20 Temmuz 2014

LXIII

Bugün benim doğum günüm. 

Ben olmasaydım annemle babam sadece iki çocuklu olacaktı, ablamla abim  küçük bir kız kardeşe sahip olmayacaktı. Kocam evlenmeyecekti belki, Atahan hiç olmayacaktı orası kesin:O). Türkiye'nin arkeolog sayısı bir eksik olacaktı. İş yerinde, benim masamda başka biri olacaktı da işleri benim gibi yapabilecek miydi bakalım? Tüm kitabevlerinin sattığı kitap sayısı hep bir az olacaktı. Paris belki de hala o bırakıldığı evcil hayvan dükkanında sahiplenilmeyi bekleyecekti. Çocukluk dostlarımın, ilkokul - ortaokul - lise arkadaşlarımın hayatında hep bir kişi eksik kalmış olacaktı. Dünyada benim bakış açımın yokluğu olacaktı her daim. Hayatlarına bir şekilde dokunduğum her kişinin yaşamında o dokunuş olmayacaktı. Bu yazı da hiç yazılmayacaktı. Şu benim hep yaptığım koca burunlu palyaço gülücüğü - :O) - en az beş milyon defa, daha az kullanılmış olacaktı.

İyi ki doğmuşum ben :O).

19 Temmuz 2014

LXII



Başucumda Müzik - Kürşat Başar: Kürşat Başar'ı seneler önce okumuştum. Ne sevmiştim ne sevmemiştim, başka kitabını da almamıştım. Fethiye'de ablam bana son kitabını alınca tekrar okumuş oldum. Kitabı sevdim. Anlatım değişikti. İlk başladığımda devam etmedim bir süre ama sonra da bir günde bitirdim. K.Başar için hala ortada fikirlerim. Hakkında kesin karar vermek için daha fazla kitabını okumam lazım. Daha önce okuduğum kitabı bende mesela, onu tekrar okumalıyım...

Leyle'nın Evi - Zülfü Livaneli - En son Serenad'ı okumuştum Livaneli'den ve çok beğenmiştim. Onun üzerine Leyla'nın Evi basit geldi bana. Keyifle okunuyor kitap o yönden bir sıkıntı yok ama sadece Livaneli'nin ustalığının yanında çok acemice kaldı bence. Bir de yüklemlerde zaman birliği yok anlatımda. Livaneli neden böyle yazmayı tercih etti bilmiyorum, hareket katmak için olabilir belki ama bu tarz uyumsuzluklar yoruyor beni okurken. Leyla'nın Evi, yeni yazmaya başlayan bir yazardan olsa güzel derdim ama Livaneli'den olduğu için vasat diyorum...

İlkbahar Rüyası - Krıstın Hannah - K.Hannah'dan okuduğum ilk iki kitap , - Ateşböceği Yolu ve Kış Bahçesi- çarpmıştı beni resmen. Ondan sonra tüm kitaplarını takip etmeye başladım. Ama gittikçe daha ticari, daha sıradan yazıyor sanki. Son kitaplarını ve özellikle İlkbahar Rüyası'nı beğenmedim. Kitap o kadar bildik ki, daha başından gelişme ve sonuç bölümlerini tahmin ettim, belki yanılırım dedim ama yanılmadım da. Eski Türk filmleri kıvamında vıcık vıcık bir öykü gibi geldi bana. K.Hannah'ı alışkanlıktan alıp okuyorum artık sadece. İlkbahar Rüyası'nı okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz...


Yukarıda gördükleriniz son zamanlarda okuduğum üç kitap. Kendime doğum günü hediyesi olarak da bunları aldım:




Bu seriyi seviyorum. Üç kitabı vardı bende. İdefix'ten diğer beşini tamamladım. Romantik - fantastik bir seri. Dünyayı kurtarıyorlar her fantastik eserde olduğu gibi ama abartılı değil. Yarı peri yarı insan üç kız kardeş üzerinden gidiyor hikaye. Benim hoşuma gitti. Bir yerlerde bulursanız fantastik eserleri de seviyorsanız bir göz atın derim :O). 

18 Temmuz 2014

LXI

Bugün sabah sekiz buçuktan beşe normal mesaimi yaptım. Çocuklarla derslerimizi işledik. Ders anlatırken normalde çok oturamıyorum. Çünkü her haftanın ilk günü yeni konu anlattıktan sonra uygulamaya geçtiğimizden, tek tek hepsine bakıyorum sürekli. Ben bakmasam onlar çağırıyor bir şeyler sormaya ya da göstermeye. 

