31 Temmuz 2021

Temmuzun Otuz Biri, 2021

      Uzun zamandır yazmadım - yazamadım ama en sevdiğim ay olan temmuzun da yazısız geçmesini istemedim. En yoğun günlerden birinde iki dakika fırsat bulmuşken biraz olsun bir şeyler yazmak istedim. 

   Temmuz en sevdiğim ay çünkü ben bu ayın yirmisinde doğmuşum:). Oğlum on temmuz doğumlu, abim de yirmi beş temmuz. Ayrıca annemlerin de evlilik yıl dönümü yirmi üçündeydi. Sonuçta bizim tek tek ya da bazen toplu kutlamalar yaptığımız bir ay oldu hep. 

   Her sene genelde değişik gruplarla en az 3 - 4 defa kutlamış oluyorum doğum günümü. Bu sene ofiste bir kutlama kesinlikle beklemiyordum çünkü 20 Temmuz tam kurban bayramının birinci gününe denk geliyordu, dokuz günlük bir tatilin de ortasındaydı. Yine de iş arkadaşlarım iki ayrı sürpriz kutlamayı bana hiç fark ettirmeden yapabildiler. Hele ilkinde kutlanmasını o kadar beklemiyordum ki, doğum günü şarkısı çalınıp “Burcu” dediklerinde önce etraftaki öteki “Burcu”yu arandım onu çağırıyorlardır diye:).

  Kayıplarla ve mutluluklarla da dolu bir yaşım daha geçti gitti. Dolu dolu 41 yaşındayım. Ben her yaşını ayrı seven ve her yaşından keyif alan biriyim. Doğum günlerimde mutlu oluyorum. Yine de şöyle bir gerçek var ki her sene fotoğraflara baktıkça aramızdan ayrılanların sayısı artmış oluyor. Bazen arşivi düzeltirken - fotoğrafları topluca yüklerken kayıplarımız art arda karşıma çıktığımda dayanamayıp yükleme işini yarım bırakıyorum.

 Yine görüşmek üzere…

30 Haziran 2021

Haziranın Otuzu, 2021

 Hayatta en çok ve sık sık aldığın karar nedir diye bir soru sorsalar bana,  daha çok yazmak, daha sık yazmak, her gün yazmak derim. Elime kalemi, önüme defteri / klavyeyi her aldığımda kendime söylediğim cümle bu: Daha çok yazmalıyım! Her gün yazmalıyım! 

  Her gün olmasa da sık sık yazıyorum da aslında ama geriye dönüp okuduğumda fark ediyorum ki yaşadığım günlerin / yılların yüzde birini kayıt altına almışım sadece. Ve yazdıklarımı okudukça görüyorum ki, çoğu şeye gereğinden fazla üzülmüşüm. Boş şeyleri dert etmişim. Streslerimin büyük kısmı stres yapmaya değmeyecek şeylermiş. 

  Kendimi tanımak, değerlendirmek yönünden büyük faydası oluyor bana. Bazen çok derinlere daldığımı fark ediyorum. Normalde insanlar sadece yaşıyor o günlerini. Kalkıp gündelik işlerini yapıp çalışıp akşam biraz televizyon izleyip yatıp uyuyorlar. Bu yetiyor onlara. Böyle geçmiş bir ömür de yetiyor. Benimse aklım hep yapamadıklarımda, okuyamadıklarımda, yapmak istediklerimde kalıyor. Sevdiklerimle daha fazla zaman geçirmek istiyorum, daha fazla okumak istiyorum, daha fazla araştırmak istiyorum, daha fazla el işi yapmak istiyorum. Hep “daha fazla, daha fazla”. 

 İş için hazırlanmam gerektiğinden daha fazla yazamıyorum:). Sonra yine görüşmek üzere…

4 Haziran 2021

Haziranın Dördü

     Son zamanlarda çok verimsiz geçirdim zamanımı. Yüklediğim bir çiftlik oyununa sardım. Gece gündüz onu oynadım. Yeni bir battaniyeye başladım. Yine parça parça örülüyor, yine haraşo ama düz örgü değil, motifli. Biraz ilerlediğinde buraya da koyarım fotoğrafını mutlaka. Bloguma yazmak istedim bazen ama sayfayı açmak ve yazmaya başlamak aşamasına gelemedim daha önce. Düşündüm bol bol. Okudum ara sıra. Kimi zaman her şeyi kafaya taktım, kimi zaman hiç bir şeyi umursamadım. Bu ısınma yazısı olarak bu kadarlık bir merhaba olsun şimdilik. Sonra yine görüşürüz.

