11 Kasım 2021
KASIMIN ON BİRİ, 2021
24 Ekim 2021
EKİMİN YİRMİ DÖRDÜ, 2021
Mutfakta otururken radyo dinliyor olsam da arka planda rüzgarın da sesinin duyulduğu soğuk ama evde olduğum için aslında benim için sıcak geçen bir pazar günü. Kaloriferi yaktık. Ofiste kombi arızalı. Parçası tamirde. Yarın üşümemek için kalın giyineceğim. Sabahtan beri yağmur da yağıyordu ama durdu şimdi galiba. Mutfağı toplayıp yemek hazırlayacağım yazımı yolladıktan sonra. Evimin huzurunu seviyorum…
Sonra yine görüşmek üzere.
22 Ekim 2021
EKİMİN YİRMİ İKİSİ, 2021
Bu hafta hava genelde gündüz sıcak gece soğuk. Geçen hafta ara ara yağmurluydu. Böyle günlerden birinde, servis beklerken sığındığım tentenin altında beklerken birden yanıbaşımda floşşşş diye çok yüksek sesli bir gürültü oldu. Kitabım vardı elimde, okumaya da dalmıştım. O ses nereden geliyor, neyin sesi, bir şey mi patladı, bir yerden bir şey mi attılar, tehlikede miyim, değil miyim, ilk başta algılayamadım ve korktum. Bir an sonra farkına vardım ki, benim tentenin üzerinde su birikmiş ve komple tüm su tentenin kenarından bir kovayla boşaltılırmışçasına aşağıya akmış. Ben de baştan aşağıya ıslanmaktan sadece iki adım uzakta olduğum için kurtulmuşum:). Elimde ne kitap kalacaktı, ne de kıyafetlerim kurtulacaktı. Büyük ihtimalle eve dönüp üzerimi değiştirmem gerekecekti. Bu sefer belki işe yetişme telaşı yaşayacaktım derken günüm komple kötü bir şekilde başlamış olacaktı. Çok şanslıymışım gerçekten:).
Yine görüşmek üzere…
15 Ekim 2021
EKİMİN ON BEŞİ, 2021
Günler hızla geçip gidiyor. Orta şekerli olsalar da genelde çok da sıkıntı değil bence:). Bunca işimin ve zamansızlığımın arasında makaron yapmayı öğrenmeye karar verdim. Daha önce yapmadım hiç. Sıfırdan başlayacağım. Deneme yanılma yöntemiyle bu işi eninde sonunda kotarırım gibi geliyor. Sonuçları buradan da paylaşırım. Felaket olanları olmasa da olur gibi olanları en azından:).
Yine görüşmek üzere.
3 Ekim 2021
EKİMİN ÜÇÜ, 2021
Oğlum Paris keyifsiz son iki haftadır. Kristalleşme vardı böbrekte. İlaç kullandık bir süre sabah akşam, ardından kontrole gittik bu sefer de akciğerlerde sorun ortaya çıktı antibiyotiğe başladık. Biraz huysuz bir kedi olduğundan ilk ilaç vermeye başladığımda bir örtüyle sarıp sıkıştırıp zorla şırıngayla veriyordum ama sonra bunun onu daha da huysuzlaştırdığını benim de sürekli çizik içinde kaldığımı fark edince, uyurken; sakinken sevip okşayarak vermeye başladım. Böyle ikimiz de daha mutluyuz ama bazen son anda kafasını çevirince ilaç ağzından çok etrafa dağılıyor. Milimi milimine ölçerek hazırladığım miktarın ne kadarı midesine gitti ne kadarı aktı emin olamıyorum. Yine de fayda görüyor olmalı ki genel durumu iyi, tahliller de düzelirse yırttık demektir:).
Bunun dışında da yoğunum. İş yoğun ve bu yoğunluk giderek daha da çok artacak, azalmayacak. Ev işleri de bitmiyor asla:). Hala Zaman Çarkı serisini okumaya devam ediyorum ara vermeksizin, 14 kitaplık serinin 5. kitabındayım. Bir yandan da battaniyemi örmeye devam ediyorum. 12 - 13 parça örmüşüm şimdiye kadar. Burada hiç bahsetmedim daha önce ama bir yandan da e - ticaretle ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çok yabancı olduğum bir konu. Acemiyim her açıdan. Yapmak istediğim çok şey var ama imkanlarım - zamanım - bütçem kısıtlı, bilgim az. Ara ara olmayacak gibi gelse de inat ettim bir şekilde başaracağım. En azından sonunda denedim de olmadı diyeceğim. Vazgeçmeyeceğim:).
Şimdi Paris’in ilacını hazırlamam lazım. İçmesi gereken hapı 4’e bölüp 1 parçasını ezip suyla karıştırıp sakin zamanını bulunca şırıngayla ağzına zerk edeceğim:). Sonra yine görüşmek üzere…
1 Ekim 2021
EKİMİN BİRİ, 2021
Yağmurlu bir sabahla başladık ekim ayına. Sonbaharı sevenlerdenim ben. Bir de kapalı havaları, yağmuru. Güneş ışığı içimi mutlulukla dolduruyor evet ama biraz sıcak olduğu anda da enerjimi çok düşürüyor. Halbuki yağmur her zaman harekete geçme isteğimi tetikliyor. Bahsettiğim yağmur sular seller götüren cinsten değil tabi ki ama sağanak dahil kabulum:).
Şimdilik kısa bir “yağmur sevgisi” paragrafıyla ekime merhaba demiş olalım, sonra yine görüşmek üzere…
19 Eylül 2021
Eylülün On Dokuzu, 2021
Biz son iki - üç senedir cam damacana kullanıyoruz. Cam damacana daha ağır ve taşıması (yuvarlaması?) daha zor olduğundan tekerlekli bir altlık almıştım. Mutfaktan kapıya kolaylıkla çekiyorum, sucumuz da boşu alıp doluyu direkt tekerleğin üzerine koyduğundan hiç ağırlık kaldırmamış oluyorum. Bloguma da yazmıştım, birkaç ay önce, ben o cam damacanayı devirip kırdım. Her taraf su oldu. Şoku atlatmam, kafamı toplayıp geride kalan muhafazayı cam kırıkları arasından almam, sucudan kırdığımın yerine ikinci bir su istemem, yine depozito işlemleri falan derken sucu çocuk, garibim, yarım saat kapıda beklemişti. Dün biten suyun yerine yenisini koyarken hafiften devrilir gibi oldu. Ben de ufak bir çığlık attım çünkü daha önce kırdığımda hole ve yatak odasına dökülen suları temizlemek saatler sürmüştü. Neyse, çocuğa da döndüm, çığlığımı açıklamak için, daha önce kırmıştım bir kere, yine kırılacak diye korktum, dedim. Çocuk da, ben o zaman yoktum ama biliyorum, dedi. Demek ki sucuda "cam damacanayı kıran kadın efsanesi" oluşturmuşum. Belki de hala birbirlerine anlatıp anlatıp gülüyorlardır. Damacana kırmayı beceren tek müşterileri benimdir belki. Bilmiyorum artık. Üzerinden aylar geçmesine rağmen başka kıran olmamış ki, benim olayın anısı hala taze demek ki :O).
