30 Eylül 2024

EYLÜLÜN OTUZU - 2024

 Son günlerde yoğun bir şekilde kitap okuyorum. Yabancı serisinin yeni çıkan son kitabına başladığımda önceki olayları hiç hatırlamadığımı fark edince seriyi birinci kitaptan itibaren okumaya başlamıştım. Eski kitapları bitirdim ve taze olaylarla dolu son kitaba başladım. Bir an önce bitirmek için elimden bırakmıyorum :O). 

 İkinci diş ameliyatım bu çarşamba yapılacak. Bugün olacaktı aslında ama doktorun sağlıkla ilgili acil işleri çıkınca erteledik. Bu da bitince dört ay boyunca kemik güçlenmesi için bekleyeceğiz. Sonrası implant aşaması. 

 Kırılan vestiyerin yokluğunu yaz boyunca pek hissetmemiştik hatta onun yerine esintiden faydalanmak için koltuğu çıkarmıştım ama havalar soğuyunca ince montlarımızı giymeye başladık. E yarın öbür gün kışlık olanlar da ortaya çıkacak ve holde şu an hiçbir şey olmadığından elimizde kalıyor hep montlar, sağa sola atıyoruz. Bu yüzden daha fazla ertelemeden bir portmanto yaptırmaya karar verdik. Holdeki kitaplıklarım da yeterli değildi. Takım olacak şekilde marangoza sipariş verdik. Oturma odasına da ek kitaplık yaptırıyoruz. Hem benim yatak odasında gardıropta duran kitaplarıma yer bulmuş olacağım hem de Atahan'ın son zamanlarda çoğalan kitaplarını yerleştireceğiz. Heyecanla bekliyorum. 

 Hasretle beklediğim sonbahar geldi. Çok mutluyum. Hava serinledikçe ve yavaş yavaş uzun kolluları çıkarmaya başladıkça daha da mutlu oluyorum. Yazın neminden nefret etmiştim bildiğiniz gibi. Bu serinlik ve yağmur ruhuma iyi geliyor. 

Sonra yine görüşmek üzere...

25 Eylül 2024

EYLÜLÜN YİRMİ BEŞİ - 2024


 2021'de çekmişim bu fotoğrafı. Ablam çalışma odasında telefonla konuşurken onun haberi olmadan. Geçen gün tesadüfen karşıma çıktığında bir an gerçekten içerideymiş, telefonla konuşuyormuş da bitirince yanıma gelecekmiş gibi geldi. Anlık güzel bir yanılsamaydı sonraki hayal kırıklığı da yüksek oldu. Hep özlüyorum zaten de son zamanlarda biraz daha depreşti gibi özlemim yine. Sizinle paylaşmak iyi geliyor. 

Sonra yine görüşmek üzere...

23 Eylül 2024

EYLÜLÜN YİRMİ ÜÇÜ - 2024

 Neredeyse tamamen iyileştim ve ayaklandım. Dikişlerim hala alınmadığı için evden hiç çıkmadım yolda molda bir şey olur, biri çarpar canım acır diye korktum ama bugün randevum var. Dikişler alınacak, öteki operasyonu da yapar mı bugün (sol tarafa yapılacak olan) bilmiyorum ama bir an önce olsun da inşallah sağlıkla onu da atlatayım iyileşme kısmına geçeyim istiyorum. Bunlardan sonra da işim bitmeyecek ama en ağır kısmını atlatmış olacağım en azından diğerleri bu kadar zahmetli olmaz diye düşünüyorum. 

 Ben evden çıkmadığımdan dün arkadaşlarımı ağırladım evde. Eski iş yerinden hala görüştüğüm ve sevdiğim iki arkadaşım geldi. Keyifli vakit geçirdik. Biz çalışırken evde buluşma kısmı zor geliyordu, iş çıkışı bir yerlere gidip oturmak çok daha pratikti ama ben evde misafir ağırlamayı severim aslında. Ev çok daha rahat bence. İstediğimiz gibi oturduk kalktık, çayımızı da kahvemizi de sigaramızı da içtik. Etraftaki insan kalabalığının gürültüsü yoktu, yormadı beni. 

Ben evliliğimde 25. seneme girdim ama bu seneye kadar hiç kışlık domates yapmadım. Annem yapıp veriyordu, kaynım, görümcem yaptıklarından ayırıyordu zaten çok yoğun kullanmadığımdan onlar da bana yetiyordu. Annem ve kaynım bu sene yapmayacağını söyleyince on kilo kadar domates alayım da ben yapayım hem de öğreneyim dedim. Kavanozlarımı, kapaklarımı da hazırladım. Anneme beraber yapalım dedim, onun usulünü öğreneyim onun gibi yapayım diye ama bir ara annem şehir dışındaydı, sonra benim diş işleri çıktı domates yapma mevsiminin sonuna geldik neredeyse ama ben hala yapamadım. Bir aksilik olmazsa bu hafta yapayım ve o işi de bitireyim istiyorum. 

