28 Aralık 2020

1129

       Bazen, olmadı mı, olmuyor. Uzun zaman sonra ilk defa dün kabak tatlısı yaptım. Şekerini tam ayarlayamamışım, biraz az gelmiş. Kötü de değildi ama lezzeti eksik geldi bize. Tabi ki koca tatlıyı çöpe atacak değildim. O yüzden bugün internetten balkabaklı pasta tarifi aradım. Bulduklarımın hepsinde alt taban bisküviliydi ve evde bisküvi yoktu. Çıkıp almayı da hiç canım istemedi. Kek tariflerine göz atmaya başladım. Bir tane tam gönlüme ve evdeki malzemelere göre tarif buldum. Hemen de kalkıp yapmaya başladım. Kek ve üzerine sos ile albenili bir tatlıya benziyordu. sonuçta keki de sosunu da yaptım ama yine tam istediğimiz gibi bir tat olmadı. Zoraki yedik 4 - 5 parça ama kalanı yenilecek gibi görünmüyor. Balkabağı ya da tatlısı ya da püresi görmek istemiyorum bir süre...

17 Aralık 2020

1128

      Son günlerde noktalı defterleri keşfettim. Ve bullet journalları. Maalesef, bullet journal kelimesinin doğrudan bir Türkçe çevirisi yok. İnternette milyonlarca örneği mevcut. O yüzden buraya ayrıca fotoğraf da koymayacağım. Ne kadar zamandır yapılıyor, ilk örnekler ne zaman çıkmış pek bilmiyorum. En az 8 - 9 senesi vardır belki de ama ben yeni keşfettim. 

     Daha önce görmemem ilginç aslında çünkü defteri, kalemi, kağıdı, yazmayı, karalamayı seviyorum. Dolabım kullanılmış ve kullanılmamış defterlerle dolu. Hatta onları biraz azaltabilmek için kendimi defter alma konusunda oldukça sınırlıyorum. Bir de müsvedde kağıt takıntım var. Sadece tek tarafı kullanılmış bir kağıdı atabilmem mümkün değil. Arka yüzünü de mutlaka kullanmaya çalışıyorum. Küçük bir alan boş kalmışsa not kağıdı büyüklüğünde kesip masamdaki notluğa koyuyorum. Ofiste de bunu yapıyorum, evde de. İş arkadaşlarım huyumu bildiklerinden bana kendi biriktirdikleri kağıtları da gönderiyorlar. Ofiste geri dönüşüm kutularımız ayrı.  Çaycılarımızı ve tüm arkadaşlarımı atıkları geri dönüşüme atmaları için yönlendiriyorum. Evde de geri dönüşebilecek materyalleri ayırıyorum. Mümkünse işe götürüp geri dönüşüme atıyorum. Sokağımızda cam kumbaramız var zaten, kavanozlar şişeler direkt ona atılıyor. Tekrar kullanılabilecek herhangi bir malzemeyi çöpe atmak büyük bir kayıp olarak geliyor bana. Yaklaşık 15 - 16 sene önce işe giren bir arkadaşım, büyük bir hayal kırıklığıyla,  bizim çöpe atmamak için kırk takla attığımız geri dönüşümler iş yerinde hiç düşünülmeden çöpü boyluyor, demişti, kısa bir süre sonra işten de ayrıldı zaten. O zamandan bu zamana bu cümleyi hiç unutmadım. Ara ara üzerine düşündüm. Açıkçası ben işe başladığımda da durum böyleydi. Çok üzerine düşülmüyordu. Masa altında hazır çöp kutusu duruyorken atıkları kalkıp biraz ilerideki geri dönüşüme atmaya kimse zahmet etmiyordu. Elimizin altında bol bol kağıt varken, diğer yüzünü kullanmaya da çok az kişi uğraşıyordu. Bunu özellikle çevreye zarar vermek için yapmıyorlardı tabi ki. Üzerinde durulmamıştı, rahatlığa alışılmıştı. Geri dönüşüm kutuları boşaltılmazsa kimse takip etmiyor, onlar da doldukça doluyordu. Neyse, sonuçta en azından çalıştığım ortamlarda bunu değiştirdiğime inanıyorum. Hiç bir şey olmasa bile aslında kağıtların tekrar kullanılabileceğine, not kağıdı yapılabileceğine, bazı şeyleri direkt çöpe atmak yerine geri dönüşebileceğine dikkatleri çekilmiş oldu. Boş ver demedim bence bir fark yarattım. Övünmekse de övünmek olsun, doğayı korumak için elimden geleni yaptım:O). 

