14 Nisan 2014

XLIX

Cumartesi günü Yıldız Parkı'ndaydık. Malta Köşkü'nde kahvaltıda. Açık büfe, leziz ve çok güzel bir kahvaltıydı. Annem ve öğretmen arkadaşlarıyla gittik. Oradan sonra da Sarıyer'e uzandık. 


 Son denizaltı görüşüm Çanakkale'de, en az üç sene önceydi. Seneler sonra yine görmek çok hoşuma gitti.


Tarihi mekanlara gittiğimde tavanlar da çok ilgimi çekiyor. Mutlaka fotoğrafını çekiyorum... Tavan Malta Köşkü...
O gün hava yağmurluydu ama güzel bir gün geçirdik. Şansımıza yağmur biz otobüsteyken yoğun olarak yağdı, gezerken sadece çiseledi. 

Bu pazar etkinliğimiz vardı, dersler olmadı, kurumu hiç açmadık. Başkanımızın altıncı dönemde de kazanmasını kutladık. Öğleden sonra olduğu için sabahtan evdeydim. Bugün de izin günümdü derken neredeyse üç günlük bir tatil oldu benim için. İyi de geldi. Bugünümü mesela, genelde kitap okuyup, uyuyarak geçirdim. Paris de genelde miyavlamadı. Eve huzur hakimdi. Bunu seviyorum...

Yine görüşmek üzere...

9 Nisan 2014

XLVII

Hayat devam ediyor ve ben de işe gelip gidiyorum yine. Arada arkadaşlarımla buluşuyoruz. Pazartesi günlerim de bir süreliğine izin günümdü ya, çok ihtiyacım varmış haftada iki gün tatile. Ben daha önce evle pek baş edemiyor ve suçu kendimde biliyordum çoğunlukla. Ama değilmiş. Haftada altı gün tam zamanlı çalışınca insan, biraz da titizlikten uzak olup kitap okumayı ve kendine zaman ayırmayı da sevince ev azıcık yoldan çıkıyormuş. Şimdi çok daha rahatım. Ha yine bal dök yala bir evim yok, yine bazı yerler dağınık bazı yerler toplu ama yapmak istediklerimin çoğunu yapabiliyorum. Ve yavaş yavaş ev de düzene giriyor. 

Şu sıralar Paris'in tüyleri üzerine biraz yoğunlaştım mesela. Mevsimsel olarak da tüy dökmesinin fazlalaştığını iddia ediyorum ben. Her ne kadar o hiç sevmese de fırçası var tüylerini fırçalıyorum ama yine de dökülme çok oluyor. Aslında beni  fazla da rahatsız etmiyor. Genelde tüylerden  şikayetçi olan kocamla oğlum. Tam olarak önüne geçmek imkansız ama onları rahatsız etmemesi için biraz daha dikkat ediyorum.

 Bir de son bir haftadır acı acı bağırıp her sabah beşte uyandırıyor bizi. Bunun sebebini bilmiyorum. Daha önce yapmıyordu hiç. Kızgınlık dönemi diyeceğim ama erkek kediler kızgınlık dönemlerinde eve koku da bırakırlarmış, öyle bir şey yok. Kendisi henüz yedi aylık, normalde erkek kediler ilk kızgınlık dönemlerini on aylık civarı yaşarlarmış, o yüzden o şıkkı eledim. Hasta mı acaba diye düşündüm ama mamasını gayet güzel yiyor, oynuyor, tuvalet durumu da normal. Hastalıktan şüphelenmemi gerektirecek bir şey yok gibi. Her akşam oynuyoruz onunla o yüzden ilgi çekmek amaçlı da değil. Büyük ihtimalle evin etrafındaki kedileri görüyor onlara bir tepki olarak bağırıyor. Bizim ev birinci katta olduğundan onları hem görüyor, hem de kokularını alıyor diye düşünüyorum.  Bir de hamile kedimiz var senede iki defa bizim bodrumda doğum yapan. İşte onun apartmanda olduğunu anlayınca deliye dönüyor. Yanına gitmek istiyor. Kapının önünden alamıyoruz. Oysa ki dişi kedi onu camda bile görse tıslamaya başlıyor. Bir de yavruları varsa hiç yanına yaklaştırmaz bence. Paris'e sürekli anlatıyorum "Oğlum o kız sana yar olmaz, o çoktan eşini seçmiş, sana bakmaz. Oynamak istiyorsan da oynamaz. Vazgeç artık şu kızdan" diye ama dinlemiyor. 

Neyse, artık yavaş yavaş hazırlanıp işe gitmem gerekiyor. Bu hafta akşamcıyım. Yine görüşmek üzere...

1 Nisan 2014

XLVI

Seçim sonrası ilçemizde yüzümüz güldü:O). Buna çok sevindim. Yüzer oy farkla öndeydik benim müşahitlik yaptığım sandıkta. Çıkmadan önce okuldaki genel durumu sordum, diğer sandıklar da böyle, dediler. Mutlu ayrıldım. Eve gelip televizyonu açmamla bütün mutluluğum son buldu. Kendi başarımıza sevinemiyorum bu tablo karşısında.

Hakkımızda hayırlısı diyorum. 

29 Mart 2014

XLV

Seçime sıfır kala son derece heyecanlı ve stresliyim. Hem bir vatandaş, hem de bir belediye çalışanı olarak sonuçları merakla bekliyorum. Kocamla ikimiz sandıkta görevliyiz yarın. Üzerimize düşeni sonuna kadar yapacağız. Oyumuzu hem kullanarak hem de akıbetini takip ederek. Müsait olduğu halde o gün evde yatmak istediği için görev almayan arkadaşları anlayamıyorum. Bu kadar önemli bir süreçte, olayın dışında kalmak istemiyorum ben. Hakkımızda hayırlısı...

