20 Kasım 2014



Günler deli bir koşturmaca içinde geçiyor diye yazmıştım ya... Dünüm, bugünüm ve yarınım bu deliliğe çok güzel örnek. Dün normal mesaimi yaptıktan sonra beşte çıkıp eve geldim işlerim bitmediği halde çünkü gece, öğretmenler günü yemeği vardı bizim belediyenin düzenlediği. Ben de açık lise ve ortaokula ders veren gönüllü bir öğretmen olduğum için davetliydim. Eve geldim, üzerimi değiştirip esas öğretmenlik payesini hak eden, kırk küsur senelik çalışma hayatından sonra emekli olmuş annem ve babamla birlikte yemeğe gittik. Yemek güzeldi. Eğlenceliydi ama dönmemiz on biri benim yatmam on ikiyi buldu.



Sabah bugünkü bir diğer görevli olduğum etkinlik için evden yürüyerek işe gittim. Giderken de bana yukarıda gördüğünüz manzara eşlik etti. Dünya Çocuk Hakları günü sebebiyle dört mahallemizden gelen dört yüz çocukla el sanatları çalışmaları yaptık. Dokuzdan dörde onlarla ilgilendik. 




Toplu fotoğraf çekiminden benim yakalayabildiğim minik bir kareyi yukarıda görüyorsunuz. O dört yüz çocuğun peşinde sabahtan akşama bizler de koşturduk. Onları takip ettik, etkinlikleri organize ettik derken gün boyunca fazlasıyla yorulduk. Etkinlik sonrası da büroya geçtik. Dörtten gece dokuz buçuğa kadar yarın sabah yedide olacak büyük toplantımız için hazırlık yaptık. 

Onda gelebildim ancak eve. Bedensel yorgunluğum geçmişti ama beynim yorulmuştu. Dinlenme payımı bu yazıyı yazarak geçirdim. Yarın sabah toplantıdan sonra sosyal bilgiler dersim olduğu için birazdan ona hazırlık yapacağım. Toplantı ve dersi atlattıktan sonra da bugün büroda olmadığım için yarına kalan ve zaman kısıtlaması sebebiyle en geç pazar günü bitirmek zorunda olduğum işleri yetiştirmek için uğraşacağım. Cumartesi izin günüm. Dinlenmeye de gerçekten ihtiyacım var. O yüzden elimde sadece pazar günkü mesaim var. Pazartesi de normalde izin günüm ama o gün benim takip ettiğim seksen kişilik yeni bir kursumuz başlayacağından sabahtan kurs yerine gideceğim. Cumartesi bir arkadaşımızın oğlunun nişanı var. Onunla ilgili de organize olmamız gerekiyor. Ondan sonraki hafta da Ankara yolculuğum var günü birlik. Dönüşüm sabaha karşı olacak büyük ihtimalle. Ayrıntıları kesinleştirip gerekirse  dersimi ayarlamam gerekiyor. Derken derken ben işte deli koştuırmalarımı böyle tamamlıyorum. 


 Fuardan aldığım kitaplar, ödünç aldığım kitaplar olduğu gibi duruyor. Okumak şöyle dursun elimi bile süremiyorum. Bir yandan da aklım sürekli onlarda kalıyor. Kitap okumayı geçtim Atahan'la bile doğru düzgün görüşemiyoruz son zamanlarda. İki üç hafta daha bu tempoda devam edeceğimi düşünüyorum. Daha sonra en azından evrak işlerim biraz hafifleyecek gibi. Paris'in minik bir fotoğrafıyla veda ediyorum sizlere. 

Yine görüşmek üzere...

12 Kasım 2014

LVIII

Günler deli bir koşturmaca içinde geçiyor.  Bu sene ben ortaokulu sonradan bitiren öğrencilere sosyal bilgiler dersine  giriyorum. Zaten açık lise öğrencilerine tarih dersim vardı bir de bu eklenince genelde akşamları ders hazırlığı yapıyorum. Konuların  bir gece önce üzerinden geçiyorum. Fırsat bulduğumda da lise öğrencilerine soru hazırlayıp, son ders yaptığımız testleri kontrol ediyorum. Ortaokul öğrencilerine de hem fazla zamanlarını almayacak minik ödevler hazırlıyorum hem de beşer onar soruluk küçük testler. Ortaokulda beşinci, altıncı, yedinci sınıfın dersini anlatıyorum bir gün içinde, iki saatlik derste. O biraz daha yoğun oluyor o yüzden. Ama zamanımı da alsa, derste yorulsam da aynı zamanda vaz geçemeyeceğim bir keyif benim için bu dersler. Her derse mutlu girip, mutlu çıkıyorum. Bizim öğrencilerimiz ortaokul lise okuyor ama yaş aralığımız 16-70 arası. Hepsi ayrı bir zenginlik benim için ve eğitimlerini tamamlama isteklerine çok saygı duyuyorum aynı zamanda. Bu öğretmenliği de gönüllü yapıyorum. 

