15 Aralık 2014

Uzun zamandır bilgisayardan uzağım. Yazmaya zamanım olmuyor. Aslında yazmayı bıraktım bilgisayarı açmaya bile fırsat bulamıyorum. 

Hastaneden çıkalı bir haftayı biraz geçti. İşe gidip geliyorum. Evde gelen gidenimiz oluyor. Kocamla ilgileniyorum. Derslere hazırlık, yemek, toparlama derken günler geçiveriyor.

Genelde yorgun hissettim kendimi geçen hafta çünkü hastaydım. İlaç içmeye başladım boğazım ağrıdığı anda ama henüz tamamen atlatamadım.  

Ablam burada, onunla hemen her akşam görüşmeye çalıştık. Genelde ben gündüz zaten işte olduğumdan onlar annemle program yaptılar, akşamları da bana geldi ablam. 

Kocam nekahat devresini yatarak geçiriyor. Gündüz yalnız kalıyor evde. Sabah kahvaltıyı beraber ediyoruz. Öğlenleri annem uğrayıp yemek işini hallediyor. Onun gelemediği zamanlar ben işten gelip ilgilenip dönüyorum. Öğleden sonra üç gibi Atahan geliyor okuldan. Beşte de ben işten çıkıyorum derken bir süre hayatımız bu düzende devam edecek. Bir hafta sonra kontrole gideceğiz. Hem genel duruma bakılacak hem de dikişleri alınacak. 

İşimi genel olarak seviyorum ama şu dönemde yine de kocamı evde bırakıp gitmek çok zor geldi. Biraz daha izin alsam belki verirlerdi ama bu da bir iki günlük bir şey değil, belirsiz bir süre daha bu şekilde yatması gerekecek. Yine de iyileşmekte olan kırık bir bacak dışında durumu iyi ve bu da beni mutlu ediyor :O).

Yine görüşmek üzere...

5 Aralık 2014


Hani işler yoğun diyordum ya sürekli son bir haftadır gündemim tamamen değişti. Geçen pazarı pazartesiye bağlayan gece kocam düşüp bacağını kırınca, iş, evrak, mesai gibi kavramlar yerini hastane, ameliyat, sağlık gibi kavramlara bıraktı.
Paris'in, kuşun ve kaplumbağaların sorumluluğu Atahan'a; Atahan'ın bakımı anneanneye devredildi. Evden pazartesi sabaha karşı çıktım, bir ara uğrayıp üzerimi değiştirdim onun dışında hep hastanedeyim.
Doktorun ameliyat dediği andan, kocamın ameliyattan çıkıp geldiği ana kadar beynimin ve kalbimin tümü sağ salim ona kavuşmaya odaklanmıştı. Onu da sorunsuz atlatınca çok rahatladım. Gerisi günden güne iyileşmeye kaldı ki bu süreç bizde biraz uzun sürecek gibi. Hastane günleriyle ilgili yazacak milyon tane şey var ama çok ayrıntılı anlatmak istemiyorum.
Kocam daha önce de aynı bacaktan bir kaç kere ameliyat olduğu için tecrübeliyiz aslında. Bir süre sonra tüm sıkıntılar unutuluyor. Aslında tam olarak unutulmuyor da geri planda üzücü hatıralar olarak yer alıyor. Pazartesiye kadar yatacağız hastanede. Bu yazıyı telefonumdan yazıyorum.
Eve döndüğümüzde belki daha ayrıntılı anlatırım belki bu kadarla kalır, hayatımdaki başka gelişmelerden söz ederim. Henüz bir gelişme ya da beklediğim bir şey yok da belli de olmuyor. Pazartesi için yapılmış bir sürü planın yerini nasıl başka şeyler alabiliyorsa hayatla da ilgili gidişatlar değişebilir.
Yine görüşmek üzere...

29 Kasım 2014

LXXX

Dün akşam "Yarın izin günüm. Dinlenmiş olarak döneceğim..." demiştim ya. Tam aksine sabah evden çıktım dokuz gibi ve akşam yedide dönebildim ancak. Yoruldum mu yine? Yoruldum. Değdi mi? Sonuna kadar değdi...