Vitrinim yok evde ama kadehlerimi, fazla bardaklarımı koyduğum bir dolabım var. Dağılmış, tozlanmış, bardaklar üst üste duruyor arada devriliyorlar, her seferinde kırılmanın ucundan dönüyoruz ve her kapağını açtığımda şurayı bir toplayım bir ara diyordum ama o ara neredeyse bir senedir hiç gelmiyordu. Komple boşaltmak gözümde büyüyordu açıkçası. Geçen gün bir haftadır evden hiç çıkmadan hep yatıyor olmanın verdiği enerji ve sıkıntıyla dolaba giriştim. Boşalttım, masanın üzerine yığdım. Bir yıkayım tozu gitsin de öyle yerlerine koyayım dedim ki, sular kesilmiş! Çok sık kesilmez halbuki sularımız belki senede bir - iki kere ama işte o senede bir kere kesileceği gün de benim senede bir kere bardak dolabını düzenleyeceğim günü buldu. O gün o iş kaldı. Ertesi gün de başka şeyler yaptığımdan çok az bir kısmı yıkandı. Sonraki gün bana bir atalet geldi hiç elimi süremedim. Derken derken gün gün az az yıkadım kaldırdım ama hep bir köşede bir kısmı bekledi. Yani aslında makinede yıkanabilecekler yıkandı da elde yıkamam gerekenleri yapmayı bir türlü canım istemedi, çok zor geldi. Dün artık misafirim gelecek diye son kısmını da yıkadım ama kurulayıp kaldırmaya fırsatım olmadı. Bugün artık dolaba yetleştireceğim ve bu iş de bitmiş olacak. Bazen bazı işler ne kadar sürünüyor elimizde, bilmem size de oluyor mu? Benim her zaman olmuyor ama oldu mu da tam oluyor:). Suların kesilmesi o anlık dolap toplama gazımı alıp götürünce bu iş de öyle oldu, süründükçe süründü. Ben bile bıktım elimin altında sürekli yıkanacak bardak, kafamda sürekli o işin olmasından. Bittiği için mutluyum:). 

Sonra yine görüşmek üzere…

15 Eylül 2024

EYLÜLÜN ON BEŞİ - 2024

 Cuma günü tedaviye başladık. Dişçi, küçük bir diş ameliyatı yaptı sağ tarafıma, hazır uyuşturmuşken bir iki dişi de çekti. İyileşince aynısı sol tarafa da yapılacak. İğneden sonrasını kesinlikle hissetmedim. İğneyi bile vurduğunu anlamayacaktım neredeyse. Ameliyat sonrası ağrı hiç olmadı ara ara acıdı biraz, onu da ağrı kesici rahatlıkla halletti. Yani çok ağrı sızı olmadı ama hassasiyet vardı. Sigara içemedim uzunca bir süre. Ertesi gün yanağım biraz şişti derken çok acı çekmesem de nahoş bir süreç oldu benim için :O). Geçmesini sabırsızlıkla bekliyorum.. İlk gün biraz daha sıkıntılıydı benim için ama bugün ikinci gün ve çok daha rahatım. Genelde yattım, kitap okudum. Hiçbir iş yapmadım-yapamadım. Kocamla oğlum hem idare ettiler hem de ellerinden geldiğince yardımcı oldular. Tedavinin en zor kısmı bu iki diş ameliyatı kısmı. Bunun da birini atlattım, biri kaldı.  Diğerlerinin daha hafif geçeceğini düşünüyorum. 

    Yine görüşmek üzere...

10 Eylül 2024

EYLÜLÜN ONU - 2024

 Bugün en sonunda içime sinen bir dişçi buldum. Cuma günü tedavi başlayacak. Toplamda 6-7 ay sürecek. İmplant da var terimleri tam bilmediğim başka işlemler de. Çok gerilmiştim gitmeden önce. Dişçiden çıkınca başım ağrımaya başladı. Bir yandan yine biraz uğraşacağım bir süreç olacak biliyorum ama bir yandan da uzun zamandır devam eden bir derdimden kurtulacağım için mutluyum. Rahatladım. 

  Yine görüşmek üzere...

7 Eylül 2024

EYLÜLÜN YEDİSİ - 2024

 Sessiz bir cumartesi sabahı yaşıyorum. Evin beyleri - Hektor dahil - uyuyor ve ben de kitap okudum saatlerce. Kitap okumaktan yorulunca da bloguma geldim. 



    Hektor'u paylaşmamıştım uzun zamandır. Bu, yaz başında evin içindeki cereyandan faydalanmak için hole çıkardığım koltuk. Büyük ihtimalle eylül sonu gibi oturma odasındaki yerine döner artık. Hektor orada kolçağın dibine saklanarak bize pusu kurmayı çok seviyor. Bu fotoğrafta yüzünde gördüğünüz ifade de ben kudurdum, benimle oynayın ifadesi :O). Koltuk mutfak kapısının da hemen kenarında yer alıyor. Bazen biz mutfaktayken çaktırmadan oradan bizi izliyor. Fotoğrafta ayrıca gördüğünüz çıkmış iplikler Hektor'un marifeti. Örtü koyarak koltuğu koruyabileceğimi ummuştum ama geçen gün örtüyü yıkamak için çıkardığımda gördüm ki altındaki koltuğu da eşelemiş. Kocaman bir tane tırmalama tahtası da var, arada halıyı da kullanıyor ama bu tekli koltuklar da sevdiği bir tırmalama noktası. Yine de bunlara sardığından üçlüleri kurtarabildiğim için mutluyum :O). Geçen kış perdelere asılarak sallanma oyununu da çok seviyordu. Yaz gelince unuttu. Kışın yine aklına düşer mi acaba diye merak içindeyim. 

