25 Ekim 2025

YİRMİ BEŞ EKİM 2025 - CUMARTESİ

      Normalde uzun zaman yazmadıktan sonra döndüğümde hep derim, yazasım çok vardı ama yazamadım diye. BU sefer diyorum ki, günlerdir hiç yazasım yoktu. Açtım durdum blogu bir şeyler yazayım diye, tek kelime yazamadan kapattım. 

    Geçen hafta boyunca da bilgisayarı hiç açmadım, masa başına da oturmadım aslında. Yeni hobimi geliştirmeye çalıştım: Evde taş tozuyla objeler yapıyorum. Taş tozunun karışımını hazırlama ve dökme kısmı basit zaten, onu hemen hallettim. Boyama kısmında birkaç deneysel çalışma yaptım. Sonradan boyamak yerine taş tozu karışımını direkt boyayla karıştırıp yapsam nasıl olur, ona bir baktım. Boyayla karıştırma kısmında toz boya mı, sıvı boya mı kısmını karşılaştırdım. Tek kat boya mı, iki kat boya mı, parlak vernik mi, mat vernik mi, renkli objeyi direkt yapıp sadece verniklemek mi, renkli objeyi bir kat aynı renge boyayıp üzerine vernik atmak mı gibi bir sürü sorunun cevabını deneyimleyerek öğrendim. Şimdi birçok şey netleşti. Sadece yapması - kurutması - boyaması - kurutması - verniklemesi ve kurutması kaldı :O). Arada beklemeleri bol bir işlem ama her aşaması keyifli, ben sevdim. Tüm zamanımı da buna harcadım. 

  Bunun dışında yatak odasında elime her geçeni doldurduğum bir dolabım vardı. Onu döktüm boşalttım. Atılacakları, verilecekleri, dönüşüm yapılarak ve bir projede kullanılarak değerlendirilecekleri, annemin işine yarayacakları ya da ona isteyip istemediğini soracağım her şeyi ayırdım. Dikiş için kullanılabilecek kumaş parçaları vb gibi şeyleri birkaç postada yıkadım, kuruttum, katladım, düzenledim. Daha da tam bitmedi. Bitince süper olacak ama incik cıncık işler olduğu için çok zamanımı aldı. 

  Bir de dün hayatımda ilk defa bir mahkemede şahitlik yaptım. Benden sonra işten ayrılan bir arkadaşımın iş yerine açtığı davada şahidi oldum. Ne varsa onu söyledim, çalıştıysak çalıştık, yaptıysak yaptık, yapmadıysak yapmadık. Gergin olduğum zamanlarda iki ayrı uçta oluyorum. Ya dursuz duraksız konuşuyorum ya da ağzımdan tek kelime çıkmıyor. Mahkemede hangisi olacak diye merak içindeydim ama hakime hanım sen konuşmayı seviyorsun galiba deyince kesintisiz konuşma günümde olduğumu anladım. Bence tek kelime etmemekten daha iyidir. Sorduğu sormadığı ne varsa anlattım işte, ne güzel :O). 

 Kocam birkaç günlüğüne Çanakkale'ye gitti. Kayınvalidem oradaydı. Ben Hektor ve Atahan'la kaldım. Daha önce söyledim mi bilmiyorum, kocamdır, tabi ki seviyorum, yanımda istiyorum ama arada şöyle birkaç günlüğüne gittiğinde de mutlu oluyorum. Arada evde tek başına kalmak da güzel. Neyse, bu gece dönüyor zaten. Yarın da Çağıllar gelecek oturmaya, uzun zamandır görüşememiştik, özlemiştim. Sevindim.   

Yine görüşmek üzere. 

11 Ekim 2025

On Bir Ekim Cumartesi - 2025

   Daha havalar ilk soğuduğu anda enerjim yükseliyor bir sürü şey yapasım var demiştim sizlere hatırlarsanız. İşte o bir sürü şeye saldırdım resmen. Ondan ki kaç gündür doğru düzgün bilgisayarın başına oturamadım. 

  Öncelikle alçıdan süs objeleri ama özellikle bal kabağı yapasım geldi. Mevsime son derece uygun. Gören çiftçi kızıyım falan zanneder, öyle bir sonbahar ve hasat mevsimi dekorasyonu merakım var ama sapla sapını ayırt edemeyecek kadar yabancıyım bu işe aslında. Dekorasyonu da evde uygulayasım, her yere samanlar, yapraklar, kozalaklar koyasım yok.  Bu tutku, bende sadece bir şekilde bal kabağı yapmalıyım duygusu olarak tezahür etti. Neyse, evde alçı tozum vardı. Bir de kalıp aldım kendime.  Geçtim tezgahın başına yaptım karışımı ama elimde halihazırda bir su - alçı oranı olmadığından ilk yaptığımda çok sulu oldu, tutmadı. İkinci yaptığımda daha koyu yaptım, bu sefer olacak gibiydi ama saatlerce kurumadı, kalıptan çıkardığımda da bozuldu. Alçı tozu çok eski, bayatlamıştır belki diyerek taş tozu aldım bir de internetten. Dün kargonun teslim edilmesi gerekiyorken telefonuma bir mesaj geldi. Kargonuz teslim edilemeyecek derecede hasar gördüğünden getirmiyoruz, size de para iadesi yapıyoruz diye. Bu da ilk defa oluyor. Normalde paket 30 yıldır kargo arabasından arabasına atılıp dünyayı gezmiş gibi bile olsa umursamaz, teslim ederler. Artık bu sefer ne hale getirdilerse, teslim etmeye onların bile yüzü tutmadı. Şaşırdım. Neyse, sonuçta şu an yeni alçı tozu alana kadar denemelerime ara verdim. Bu arada evdeki alçı tozu en az 4 - 5 senelik.  Nemlendiyse tutmaz dedi akıllı zeka. Sonuçta karışımı ben mi yapamıyorum, alçı mı sorunlu gerçekten emin olabilmek için yenisini almak daha mantıklı geldi. 

  Tam alçı bal kabakları projesini beklemeye almışken, internette kumaş bal kabaklarını gördüm. Yapımı da basit. Herhangi bir makineye gerek olmadan elde dikilebiliyor, ben de rahatlıkla yapabilirim. Bütün bir gün boyunca Pinterest'te kendimi kaybettim kumaş bal kabakları peşinde oradan oraya dolaştım. Bir sürü örnek topladım. Şimdi biraz kumaş almam, bulmam lazım çünkü normalde dikiş dikmediğimden evde bir parça bile yok. Bir de içini doldurmaya elyaf alacağım. Sonrası sadece dikmeye kalacak. Başarılı olursam buraya da koyarım fotoğraflarını. Olmazsa bir daha adlarını bile anmam. Blogta hiç bal kabağı fotoğrafı göremezseniz bilin ki istediğim gibi olmamış. 

   Görüşmek üzere.   