    Bu uzun monologumdan sonra bullet journaldan hakkında bir iki şey daha söyleyebilirim. Yaklaşık son on senedir düzenli bir şekilde ajanda tutuyorum. Tüm işleri takip etmek başka türlü mümkün olmuyor. Normalde daha eylül ayında bakmaya başlasam da bu sene pandemi sebebiyle henüz 2021 ajandası almadım. Pek ihtiyacım olacak gibi görünmüyor. Konumuza dönersek, bullet journalde ilk önce sayfalar numaralandırılıyor, içindekiler kısmı mutlaka yapılıyor. Günlük, haftalık, aylık planlar, yapılacaklar, hedefler, alışkanlıklar yazılıyor ama ben bire bir bu şekilde kullanmayacağım. Daha çok yapılacaklar - anılar - genel fikirler ekseninde devam edecek. Renkli ve çizimli bir günlük - anı defteri gibi. Temel renklerden oluşan 8'li bir tükenmez kalem setim ve 12'li bir kuru boya setim var :O). Oldukça acemi ama bence çok sevimli ve basit çizimlerle süslüyorum. Rahatlatıyor. Stresten uzaklaştırıyor. Mandala boyayanları hiç bir zaman anlamamıştım. Hiçbir zaman da anlamayacağım belki yine de ama ona benziyor galiba biraz bu hobi de. Bir denemenizi tavsiye ederim.

     Yine görüşmek üzere...

15 Aralık 2020

1127


    Hava oldukça soğuk bugün. Olması gereken gibi bir kış günü yaşıyoruz en sonunda. Geçen hafta neredeyse montsuz gezebileceğimiz günler güzeldi, güneş parlıyor hava sıcak ama bu normal olmadığından beni mutlu etmek yerine korkutuyor daha çok.    

     Arada bugün bunu öğrendim / fark ettim / hissettim yazıları yazacaktım ya, dün mesela ben Pulitzer ödüllerinin sadece gazetecilere değil aynı zamanda edebiyatçılara ve müzikçilere de verildiğini öğrendim. Bunu belki de biliyordu birçoğunuz. Ben de mutlaka rastlamışımdır okuduğum kitaplarda ama havada kalmış bir bilgiydi bu, bağlantısını yapıp beynime yerleştirmemiştim daha önce. Dün bu bağlantıyı da yaptım ve bu kadar senedir bunu nasıl algılamamıştım deyip şaşırdım kendime:).

     Çoğunlukla evde olduğumuz şu günlerde eski bir hobime yeniden döndüm. Seneler seneler önce battaniye örmüştüm, tam olarak 2005'te. Kare kare parçaları birleştirip. Hatta bir tane yetmemişti, kendiminkini bitirip bir tane de Asortik Krep ablama örmüştüm. Benimkini hala kullanıyoruz evde. Oturma odasında koltuğun kolçağında duruyor sürekli, hangimiz üşürsek çekiveriyoruz üzerimize. Bir tane de anneannemin ördüğü battaniye var. O da diğer üçlüde duruyor. İkisi yetiyordu şimdiye kadar ama çalışma odası / kitaplığımda da bir ikili koltuk var. Kitap okurken orada üşüyorum bazen ve üzerime alabileceğim bir şey olmuyor. Onun için yeni bir battaniyeye başladım. Bu kış biter mi bilmiyorum :O). Örmekten keyif alıyorum. Bitirme hırsıyla durmaksızın, parmaklarım acıyana, bıkana kadar da örmek istemiyorum. Tadına vara vara, canım istedikçe, istediğim zaman elime alıp istediğim kadar sıra örüyorum. O yüzden yakın bir zamanda bitmeyebilir. Nasıl becerdiysem şimdi de mouse çalışmıyor :O). O olmadan ayarlamaları yapmak da zor oldu. o yüzden şimdilik bitiriyorum yazımı. Bir sonraki yazımda da yeni hobimden bahsedeceğim.

    Sonra yine görüşmek üzere... 

     


          


8 Aralık 2020

1126

  Benim kullandığım bilgisayar yeğenimindi. Çok iyi ve kaliteli bir marka, bunu zaten biliyordum ama bana vereli en az on yıl olduğu halde arada arızalar çıkarsa da iyi kötü çalışmasından da anlıyorum. Oldukça da iş görüyor. Bizim eskiden masaüstü, bildiğiniz kasalı bir bilgisayarımız ve bir adet de kocaman bilgisayar masamız vardı. Ben laptoplara bir türlü alışamıyordum ya da sevmiyordum onları diyeyim. Biraz gelenekselci bir insanım. Yeniyi denemeyi seviyorum ama dönüp yine eskiyi kullanıyorum. Alışkanlıklarıma uzun süreli bağlılık gösteriyorum. Neyse, masaüstü bozulunca yeğenim kendi laptopunu bize verdi ama uzun zaman mecburiyetten kullandım, sevdiğimden değil :O). Alışmam zaman aldı. Şimdi ise doğal olarak eski masaüstüler biraz hantal geliyor. Evde ekstradan kocaman bir bilgisayar masası istemiyorum. Bu kadar bilgisayar muhabbeti de geçen hafta hafiften yine bir arıza yaşayıp biraz kurcalayarak neyse ki yine tamir etmemiz üzerine açıldı. Bu yüzden yazmak istesem de yazamadım ama artık yine buralardayım.

    Yine görüşmek üzere...


30 Kasım 2020

1125

     Kasımı da bitirdik. Yarın yeni bir ayın başlangıcı. Belki zamanla biraz düzene girer her şey dedikçe yoldan çıkıyor hayat...

    Canım sıkılıyor bazen. Bir işe giriştim, aylarca sürdü hazırlık evresi, araştırması, pek istediğim sonucu vermedi. Canımın sıkıntısı ondan. Daha her şey sona ermedi hatta yapılacak çok şey var da, ben bazen biraz sabırsızlanıyorum herhalde. 