Bu akşam gitmemiz gereken bir düğün var ve benim hiç gidesim yok. Son üç - dört senedir düğünlere gitmek çok büyük bir zaman kaybı gibi geliyor. Yüzde doksan dokuzuna da gitmiyorum. Geçen gün iş yerinden kalma alışkanlıkla "keşke iptal edilse, ertelense" diye düşündüğümü fark ettim. Sonradan fark ettim ki, bu bir toplantı değil, etkinlik değil. Ertelenmesi ya da iptali ya bir kazaya belaya işaret eder ya da çiftlerin ayrıldığına. Gidesim olmasa da bunun olmasını da istiyorum demek değil bu. Cümlemi "keşke gitmek zorunda olmasam" diye değiştirdim...
Bu arada cuma gecesi ilk bölümü yayınlanan Yalancı dizisini izledik. Dizide tecavüze uğradığını söyleyen bir kadın ve iftira atıldığını iddia eden bir erkek var. İkisinden biri yalancı ama işte ilk bölümde bunu anlamak mümkün değil zaten. Bir sürü tahminde bulundum. Sonra yabancı bir dizinin bire bir versiyonu olduğunu öğrendim internetten. İlk sezon sonunda da belli oluyormuş kadının mı erkeğin mi yalan söylediği. Buldum o bölümü izledim. Merakımı giderdim. Türk versiyonunu izlememe de gerek kalmadı böylece. Spoiler vermemek için burada yazmayacağım hangisinin Yalancı olduğunu. "Sürpriz bozan", spoiler kelimesi için Türkçe karşılık olarak TDK tarafından önerilmiş. Sürpriz kelimesi de Türkçe değil. Sürprizin Türkçesi "şaşırtı"ymış. Neyse spoiler yerine sürpriz bozan yazacaktım yine de ama bitişik mi yazılıyor (sürprizbozan) ayrı mı (sürpriz bozan), emin olamadım (Ben burada rastgele bir karar olarak ayrı yazdım.). "Spoiler vermek" diyoruz sürpriz bozan vermek mi diyeceğiz, kullanmak mı, söylemek mi, cümle içinde nasıl olacak bilemedim. Bilenler konuya daha hakim olanlar varsa lütfen bizi de aydınlatsın.
Yine görüşmek üzere.
12 Eylül 2021
EYLÜLÜN ON İKİSİ, 2021
Pandemi öncesinde sekiz sene boyunca haftanın altı günü bilfiil çalıştım. Haftada bir gün izin yapıyordum, yoğundu işlerimiz ama bu sisteme alışmıştım. Korona virüsün hayatımıza girmesiyle çalışma tempomuz düştü, iş yükümüz ve mesai günlerimiz de azaldı. Çok geçmeden buna da alıştım :O). Evde daha çok vakit geçirebilmek ve yapmak istediğim birçok şeye vakit bulabilmek çok mutlu ediyordu beni. Son günlerde yavaş yavaş eski tempomuza dönmüştük zaten de, önümüzdeki haftadan itibaren cumartesileri de çalışmaya başlayacağız yine. Bütün bir hafta sonunu evde geçirebilmek muhteşem bir şeydi :O). Bunun bir daha olmayacak özel bir dönem olduğunu bildiğimden her anının tadını da çıkardım. Büyük bir ihtimalle çok yakında "haftada altı gün"e de alışacağım. Yine de bu haberi ilk duyduğumda yıkıldım, kabullenebilmek bir iki saatimi aldı :o).
Bu motifi yapmayı ilk öğrendiğimde aklımda her parçayı böyle üç renkli yapmak vardı. Yeşil renk kombininde iyi de durmuştu ama diğer renkleri de denediğimde hoşuma gitmedi. İlk dört üç renkli parçadan sonra iki renkli yapmaya başladım kareleri.
Bu gördüğünüz de iki renkli çalışmamdan bir örnek. Altı kare de değişik kombinasyonlarla iki renkli ördükten sonra rengi kendinden değişen iplerle denesem nasıl olur acaba sorusu düştü aklıma.5 Eylül 2021
EYLÜLÜN BEŞİ, 2021
Eylül serinliği ile geldi. Kış boyunca koltukların üzerinden hiç kaldırmadığım ve her akşam mutlaka üzerimize aldığımız örme battaniyelerimi çıkardım. Şimdilik sadece bazen sabah serininde ya da gecenin ilerleyen saatlerinde soğuk olduğunda kullanıyoruz ama yine de bir kenarda durmaları iyi oluyor.
Eylül benim sevdiğim aylardan biridir. Eylülde her sene evlilik yıl dönümümüzü ve hemen ertesi gün de babamın doğum gününü kutlardık. Son üç senedir doğum günü kutlamamız olmasa da yıl dönümlerimizde sembolik bir şeyler yapıyoruz. Bu sene 21. yılımız bitiyor. Zaman çabuk geçiyor.
İki gün önce sevdiğimiz bir arkadaşımızı, genç yaşında kaybettik. Beyin kanseri tedavisi görüyordu son iki senedir ama maalesef kurtaramadık. İçimiz buruk. Her kayıp üzüyor beni, hele arkadaşımız olunca daha da kötü ama bir de sebep kanser olduğunda kendimi inandırdığım "her şey güzel olacak" cümlesini normalde olduğu kadar rahat kuramıyorum. Çalışıyorum, evi topluyorum, arkadaşlarımla görüşüp konuşuyorum ama geri planda kaybettiklerimin hüznü oluyor hep. Bazen bir kelime, bir fotoğraf yetiyor o görünürdeki neşeyi alıp götürmeye. Neyse, herkesin sağ salim sonlandırdığı her bir gün bize armağan olsun, her bir anımızın ve günümüzün tadını çıkaralım. Mottomuz uzun zamandır bu: "Bugün de ölmedik (ve kimse ölmedi), yaşıyoruz :O).
Zaman Çarkı serisini Eylül 2017'de okumaya başlamışım. Ocak 2018'de de bitirmişim yaklaşık dört sene önce. Uzun zamandır tekrar okumak istiyor ama uzun soluklu bir seri olduğundan direkt başlamaya cesaret edemiyordum. İşe başladığım gün seriye de tekrar başladım. Dört sene öncesinde olduğu gibi bütün gün yanımda gezdirip servisi beklerken, öğle yemeğini yerken ya da bulduğum müsait beş dakikalık zaman diliminde bile olsa okuyorum. Okuyamadığım zaman özlüyorum. Örgümü bir kenara bıraktım ve evdeki daha başka bir sürü işimi, deli gibi kitap okuyorum. Heyecanlı bir seri. Sonunu bilsem de o sonuca ulaşan ayrıntıları unutmuşum. O yüzden yine keyifle okuyabiliyorum. Şu sıralar dizisi de çekiliyormuş ama bire bir kitap baz alınmayacakmış. O yüzden diziyi izlemeyeceğim. Fragmanına baktım ve onu bile sevmedim zaten. Kitaptaki karakterlerle alakası yok.
Sonra yine görüşmek üzere...
27 Ağustos 2021
AĞUSTOSUN YİRMİ YEDİSİ, 2021
Yıllık iznim resmi olarak bugün bitti. Şu sıralar hafta sonu çalışmadığımız için bu cumartesi - pazar da evdeyim. Pazartesi de 30 Ağustos sebebiyle bir etkinliğimiz olursa ona katılırım ama ofis kapalı. Salı günü bir aylık tatilden sonra iş başı yapacağım. Bütün iznimi topluca almıştım. 2022'ye kadar başka iznim yok. İyi ki öyle yapmışım çünkü dinlenmek iyi geldi açıkçası :O). Evde oturmak da hoşuma gitti, pek sıkılmadım. Bir yandan da son günlerde işimi ve çalışmayı özlemeye başladım. Toplamda 6 + 2 günlük ailelerimizi, memleketimizi ve dostlarımızı ziyaret ettiğimiz bir tatilimiz oldu. O da kararındaydı. Çok uzadığında tatilden sıkılmaya başlıyorum. Tatil dinlendirmek yerine beni yormaya başlıyor. Eziyet oluyor bir süre sonra. Evini ve evde oturmayı seven bir insanım :O).