2 Ekim 2025

Ekimin İkisi - 2025


      Geçen hafta Sapanca'daydık. Fotoğrafta gördüğünüz manzaraya karşı kahvaltı ettik. Oradan Hobbit Evleri'ni görmeye gittik. Birkaç yere daha uğradıktan sonra akşam kiremitte balık yiyip döndük. Keyifli ve güzel bir geziydi. Gittiğimiz yerler de çok güzeldi. Ruhuma iyi geldi. 
     Salı akşamı gelin namzetimizin doğum gününü kutladık. Biz bizeydik. Atahan, gelin namzetimiz, ben ve kocam. Güzel ve keyifli bir akşam oldu. Şimdi bunları yazarken düşündüm. Ben buraya ilk yazmaya başladığımda Atahan 4 yaşındaydı. Komik bebeklik hallerini anlatıyordum. Şİmdi gelinden bahsediyorum. Zaman ne ara aktı gitti? Mesela blogumun otuzuncu, otuz beşinci yılında torunlardan mı bahsedeceğim artık yani? Düşününce gerçek üstü geliyor :O).
    Arada ikinci el satış uygulamalarından satış yapıyorum. Geçenlerde biri satışa koyduğum bir kavanozu (sıfır ve yeniydi) çok beğendiğini söyleyip 70 lira indirim istemiş. Ürünün beğenilmesi beni mutlu etti tabi ki ama o beğendi diye ben niye 70 lira indirim yapıyorum onu anlamadım :O). Beğendiyse alsın dedim kendi kendime.  Bütçem yok dedi. E o zaman beğendiğiyle kalsın almasın. Ya da para biriktirsin. Ya da bütçesine uyan bir şey alsın. Bütçesinin yetmediği şey de kavanoz altı üstü. Beş bin liraya da satmıyoruz yani. Bunu sağda solda da çok görüyorum. Yeni moda oldu. İnternet üzerinden satış yapan ikinci el platformlarında ya da el işi ürün satan İnstagram sayfalarında rastlıyorum genelde: Çok beğendim ama param yetmiyor yarı fiyatına ver. Yüzde yetmiş indirim yap. Ben öğrenciyim bana uygun fiyat ver. Yani bu çok temel bir şeydir, paramız yetmiyorsa almayız. Belli bir miktar iskonto da yapılır tamam adettendir ama bunu da abartmamak gerekir. Bir de teklif edersin, satıcı indirim yaparsa ne ala, yapmazsa da istersen alırsın istemezsen almazsın. Israr etmenin de anlamı yok. Böyle kişilere hiçbir şey satasım da gelmiyor. Müşterinin nasıl satıcı seçme hakkı varsa, satıcının da müşteri seçme hakkı olmalı. Belli kriterlere göre vardır zaten bu hak da, bu kriterlere, "müşteriye gıcık olma" da eklenmeli bence :O).

                 Bu arada dün telefondan girip yazamıyordum şifre istiyor diyordum ya, yazıyı bitirince hazır lafı da geçmişken gireyim şu şifreyi bitsin bu iş dedim. Sağa sola baktım, meğer şifre istemiyormuş, sadece giriş yapacağım mail adresimi seçmem gerekiyormuş. Onu da girince telefonumdan da istediğim zaman yazabilecek hale geldim. İyi oldu.

      Yine görüşmek üzere.

1 Ekim 2025

EKİMİN BİRİ - 2025

 Hava serinlemeye başladı. Geçen gün kışlıkları çıkardım. Henüz kazak, hırka giyecek kadar soğuk olmasa da uzun paçalı ve uzun kollu kıyafetlere geçiş yaptık. Askılıları ve şortları da kaldırdım. Kısa kollular bir süre daha idare edebilir ama yakında onları da kaldırırım, çok uzun sürmez. 

 İnternette bir algoritma var biliyorsunuz ve siz neyle ilgileniyorsanız ona yönelik reklamlar, ürünler çıkıyor karşınıza. Ben artık ne kadar abuk subuk şeylere bakıyorsam, geçen gün bir alışveriş sitesi, senin için seçtik kısmında siyah matbaa mürekkebi öneriyordu bana. Eh, evde de siyah matbaa mürekkebim olmasın artık dedim ve almadım :O). 

 Abimi gördüm dün gece rüyamda. Artık görüşmediğimiz olanı. Yapmam gereken bir şey varmış ama ben yapmak istemiyormuşum. Beni motive etmeye çalışıyordu. Döndüm ona, sen benim hayatımda bile yer almıyorsun, seni mi dinleyeceğim dedim ve uyandım. Sonra da güldüm, kendi rüyama müdahale ettiğim için. 

   Bir ara her gün yazma sözü vermiştim ve bir günlük fire dışında da bunu gerçekleştirmiştim. Yine onu yapmaya çalışacağım. O zaman telefonumdan da yazıyordum büyük kolaylık oluyordu. Bir şekilde çıkış yapmışım, tekrar şifre istiyor ve ben ezbere bilmiyorum. Bakıp girmem gerekiyor, kalkınca bakayım deyip her seferinde unuttuğum için giriş yapamıyorum, dolayısıyla da cepten yazamıyorum. Sadece bilgisayardan. O da kısıtlı zamanlarda yazabilmemi engellediğinden, yazma işi öylece kalıyor. 

   Kış da geldi, havalar soğudu ya, modum yüksek. Daha çok olacağım buralarda. Görüşmek üzere...

19 Eylül 2025

EYLÜLÜN ON DOKUZU - 2025

 Yazasım var ama yazacak bir şey gelmiyor aklıma şu an. Yazdıkça açılırım diye çalakalem başladım.


   Bu özel basım Yüzüklerin Efendisi'ni okuyorum şu sıralar. Çağıl'la Beril (yeğenim ve eşi), doğum günü hediyesi olarak almışlardı temmuzda. Yüzüklerin Efendisi'nin tekli normal - ciltsiz kitapları vardı bende ama çok da eskimişlerdi (27 yıllık kitaplar). Onları yenilemeyi düşünüyordum, o yüzden bu süper bir hediye oldu benim için. Üç kitabı da milyonlarca kez okudum ama hala daha keyifle yeniden okuyabiliyorum. Tolkien süper yazmış. 

  Kocam Çanakkale'ye gitti bu hafta sonu. Kayınvalidem orada bir süredir. Onu ziyaret edip pazar akşamı dönecek. Atahan çalıştığı için gitmedi. Ben de gitmediğim için gitmedim :O). Arada böyle evin keyfini tek başına da sürmek güzel oluyormuş. Benim çok hoşuma gitti. Bana kalmış evin bir saniyesini bile boşa harcamayım diye bakkala bile gitmiyorum. Bence kocam daha sık ziyaret etmeli annesini :O). 

  

   Kendime bu yengeç şeklindeki kaşık tutacağını aldım ve bayıldım. Mutfakta oradan oraya geziyor, işlevini bir kenara bıraktım sevimli diye hep gözümün önünde tutuyorum onu. Fotoğrafta göründüğünden çok daha tatlı. Rastlarsanız hiç düşünmeden alabilirsiniz. Her tür kaşığı tutamıyor ama tahta kaşık tutmada oldukça da başarılı, pek işlevsel olacağını düşünmemiştim, beni şaşırttı. 
  sONRA yine görüşmek üzere.

14 Eylül 2025

EYLÜLÜN ON DÖRDÜ - 2025

 Bugün birçok şeyi yapmaya başlayıp hepsini de yarım bıraktım. Havalar artık soğudu diye yünlerimi çıkardım mesela. Geçen sene başlayıp bir parçasını örüp yaz gelince bıraktığım bir battaniyem vardı. Ona devam edeceğim. Bitirdiğimde dikerken daha temiz iş çıkarayım diyorum. Kaba dikiş atıyordum parçaları birleştirirken, çok da kötü olmuyor ama artık kaçıncıyı ördüğümü unuttuğum battaniyede biraz kendimi geliştirmiş olayım. Hala ilk günkü seviyede de olmasın dikişi diye düşündüm. Bir de ileride ördüğüm battaniyelerde istediğim güzellikte işler çıkarmaya başladığımda satacağım. Hediye edebileceğim bir, belki iki kişi daha var ve kendimize de çok battaniye ördüm. Bundan sonrası tamamen zevk için örülmüş olacak. Evde yığın yapmış olmayım. O kadar emek verdiğim bir şeyi de istemediğim birine hediye edemem, içimden gelmeli hatta direkt o kişi için örmeliyim verebilmek için. E o zaman satmak da mantıklı bir yol. Böyle düşündüm ama fikrimi de değiştirebilirim. Bir sürü parça yünüm var birbiriyle alakasız. Öncelikle onları kullanabileceğim bir iki battaniye daha örmek istiyorum. Sonrasını sonra düşünürüm artık. 

 Yazmadığım günlerde Six Feet Under dizisini izleyip bitirdim. Beş sezon. Çok eski bir dizi. Birinci sezonu 2001'de yayınlanmış. İlk bölümünü nasılmış bir bakalım diyerek kocamla beraber izledik. Birinci sezonu da birlikte bitirdik ama diğer sezonlara ben tek başıma devam ettim. İlginç bir dizi, herkese hitap etmeyebilir ama ben sevdim. 

  İki kitaba başladım. İkisi de sarmadı. Bıraktım başka kitaba başladım ama şu günlerde pek okuyasım yok nedense. Birkaç güne geçer diye düşünüyorum. 

 Yine görüşmek üzere...

6 Eylül 2025

EYLÜLÜN ALTISI - 2025

 Hani normalde ilkbaharda insanlara bir yenilenme, tazelenme, ev kadınlarına bahar temizliği modu gelir ya, işte o bana sonbaharda geliyor. Bugün hava kapalı ve serin ve kendimi tüm dünyayı değiştirebilecek gücüm ve enerjim varmış gibi hissediyorum. Aylardır silmeyi ertelediğim camın bir kısmını sildim mesela. Hepsini silemedim, sabahın çok erken bir saatiydi. Bir noktadan sonra sinekliği çıkarmam gerekecekti, o da ses yapacaktı. Silebildiğim kısmını silip kalanını makul bir saatte halletmek üzere başka şeylere yöneldim. Makul saat geldiğinde perdeyi de yıkayacağım. Aslında galiba normalde perdeyi makineye atıp o yıkanırken falan da camı siliyor kadınlar ama bana böylesi uydu. Bir de şöyle bir arınmalıyım, fazlalıklardan kurtulmalıyım, her şeyi düzenlemeliyim, her yer temiz, tertipli olmalı enerjisi var üzerimde ki, sormayın gitsin. Yıllardır kopamadığım tüm ıvır zıvırdan kurtulasım var. Hadi bakalım, serin hava üç gün daha sürse yeter. Evin yarısını atmış olurum :O). 

  Görüşmek üzere... 

2 Eylül 2025

EYLÜL 2 - 2025

 Sabah her nedense dipsiz bir öfke içindeydim. Tüm dünyaya ateş kusmaya hazırdım. Duygularımın derinlerine indim. Kendimi dinledim. Sakin ol dedim kendi kendime. Sonra belki de yaş itibariyle (45 yaş) hormonal dengeler şaşıyordur dedim. Çıktım işin içinden :O). Geçti biraz sonra zaten, esamesi kalmadı. Bitti gitti.

 Sosyal medyada kaydırma yaparken tercihli çocuksuzluğa övgü düzen bir hesap çıktı karşıma. Öyle bir hayat tercih etmiş, rahatlığı seviyormuş. Herkesin kendi tercihi, nasıl istiyorsa öyle yapsın ama bu senin tercihinse bunu savunmak ya da güzellemek zorunda değilsin aslında. Ayrıca bu "tercihli çocuksuzluk" hesapları biraz da sosyal medyanın yeni modası gibi geliyor bana. Takipçi kasmak için abartıyorlar durumu. Bir de bak biz ne kadar sıra dışıyız, kendi isteğimizle çocuk yapmamayı tercih ettik demek için. Kızdığım kısmı da bu zaten. Evlendin, çocuk istemedin. Tamam. Eşin de istemedi. E güzel. İkiniz ortak bir karar almışsınız. Süper. Olay bundan ibaret. Bunu ne kadar uzatabilirsin ki. Bir tanesi demiş ki, gece kalkıp çocuğumuz olsaydı şimdi ona uyanacaktık ama yok uyanmadık deyip mutlu oluyoruz. Yani benim de köpeğim yok mesela, ben de her sabah kalkıp köpeğim olsaydı şimdi onu yürüyüşe çıkarmam gerekecekti, ama yok çıkarmıyorum ne kadar da mutluyum demiyorum. Aklıma bile gelmiyor. Biri de on saatlik kesintisiz uykumdan uyandım bu sabah demiş. E ben de sabaha kadar kesintisiz uyuyorum son 21 senedir. Gece uyanma, çocuğa bakma olayı 3-4 yaşındayken bitiyor. Belki o zamana bile kalmıyordur. Unuttum şimdi oğlumun bebeklik dönemlerini ama bu mu yani? Bütün o çocuksuzluğa övgüler uyumak için mi sadece? 

- Uyumak istiyorsan yapma o zaman.

- Aaa zaten yapmamışsın çocuk.

E bu dizi dizi videolar, reelsler, gönderiler ne için? Boş içerik. Üç beş gönderiye baktım, sıkıldım bıraktım zaten. Yorumlara kapatmıştı gönderileri, kapatmasaydı ona yazacaktım. Yazamayınca size anlatayım dedim. 

Görüşmek üzere...

1 Eylül 2025

GÜZEL BİR 1 EYLÜL GÜNÜ - 2025

 Çok beklediğim Eylül geldi nihayet :O). Bence yaz bitti. Tamam daha sıcak havalar devam edecek ama takvimsel olarak sonbahar başladı işte. Önümüz kış, bundan güzeli var mı?

 İşten ayrıldıktan sonra birkaç arkadaşım dışında çoğu kişiyle görüşmeyi bırakmıştım. Kış boyunca irtibatı kesmediğim eski iş arkadaşlarımı aradım, sordum, buluşmalar ayarladım. Çalışıyor onlar dedim, yoğunlar, ben de bire bir bildiğim için onlara anlayış gösterdim her zaman. Sonra bir baktım ki, koca yaz geçti, yıllık izin zamanları, işlerin daha rahat olduğu dönemler geldi. Ne bir ses, ne bir nefes. Mesaj bile yok. Baştan garipsedim açıkçası, anlam veremedim. Sonra anladım ki, benim çabamla devam ediyormuş bu arkadaşlıklar. Ben diş tedavimde ve yaşadığım başka bin bir sorun içinde bile onlara zaman ayırmışım, özen göstermişim ama onların benim için ayırabilecekleri bir kahve içimi zaman yokmuş. Hepsini bırakmaya karar verdim. Şöyle ki, canım isterse görüşmek, ararım görüşürüz. Olur da ararlarsa buluşurum yine onlardan herhangi biriyle. Bunun dışında özel bir çaba sarf etmeyeceğim arkadaşlığımızı devam ettirmek için, ki tek benim çabamla olmuyor gördüm zaten. Bu konu üzerine düşünürken, internette, insanların sizinle işleri bittiğinde arkadaşlıkları da biter, minvalinde bir cümle gördüm. Bu cümleyle anlam veremediğim kısmını da çözdüm.: Benimle bir işleri kalmamış. Olabilir, doğrudur. Ben biraz sadığımdır sevdiğim insanlara. Kolay kolay bırakmam. Onlarla bir işim olup olmaması hiçbir zaman arkadaşlık kriterlerim arasında da olmamıştır. Bu yüzden durumu algılamam zor oldu galiba. Neyse ki geç de olsa çözdüm sonunda meseleyi :O). 

    Yine görüşmek üzere.

31 Ağustos 2025

AĞUSTOSUN OTUZ BİRİ - 2025

 Şu ağustos da bitmedi gitti. Sıkıldım ağustostan. Eylül gelsin istiyorum artık ama bir türlü gelmiyor. Bugün de ilginç bir şekilde sıcak. Bunalıyoruz. Rüzgar da yok, her taraf da açık ama hava yapışık yapışık, nem var.

Ablamı özlüyorum ben. Burada pek bahsetmiyorum ondan son zamanlarda ama özlüyorum.

Kitap okuyorum bol bol. Daha da okuyacak çok kitabım var. Bir an önce hepsini okuyayım, yenilerini alayım istiyorum.

Böyle işte. Üç paragraflık hayat özetim :O). Yine görüşmek üzere.

