13 Ağustos 2015

14

Tam 14 gün kesintisiz çalıştıktan sonra festival boyunca, bugün izinliydim. Sanki tek bir gün değilmiş de yıllık izinmiş kadar güzel ve dinlendirici geldi bana.

Kitap okudum, iki haftada alıp başını gitmekle kalmayıp, aynı zamanda kirlinin de kirlisi haline gelen evimi biraz temizledim.

Planlar yaptım, hayaller kurdum. Dün gece gördüğüm bir kabusla çok çok korkmuştum, belki onun bile yorgunluktan ve stresten olduğunu düşündüm.

Ben yatak odasını toplarken Paris'in bir köşede şekilden şekile girerek uyuması mutlu etti beni.

İşi hiç düşünmedim. İşteki sevmediğim kişileri düşünmedim. Belki de bu yüzden daha da fazla dinlendim.

Evde Atahan'la keyif yaptık bütün gün. Çok güzeldi her şey :O).

4 Ağustos 2015

13

Dün akşam ayak üstü tanışma fırsatı bulduğum, beni tanıyan, görevli olduğum anda kafam tamamen başka yerlerdeyken, güzel bir dünyaya merhaba deyip geri çekilmemi sağlayan sevgili okuyucum. Adınızı öğrenemedim. Birlikte bir fotoğraf çektirmek isterdim. Kısmet başka bir sefer olur inşallah. Sevgiler...

28 Temmuz 2015

12

Günler geçip gidiyor. Sıcaklarla kavruluyoruz. Bir iki gün içinde festivalimiz var ve ben festivalde genelde eve çok geç gelebildiğimden evde mümkün olduğunca fazla vakit geçirmeye çalışıyorum.
Kitap okuyorum. Eski kitaplardan, yenilerden, ödünç aldıklarımdan, elime ne geçerse...

Bazı günler çalışmak istemiyor canım. Saatler bir çabucak geçiyor, bir dakikalar bile saat kadar uzuyor. Lise sınavlarının açıklanmasını bekliyorum bir yandan. Bir yeri kazanacağı kesin gibi de hangi okul olacağı belli değil. Günler çabucak geçsin şu durum da belirsizlikten kurtulsun istiyorum. Geçenlerde atama vardı. Bu da bir umuttu benim için. Şu an yaptığım işi çok çok sevsem de şansım olsa tercihim kendi mesleğimden yana olur. Puanım çok düşük kaldığından atama olmadı. 

Bazen seviyorum insanları bazen nefret ediyorum hepsinden. Yaz geçsin ve eylül gelsin istiyorum. Hem ben yaz çocuğu olduğum halde en çok sevdiğim mevsim kış olduğundan, hem de yıllık iznime eylülde çıkacağımdan :O). Bu yaz nedense gel git yapıyor sürekli duygularım. Bir şeyleri bekliyorum hep. Önce atama sonuçlarını- sonra lise tercihlerinin açıklanmasını- festivalin geçmesini ve en çok beklediğimde yıllık iznimin gelmesi:O). Bu yaz tatile gitmeyeceğim büyük ihtimalle. Belki küçük bir hafta sonu kaçamağı ya da iki üç günlük -yakın yerlere- bir kaçamak olabilir. 

Açılıp duruyorum her ay kendime dikkat etme sözü versem de:O). Açıldığım şeyler de istediğim şeyler de, önceliklerim sürekli değişiyor gibi sanki :O). Bir mutluyum, bir mutsuz. 

Dün iş çıkışı deniz kenarına gittim. Annem oradaydı ama toplantısı vardı. Kocamla gitmiştik ama onun da önce işlerini halletmesi gerekiyordu. Şöyle tek başıma bir masaya oturdum. Sırtımı döndüm oradaki tüm insanlara. Denizi izledim biraz. Sonra biraz okudum. Kafamı dinledim. Çok hoşuma gitti. Ne kadar öyle tek başıma oturduğumun farkında bile değildim. Hafiften esiyordu. O sıcakta arada hissettiğim  meltem süperdi. Sonra işleri bitince annemle kocam da geldi yanıma. Bir süre daha oturduktan sonra kalktık. İyi geldi... 

Hayat güzel aslında ama bazen de bunalımlı :O).

 Yine görüşmek üzere...


20 Temmuz 2015

11 - İYİ Kİ DOĞDUM BEN :o)




Normalde çok fotoğraf koymuyorum ama doğum günüm şerefine geçen günkü sürpriz doğum günümden bir kare ekledim bu yazıya.

Bu gece aile arasında ikinci bir sürpriz kutlama gerçekleşti deniz kenarında. Sazlar "iyi ki doğdun"u çaldı. Ortam tanıdık olduğu için herkes masasından kalktı, geldi yanıma kutladı. Pasta kestik derken kocamın sürprizi gerçekten eğlenceli oldu. 

Bunu fırsat buldukça dile getiriyorum, daha önce de söylemişimdir büyük ihtimalle ama şanslı olduğuma inanıyorum. Harika bir aileye sahibim. İyi günde, kötü günde beni yalnız bırakmayan dostlarım, arkadaşlarım var. Sevdiğim çok kişi var ve sevildiğimi de biliyorum. Bunu bana yansıtabiliyorlar. 