Bu yıl ilk defa akıllıca bir karar alarak, evimi ben temizleyeceğim, moduna girmedim ve iznimin daha başındayken annemin yardımcısını çağırdım. Böylece cam silme - dip köşe ev temizleme yorgunluğunu yaşamadan keyifle yapabileceğim dolap düzenleme, köşe bucaktaki eşyaları gün ışığına çıkarma, ayıklama, yeni bir şeyler alma, eksikleri tespit etme, nereye ne yaptıracağına - alacağına - neyin neyle gideceğine dair hayaller kurma gibi işlere rahatlıkla zaman ayırabildim :O). Normalde, yıllardır tanıyor bile olsam, evimin içinde dışarıdan birinin temizlik yapıyor olması fikri beni geriyor. Özel hayatıma müdahale ediliyormuş gibi hissediyorum. Temizliğimi yapabildiğim kadar kendim yapmaya çalışıyorum. Desteği de en son noktada kabul ediyorum.
Evde olduğum şu günlerde yaklaşık bir senedir düzenini bir türlü oturtamadığım dosya dolabımı tam anlamıyla derledim topladım. Şu an her bir kağıt parçasının nerede olduğunu, hangi rafta hangi dosyaların - defterlerin durduğunu, bir şey arayacağım zaman nereye bakmam gerektiğini biliyorum. Bu da beni mutlu ediyor. Bir iki şıklaştırma - göze hoş görünme eksiğim var dolabımda ama onların acelesi yok. Bunlar için ne yapacağımı biliyorum, eksikleri de zaman içinde tamamlarım.
Ara ara bahsediyorumdur ama dosya dolabımı anmışken bir kez daha zevkle anlatabilirim, ciddi bir defter ve kağıt takıntım var. Kaç tane defterim olduğunu bilmiyorum. Defter sevgimi bilen arkadaşlarımdan gelen hediyeler, benim satın aldıklarım, okul - iş yeri vb. yerlerden promosyon ajandalar, not defterleri, gördüğüm yerlerde bazen, kullanmıyorsan benim olsun mu, diyerek görüp aldıklarım, çeşit çeşit, her boyda bir sürü defterim var. Çok da kullanıyorum aslında. Elimin altında her zaman bir defter bulunur. Özellikle işte sürekli defterime not alırım. Mesela üç farklı amaç için kullandığım üç not defterimi çantamda sürekli taşırım. Bitirdiğim, son sayfasına kadar kullandığım defterim de çok. Kullanmadıklarım da. Arada onları çıkarırım. Hepsini dizerim. Tek tek incelerim. Kafamda şunu şuna kullanayım diye plan yaparım. İçlerinde favorilerim vardır ve tabi ki pek sevmediklerim de. Defterlerimden vazgeçtiğim de pek görülmemiştir. Sevmesem de, istemesem de vermeye kıyamam. Benim gibi defter seven bir arkadaşıma hediye defter alacaksam dayanamam bazen aynısından kendime de alırım :O). Kendimi böyle kabul ettim artık. Direkt onlara yer ayırdım dolabımda. Defterlerimle mutluyum :O).
Kağıt takıntım ise boş olan hiçbir kağıt parçasını tamamen doldurmadan atamama şeklinde. Önü - arkası, boş kenarı, köşesi - her santimetre karesine kadar mutlaka kullanılmalı. Tamamen dolduğunda da kesinlikle geri dönüşüme atılmalı. Normal çöpe değil. Çevremizi korumak açısından bu benim için çok önemli, ağaç katliamlarını azaltmak açısından. Boşa kağıt harcanmaması ve kullanılan kağıdın geri dönüşmesinin sağlanması açısından. A 4 boyutundaki kağıtların tek yüzü doluysa diğer yüzünü müsvedde olarak kullanıyoruz. Mümkünse çektiğimiz fotokopilerde öncelikle onları değerlendiriyoruz.. Fotokopide kullanmak mümkün değilse uygun boyutta kesip not kağıdı olarak kullanıyoruz. Bunun takibini düzenli şekilde yapıyorum. İş arkadaşlarım kullandığımı bildikleri için biriktirdikleri kağıtları bana gönderiyorlar. Ofisteki arkadaşlar da aynı özeni gösteriyorlar. O yönden içim rahat. Elimizden geleni yapıyoruz en azından.
Sonra yine görüşmek üzere...
24 Ağustos 2021
AĞUSTOSUN YİRMİ DÖRDÜ, 2021
Her kadının (ya da erkeğin de olabilir) takıntılı olduğu bir eşya vardır. Gittiği her mağazada, evde, mekanda gözü ona takılır. Aldıkça alası gelir. Boy boy, çeşit çeşit mevcuttur ama yeni bir taneye de asla hayır demez. Sizin için bu nedir bilmiyorum ama benim takıntım hasır sepetler. Evde az biraz vardı. Son aylarda bir kaç tane daha aldım. Hasır sepet limitimi çoktan doldurdum ama yine de her gördüğümde bir incelemeden geçemiyorum. Yine de artık kendimi durdurup almamayı başarabiliyorum en azından :O).
Kimi zaman blog ayarlarına bakıyorum. Sağını solunu kurcalıyorum. Kimler dünyanın neresinden beni okuyor diye inceliyorum. Değişik ülkelerden girenleri gördüğümde mutlu oluyorum. Dünyanın her yerinden okuyucum olabiliyor. Böyle girip girip bakarken sanki onlar Türk değil de yabancı gibi düşündüğümü fark ettim. Halbuki ben Türkçe yazıyorum. Dünyanın neresinden girerlerse girsinler yazdıklarımı anlayabilmeleri için çok büyük bir kısmının Türk olması gerekiyor. Yabancı olup da Türkçe bileni bir iki kişidir olsa olsa. Bunu idrak edene kadar, sanki mesela Meksika'dan bir Meksikalı, Japonya'dan bir Japon okuyormuş gibi düşünüyordum hep nedense :O).
Sonra yine görüşmek üzere...
23 Ağustos 2021
Ağustosun Yirmi Üçü, 2021
Hafta sonu, annem, ablam ve ben küçük bir kaçamak yaptık. Üçümüz beraber memleketimize, Demirköy, İğneada ve Kırklareli'ye gittik. Bu sayede yıllık iznimin son haftasına güzel bir şekilde başladım. Gezerek, dinlenerek yolculuk yaptık. Durmak istediğimiz yerde durduk, kalmak istediğimiz yerde kaldık, uğramak istediğimiz yere uğradık. Çok keyifli ve güzeldi. Hepimize iyi geldi. Yol boyunca bol bol konuştuk, akrabalarımızla buluştuk. Geleceğe dair planlar yaptık.
Fotoğrafların üçü de İğneada'dan. İlk fotoğraf denizin gölle buluştuğu noktadan. Küçük bir tur attık adada. Ağaçlar o kadar güzeldi ki, arabadan inip bol bol oksijen aldık, fotoğraf çektik, en az yarım saat oyalandık. Bizden başka kimse yoktu. Ağaçların rüzgarda sallandıkça çıkardığı ses dışında hiç bir ses duyulmuyordu. O yarım saatlik mola, ömrümüze ömür kattı.
İkinci fotoğraf akşam üzeri kuzenimiz ve ailesiyle oturduğumuz kafedeki manzaramız. Ayın doğuşunu izledik. Kuzenler düğüne gidecekti, biz, o gece yatacağımız akrabamıza gidecektik ama sohbet çok tatlı gelince uzun uzun konuştuk ve geç sayılabilecek bir saatte kalktık. Kuzenler de neredeyse düğünün sonuna yetişebildiler ancak :O).
Üçüncü fotoğraf da yoldan geldiğimizde oturup yemek yediğimiz restoran. Deniz kenarında. Balık güzeldi. Ablam köfte yedi ama pek beğenmedi. Salata ve kalamar iyiydi. Kabinler ve kumsalda şezlonglar da mevcuttu. Yemek yiyip denize girmek ya da deniz arası mola vermek için gayet uygundu.
Peynirimizi aldık, Dokuzhöyük köy kooperatifinin yaptığı peynirden alıyoruz sürekli. hem köylümüze destek olmak için hem de çok güzel olduğu için :O). Yenice'den sucuğumuzu aldık. O köyün eti ve et ürünleri meşhurdur, güzeldir de. Ben ayrıca çok sevdiğim için ev yapımı böğürtlen reçeli de aldım, o da güzel çıktı. Tekrar gidersek yine aynısından alacağım. Demirköy'de yol kenarındaki tezgahtan taze toplanmış karamuk aldık yedik. Gurme gezisi gibi oldu bir anlamda da bu gezi. İki gün boyunca yedik, içtik, gezdik, gördük, geldik.
Yine görüşmek üzere...
18 Ağustos 2021
Ağustosun On Sekizi, 2021
Yıllık iznimi yarıladım. Topluca ve hepsini birden aldığımdan neredeyse bir ayı buldu izin sürem. Böyle olduğunda süper oluyor:O). Arada yine işten bir şeyler için arıyorlar sinir oluyorum ama olsun. Siz aramayın çalışanlarınızı izne çıktıklarında (kamu spotu). Bırakın kafalarını dinlesinler :O).
İzindeyken iki günlüğüne Edirne'ye ve dört günlüğüne Çanakkale'ye gittik. Edirne'de 15 yıllık arkadaşlarımız var. Yoğun iş tempolarımızdan ötürü senede bir iki defa görüşebiliyoruz ama her seferinde dün ayrılmışçasına kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Bu tarz arkadaşlıklar altın gibi kıymetli bence ve değeri bilinmeli. Ufak tefek şeyler yüzünden araya soğukluk girmesine izin verilmemeli. Çanakkale'de de kocamın ailesiyle birlikteydik. Harala gürele ve bol gülmeli - kızmalı - takılmalı geçti dört günümüz. Üç kardeş - çocuklar- gelinler - damatlar derken bir araya geldiğimizde en az on kişi olduğumuzdan daha azını beklemiyordum zaten :O).
Bir ara iznim bitmeden de memlekete, Demirköy'e gitmek istiyorum. Günü birlik ya da en fazla bir gece kalmalı. Hem babam - dayım - anneannem - dedem gibi büyüklerimizi yerlerinde ziyaret etmeye hem de memleket havası almak için.
Kitap okuma hızım düştü. Doğru kitabı bulamıyor muyum acaba diye düşünüyorum bazen. Son zamanlarda çok fazla yeni kitap almadım. Kendimi hep evdeki okumadığım kitapları okumaya zorluyorum. Belki bunun da etkisi vardır.
Yine görüşmek üzere...
31 Temmuz 2021
Temmuzun Otuz Biri, 2021
Uzun zamandır yazmadım - yazamadım ama en sevdiğim ay olan temmuzun da yazısız geçmesini istemedim. En yoğun günlerden birinde iki dakika fırsat bulmuşken biraz olsun bir şeyler yazmak istedim.
Temmuz en sevdiğim ay çünkü ben bu ayın yirmisinde doğmuşum:). Oğlum on temmuz doğumlu, abim de yirmi beş temmuz. Ayrıca annemlerin de evlilik yıl dönümü yirmi üçündeydi. Sonuçta bizim tek tek ya da bazen toplu kutlamalar yaptığımız bir ay oldu hep.
Her sene genelde değişik gruplarla en az 3 - 4 defa kutlamış oluyorum doğum günümü. Bu sene ofiste bir kutlama kesinlikle beklemiyordum çünkü 20 Temmuz tam kurban bayramının birinci gününe denk geliyordu, dokuz günlük bir tatilin de ortasındaydı. Yine de iş arkadaşlarım iki ayrı sürpriz kutlamayı bana hiç fark ettirmeden yapabildiler. Hele ilkinde kutlanmasını o kadar beklemiyordum ki, doğum günü şarkısı çalınıp “Burcu” dediklerinde önce etraftaki öteki “Burcu”yu arandım onu çağırıyorlardır diye:).
Kayıplarla ve mutluluklarla da dolu bir yaşım daha geçti gitti. Dolu dolu 41 yaşındayım. Ben her yaşını ayrı seven ve her yaşından keyif alan biriyim. Doğum günlerimde mutlu oluyorum. Yine de şöyle bir gerçek var ki her sene fotoğraflara baktıkça aramızdan ayrılanların sayısı artmış oluyor. Bazen arşivi düzeltirken - fotoğrafları topluca yüklerken kayıplarımız art arda karşıma çıktığımda dayanamayıp yükleme işini yarım bırakıyorum.
Yine görüşmek üzere…
30 Haziran 2021
Haziranın Otuzu, 2021
Hayatta en çok ve sık sık aldığın karar nedir diye bir soru sorsalar bana, daha çok yazmak, daha sık yazmak, her gün yazmak derim. Elime kalemi, önüme defteri / klavyeyi her aldığımda kendime söylediğim cümle bu: Daha çok yazmalıyım! Her gün yazmalıyım!
Her gün olmasa da sık sık yazıyorum da aslında ama geriye dönüp okuduğumda fark ediyorum ki yaşadığım günlerin / yılların yüzde birini kayıt altına almışım sadece. Ve yazdıklarımı okudukça görüyorum ki, çoğu şeye gereğinden fazla üzülmüşüm. Boş şeyleri dert etmişim. Streslerimin büyük kısmı stres yapmaya değmeyecek şeylermiş.
Kendimi tanımak, değerlendirmek yönünden büyük faydası oluyor bana. Bazen çok derinlere daldığımı fark ediyorum. Normalde insanlar sadece yaşıyor o günlerini. Kalkıp gündelik işlerini yapıp çalışıp akşam biraz televizyon izleyip yatıp uyuyorlar. Bu yetiyor onlara. Böyle geçmiş bir ömür de yetiyor. Benimse aklım hep yapamadıklarımda, okuyamadıklarımda, yapmak istediklerimde kalıyor. Sevdiklerimle daha fazla zaman geçirmek istiyorum, daha fazla okumak istiyorum, daha fazla araştırmak istiyorum, daha fazla el işi yapmak istiyorum. Hep “daha fazla, daha fazla”.
İş için hazırlanmam gerektiğinden daha fazla yazamıyorum:). Sonra yine görüşmek üzere…
4 Haziran 2021
Haziranın Dördü
Son zamanlarda çok verimsiz geçirdim zamanımı. Yüklediğim bir çiftlik oyununa sardım. Gece gündüz onu oynadım. Yeni bir battaniyeye başladım. Yine parça parça örülüyor, yine haraşo ama düz örgü değil, motifli. Biraz ilerlediğinde buraya da koyarım fotoğrafını mutlaka. Bloguma yazmak istedim bazen ama sayfayı açmak ve yazmaya başlamak aşamasına gelemedim daha önce. Düşündüm bol bol. Okudum ara sıra. Kimi zaman her şeyi kafaya taktım, kimi zaman hiç bir şeyi umursamadım. Bu ısınma yazısı olarak bu kadarlık bir merhaba olsun şimdilik. Sonra yine görüşürüz.
7 Mayıs 2021
Mayısın Yedisi, 2021
Ben oldum olası yazmayı sevmişimdir. Günlük yazıyorum, blog yazıyorum, beş - on dakika zamanım olduğumda bulduğum ilk kağıda - deftere kısacık da olsa yazıyorum. Yıllarca hep içimi dökme isteğinden olduğunu zannetmiştim ama içimi dökmenin dışında anı biriktirmeyi sevdiğimden yazdığımı fark ettim. Fotoğraf çekmeyi de bu yüzden seviyorum. Anı olarak kalsın diye..
Bu kış boyunca pandemi sebebiyle daha ağır bir tempoda çalıştık. Ofis daha sakindi. Normalde işleri bitirecek zaman bulamazken ilk defa biraz da keyfimce doldurabileceğim dakikalarım oldu. Ben de bu zamanları sağda solda not aldığım kağıtları, az az doldurduğum defterleri bir araya getirip tek bir yerde toplamaya ayırdım. Okudukça gördüm ki, en çok beni üzen veya sinirlendiren şeyleri yazmışım. Kimi zaman kime ya da neye kızdıysam sayfalarca saydırmışım. Mutluluklarımı yazma ihtiyacı pek duymamışım. Babamın hastalığı döneminde de gelişmelerden ve endişelerimden kısa kısa bahsetmişim. Oysa uzun uzun duygularımı, düşüncelerimi yazmış olmayı isterdim çünkü o dönemde babamla ilgili yazmış olduğum her bir şey karşıma çıktığında hem onu anacak yeni bir anım olduğu için mutlu oluyorum hem de yüreğim burkuluveriyor. İki sene oldu onu kaybedeli, normalde derinlere itiyorum özlemimi ama bazen yüzeye çıkıveriyor. Onun kaybı kapanmayacak bir yara. Harlanacak ya da bazen küllenecek ama hep var olacak.
Yaklaşık üç yaz önce, ablamın hastalığını ilk öğrendiğimiz dönemde uluslararası bir organizasyonda görevliydim. En yoğun çalıştığımız dönemlerden biriydi ve izin almam, yerimi başkasına bırakmam mümkün değildi. Organizasyon alanında herkesin yoluna ters, kuytu bir köşe bulmuştum ben. Her fırsat bulduğumda köşeme gidiyor ağlayıp ağlayıp işe geri dönüyordum. Sonra iş yerimde arka bahçede öyle bir alan keşfettim. O zaman babamın hastalığının teşhisi konulmuştu, ablamın tedavisi devam ediyordu. Gidip orada ağlıyor, dönüp masanın başına oturup çalışmaya devam ediyordum. Masa başında ağladığım tek sefer ablamın ikinci nüksünden sonra devam eden tedavisinde, kontrol dönemine gireceği - artık kemoterapi almayacağını öğrendiğim., bir anlamda kanseri ikinciye atlattığı gündü. O günkü göz yaşlarım da mutluluktandı zaten :O).
En son buraya yazdığım gün olan mayısın dördünde, öğleden sonra, dayımı kaybettiğimizi öğrendim. Pek bir severdim. Ani bir ölüm oldu. Genç sayılacak bir yaştaydı. Yazayım, anlatayım, içimi dökeyim diyorum ama galiba büyük acılarımı - üzüntülerimi ancak uzun bir süre sonra yazıya dökebiliyorum. Onunla, ölümüyle, duygularımla ilgili sayfalarca yazabilecekmişim gibi gelse de kurabildiğim ancak üç dört cümle.
Belki bir süre sesim çıkmaz, içimden pek bir şey yapmak gelmiyor gibi, belki tam aksine her gün gelip alakasız şeyler yazarım. Bilmiyorum. Daha mutlu günlerde görüşmek dileğiyle.
4 Mayıs 2021
Mayısın Dördü, 2021
Şu tam kapanma günlerinde nöbetleşe çalıştığımız için genelde evdeyim. Sadece iki gün çalışacağım. Ben de evde olduğum günleri battaniyemi bitirerek değerlendirdim. Parça parça örüp bir kenara koymuştum kış boyunca. Karışık renklerde ördüm. Bitirmek için acele de etmedim. Kimi zaman günlerce elime almadım / alamadım, kimi zaman bir günde bir parça bitirdim derken keyifli oldu örmesi.
22 Nisan 2021
1155
Galiba son zamanlarda arayı açmışım ve pek yazmamışım. Kitap okudum genelde. Orhan Pamuk'un son kitabı Veba Geceleri'ni bitirdim ve beğenmedim. Okumasam da olurmuş diye düşündüm. Sıkı bir Pamuk hayranı değilseniz siz de okumayın. Büyük ihtimalle pek tat alamayacaksınız. Kitapta en çok zorlandığım konu ise fareler oldu. Biraz tiksindiğim bir hayvan ve normalde adına bile tahammülüm yok. Konu veba olunca kaçınılmaz olarak kitapta bolca adları geçti. Bir daha o kitabı okuyacağımı sanmıyorum :O).
Bunun dışında bu hafta biz yine dönüşümlü çalışmaya başladık. Bir hafta iki gün, bir hafta üç gün işe gidiyorum ve benim olmadığım günler iş yerinde başka bir arkadaş bulunuyor. Vaka sayıları bu kadar artmışken bu kararın alınmasına çok sevindim. Tedirgindim sürekli. Markete bile pek gitmiyorum artık. Genelde eve sipariş veriyorum. Cuma iş çıkışı giriyorum eve, bir daha işe hangi gün gideceksem ancak o sabah çıkıyorum. Apartmanımızda pozitif bir komşumuz vardı geçen hafta, yakın akrabalarımdan üç kişi pozitif, iş yerinde sürekli pozitif olan arkadaşların haberlerini alıyoruz. Salgın başladığından beri hep dikkat ediyorum, iş için gitmek zorunda olduğum yerler dışında hiç bir yere gitmiyorum. Maskeyi evden çıkmadan takıyorum ama bir tek benim dikkat etmemle olmuyor ki. Sonuçta çalışıyoruz, servise biniyoruz, gün içinde iş yerine gelen giden oluyor derken her günümüz ayrı bir riskti. Şimdi en azından riskli günlerimiz azaldı, evde kalabiliyoruz.