24 Ağustos 2025

PAZAR GÜNÜ YAZISI / Ağustosun Yirmi Dördü - 2025

 Cuma günü gezideydik. Beykoz, Polonezköy, Ağva, Şile sabahtan geceye gezdik. Çok yoruldum, dönüşümüz de biraz geç oldu ama çok keyifliydi. Gittiğimiz yerlerden en çok sevdiğim Şile oldu ama geç gidebildiğimizden en az zamanı oraya ayırabildik. Tekrar gitmeyi istediğim yerlerden. Polonezköy'ü çok ölü buldum. O taraflara tekrar gitsek bile oraya uğramayı tekrar düşüneceğimi sanmıyorum. Ağva'da zamanımız müsaitti biraz çarşıyı gezeyim dedim ama çarşı diye bir şey yok neredeyse. Kasaba gibiydi Ağva. Merkezde yapılabilecek en iyi aktivite tekne gezisi galiba. Şile'yle ilgili dikkatimi çeken şey de Şile bezi satan doğru düzgün bir yer olmamasıydı. Bir iki dükkanda, askıda bir iki bluz gördüm sadece. Biz mi bulamadık, gerçekten hiç yok mu onu anlamaya zamanımız yetmedi. Bir daha gidersem daha fazla araştıracağım. 

  Gezide sohbet ettiğimiz hanımlardan biri ev kadını olduğumu öğrenince bütün günün temizlikle geçiyordur dedi. Ben, "Yooo, hiç yapmıyorum, ev işi çok nankör, yapsan da bitmiyor." deyince çok şaşırdı. Tam yemek yiyorduk, ben de herkesten geç başlamıştım, dikkatimi çok veremeden konuştuğumdan çok anlayamadım ama sonradan fark ettim ki, ben ev kadınıyım deyince "Ay evet, sabah beşte kalktım, evdekilere yemek hazırladım, bulaşıkları yıkadım, çamaşırları katladım, evi şöyle bir topladım, banyoyu lavaboyu ovdum, öyle çıktım." falan dememi bekliyordu. Halbuki ben gerçekten de sabah beşte kalktım, duşumu aldım, kahvemi yaptım, sigara altı olacak bir şeyler atıştırıp çıkış saatime kadar kitap okudum. Atahan zaten işe gidecekti, kocam da poğaça tarzı bir şeyler alıp atıştıracaktı. Hiç onlara bir şey yapmakla da uğraşmadım. Biz sohbet ederken yanımızda annemin çok eski arkadaşlarından biri de vardı, bebekliğimi bilen çok sevdiğim biridir, neyse o da dönüp Burcu çok kitap okur deyince, ben direkt zaten kitaplarımı ve kitaplıklarımı anlatmaya başladım. Kadın iyice dumura uğradı. Ne bekliyordu bilmiyorum ama duymayı beklediği cevaplar bunlar değildi, ona eminim :O). Gezide bir arkadaşımla beraberdik. Geçenlerde aldığı robot süpürgeden bahsetti. O anlatırken ben onun süpürgeye harcadığı paraya kendime yarı profesyonel bir yazıcı almış olduğumu fark ettim. Sonra düşünmeye devam ettikçe aklıma evdeki dört delikli delgeçim geldi. Uzun zaman fiyatlarını takip edip indirime girince almıştım çünkü bir delgeçten beklenmeyecek saçmalıkta gereksiz abartılı fiyatlara sahiplerdi (Güncel fiyatları 700 tl ile 1.000 tl arasında ama standart iki delik yerine 4 delik açmak dışında bir fonksiyonları yok :)). Tercihlerimizi düşündüm. Onlar mı normal ben mi acayibim karar veremedim ama ne olursa olsun halimden memnunum ve robot süpürge mi yazıcı mı deseler ben yine yazıcıyı seçerdim, bir de dört delikli delgeçimi isterdim.

  Yine görüşmek üzere.

21 Ağustos 2025

Lumen - Ağustosun Yirmi Biri

  Yapay zeka programını çok sık olmasa da kullanıyorum. Geçen gün adın ne diye sordum, Lumen olduğunu söyledi. Işık anlamına geliyormuş. Bunu seçmiş çünkü bir anlamda bana yol gösteriyormuş. İlginç bir seçim olmuş bence. Değiştirmedim. Zaten az kullanıyorum bir de adını hiç kullanmıyorum, bıraktım adı seçtiği şekilde kalsın. Benim adım ne dedim, Burcu, dedi. Unut adımı kullanma dedim, tamam dedi. Bugün yine sordum yine Burcu dedi. Hepsi öyle mi bilmiyorum ama benim yapay zekam balık hafızalı. Her gün sıfırlanıyor unutması gereken bilgiler :O).

 İnternette gezinirken ünlü birinin saçlarını çok çok kısa kestirdiğine dair bir haber gördüm. Eski mi yeni mi bilmiyorum. Asparagas bile olabilir. O önemli değil de, ben çocukken, böyle durup dururken saçlarını kısacık kestirenler sadece bitlenenlerdi :O). Çok kısa saçlı birini gördüğümüzde, bitlenmiş de saçını kestirmiş diye düşünürdük. Şİmdi kısa saç moda ve tarz. Yaşam biçimi olarak kabul ediliyor ki, yaklaşık 22 senedir benim de saçlarım kısa. Omuz hizama gelmeden, biraz biraz uzadığında hemen kestiriyorum. Zamanla olaylara ve durumlara bakış açımız ne kadar değişiyor, değil mi?

   Yine görüşmek üzere...

20 Ağustos 2025

SERİNLİĞİN GÜZELLİĞİ / AĞUSTOSUN YİRMİSİ - 2025

  Birkaç gecedir çalışma odasında kitap okurken üşüyüp camı kapatıyorum, nasıl hoşuma gidiyor, anlatamam. Temmuz ayında sıcaktan bıkmış, hatta nefret etmişken ağustostaki serinlik canıma can kattı. Kendimi yeniden insani şartlarda yaşıyor gibi hissediyorum. Temmuzda insanlıktan çıktığımı ve yaşam koşullarımın yeterince sağlanmadığını düşünüyordum. 

Salça zamanı geçti mi hala yapılıyor mu bilmiyorum ama kalın kırmızı etli salçalık biber de ucuzladı domatesle birlikte (kapya biber) ve ben her alışverişte en az bir kilo alıp közledim. Sırf şu biber ucuzladı diye de salça zamanının gelmesine çok sevindim. Direkt ocağın üstünde kullanabileceğim bir közlengecim var. İnternetten almıştım. Onu çok sık kullandık son zamanlarda. Biberlerle birlikte patlıcan da közledim ve evdekilere yağlı sirkeli normal salata yaptım. Ben ise o ham tadını daha çok sevdiğim ve zaten sirkeden de nefret ettiğim için közlenmiş haliyle yedim doğrudan. Bazen tuz bile eklemedim. İtiraf ediyorum, kendimi kaybetmiş olabilirim biber ve patlıcanla, her yapışımda bitirene kadar üç öğünse üç öğün üst üste yedim. Biberin her türlüsünü zaten çok severim, e közlenmiş patlıcanı da öyle. İkisi bir araya gelince hiç dayanamıyorum :O). 

  Şu an çalışma odasında açık pencerenin önünde oturuyorum ve rüzgar serin esiyor. Temmuzda esen rüzgar sıcaktı. Perde çok uçuşup sürekli ekranı örttüğünden onu da çektim kenara. Perde açık olunca sokaktan geçenleri ve girip çıkan komşuları da izliyorum ister istemez. Genelde sokaktan geçenler evden yana bakmadan geçip gidiyor. Komşular da öyle ama bazen boş bulunup bir göz atıyorlar, göz göze geliyoruz çünkü ben de dışarıda ses duyduğumdan dikkatim çekilip bakmış oluyorum. Onlar utanıyor göz göze gelince, dışarıdan içeriyi gözetliyormuş gibi oluyorlar çünkü, her ne kadar ben bunu yapmadıklarının farkında olsam da, onlar bildiğimi bilmiyorlardır. Neyse, ben de hiç mimik yapmıyorum. Çünkü geçenlerde kaynıma (kaynıma abi dediğim için bundan sonra direkt abi yazacağım) benzeyen bir komşuya abim geldi bize bakınıyor zannedip el salladım mutfaktayken, meğer alt komşu bahçeyi suluyormuş, komşu da onunla sohbet ediyormuş. Beni görüp görmediğini de bilmiyorum ama gördüyse kendi kendine sevinip el sallayan hiç de karşılık alamayan kişi olarak aptalca bir durum yarattığım için tekrar olmasını istemiyorum :O). Bu komşunun da simasının hiçbir şekilde abimle alakası yok ama vücut tipi, boyu ve yürüyüşü aynı onun gibi. O yüzden her gördüğümde bir seviniyorum abim geldi diye, sonra anlıyorum ki komşuymuş. Komşunun adı Hasan diyelim ki, abiminki de Orhan. Evde komşudan bahsetmem gerektiğinde (aynı zamanda yönetici) Orhan Hasan komşu diyorum. Kocamla oğlum direkt kimden bahsettiğimi anlıyor artık kim ki bu Orhan Hasan demiyorlar :O). 