7 Mayıs 2021

Mayısın Yedisi, 2021

   Ben oldum olası yazmayı sevmişimdir. Günlük yazıyorum, blog yazıyorum, beş - on dakika zamanım olduğumda bulduğum ilk kağıda - deftere kısacık da olsa yazıyorum. Yıllarca hep içimi dökme isteğinden olduğunu zannetmiştim ama içimi dökmenin dışında anı biriktirmeyi sevdiğimden yazdığımı fark ettim.  Fotoğraf çekmeyi de bu yüzden seviyorum. Anı olarak kalsın diye.. 

    Bu kış boyunca pandemi sebebiyle daha ağır bir tempoda çalıştık. Ofis daha sakindi. Normalde işleri bitirecek zaman bulamazken ilk defa biraz da keyfimce doldurabileceğim dakikalarım oldu. Ben de bu zamanları sağda solda not aldığım kağıtları, az az doldurduğum defterleri bir araya getirip tek bir yerde toplamaya ayırdım. Okudukça gördüm ki, en çok beni üzen veya sinirlendiren şeyleri yazmışım. Kimi zaman kime ya da neye kızdıysam sayfalarca saydırmışım. Mutluluklarımı yazma ihtiyacı pek duymamışım. Babamın hastalığı döneminde de gelişmelerden ve endişelerimden kısa kısa bahsetmişim. Oysa uzun uzun duygularımı, düşüncelerimi yazmış olmayı isterdim çünkü o dönemde babamla ilgili yazmış olduğum her bir şey karşıma çıktığında hem onu anacak yeni bir anım olduğu için mutlu oluyorum hem de yüreğim burkuluveriyor. İki sene oldu onu kaybedeli, normalde derinlere itiyorum özlemimi ama bazen yüzeye çıkıveriyor. Onun kaybı kapanmayacak bir yara. Harlanacak ya da bazen küllenecek ama hep var olacak. 

      Yaklaşık üç yaz önce, ablamın hastalığını ilk öğrendiğimiz dönemde uluslararası bir organizasyonda görevliydim. En yoğun çalıştığımız dönemlerden biriydi ve izin almam, yerimi başkasına bırakmam mümkün değildi. Organizasyon alanında herkesin yoluna ters, kuytu bir köşe bulmuştum ben. Her fırsat bulduğumda köşeme gidiyor ağlayıp ağlayıp işe geri dönüyordum. Sonra iş yerimde arka bahçede öyle bir alan keşfettim. O zaman babamın hastalığının teşhisi konulmuştu, ablamın tedavisi devam ediyordu. Gidip orada ağlıyor, dönüp masanın başına oturup çalışmaya devam ediyordum. Masa başında ağladığım tek sefer ablamın ikinci nüksünden sonra devam eden tedavisinde, kontrol dönemine gireceği - artık kemoterapi almayacağını öğrendiğim., bir anlamda kanseri ikinciye atlattığı gündü. O günkü göz yaşlarım da mutluluktandı zaten :O).

    En son buraya yazdığım gün olan mayısın dördünde, öğleden sonra, dayımı kaybettiğimizi öğrendim. Pek bir severdim. Ani bir ölüm oldu. Genç sayılacak bir yaştaydı. Yazayım, anlatayım, içimi dökeyim diyorum ama galiba büyük acılarımı - üzüntülerimi ancak uzun bir süre sonra yazıya dökebiliyorum. Onunla, ölümüyle, duygularımla ilgili sayfalarca yazabilecekmişim gibi gelse de kurabildiğim ancak üç dört cümle. 

     Belki bir süre sesim çıkmaz, içimden pek bir şey yapmak gelmiyor gibi, belki tam aksine her gün gelip alakasız şeyler yazarım. Bilmiyorum. Daha mutlu günlerde görüşmek dileğiyle. 

4 Mayıs 2021

Mayısın Dördü, 2021

   

 Şu tam kapanma günlerinde nöbetleşe çalıştığımız için genelde evdeyim. Sadece iki gün çalışacağım. Ben de evde olduğum günleri battaniyemi bitirerek değerlendirdim. Parça parça örüp bir kenara koymuştum kış boyunca. Karışık renklerde ördüm. Bitirmek için acele de etmedim. Kimi zaman günlerce elime almadım / alamadım, kimi zaman bir günde bir parça bitirdim derken keyifli oldu örmesi. 









