9 Eylül 2026

Eylülün Dokuzu - 2026

    Son beş gündür yazmayı çok isteyip bir türlü başlayamıyorum. Tarihi güncelledim sürekli. Sayfa hep açık derken, bu akşam başka bir şeye el atmadan direkt yazmaya başladım artık. Daha önceki denemelerimde, dur şunu da halledeyim, bunu da yapayım öyle başlayım derken yazma işi hep kaldı. En son bir hafta önce yazmışım ama belki de isteyip de yazamadığım için, tam olarak sebebini bilmiyorum ama sanki aylardır hiç yazmamışım gibi hissediyorum kendimi. Belki size anlatacağım bir sürü konu biriktiği içindir.

    Öncelikle bilgi güncellemesi yapayım. Son yazımda bahsettiğim üzüm ekşi mayam Grawpi ile ilk ekmeğimi yaptım. Bunu birazdan ayrıntılı anlatacağım ama ondan önce mayanın gelişim aşamasıyla ilgili birkaç şeyden bahsetmek istiyorum. 

    Üzüm ekşi mayası diye bir şey olduğunu ilk öğrendiğimde çok heyecanlandım ben. Bu işlerde yeniyim aslında eminim daha bilmediğim çok fazla şey vardır. Ama ben bir şekilde kendimi sanki yıllardır ekşi maya yapıyormuşum da her şeyi öğrenmişim, artık hiçbir şey beni şaşırtmıyorken birden hiç bilmediğim yeni bir tat keşfetmiş bir bilim insanı falan gibi hissettim :O). Koştum pazara üzüm aldım, hemen ertesinde heyecanla mayamı kurdum ve sabahtan akşama başında bekleyip kabarcık yolu gözledim. Bu heyecan ve mutlulukla da kendimden bir canavar yarattım. Hani filmlerde olur ya çılgın mucitler, bir şey icat ederler ve ona o kadar çok bağlanırlar ki, dünyaya zarar vereceğini de bilseler yok edemezler. İşte hayatımda (-ayatımda yazmıştım buraya düzelttim, serdeki Trakyalılık bazen hiç olmayacak yerlerde çıkıyor) neyse, hayatımda ilk defa o çılgın mucitleri anladım. Ekşi üzüm mayama kıyamadığım için gerekli bir adımı atladım ve evde Grawpi kolonisi kurdum. 


    Fotoğraf tamamen gelişigüzel çekildi, kusura bakmayın. Ve size her şeyi anlatayım derken çok daldan dala atlayıp konuyu biraz dağıtabilirim, bunu da hoş görün. 
    Şimdi efendim, normalde ekşi maya kurmaya başladığımızda her beslemeden önce mayanın bir kısmını çöpe döküyoruz! Evet, bildiğiniz çöpe. Hiç acımadan. Çünkü bebek ve genç mayalarda asidite fazla oluyor. Mayayı çöpe dökmezsek ekşi değil çok çok çok ekşi maya elde etme ihtimalimiz yüksek. Ayrıca o mayayı en az bir hafta - on gün beslememiz gerekiyor. Üzerine un ve su ekledikçe maya çoğalıyor. Hiç çöpe dökmezsek, kabarma payını da bıraktığımızda bizim en küçük boy kavanozla başlayıp 1, 2 litrelik kavanozlarla bitirmemiz gerekir. Maya arttıkça kullanacağımız un miktarı da artar, sadece beslemeye en az bir kg un kullanmış oluruz. Atma sebeplerimiz her açıdan mantıklı aslında. 
    Puduhepa'yı kurarken de, Felicita'yı kurarken de hiç düşünmeden attım hep bir kısmını ama Grawpi'de artık dediğim gibi çok heyecanlandığım için mi, en küçükleri olduğu için mi bilmiyorum, çöpe atmaya kıyamadım. Atmam gereken her mayayı ayrı bir kavanoza alıp besledim. Sonuçta evdeki kavanozlar yetmedi artık neredeyse. Toplu beslemeler yaptım. 
    En ilginci şu oldu, ayırdıklarımı da beslemem gerektiğini düşünemedim ilk başta. Aç bıraktım çocukları. Mutfakta, lavabonun yanındaki kahve makinesiyle mutfak şefinin üzerinde duruyordu kavanozlar. Lavabonun başında iş yaparken tam da burun hizamda kalıyorlar. Çocuklar acıktıkça ekşi ekşi kokmaya başladılar. Ben yine de hiç onlara yormadım. Çöpü değiştirdim. Giderleri yıkadım. Koku geçmedi. Geldim gittim kokuyu aldım ve ben çöp değiştirip gider yıkadım ama koku geçmedi. Bu arada koku hafif aslında, dediğim gibi tam benim burnumun hizasında olduğu ve ben hep lavabo başında olduğum için kokuyu alıyorum. Oğluma ya da kocama ulaşacak kadar da kuvvetli değil. Tam iki gün sonra aklım başıma geldi. Bu arada abileri var, ilk başladığım kavanoz. Onu besliyorum düzenli. O ilk ekmekte kullanmaya hazır olan maya oldu zaten. Diğerleri hep sonradan geldiler. Neyse, iki gün boyunca abilerini bir güzel besleyip dört kavanozu aç bırakıp ağlattıktan sonra onları da beslemem gerektiği kafama dank etti. Bir daha da gider ya da çöp de kokmadı :O). Çok üzüldüm ama nedense. Onları güya öldürmeyim diye çöpe atmayıp aç bırakmama üzüldüm. Neyse ki, ölmediler. Gayet iyiler şu an. Ben gelişmeye devam edenleri hala dökemiyorum çünkü ilk yaptıklarımı dökmedim şimdi bunları dökersem haksızlık olur gibi geliyor. Fotoğraf birkaç gün öncesinden. Orada nispeten azlar. Şu an buzdolabında kullanıma hazır 4 kavanoz Grawpi mevcut. Tezgahın üzerinde de 4 tane hala beslenmekte olan var. Birini de ekmek yaptım bitirdim. Toplamda 9 - 10 kavanozla olayı sonlandırabileceğimi umuyorum...
    Kıssadan hisse, ekşi maya yapmaya ilk defa başlayacaksanız, hiç acımayın dökün! Yoksa benim gibi bir koloni yaratırsınız.
    Bu arada, koloniyi zaman içinde ekmek yaptıkça azaltacağım. Atık ekşi mayalı tariflerim var. Ekmeklerde kullanılacaklar kullanılacak, kalanları da bu tariflerle değerlendirilecek. Hiçbiri ziyan olmayacak.