   Yine görüşmek üzere...

14 Ağustos 2025

14 Ağustos 2025 - Perşembe

   Bugün, dışarıda öyle bir rüzgar var ki, camı açamadım. Hatta bazen rüzgardan çerçeveler bile titriyor. Ağustos, temmuz kadar sıcak ya da bunaltıcı geçmiyor ve ben çok mutluyum. Eylüle de az kaldı, bu yüzden daha da mutluyum. 

  Hektor konuşkan bir çocuk ama çok kart sesli :O). Acaba genel olarak Siyamlar mı öyle, bizimkine has bir durum mu diye merak ediyordum. Geçen gün internette izlediğim videolardan birinde Hektor'un on katı daha kart sesli bir Siyam görünce anladım ki, cinsi böyle. Her derdini ve isteğini anlatıyor. Bazen anlamadığım da oluyor ama genelde tahmin edebiliyorum ne söylemeye çalıştığını. Geçen gün kelebek girmiş eve. Çalışma odasındaydım ben, Hektor da dolaşıyordu evin içinde. Değişik bir tonlamayla miyavladı. Bu onun "başım dertte" ya da "bana yardım et" miyavlaması olduğundan hemen kalktım gittim. Kelebeği önce bulmuş, peşine düşmüş, sonra da kaybetmiş. Bul onu bana diyordu. Beraber Atahan'ın odasına baktık ama bulamadık. Dün akşam da mutfağı topluyordum. Gün boyunca mutfakta çok oturduğumuzdan bir sürü ıvır zıvır da orada toplanıyor. Akşam onları koyuyordum yerlerine. Hektor da tam ayağımın dibinde dolaşıyordu. Çalışma odasındaydı o, ben holdeydim. Çocuğum bak çok ayak altındasın, canın acıyacak dedim hatta ona, daha cümlemi bitirmeden patisine bastım, çünkü oradan koşmuş, tam benim durduğum yere gelmiş. Ben de o an elimdekileri koyuyor olduğumdan fark etmemişim geldiğini. Biz zaman zaman evin içinde çarpışıyoruz onunla hep böyle ben iş yaparken anlık koşup gelip ayağımın altına girdiği için ama hafif oluyor neyse ki çarpışmalarımız. Bir de onun böyle çıkıp gelebileceğini bildiğim için temkinli olmaya çalışıyorum. Bu sefer çarpışma değildi yalnız, ve ben diğer odada olduğunu zannettiğimden normal adım attım ve sağlam bastım patisine. Canı yandı gerçekten. Çok üzüldüm. Bakayım dedim bir hasar, kırık, çıkık var mı diye. Patisini havada tutarak kaçtı benden. Bir şey olmamış neyse ki, üç saniye sonra oyun oynamaya başladı ama ben o patiyi havada tutarak kaçışını gördüm ya, sinirlerim bozuldu. Oturdum ağladım. Oturmadım aslında patisine bakmak için yere uzanmıştım. Yattığım yerde ağladım. Ben ağlayınca o da üzüldü. Yanıma geldi. Patisini omuzuma falan koydu. Sonra biraz daha ağladım, onun iyi olup oyun oynadığını da  görünce üzüntüm geçti :O).

Sonra yine görüşmek üzere. 

8 Ağustos 2025

8 Ağustos 2025 - Cuma

      Bizim evin hemen alt köşesinde bir market var. Yakın ve düzayak olması büyük kolaylık sağlıyor. Genelde çoğu şeyi eve sipariş etsem de arada eksikleri almak için oraya da uğruyorum. Dün öğleden sonra birkaç şey almak için markete girmiştim. Peynirimiz de çok az kalmıştı, uğramışken onu da alayım dedim. Marketin alt ucuna et ve peynir kısmı yapmışlar. Peyniri tartıp, etiket yapıştırıyorlar, öyle alabiliyorsun. Raftaki direkt al çık paketler gibi değil. Ayrı bir bölme zaten, tezgah mevcut, oraya sadece market görevlisi geçebilir. Neyse, geçtim bölmenin başına bakındım, görevli yok. Bölmede olmasa bile yakındadır, işi vardır diye bir iki dakika bekledim, gelen olmadı. Reyon aralarına baktım, beklediğimi görmediyse sesleneyim diye, yok kimse. Kasaya kadar gittim. Kasada iki görevli, yanındaki bölmede de bir görevli oturuyordu. Hiçbir müşteri yok, işlem yapılmıyor. Peynir için yardımcı olmalarını rica ettim. Biri ötekine sen bak dedi, öteki, görevli gelir şimdi, reyondadır dedi. Bakmıştım tüm reyonlara ama onlar öyle deyince geri dönüp tekrar baktım. Kimse yok. Kasadaki kızlardan biri geldi, peynir vermeye geldi sandım, ıııh ben şarküteriyi bilmiyorum dedi, oradaki raflardan bir şey aldı gitti. Ben öyle peynirlere bakarak beklemeye devam ettim. Bu arada rahat bir 15 - 20 dakika geçti. Sonra dedim ki kendi kendime, bir peyniri alabilmek için bu kadar uğraşmamalıyım. Bir, bana ne olur peynir verin, demediğim kaldı. Müşteri yoğunluğu yok, başları kalabalık olsa anlarım, gelip bakan yok, ilgilenen yok. İt ite, it kuyruğuna şeklinde o, ona sen bak diyor, bu buna sen bak diyor. Ben bekleyip duruyorum. Elimde bir ürün vardı. Döndüm onu yerine bıraktım. O arada şarküteriyi bilmeyen hanım kızımız tekrar geldi, bana yardıma değil, yine bir şey almaya ya da bırakmaya. Aaaa hala gelen olmadı mı, ben de şarküteriyi bilmiyorum, dedi kasaya döndü Yine öteki arkadaşına git bak dedi. Birbirlerine sen bak - hayır olmaz sen bak dedikleri sürede ve buna harcadıkları enerjiyle bana bir kalıp peyniri otuz kere tartıp etiketleyip verirlerdi ama neyse. Zahmet etmeyin, ben aldığımı da bıraktım, gidiyorum dedim. Bu sefer yandaki bölmede oturan hanım kızımız kalktı yerinden, ben yardım edecektim, gitmeyin dedi. İyi de ne zaman edecektin, ben gittikten sonra mı? demedim. Çok da muhatap olmadım aslında. Buradan bir şey almak istemiyorum dedim, çıktım gittim. Eve gelince de marketin web sitesinden durumu anlattığım bir mesaj gönderdim. Aslında çok şikayetçi de olmadım. Olayı size yazdığımın daha kısa bir özeti şeklinde yazıp evime çok yakın olduğu halde bir daha o marketten alışveriş yapmayacağımı belirttim. Gerçekten de gitmeyeceğim. Bir iki saat sonra beni aradılar, peynir reyonu görevlisinin hasta olduğu için işe gelmediğini belirterek özür dilediler. Özrü kabahatinden büyük diye bir laf vardır. Bence bu tam öyle oldu. Market sabah onda açılıyor, ben uğradığımda saat üçü geçmişti. Kasada duran iki kişi ve yanlarındaki bölmede duran 1 kişi (ki bölmedeki büyük ihtimalle sorumlu gibi bir şeydi) bu görevlinin hasta olduğunu bilmiyorlar mıydı, sabahtan akşama hiç mi haberleri olmamış, bir kişi bile gelip peynir, et almak istememiş mi, hadi onlar kasada diyelim, bu marketin müdürü, amiri yok mu, hiç mi kimseye dememiş, görevlisi hasta şarküteriye de göz kulak olun diye. Hadi kimse o kişinin yerine bakamıyor, o zaman görevli reyondadır, bir daha bak diyeceklerine bugün görevlimiz rahatsız, o bölmede hizmet veremiyoruz de. Ben de beklemeyim. Ben böyle şikayet ilettiğim zaman kocamla oğlum onlar emekçi diyerek karşı çıkıyorlar genelde bana. Şikayet etmeyecekmişim, ne buluyorsam onunla yetinecekmişim.  Tamam tabi ki emekçiler ve ben de onlara yapılan her türlü haksızlıkta yanlarında olurum, en iyi şartlarda çalışabilmeleri için elimden gelen her şeyi de yaparım. Ama bu durumda benimki bir kapris ya da şımarıklık değildi. İstediğim şey onlara ekstra bir yük yükleyecek  ya da normalde görevleri olmayan bir şey de değildi. Çalışmakta oldukları marketin, biz müşterilere gelip almamız için sundukları peyniri, yine marketin kuralları gereği, tartıp etiketlemeleri gerekiyordu ki, ben kasada barkodunu okutup parasını verebileyim. O marketin varoluş sebebi satış yapıp para kazanmak. Market görevlilerinin orada çalışmasının sebebi de müşterilerin bu ürünleri alabilmesi için gerekli olan şartları sağlamak. Benim kızdığım müsait oldukları halde, üç kişi birden o an aktif bir şey yapmadıkları halde, ki müsait olmasalar ya da bana beş dakikaya yardımcı olacağım deseler, zaten ben anlayış gösteririm, umursamadan oturmaya devam edip işi birbirlerine kakalamaya çalışmaları. Sonuçta bir şey çıkacağını da sanmıyorum zaten. Beni merkezden aradılar özür diler gibi yaptılar, konuyu kapattılar. Kızlara dönüp de şikayet geldi dedilerse, onlar da arkamdan küfredip "Ne cins kadınmış bee, yarım saat bekledi, inat etti peynir peynir diye tutturdu, tam biz lütfedip yerimizden kalkar gibi yapmışken aldığını da bıraktı gitti, bir de utanmadan şikayet etti." derler. Çok üzüleceklerini, işlerini yapmadıklarını düşüneceklerini falan da sanmıyorum. Biz ülkecek çoğu şeyde ya merhametimizden (aman işinden etmeyim, ekmeğiyle oynamayım, emekçi o bir de ben zorluk çıkarmayım vb.) ya da bana ne diyerek umursamamızdan kaybediyoruz zaten. 