Beşten sonra ise doğrudan, servisle bu gece gerçekleştirdiğimiz büyük halk iftarına geçtim. On üç bin kişi. Biz karşılayıp, yerlerine aldık sadece ama bu da on üç bin kişi alacak büyüklükte bir salonu defalarca, binlerce, milyonlarca kez tavaf etmek demek. Sabah sekizde çıkmıştım evden gece ondu eve döndüğümde. İftar o kadar kalabalıktı ki, çoğu görevliye ne yemek ne yer kaldı. Aç gidip aç döndük. En son annemlerin yanına uğramıştım, ekmek arası peynir yaptım kendime onların masadan, onunla karnımı doyurdum. Ha böyle söylüyorum da,sanmayın ki herkes bizim gibi, bir çok arkadaş da en önce kendine yer ayırdı.  Ben de uygun durumlarda oturup yiyorum ama gelenler ayaktayken, onlara yemek yokken, ev sahibi - görevli -çalışan olarak kendime yakıştıramıyorum baş köşeye kurulup keyfime bakmayı. 

O kadar yorgunum ki, uyku tutmadı ayaklarımın ağrısından. Yarın haftanın son günü ve hafta sonunu iple çekiyorum...

Yine görüşmek üzere....

13 Temmuz 2014

LX

Taaa mayıs ayının sonunda annemler yola çıktığında aklımda evirip çevirmeye başlamıştım Fethiye'ye bir haftalığına, onlar oradayken gitmeyi ama daha okullar kapanmamıştı, bizim akşam dersleri bitmemişti, hafta sonu kursları devam ediyordu, yapacak bir sürü sene sonu işi vardı derken çok da netleştirmemiştim. Haziran ortalarına doğru işler hale yola girmeye başladığı bir akşam, kocam da deyince, istersen al Atahan'ı da gidin biraz tatil yapın diye, ikiletmeden hemen planları kesinleştirmeye başladım. Öncelikle yıllık iznimin beş gününü aldım, sonra bilet ve tüm hızıyla hazırlıklar başladı.

Çağıl'ın mezuniyetine katılabilmek için 27 haziranda Büyükçekmece'de olmamız gerektiğinden beş gün kalabilecektik Fethiye'de. Çok fazla eşya almadım yanıma. En küçük valize mayo, şort, terlik, bir kaç tane de tişört attım sadece. Evi derledim topladım, işteki evrakları toparladım ve  yirmi haziran cuma akşamı biz Atahan'la yola çıktık. 

Akşam altıda servise bindik, otobüsümüz sekizde hareket etti. Tüm koltuklar doluydu. Arkamızda küçük çocuklu bir aile vardı. Gece bir ara ayağımın altında küçük ayakkabılar hissettim uykumun arasında. Herhalde arkamdaki kızın ayakkabıları öne doğru kaydı deyip geri itecektim ayağımla ama yine de bir bakayım dedim. Meğer kızı bizim koltuğun altına yatırmışlar. Ayakkabıları değil kızın ayağıymış hissettiklerim. İyi ki bakmadan itmeye çalışmamışım. Bunu da aklım almadı. Daha önce böyle bir şey görmediğimden çok garipsedim ama annemler daha sık gidip geldiklerinden bol bol görmüşler koltuk altında uyutulan küçük çocukları. Ne kadar uzun yol olsa da, çocuk küçük olsa da, ben asla yapamam gibi geldi...

Gitmeden önce yapmak istediğim iki şeyi çok net belirlemiştim. Biri arkeoloji müzesini gezmek, diğeri de Enver Amca'nın Yörük Müzesi'nde kahvaltı etmekti. Biz yola çıktığımızda ablam arayıp, sizi aldıktan sonra kahvaltıya Yörük Müzesi'ne götürmeyi düşünüyoruz, ne dersin, dediğinde tereddütsüz kabul ettim.  