  Hava bir kapalı bir açık. Hafif bir serinlik hakim. Güzel bir eylül gününden sizlere yazdığım için mutluyum. Bugün ayrıca evlenme yıldönümümüz. Yirmi beşinci yılımıza gireceğiz. Yarın da rahmetli babamın doğum günü. Senelerce çifte kutlama yaptık. Bazen aynı gün bir araya geldik, bazen birer gün arayla ayrı ayrı kutladık. Yılın bu zamanı onu düşünmemem imkansız.

  Yine görüşmek üzere.

5 Eylül 2024

EYLÜLÜN BEŞİ - 2024

 Sabahları eylül serinliğinin tadını çıkarıyorum. Yaz boyunca bizi serinleten poyrazımızın etkisi azaldı. Öğleden sonraları bu biraz zorluyor ama yine de temmuz ya da ağustos kadar sıcak değil. Bu sabah ciddi ciddi üşüdüm çok hoşuma gitti, çok mutlu oldum. 

 Buralara pek uğramadım, evde işlerim vardı. Kafamda evirip çevirdiğim düşünceler vardı. Hepsi, yani işler de düşünceler de duruyor hala. Biraz daha aktif bir dönemde hissediyorum yine de kendimi. Uzun zamandır ertelediğim bazı şeyleri yapmaya başladım. 

  Yine ve daha sık görüşmek üzere. Arayı çok uzatmayacağım.

31 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN OTUZ BİRİ - 2024

 Son günlerde biraz tembellik yaptım. İş güç açısından çok verimli günler geçirmedim ama kendi açımdan fazlasıyla güzeldi :O). Kitap okudum sabahtan akşama kadar, kitap okumaktan yorulduğumda ya da sıkıldığımdaysa sosyal medyada amaçsızca gezindim. Günün çeşitli saatlerinde uzun - kısa şekerlemeler yaptım. 

  Yabancı serisini okuyorum şu sıralar. Diana Gabaldon'un. Son çıkan kitaba başladığımda önceki olayları pek hatırlamadığımı fark edince ilk kitaptan olmak üzere baştan başladım. Beşinci kitaptayım şu an. Bazen sıkılıp elimden bıraktığımı ve okumaya devam etmediğimi fark edince nerelerde okuyasım gelmediğine dikkat ettim. Bu seride, politik olayların anlatıldığı kısımlar beni sıkıyor. Bir arkeolog olarak tarihi çok sevsem de İskoç ve Amerika tarihi üzerine bilgim yok ve bu yüzden kitapta bahsedilen olaylar çok havada kalıyor. Bir de önceden hatırladığım sevdiğim karakterlerin başına gelecek kötü olaylar yaklaştığında okuyasım gelmiyor. Olayların sonucu biliyor da olsam tekrar okuyunca tekrar üzülüyorum. Çok da hassas ve ponçik bir yapım var :O). Ya da hayat beni yormuş bir de kitap sebebiyle üzerime duygusal yük bindirmek istemiyorum. Bazen okurken çok kaptırdığımda kendime "Bu bir kitap karakteri, gerçek değil." diye hatırlatmalar yaptığım da oluyor.  

 Yarın 1 Eylül. Mutluyum. Tamam, eylülün biriyle hava hemen soğuyup sonbahar başlamayacak ama yine de önümüzdeki güzel ve serin günlerin yaklaştığını gösteren bir işaret olacak. Eylül ayını çok severim zaten. Hem evlenme yıldönümümüz de eylülde. Yirmi beşinci senemize başlayacağız. Yıldönümlerimizde hediye almıyoruz birbirimize ama genelde dışarıda bir yemek ya da en azından evde bir pasta ile kutluyoruz. Bu sene hangisini yapacağımıza daha karar vermedik. Benim oyum pastadan yana. Rejimdeyiz diye uzun zamandır çikolata alımını ve pasta yapımını kısıtladık, özledim açıkçası.

  Yine görüşmek üzere... 

25 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN YİRMİ BEŞİ- 2024

    Eminim ki yiyeniniz ve kullananınız vardır ama kepekli pirinç bizim hayatımıza son rejimle beraber girdi. Daha öncesinde ne almıştım, ne yapmıştım ne de yemiştim. Sevdim ben. Hatta normal pirinçten tamamen vazgeçebilecek kadar sevdim. Benim gibi denemeyenleriniz varsa belki tadar, beğenir, hayatına dahil eder diye bir yazayım dedim. Tavsiyemdir :O). 

   Bazen gözüm hoş yanılgılar yaratabiliyor. Geçenlerde blogtaki eski yazılarda bir şey ararken hızlı hızlı geçiyordum. "Aralığın Otuzu" yazmışım, ben onu affedersiniz ama "Anasının Gözü" diye okudum. Yanlış okuyabileceğim de hiç aklıma gelmedi o an, kendi kendime Allah Allah ben böyle başlık atmam ama dedim vardır bir sebebi herhalde. Üzerinde de durmadım. Sonra sayfada geri dönerken tekrar görünce alakasızlığını fark ettim. Bilinçaltımda ne vardı ki Aralığın Otuzu - Anasının Gözü oldu inanın ki hiç bilmiyorum :O). 