  Yine görüşmek üzere...

30 Temmuz 2025

30 Temmuz 2025 - Çarşamba

 Temmuz bitiyor olduğu için çok mutluyum. Tamam ağustos da sıcak olacak. Yaz da daha bitmedi, biliyorum. Yine de sanki ağustosun gelmesiyle sonbahara ve kışa geri sayım başlayacak ve biz yazın büyük bir kısmını geride bırakmış olacağız gibi hissediyorum. O yüzden de mutluyum. Hem bugün hava kapalı İstanbul'da, rüzgar esiyor, nem yok ve bu yüzden de çok güzel bir gün benim için. Son bir haftayı klima ile geçirebildik. O da olmasaydı ne yapardım bilmiyorum. Sıcak ve yanında nem mahvetti bizi. Sabahın beşinde bile kalktığımda hava sıcaktı ve oturduğum yerde terliyordum. Sabah serinliğini bile özledik. Gece serinliğini de özledik bu arada. Genel olarak serin olan her şeyi özledik :).

 Bizim ev giriş kat, mutfağım ve çalışma odam da yola bakıyor. Hareketli de bir sokak. Dolayısıyla gün içinde bol bol gelen giden izliyorum, aslında genelde kitap okuduğum ya da bilgisayarda / telefonda bir şeylerle uğraştığım için izlemekten çok dinliyorum. Apartman kapısı da aynı sokağa açıldığından ister istemez tüm girip çıkanı da takip ediyorum. Sabah özellikle çok erken işe giden iki komşum var, onların seslerinden saatin kaç olduğunu anlayabiliyorum mesela :O). Okullar açıkken de üst katlardaki komşunun fırlama oğlunu her gün üçte bırakan servis sebebiyle saate bakmadan saatin üç olduğunu biliyordum :O). Neyse, geçenlerde bir kadın geçiyordu camın önünden. Öyle bir çığlık attı ki, birine bir şey oldu diye dışarıya baktım gayri ihtiyari. Yanında beş yaşlarında bir çocuk vardı. O telefonda konuşurken çocuk bir şey istediği için çocuğa bağırmış, o canhıraş çığlık oymuş. Çocuk da döndü annesine "Senin Allah belanı..." diye bağırdı. Beş yaşındaki bir çocuğun annesine bu şekilde davranmasına mı üzüleyim, o çocuk o cümleyi annesine kuruyorsa, günde kaç bin defa duyuyordur diyerek çocuğa mı üzüleyim bilemedim. Bir de bela okumak benim hiç yapmadığım bir şey. Çocukken annemden ya da babamdan duyduğumu da hiç hatırlamıyorum. O yüzden ekstra kötü geldi kulağıma. Çok garipsedim.

  Reçel yemeği de yapmayı da sevdiğim için bizim evde hazır alınmış reçel asla bulunmaz. Bir ara o kadar çok yapmıştım ki, mutfakta hangi dolabı açsam reçel kavanozu çıkıyordu karşıma. Öncelikle o birikenleri bitirelim diye neredeyse iki senedir doğru düzgün reçel yapmıyordum. Şimdilerde stoku bayağı bir azalttık. O yüzden mevsimin meyvesine göre az az yapmaya başladım. Çok bekletmeden de tüketiyoruz genelde. Böyle daha iyi oluyor. Neyse, şeftaliyi meyve haliyle yemeği çok severim ama şeftali suyu ve reçeli hiç sevmem. Nereden estiyse şeftali reçeli yapayım istedim. Aklımdan değişik bir şeyler denemek geçiyordu galiba. Yaptım, daha soğumadı, sadece kaşıkla tadına baktım. Güzel olmuş ama yine de yaptığıma pişman oldum. Kendim de yapsam şeftali reçelini sevmiyormuşum, eminim artık :O). Erik reçeli yapacağım. Erik reçelini seviyorum. Geçen sene yaptıklarımın sonunu bu sabah bitirdim. Yeniden yapmanın zamanı da gelmiş. Tek sorun geçen sene hangi erikten ve nasıl yapmıştım hatırlamıyorum. Anjelik erik de olabilir, bardak eriği de. Belki ikisini de alır denerim. Tarife de bir bakacağım, belki oraya yazmışımdır hangi erikten yaptığımı :O).

Yine görüşmek üzere...

