine sevdiklerimden...
Dönem dönem belli bir sırayla okuyorum Binchy favorilerimi ve bu son sıradaki kitap oluyor genelde.
Sonra bir süre ara veriyorum Binchy okumaya.
Yeni kitabı çıksa ne güzel olurdu...
Tavsiyemdir... Siz de okuyun...
Dönem dönem belli bir sırayla okuyorum Binchy favorilerimi ve bu son sıradaki kitap oluyor genelde.
Sonra bir süre ara veriyorum Binchy okumaya.
Yeni kitabı çıksa ne güzel olurdu...
Tavsiyemdir... Siz de okuyun...
6 Şubat 2013
TAVAN ARASINDAKİ BUDA
Hiç görmemiştim bu kitabı. Duymamıştım. Bir yerlerde rastlamamıştım. Bu yazıyı yazarken baktım, çok eskiydi de benim mi haberim olmadı acaba diye, 2011 basımıymış. Daha doğrusu orijinali iki bin on bir, Türkçe'ye çevrimi iki bin on iki.
Değişik anlatımıyla beni çarptı. İçerik de çok boş değildi ama öncelikle ve özellikle anlatım dili, daha önce hiç rastlamadığım bir tarzdaydı ki, benim gibi kitap manyağı birisi için bu cümleyi kurabilmek zor.
Konusu değişik gelmeyecek ama alın okuyun. Tavsiyemdir...
KIZILA BOYALI SAÇLAR
Uzun zamandır gördüğüm, duyduğum ama bir türlü alıp okuyamadığım, bir gün elbet, diyerek aklımın köşesinde beklettiğim kitaptı.
Ablam gönderince Fethiye'den, mutlu oldum. Dün gece bitirdim. Çok çok beğendiğim bir kitap değil. Sarmadı beni. Bir daha okur muyum, okumam. Bana hiç bir şey vermedi gibi. Ne bilgi, ne aynı şeyleri ben de yaşadım duygusu, ne bunları yaşamadım ama yaşayanlar da varmış hissi. Kitabın içine giremedim.
Yine de okumayın der miyim, demem. Bir deneyin. Mutlaka göz atın. Mutlaka ki benim aksime çok çok beğenenler olmuş ki, otuzuncu baskısıydı benim okuduğum...
Tavsiyemdir, bulursanız okuyun ama çok fazla bir şey de beklemeyin :O).
Ablam gönderince Fethiye'den, mutlu oldum. Dün gece bitirdim. Çok çok beğendiğim bir kitap değil. Sarmadı beni. Bir daha okur muyum, okumam. Bana hiç bir şey vermedi gibi. Ne bilgi, ne aynı şeyleri ben de yaşadım duygusu, ne bunları yaşamadım ama yaşayanlar da varmış hissi. Kitabın içine giremedim.
Yine de okumayın der miyim, demem. Bir deneyin. Mutlaka göz atın. Mutlaka ki benim aksime çok çok beğenenler olmuş ki, otuzuncu baskısıydı benim okuduğum...
Tavsiyemdir, bulursanız okuyun ama çok fazla bir şey de beklemeyin :O).
27 Ocak 2013
ATEŞBÖCEKLERİNİN MEVSİMİ
Benim çok sevdiklerimden...
İki bin beşte almışım. Kaçıncıya okudum bilmiyorum ama buraya hiç yazmamışım...
Binchyseverim ben.
Siz de okuyun...
İki bin beşte almışım. Kaçıncıya okudum bilmiyorum ama buraya hiç yazmamışım...
Binchyseverim ben.
Siz de okuyun...
22 Ocak 2013
GERİ DÖNECEKSİN
Az önce kim bilir kaçıncıya okuyup bitirdiğim kitap. 2004'te almışım. Hemen her kitabıma mutlaka adımı ve aldığım tarihi yazıyorum.
Geri Döneceksin bana iyi gelen kitaplardan. Hani insanlar canları sıkkın olunca, bir konuda bir şeyler yapmalı, duygusu yaşayınca kişisel gelişim kitapları falan okurlar ya, ben de böyle dönemlerinde dönüp Geri Döneceksin'i ve Yalnız Kadınlar Sokağı'nı okuyorum. İkisi de bana umut veriyor, hayatın her türlü olaydan sonra da devam edebiliyor olması mutlu ediyor beni.
Tavsiyemdir....