   Geçenlerde evin içinde dolanıp etrafı topluyor bir yandan da annemle telefonda konuşuyordum. Hektor'un derinlerden sesi geliyor gibi geldi bir ara. Bir yerlerde kapalı kaldığında bağırıp haber veriyor genelde. Bir yandan onu ararken bir yandan kapı çaldı. Gidip açana kadar da çalmaya devam etti. Anneme kapıya bakmam lazım, bekler misin dedim duymadı, anlatmaya devam ediyordu. Arkada Hektor hala bağırıyordu. Kapıyı çalan kargoymuş, teslimat kodunu istedi. Anlık olarak kaos ve kakafoni tavan yaptı. Bir an çığlık atasım gelse de önce kodu verip kargoyu gönderdim. Sonra Hektor'u kurtardım: Peşimden her yere girip çıktığı için banyoda kapalı kalmış. Sonra anneme tam anlamadım baştan anlat dedim, onu dinledim. Günü kurtaran kahraman bendim :O).

  Dün misafir ağırladık. Kahvaltıya yeğenim ve eşi, Atahan'ın kız arkadaşı, annem ve erkek arkadaşı geldi. Ben ve kocamı da dahil ettiğimde sekiz kişiydik. Hem yeğenimle bir araya gelmek istedik, uzakta oturduklarından istediğimiz sıklıkla görüşemiyoruz hem de annemin erkek arkadaşıyla tanışma - görüşme kahvaltısı oldu biraz da. Babamı beş buçuk sene önce kaybetmiştik. Ağustos ayının başında annemin erkek arkadaşıyla ön tanışma yaptık. Annemin mutlu olması beni çok mutlu etti, yalnız olmadığını da bilmek güzel. Fikren de tamamen kabulum ama yine de bizim için yabancı bir beyefendi olduğundan ısınma ve tanıma turları yapıyoruz. Ben ilişkileri ağırdan almayı severim zaten genel olarak. 

  Bu arada Atahan birikmiş parasıyla kendisine eski model bir araba aldı. Bizim hiç desteğimiz olmadan tamamen kendi emeğiyle almış olduğu için onun için de, bizim için de çok değerli. Büyüdü ve artık yavaş yavaş kendi hayatını kuruyor. Bir anne için çok gurur verici bir şeymiş. Darısı bebişleriyle ya da ergen çocuklarıyla uğraşan annelerin başına olsun inşallah. Allah onlara sabırlar versin :O). Özellikle fazla fazla sabrı ergen annelerine versin :O). 

   Yine görüşmek üzere...

20 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN YİRMİSİ - 2024

   Geçenlerde arabamızı sattık, sene sonuna doğru yenisini almayı düşünüyoruz. Normalde arabasızlığın beni yürümeye daha çok teşvik edeceğini düşünürdüm ama tam aksine evde daha çok oturmaya başladım. Araba varken onu kullanmayım, spor olsun - hareket olsun diyerek yürürken şimdi hiç çıkmayım daha iyi diyorum :O). 

   Spor bir alışkanlık ve bende hiç yok. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim eliptik aldığımızdan. Tam onu sevmiştim, günde 20 dakika yapmaya başlamıştım ki, kırıldı. Servisi de İstanbul'un içinde bir yerlerde. Eve geliyorlar mı, aleti mi bize getirin derler bilmiyorum. Servisin numarasını buldum ama aramadım bile bilgi almak için. Eliptik evdeki "bir gün tamir ettiririm" kervanına katıldı. Yürüyüş bandı aldık. Aslında almadık yeğenim taşındığı evde uygun yer olmadığı için kendisininkini bize verdi. Hele şimdi yürüyüş bandı da var ya, eliptik tamir edilmeyi beklerken eskir büyük ihtimalle. Yürüyüş yapıyorum hemen her gün. Yürümeyi severim normalde zaten de yürüdükçe terlediğimden yazın dışarıda biraz itici oluyor. Yüzümden gözümden terler süzüle süzüle bir yere gitmeyi sevmiyorum. Evde yürümek hoşuma gitti o yüzden. Yürüyüşün faydalarına bakarken yakılan yağların yüzde seksen dördünün vücuttan nefesle karbondioksit olarak atıldığını öğrendim. Ben hep ter ve idrarla atıldığını zannederdim. Nefes hiç aklıma gelmemişti, şaşırdım. Bu arada yaz başında Atahan kilo verebilmek için rejime başlamıştı, ben de ona eşlik ediyordum. O dokuz kilo verdi, ben de toplamda üç kilo verdim. Son zamanlarda da biraz saldık açıkçası ama yine de kendimi daha hafif ve enerjik hissediyorum. Bunu birkaç aylık bir süreçte zayıflamak amaçlı yapmak değil bir yaşam tarzı olarak "sağlıklı yeme alışkanlığı" haline getirmek istediğimden verdiğim / veremediğim kilodan çok nerelerde neleri değiştirebilirim kısmına odaklandım. Sporu hayatımın bir parçası haline getirmek ve sigarayı azaltmak da (ama şu an için bırakmak değil) ilerideki hedeflerimden. Daha önce dönem dönem denedim ama belki de o zamanlarda yoğun çalıştığımdan bunu gerçekleştiremedim, belki yaşam tarzımı ve yeme stilimi değiştirmeye hazır değildim, tam olarak nedenini bilmiyorum ama olmamıştı. Birkaç gün sonrasında eskiye dönmüştüm. Bu sefer çok yavaş adımlarla ilerlesem de devam ediyorum. Arada kopmalar, sapmalar, kaçamaklar olsa da vazgeçmeyeceğim, denemeye devam edeceğim. 

   Yine görüşmek üzere. 