Bir seneden fazladır cam damacana kullanıyoruz. Plastiğe göre daha sağlıklı olduğu için tercih etmiştik. Geçen hafta sonu ben o cam damacanayı kırdım :O). Hol ve yatak odası hem dökülen 15 litre suyla yıkandı hem de her taraf cam kırığı oldu. Halılar ıslandı. Su ısmarlamıştık, çocuk getirdi, içeride kapının yanında duruyordu damacana. Ben de döndüm o an ve damacanaya çarptım. Tamamen yere devrilmedi. Açılı düşünce duvara ağzı çarptı ve paramparça oldu. Tam suyun ücretini ödeyecekken kırınca sucu çocuk kapıda kaldı. İlk şok geçene kadar ben onun kapıda olduğunu da unuttum. Benim çocuk çıktı geldi odasından, kocam kalktı geldi oturma odasından derken Paris de etrafta dolanıp duruyordu. Bu arada her taraf su içinde yürüdükçe halıdan şılap şılap ses çıkıyor. "Şimdi ne yapacağız?" dedi kocam. "Yeni bir damacana alacağız." dedim :O). Sucu çocuk yeni damacanayı getirdi, kırığın da büyük parçalarını çöpe atmak üzere aldı sağ olsun. Oturma odasının kapı pervazı suyu tuttu, holden başka yer ıslanmadı diye sevinirken yeni damacananın depozito parasını almak için yatak odasına girmem gerekti. Kapıyı açtığım anda holden akan bütün suyun yatak odasına gittiğini, girişten yatağın altına yol yaptığını gördüm. Sonra kocam oğluma kızdı , suyu taşımayı annene neden bırakıyorsun, sen almıyorsun diye. Oğlum bana kızdı beni neden çağırmıyorsun diye. Ben kocama kızdım o anın etkisiyle, şimdi neden kızdığımı bile hatırlamıyorum :O). Oğlumun eline, suyu çeksin diye viledayı verdim. Kocama sen git otur her taraf cam kırığı hiç dolaşma dedim. Ben halıları kaldırmaya, camları toplamaya başladım. Biz bunları yaparken Paris'i de odaya kapatmıştık oradan en acıklı sesiyle ve en yüksek tonlamayla beni çıkarın diye miyavlıyordu. Çılgın ve ıslak bir gündü.
Yazılarımın başlıklarını sayıyla atıyorum ya, ben buna ilk 2015'te başlamışım. Sıkıldım artık sıra numarasına göre gitmekten. Başka bir sistem bulup kullanacağım bir sonraki yazımda. Bin yüz elli beş son numaram olsun.
Yine görüşmek üzere...
12 Nisan 2021
1154 - KALBİMİN KANIYLA YAZDIM KISIM BİR VE İKİ
8 Nisan 2021
1153 - GEÇMİŞİN YANKISI KISIM İKİ
Yedinci kitabın ikinci kısmını salı günü bitirmiştim aslında ama buraya ancak yazabildim. Sona yaklaştıkça bir an önce bitirme isteğim çoğaldığından daha çok okumaya başladım. Nitekim şu an son kitabın birinci kısmının yarısındayım. Yedinci kitabın ikinci kısmı başlarda yavaş gitti. Konu çok sarmamıştı ama ortalarından itibaren heyecan artınca hızlandım. Seri sonrası okumak üzere iki yeni kitap sipariş ettim. Onlar gelene kadar son kitabın her iki kısmını da bitirmek istiyorum.
Görüşmek üzere....
1152
Yine güzel ve yağmurlu bir günde salyangozlar yuvalarından çıkmışken ben de minik bir tanesini yakalayabildim:0).
5 Nisan 2021
1151
Güzel ve yağmurlu bir İstanbul sabahından günaydın:). Evet biliyorum nisanın başı ve artık baharın geldiğini görmek istiyorsunuz ama yağmur da beni mutlu ediyor. Güneşli günleri seviyorum ve mutlu oluyorum ama hava bahar ılıklığından yaz sıcaklığına geçtiği zaman benim enerjim düşüyor. Rehavet hakim oluyor daha çok, halbuki serin havalar her zaman harekete geçme isteği veriyor. O yüzden bence mükemmel bir yağmurlu pazartesi sabahı yaşıyoruz. Sevgiler...
1 Nisan 2021
1150
Gözleri bozuk olanlar maske ile gözlüğün ne kadar kötü bir kombinasyon olduğunu çok iyi biliyordur. Bozuk olmayanlar için yazmak gerekirse şöyle açıklayabilirim, gözlüğü takınca buğu sebebiyle göremiyorsun, çıkarınca da gözlerin bozuk olduğu için göremiyorsun. Her ikisi de ayrı bir eziyet oluyor. Sabah özellikle işe giderken bu derdi yaşıyorum. Bakkala - markete gittiğimde ne aldığımı göremiyorum. Gözlüğü çıkarsam koyacak yer bulamıyorum. Cebime koysam çiziliyor, elimde tutsam olmuyor. Çıkarmayıp iyice burnumun ucuna doğru indiriyorum bazen, bu sefer de kafamı komik bir açıda tutmam gerekiyor. Geçen gün sokak köpeklerini beslerken sapından üst cebime takmıştım ve düşmüş. Ben de o anın keyfiyle fark etmemişim. Normalde sabah kalktığım andan gece uyuyana kadar hep taktığımdan alışık da değilim cebimde, elimde, çantamda olmasına. Beş dakika sonra bir acayiplik var gibi geldi bana. Elimle gözümü yokladım gözlük yok. Cebime baktım cebimde yok. Köpekleri beslediğim alanda, düştüğü yerde duruyordu ama köpeklerin patilerinden biraz çizilmiş. Bulduğuma mı sevineyim, çizildiğine mi üzüleyim bilemedim. Neredeyse inatla artık cam çiziklerinden etrafı göremeyecek hale gelene kadar kullandığım eski gözlüğümden bir şekilde vazgeçip yenisini yaptıralı beş ay anca olmuş, gözüm gibi (:O)) bakıyorum normalde gözlüğüme ama sakınılan göze de çöp batıyor işte.
Neyse, en sonunda geçen gün canıma tak etti. "Yok mudur bunun bir çaresi?" diye düşündüm. İnternette biraz araştırma yaptım. Varmış çeşitli solüsyonlar. Gözlüğe tatbik ediyorsun ve buğu yapmıyor. Kullanan - bilen varsa yazsın lütfen. En azından işe yaramayan bir şeyi almamış olurum. Bu arada gözlük camlarım buğu önleyici türden. Oluşan buğu normalde 4- 5 saniyede kendi kendine siliniyor ama maske takınca nefes sürekli cama vurduğundan o buğu silinmeden yenisi oluşmuş oluyor. O buğu önleyicilere güvenemediğimden, yine internette okuduğum başka bir taktiği denedim. Her sabah evden çıkmadan sıvı sabunla gözlük camlarımı yıkıyorum. Yüzde yüz olmasa da yüzde doksan beş oranında işe yarıyor. Aynı sorunu yaşayanlara tavsiyemdir :O).
Not: Numaram çok yüksek değil ama astigmatım olduğumdan takmadığımda özellikle küçük puntolu sayıları ve harfleri okurken zorlanıyorum. Miyop da olduğumdan biraz uzağımdaki yüzleri seçemiyorum, insanları tanıyamıyorum. Sürekli flu bir dünyada yaşamış oluyorum. Titreşiyor çoğu şey. Bu yüzden gözlük pratikte hayatımı kolaylaştırıyor, rahat okuyabilmemi sağlıyor:O).
29 Mart 2021
1149 - GEÇMİŞİN YANKISI 1.KISIM
27 Mart 2021
1148
Ne zaman masanın başına geçsem mutlaka o da gelip yayılıyor ve genelde bana alan bırakmıyor. Kuyruğunu çekiyorum defterimin üzerinden, patisini alıyorum bilgisayarda rastgele bastığı tuşlardan, bana lazım olan bir dosyanın komple üzerine yatmış oluyor derken ters bakışları eşliğinde kıyıda bir köşede, mümkün olduğu kadar az yer kullanarak masayı ona bırakıyorum :O).
