7 Temmuz 2026

Temmuzun Yedisi - 2026

    Çalışma odamın penceresini açtım. Nasıl tatlı esiyor, bu sıcakta can suyu gibi bir şey. Çok keyiflendim. Tek sorun sürekli yüzüme yapışan tüldü. Onu da kafamdan aşırıp arkaya doğru attım. Pencere önü kozası gibi bir şey oldu. Sokaktan geçen herkesle göz göze geliyorum, çok nefret ederim bundan da ama olsun. Bu serinlik için buna bir süre katlanacağım. Yapacak bir şey yok.

    Şu an günün en güzel saati çünkü park hala sıcak ve çocuklar henüz dışarı çıkmadı. Dün mutfakta iş yaparken izlediğim dizinin sesini duyamıyordum bağırmalarından. Bir çıkınca gece yarısına kadar da girmiyorlar içeri. Bu arada bahsettiğim "dizi sesini bastıran" bağırmalar oyun oynarken birbirlerine at, tut, yakaladım, koş diye seslenmeleri değil. Erkek çocukların sürekli küfürle karışık böğürmeleri, kız çocuklarının da durup durup değişiklik olsun diye çığlık atmaları. Ya da ben komple yanılıyorum ve her beş dakikada bir eli baltalı bir katil parka dalıp hepsini ölümüne kovalıyor. Başka bir açıklaması olamaz. 

    Dün gece bu da yetmezmiş gibi saat dokuz civarı üst komşunun çocuğu geldi camın önüne. On dakika boyunca avazı çıktığı kadar "Anne" diye bağırdı. Annesi duymadı. O duymadıkça daha da sesini yükseltti. Ciddi bir rahatsızlık verdi açıkçası. Şimdi bir şey desem linçlenirim herhalde ama çocuk durmaksızın bağırırken şunu düşündüm. Zile basamayacak kadar küçük bir çocuk değil aslında. On dakika boyunca bağırmak değil, en fazla 1 - 2 kere seslen, duymazsak zile bas, diyafondan konuşalım, olmadı yukarı gel diye öğretilmeliydi ona. Zaten görüyorum sürekli, çocuğu sokağa salıyorlar, peşine de düşmüyorlar. Haşarı da bir çocuk. Takip eden bakan yok. Neyse, anne babası rahat tipler olduğu için mi, kafa dinlemek amacıyla mı böyle yapıyorlar, herhangi bir pedagojik bilgileri mi yok bilmiyorum ama onların kendi keyifleri için bizi rahatsız etmeye de hakları yok aslında. Sorun şurada ki böyle bir bilinçleri yok. Bunlar beni görünce merhaba demeyip sonra apartman toplantısında, selam vermeden geçip gidiyoruz, hiç komşuluk yapmıyoruz, diyen tipler. Duyduğumda kendi yapmadığı şeyden nasıl şikayet edebiliyor diye çok şaşırmıştım. Sonuçta çok da bir şey beklememek lazım. 

    Bunun dışında hikayemi bir romana çeviriyorum yavaş yavaş. Son günlerde buna yoğunlaştım. O yüzden buraya pek yazamadım. Bunun da dışında çok sıcak, neyse ki esen bir pencerem var. Evden çıkmak istemiyorum. Esinti kadar güzel bir şey yok. 

    Çok mutfağa da girmedim son zamanlarda. Atahan'dan veto yedim. Çok tatlı yapıyorsun, dayanamıyorum, çok yiyorum diye. Haklı. Ben de yiyorum. Yine de genç bir erkek iştahıyla o benden daha çok yiyor :O). Eğer yapma demeseydi düzenli fudge brownie yapardım mesela. Bittiğinde hemen yenisini devreye sokacak şekilde, kesintisiz. Buzdolabında hep olsun, canım istediğinde bir dilim yiyeyim. Yemezsem de orada olduğunu bileyim, arada çıkarıp koklayım isterdim. Kokusu da ayrı güzel oluyor browniemin :O). Cuma Atahan'ın doğum günü. Ona pasta yapacağım. Yirmisinde de benim doğum günüm. Kendime de pasta yapacağım. Bahanem olsun da pasta yapayım istiyorum hep. O yüzden doğum günlerini çok seviyorum.

    Yine görüşmek üzere...