 Cumartesi sabah dokuz gibi vardık Fethiye'ye. Yorgunduk ama mutluyduk bir araya geldiğimiz için. Aslında bu yorgunluğu atmanın en güzel şeklini de kahvaltıya Müze'ye giderek gerçekleştirmiş olduk.  Enver Amca, müzeyi kendi emekleriyle kurmuş. Ayrıntılı bilgiyi internette rahatlıkla bulabilirsiniz. Biz Fethiye'ye her gittiğimizde uğruyoruz. Kahvaltısı çok güzel. Her şeyi kendileri yetiştiriyorlar. Servisi de kendileri yapıyorlar. Bir tane doğal meyve suları var ki hiç bir şey yapılmasa o mutlaka içilmeli diyorum. Her mevsim değişik lezzette oluyor. Çünkü o dönem ne varsa onu koyuyorlar içine. 


Dikiş makinesi müzeden.  Aynı zamanda apartlar da var. Dilerseniz orada da kalabiliyorsunuz.


Bu dev kaktüs hemen ablamın yan bahçesinde.  
 Ares'i bir kere de benim objektifimden görün istedim...

Eski evleri seviyorum. Gördüğüm zaman mutlaka fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Bu ev de ablamın yakınlarında. Özellikle pencere üstü süslemelerine ve balkondaki minik baklava şeklindeki açıklıklara bayıldım...

Bol bol ablamın balkonda oturduk. Kahve keyfi yapıp sohbet ettik. Ben sigara da içtiğimden, zaten genelde balkonu tercih ettim. Ablam da bana eşlik etti. Akşamları Ares de katıldı bize Uzunbey abiyle, normalde gündüz işte oluyorlardı.
Gittiğimiz hafta sonu pazar günü özel bir yat gezisi yaptık. Neden özeldi çünkü yat sahibi de bizlerleydi, turist grubuyla değil ablamların arkadaşlarıyla üç dört ailelik bir gruptuk.Koy koy gezmedik. Tek bir yerde demirledik. Bütün gün canımız istedikçe denize girdik. Kahvaltımızı yatta ettik, öğlen ve akşam yemeklerini de yatta yedik. Yat ayrı güzeldi, deniz ayrı, grup ayrı güzel... Oldukça keyifli bir gündü.

Kahvaltıda yediğimiz su böreği. Normalde ben börek çok seyrek yerim, aylarca yemesem de aramam. Yağlı gelir bana. Ama buna bayıldım. Ablamın arkadaşı Fethiye Migros'un fırınını işletiyor. Börek de ondandı. Eğer Fethiye'ye giderseniz Migros'un fırınından her türlü unlu mamulü gönül rahatlığıyla alıp lezzetle yiyebilirsiniz. Teşekkürler Fvz Bey :O).



  Yüzmeye doyamadığımız muhteşem deniz ...



Yatta gün batımı. Dalgaların sesi kulağıma geldi o günümüzü anlattıkça...


Ablamların oradaki bahçelerden yine bir dev kaktüs. Atahan'la bakkala giderken çekmiştim fotoğrafı..


Çalış Plajı. Oraya, denize bir gün gidebildik. Diğer günler bol bol gezdik. Bir gün de gitmek üzereyken benim tansiyonum düşünce - bence sıcaktandı - evde kalmayı tercih ettik. Gittiğimiz tek gün de hava çok rüzgarlıydı, üşüdüğümüz için fazla oturmadık. Denize girip çıktıktan sonra döndük. Evet, Fethiye'de haziran ayında üşünebiliyor rüzgardan. Haziran ve eylülde gittim, bu aylarda yaşanabilir sıcaklıkta oluyor Fethiye. Temmuz ve ağustosta ise ölümcül sıcaklıkta olduğundan gidilmesini tavsiye etmiyorum.... 




Yöresel Yörük kıyafetleri giymiş bebeklerle canlandırılan Yörük folklorü.


Okuma köşesi.


Hibe edilmiş kitaplarla oluşturulan kitaplık. Dükkanda bol bol bulunan koltuklara kurulup oradan dilediğiniz kitabı alıp okuyabiliyorsunuz.


Kitabevi'nin kedisi.



Yukarıdaki tüm resimler Keçi Kitabevi'ne ait. Fethiye'ye gittiğinizde mutlaka bir gidip uğrayın derim. Hele hayalinde hep bir kitabevi açmak olanlar sırf burayı görmek için gitmeli Fethiye'ye. Girişte, minyatür bebeklerle canlandırılmış Yörük hayatı var. Bazı köşelerde de minyatür bebeklerin neredeyse insan boyutunda olanları. Kitabevinin sahibi, bunları özel olarak yaptırmış. Ablam söylemişti sanatçının adını da sanki ama hatırlayamadım şimdi. Bunun dışında bir taraf hibe edilen kitaplarla dolu. Yeni çıkan kitaplar da ayrı bir köşede. Kedisi de var ve aynı benim Paris gibi,kendini sevdirmeyen cinsten. Öyle oluşu da ayrı hoşuma gitti:0). Orada rahatlıkla tüm bir günümü geçirebilirdim. Çıkmak için acele etmedik zaten. Uzun uzun oturduk, çok keyifliydi.