     Bir de bir sürü kitabım var okumadığım ama başlayıp başlayıp bırakıyorum. Hevesle okuyacağım bir kitap bulamadım son zamanlarda...

   Geçenlerde bir yazı formatı deneyecektim. Belki de çok yapılan bir şeydi ama ben gündemi çok takip etmediğimden kaçırmış olabilirim diye düşünmüştüm. Neyse, yazdım daha doğrusu yazmaya çalıştım, klavyenin bozuk olduğu zamandı, çok uğraştırdı beni. Sildim tüm yazdıklarımı, sonra da unuttum gitti konuyu. Şimdi birden yine aklıma geldi. 

    Formatım şu olacaktı ki, her yazımın sonuna "Ben bugün şunu - bunu öğrendim / hissettim/ deneyimledim / yaşadım / anladım / düşündüm / okudum şeklinde bir cümleyle belki sıradan, normalde yazmayacağım, üzerine bahsetmeyi gereksiz gördüğüm ya da aslında benim için çok önemli olan bir şeyi yazacaktım. Bunu şimdi deneyebilirim aslında ama bugün için diyebileceğim tek şey, ben bugün sıkıldım...

     Önümüzdeki ay görüşmek üzere... 

22 Kasım 2020

1124 - ASORTİK KREP

   Güzel ve soğuk bir kasım pazarı sabahında, evde oturup mutfak penceresinden dışarıyı izlerken buraya yazıyor olmak beni mutlu ediyor şu an. Ev ahalisi, Paris dahil, uyuyor. Kısık bir sesle müzik açık olsa da dışarıdaki rüzgarın ve tam karşımdaki sallanan ağacın sesini duyabiliyorum. Saat itibariyle sokağa çıkma yasağı bitse de, belki de pazar sabahı olduğu için sokaktan geçen pek kimse yok. 

   Sabahın böyle bana kalmasını seviyorum. Tam da yazabilecek modda oluyor insan :O). Bir telaş kalkıp sürekli saate bakarak yapılacak işleri yetiştirmek için koşturmamak da güzel.

    Ablam, Asortik Krep'in  blogunun 16. yıl dönümüymüş. Onu, blog açmaya zorlayarak sizlere kazandıran kişi ve blogunun isim annesi olarak benim de bir şeyler yazmam zaruri diye düşündüm.

    16 yıl önce mart - nisan aylarında internette gezinirken blogların varlığını keşfettim. Zaten okumayı seven biriydim, biyografi okumayı da severdim, kişilerin kendi kalemlerinden deneyimleri, gezdikleri, gördükleri, okudukları, yaptıkları, kısaca hayatı - hayatlarını paylaşmaları hoşuma gitti. Blogdan bloga gezerek yeni sayfalar keşfederek her gün girip okuyarak takip etmeye başladım bir çok kişiyi. Bir iki ay uzaktan baktıktan sonra da ben de kendime şu an okuduğunuz bu blogu açtım. 2005 yılının temmuz ayıydı. O dönem ben Çanakkale'de, ablam Fethiye'de yaşıyor olsak da sık sık telefonlaşıyor, arada birbirimize bildiğiniz eski usul mektup yazıyor, mail gönderiyorduk ve keşfettiğimiz yeni şeyleri, hoşumuza gidenleri paylaşıyorduk. Pek tabi ki blogumun da adresini vermiştim, okuyordu ve ben de ona kendisinin de bir tane açması için sürekli baskı yapıyordum. Belki de o dönemde yoğun çalıştığından açmak istemiyordu bir türlü. Seveceğine ve güzel yazacağına emin olsam da, baktım ki ilk adımı atmıyor, metazori yaptım, ben ona bir isim bularak onun adına blogunu açtım :O). 

     Ablamla aynı ana babanın büyüttüğü iki çocuk olsak da, tarz ve tavır olarak pek benzemeyiz. Ben ne kadar sadeysem, sadeliği seversem o, o kadar süslüdür. Ben çok daha düz bir insanken o daha alengirlidir:O). Benim estetik anlayışım, giyim zevkim renksiz, desensiz ve az üzerine yoğunlaşmışken o desenleri, renkleri, çoklu parçaları çok iyi kullanır ve her giydiğini kendine çok yakıştırır. Hani neredeyse ben bildiğiniz gösterişsiz bir akıtmayken; o restoran menülerinde gördüğünüz kreptir. Benim Asortik Krep ablamdır:O). 

   Son iki senedir de kanserle savaşan güçlü bir savaşçı. Şu sıralar kontrol döneminde ve olumluya yönelip kanseri ikinci defa yendiğini düşünmeyi tercih ediyorum ben. Her bir kontrolü bir öncekinden daha iyi geçecek ve araları uzadıkça uzayacak.

    Yine görüşmek üzere...

21 Kasım 2020

1123

      Yazmak için klavyenin tamir olmasını bekledim. Bir iki kere bozuk tuşlarla yazmaya çalıştığımda eksik harfleri tamamlamaya çalışmanın çok zaman aldığını ve çok uğraştırdığını görmüştüm. Tuş takımını komple değiştirdik ve yeni tuşlarla yazmak da çok güzelmiş:O).