  

16 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ON ALTISI - 2024

 Bugün uzun zaman sonra annemle pazara gittik. Tabi ki çok güzeldi, çok keyifliydi ama çok yoruldum. Hem kalabalık, hem sıcaktı, pazarı gezdik, aldıklarımızı taşıdık derken eve gelince bir şey yapmaya halim kalmadı. Son zamanlarda 1930'larda geçen Büyük Küçük Tüm Hayvanlar diye bir diziyi izliyorum. Manzaraları, eski zaman davranışları ve eşyaları çok hoşuma gidiyor. Eve gelince de dinlenirken açtım onu izledim, hoşuma gitti. Mutlu oldum. Bu arada tazelik açısından pazardan alınan sebze meyveyle marketten alınan kıyas bile edilemez tabi ki ama marketten genelde eve sipariş yöntemiyle aldığımdan kapıya kadar gelmesi, zaman ve enerji tasarrufu sağlaması da benim için vazgeçilemez. 

  Yine görüşmek üzere...

14 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ON DÖRDÜ - 2024

  Bu hafta başından beri, her güne yazı yazmak niyetiyle başlasam da yazamadım çünkü fıldır fıldır gezdim :O). Pazartesi akşam eski iş yerimden sevdiğim iki arkadaşımla buluştum akşam üzeri, eve dönmem onu buldu. O gün buluşacağımız belli değildi.  Nasılsa evdeyim diye yazı yazma işini akşama bırakmıştım, olmadı ertesi güne ertelendi. 

  Ertesi gün ise dört yıldır hep "Sana kahveye geleceğim." deyip bir türlü gidemediğim üst kat komşuma en sonunda gittim. Çok güzel karşıladı ve ağırladı beni çok memnun oldum. Sürekli kapıda bacada görüşüyorduk zaten ama müsait zamanlarda yine böyle gelmeli gitmeli görüşmeye karar verdik. Komşumdan döndükten sonra da abimle annem geldi. Ben sigara içeceğim diye tutturduğumdan, sigarayı da sadece mutfakta içtiğimden mutfakta oturduk onlarla. Görüşmemiz gereken ailevi bir konu vardı. Konuşurken bir yandan da kahve yapayım dedim. Tezgahın üzerinde fırın tepsisi kalmıştı, onu fırına kaldırmaya çalıştım yer açılsın diye. Meğerse fırının içinde kızartma tenceresi varmış, unutmuşum. Tepsileri aldım çok bakmadan fırına doğru ittim girmedi, tencereye çarpıp tangır tungur ses çıkardılar. Fırın rafına geçirerek iteyim yerleştireyim dedim. Rafın payı kısa olduğundan kurtulup aşağıya düştüler tencereye çarpıp yine bir dünya ses çıkardılar. Tekrar içine soktum inatla, yine girmedi. Rafı denedim olmadı düştü. Üç dört dakika uğraştım ben bu işle. Arkamda bizimkiler konuşmaya çalışıyor bir yandan ama çıkardığım sesler sebebiyle mümkün değil. Ben de normalde bakarım, çömelirim gerekirse doğru düzgün yerleştiririm hiç böyle olmaz ama bu sefer bir an önce kahveleri yapayım oturup ben de konuyu takip edeyim diye acele ettiğimden, aklım ve dikkatim de onlarda olduğundan dangıl dungul iş yapmaya çalıştım sürekli bir gürültü kaynağı oldum. En sonunda tepsileri hafif yanlayıp çaprazlama soktuktan sonra da tencereyi gördüm :o). 

 Dünü de böyle atlattıktan sonra bugün de bebek görmeye gittim sevdiğim bir arkadaşıma. Atahan artık kocaman bir adam olduğundan pek tabi ki unutmuşum bebeklerin ne kadar minik olabildiğini. Çok tatlı ve çok ufak geldi bana. Sevdim bol bol. Sonuçta güzel, arkadaşlarımla iyi vakit geçirdiğim bir üç gün oldu. 

  Ağustosu da yarıladık neredeyse. Ağustos, temmuz kadar işkenceli geçmese de eylülü sabırsızlıkla bekliyorum.

  Yine görüşmek üzere... 

10 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN ONU - 2024


  Ay çörekleri çarşamba gününden. O gün Anadolu yakasında oturan yeğenime gittik annem, ben ve Atahan. Onlara götürmek için ben yaptım sabahtan. Yaparken aklıma sürekli Buket Uzuner'in son serisindeki (Su - Hava - Ateş -Toprak) Defne Kaman ve anneannesi geldi. Okuyanlar bilir kitaplarda Defne'nin anneannesi ay çöreği yapar ve hatta üzerine çörek otu koyar. O seriyi her okuduğumda canım ay çöreği ister. Fotoğrafı çörekleri fırından çıkardığımda çektim ve hemen cep telefonumdan bloga ekleyip yazımı da yazacaktım ama o an bir ayar yapmam gerekti, fotoğrafı ekleyemedim. Fotoğrafı ekleyemeyince yazımı da yazamadım ve hazırlanıp evden çıkmamız gerektiğinden uzun uzun ayar yapmakla ya da bilgisayardan yüklemekle de uğraşamadım. Sonraki günlerde de dişimle ilgili bir sorun yaşadığımdan yazı bugüne kaldı. 