    Şimdi gelelim ilk üzüm ekşi mayam Grawpi 1 ile yaptığım ekmeğime. Bolca Kavılca unu, biraz güçlü beyaz ekmek unu, su, maya, çekirdek ve tohum var içinde. Tadı efsane oldu. Mayam çok genç olduğu için aroması birazcıcık kuvvetliydi ama beslenip geliştikçe alttan alta hissedilen bir aromaya dönüşecek. Renginin koyuluğu içindeki buğdaydan. Kavılca buğdayı tam buğday unu gibi. Öğütülmeden bırakılıyor. O yüzden beyaz bir renk vermiyor. İnternetten aldım ben bu arada. Belki köylerde ekenler vardır, şehir dışında yaşıyorsanız has halini bulabilirsiniz. Belki büyük marketlerde de vardır. Çok market gezmedim açıkçası, internetten puanı ve yorumları iyi bir satıcıda bulunca direkt aldım. Sadece ben yiyeceğim için tek ekmeklik kadar un kullandım. Kocam ekşi mayalı ekmek zaten pek sevmiyor, bunun bir de aroması baskın olduğu için hiç tercih etmeyeceğini düşündüm ki, doğru düşünmüşüm. Tadına baktı gerçi. Bir de günlerce ben durmadan sürekli üzüm ekşi mayam, Kavılca buğdayı, Grawpi, besledim, kabardı, bak ne tatlı oldu, kokusuna bak deyip durduğum için kendi yapmış kadar oldu. Yedikten sonra da saatlerce, çok güzel olmuş deyip durduğum için yemiş kadar oldu :O). 

    Ekmeği klasik ekşi maya tarifiyle yaptım. Piştikten sonra dinlendirip soğuttum. Tek üzüldüğüm nokta ilk kestiğimde kayda almamak oldu. O kabuğun çıtırtısını size dinletebilmeyi isterdim. Kestiğim anda aroması geldi burnuma. Kabuğu efsaneydi. Oturduğum yerde iki kocaman dilimini hiç anlamadan, yanına da bir şey aramadan yemişim bile. Tadına bakıyordum, ne oldu o dilim diye aranırken fark ettim. Atahan da bayıldı. 

    Sonuçta bugün hemen ikinci ekmeği yoğurdum, yarın pişireceğim. 

    Anlatacak çok şeyim vardı ama zamanım ancak Grawpi'yi ve ekmeğimi anlatmaya yetti. Gitmeden son kararımı sizlerle paylaşacağım. Mümkün olduğunca her gün yazacağım. Bir keresinde denemiştim hatırlarsınız belki. Bir ay boyunca her gün yazmıştım. Sadece bir gün kaçırmıştım. O her gün yazıp yazmayacağımı görmek için yaptığım bir denemeydi. Amaç ne olursa olsun yazmaktı. Bu öyle değil. Özellikle sizlerle paylaşmak için yazacağım. Az veya çok, önemli veya önemsiz. Yani bana göre hepsi önemli de, belki size önemsiz gelebilir. Neyse, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, yaptıklarım, düşündüklerim. O günün payına ne düşüyorsa. 

    O zaman yarın yine görüşmek üzere...

Hiç yorum yok: