22 Eylül 2014

LXXIV

Yarın, iki haftadan sonra iş başı. İzin güzeldi. İzinliyken genelde evde oturmayı tercih etsem de bittiğinde keşke biraz da gezseydim dedim:O). Neyse, yapacak bir şey yok artık. Yakında hafta sonları da çalışmaya başlayacağım. Cumartesi tatil, pazar iş günü olacak. Üç senedir zaten bu şekilde çalıştığımdan alışığım aslında. Yine de hafta sonu çalışmamak güzeldi, özleyeceğim:O).

Bu sene en azından gece kurslarını kaldırdık. Yeni düzen tam olarak nasıl olacak bilmiyorum ama artık öğlen on iki, gece dokuz çalışmayacağım. En azından şu an için böyle biliyorum, belki ben izindeyken eski düzene dönme kararı alınmıştır. 

Evdeyken fark ettim ki, çalışma düzenine alışmışım. Ev kadını düzenini, özellikle ilk hafta oturtamadım. Yıllık izinde değilim de, hafta sonu tatilinde gibi, ertesi gün işe gidecekmişim gibi yattım genelde, pek bir şey yapmadım. Aylardır doğru düzgün televizyon izlemiyordum, biraz televizyon izledim mesela. Biraz da canım istedikçe ıvır zıvır işler yaptım. Güya hazır izindeyken baştan sona, dip köşe evi elden geçirecektim, canım istemedi. Oradan buradan evi tırtıkladım sadece. Ama bütün ütüleri bitirdim. Belki de senelerdir ilk defa sıfır ütülü bir kaç günüm oldu. Sonra çamaşır yıkandıkça yine birikti tabi ki:O). Ama yine de şu an çok büyük bir yığın değil. Başa çıkılabilecek düzeyde. 

İşimde dördüncü seneme başlıyorum. Genel olarak seviyorum işimi. Ama izindeyken nedense sevdiğim yönleri hiç aklıma gelmedi. Genelde sıkıntılı yönlerini hatırladım:O). İşi özledim mi diye düşünüyorum, hem özledim, hem özlemedim, ortaya karışık... 

Şu ilk dört paragraf sırf iş üzerine olmuş. Ne kadar sıkıcı... İş dışında neler var dersek...  Sayfa sayfa gezip, haberim olmayan bir sürü yeni blog keşfettim. İyi oldu. Eskiden beri takip ettiklerimden kapanan, devam etmeyen yığınla blog vardı. Listem biraz yenilenmiş oldu.

Yedi kitap okudum ki, ilk hafta elime kitap almadım aslında. İkinci hafta okudum hepsini...

Bugün annemle avm gezmesi yaptık biraz. Uzun zamandır gezmediğimizden değişik geldi. Kalabalıktı ama tıklım tıklım değildi. Yeni sezon ürünler çıkmaya başlamış. Bir iki bir şey aldık. Kahve içtik. Vitrin baktık. Güzel bir kapanış etkinliği oldu.

Paris biraz huzursuz son günlerde. Miyavlayıp duruyor. Kızgınlık dönemi başlangıcına benziyor. Yakın zamanda kısırlaştıracağım kendisini. Yaşını doldurmasını bekliyordum. Eylülle beraber bir yaşında oldu. Şu dönemi de atlatalım bakalım...

Atahan okula başladı geçen hafta. Dokuz - üç arası, tam gün okulu. Daha önce sabahçıydı ve yedide evden çıkması gerekiyordu. Altıda kalkıp, onu gönderip, kendim hazırlanıp sekizde ben evden çıkıyordum. Şimdi sabahları beraber hazırlanıp, aynı saatte evden çıkacağız. Hadi bu hafta evdeydim ama yarından itibaren ben de işe gideceğim. Bakalım sabah rutinlerimiz nasıl olacak...

Havalar soğudu ya, geçen gece üşüyünce battaniyeyi çıkardım. Örtününce sıcak oluyor, sadece pike az geliyor. Akşamları otururken, camı açıyorum soğuk, kapatıyorum bunaltıcı. Ayaklarım bir üşüyor çorap hatta bazen çetik giyiyorum, bir süre sonra fazla geliyor çıkartıyorum. Yarın işe giderken kısa kollu giyeceğim ama üzerime bir şeyler almam gerek, bakıyorum kimi kalın, kimi yazlık, ne giyeceğimi hiç bilmiyorum. Eylülü seviyorum, çok seviyorum ama şu son haftadaki bu durumu sevmedim. Bir an önce biraz daha soğumasını istiyorum:O).