   Normalde bizim Büyükçekmece'deki evden yeğenimin Ataşehir'deki evi bir saat sürüyor ama o gün şansımıza birbirine yakın tam dört noktada yol çalışması vardı. Dört ayrı yerde aynı günde yol çalışması yapmak demek İstanbul'da yaşayanlara cehennemi yaşatmak demek. Navigasyonun da yönlendirmesiyle ara ve arka sokaklardan gittik ve 44 senedir İstanbul'da yaşamama rağmen daha önce hiç görmediğim yerleri görmüş oldum. Yine de trafik sebebiyle iki buçuk saatte gidebildik. Farıdık ve bunaldık ama günümüz çok güzel geçti. Birlikte olmak iyi geliyor hepimize. 

  O gün yeğenimdeyken dişim ağrıdı hafiften, ağrı kesici içtim ve pek etki etmedi. Bir buçuk saatlik dönüş yolu boyunca da ağrı devam edince çok keyifli bir yolculuk olmadı. Eve gelince bir tane daha içtim uzandım biraz. Bir şekilde üşütmüşüm gün içinde herhalde gece sancılandım. Televizyonun karşısında o yaz sıcağında üzerimde battaniyeyle uyudum. Sabah kalktığımda da çenemin sol alt köşesinde bir gerginlik vardı ama görünürde çok bir şey yoktu. Gün içinde o gerginlik hissi şişliğe dönüşmeye başladı. Öğleden sonra fark edilir olmaya başlayınca evin hemen aşağısındaki yeni açılan diş kliniğine gittim. Biz daha tadilattayız henüz hasta almaya başlamadık dediler. Çarşı pazar işlerini de halledip geri döndüm. Biraz uzandım. Kalktığımda çenemdeki şişlik yumurta büyüklüğündeydi neredeyse. Antibiyotik almadan geçmeyeceğini bildiğimden ve bu haldeyken zaten hiçbir müdahale yapılamayacağından akşamın sekizinde Atahan'la acile gittik. Annem de biz yoldayken geldi. Üçümüz iki saat acilde bekledik. Doktor çenemin halini görünce zaten hemen antibiyotik, ağrı kesici yazdı. Çıkınca direkt nöbetçi eczaneye gittik, ilaçlarımı aldım. Neyse ki arabada aklıma ilaçlara bir bakmak geldi. Ağrı kesici ve gargara vardı sadece. Antibiyotik yoktu. E doktor yazacağını söylemişti ve benim asıl acile gitme sebebim şişin inmesi için antibiyotik almaktı zaten. Önce eczaneye döndük acaba onlar mı vermeyi unuttular diye, reçetede yazmadığını söyledi eczacı. Oradan çıktık hastaneye gittik tekrar. Doktorun yanındaki hasta çıkınca içeri girdim, nöbet değişimi olmuş herhalde bana bakan değil başka bir doktor vardı. Ona ilaçları ve şişliği gösterince, bir önceki doktorun da antibiyotiği reçeteye eklemediğini anlatınca yazdı sağ olsun. Tekrar eczaneye gittik, ilacı alıp eve dönmemiz on biri buldu. Hemen o gece içmeye başladım (çarşamba gecesi) ama inmeye başlaması bugünü buldu ve daha da tam olarak geçmedi Şiştikten sonra ağrı çok yapmadı ama çenemde ve yanağımda koca bir şiş, ağzımın içinde gerginlik olunca o günden beri keyfim yoktu. İlaçlarımı içip yattım genelde ve yazı da bugüne kaldı. Bir ara doğru düzgün bir dişçi bulup düzenli bir tedaviye başlamam gerekiyor, biliyorum. 

  Sonra yine görüşmek üzere...

4 Ağustos 2024

AĞUSTOSUN DÖRDÜ - 2024

 Temmuzu bitirdik en sonunda. Sıcaklıkların biraz insani boyuta inmesi açısından ağustostan çok umutluydum diye mi yoksa yüzde yüzlere yaklaşan nem azaldı diye mi bilmiyorum ama ağustos, temmuz kadar sıcak ve bunaltıcı gelmiyor bana. Çok mutluyum. Hatta dün sabah ciddi anlamda üşüdüm ve çok sevindim. 

  İnstagram'a ulaşımın zorla engellenmesine kızdım ve buna karşıyım. Halbuki son zamanlarda doğru düzgün girmiyordum bile ama olsun. Ben çok kullanmasam da orada olduğunu bilmek güzeldi ve kimse kimsenin bu tarz özgürlüklerini kısıtlamamalı. Nokta!

  Kitap okuyorum bunlar dışında. Evle ilgileniyorum. Günler geçip gidiyor. Kaç gündür kaytarmış, yazmamıştım. Bu küçük bir giriş olsun. 

   Görüşmek üzere...

27 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ YEDİSİ - 2024

     Bu sabah tam 6.50'de muhteşem bir yağmur yağdı ve ben çok mutlu oldum. Önümüzdeki hafta yine sıcaklar devam edecekmiş ama belki o kadar nem olmaz umudunu taşıyorum. Bugün güne serin ve bulutlu başlayınca full enerji doldum. Dünyayı yerinden oynat deseler oynatırdım, o kadar yani :O).