24 Mart 2014

XLIV AYŞE KULİN


 VEDA + UMUT+ HAYAT +HÜZÜN: Geçen hafta bu dörtlüyü okudum. Birini bitirdim, birine başladım. Hayal'dan sonra iyi geldi üzerine bir de bunları okumak. Veda mesela 2007'de basılmış. Çok olmuş ben okuyalı. Bir ara dizisi başlamıştı ama galiba tutmadı. Ayşe Kulin, Veda'da Osmanlı'nın son dönemlerinden başlayıp Hüzün'le 1983'e kadar ailesini, hayatını, anılarını anlatmış. '83'ten sonrasını da anlatmasını istiyorum. Biyografi ve anı okumayı seviyorum. Hele sevdiğim bir yazardan okuyunca daha da çok seviyorum. Sizlere de tavsiyemdir, okuyun. İlk çıktığı dönemlerde alıp okuduysanız, üzerinden çok zaman geçti, bir daha okuyun :O).

22 Mart 2014

XLIII - BUGÜN BUNU İZLEDİK

Güzeldi. Özellikle bana çok hitap etti. Müze özlemim kabardı. Bir de arkeoloji...

XLII

Geçen hafta ablam ve Uzunbey Abi buradaydı. Onların randevuları, işleri vardı. Ben işe gidip geldim değişik saatlerde derken, istediğimiz kadar çok görüşemedik ama yine de mümkün olduğunca çok bir arada olmaya çalıştık. Yeni geldiklerinde bir aile yemeği yedik mesela ki çok keyifliydi. Annemler, ablamlar, biz, bir araya gelince tam sekiz kişi oluyoruz ve birbirimize de yetiyoruz. Sohbet, eğlence, gırgır, şamata, takılma derken ne müziğe, ne eğlenceye, ne de başkalarına ihtiyacımız oluyor. 

Ben genelde bir - dokuz olarak akşamcı çalıştım geçen hafta. Sabahlarımızı değerlendirdik. Bir gün alışveriş merkezini gezdik, bir sabah da pazara gittik. Pazarı ablam teferruatlı gezmeyi sevdiğinden ben bir süre sonra sıkılıyorum, yoruluyorum, tek tek her tezgahta vakit harcamak istemiyor canım. O yüzden pazardansa, avmyi gezmek benim daha çok hoşuma gitti. Belli bir kaç dükkana bakıp, sonra çay - pasta keyfi yaptık. 

Bu arada benimle dönüşümlü nöbete kalan arkadaşın geçici bir süre başka bir yerde görevlendirilmesiyle bir aydır ben hep akşamcı çalışıyorum. Çok yoruldum ve sıkıldım ve bıktım bu durumdan açıkçası. Bir hafta sekiz buçuk - beş; bir hafta yarım - dokuz çalışmak idare edilebilir bir şeymiş ama sürekli bu saatler pek uygun değilmiş bana, bunu çok iyi anladım. Her şeyden önce aile hayatımızı büyük sekteye uğratıyor. Akşamcı olduğum günlerde ben Atahan'ı sabah yarım saat, gece yarım saat olmak üzere sadece günde bir saat görebiliyorum. Onun okuldan döndüğü saatte ben işe gitmek üzere evden çıkmış oluyorum ve ben işten geldikten yarım saat sonra onun yatması gerekiyor, sabah altıda kalkabilmesi için. Sosyal açıdan da sınırlıyor hayatımı. Sabahın köründe arkadaşıma, sinemaya, gezmeye gitsem olmuyor, onu - on biri beklesem işe gitmeden önce değerlendirebileceğim sadece bir - buçuk saat kalıyor. Dokuzda yorgun argın işten çıkıp da bir yerlere gitmeyi benim canım istemiyor. Şu dönemin bir an önce bitmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Bu hafta sonu kocam yeğenini asker ocağına teslim etmek üzere Çanakkale'ye gitti. Biz de Atahan'la sinemaya gitmeyi planladık. Birazdan hazırlanıp evden çıkacağız. Gece de annemlerde kalacağız. Ben pazar günü çalıştığımdan Atahan evde yalnız kalmamış olacak böyle. Gerçi büyüdü artık, yalnız da kendini çok güzel idare ediyor. Karnını doyuruyor, gözüm arkada kalmıyor ama aklım onda kalıyor :O). Anneanneleri bu kadar yakınken ve müsaitken tek başına oturmasını da gereksiz buluyorum.

Neyse, dönüşte anlatırım izlediğimiz filmi. Yine görüşmek üzere...

15 Mart 2014

(XXXXI) XLI

Fethiye'den Asortik Krep geldi  bugün :O). Bir de Uzun Bey abi. Sabah kahvaltıya gittik kocamla, hoşgeldine ve gözün aydına. Mutluyuz bir arada olmaktan. Bu hafta güzel bir hafta olacak :O).

ek : Bu yazıyı yazdım yayınladım. Bloga bakarken başlık rahatsız etti beni. Başlık dediğim Roma rakamlarıyla verdiğim sıra numarası. Sanki bu işte bir yanlışlık var gibi geldi. Kullanmaya kullanmaya unutmuşum Roma rakamlarını, internetten bir kontrol edeyim dedim. Evet, yanlış yazmışım. Düzelttim şimdi ama kimsenin de dikkatini çekmemiş. Ya da farkına varan olduysa bile uyarmadı. Ya da artık kimse okumuyor benim blogumu :O).