Fethiye'de gezerken bu şemsiyeli sokaktan da geçtik. Çok güzel bir görüntüydü. Bir ara ablamla Atahan poz vermiş benim onları çekmemi beklemiş ama ben şemsiyelere odaklandığımdan fark etmemişim bile.


Ablamın mutfak camı önündeki kaktüs kokteyli.


Fethiye Kültür Merkezi önündeki rengarenk lastiklere bayıldım. Hem geri dönüşüm projesi hem bank:0).


Yukarıdaki iki fotoğraf da Atahan'la önünden geçerken takılıp kaldığımız, bir türlü çıkamadığımız bir yer oldu. Ablamla annem önden yürüyorlardı. Ablam bizim dükkana baktığımızı görünce, takılıp kalacağımızı anlamış, annemi oturtmuş bir yere, kendi de yanımıza dönmüş. O da gelince iyice rahatladık ve uzun uzun inceledik her bir objeyi. Çok da güzel şeyler alarak çıktık. 


Geçen sefer de Arkeoloji Müzesi'ni gezmek isteyip, gezemeden döndüğümden bu sefer mutlaka yapılması gerekenler listemde yer alıyordu müze. Her bir eseri dakikalarca inceleyip, tek tek açıklamalarını okuduk. Bahçesi de ayrı güzeldi, içi ayrı güzel. Müze müdürüyle de ayak üstü de olsa sohbet etme imkanımız oldu. Tatil bir çok kişi için sadece deniz - güneşten ibaret olsa da, beni asıl bu yönleri doyurdu... Kuşlu çocuk heykeli Hellenistik dönemden, allttaki resim ise bir teknenin koruyucusu olarak pruvasında yer alan azize heykeli, orijinal... 






Bir de daha önce yakınına kadar gitsek de çıkmaya cesaret edemediğimiz Aminthas Kaya Mezarı'na çıktık. İki yüz basamak vardı. Ne yalan söyleyeyim, zorladı mı zorladı ama değdi mi derseniz, sonuna kadar değdi. Mutlaka gidilmesi ve çıkılması gereken bir yer. Kuş bakışı Fethiye manzarası muhteşemdi.

Bunların hiç birini yapmasak bile ablamla ve annemlerle olmak bana yeteceğinden bu gezinin güzellikleri oldu gezdiğimiz yerler. Tam da hayalimdeki tatil oldu. Bütün gün kumsalda yatmak yerine, gittiğim yerin sokaklarında, pazarında, çarşısında gezeceğim ve kültürel, arkeolojik zenginliklerini görebileceğim tatilleri tercih ediyorum ben. 

Ablamın iş yerine uğradık dönmeden bir gün önce. Fatoş ablayla  demeyeceğim, Fatoş'la,   demek istiyorum eğer saygısızlık addetmezse, görüşmüş olduk. Ablamın çok sevdiği bir arkadaşı olduğundan ve o sürekli Fatoş olarak bahsettiğinden ben de abla olarak düşünemiyorum da sadece Fatoş diyesim geliyor. En çok sevdiğim özelliklerinden biri de Fatoş'un benim gibi sigara içmesi oldu:O). Eskiden ablam çok daha fazla söylenirdi sanki ben içerken de artık ondan da alıştığından daha bir uyum sağlamıştı duruma :O). 