35 oldum. Şu yaşıma kadar da isteyip de yapamadığım bir şey olmadı. İstemeden, zorla yaptığım bir şey de olmadı. Çok sevdiğim bir kocam ve 14 yaşında duyarlı ama bir yandan da atarlı ergen modunda bir oğlum var. Evin sahibinin kendisi olduğunu düşünen asabi, kişilik sahibi bir kediye sahibim. İnsanlara bir şeyler öğrettiğim ve yardımcı da olduğum, severek yaptığım bir işte çalışıyorum. Sağlığım, huzurum yerinde. 

Olmasın öyle bir şey de, hani yarın ölsem mutlu ölürüm. Şu delicesine, durmaksızın koşturarak yaşadığımız dünyada bunu diyebilecek kaç kişi var ki?

İyi ki doğmuşum ben!

15 Temmuz 2015

10

Bizim öğle yemeğinde yaklaşık yarım saatle kırk beş dakika kadar bir zamanımız oluyor ve genelde büronun yakınlarında döner ya da köfte yiyoruz. O gün büroda bulunan öğretmen arkadaşlardan kim varsa müsait, bazen iki,  bazen beş kişi olarak yemeğe çıkıyoruz. 

Bugün P. hoca, on - on beş dakika mesafedeki bir yere gidelim, diğer arkadaşlarla hep beraber öğle yemeğini yiyelim dediğinde "gerek yok, zaman kaybı olacak" diye düşünsem de itiraz da etmedim. Bizim çıkmamız biraz gecikince de iyice acıktığımdan gideyim şurada atıştırayım demeye başladım. Sonra hepimiz toplandık, gittik oturduk, sipariş verdik, siparişi beklerken sohbet ettik, belki on beş kişi kadar da vardık ama hala aklıma birlikte yiyor olmaktan başka bir şey gelmiyordu. Tam benim yemeğim geldiğinde, çatal bıçağı elime alırken kapıdan elinde pastayla Atahan girdi. Arkasından annem geldi. Doğum günün kutlu olsun nidalarına benim "a - aaaa" larım karıştı. Gözlerim yaşardı istemsizce ve bir yandan ağlarken bir yandan gittim Atahan'a sarıldım, sonra anneme sarılıyorken bir baktım en son kapıdan kocam da girdi. Tek tek bütün arkadaşlarımla kucaklaştım. Ve hayatımın sürprizini yaşatmış oldular bana. Hiç bir şekilde aklıma gelmemişti, beklemiyordum, arkadaşların bir araya gelmesi güzelken annemin, oğlumun ve kocamın da gelmesi tam bir katmerli güzellik  olmuştu. 

Gerçekten ama gerçekten şanslıydım böyle bir aileye ve böyle arkadaşlara sahip olduğum için. Ortalık sakinleşirken tek düşündüğüm buydu. 

Kutlamaları bile benim için yeterliyken hediye olarak benim neredeyse yedi yirmi dört giydiğimi bildiklerinden istediğim marka ve modelden bir de kot almışlardı.

Aslında pazartesi doğum günüm ama o gün hepimiz ayrı bir yerde olacağımızdan bugünü seçmişler ve çok çok güzel olmuş. Otuz beşinci yaşıma daha da  mutlu giriyorum sayelerinde.

Harika geçti günüm. 

:O).

14 Temmuz 2015

9


Bugün yaz okulumuzun dönem sonu şöleni vardı. Toplamda sekiz yüz çocuğumuz eğitim aldı ve şölenin neredeyse A'sından Z'sine her şeyini ben hazırladım. Çocukların derslerine girmedim ama yoklamalarını hazırladım, belgelerini bastım, planlamayı yaptım, takip ettim, eksikleri tamamladım, yedi bölgeyle sürekli irtibat kurdum ve daha yazamayacağım kadar çok şey yaptım. Genel olarak sorunsuz geçti şölenimiz. Bugün dokuzdan beşe hiç oturmaksızın, durmaksızın koşturdum ama değdi galiba:O).

Geçenlerde Atahan'ın on beşinci yaşını kutladık. Kendi aramızda, aile içi bir kutlamaydı. O dışarıda kutlamak istemedi, pastamızı evde kestik. Ne zaman bu kadar yıl geçti de bu yaşa geldi hiç bilmiyorum...

Bu yaz bir de tercih stresi yaşadık. Yüzdelik dilimi iyiceydi, çevrede bir çok lise vardı ama o yakın, bu uzak, bu iyi, bu kötü, bunu istiyoruz, bunu istemiyoruz diyerek listeler yaptık sürekli. Dayısı çok destek oldu sıralamalarımızda, etrafta çocuğu liseye geçen kim varsa fikir alış verişleri yaptık derken tercihlerimizi yaptık bakalım, şimdi sadece on dört ağustosu beklemek kaldı...

Festivalimizin eli kulağında ve şölene yoğunlaşmıştım en çok. Şimdi onu atlattık. Hazırlamam gereken on kadar resmi belge - sertifika var ve bayram öncesi onları halletmem gerekiyor. Bayramdan sonra büro dışında olup festival hazırlıklarını halledeceğim sadece...