Bunun dışında her fırsat bulduğumda kitap okuyorum. Fuardan aldığım üç kitabı bitirdim. Dördüncüsündeyim şu an. Onları da bitirince, ödünç aldığım kitaplara başlayacağım. Bir an önce okuyup sahiplerine vermek istiyorum. 

İlk cümlemde dediğim gibi günler deli gibi bir koşturmacada geçiveriyor. Yine görüşmek üzere...

8 Kasım 2014

LXXVII

Fuardaydım bugün. Çok ağır takılmadım bu sefer. Kafa yormadan, işten dönüp ayaklarımı uzattığımda rahatlıkla okuyabileceğim kitaplara yöneldim genelde. Sahafları gezdim iki kere. Fuarı da olduğu gibi gezmedim belli kitabevlerim var zaten, onları buldum baktım. 

Stantlardan birinde kitap bakarken adamın birine sinir oldum. İpek Ongun'un iki kitabını seçtim aldım. Başka bir kitap önerdi bana. Öykü kitabı olduğunu söyleyince "öyküler bana doyurucu gelmiyor, daha uzun soluklu olduğu için romanı tercih ediyorum" dedim. Burada da yine de bir parantez açmam lazım, belli isimlere ait öyküleri özellikle okuduğum da oluyor  ama hiç bilmediğim yazarlarda öykü almıyorum. Neyse, "siz yine de bir bakın edebiyat da olmalı okuduğunuz kitaplarda, bu öyküleri ben yazdım, bunlar edebi" dedi. Aldım elime. İlk üç sayfayı okudum. İçeriğine üç sayfayla karar veremem zaten ama anlatış tarzı ve öykü yapısında gördüğüm, özellikle edebi olsun diye, zorlama bir üslupla yazılmış olduğuydu. Zaten pek tercih etmediğim bir tür, bir de zorlama olduğunu görünce, teşekkür ettim tercih etmediğimi söyleyip geri bıraktım. O kadar konuşan adam, kitabını almayınca döndü sırtını gitti. Ya tamam almamış olmama bozulabilir ama dönüp sırtını gitmek nedir? Bir de böyle zorla kitap satılır mı? Ben öyküye bayıldığımı söyleyip sonra da onunkini beğenmediğimi söylemedim ki! Bir de her şeyden önce arada edebiyat da okunmalı ne demek? Sen benim okuduğum kitapların hepsini biliyor musun? Hiç bir şekilde edebiyat okumasam da bununla ilgili yorum yapmaya hakkın var mı? Senin yazdığın kitabın edebiyat olduğunu okuyucular ve eleştirmenler karar vermeli. Ben edebiyat yapıyorum diye ortaya çıkarsan ne kadar inandırıcı olursun? Bir de belli işte, oturmuş, cümlelerimi nasıl buram buram edebiyat kokan hale getirebilirim diye uğraşmışsın. Bu mu edebiyat? Ve sırtını dönüp gitmek gerçekten edebiyat derdinde olmadığını aslında sadece zorla kitabını satmaya çalıştığını göstermiyor mu? Tabi ki o kitaplar satılsın diye yazılıyor, yazar para kazanmalı ama bu tarz bir mahalle esnafı tavrıyla da kitap satılır mı? İyi ki de acıyıp falan almaya kalkmamışım! Kızdım....

Bunun  dışında fuar güzeldi. Ayaklarım zonklayana kadar gezdim. Babamla beraber gittik. Önce beraber gezdik biraz, babamın uzmanlık alanı olan ders kitaplarına baktık. Bu sene sosyal bilgiler dersine de girdiğimden açık ortaokul öğrencilerine, beşinci sınıf sosyal kitabı aldık. Sonra Atahan'la İngilizce çalıştığımızdan sekizinci sınıf İngilizce kitabı. Sahafları da babamla gezdik. Sonra buluşma yeri ve saati belirleyip ayrıldık. Romanlara baktım ben. Sonuçta da iki ders kitabını saymazsak on bir kitap almış, ayırdığım tüm parayı son kuruşuna kadar harcamış ve o kadar kitabı taşımaktan elim, kolum, sırtım ağrımış olarak çıktım. 

Eve gelince de nescafemi yapıp ilk kitabımı okumaya başladım. Bitirdikten sonra da yazımı yazmak üzere bilgisayar başına geçtim. O kitapla ilgili de ayrıca yazacağım.