Bunun dışında da okuyorum bol bol. Geçen gün kitaplığın tozunu alırken "okuyacağım kitaplar" raflarımın çok dolduğunu görünce yeni almak ya da önceden okuduklarımı bir daha okumak yerine hiç okumadıklarıma el atmaya karar verdim. Biraz sayılarını azaltana kadar böyle devam edeceğim. 




     Bir de hazır evdeyken kışlıkları kaldırayım yazlıkları çıkarayım diyorum yavaştan ama açıkçası o iş çok gözümde büyüyor. O yüzden bir türlü el atamıyorum. Başlasam devamı gelecek eminim ama dur bakalım belki bugün biraz niyetlenirim.

      Aklımda olan ve bir türlü yapamadığım bir diğer şey de buzdolabına verimli bir kullanım düzeni bulmak ve özellikle hızlı tüketilmesi gerekenlerin gözden kaçarak bozulmasını engellemek. Yemek yapacağım zaman da "hmm şu varmış bugün onunla bu yemeği yapayım" diyebilmek istiyorum. Acaba şundan var mı, bu kalmış mı diyerek dolabın içinde eşelenmek istemiyorum. 

    Son yazımda artık başlık olarak numaralandırma sistemi kullanmayacağımı söylemiştim. Direkt tarihle başlığı oluşturmayı denemeye karar verdim. Bu hoşuma giderse bir beş - on sene de bunu kullanırım büyük ihtimalle. 

   Yine görüşmek üzere...

22 Nisan 2021

1155

     Galiba son zamanlarda arayı açmışım ve pek yazmamışım. Kitap okudum genelde. Orhan Pamuk'un son kitabı Veba Geceleri'ni bitirdim ve beğenmedim. Okumasam da olurmuş diye düşündüm. Sıkı bir Pamuk hayranı değilseniz siz de okumayın. Büyük ihtimalle pek tat alamayacaksınız. Kitapta en çok zorlandığım konu ise fareler oldu. Biraz tiksindiğim bir hayvan ve normalde adına bile tahammülüm yok. Konu veba olunca kaçınılmaz olarak kitapta bolca adları geçti. Bir daha o kitabı okuyacağımı sanmıyorum :O).

    Bunun dışında bu hafta biz yine dönüşümlü çalışmaya başladık. Bir hafta iki gün, bir hafta üç gün işe gidiyorum ve benim olmadığım günler iş yerinde başka bir arkadaş bulunuyor. Vaka sayıları bu kadar artmışken bu kararın alınmasına çok sevindim. Tedirgindim sürekli. Markete bile pek gitmiyorum artık. Genelde eve sipariş veriyorum. Cuma iş çıkışı giriyorum eve, bir daha işe hangi gün gideceksem ancak o sabah çıkıyorum. Apartmanımızda pozitif bir komşumuz vardı geçen hafta, yakın akrabalarımdan üç kişi pozitif, iş yerinde sürekli pozitif olan arkadaşların haberlerini alıyoruz. Salgın başladığından beri hep dikkat ediyorum, iş için gitmek zorunda olduğum yerler dışında hiç bir yere gitmiyorum. Maskeyi evden çıkmadan takıyorum ama bir tek benim dikkat etmemle olmuyor ki. Sonuçta çalışıyoruz, servise biniyoruz, gün içinde iş yerine gelen giden oluyor derken her günümüz ayrı bir riskti. Şimdi en azından riskli günlerimiz azaldı, evde kalabiliyoruz.

