15 Ekim 2014

LXXVI

Nezleyim. Burnumu çeke çeke yazıyorum. Bir de yorgun hissediyorum kendimi. Kırıklık var derler ya hani, işte öyle. Paris deli gibi bir o yana bir bu yana koşuyor ben yazarken. Büyük ihtimalle gündüz biz yokken tüm gün boyunca uyuyor. Gece de böyle enerjik oluyor. Zaten kediler normalde gece avlandıklarından gündüz uyurlar gece uyanırlar. Eh Paris de doğasına uygun davranıyor. Arada hızını alamıyor, o böyle koştururken evin içinde çarpışıyoruz. Bazen umursamıyor bu ufak kazaları, bazen de sanki benim suçummuş gibi bana kızıyor. 

Fırsat buldukça okuyorum. Çok fazla kitabım yok elimde. Eskilere döndüm. Uzun zaman önce okuyup bir daha elime almadıklarımı tekrar okuyorum. Unutmuşum bir kısmını. Bir de nezleyim ya zaten yeni kitaplara dikkatimi fazla veremiyorum. Eskileri üstün körü de okuyabildiğimden daha iyi geliyor şu aralar bana. Kasımda kitap fuarı var. Onu bekliyorum.

Ev - iş, arada da annem rutinindeyim genelde bu aralar. Pazartesi de izinliyim artık, pazarları çalışmaya başladığımdan. Kocamın da o gün izin günü olduğundan iyi oldu. Evde olup Atahan'ı okul dönüşü karşılamak da hoşuma gidiyor. Pazarları da kursiyerler dışında pek gelen giden olmadığından işleri toparlayabilmek açısından güzel. İşte biraz yoğunluk var. Başa çıkılamayacak gibi değil ama hastayım ya, öğleden sonraları pilim bitiyor son günlerde.  Bir de kulaklarım tıkanıyor, karşımdakinin ne dediğini anlayabilmek için her şeyi ikişer üçer kere tekrar ettirmem gerekiyor. Zor oluyor. 

Erkenden yatıyorum genelde. Sabah da erken kalkıyorum. Geçen gün alarmın sesini değiştirmiştim. Unutmuşum. Sabah çaldığında ne olduğunu hatırlamadığım bir rüya görüyordum. Birden arka fonda yaylı bir orkestra çalmaya başladı. Hoşuma da gitmişti müzik, severek dinliyordum. Sonra kocam uyandırdı, kalk alarmın çalıyor diye. O uyandırmasa büyük ihtimalle orkestrayı dinleyerek uyumaya devam ederdim. Her sabah bunu hatırladığımdan gülerek kalkıyorum:O).

Yine görüşmek üzere...

6 Ekim 2014

LXXV

Uzun zamandır fotoğrafımızı koymuyordum sanki. Bayrama özel bir ayrıcalık yaptım.

Bayram güzel geçiyor. İki gündür annemler, kayın aile, teyzemler, teyze kızı gibi yakın akraba ziyaretlerini gerçekleştirdik. Bugün evdeyiz gibi görünüyor. Benimkiler daha uyuyor. Her sabah olduğu gibi erkenden kalktım, tek başıma takılıyorum ben de. 

Çağıl bu bayram Fethiye'de. Dün havuza giriyorlardı. Biz ise bütün kışlıklarımızı çıkardık. Daha kaloriferi yakmadık ama yakmayı ciddi ciddi düşündüğümüz zamanlar oluyor. Biraz yanarsa bu sefer de fazla sıcak olacağını bildiğimden açmıyorum ben henüz. Çok ara bir zamandayız. Çok soğuk da değil ama sıcak da değil. Kalın giyinince üşümüyorum ya da biraz hareket edince de ısınıyorum, üzerimdeki yelek - hırka fazla geliyor bu sefer  ama uzanınca soğuk. Battaniyeyi alınca ısınıyorum ama ellerim ve yüzüm gibi örtemediğim uzuvlarım üşüyor. Gündüz dışarı çıkarken kısa kollu giyip üzerime hırka alınca gayet rahat idare edebiliyorum ama beş olduğu anda insanın içini titreten bir soğuk çıkıyor. Şu sıralar lahana gibi giyiniyorum. En az üç kat.