     Geçen günlerde çok bir şey değişmedi hayatımda ya da şu an yazacak hiç bir şey gelmiyor aklıma. Rutine bağlanmış şekilde yaşıyoruz. 

      Sonra yine uğrayacağım...

11 Kasım 2020

1122

   Bilgisayarımın klavyesi ilginç bir şekilde hegün farklı harfleri basmıyor. Geçenlerde "b" ve "n" harflerini yazamıyordum bugün ise sıkıntı "u, ı ve r" de. Başka bisayfadan büç harfkopyaladım, yapıştırdım, çoğalttım. Öyle yazabildim bu üç paragrafı. Önce yazıyı  komple yazdım sonra kopyaladığım o harfleri eksik kelimelere ekledim. 

   Yazının düzeltilmemiş hali ergenlerin sessiz harfleri olmayan ya da bir çok harfi eksik olan acayip mesajlarına benzedi ki ben bazen o kısaltılmış /eksik kelimelerin ne olduğunhiç anlamıyorum. 

  Eksik harflerle yazmak çok zor. Yine göşmek üzere.

10 Kasım 2020

1121

     Dönüşümlü çalışmaya geçtik. O yüzden şu sıralar biraz daha fazla evdeyim. Fırsattan istifade biraz evimle ilgilenmek istiyorum. En son dolap toplamaya, düzen kurmaya zamanım   yıllık izne çıktığımda olmuştu. O zamandan bu zamana tabi ki dağıldı yine.  Evi toplarken ve yerleşirken çok eşya ayırmıştım. Bu işimi çok kolaylaştırdı. Yine de bazı şeylerde hala daha fazlalık var. Şimdilik onları evin içinde bir yerlere tıkıştırarak idare ediyorum. İleride onları oradan oraya taşımaktan sıkıldığımda vermek üzere ayıracağım büyük ihtimalle. 

    Son zamanlarda kitap okuyamadım pek. Bir de başladığım kitaplar çok sarmadığından beş - altı ayrı kitaba başladım. Yarım da bırakmadım. Hangisi elime geçerse okumaya devam ettim. Böylece ortasına kadar gelinmiş bir sürü kitabım oldu. Evde, her yerde karşıma kitaplarım çıkıyor, ben de bıraktığım yerden devam ediyorum her birini okumaya. Yeni bir iki kitap almıştım ama onlara başlamadan önce yarımların hepsini bitirmeye karar verdim. 

      


     Fotoğraf annemlerin kentsel dönüşüme giren 25 senelik evinden. Annemi zaten taşımıştık bir kaç ay önce ama yeni eve gitmeyecek eşyalar vardı . Artık yıkılma zamanı geldiği için geçenlerde uğradık onlara bir baktık, çeşitli yerlere götürmek üzere ayırdık. Bu da benim eve son veda bakışım ve fotoğrafım. Burada da dursun istedim. Babamla da çok anımız vardı bu evde, bir anlamda onunla da tekrar vedalaştık. Ben 16 yaşındayken taşınmıştık. O zaman oralarda pek kimse yoktu. Evler tek tüktü. Minibüs hattı yeni işlemeye başlamıştı ve kısa bir mesafe gidiyordu. Pek yolcusu olmuyordu. Şimdi tabi ki hem evler, hem sokaklar hem de minibüsler gayet dolu. Yeni ev iki sene içinde yapılacak. 

    Yine görüşmek üzere...

6 Kasım 2020

1120

       Yazamadım uzun zamandır. Geçen hafta yazmaya başlamıştım, düzeltmelerini sonra yaparım gönderirim diye taslak olarak bıraktım, ertesi gün İzmir depremi oldu. Yıkılan evler ve hayatını kaybeden kişilerin haberlerini aldıktan sonra o yazıyı yayınlamak gelmedi içimden. Sürekli medyayı takip ettim. Bir umut güzel haberler bekledim. Özellikle dört torunuyla birlikte enkaz altında kalan babaannenin, 16 yaşındaki ikizlerin, dört çocuğuyla kurtarılmayı bekleyen annenin ve Seda'nın an ve an peşindeydim. Marketten çıkarılan amcanın haberiyle mutlu olmuştum, sonradan hastanede vefat ettiğini öğrenince çok üzüldüm. Her bir kişiye ayrı yandım. Kaybedilen canlar, yıkık dökük evler, o evlerle birlikte giden eşyalar - anılar, kurtarılmayı bekleyen ev hayvanları... Çok dolduğum zaman çok ifade edemiyorum kendimi. Tıkanıyorum. Bu da öyle zamanlardan biri işte.

      Yine görüşmek üzere...

27 Ekim 2020

1119 - GECENİN KÖRÜ

     Saat 2.24. Gecenin Körü dedim başlığa ama pek ala sabahın körü de diyebilirmişim. Uyuyamadım. Uykum gelmişti aslında, yatmıştım da ama olmadı, kalktım oturdum. 

     Blogumu sevmemin nedenlerinden biri de hayatıma dair mükemmel bir arşiv oluşturması. Son zamanlarda pek güncelleyemesem de arada yazdığım az sayıdaki yazıda bile unuttuğum pek çok şey olduğunu görüyorum. Yazmadığım günlerde kim bilir neler yaşamışımdır. 