Bu yazıyı yazabilmem tam iki haftamı aldı. Önce fotoğrafları yükledim. Sonra fırsat buldukça günden güne yazıyı yazdım.
Çocuklarla derslere başladığımdan beri sürekli bilgisayar başındayım ama genelde uygulama arıyorum onlar için ya da takıldığım noktalara göz atıyorum ya da geceleri hep bir sonraki günün dersini hazırlıyorum bilgisayar başında. Arada da dinlenme amaçlı uzanıp kitap okuyorum. İki haftadır yarım saatliğine bile olsa televizyonu açmadım mesela. Ramazanın da gelmesiyle oruç tutmasam bile oğlum tuttuğu için sahura kalktım. Sonra sabah erkenden işe kalktım. İşte bütün gün yoruldum, gece uykum sürekli bölündü derken yoruldum. Hafta sonlarını dinlenmek için iple çekiyorum, çocuklarla dersleri de yorucu ama keyifli olduğu için iple çekiyorum. Arada yazmak istediğim bir sürü konu oldu ama öncelikle bu yazıyı bitirmeye çalıştığım için onları hiç yazamadım. Bundan sonra yazacağım.  

En kısa zamanda yine görüşmek üzere...

4 Temmuz 2014

LXIV

"Sonra bugün kursta ilk olarak oyun oynadım. Sonra Öğretmen klavye tuşlarının işlevlerini anlattı. Özellikle ctrl tuşunun ne kadar işi olduğunu göstermiş oldu. Ben bundan çok şey öğrendim ve bana çok lazım olacak. Derste oyun oynayan arkadaşlarım oldu fakat ben onları ispiyonlamadım. Öğretmen anlatmaktan baya memnun görünüyordu. Bizim fotoğrafımızı bile çekti; belki de selfie bile çekinebiliriz, zamana bağlı... "

Bu ne derseniz, öğrencimin derste neler yaptığını anlattığı yazı. Dün klavye tuşlarının fonksiyonlarını öğrettim ve ardından derste neler yaptığımız -  öğrendiğimizle ilgili bir yazı yazmalarını istedim pratik yapsınlar diye. Çok güzel şeyler yazmışlar, içlerinden en çok hoşuma giden bir tanesini de sizlerle paylaşmak istedim. 

Bugün de painti öğreneceğiz. Böylece ilk haftayı bir şekilde atlatmış olacağım. Yoruldum bu hafta ama bir o kadar da keyifliydi. Hafta sonu sınav var cumartesi ve pazar da  bizim mahalledeki halk iftarında görevliyim. Önümüzdeki haftalar hep dolu dolu geçeceğe benziyor...

2 Temmuz 2014

LXIII

Fethiye yazısı beklerken yazılmayı ve ben ayrıca Çağıl'ın mezuniyetini de uzun uzun anlatmayı isterken, izin dönüşü bizim yaz kurslarında, çocuk gruplarında bilgisayar öğretmeni olarak çalışacağımı öğrendim. 9 -13 yaş arası dört sınıfım var :O). Onlara daha çok pratik kullanım ve temel özellikler anlatıyoruz, çok fazla ayrıntıya girmiyoruz, excel değil de word öğretiyoruz mesela. Genelde hep bildiğim, kullandığım programlar, özellikler ama yine de tabi günlük ve haftalık işleyişi belirlemek ve üzerinden geçmek gerekiyor. Asortik'im de buradaydı, bu akşam dönecek Fethiye'ye. Bir yandan da mümkün olduğunca onunla görüşmek istiyorum derken, fazla uğrayamadım buraya. Biraz işleri toparlayım ayrıntılı, uzun ve keyifli yazılar yazacağım, söz:O).

En kısa zamanda görüşmek üzere...

29 Haziran 2014

LXII - SERENAD

Livaneli, sevdiğim bir sanatçıdır ama nedense daha önce hiç okumamıştım kendisini. Hata yapmışım. Seranad'ı bir günde bitirdim. Bayıldım. Bence mutlaka okumalısınız. Sadece anlatımın akıcılığı değildi hoşuma giden, karakterlerin öyküleriyle birlikte gerçek tarihi olaylar hakkında da bilgilendirmesiydi. Bir arkeolog ve tarih öğretmeni, onun da ötesinde tarih sever ve İkinci Dünya Savaşı'na özel ilgi duyan biri olarak Struma'yı hiç bilmiyordum mesela. Bu benim bir eksiğimdi ve kitap sayesinde öğrenmiş oldum. Kitabı arkadaşımdan ödünç almıştım ama kendim için de alacağım bir tane mutlaka. Bir de Livaneli'nin diğer kitaplarını edineceğim. Bundan sonra çıkacak kitaplarını da takip edeceğim.

Serenad'ı okuyalı çok olmuştu ama bloga eklemeyi atlamışım. O kadar emindim ki buraya koyduğumdan üç kere aradım tüm sayfalarda ama yokmuş...