İş yoğunluğumun en ve en en çok arttığı dönemdeyim. Yıllık iznimi eylülde alacağım. On ağustosta festival sonrası bir ay kadar daha sakin bir dönemimiz olacak. O da arşivleme ve yeni eğitim yılına hazırlıkla geçecek. 

Günler o kadar hızlı geçiyor ki yetişemiyorum çoğu zaman. Çok fazla takip edemiyorum blogları. Girdiğim zaman bir kaç tanesine kısaca bakabiliyorum sadece...

Kitap okuyamıyorum. Bugün biraz okuyayım dedim şölen sonrası ama o kadar yorgundum ki kelimeleri algılamayı bırak okuyabilecek durumda bile olmadığımı anlayınca televizyon karşısında boş boş bakarak yatmayı tercih ettim...

Bayram için hiç bir plan yapmadık. Evden çıkıp bir yere tatile falan gitmek de istemiyorum zaten. Bana asıl tatil amaçsızca evde keyif yapmak. Saate bakmadan, istiyorsam kestirmek, istiyorsam kitap okumak, istiyorsam televizyonda güzel bir film ya da belgesel yakalarsam onu izlemek. Geçen pazar bir kovboy filmine denk geldim mesela. Azıcık saçma olsa da sonuna kadar izledim. Son üç senedir kış boyunca pazarları çalıştığımdan bunu yapmaya fırsatım olmamıştı. Çok hoşuma gitti.

Yaz geldiğinden beri oturma odamızın camı açık ve Paris sürekli dışarıyı izliyor oradan. Birinci katta oturduğumuzdan çok yüksek de değil, alçak da ama o camdayken yine de gözüm üzerinde oluyor, kuşların peşinden falan atlamaya kalkarsa diye. Geçen gece ben yatmışken kocam oturuyordu daha ve Paris de camın dışında duruyordu. O arada nasıl olduysa aşağıya düşmüş. Gecenin birinde yataktan fırladım, hemen üzerimi değiştirip aşağıya koştum. En çok korktuğum ters bir şekilde düşmesi ve yaralanmasıydı. Neyse ki bir şey olmamış ama çok korkmuş. Camın aşağısındaki bahçe de telle çevrili olduğundan çıkamamış. Bahçe kapısı kilitli gibi olduğundan başta ben de giremedim. Paris çıkamadı, gecenin o saatinde insanları da uyandırmak istemediğimden çok bir şey yapamadım. Bir yarım saat uğraştıktan sonra kapının kilitli değil sadece kapalı olduğunu anlayınca içeri girdim. Paris sağı solu kokluyordu. Bahçenin ot bürüyen köşelerine doğru gidince ben oralara karanlıkta çok giremedim. Bir süre sonra koklamalarını bitirip bana doğru gelince kucakladığım gibi eve getirdim çünkü yüksek sesle miyavlıyordu, artık ne demeye çalışıyorsa. Bir süre takip edip mamasını yiyip suyunu içmeye başladığını görünce rahatlayabildim ancak ve uyumam üçü buldu. Uykumun bölünmesi falan değil de yataktan korkuyla fırlamak kötüydü. Bu da böyle bir maceramız olarak kaldı. 

Yine görüşmek üzere... Temmuz ayını seviyorum, güzel ay :O).

27 Haziran 2015

8

Beş hafta olmuş tek bir satır yazmayalı / yazamayalı. Her zamanki gibi hem yazacak çok şey var hem hiç yok.

Buradan uzakta geçirdiğim beş haftada yirmi beş kitap okudum mesela.

Çalıştım, çalıştım, çalıştım.

Edirne'den gelen arkadaşlarımızı ağırladım.

Bazı günler çok üzüldüm, bazı günler çok sevindim.

Bazen ne kadar çok çikolata - tatlı yediğimin hesabını bile tutamadım. Bazı günler hiç yemedim. Bazı günler yemek isteyip de yemedim / yiyemedim. Bazı günler de boş ver gitsin deyip kendimi sınırlamadım.

Bol bol sosyal proje gerçekleştirdim.

Bol bol dedikodu yaptım.

Annemler Fethiye'de ablamda, onları özledim.

İş yerinde milyon bin küsür defa sinirlendim. Milyon bin küsür defa "Bütün gerizekalılar beni mi buluyor?" diye düşündüm. Milyar milyon bin küsür kere telefonla konuştum.

Eve akşamları genelde geç döndüm. Bir çok gece koltukta uyuya kaldım erkenden. Her sabah altı buçuk civarı uyandım. Cumartesileri beş buçukta uyanıp, daha erkenmiş deyip, sekize kadar uyumaya devam ettim.

Bazen günlerce internete bağlanmadım. Bazen saatlerce saçma sapan  ne varsa okudum / izledim.

Bunlar dışında bir de hayatın anlamını düşündüm, sorguladım. Bir kaç kere kendime acıdım. Bir kaç kere aferin dedim kendime. Bir kaç kere kızar gibi oldum ama genelde kendimi sevdim.

Yine görüşmek üzere...