18 Ocak 2013
KİMSE SORMAZSA BEN SORARIM
Çok eski bir kitap bu biliyorum... Basım yılı 2001 olabilir. Ben taa ilk çıktığında almıştım, belki de biri hediye etmişti hatırlamıyorum bile. Geçenlerde yine elime geçti. Okudum. Arman'ın o dönemde yaptığı röportajları topladığı bir kitap. Güzel olan yönü ya da hoşuma giden şeyi şudur ki, o dönemdeki tüm popüler kişiler resmi geçit yapmış gibi oluyor. Yaklaşık on iki sene sonra okuduğumda gördüm ki, kimini unutmuşuz çoktan. Kimi o zaman kariyerinin başındaymış, çok ilerlemiş. Kimi vefat etmiş. Kimini de şu andaki popüler işlerden tanıyoruz zaten ama o zaman yine çok sevdiğimiz başka şeylerle gündemdeymişler. Alıp okumaya değmez belki artık ama bir yerlerden elinize geçerse göz atmanızı öneririm...
30 Kasım 2012
GÜLE GÜLE
Kitap fuarından aldığım kitaplardan biri. Eğlencelik, öylesine okumalık, romantik komedi türünde bir kitap olarak almıştım ama biraz daha farklı çıktı ve ben sevdim.
Anlatımı değişikti ve konusu. Her ne kadar sabun köpüğü görünümünde de olsa içinde bir miktar derinlik de taşıyordu.
Zevkle ve sıkılmadan okudum. Tavsiyemdir.
Anlatımı değişikti ve konusu. Her ne kadar sabun köpüğü görünümünde de olsa içinde bir miktar derinlik de taşıyordu.
Zevkle ve sıkılmadan okudum. Tavsiyemdir.
12 Mayıs 2012
KAHPERENGİ
Bu akşam iş çıkışı almıştım. Az önce bitirdim. Hande Altaylı'nın ilk kitabını (Aşka Şeytan Karışır) tesadüfen almış, hayranlıkla okumuş, yazarın yeteneğine şapka çıkarmıştım. Bu son kitabı için de aynı şeyleri rahatlıkla söyleyebiliyorum. Konu insanı çarpıyor; arada kurduğu tamlamalar şaşırtıyor; kitap basit görünüp aslında insanı derinlere de çekiyor.
İlginçtir ikinci kitabı Maraz hiç karşıma çıkmadı şimdiye kadar. Ama vardır mutlaka bir yerlerde, onu da alacağım en kısa zamanda. Aşka Şeytan Karışır'ı okuduğumda soyadı hiç dikkatimi çekmemişti. Fatih Altaylı ile de çok ilgim yoktu zaten:O). Onun karısı olduğunu ancak üçüncü kitabı çıkınca öğrendim.
Tavsiyemdir:O).
24 Nisan 2012
SULTANI ÖLDÜRMEK
Ahmet Ümit severim. Komiser Nevzat'lı kitaplarını ve tarihi konular içeren kitaplarını daha çok severim. Hele ki son kitabında hem K. Nevzat, hem tarih varsa işte ben o kitaba bayılırım :O).
Sadece cinayet sebebi beni hayal kırıklığına uğrattı. Onun dışında su gibi aktı gitti roman. Severek okudum. Rüyalarıma bile girdi.
Tabi ki tavsiyemdir:O).
18 Mart 2012
Bir Yumak Mutluluk
Geçen cumartesi aldığım, pazar sabahı bitirdiğim. En az ilki kadar sevdiğim. Üçüncüsü çıkarsa yine aynı zevkle okuyacağım. Kitap:O).Mutlu sonla biten hikayeleri seviyorum. Kahramanların mutlu olması, bana da mutluluk veriyor. Umut aşılıyor. "Aslında hayat güzelmiş!" düşüncelerimi pekiştiriyor. Tüm bunları hissetmemi sağladığı için bu kitabı da sevdim.
Rahat da okunuyor. Kalın ama çabuk bitiyor.
Tavsiyemdir.
GÖÇEBE
Aslında haziran 2011'de almıştım bu kitabı. Bir yazımın içinde de bahsetmiştim sanki. Ama bugün tekrar okuyup bitirince ayrı bir yazıyla tekrar anlatmak istedim. Mutlaka okumalısınız. Bilimkurgu tarzında ama romantik de sayılabilecek, beni çok etkileyen kitaplardan biri.