     Bugün mesela gözlükçüye gittim. Yaklaşık 11 senedir gözlük kullanıyorum. Miyop astigmatım. Gözlüğümü kaç sene önce aldığımı hatırlamıyorum. Numaram pek değişmediğinden yenileme ihtiyacı duymamıştım. Tam artık, bir doktora gideyim de, camlarını değiştireyim, diye düşündüğüm dönemde salgın hastalık başladı. Hem kısıtlamalar oldu, hem ben gözlük değiştirmek acil bir şey olmadığından hastaneye gitmek istemedim. Yedi ay daha idare ettim ama artık özellikle sol camı çok çizildiğinden doğru düzgügöremiyordum, çerçevesi oldukça yamulduğundan şakaklarımı sıkıyor ve acıtıyordu, buruna oturan yerdeki lastik sürekli düştüğünden her yerde o minicik şeffaf şeyi arıyordum derken gözlüğümle sürekli uğraşmaktan ve sürekli gözlüğümü düzeltmektesıkıldığımı anladım. Normalde sabah gözümü açtığım an takar, gece ancak yastığa kafamı koyduğumda çıkarırdım ama son günlerde her fırsatta çıkarmaya başlamıştım. Neyse, iş çıkışı uğradım. Bana uyan 3 - 4 modeli yarım saat boyunca tekrar tekrar takıp çıkardıktan sonra eskisine çok benzeyenini seçtim. Yarın gidip alacağım. Zevkim çok değişmediğinden mi, sevdiğim şeylerden çabuk sıkılmadığımdan mı  bilmiyorum uzun uzun değişik modelleri deneyip inceleyip dönüp aynı şeyi aldığım çok olmuştur. Bir keresinde ayağımdaki spor ayakkabıları yenisini denemek için çıkardım. Bir türlü istediğim gibisini bulamayınca bir sürü model baktım, artık vazgeçmek üzereyken tam istediğimi buldum, eski ayakkabıları giyeyim de, yenileri kasaya götüreyim derken yine bire bir aynı modeli aldığımı fark ettim :O). Eskilerden zaten memnundum sadece çok yıprandıkları için değiştiriyordum o zaman bunlardan da memnun kalırım diye düşündüğümden gittim yine aynılarını aldım. 

    3.24 olmuş. Klavyede "b" ve "n" harfleri tam basmıyor. Yazıda geçen her bir "b" ve "n" harfini ya en az beş kere o tuşa kuvvetlice vurarak ya da yukarıdaki kelimelerden tek tek kopyala yapıştır yaparak yazabildim. O yüzden çok zamanımı aldı. Ve şunu anladım ki özellikle n'yi çok fazla kullanıyoruz.

       Yine görüşmek üzere...

24 Ekim 2020

1118

    Kendimi çok güzel kaptırmış ve uzun uzun yazmıştım ki, mutlulukla klavye üzerinde uçuşan parmaklarım bir tuşa basıp yazdığım her şeyi sildiği gibi, tam da sildikten sonra tek bir harf kalmış halini kaydetti :O(. Hal böyle olunca da ne yaparsam yapayım yazdıklarımı geri getiremedim, hep o tek harfe döndüm. Kahretsin! Baştan yazmak tabi ki mümkün ama ilki gibi olmayacak sanki. Neyse, hiç saçma silme şeysini becermemişim gibi yapıp sil baştan alıyorum...

       Blog dünyasında bir klişedir "Beni nerelerden okuyorlar?" yazısı yazmak. Bir arkeolog olarak klişeleri değil ama klasikleri sevdiğimden ben de yapacağım tabi ki bunu, kurtuluşunuz yok. Yazmaya başlamadan hemen önce yaptığım incelemelere göre Fildişi Sahili ve Japonya, Çekya, Hollanda, Fransa, Portekiz, Amerika, Almanya ve pek doğaldır ki Türkiye'den okuyucularım mevcut. Hepsine, mutfak camı çok güzel bir ağaca bakan bir evden selamlar gönderiyorum. Eskilerden gelip takip edenlere, beni uzun zamandır tanıyanlara, belki de bir şekilde buluşup görüştüklerimize de sevgilerimi iletiyorum. 