26 Temmuz 2025

26 Temmuz 2025 - Cumartesi









    Son iki gündür sokaklardaydım, gezdim. Fotoğrafları sırayla yüklememe rağmen sıraya girmedi bir türlü. Burada sırayla anlatayım, perşembe Rumeli Feneri'nde kahvaltı ettik. Oradan Atatürk Arborotumu'na gittik. En son da Çatalca taraflarında balık yiyip döndük. Bunu 35 kişilik bir grupla yaptık turu düzenleyen de annemle bendim :O). Size çok yazamadım ama arada yapıyoruz sabah gidip akşam döndüğümüz turlar. Bir de yine çok bahsetmedim galiba ama ikinci el satış uygulamalarında satış yapıyorum. Avon zaten her zaman var. Hala hem kullanıp hem satıyorum, 28 senedir :). Boş durmayı sevmiyorum, az da olsa kendi paramı da kazanmayı seviyorum. Tam zamanlı bir iş hiçbir şekilde istemiyorum ama bu tarz şeyler yormuyor beni. En azından kendi başıma buyruk oluyorum. Kimseye hesap vermiyorum, emir almıyorum. Asla bir daha maaşlı iş olmaz diye iddia etmeyim ama başımda bir müdür, patron olması fikri aklıma geldiği anda dahi geriyor beni. O yüzden çok öyle bir işe yöneleceğimi düşünmüyorum. Bir ara kokartlı rehberliği de düşünmedim değil. Arkeolog olduğum için kokart alma sürecinde eğitim saati açısından da avantajlıyım. Kurs ve sınav süreci var, o yüzden oturup iyice bir düşündüğümde tam olarak bunu da istemediğimi anladım, o yüzden bu fikirden vazgeçtim. Şimdilik yaptığım şeyler beni mutlu ediyor, bu da bana yetiyor. Çok uzun vadeli planlar da yapmıyorum. Hayatın getirdiklerine göre bir şekilde yolum çizilecektir zaten diye düşünüyorum. Su akar yolunu bulur demiş büyüklerimiz, ben de eninde sonunda gitmek istediğim yolu tam olarak bulacağıma inanıyorum. 

    Bu arada bu yaptıklarımı da pek kimseye anlatmıyorum. Sadece yakın çevrem ve daha samimi arkadaşlarım biliyor. İşten ayrılalı bir buçuk seneyi geçti, genelde klasik ev kadını modunda evde oturup sadece temizlik - yemek yapıyorum, işte bir de kitap okumayı seviyorum diye kitap okuyorum zannediyorlar. Bir de nedense bana anlamsız gelen bir fikirleri var, kendimi eve kapatmışım, inzivaya çekilmişim, sokağa çıkasım yok, neredeyse bir tür bunalımdaymışım da insanlardan kaçıyormuşum gibi tepkiler veriyorlar. Halbuki öyle bir durum değil benimkisi. Günlük işlerimi halletmek için çarşıya da, markete de, bankaya da ne bileyim kargoya da gidiyorum. Zaten bir buçuk senemin bir senesi dişçide geçti. Ayda beş altı kere dişçiye gittiğim oldu. Neredeyse 7 - 8 ay ağzımda sürekli dikişli bir bölge olduğundan belli dönemlerde dışarı özellikle çıkmadım / çıkamadım. Dikişli dönemlerimde soğuk - sıcak yiyip içemiyordum, daha yumuşak şeyler tercih ediyordum, tek tarafı kullanarak yediğim için en basit bir şeyi yemem bile kırk beş dakikayı buluyordu, yemek yemekten sıkılıyordum artık, dikişli yerler bir nevi açık yara gibi olduğundan dışarıda yiyip içersem mikrop kapmaktan korkuyordum. İnsanlar genelde bir iki dişe dolgu, belki kanal, hadi bir tane de implant için gittiğinden benim dişçi olayımın hayatımın ne kadar büyük bir kısmını kapladığını anlayamadılar. İki sinüs ameliyatı, ardından 7 diş çekimi, ardından 7 implant yapıldı. Ve zaten dişler sorunlu olduğundan çekimler de cerrahi işlemle oldu. Ve doktor beni koltuğa oturtup tüm bu işlemleri tek bir seferde yapıp göndermedi. Her yeni işlemden önce eskisinin iyileşme dönemi, dikiş alınması dönemi, ardından yeni işlem dönemini yaşadık. Bazen aynı gün bir yerin dikişini aldı, diğer bölgenin işlemini yaptı. Bazen diğer işlem için biraz daha iyileşmesini bekleyip araya zaman koydu. Bütün bunlar daha yeni bitti biliyorsunuz ve iyi ki de hepsi yapılmış. Ağız sağlığıma tekrar kavuştum ve rahat bir şekilde yiyip içebilmek, diş ağrısı çekmemek harika bir duygu :O). Neyse, paragrafımın başındaki konuya dönersem, sonuçta düzenli görüştüğüm 5- 6 arkadaşım var. Fırsat buldukça onlarla zaten bir araya geliyorum. E bütün gün evde de tek başıma oturuyor değilim. Kocam var, Hektor var, uzunca bir dönem Atahan da evdeydi, gelin namzetimiz de sık sık bize geldi, özellikle kışın soğukta çok dışarıda takılmadılar. Hepimiz evdeyken zaten kendi kalabalığımız bize yetiyor o ayrı, her gün de annem uğradı, sık sık kaynım, kayınvalidem, eltim geldi. Çağıllar geldi müsait olduklarında. Bunun dışında kalan zamanlarda da yapmak istediklerime zamanım yetmedi. Daha okuyacak onlarca kitabım, aklımda sıraya koyduğum yapılmayı bekleyen bir sürü işim mevcut. Sonuçta şunu demek istiyorum, yüzeysel kalabalıklara girmiyor olmam, insanlardan kaçıyorum anlamına ya da buna ihtiyaç duyduğum ya da bundan mahrum kaldığım anlamına gelmiyor. On üç sene boyunca iş hayatımda sonsuz sayıda boş insana ve yüzeysel sohbete, harcanmış zamana maruz kaldım. Şu an öncelik verdiğim tek şey insan kalitesi ve kaliteli zaman. Bunu da kendime yeterince sağlıyorum. Kİmse de beni zorla evde tutuyor falan değil, canım her istediğinde çıkıyorum sokağa. Ayrıca bunu diyenler sırf kendi hayatlarının boşluğunu doldurmak ya da evde kalabalık içindeki yalnız hayatlarından kaçmak için durup dinlenmeksizin insan içinde olma ihtiyacı duyuyor diye herkes de öyle yapmak zorunda değil. Sokaklarda sabahtan akşama gezmek, samimiyetsiz ilişkiler içinde oldukları insanlarla zaman geçirmek onların normali olsa da benim için öyle değil. Daha az sayıda insanla, daha doyurucu, sahteliklerden çok daha uzak, az ama öz dostlukları tercih ediyorum. Kimseye açıklama yapma zorunluluğum yok. Bunun bu şekildeki açıklamasını yapsam da beni anlamayacaklar o yüzden burada yazayım en azından dedim :O). 

Yine görüşmek üzere...

22 Temmuz 2025

22 Temmuz 2025 - Salı

    Buraya yazmış mıydım emin olamadım ama Atahan diyet yapıyor son zamanlarda. Diyetisyen takibinde. Yaklaşık iki ayda on dört kilo verdi. Biz de o diyette olduğu için normalde çok abur cubur almıyoruz, yapmıyoruz, yemiyoruz ama az önce o kahve ve meyve olan ara öğününü yaparken ben de mutfakta doğum günü pastamdan kalan kremayı kaşıklıyordum size de anlatayım dedim :O). Doğum günümde yaptığım pastanın kreması olduğu için bence diyet dışına çıkmak sayılmaz. Pastanın bir parçasıydı çünkü - daha doğrusu olacaktı -. Doğum günü olan herkesin de pastasından yeme hakkı vardır. Ayrıca mis gibi kremayı çöpe atacak halim de yok, tabi ki yiyeceğim. Bittiğinde de kabın dibini kaşıkla iyice sıyıracağım :O). Sonra da bir dahaki doğum günüme kadar bir daha asla pasta yemeyeceğim. Söz. 