Sabah kocamla onların yeni kurduğu bir kulübün yapılacak olan kahvaltısı için evden çıktık. Onlar kulüp işlerini konuşacak ben sıkılırım gibi düşünmüştüm ama aksine çok keyifli geçti. Lüks bir otelde buluşuyorlar her hafta cumartesi günleri. Ben de küçük siyah elbisemi, orta topuklu botlarımı giydim, koluma portföy çantamı da aldım. Toplantıya ara verildiğinde sigara içmek için aşağı indim. Otelin lobisinde tıkır tıkır havalı bir şekilde yürürken - düştüm! Yani öyle boylu boyunca yere uzanmadım neyse ki :O). Zarif bir şekilde yere oturmuş gibi oldum. Bileğim biraz ağrıyor bu akşam, onun dışında bir yerim de acımadı. Ama bütün o havam söndü tabi düşünce pardon düzeltiyorum  zarif bir şekilde yere oturunca. Lobiden koşup yanıma geldiler, iyi misiniz, diyerek. İyiyim dedim gülerek. Geçen hafta da aynısını yaptım, korkmayın bir şeyim yok, ben alışığım dedim. Ve evet, geçen hafta da iş yerinin önünde düşmüştüm. Dizimdeki çürük hala geçmedi. Buna bugün bir de bileğimdeki hafif ağrıyı ekledim. O düşüşümde kapının önündeki paspasın kenarına basınca dizimin üzerine yere çökmüştüm. Bugün de ayakkabımın topuğu zeminde kayınca yere oturdum. 

Bu maceram dışında güzel geçen kahvaltıyı Tekirdağ'dan gelen üniversite arkadaşlarımı karşılayabilmek için sonlandırdım. Bir buçuk senedir görüşememiştik onlarla. Çok özlemişiz birbirimizi. Önce çay kahve içtik, sonra da yemek yedik beraber. Bol bol sohbet ettik.  

Onlar beş gibi yola çıkınca bu sefer de annemle buluştuk. Eve gelip üzerimi değiştirdikten sonra Atahan'ın bazı eksiklerini tamamlamak için alış veriş merkezine gittik. Çok gezmedik. Hepimiz yorgunduk ama tek bir mağazadan güzel şeyler almış olarak döndük. Atahan'ın eksiklerini tamamlamak uzun zamandır aklımdaydı ama bir türlü fırsat bulup götüremiyordum onu. O yüzden en çok ben rahatlamıştım eve dönerken. Bu arada bir kaç ay önce ona çocuk reyonunun 15 -16 yaş ürünlerinden rahatlıkla kıyafet alabiliyorken bugün artık onların hepsinin küçük geldiğini keşfettik. Erkek reyonu small bedenleri de olmadı. Belki biraz kalıplar da dardı bilmiyorum ama small ve medium denedikten sonra large ve x- large bedenlerde karar kıldık. 

Yarın iş ve pazartesi de izin günüm ama belki yine de sabahtan gitmem gerekecek. Çok yoruldum son zamanlarda. Cumartesiyi de olduğu gibi dışarıda geçirince evle de ilgilenemedim. Pazartesi burnumu bile kapıdan çıkarmak istemiyordum ama Paris'in de aşıya götürülmesi lazım.  Bir iki hafta daha yorulacağım gibime geliyor. Yine görüşmek üzere...

28 Kasım 2014

LXXIX


İki çok güzel fotoğraf paylaşıyorum sizlerle. Yorgun ve uykusuzum. Daha fazlasına enerjim yok şu an. Yarın izin günüm. Dinlenmiş olarak döneceğim...

20 Kasım 2014



Günler deli bir koşturmaca içinde geçiyor diye yazmıştım ya... Dünüm, bugünüm ve yarınım bu deliliğe çok güzel örnek. Dün normal mesaimi yaptıktan sonra beşte çıkıp eve geldim işlerim bitmediği halde çünkü gece, öğretmenler günü yemeği vardı bizim belediyenin düzenlediği. Ben de açık lise ve ortaokula ders veren gönüllü bir öğretmen olduğum için davetliydim. Eve geldim, üzerimi değiştirip esas öğretmenlik payesini hak eden, kırk küsur senelik çalışma hayatından sonra emekli olmuş annem ve babamla birlikte yemeğe gittik. Yemek güzeldi. Eğlenceliydi ama dönmemiz on biri benim yatmam on ikiyi buldu.



Sabah bugünkü bir diğer görevli olduğum etkinlik için evden yürüyerek işe gittim. Giderken de bana yukarıda gördüğünüz manzara eşlik etti. Dünya Çocuk Hakları günü sebebiyle dört mahallemizden gelen dört yüz çocukla el sanatları çalışmaları yaptık. Dokuzdan dörde onlarla ilgilendik. 