    Bir seneden fazladır cam damacana kullanıyoruz. Plastiğe göre daha sağlıklı olduğu için tercih etmiştik. Geçen hafta sonu ben o cam damacanayı kırdım :O). Hol ve yatak odası hem dökülen 15 litre suyla yıkandı hem de her taraf cam kırığı oldu. Halılar ıslandı. Su ısmarlamıştık, çocuk getirdi, içeride kapının yanında duruyordu damacana. Ben de döndüm o an ve damacanaya çarptım. Tamamen yere devrilmedi. Açılı düşünce duvara ağzı çarptı ve paramparça oldu. Tam suyun ücretini ödeyecekken kırınca sucu çocuk kapıda kaldı. İlk şok geçene kadar ben onun kapıda olduğunu da unuttum. Benim çocuk çıktı geldi odasından, kocam kalktı geldi oturma odasından derken Paris de etrafta dolanıp duruyordu. Bu arada her taraf su içinde yürüdükçe halıdan şılap şılap ses çıkıyor. "Şimdi ne yapacağız?" dedi kocam. "Yeni bir damacana alacağız." dedim :O). Sucu çocuk yeni damacanayı getirdi, kırığın da büyük parçalarını çöpe atmak üzere aldı sağ olsun. Oturma odasının kapı pervazı suyu tuttu, holden başka yer ıslanmadı diye sevinirken yeni damacananın depozito parasını almak için  yatak odasına girmem gerekti. Kapıyı açtığım anda holden akan bütün suyun yatak odasına gittiğini, girişten yatağın altına yol yaptığını gördüm. Sonra kocam oğluma kızdı , suyu taşımayı annene neden bırakıyorsun, sen almıyorsun diye. Oğlum bana kızdı beni neden çağırmıyorsun diye. Ben kocama kızdım o anın etkisiyle, şimdi neden kızdığımı bile hatırlamıyorum :O). Oğlumun eline, suyu çeksin diye viledayı verdim. Kocama sen git otur her taraf cam kırığı hiç dolaşma dedim. Ben halıları kaldırmaya, camları toplamaya başladım. Biz bunları yaparken Paris'i de odaya kapatmıştık oradan en acıklı sesiyle ve en yüksek tonlamayla beni çıkarın diye miyavlıyordu. Çılgın ve ıslak bir gündü. 

   Yazılarımın başlıklarını sayıyla atıyorum ya, ben buna ilk 2015'te başlamışım. Sıkıldım artık sıra numarasına göre gitmekten. Başka bir sistem bulup kullanacağım bir sonraki yazımda. Bin yüz elli beş son numaram olsun.

    Yine görüşmek üzere...

12 Nisan 2021

1154 - KALBİMİN KANIYLA YAZDIM KISIM BİR VE İKİ



Son kitabın birinci kısmını okuyup bitirdiğimde buraya yazmak üzere gönderiyi hazırlamışım ama her ne olduysa yarım kalmış ve ancak ikinci kitabı da bitirip onu eklemek üzere girdiğimde görebildim yarım kaldığını.
Üç aylık maraton bitti:). Seriyi bitirdim. Bitirdiğim için rahatladım ama biraz da özleyecek gibiyim karakterleri. Her seri sonunda bir boşluk duygusu yaşamak kaçınılmaz oluyor ve bir süre sonra da aynı kitapları tekrar okumak istemeye başlıyorum. Bazen kendimi tutuyorum biraz daha zaman geçsin diye bazen hiç beklenmedik bir anda yeni bir kitabı çıkıyor yeniden okumak için bahanem oluyor.  
Yer yer elimde sürünse de kitaplar, genel olarak okunası bir seri, tavsiye ederim. Okusam mı diyorsanız, okuyun derim ;).


 

8 Nisan 2021

1153 - GEÇMİŞİN YANKISI KISIM İKİ


     Yedinci kitabın ikinci kısmını salı günü bitirmiştim aslında ama buraya ancak yazabildim. Sona yaklaştıkça bir an önce bitirme isteğim çoğaldığından daha çok okumaya başladım. Nitekim şu an son kitabın birinci kısmının yarısındayım. Yedinci kitabın ikinci kısmı başlarda yavaş gitti. Konu çok sarmamıştı ama ortalarından itibaren heyecan artınca hızlandım. Seri sonrası okumak üzere iki yeni kitap sipariş ettim. Onlar gelene kadar son kitabın her iki kısmını da bitirmek istiyorum. 

   Görüşmek üzere....

1152


 Yine güzel ve yağmurlu bir günde salyangozlar yuvalarından çıkmışken ben de minik bir tanesini yakalayabildim:0).