Yazarı Alacakaranlık serisinin yazarı. Şu vampir çocukla, insan kızın hikayesini anlatan, filme de çekilen seri. O serinin hiç bir şeyini sevmedim, sevemedim vampir hikayelerine bayılmama rağmen. Bu kitabını ise tek geçerim. Aynı yazarın kitabı değilmiş gibi geliyor bana zaten.
Tavsiyemdir.
Not: An itibariyle yine okuyup bitirdim ve yine ayrı bir keyif aldım... İkinciye okuduğumu zannediyordum ben, bu yazıya dönünce anladım, meğerse üçüncüye okumuşum. Farkında olmadan senede bir kere elime alıp okuyorum galiba...21.02.2013
Not: An itibariyle yine okuyup bitirdim ve yine ayrı bir keyif aldım... İkinciye okuduğumu zannediyordum ben, bu yazıya dönünce anladım, meğerse üçüncüye okumuşum. Farkında olmadan senede bir kere elime alıp okuyorum galiba...21.02.2013
22 Şubat 2012
AŞK VE ÇOCUK
Binchy'nin son kitabı :O). Pazartesi akşamı aldım. O gece bitirdim. Sabah üçe kadar okuyunca gözlerim kıpkırmızı dolaştım tüm gün boyunca ama değdi. Hikayenin sonunu merak etmiştim. Tahmin ettiğim gibi bitti. Binchy beni şaşırtmadı ama bu bitiş de hoşuma gitti.Bu kitabında eski karakterler de bol bol geçiyor. Bu benim hoşuma gidiyor. Yepyeni bir öyküde eskiden kalan dostlar bulmuş gibi oluyorum. Onların hayatlarının devamına dair ipuçları elde etmeyi seviyorum.
Bu kitabı bir gecede yalayıp yuttum ama bir süre sonra tekrar okuyacağım. Daha yavaş, sindire sindire.
Özellikle Binchy sevenlere tavsiyemdir. Bir an önce alın, okuyun....
20 Kasım 2011
UNUTMA BENİ APARTMANI
Dün gece bitirdiğim kitap. Fuardan almıştım. Fuar daha bitmedi ben aldıklarımı bitirmeye başladım. O yüzden biraz yavaşlamayı düşünüyorum. Nermin Yıldırım'ın ilk kitabıymış. Beni kitaplara bakarken, ilk önce kapağı çekti. Elime aldım inceledim. Yazarını ilk kez duyduğumdam biraz tereddüt de ettim. İçine göz attığımda, ilgimi çeker gibi olunca daha fazla düşünmeden aldım.
Normalde, daha hareketli kitapları okumayı seviyorum son yıllarda. Eskiden uzun uzun iç dünyalara dalan kitapları tercih ederdim. Artık macera olmasa da, olay örgüsü daha hızlı kitapları tercih ediyorum. Bu kitabı da öyle sanmıştım, ama değilmiş. Yine de sıkmadı beni. Belki biraz kahramanının hayat hikayesini anlattığından. Otobiyografik kitapları da okumayı seviyorum çünkü. Bu bir kurgu da olsa, kahramanın hayatını anlattığından sevdim. Yine de çok çok sevdim de diyemem. Aman niye almışım, okumuşum da diyemem. Olumlu tarafa oldukça yakın olarak nötr diyebilirim bu kitap için.
İlla da biraz aksiyon olsun demeyenler, biraz da şu duygunun, bu düşüncenin derinliklerine dalalım diyenler daha çok sevecektir. Mutlaka edinin demeyeceğim ama karşınıza çıkarsa da almayı bir düşünün en azından. Tavsiyemdir.
17 Kasım 2011
AKLINDAN BİR SAYI TUT
Aslında bunu okuyalı çok oldu. Ablam bayram için Fethiye'den geldiğinde getirmişti. Ben de hasta olduğumdan bol bol dinlenip, her uzandığımda kitabı da elime alıp, bitirmiştim. Ama bir türlü yazamadım.Uzun zamandır kitapçılarda görüp, elime alıp alıp bırakıyordum. Olasılıksız'dan sonra bu tür kitaplar çok çıkmaya başladı. Olasılıksız ve Empati'yi beğenmiş, devamında Zar Adam 1 ve 2'yi alıp okumuş ama Zar Adamlar'ı aldığıma pişman olmuştum. Konu ve içerik ve olay örgüsü ve hikaye bakımından beğenmemiştim Zar Adamlar'ı. O yüzdendir ki buna da temkinli yaklaşıp, almayı hep ertelemiştim.