       Evimi seviyorum. Çok muhteşem, lüks, büyük ya da tasarımcılarca dekore edilmiş bir ev değil. Aslında oldukça sıradan. Odaların hepsi kare şeklindeki hole açıldığı için çok küçük olmasa bile kutu gibi bir ev izlenimi veriyor. Eşyalarımız yirmi sene evlilikten sonra artık çok çok eskidiği için büyük kısmını değiştirmek zorunda kaldık. Toplanma ve taşınma esnasında gereksiz bir sürü şeyi biriktirdiğimi gördüğümden ayırdığım/verdiğim - attığım çok şey oldu. Sadeleştirmeye de çalıştım yaşam tarzımızı. Çalışan bir kadın olarak enerjiden ve zamandan tasarruf etmeye çok ihtiyacım vardı. Bunun en iyi yolunun da eşya - kıyafet yığıntılarından kurtulmak olduğunu düşündüm. Zaten sadeliği seven bir insan olduğum için evdeki fazlalıklardan da arınmak bana iyi geldi. Eski evimizin bir şekilde bana yaramayan bir enerjisi vardı. Orada, ev ile ilgilenmek pek istemiyordum, evi çok sevmiyordum, temizlik zül geliyordu, eşyalar kırık dökük olsa bile değiştirme ihtiyacı duymuyordum. Evin benim açımdan en güzel ve tek iyi yönü, annemlere çok yakın olmasıydı. Gece yarısı bile olsa, gerekirse belki pijamanın üzerine bir mont alarak, acil bir durumda herhangi bir araca, beni götürecek birine ihtiyaç duymadan, koşsam üç dakikada gidebileceğim,  gereken her an yanlarında olabileceğim bir mesafedeydi. Belli bir yaşta ve rutin hastalıklara sahip oldukları için istediğim anda onlara ulaşabilmek benim için önemliydi. Bunun dışında bizim için önemli bir diğer kolaylığı evin önünde park yeri olması ve sadece iki basamakla eve girilebiliyor olmasaydı. Bu iki kriterimizi sağlayacak başka bir ev bulmak zor olacağından orada oturduğumuz dokuz sene içinde neredeyse her altı ayda bir, taşınsak mı, diye konuşsak da her seferinde bir süre daha idare etmeye karar veriyorduk. Eski evimiz eski bir binaydı ve hiç bir şekilde baş edemediğim bir küf sorunu vardı. En sonunda bu beni yıldırdı. Küf kokusundan, her yere sinmesinden, belki bizi bile çürütüyor olmasından bıktım ve yeni bir ev arama sürecimize başladık. Burada da kiralık evle başlayıp, satılığa giden uzun bir sürecimiz oldu. Yoruldum, sıkıldım, umudumu kaybettim, aylarca yarı toplanmış bir evde işi ve gündelik yaşantımızı idare ettim. Kocamla kaç kere çeşitli sebeplerden karşı karşıya geldik. Ev aramaktan, eşyadan, koliden, eşya toplamaktan, yeni eşya bakmaktan bile nefret eder hale geldim/geldik ama sonuçta şu anki evimizi bulup yerleşmemiz bütün bu zor günleri unutturdu. Belki de biraz bu yüzden burayı daha bir sevdim, daha çok ısındım. Muhteşem olmasa da bana en uygun, en pratik, en istediğim gibi eve kavuşmuş oldum :O).

    Yine görüşmek üzere...

21 Ekim 2020

1117

       Geçen gün bir ilanda "gri cep detaylı" diyordu bir ürün için. Doğrudan gri cepli dese olmuyor muydu acaba diye düşündüm. O zaman yeterince havalı olmuyor herhalde. Tanıtım cümlelerine "onlu bunlu" değil de "şu detaylı, bu detaylı" deyince alası geliyor herhalde herkesin. İlginç... Bazı kelimeler gerçekten önemli reklamlarda da bazen abartmıyorlar mı sizce de, dedi adı mutfak camı olan değil mutfak camı detaylı blogu olan kadın. Bundan sonra böyle lanse edeceğim kendimi :O).

19 Ekim 2020

1116 - ANNE WİTH AN "E"


 Bizde, kocam evdeyse televizyon sürekli açıktır. İzlemese de arka planda çalışır durur. Bazen kanallar arası gezer, bazen belgesellere takılır, bazen film izler. Ucundan kenarından takılıp da beğenirsem filmi, bazen ben de izlerim onunla beraber. Ben iki arada bir derede de olsa kitap okurum genelde. Onun izlediği filmlerin kitaplarını okumuş olurum. Dizilere başlarım ama ikinci bölümünden sonrasını takip etmem, sıkılırım.  Başından sonuna oturup izlediğim bir yayın pek olmaz. Girer çıkarım. Arada sigara içmeye mutfağa kaçarım,  arada kalkıp ufak tefek işleri hallederim. Verimli bir televizyon izleyicisi, Netflix takipçisi ve hangi dizilerin oynadığını bilen biri değilimdir. Bunun son yıllardaki tek istisnası Anne with an "E" oldu. Geç keşfettim, tüm sezonları yayınlanmıştı, başladım, gece gündüz izleyerek bitirdim. Çok da sevdim. Her yönüyle bana hitap etti. Kitabı çıkınca kitabını da aldım. Yalnız burada bir hata yaptım. Her ne hikmetse ve ne alakaysa ve neyin kafasını yaşıyorsam gidip de Flipper Yayınları'ndan aldım. Hata dolu. Yazım yanlışları, eksik harfler bütün okuma zevkimi hiç etti. Son okuması, düzeltilmesi, hiçbir şeyi yapılmamış, çalakalem yazılmış ve basılmış. Siz sakın aynı hatayı yapmayın. Diğer yayınevlerinin basım kalitesi nasıl bilmiyorum ama bundan kötü olabileceğini zannetmiyorum, asla Flipper Yayınları'ndan kitap almayın! Kitabını da okuyun, dizisini de izleyin. Kitapla dizi arasında farklılıklar var ve genelde bu beni çok rahatsız eder ama ilginçtir ki, ilk defa buna çok takılmadan kitabı da zevkle okudum. Size de tavsiye ederim... 