  Biraz iş yapayım dedim hazır evin içi serinken. Dün yıkadığım çamaşırları katladım. Atahan'ın bir tişörtü sökülmüş. Onu da dikeyim de ortalıktan kalksın diye düşündüm. Dikiş kutum hemen elimin altındaydı zaten. Diktim, kutuyu yerine kaldırırken ya kapağı açıldı ya elimden kaydı nasıl oldu bilmiyorum sabahın o sessizliğinde metal kutu ve içindeki bir sürü ıvır zıvır büyük bir şangırtı ve takırtı çıkararak düştü. İçindeki her şey yerlere saçıldı. Hektor uyuyordu başka bir odada, koştu geldi. Kocam seslendi iyi miyim, neyi yıktım devirdim, ne oluyor diye. O da uyuyordu, uykusundan uyanmış. İyi ki alt katımız boş şu an. Komşu olsaydı yedi ceddimi anardı haklı olarak. Sabah sessizliğini dağıtmakta üzerime yoktur :O). Oturdum yere ve hatta bir ara yattım yere, mobilyaların altlarına kaçan makaralar dahil her şeyi topladım. Neyse ki iğneler, düğmeler daha küçük bir kutudaydı ve o kutu da açılmamıştı da yerlere saçılmadı. Bir de onlarla uğraşmadım.

  Öğlene doğru da kargoya uğradım. Aslında ikiye kadar açıklar ama normalde on ikiye kadar kargo teslim alıyoruz, bu seferlik alıyorum sizin kargonuzu dedi - Bunu da hep söyleyip hep de alıyorlar, ben de kaça kadar aldıklarını unutuyorum şansımı denemeye gidiyorum bazen ama not aldım bu sefer, artık on ikiden sonra gitmek yok. Neyse, tam bankonun yanına büyük, boyum kadar bir kargo bırakmışlar, elimdeki paketi vermek için yaklaşınca bir gümbürtü koptu. Meğer hiç görünmeyen ama o pakete yasladıkları aynı uzunlukta ve aynı renkte bir kargo daha varmış. Onu devirmişim. Çıkan sesten ben de korktum. Mahcup da oldum. Diyeceğim odur ki, genelde kargo şirketlerini suçluyoruz ya paketleri atıyorlar, özen göstermiyorlar diye bazen onların suçu olmayabiliyor bazı şeyler. Çok da şey etmemek lazım :O).

   Sonra yine görüşmek üzere...

25 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ BEŞİ - 2024

 İki günde bir yazma esasına göre benim normalde dün yazmam lazımdı ama atlamışım. Kimse de neden yazmadın demeyince gün kaçırdığımı ancak bugün fark edebildim. Çok klasik olacak ama yazıma yine yaz nefretlemesi yaparak devam edeceğim. Temmuz sona yaklaştı çok güzel ama bunun daha ağustosu var. Ağustosun on beşinden sonra yavaş yavaş bir tık serinlemeye başlardı eskiden havalar. Artık mevsimler kaydığı için öyle olmayacağını düşünüyorum. O da moralimi bozuyor. Şu yaşadığımız sıcaklar ve nem bir vampir gibi tüm enerjimi emiyor. Arkadaşlar bazen soruyor bu yaz bir yerlere gitmiyor musunuz diye. Gidebileceğimiz hemen her yer bizim güneyimizde ve buralar böyle sıcaksa, bu mevsimde oraları hayal bile edemiyorum. Eziyet çekeceksem de evimde eziyet çekmek istiyorum :O). 

  Kitabımı da çok alamadım elime son birkaç gündür. Fırtınaışığı Arşivi serisini bitirdim ve Diana Gabaldon - Yabancı serisine başladım. Aslında doğrudan serinin son çıkan kitaplarını okuyup bekleyen diğer kitaplarıma geçmek istiyordum. Son zamanlarda çok fazla seri okudum ama kitaba başlayınca önceki olayları unuttuğumu ve hiç zevk alamadığımı anlayınca sil baştan üçüncüye okumaya başladım. Dizi ve film de izliyorum ara ara. The Bear'ın da üçüncü sezonuna başladım. Ona da baştan başlayıp bir hatırlatma yapsam mı diye düşünmedim değil ama önce bir deneyeyim yeni sezonun ilk bölümü çok kopuk olursa izlerim dedim. Çok kopuk olmadı. O yüzden baştan almama da gerek kalmadı. İzleyen varsa fikirlerini iletebilirse sevinirim. Biraz değişik bir sezon olmuş gibi geldi bana. Hatta yönetmeni mi değişti diye bir kontrol ettim. Yönetmen değişmemiş ama sanki dizinin tarzı biraz değişmiş. 

   Bu arada bugün de Çarli'nin (abim) doğum günü. Aramızda tam beş gün var. Aslında aramızın bir yaş olmasına beş gün kala ben doğmuşum. Çarli 25.7.1979'da doğmuş ben 20.7.1980'de. Mutlu yıllar Çarli, doğum günün kutlu olsun.

 Yine görüşmek üzere...

22 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİ İKİSİ - 2024

   Temmuzu da bitiriyoruz yavaş yavaş. Önümüzdeki bir iki gün sıcaklıklar mevsim normallerine inecek diyorlar, çok mutluyum, sabırsızlıkla bekliyorum önümüzdeki günleri :0). 

    Bugün hiç yazasım gelmedi gibi oldu. Daha doğrusu aslında bloguma mutlaka yazmalıyım unutmayım bunu dediğim bir şey vardı. Ne olduğunu unuttum! Yazma hevesim kaçtı bu yüzden. Saatlerdir neydi o diye düşünüyorum hiçbir şekilde aklıma gelmiyor. Bu saate kadar da belki hatırlarım diye bekledim. Maalesef. Birkaç gün sonra bir yerden çağrışım yapar büyük ihtimalle. O zaman yazarım artık, yapacak bir şey yok.