Güzelmiş. İlginç bir konusu var. İşlenen bir kaç cinayet var. Katilin kurbanlarını seçme yöntemi değişikti. Hoşuma gitti. Belki bu tarz kitapları çok ve sürekli okuyanlar için sürprizli değildir. Ben polisiye sevsem de sürekli ve kesintisiz takip etmediğimden değişik geldi. Sonuçta belki de fazla bir beklentim olmadığımdan, keyifle okudum. Tavsiyemdir.
15 Kasım 2011
GİZLİ ANLARIN YOLCUSU

Fuardan almıştım. Bir - iki saat önce bitirdim. Güzeldi. Hikaye çok sardığından ve sonunu merak ettiğimden ara vermeden okudum. Daha ileride, bir daha, acele etmeden, sindirerek okumak isterim.
Daha önceki Kulin kitaplarına pek benzemiyor. Konusu da, kurgusu da, dili de farklı geldi bana. Sanki bambaşka biri yazmış. Güzel yazmış. Okurken hiç alakası olmasa da Kulin'in Gece Sesleri'ni anımsattı bana nedense. Onun tadındaydı. Ya da okuduğumda o da bana değişik gelmişti. Bilmiyorum.
Kulin'i sevenler zaten alacaktır ama sevmeyenlere de tavsiye ederim ben bu kitabını. Buram buram Kulin kokmayan bir Kulin kitabı okumaları için.
Yine görüşmek üzere...
25 Eylül 2011
Ateş Böceği Yolu
Dün öğleden sonra aldığım bu sabah bitirdiğim altı yüz sayfalık kitap. Aslında basılalı bir seneyi geçmiş. Ben yeni keşfettim ama çok sevdim. Değişik bir hikaye. İki kadının dostluğunu anlatıyor. Güzel anlatıyor. Hannah Kristin'in Kış Bahçesi'ni okumuştum daha önce. Onu sevmiştim. Bunu daha da çok sevdim. Kış Bahçesi'nin konusu çok güzel olsa da öykü ilk başta sarmamıştı beni. Devam edebilmek için biraz zorlamıştım kendimi. Bunda ise dün gece uyumayım da kitabı bitirebileyim diye zorladım. Sabah dörtte kitap elimde uyuyakalana kadar da okudum. İkisinin tek ortak noktaları aynı yazar tarafından yazılmış olmaları. Anlatım dilleri de, konuları da, karakterleri de çok başka. İkisi de mutlaka okunmalı diyorum. Öncelik ise benim için Ateş Böceği Yolu'nda. Yazıya koyabilmek için kitabın resimlerine göz atarken başka bir yoruma daha rastladım. O yorumdakinin tersine dipnotlar benim hoşuma gitmedi ama. Gereksiz açıklamalar olduklarını düşünüyorum. Kitabın içeriğinden, cümlenin yapısından zaten açıklamaların içeriği anlaşılıyordu bence.
Bir de bu yazıyı yazarken kucağımda bir yavru kedinin uyuduğunu belirtmek istiyorum. Bu son paragrafın kitapla hiç bir alakası yok ama belirtmeden geçemedim. Burada, bu anla da ilgili bir kayıt olmasını istedim. Apartmanın bodrumunda bir kedi beş tane yavru doğurdu. İki haftadır onları seviyoruz. Baştan hiç ellemedik, sadece anneye yemek verdik. Yavrular biraz büyüdüler artık. Arada bir tanesini alıp biraz sevip kardeşlerinin yanına bırakıyoruz. Zaten kendileri de büyüdüklerinden kapının önüne de geliyorlar. Çok minik, acayip kirli, doğru düzgün miyavlamayı bile bilmeyen ama diğer kardeşleri yaklaştığımızda tıslarken, bize doğru gelmeyi seçen sarman bir kedi var şu an kucağımda. Pireli olduğundan şüpheleniyorum. Dün akşam aç kalmıştı, ucunu toplu iğneyle deldiğim yumuşak bir torbaya koyduğum, bol su az süt karışımıyla besledim onu. Normal bir şekilde beslenmeyi bilmiyor daha. Diğer kardeşleri daha yırtıcı bu daha naif ve sevecen ya, öleceğinden korkuyorum sürekli.Kıyamıyorum.Biraz daha büyüdüklerinde hepsini atacaklar dışarı zaten. Bizim kedimiz olmasını istiyorum. Böyle evin içinde dolaşsın, miyavlasın, ayaklarıma dolansın ve kucağımda uyusun... Tek isteğim bu.