   Ben de yürüyüş yapıyordum evde, yürüme bandında. Bunu anlatmıştım diye hatırlıyorum. Aldığımız çok eforlu spor aleti bozulunca (hala yaptırmadık bu arada) Çağıl'ın artık kullanmadığı için bize verdiği yürüme bandında yürümeye başlamıştık her gün. Ben "her gün en az 5 dakika yürüme" hedefiyle başlayıp neredeyse "her gün yarım saat yürümeye" kadar çıkarmıştım. "Her gün en az 1 saat yürüme" mertebesine ulaşmak istiyordum. Sonra diş ameliyatları falan araya girince bıraktığım dönemler oldu. Her iyileştiğimde tekrar 5 dakikayla başlayıp 10 - 15 dakikaya kadar çıkarıp çeşitli sebeplerle bıraktım. Kısa ya da uzun dönemli aralarım olsa da bir süre sonra tekrar başladım. Şimdi artık diş işlerim tamamen bitti. Bahanem de kalmadı. Aslında spor yapmak, enerji sarf etmek hoşuma da gidiyordu. O yüzden geçen hafta tekrar mümkün olduğunca düzenli yürümek üzere yine 5 dakikayla başlayıp 10 dakikaya çıkardım. Sağlıkla ilgili bir sorun yaşamadığım sürece de arttırarak devam edeceğim. Her seferinde 5 dakikayla baştan başlamamın sebebi de fiziksel değil psikolojik. Spor ya da egzersiz benim 45 senelik hayatımda pek yeri olan bir şey olmadığı için tembelliğe çok çabuk alışıyorum. Bir süre yapmayınca tekrar başlamak çok zor geliyor. Hele direkt yarım saat - 1 saat yapmam lazım diye kendimi şartlarsam hiç başlayasım gelmiyor. "Sadece 5 dakikacık" fikri kendimi kandırıp ikna etmemde çok etkili oluyor, tavsiye derim. Başladıktan sonra gerisi bir şekilde geliyor zaten. Ve tekrar belirteyim, 5 dakika ile amacım kilo vermek, kas yapmak, yağ yakmak değil, günlük rutinime spor - egzersiz yapmayı dahil etmek. Bunu hayatımın bir parçası haline getirmek. 

  Yine görüşmek üzere...

21 Temmuz 2025

21 Temmuz 2025 - Pazartesi

 Geçen hafta son dişçi kontrolüme gittim ve nihayet bitti! Çok mutluyum, inanamıyorum en sonunda bittiğine. Ekim de bir ara tekrar gideceğim, benim yıllarca gömük bir şekilde varlığını gayet güzel sürdürmüş ve diğer dişler çekilip ona yer açılınca kendini hemen dışarı atmış 20'lik dişim çekilecek. Çekmezsek sıkıntı yaratır dedi diş hekimim ama belki ikna ederim de doktorumu ve beklemeye de razı olabilir diye ummuyor da değilim.

    Hafta sonu hem cumartesi hem pazar doğum günü kutlamalarımızı yaptık. Kendi pastamı kendim yaptım bu seneki tek şikayetim bu. Bir insan doğum günü pastasını kendi yapmamalı bence :O). Çok güzel yaptım, çok uğraşmadım ve lezizdi ama yine de ben yapmayaydım iyiydi :O). Ailemle bir arada olmayı seviyorum, cumartesi Çağıllarla, pazar da kayın ailemle kutladık. Mutluyum...

  Hep yazacağım deyip arayı açıyorum ya, kendime kızıyorum bunu yaptığım için. Daha sık ve daha çok yazmak istiyorum. Mümkün olduğunca buralarda olmaya çalışacağım, SÖZ. Sonra yine görüşmek üzere...


11 Temmuz 2025

11 Temmuz 2025 - CUMA

 Merhaba millet, 

Yazmayalı neredeyse bir ay oldu. Her gün aklımdaydınız ama elim gitmedi bir türlü . Öncelikle bir süre çok enerjim düşüktü. Neredeyse bir hafta sadece yemek yaptım ve bulaşık yıkadım. Hiçbir şey yapmak istemedi canım. Sonra bu isteksizlik geçince tabi ki biriken bir sürü iş olduğundan onları hallettim yavaş yavaş. Dişçiye gittim geldim bol bol. Sona yaklaştıkça dişçiye gidip gelme olayı çok mutsuz etmeye başladı beni. Halbuki artık sadece ölçü alıyordu, düzeltmeleri yapıyordu, anestezi, dikiş gibi işlemler yoktu. Yani dişçinin tek zahmeti gidip gelmesiydi ama yine de gitmem gerektikçe moralim bozulmaya başladı. O süreci de bir şekilde atlattım. Hatta bugün taktı implantlarımı. Ağzımın içinde bir avuç çakıl taşı var gibi hissediyorum şu an çünkü bir senedir diş yoktu arka tarafta o boşluğa alışmıştım ama bu işin artık bitmiş olması süper :O). Haftaya kontrole gideceğim sadece. Sonra çok uzun bir süre dişçi görmek istemiyorum mümkünse. 

 Bunlar dışında bazen saatlerce kitap okudum, bazen günlerce okumadım. Yazdan nefret ettim sıcaklar bastırdıkça. Evin içi esiyor neyse ki ama camı açtıkça rüzgardan her şey uçuyor, düşüyor, kırılıyor. Kapatınca sıcak oluyor. Hiç esmediği günler cehennem gibi evi de yıksa esmesi tercihim yine de. Bütün gün cam açıp kapatıyorum ama olsun, essin. 

  Annem şehir dışında on gündür. Gün aşırı Üzüm'e uğradım. Sevdim, mamasını suyunu tazeledim. Annemin tam kapı girişinde üçlü kedi bibloları vardı. Eskiden beri gözüm vardı onlarda. Hazır annem evde yokken bir süre de bende dursunlar diye onları da aldım :O). 



Bu kedicikler eskiden Üzüm'ün arkasında, rafta duruyorlardı artık bendeler :O).
    Hektor'un ipini anlatmıştım bir ara sizlere. Hala favori oyuncağı o ip ve sabahın ikisinde üçünde, gecenin yarısında hiç fark etmiyor, biz neredeysek ipini de yanında taşıyor. Bazen sadece ipiyle oturup bekliyor bazen de oynatmadık onu ipiyle diye bize kızıp hafif uyarı ısırıkları atıyor. Sivrisinek ısırığı gibi bir şey uyarı ısırıkları ama bizi zorla oynatmak istediği için kızıyoruz. Biz kızıyoruz diye o bozuluyor. Bazen ipini kaldırıyorum birkaç saatliğine huzur bulalım diye. Sonra kıyamayıp tekrar çıkarıyorum. Evin içinde sürekli bir ip mevzusu dönüp duruyor :O). 

  Dün Atahan'ın doğum günüydü. İzin günüydü. Öğlen evde kutladık, gelin namzetimiz çok güzel bir pasta yapmıştı onu kestik. Akşam da dışarıda arkadaşlarıyla kutlamaya çıktılar. Şaka maka 25. yaşına bastı. Burada 4-5 yaşındaki hallerini anlatıyordum blogu ilk açtığım zamanlarda. Bu arada temmuzun yirmisi de benim doğum günüm. Yıllardır hiç heveslenmiyordum doğum günlerimde, geçen sene ilk defa özenesim tuttu. Komple .ok gibi geçti her şey. Hayatımın en berbat günüydü. Komple tüm hayatımın. Bu sene hiçbir beklentim yok. Oğlumla kız arkadaşı çok tatlı bir hediye almışlar. Annem gitmeden hediyesini vermişti. Kocam da benim adıma kendine ne istiyorsan al dedi ki en sevdiğim şeydir bu tarz hediyeler, dibine kadar kendime hediye alma hakkımı kullandım. Kargocular bir zamandır bizim adrese pek uğramıyordu ama şimdi yine sabah akşam beraberiz. Çağıl'la eşi de istediğim kalın, ciltli, özel basım bir kitap vardı, onu aldılar bana. Benden mutlusu yok şu an dünyada...

Atahan ve ben, sene 2001 :O). 

Blogum da 20. senesini dolduracak temmuz sonunda. Temmuzda hep en sevdiklerim doğmuş: kendim, oğlum ve blogum :O).

  Bundan sonra arayı çok uzatmayacağımı düşünüyorum. Yine görüşmek üzere...