16 Ekim 2020

1115 - KİTAPLIĞIM VE PARİS


         Yeni evimiz bakınaklı:O). Daha evi emlakçı eşliğinde ilk gezdiğimde., bu pencerelerden Paris dışarıyı izler, diye düşünmüştüm ve yanılmamışım. Atahan'ın yanında - ona sokulmuş - yatmıyorsa genelde cam önünde buluyorum onu. 

       Fotoğrafta gördüğünüz yer çalışma odası ya da kitaplık dediğimiz oda. Ev bakmaya ilk başladığımızda bütçemizi de fazla zorlamamak için iki oda bir salon evlere öncelik veriyorduk. Fazladan bir odamız olamasa da ilk olarak mutlaka kitaplığımı koyabilecek bir alanı olup olmadığına bakıyordum. Holün veya koridorun geniş olması öncelikli şartımdı, en kötü ihtimalle kitaplarımı oraya koyarım diye düşünüyordum. Daha sonra genel olarak bu evlerin metrekare olarak da çok küçük olduğunu fark ettik. Mesela yatağı koysak dolaba yer kalmıyordu, dolabı zar zor sıkıştırsak odaya giremiyorduk. Bir süre sonra bu şekilde olmayacağını anlayınca kıstaslarımızı değiştirdik, üç odalı evlere de şans tanıdık. Daha o zamandan, üçüncü odaya, kitaplık/çalışma odası yapmak üzere göz koymuştum:). 

      Eve taşındığımızda, en küçük odaya "çalışma odası" ya da "benim odam" demeye başlamıştım bile ama oda aslında ardiye ya da depo işlevini görüyordu daha çok. Aylarca nasıl dekore edebileceğimi düşündüm, yüzlerce kitaplık fotoğrafı inceledim, sürekli ölçtüm biçtim, hayal ettim, gözümde canlandırdım, hazır kitaplıklardan mı alsam, yaptırsam mı karar veremedim derken taşındıktan altı - yedi ay sonra en sonunda "odamı" istediğim gibi döşeyebildim. Toplanma sürecinde bin iki yüze yakın kitabım olduğunu görmüştüm (Daha önce sekiz yüz civarında olduğunu sanıyordum.). Sürekli yenilerini aldığımdan bu sayının artacağını da göz önünde bulundurarak, mümkün olduğunca çok kitap alacak şekilde, raf aralıklarını, uzunluğunu ve diğer ölçülerini ihtiyaçlarıma ve isteğime göre ayarlayabildiğim bir kitaplık yaptırmaya karar verdim.  Fotoğrafta hepsi görünmüyor ama kitaplık odanın üç duvarını kaplıyor. Pencere önünde masam var. Sol tarafta ise kitabımı alıp uzandığım küçük bir ikili koltuk bulunuyor. Ben biraz klasik seven ve mobilyalarda koyu rengi tercih eden biri olduğumdan, kitaplığı ve masayı Latin ceviz yaptırdım. Ağırlıkta bulunan kahverengiyi biraz yumuşatmak için koltukta ve halıda yeşil tonlarını tercih ettim. Genel olarak içime sinen, sinmekle kalmayıp hiç içinden çıkmak istemediğim, kendi dünyamı içine sığdırdığım - bence - çok tatlı ve zevkli bir oda oldu:O). Beklediğime fazlasıyla değdi. Size anlatırken çok uzatmamaya çalıştım, her bir detayını sayfalarca anlatabilirim aslında.... Hazırlık ve hayal etme sürecinde, aylar boyunca, annem - ablam ve kocam odamı dinlediler, attığım onlarca  (yüzlerce?) fotoğrafa maruz kaldılar, aynı süreci tek tek kitaplık, koltuk ve halıda şekli - rengi - ölçüleri için yaşadılar. Bittiğine belki de benden çok onlar sevinmişlerdir :O). 

     Yine görüşmek üzere...

15 Ekim 2020

1114

        Bugün çetik örmeyi öğrenmek istediğimi hatırladım ve öğrenmek için hiç bir çaba göstermediğimi fark ettim. Tığla mı, şişle mi örülür, onu bile bilmiyorum. Halbuki anneannem çok güzel örerdi ve annem de biliyor örmeyi. Bende bir kopukluk olmuş arada. Yine de geç değil bence. Annemle kararlaştırdık, bu hafta sonu çetik örme dersi başlangıcı yapacağız:O). Amacım dünya birincisi olmak değil ne de olsa, ayağa giyilebilecek basit bir şey yapabilirsem, şimdilik yeterli bence... Kararlıyım, gerçekleştirmek istediğim şeyler için en azından çaba göstereceğim, yapmaya çalışacağım. Yavaş yavaş olacak belki ama ertelemelere son artık!