Evdeyken çok fazla abur cubur yedim. Biraz azaltmayı düşünüyorum. Yazının en başında demiştim ya, keşke biraz daha gezseymişim diye, yok karar verdim en güzeli evde olmaktı:O). Kimseyi görmedim, kimseyle konuşmadım. Mesela iki haftadır telefonumun sesi kısıktı ve yanımda bile tutmadım, genelde mutfakta durdu. Nasıl çaldığını unuttum. Yarın yine açmak zorundayım, iş yerinde çok kullanıyorum. İnsanları özledim yazacaktım tam, fark ettim ki özlememişim. Arada, canımın istediği  iki arkadaşımla görüştüm, fırsat buldukça annemle bir araya geldik, ablamla telefonlaştık, bunlar bana yetti. Biraz yabaniyim galiba. Çok insan canlısı değilim. Ya da şöyle diyeyim, seçme şansımın olmasını istiyorum. O gün ve ya o an, kimi istiyorsam onunla bir arada olabilmek güzel:O). 

Geçenlerde izinde de olsam, işle ilgili bir şeye canım sıkıldı, kafamı taktım. İki gün söylendim durdum. En çok da kendime kızdım. Neden bu kadar takıyorum, üzülüyorum, sinir oluyorum, büyütüyorum diye.  Değmez çünkü. İşle ilgili üzülmek hiç bir şekilde, hiç kimse için değmez. 

Bazı şeylerden vazgeçtim, bazı kararlar aldım, iki haftada çok değişmedim ama değişime doğru bir kaç adım attım sanki, bakalım... 

14 Eylül 2014

LXXIII

İznimin bir haftasını yatarak yedim. Çok güzeldi. Bir haftam daha var. 

Yarın okullar açılacak. 

Taşınmayı düşünüyoruz biz. Acil olarak değil ama gözümüz hep evlerde. İçimize sinen bir tane bulduğumuzda gidiciyiz. Sokaklarda hep kafam yukarıda geziyorum, gördüm ki milyon tane yeni ev ve site yapılmış; milyon tane daha da yapılıyor ama hep satılık. Kiralık bir tane bile yok. 

Şili'den okuyan biri var beni. Ne güzel. Kim olduğunu bilmiyorum ama seviyorum Şilili okuyucumu :O).

Yine görüşmek üzere...

10 Eylül 2014

LXXII

Bugün okul alışverişimizin pantolon, gömlek, hırka kısmını hallettik. Bir de çanta aldık. Yeni döneme hazırız. Peki bitti mi okul işleri? Tabi ki hayır, biraz daha havalar soğuduğunda bot ve ondan da önce okullar açıldığında defter, kalem gibi kırtasiye malzemelere halledilecek. Alışverişe annem de katıldı. Üçümüz gittik. Güzel bir gün oldu. Kıyafetleri hallettikten sonra bir de yemek yeyip, kitapçıyı ve porselenciyi de gezdik mesela. Bir sürü şey aldık ama hiç biri fuzuli değildi. O kadar yorulmuşum ki, ayaklarım ağrıyor. Hafiften de uyku bastırdı. 

Bu sene okulu değişti Atahan'ın. Biraz daha uzaktaki bir okula gidecek. Dört artı dört artı dört saçmalığı yüzünden yürüme mesafesindeki beş dakikada gittiği okul, sırf ilkokul oldu. O şimdi minibüsle gidip gelmesi gereken bir ortaokula devam edecek. Ve o okulun civarında oturan minikler de yürüyerek gidebilecekleri okulu bırakıp taa yukarıya çıkacaklar. Enerjide israf, zamanda israf, belki minibüsçüler ve servisçiler kazanacak ama yazık...

7 Eylül 2014

LXXI

Bugün güzel bir gün. Kocamla evleneli tam 14 yıl olmuş. On beşinci senemize adım atıyoruz. Yarın da babamın doğum günü. O da bu dünyadaki yetmiş birinci yılına başlayacak. Bu gece iki kutlamayı bir araya getirmeye karar verdik. Seviyorum eylülü ben. Belki biraz kışı sevdiğimden, eylülde yavaş yavaş yazdan kurtuluyor olduğumuzdan. Belki bu özel günlerden... Güzel bir ay. Şimdi hava kapalı ya. Normalde çok kişiye kasvetli gelir belki de. Benim ise tam aksine hoşuma gidiyor. Sabahları işe giderken hafiften serin serin esmesini seviyorum. Havadaki hüzün mutlu ediyor beni. 

İznimin ikinci gününü de tüm gün boyunca yayılarak geçirmenin mutluluğunu yaşıyorum bu arada. İzin günlerindeki asıl mutluluğum bir yere yetişme zorunluluğumun olmaması. Saati kurmamak, erken kalksam bile keyfimce okumak ya da bloglara takılmak ya da canım isterse bir iki şeye el atmak. İstemezse hiç birini yapmamak. 