Arife günü Paris'i kısırlaştırdım. Bu, ameliyat sonrası baygın bakışlı hali. Narkozun da etkisiyle ilk gün çok keyifsizdi ama ertesi güne toparlamıştı. 

Sonra yine görüşmek üzere...

4 Ekim 2014

Bayram

Bayramız kutlu olsun, mutlu geçsin :O).

22 Eylül 2014

LXXIV

Yarın, iki haftadan sonra iş başı. İzin güzeldi. İzinliyken genelde evde oturmayı tercih etsem de bittiğinde keşke biraz da gezseydim dedim:O). Neyse, yapacak bir şey yok artık. Yakında hafta sonları da çalışmaya başlayacağım. Cumartesi tatil, pazar iş günü olacak. Üç senedir zaten bu şekilde çalıştığımdan alışığım aslında. Yine de hafta sonu çalışmamak güzeldi, özleyeceğim:O).

Bu sene en azından gece kurslarını kaldırdık. Yeni düzen tam olarak nasıl olacak bilmiyorum ama artık öğlen on iki, gece dokuz çalışmayacağım. En azından şu an için böyle biliyorum, belki ben izindeyken eski düzene dönme kararı alınmıştır. 

Evdeyken fark ettim ki, çalışma düzenine alışmışım. Ev kadını düzenini, özellikle ilk hafta oturtamadım. Yıllık izinde değilim de, hafta sonu tatilinde gibi, ertesi gün işe gidecekmişim gibi yattım genelde, pek bir şey yapmadım. Aylardır doğru düzgün televizyon izlemiyordum, biraz televizyon izledim mesela. Biraz da canım istedikçe ıvır zıvır işler yaptım. Güya hazır izindeyken baştan sona, dip köşe evi elden geçirecektim, canım istemedi. Oradan buradan evi tırtıkladım sadece. Ama bütün ütüleri bitirdim. Belki de senelerdir ilk defa sıfır ütülü bir kaç günüm oldu. Sonra çamaşır yıkandıkça yine birikti tabi ki:O). Ama yine de şu an çok büyük bir yığın değil. Başa çıkılabilecek düzeyde. 

İşimde dördüncü seneme başlıyorum. Genel olarak seviyorum işimi. Ama izindeyken nedense sevdiğim yönleri hiç aklıma gelmedi. Genelde sıkıntılı yönlerini hatırladım:O). İşi özledim mi diye düşünüyorum, hem özledim, hem özlemedim, ortaya karışık... 

Şu ilk dört paragraf sırf iş üzerine olmuş. Ne kadar sıkıcı... İş dışında neler var dersek...  Sayfa sayfa gezip, haberim olmayan bir sürü yeni blog keşfettim. İyi oldu. Eskiden beri takip ettiklerimden kapanan, devam etmeyen yığınla blog vardı. Listem biraz yenilenmiş oldu.

Yedi kitap okudum ki, ilk hafta elime kitap almadım aslında. İkinci hafta okudum hepsini...

Bugün annemle avm gezmesi yaptık biraz. Uzun zamandır gezmediğimizden değişik geldi. Kalabalıktı ama tıklım tıklım değildi. Yeni sezon ürünler çıkmaya başlamış. Bir iki bir şey aldık. Kahve içtik. Vitrin baktık. Güzel bir kapanış etkinliği oldu.

Paris biraz huzursuz son günlerde. Miyavlayıp duruyor. Kızgınlık dönemi başlangıcına benziyor. Yakın zamanda kısırlaştıracağım kendisini. Yaşını doldurmasını bekliyordum. Eylülle beraber bir yaşında oldu. Şu dönemi de atlatalım bakalım...

Atahan okula başladı geçen hafta. Dokuz - üç arası, tam gün okulu. Daha önce sabahçıydı ve yedide evden çıkması gerekiyordu. Altıda kalkıp, onu gönderip, kendim hazırlanıp sekizde ben evden çıkıyordum. Şimdi sabahları beraber hazırlanıp, aynı saatte evden çıkacağız. Hadi bu hafta evdeydim ama yarından itibaren ben de işe gideceğim. Bakalım sabah rutinlerimiz nasıl olacak...