Yine görüşmek üzere...

15 Ekim 2014

LXXVI

Nezleyim. Burnumu çeke çeke yazıyorum. Bir de yorgun hissediyorum kendimi. Kırıklık var derler ya hani, işte öyle. Paris deli gibi bir o yana bir bu yana koşuyor ben yazarken. Büyük ihtimalle gündüz biz yokken tüm gün boyunca uyuyor. Gece de böyle enerjik oluyor. Zaten kediler normalde gece avlandıklarından gündüz uyurlar gece uyanırlar. Eh Paris de doğasına uygun davranıyor. Arada hızını alamıyor, o böyle koştururken evin içinde çarpışıyoruz. Bazen umursamıyor bu ufak kazaları, bazen de sanki benim suçummuş gibi bana kızıyor. 

Fırsat buldukça okuyorum. Çok fazla kitabım yok elimde. Eskilere döndüm. Uzun zaman önce okuyup bir daha elime almadıklarımı tekrar okuyorum. Unutmuşum bir kısmını. Bir de nezleyim ya zaten yeni kitaplara dikkatimi fazla veremiyorum. Eskileri üstün körü de okuyabildiğimden daha iyi geliyor şu aralar bana. Kasımda kitap fuarı var. Onu bekliyorum.

Ev - iş, arada da annem rutinindeyim genelde bu aralar. Pazartesi de izinliyim artık, pazarları çalışmaya başladığımdan. Kocamın da o gün izin günü olduğundan iyi oldu. Evde olup Atahan'ı okul dönüşü karşılamak da hoşuma gidiyor. Pazarları da kursiyerler dışında pek gelen giden olmadığından işleri toparlayabilmek açısından güzel. İşte biraz yoğunluk var. Başa çıkılamayacak gibi değil ama hastayım ya, öğleden sonraları pilim bitiyor son günlerde.  Bir de kulaklarım tıkanıyor, karşımdakinin ne dediğini anlayabilmek için her şeyi ikişer üçer kere tekrar ettirmem gerekiyor. Zor oluyor. 

Erkenden yatıyorum genelde. Sabah da erken kalkıyorum. Geçen gün alarmın sesini değiştirmiştim. Unutmuşum. Sabah çaldığında ne olduğunu hatırlamadığım bir rüya görüyordum. Birden arka fonda yaylı bir orkestra çalmaya başladı. Hoşuma da gitmişti müzik, severek dinliyordum. Sonra kocam uyandırdı, kalk alarmın çalıyor diye. O uyandırmasa büyük ihtimalle orkestrayı dinleyerek uyumaya devam ederdim. Her sabah bunu hatırladığımdan gülerek kalkıyorum:O).

Yine görüşmek üzere...

6 Ekim 2014

LXXV

Uzun zamandır fotoğrafımızı koymuyordum sanki. Bayrama özel bir ayrıcalık yaptım.

Bayram güzel geçiyor. İki gündür annemler, kayın aile, teyzemler, teyze kızı gibi yakın akraba ziyaretlerini gerçekleştirdik. Bugün evdeyiz gibi görünüyor. Benimkiler daha uyuyor. Her sabah olduğu gibi erkenden kalktım, tek başıma takılıyorum ben de. 

Çağıl bu bayram Fethiye'de. Dün havuza giriyorlardı. Biz ise bütün kışlıklarımızı çıkardık. Daha kaloriferi yakmadık ama yakmayı ciddi ciddi düşündüğümüz zamanlar oluyor. Biraz yanarsa bu sefer de fazla sıcak olacağını bildiğimden açmıyorum ben henüz. Çok ara bir zamandayız. Çok soğuk da değil ama sıcak da değil. Kalın giyinince üşümüyorum ya da biraz hareket edince de ısınıyorum, üzerimdeki yelek - hırka fazla geliyor bu sefer  ama uzanınca soğuk. Battaniyeyi alınca ısınıyorum ama ellerim ve yüzüm gibi örtemediğim uzuvlarım üşüyor. Gündüz dışarı çıkarken kısa kollu giyip üzerime hırka alınca gayet rahat idare edebiliyorum ama beş olduğu anda insanın içini titreten bir soğuk çıkıyor. Şu sıralar lahana gibi giyiniyorum. En az üç kat.


Arife günü Paris'i kısırlaştırdım. Bu, ameliyat sonrası baygın bakışlı hali. Narkozun da etkisiyle ilk gün çok keyifsizdi ama ertesi güne toparlamıştı. 

Sonra yine görüşmek üzere...