Yaşamak güzel şey :O).

4 Eylül 2014

LXX

Yarın izin öncesi son gün. Heyecanla ve mutlulukla, en çok da sabırsızlıkla cuma saat beşten sonrasını bekliyorum:O). İki hafta izinliyim. Planlarım var ama hepsi için olsa da olur olmasa da diyebilecek durumdayım. Tek isteğim biraz işten uzak kalmak. Sonrasında yoğun bir dönem beni bekleyeceğinden sadece dinlenmek istiyorum...

30 Ağustos 2014

LXIX - ARDINDA BIRAKTIĞIN KADIN - JOJO MOYES

Kitap, temmuz 2014'te basılmış. Tesadüfen ben de hemen alıp okumuş oldum. Moyes'i okudukça sevdim. Bu kitabını daha da çok sevdim. Bundan sonra düşünmeksizin tüm kitaplarını alabilecek durumdayım. A.B.Kadın'da her şey fazlasıyla mutlu bitti. Beni bu tatmin etmedi bir tek. Hayat böyle değil çünkü :O). Birinci dünya savaşında geçen bir öykü, günümüzle kesişiyor. Özellikle 1. ve 2. Dünya Savaşı dönemlerine özel ilgim olduğunu düşünürsek kitap daha da çok sardı beni. Mutlaka okuyun. Tavsiyemdir...

LXVIII

Bugün tatile giderken arkalarında bakımları için endişelenecek bir şey bırakmayanların aslında yalnız olduklarını düşündüm. İnsani açıdan yalnız değiller belki ya da öyle olduklarını düşünüyorlar ama kaçırdıkları bir çiçek ya da hayvan sevgisi yönü var. Evdeki çiçeğimi kim sulayacak, kuşuma, balığıma, kedi- köpeğime ne olacak diye düşünmeden çıkıp gitmek eksiklik gibi geldi bana. Eminim bu durumda olup da gidenler bu cümleleri okuduklarında "Hiç de değil, çektim kapıyı çıktım ne güzel" diyeceklerdir. Neler kaçırdıklarını bilmediklerinden üzülüyorum sadece onlar için.  Sevmiyorum diyenleri çok da ayırmıyorum bir kenara ama belki kabul edebiliyorum diyelim. Evde yer kaplıyor, toz yapıyor, bakım istiyor diye çiçek veya hayvan bakmayanları ise içten içe küçümsüyorum da biraz galiba. 

Oğluşum bir haftadır tatilde. Bir hafta daha kalacak. Özlüyorum ama dinlendiğini, eğlendiğini, gezdiğini bilmek güzel. 

Eylülün ikinci haftası izne çıkacağım ben de. Sabırsızlıkla bekliyorum. Yakında hafta sonları da çalışmaya başlayacağım. Alışmıştım iki gün tatile. Zor geliyor düşündükçe ama bir süre sonra hafta sonu çalışmaya da ve haftada bir izin gününe de alışacağım, biliyorum.

Evdeydim bugün. Kitap okudum. İznimle ilgili hiç bir planım yok. Bir kısmı okulların açılacağı haftaya denk gelecek zaten. Evimle, kocam ve çocuğumla ilgilenmeyi düşünüyorum. 

Kafamdan çok şeyler geçiyor ama hepsini yansıtamıyorum nedense. Mesela işimi seviyorum genelde ama şimdi yıllık izne de çok az kaldığından sabahları hiç canım işe gitmek istemiyor. Artık hava oldukça serinlemeye başladı. Evde camları açmadan rahatlıkla oturabiliyorum. Hatta şöyle sabah erken saatlerde ve geceleri üzerimde hafif bir örtü olsa iyi olacağını düşünmeye başladım. Dün akşam deniz kenarındaydık ve üzerime restoranın şalını aldığım halde üşüdüm tüm gece boyunca. 

Yapacak çok şey var da canım istemiyor bir şey yapmak... Yine görüşmek üzere...

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun...

26 Ağustos 2014

LXVII


Olasılıksız- Adam Fawer: Eski bir kitap biliyorum. 2005'te basılmış. Ben 2009'da alıp okumuştum. Ama güzel bir kitap. Geçen gün okuyalı çok olduğu için olay örgüsünü unuttuğumu fark edince tekrar okudum ve yine beğendim. Bilim kurgunun güzel bir örneği. Şimdiye kadar okumayanlar mutlaka okusun. Tavsiyemdir.
Sevgilimden Son Mektup -Jojo Moyes: 2013 basımı. Ben yeni aldım ve az önce bitirdim. Kurgu ve son klasik olsa da beğendim. Okuması tatlıydı. Çok şiddetle tavsiye etmiyorum ama okumaya değer diyorum :O).