20 Eylül 2011
KÜÇÜK MUCİZELER DÜKKANI
En son okuduğum kitap. Bunu bitirdikten sonra başkasına başlamadım zaten. Hem şu an okumaya heveslendiğim başka kitap olmadığından, hem de her akşam kendimi kaptırıp saatlerce okuyunca ev işlerine zamanım kalmadığından. Debbie Macomber'in başka kitabı var mı bilmiyorum. Ben ilk defa okudum. Anlatımı hoştu. Kitap da güzeldi. Sonuna yazar bir bölüm eklemiş, o hoşuma gitmedi sadece. Gereksiz buldum. O olmasa da olurmuş, hatta daha güzel olurmuş. Biraz sabun köpüğü tarzı, aklı meşgul etmeyecek, zevk almak için okunacak bir kitap. Yolda, otobüste, bankada sıra beklerken rahat okunacak türden.
Okuyacak bu tarz kitap arayanlara rahatlıkla tavsiye edebilirim. Sonunun bence yüzde yüz mutlulukla bitmesi de pozitif sonlu kitap sevenlere ayrı bir güzellik sunuyor.
11 Eylül 2011
AŞK MUTFAKTA PİŞER
Maeve Binchy'nin dün gece bitirdiğim kitabı. Her seferinde son sayfayı okuduğum an içimde gidip ünlü bir restoranda şef olma ya da bir catering şirketi açma isteği uyandırıyor. Ki nitekim dün gece kitabı kenara koyduğumda, önce kurabiye, üzerine de poğaça yaptım gecenin bir yarısı... Binchy okumaya biraz ara vereceğim. Arada başka kitaplar okuyup, daha sonra sevdiğim diğer kitaplarıyla devam etmeyi düşünüyorum...
7 Eylül 2011
YALNIZ KADINLAR SOKAĞI
Maeve Binchy'nin en çok sevdiğim kitabı. 2004'te almışım ve çeşitli aralıklarla binlerce kez okudum.
Binchy'nin hikayelerini çok naif oldukları için seviyorum. Bana hayatın değişkenliğini hatırlattıkları için. Bir de kahramanlarının başına bir çok olumsuz şey gelse de umudun her zaman var olduğunu gösterdiği için...
Bütün kitaplarını okudum. Yenilerini de ilk gördüğüm anda hemen alıyorum. Diğerlerini de tekrar okudukça buraya kısa notlar halinde yazmak istiyorum...
Güncelleme: 18.01.2013 tarihinde tekrar okudum. Bana iyi gelen kitaplardan. Neden bilmiyorum, kitap kahramanının yaşadıklarınının hiç biri benim hayatımda yer almıyor ama yine de iyi geliyor.
Güncelleme: 18.01.2013 tarihinde tekrar okudum. Bana iyi gelen kitaplardan. Neden bilmiyorum, kitap kahramanının yaşadıklarınının hiç biri benim hayatımda yer almıyor ama yine de iyi geliyor.
6 Eylül 2011
Kış Bahçesi
Bu kitabı ne zamandır görüyordum ama bende çerezlik bir romantik hikaye izlenimi oluşturduğundan almak için acele etmiyordum. Her kitapçıya gidişimde elime alıp, inceleyip, geri bırakıyordum. Sonra geçenlerde kocamla kitaplara bakarken, içine göz atıp, arkasını okuyup, karar veremediğimi görünce alsana dedi. Eh, ben de bu sefer artık geri çevirmedim teklifi...
İyi ki almışım. İyi ki okumuşum. Başlarda biraz "Bu muydu yani!" etkisi oluyor. Hikaye gelişene kadar vasat gibi geliyor ama bir noktadan sonra dehşet içinde ve merakla okudum diyebilirim. Çerezlik bir romantik kitap değilmiş.
Yazarın bir kitabı daha varmış. Yorumlardan onun da çok güzel olduğunu okudum ama ne rastladım, ne gördüm. Denk geldiğimde onu da alacağım.
Konusunu her yerde rahatlıkla bulabileceğinizden burada tekrar yazmıyorum. Okumanızı kesinlikle öneriyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
































.jpg)