   Yine görüşmek üzere…

20 Temmuz 2024

TEMMUZUN YİRMİSİ - 2024

 Aslında iki günde bir yazma planıma göre yazıyı dün yazmam gerekiyordu ama dün yazmak istemedim. Bugün doğum günüm ve yazıda da tarih olarak yirmi temmuz yer alsın istedim. Evet efendim kırk beşinci yaşımdan gün almaya başladım an itibariyle. Güzel yaşlarım olsun :O). İyi ki doğmuşum ben :O). Bu sene annem, kocam ve oğlum doğum günü hediyelerini bana ta haziran ayında verdi ve üçü de hediye aldığını unutup ama biz hediye almadık diye panik oldu bugün. Çok güldüm onların o haline. Hediye önemli değil zaten, önemli olan sevdiklerimizle ve sağlıkla bir arada olmak. Normalde çok da kutlamıyorum son senelerde. Kendi aramızda bir pasta kesiyoruz yetiyor işte. Zaten güne bir rutin olarak bulaşık makinesini boşaltarak başladım. Sonra doldurup çalıştırdım. Sonra çamaşır yıkadım ve astım. Sonra önceden yıkadıklarımı katlayıp yerleştirdim. Desem ki bugün benim doğum günüm iş yapmayacağım e yarın yine ben yapacağım hem de birikmiş olacak ne gerek var tek günlük tatil ilan etmeye :O).  Pastamı oğlum yaptı ama ben sadece kestim ve yedim :O). Orijinal tiramisu yaptı benim için. Ben yaptığım zaman labne ve pastaban kullanıp kolayına kaçıyorum. O öyle yapmadı. Çok da güzel olmuştu. Ben yine de kendim yaptığımda kolay olsun diye yine labne ve pastaban kullanacağım. Migros'a sinirlendim eve teslimat siparişte kokuşmuş tavuk gönderdikleri için. Çöpe attım doğrudan. Müşteri hizmetlerine de şikayet ettim. Ben bunu çöpe atıyorum parasını iade istiyorum dedim. Atmayın atarsanız iade etmeyiz dediler. Etmeyin o zaman dedim, kokuşmuş tavuğu dolapta tutup her kapısını açtığımda mide bulantısı yaşamayacağım, bunu hayvanlara bile yedirmem dolabımda da tutmayacağım dedim. Gelip alacaklarmış da öyle hemen gelip almıyorlar. Bir hafta beklettiklerini biliyorum ben, tavuk zaten bozulmuş, bir hafta daha dolapta mı tutacağım gelip alsınlar diye beklerken iyice kokuşacak. Neyse en azından derdimi hem onlara ilettim, hem size anlattım rahatladım :0).

Sonra yine görüşmek üzere…

17 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON YEDİSİ - 2024

 Yazdan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Bildiğin dümdüz nefret ediyorum. Yüksek sıcaklıktan ayrı nefret ediyorum yakamızı bir türlü bırakmayan nemden ayrı nefret ediyorum. Gün içinde sürekli yapış yapış terle oturmak rutinimiz haline geldi. Sabah daha yedide başlıyor sıcak, gece de ferahlamıyor hava. Önümüzdeki bir hafta boyunca da böyle devam edecekmiş. Hiçbir şey yapasım gelmiyor. Yaptığımda enerjim tükeniyor. Ev esiyor bu arada ama yine de yetmiyor. Kışı geri istiyorummmmmm.

  Sabah çok sevdiğim seramik takı kutumu kırdım. Çok üzüldüm. İki üç parçaya ayrıldı. Yapıştırabildik. Eskisi gibi olmadı tabi ki onu çok aktif kullanmıyordum zaten. Boş, içinde bir şey yok. Bir süre daha durur bir süre sonra atarım büyük ihtimalle ya da bir daha düşürürsem tamir olmaz artık, kesinlikle vedalaşmam gerekir. Öğleden sonra da çok severek aldığım ve kullandığım kahve fincanının tabağını kırdım. O paramparça oldu. Fincanla tabak yere beraber düştüğünden her yer kahve de oldu. Fincan sağlam kaldı ama tabakla vedalaştık. Neyse, ona da üzüldüm. Günün sonuna kadar daha neleri katledeceğim acaba diye düşündüm ama neyse ki başka kurbanım olmadan günü kapatacağım gibi görünüyor. 

  Yapacak bir sürü şeyim, yapmak istediğim bir sürü şeyim ve yapmak zorunda da olduğum bir sürü şeyim var ama o kadar sıcak ki, gözüm sürekli yatmaya bakıyor :O). Sonra yine görüşmek üzere... 

15 Temmuz 2024

TEMMUZUN ON BEŞİ - 2024

 Hava bu hafta boyunca hep çok sıcak olacakmış. Esiyor evin içi ve ben sokağa hiçbir şekilde çıkmak istemiyorum. Gerekmedikçe çıkmıyorum da. Oturma odasındaki koltuklardan birini hole çıkardım. Evin en serin ve sürekli esen noktasına koydum. Gidip gidip orada oturuyorum. Süper oluyor. O koltuktan hiç kalkasım yok. Her türlü ev işi de tüm enerjimi götürüyor. Hiç yapasım yok:o). Kitap okuyorum bol bol. Bazen amaçsızca yatıyorum sadece, o da iyi geliyor. Yazın rehaveti sardı beni. Bir süre böyle gidecek galiba…

Sonra yine görüşmek üzere.