Toplu fotoğraf çekiminden benim yakalayabildiğim minik bir kareyi yukarıda görüyorsunuz. O dört yüz çocuğun peşinde sabahtan akşama bizler de koşturduk. Onları takip ettik, etkinlikleri organize ettik derken gün boyunca fazlasıyla yorulduk. Etkinlik sonrası da büroya geçtik. Dörtten gece dokuz buçuğa kadar yarın sabah yedide olacak büyük toplantımız için hazırlık yaptık. 

Onda gelebildim ancak eve. Bedensel yorgunluğum geçmişti ama beynim yorulmuştu. Dinlenme payımı bu yazıyı yazarak geçirdim. Yarın sabah toplantıdan sonra sosyal bilgiler dersim olduğu için birazdan ona hazırlık yapacağım. Toplantı ve dersi atlattıktan sonra da bugün büroda olmadığım için yarına kalan ve zaman kısıtlaması sebebiyle en geç pazar günü bitirmek zorunda olduğum işleri yetiştirmek için uğraşacağım. Cumartesi izin günüm. Dinlenmeye de gerçekten ihtiyacım var. O yüzden elimde sadece pazar günkü mesaim var. Pazartesi de normalde izin günüm ama o gün benim takip ettiğim seksen kişilik yeni bir kursumuz başlayacağından sabahtan kurs yerine gideceğim. Cumartesi bir arkadaşımızın oğlunun nişanı var. Onunla ilgili de organize olmamız gerekiyor. Ondan sonraki hafta da Ankara yolculuğum var günü birlik. Dönüşüm sabaha karşı olacak büyük ihtimalle. Ayrıntıları kesinleştirip gerekirse  dersimi ayarlamam gerekiyor. Derken derken ben işte deli koştuırmalarımı böyle tamamlıyorum. 


 Fuardan aldığım kitaplar, ödünç aldığım kitaplar olduğu gibi duruyor. Okumak şöyle dursun elimi bile süremiyorum. Bir yandan da aklım sürekli onlarda kalıyor. Kitap okumayı geçtim Atahan'la bile doğru düzgün görüşemiyoruz son zamanlarda. İki üç hafta daha bu tempoda devam edeceğimi düşünüyorum. Daha sonra en azından evrak işlerim biraz hafifleyecek gibi. Paris'in minik bir fotoğrafıyla veda ediyorum sizlere. 

Yine görüşmek üzere...

12 Kasım 2014

LVIII

Günler deli bir koşturmaca içinde geçiyor.  Bu sene ben ortaokulu sonradan bitiren öğrencilere sosyal bilgiler dersine  giriyorum. Zaten açık lise öğrencilerine tarih dersim vardı bir de bu eklenince genelde akşamları ders hazırlığı yapıyorum. Konuların  bir gece önce üzerinden geçiyorum. Fırsat bulduğumda da lise öğrencilerine soru hazırlayıp, son ders yaptığımız testleri kontrol ediyorum. Ortaokul öğrencilerine de hem fazla zamanlarını almayacak minik ödevler hazırlıyorum hem de beşer onar soruluk küçük testler. Ortaokulda beşinci, altıncı, yedinci sınıfın dersini anlatıyorum bir gün içinde, iki saatlik derste. O biraz daha yoğun oluyor o yüzden. Ama zamanımı da alsa, derste yorulsam da aynı zamanda vaz geçemeyeceğim bir keyif benim için bu dersler. Her derse mutlu girip, mutlu çıkıyorum. Bizim öğrencilerimiz ortaokul lise okuyor ama yaş aralığımız 16-70 arası. Hepsi ayrı bir zenginlik benim için ve eğitimlerini tamamlama isteklerine çok saygı duyuyorum aynı zamanda. Bu öğretmenliği de gönüllü yapıyorum. 

Bunun dışında her fırsat bulduğumda kitap okuyorum. Fuardan aldığım üç kitabı bitirdim. Dördüncüsündeyim şu an. Onları da bitirince, ödünç aldığım kitaplara başlayacağım. Bir an önce okuyup sahiplerine vermek istiyorum. 

İlk cümlemde dediğim gibi günler deli gibi bir koşturmacada geçiveriyor. Yine görüşmek üzere...