Atahan'ın blogunu okumayan kaldı mı? Yaşına göre güzel yazıyor bence ya da her zaman olduğu gibi kargaya yavrusu kuzgun görünüyor. Ya da kuzguna yavrusu anka görünüyor:O). Ya da her annenin dediği gibi: benim yavrum eşsiz bir yetenek:O)...
Galiba ben annemlerde kalmaya başlayalı bir buçuk ay kadar oldu. Bana yıllar gibi gelmeye başlasa da. Bu akşam iş çıkışı eve uğradım. Kaloriferi toptan kapatmıştım. Açtım. Hafta sonu hafiften eve geçmeyi düşünüyorum artık. Burada beş on bavul eşyamız var gibi. O da lazım, bu da lazım derken temel ihtiyaçlarımızı teker teker getirince, ev boşaldı, burası doldu gibi geliyor bana.
Bir önceki hafta cuma günü izin yapmıştım en son. Normalde pazar olan iznimin gününü değiştirip. Cumartesiden beri kesintisiz çalışıyor oldum. Artık yoruldum. Bu hafta normal düzende kullanacağım iznimi. Bu da demektir ki yarın da iş var. Yine de aslında hafta sonu olduğundan ve ertesi günüm tatil olduğundan bana tam bir iş günü gibi gelmiyor. Genelde cumaları geç yatıyorum. Bazen kitap okuyorum ikiye üçe kadar; bazen Yalan Dünya ardından Beyaz Show yapıyorum; bazen de bilgisayara takılıp özellikle, kaçırdığım blogları topluca okuyorum.
Pazartesiden beri Asortik'im Krep'im burada. Gündüzleri ben çalıştığımdan, o da işlerini halletmek için koşturduğundan, akşamdan akşama da olsa bir aradayız. Hatta beraber yattık kaç gecedir. Normalde ben erken yattığımdan onun yanıma geldiğini bile duymayacak kadar derin uykularda oluyordum ama dün gece ilk defa denk geldi yatışımız. Ben hayatımda bu kadar çabuk uyuyan bir insan görmedim. Daha ben yorganı üzerime çekmeden o uykuya dalmıştı.
Şubatın son günü benim tarih sınıfını geziye götürdüm. Otuz kişiydik. Görevli ve hepsinden sorumlu kişi bendim. Programı ben yaptım. Müzeleri araştırdım. Hava durumunu kontrol ettim. Aracı ayarladım. Katılan listesini toparladım. Gezi için özel hazırlanan sandviçleri sipariş ettim. İlk defa böyle bir şey düzenledim ve hazırlığından bitişine her şey benim sorumluluğumdaydı. Bir aksilik olacak diye korkmadım değil ama süper güzel ve eğlenceli geçti. Sabah sekizde toplandık. Önce Panoramik Müze'ye, ardından Topkapı Sarayı Müzesi'ne gittik. Panoramik Müze etkileyiciydi ama grubu takip etmekten tam anlamıyla tadına varamadım. Topkapı Sarayı ise muhteşemdi benim için. İki müzeyi karşılaştırmak gerekirse, Panoramik ne kadar etkileyici olursa olsun, tüm puanlarımı Topkapı Sarayı'na veririm çünkü biri yeni yapılmış, o ortamın hissi verilmeye çalışılmış bir binayken, Topkapı Sarayı'nın taşı toprağı tarihti. Sanki hala on beşinci yüzyılın havasını soluyormuş gibi hissettim orada olduğum sürece. Topkapı Sarayı'na vardığımızda güneş parlıyordu dışarısı soğuk olsa da. Aracın içi havasız ve sıcaktı. O bunalmışlıkla ben montumu almadan indim. Bir süre gezdikten sonra oldukça üşüdüm tabi ki. O arada şöförü aradım, aracın hala bizi bıraktığı yerde, kendisinin de içinde olduğunu öğrenince, benim grubu bizimle birlikte geziye gelen bir öğretmenimize teslim edip on dakikada montumu alıp geleyim dedim. Gittim, montumu aldım, oldukça uzun da bir mesafe yürüdüm, aynı yolu geri döndüm pestilim çıkmış bir vaziyette. Gişelere vardım ki, içeri giremiyorum. Meğer müze kartla üç saat içinde aynı mekana tekrar giriş yapamıyormuşuz. Sonuçta grup içeride kaldı, ben onları gişelerin önünde bekledim. Çıktığımda bütün öğrencilerim sırayla takıldı tabi ki, "hocam nerdesiniz, bizi bırakıp nereye gittiniz" diye. Neyse ki aslında gezinin sonuydu ve yarım saatten fazla ayrı kalmadık. Dönüşte de tahmin ettiğimizden erken varınca Çekmece'ye, bir kafede balık ekmek yiyip, kafenin de boş olmasından faydalanarak gönlümüzce eğlendik. Bizim öğrenciler kurtlarını döktü daha doğrusu, ben de keyifle onları izledim. Ertesi gün de tarih dersim vardı. Hepsine geziyi anlatan bir kompozisyon yazma ödevi verdim. Çok güzel anlatmışlar. Yaşları on yediyle elli arasında ama yazılarında ilkokul öğrencisi saflığı vardı. Belki de çeşitli sebeplerle okullarına bire bir devam edemediklerinden, şu an yaşları ne olursa olsun, hala lise öğrencisi duygusallığındalar. Bu derslere başlamadan önce tereddüt etmiştim acaba onlara faydalı olabilir miyim, bir öğretmenlik geçmişim yok, başarılı olurlar mı, onlara bir şeyler verebilir miyim, diye ama şu an görüyorum ki hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriymiş. Sınıfımı seviyorum. Bazısı kardeşim olabilecek yaşta, bazısının benimle yaşıt çocuğu var ama ben onlardan çocuklar diye bahsediyorum genelde ve ilginçtir, bu, onların da hoşuna gidiyor.
Yine görüşmek üzere...