Uyku düzenim saçma sapan bir hal aldığından bu sabah dörtte uyandım. Normalde de altı civarı uyanıyorum ama dört benim için bile çok erken. Gece de dokuzda uykum geliyor. Bu sefer erken yatıyorum, uykumu almış olduğumdan ertesi sabah yine dörtte beşte kalkıyorum ve bu döngüyü kırmak çok zor oluyor.
Yine görüşmek üzere...
22 Mart 2021
1147 - KAR VE KÜL 2. KISIM
Sebatla okumaya devam ediyorum Yabancı serisini. Altıncı kitabın ikinci kısmını da bitirdim dün ve yedinci kitabın birinci kısmına başladım. 640 sayfaymış ve yaklaşık bir haftada okumuşum. İşe de götürüyorum kitabımı son zamanlarda. Çok okumaya fırsatım olmasa da bazen öğle yemeğinde, yemeğimi yerken bazen bulduğum beş dakikalık aralarda bir kaç sayfa da olsa okuyorum. Böyle uzun soluklu serileri okurken hep bunu bitireyim şu kitabı okuyacağım, buna başlayacağım diye hevesleniyorum ama bitirdiğimde de nedense başlayacak kitap bulamıyorum.
Bu arada bir önceki yazımda İnstagram'da birçok kitap hesabının biraz boş içerik olduğundan bahsetmiştim. Kahve fotoğrafı, alıntılanmış cümleler, kitap arkası yazısı ve aslında belki de kitabı bile okumadan hazırlanmış gönderiler. Neyse, benim de iki senedir hiç kimsenin bilmediği, sadece kendime okuduğum kitapları hatırlatmış olayım diye açtığım bir İnstagram hesabım var: Kitaplı Sipahi (kitaplisipahi). Onu sizlerle paylaşmaya karar verdim. İsterseniz bir göz atarsınız. Süslü püslü bir şey beklemeyin. Bulduğum ilk zemin üzerinde çektiğim bir kitap fotoğrafı ve altına yazılmış uzun, kısa ya da sadece okudum bitti tarzında yorumlar.
Yine görüşmek üzere...
17 Mart 2021
1146
Bu da kitaplığımın dosya dolabı kısmı. Daha fazla hasır sepet ve kutu düzenleyicilere ihtiyacım var. Zaman içinde almaya devam edeceğim. Eski haline göre daha düzenli ama bunu başlangıç aşaması kabul ediyorum. Henüz yapılacaklar bitmedi.
14 Mart 2021
1145 - KAR VE KÜL 1. KISIM
Dün gece bitirdim Kar ve Kül'ün birinci kısmını. Yine on günü buldu okumam. 653 sayfa. Yabancı serisinin altıncı kitabı. Seri sekiz kitaplık. Heyecanlı olaylarla doluydu bu bölüm. Ve yine yeniden yazım yanlışları, basım hataları... Yine de okuması zevkli. İşteyken özlüyorum kitabımı :O).
10 Mart 2021
1144
Normal çalışma düzenimize geçtik son bir haftadır. İşler çok yoğun olmasa da hafta içi her gün ofisteyiz. Çalışma saatlerimiz de biraz uzadı. İlk hafta intibak haftası olarak geçtiğinden çok istesem de yazmaya mecalim olmadı.
6 Mart'ta annemin doğum gününü kutladık. Bugün de kocamın doğum günü. Bir yengeç olarak balıklarla çevrelenmişim :O). Çiçek Sepeti'nden bir hediye yollamak istedim kocama. Hep kullandığım genelde de memnun olduğum bir site ama bugün seçtiğim insan yüzü şeklindeki saksının burnunu kırık yollamışlar. Saksı antik heykel gibiydi. Orijinali böyle zannederler, yuttururuz diye mi düşündüler acaba? Hediye olunca insan ayrı bir özeniyor, tek tek tüm ürünlere baktım, çok ince eledim sık dokudum. Sonra da kırık ürün gidince açıkçası çok canım sıkıldı. Müşteri hattını arayınca telafi edeceklerini söylediler ama bu tarz bir sorun baştan hiç olmasaydı çok daha iyiydi.
Mart ayıyla beraber evimize taşınalı tam bir sene oldu. Zaman çabuk geçiyor. Bu evde, mutlulukla ve sağlıkla yaşayacağımız daha nice senelerimiz olur inşallah.
Arzu ettiğim sıklıkta yazabilmek için daha fazla çaba göstereceğim. Şimdilik kısa bir özet geçmiş olayım. Yine görüşmek üzere...
2 Mart 2021
1143 - ATEŞİN ÇAĞRISI 2.KISIM
Bu kitabın başlarında elime alasım gelmedi pek. Ortalarına doğru daha uzun süreler okumaya başladım. Onun için de çok geç bitti. Benim ruh halim mi müsait değildi, kitabın ilk kısımları mı okunası değildi, bilmiyorum. 736 sayfayı on günde okumuşum. :Bu sabah serinin altıncı kitabının birinci kısmına başladım. Seriyi bitirdiğimde okunmayı bekleyen kitaplardan bir tane seçip okumayı planlıyorum. En az üç raf dolusu okunmamış kitabım var. Bir yandan da onları yavaş yavaş bitireceğim.
23 Şubat 2021
1142
1141 - ATEŞİN ÇAĞRISI (KISIM 1)
Kitabı cumartesi bitirdim aslında ama buraya yazamadım. İkinci kısmına da başladım ama onda da çok ilerleyemedim. Serinin ortalarına geldim. Hatta ortasını da biraz geçtim. Yavaş yavaş sonlara yaklaşıyorum. Bu kitaptan aklımdan kalan çok bariz bir şey yok. Şunu düşündüm sadece komple tüm seri özensiz basılmış. Her kitapta az veya çok yayından kaynaklı hata bulunuyor. Acaba bendeki baskılar 1. baskı da, sonradan düzeltilmiş midir diye kitapları kontrol ettim, ben 2. basımları almışım. Hiçbir kontrol yapılmadan aynı hatalarla basılmış kitaplar demek ki. Epsilon çok özensiz. Bu kitaplara verdiğim paraya acımama sebep oldular. İçerik güzel ama basım kalitesi sıfır.
Bu arada bu kitabın ilk sayfalarını Paris yırtmış, bantla tamir etmeye çalışmışım. Normalde benim kitaplarım hep ortalıkta, her odada her yerde bir iki tanesi bulunur mutlaka. Paris de çok umursamaz kitapları ama bazen ilk sayfalarında tırnaklarını bilediği oluyor. Nereden de esiyor aklına da yapıyor, hangi kitabı neye göre seçiyor bilmiyorum :O).
16 Şubat 2021
1140 - GÜZ DAVULLARI (KISIM 2)
Bu akşam Güz Davulları'nın ikinci kitabını da bitirdim. Öykü ve karakterler giderek daha çok sardığından daha çok okumak istiyorum ve iyice hikayeye giriyorum. Bundan sonra serinin beşinci kitabının birinci kısmıyla devam edeceğim. Kitabın içeriğiyle ilgili hiçbir şey yazmak istemiyorum henüz okumayanlara bilgi vermeden bunu yapabilmem imkansız. Ama güzel olduğunu, zevkle okunduğunu şuradan anlayabilirsiniz, 585 sayfayı bir günde okumuşum. Nasıl bittiğini anlamadım bile bir an önce yeni kitaba başlamak istiyorum. Bu arada ben bu seriyi iki sene önce okuyup bitirmiştim. Sonunu da hatırlıyorum ama arada olan olayların çoğunu unutmuşum, o yüzden tekrar heyecanla okuyorum :O).