Havalar soğudu ya, geçen gece üşüyünce battaniyeyi çıkardım. Örtününce sıcak oluyor, sadece pike az geliyor. Akşamları otururken, camı açıyorum soğuk, kapatıyorum bunaltıcı. Ayaklarım bir üşüyor çorap hatta bazen çetik giyiyorum, bir süre sonra fazla geliyor çıkartıyorum. Yarın işe giderken kısa kollu giyeceğim ama üzerime bir şeyler almam gerek, bakıyorum kimi kalın, kimi yazlık, ne giyeceğimi hiç bilmiyorum. Eylülü seviyorum, çok seviyorum ama şu son haftadaki bu durumu sevmedim. Bir an önce biraz daha soğumasını istiyorum:O).

Evdeyken çok fazla abur cubur yedim. Biraz azaltmayı düşünüyorum. Yazının en başında demiştim ya, keşke biraz daha gezseymişim diye, yok karar verdim en güzeli evde olmaktı:O). Kimseyi görmedim, kimseyle konuşmadım. Mesela iki haftadır telefonumun sesi kısıktı ve yanımda bile tutmadım, genelde mutfakta durdu. Nasıl çaldığını unuttum. Yarın yine açmak zorundayım, iş yerinde çok kullanıyorum. İnsanları özledim yazacaktım tam, fark ettim ki özlememişim. Arada, canımın istediği  iki arkadaşımla görüştüm, fırsat buldukça annemle bir araya geldik, ablamla telefonlaştık, bunlar bana yetti. Biraz yabaniyim galiba. Çok insan canlısı değilim. Ya da şöyle diyeyim, seçme şansımın olmasını istiyorum. O gün ve ya o an, kimi istiyorsam onunla bir arada olabilmek güzel:O). 

Geçenlerde izinde de olsam, işle ilgili bir şeye canım sıkıldı, kafamı taktım. İki gün söylendim durdum. En çok da kendime kızdım. Neden bu kadar takıyorum, üzülüyorum, sinir oluyorum, büyütüyorum diye.  Değmez çünkü. İşle ilgili üzülmek hiç bir şekilde, hiç kimse için değmez. 

Bazı şeylerden vazgeçtim, bazı kararlar aldım, iki haftada çok değişmedim ama değişime doğru bir kaç adım attım sanki, bakalım... 

14 Eylül 2014

LXXIII

İznimin bir haftasını yatarak yedim. Çok güzeldi. Bir haftam daha var. 

Yarın okullar açılacak. 

Taşınmayı düşünüyoruz biz. Acil olarak değil ama gözümüz hep evlerde. İçimize sinen bir tane bulduğumuzda gidiciyiz. Sokaklarda hep kafam yukarıda geziyorum, gördüm ki milyon tane yeni ev ve site yapılmış; milyon tane daha da yapılıyor ama hep satılık. Kiralık bir tane bile yok. 

Şili'den okuyan biri var beni. Ne güzel. Kim olduğunu bilmiyorum ama seviyorum Şilili okuyucumu :O).

Yine görüşmek üzere...

10 Eylül 2014

LXXII

Bugün okul alışverişimizin pantolon, gömlek, hırka kısmını hallettik. Bir de çanta aldık. Yeni döneme hazırız. Peki bitti mi okul işleri? Tabi ki hayır, biraz daha havalar soğuduğunda bot ve ondan da önce okullar açıldığında defter, kalem gibi kırtasiye malzemelere halledilecek. Alışverişe annem de katıldı. Üçümüz gittik. Güzel bir gün oldu. Kıyafetleri hallettikten sonra bir de yemek yeyip, kitapçıyı ve porselenciyi de gezdik mesela. Bir sürü şey aldık ama hiç biri fuzuli değildi. O kadar yorulmuşum ki, ayaklarım ağrıyor. Hafiften de uyku bastırdı. 

Bu sene okulu değişti Atahan'ın. Biraz daha uzaktaki bir okula gidecek. Dört artı dört artı dört saçmalığı yüzünden yürüme mesafesindeki beş dakikada gittiği okul, sırf ilkokul oldu. O şimdi minibüsle gidip gelmesi gereken bir ortaokula devam edecek. Ve o okulun civarında oturan minikler de yürüyerek gidebilecekleri okulu bırakıp taa yukarıya çıkacaklar. Enerjide israf, zamanda israf, belki minibüsçüler ve servisçiler kazanacak ama yazık...