     Zamanımı her yönden daha etkin kullanmaya çalışıyorum. Bunun kırk yaşla mı ilgisi var, kayıplar - hastalıklar mı etkiledi beni, bilmiyorum. Hangisi olursa olsun, bence olumlu bir değişim bu. Belki ikisinin de katkısı, bir de artık biraz daha hayatımın düzene girmesi... Doğru zaman şimdiymiş belki de, daha önce bir şeyler eksikti ve ancak tamamlandı. Bunun üzerine çok düşünüyorum son zamanlarda. Harekete geçmek için bir şeyleri yaşamış olmam gerekiyorsa önceki yarım kalan fikirlerim - denemelerim için hayıflanmak yanlış. Geç olsun güç olmasın derler ya, benim için bu geçerli galiba.

      Yine görüşmek üzere....

14 Ekim 2020

1113 - SALYANGOZ

        
                                  Seviyorum ben salyangozları. 

 

1112 - AĞACIM

       


 Blogumun adını aldığı "mutfak camı" yeni evimin en sevdiğim özelliği. Camımız Fransız balkon tarzında. Tam karşımızda bir park ve muhteşem bir ağaç var (Fotoğrafta onun mart ayındaki halini görüyorsunuz.). Her akşam işten geldiğimde ilk işim sigara içmek için mutfağa geçmek oluyor ve en büyük zevkim sigarayı ağacımı izleyerek içmek. Mutfakta iş veya yemek yaparken verdiğim molalarda da gözüm hep onda. Şimdi çiçeği olmasa da, yaprakları hala gür, pek dökülmedi. Ben aslında ne ağacı olduğunu bile bilmiyorum ama yine de çok seviyorum.

   Yine yeniden yazmaya karar verdim. Bunu daha önceden de çok söyledim biliyorum ama bu sefer artık gerçekten buralardayım. Ara uzadıkça insan alışkanlıklarını kaybediyor ve paslanıyor. Aylar sonra oturunca klavye başına, bunu fazlasıyla hissettim. Bir daha bu uzaklaşmanın olmaması için mutlaka programıma alıp daha sık yazacağım. 

    Blogumu ilk açtığımda 25 yaşındaymışım. Tema değişikliğini yaparken fark ettim. Şimdi 40 yaşındayım. On beş sene olmuş burada yazmaya başlayalı. Atahan o zaman dört yaşındaymış ve şimdi o da on dokuz yaşında bir delikanlı. Zaman çabuk geçiyor. Eski Burcu özünde hala mevcut olsa da değişen çok huyum, düşüncem ve davranışım da mevcut. Mesela aslında yapmak isteyip de ertelediğim ne kadar çok şey olduğunu babamın ölümüyle anladım. Bunlardan biri blogu aktif olarak yazmaktı. Buna bu yazıyla başlamış oluyorum. Bir başka hep istediğim ama hala yapmadığım şey de dikiş dikme becerimi acemi seviyesinden orta seviyeye yükseltmek. Açıkçası kıyafet dikecek kadar öğrenmek istemiyorum o pek ilgimi çekmiyor. Benim istediğim basit şeyleri - askılı bir bez çantayı ya da fermuarlı bir küçük el çantasını yardıma ihtiyaç duymadan dikebilmek. İlginç bir şekilde keselere bayılıyorum. Boy boy büzgülü keseler dikeyim sonra onları süsleyim istiyorum. Bunları dikebiliyorum aslında ama çok temiz bir iş çıkmıyor ortaya ya da hediye edebileceğim ustalıkta değiller. Bazen deneme yanılma yöntemiyle yaparken hayal ettiğimden çok uzaklaşmış oluyorum. O yüzden en azından bir örnekte gördüğümü ya da kafamdakini dikebilecek kadar öğrenmek istiyorum.

    Yine görüşmek üzere...

19 Mart 2020

1111

     Babamı düşündüğümde aklıma hep masa başında çalışırkenki görüntüsü geliyor. Önünde genelde müsvedde kağıt ve kalem, derslerine hazırlanırdı, soru çözerdi, sınav kağıdı okurdu. Çok sistemli adamdı, gününü beşer dakikalık bir sisteme göre planlar mutlaka da ona uyardı. Taşındığım yeni evde  üçüncü bir odamız var. Ben en başından beri orayı kitaplık - çalışma odası yapmayı planlamıştım. Eve taşındıktan sonra da ilk orayı az çok yerleştirdim, kendime bir masalık yer açtım. Şu anda da o masanın başındayım. Peki yeni evimizde, çalışma odamda, kendime hazırladığım masada ilk yaptığım iş ne? Kağıt üzerine çizdiğim gardrop planına göre kimin kıyafetlerini nereye yerleştireceğime karar vermek:). Önemli bir konu bu çünkü yarın yatak odasını yerleştirmeyi bitirmek istiyorum ve dolapta neyin nerede olacağına karar verirsem gerisi sadece kolileri boşalttıkça yerlerine koymak / asmak olacak. Bundan sonra da elim tam olarak bu düzene alışacak. Dolabı kullandığımız sürece hep belli şeyler belli gözlerde duracak. Önemsiz gibi görünen bu ufak nokta bundan sonraki hayatımı şekillendirecek bir anlamda.

     Sonra yine görüşmek üzere...

16 Mart 2020

1110

Biz dün taşındık. Uzun zamandır yazıp yazıp yayınlayamadan başka işlere dalıyorum. O yüzden fazla uzatmadan üç cümleyle de olsa bir merhaba deyip kaçıyorum. Sonra ayrıntılı anlatacağım:).