15 Şubat 2021
1139 - GÜZ DAVULLARI (KISIM1)
Bu sabah Güz Davulları'nın birinci kısmı bitti. 637 sayfa. Beş gün sürdü okumam. Öğleden sonra ikinci kısmına başladım. Yabancı serisinin dördüncü kitabı. Bu bölümde Claire ve Jamie yeni yerleştikleri kıtada düzenlerini kurmaya çalışıyorlar. Basım hatası yok denecek kadar az gibiydi. Keyifle okunacak bir kitaptı. Serinin ilk kitabından sonra devam etmeyi düşünenler ikinci kitabı atlatabilirlerse gerisi çok kolay okunuyor zaten.
10 Şubat 2021
1138 - YOLCU
Yabancı serisinin üçüncü kitabını da bitirdim. 1078 sayfa. 5 gün sürdü okumam. İkinci kitapta neredeyse her cümlede mevcut olan basım hataları bu kitapta çok daha azdı. Okumayı da çok daha keyifli hale getirdi. Olaylar da heyecanlıydı. Okudukça okuyasım geldi, kitap elimde sürünmedi. Kitabın içeriğiyle ilgili çok fazla bir şey yazamıyorum. Okumayanlara bilgi vermiş olmadan bir şey yazmam pek mümkün olmuyor. Ama şunu diyebilirim ki, ikinci kitap eziyetse üçüncü kitap keyifti :O). Bu akşam dördüncü kitabın 1.si ile devam edeceğim okumaya.
5 Şubat 2021
1137
5 Ağustos 2005'te sevdiğim yemeklerden bahsettiğim bir yazımda "Akıtmayı bilenler çoktur. Mayalı hamurdan yapılır. Akıtmanın asortik kız kardeşi kreptir (bu benzetmeyi bize uyarlarsak ben akıtma ablam krep oluyor bu durumda :O)). Akıtmanın içine reçel-peynir gibi şeyler koyularak sarılır ve yenilir." demişim. Ve bir süre sonra bu yazının verdiği ilhamla ablama Asortik Krep blogunu açmışız. Ona çok iyi uyan bir isimmiş bence, iyi ki bulmuşum o da iyi ki yazmış :O).
Biz o dönem Çanakkale'de oturuyorduk, ablam Fethiye'de, annemle babam İstanbul'da yaşıyordu. Çanakkale'de de çok yakın ve sevdiğim arkadaşlarım, kayın ailem vardı yalnız değildim ama en çok yapmak istediğim şey annemlerle ve ablamla aynı şehirde oturup gün içinde birbirimize çaya kahveye gitmekti. Ailesi Çanakkale'de yaşayan ve bunu yapabilen arkadaşlarıma çok özenirdim. Bir araya gelebildiğimiz zamanlar çok özel olurdu hepimiz için. Birlikteyken keyfini çıkarırdık ama kaç gün olursa olsun hiçbir zaman yetmezdi bize. Son on senedir annemlerle aynı şehirdeyiz hatta ara ara yazdığım gibi hiç sevmediğim eski evimden taşınmama sebebim annemlere çok yakın olması ve iş çıkışı olsun, gecenin dokuzu, gerekirse sabahın yedisi olsun rahatlıkla gidip gelebiliyor olmamızdı. Son iki senedir ablam da burada. Sonunda hepimiz bir araya gelebildik ama hastalıklar yüzünden çok tadına varamadık açıkçası. Önce ablamın sonra babamın hastalığı, babamın kaybı, ablamın devam eden tedavisi derken enerjimiz ancak hayatta kalmaya ve yaşamaya devam etmeye yetti. Neredeyse bir senedir bu tabloya bir de korona eklendi. Annem ve ablam evden çıkmasa da ben işe gidip gelmeye devam ettiğim için uzun bir süre sadece kapı ağzında beş dakikalık görüşmelerle idare ettik. Yazın açık havada biraz daha rahat bir araya gelebildik ama kışın gelmesiyle ve kısıtlamalarla yine ister istemez birbirimizden uzak kaldık. Zor günler yaşadık, yaşıyoruz ama geçecek elbet bir gün. Biz akıl ve ruh sağlığımızın ne kadarını koruyabilmiş olacağız bilmiyorum ama vücut sağlığımız yerinde olduktan sonra onlar da düzelir galiba, herhalde, sanırsam. Pek emin olamadım :O). Yine görüşmek üzere...
1136 KEHRİBARDAKİ YUSUFÇUK
Yabancı serisinin 2. Kitabı. Bunu biraz zor okudum açıkçası. Bir kere dizgisi çok kötüydü. Kelime ve harf hatası çok fazla vardı. Kitabın okuma keyfini de aldı götürdü. Epsilon’dan bu kadar kötü bir baskı beklemezdim. Zaman hataları vardı. Bu da ya çeviriden ya yazarın kendisinden kaynaklıydı ki, okuma keyfini götüren önemli konulardan biriydi yine. Bunun dışında Claire ve Jamie birçok macera yaşasa da ana eksen durdurmak istedikleri bir savaş yüzünden içine girdikleri saray politikalarıydı. Bu da birçok soylu ismini, entrikayı içeriyordu ve belki de benim ilgimi çekmeyen bir alan olduğundan sıkıcı oldu ve isimleri takip etmek yordu beni. İsteksiz okuduğum için pek elime almadım ve 12 günde bitirebildim (896 sayfa). 3. kitaba bu gece başlayacağım. onu da bitirince yazacağım mutlaka.
1 Şubat 2021
1135
İşimle ilgili pek yazmıyorum buraya. Burası biraz da kaçış alanım. Stresli bir işim var diyecektim ama düşündüm de hangi iş stressiz ki? Neyse, her işte olduğu gibi benim işimde de sıkıntılı alanlar var ve uzun zamandır mesai saatleri dışındayken işi tamamen kafamdan çıkarmaya çalışıyorum. Bazen yapabiliyorum bunu, bazen yapamıyorum. İşi ya da işte olan bir şeyi düşünmeye başladığımda kendimi frenliyorum. Dikkatimi çekecek bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Başka türlü beynimi dinlendirmem mümkün olmuyor. İşten kafam dolu gelip kafam dolu işe gidiyorum. Beden yorgunluğu dinlenmeyle geçiyor ama beyin yorgunluğu kolay kolay geçmiyor.
Şubatın ilk günü gelmiş. Zaman çok çabuk geçiyor. Bazen bir miskinlik çöküyor üzerime hiçbir şey yapasım gelmiyor. Bazen de o kadar çok şey yapasım oluyor ki hepsini yapmaya günün 24 saati yetişmiyor. Miskinlik zamanları enerjimi kazanmak için savaşıyorum bazen, başarılı olduğum da oluyor olamadığım da. Bazen de diyorum ki bu hal üzerime çöktüyse demek ki buna ihtiyacım var. Bu molayı vermeliyim. O zaman enerji bulmaya uğraşmıyorum bile :O).

