5 Nisan 2021

1151

 Güzel ve yağmurlu bir İstanbul sabahından günaydın:). Evet biliyorum nisanın başı ve artık baharın geldiğini görmek istiyorsunuz ama yağmur da beni mutlu ediyor. Güneşli günleri seviyorum ve mutlu oluyorum ama hava bahar ılıklığından yaz sıcaklığına geçtiği zaman benim enerjim düşüyor. Rehavet hakim oluyor daha çok, halbuki serin havalar her zaman harekete geçme isteği veriyor. O yüzden bence mükemmel bir yağmurlu pazartesi sabahı yaşıyoruz. Sevgiler...

1 Nisan 2021

1150

     Gözleri bozuk olanlar maske ile gözlüğün ne kadar kötü bir kombinasyon olduğunu çok iyi biliyordur. Bozuk olmayanlar için yazmak gerekirse şöyle açıklayabilirim, gözlüğü takınca buğu sebebiyle göremiyorsun, çıkarınca da gözlerin bozuk olduğu için göremiyorsun. Her ikisi de ayrı bir eziyet oluyor. Sabah özellikle işe giderken bu derdi yaşıyorum. Bakkala - markete gittiğimde ne aldığımı göremiyorum. Gözlüğü çıkarsam koyacak yer bulamıyorum. Cebime koysam çiziliyor, elimde tutsam olmuyor. Çıkarmayıp iyice burnumun ucuna doğru indiriyorum bazen, bu sefer de kafamı komik bir açıda tutmam gerekiyor. Geçen gün sokak köpeklerini beslerken sapından üst cebime takmıştım ve düşmüş. Ben de o anın keyfiyle fark etmemişim. Normalde sabah kalktığım andan gece uyuyana kadar hep taktığımdan alışık da değilim cebimde, elimde, çantamda olmasına. Beş dakika sonra bir acayiplik var gibi geldi bana. Elimle gözümü yokladım gözlük yok. Cebime baktım cebimde yok. Köpekleri beslediğim alanda, düştüğü yerde duruyordu ama köpeklerin patilerinden biraz çizilmiş. Bulduğuma mı sevineyim, çizildiğine mi üzüleyim bilemedim. Neredeyse inatla artık cam çiziklerinden etrafı göremeyecek hale gelene kadar kullandığım eski gözlüğümden bir şekilde vazgeçip yenisini yaptıralı beş ay anca olmuş, gözüm gibi (:O))  bakıyorum normalde gözlüğüme ama sakınılan göze de çöp batıyor işte. 

   Neyse, en sonunda geçen gün canıma tak etti. "Yok mudur bunun bir çaresi?" diye düşündüm. İnternette biraz araştırma yaptım. Varmış çeşitli solüsyonlar. Gözlüğe tatbik ediyorsun ve buğu yapmıyor. Kullanan - bilen varsa yazsın lütfen. En azından işe yaramayan bir şeyi almamış olurum. Bu arada gözlük camlarım buğu önleyici türden. Oluşan buğu normalde 4- 5 saniyede kendi kendine siliniyor ama maske takınca nefes sürekli cama vurduğundan o buğu silinmeden yenisi oluşmuş oluyor. O buğu önleyicilere güvenemediğimden, yine internette okuduğum başka bir taktiği denedim. Her sabah evden çıkmadan sıvı sabunla gözlük camlarımı yıkıyorum. Yüzde yüz olmasa da yüzde doksan beş oranında işe yarıyor. Aynı sorunu yaşayanlara tavsiyemdir :O).

    Not: Numaram çok yüksek değil ama astigmatım olduğumdan takmadığımda özellikle küçük puntolu sayıları ve harfleri okurken zorlanıyorum. Miyop da olduğumdan biraz uzağımdaki yüzleri seçemiyorum, insanları tanıyamıyorum. Sürekli flu bir dünyada yaşamış oluyorum. Titreşiyor çoğu şey. Bu yüzden gözlük pratikte hayatımı kolaylaştırıyor, rahat okuyabilmemi sağlıyor:O). 

29 Mart 2021

1149 - GEÇMİŞİN YANKISI 1.KISIM


     Dün gece bitirdim. Hatta uykum kaçtığından -yattığım halde uyuyamayıp kalkınca -yazacaktım ama yazma enerjimin olmadığını fark ettim. 
    Kitabı okurken şunu düşündüm ki ben daha çok Jamie ve Claire okumak istiyorum. Brianna ve Roger da olabilir ama yan karakterlerden çoğunun yan karakter olarak kalması yetiyor bana. Serinin bu bölümünde öne çıkan William çok ilgimi çekmedi. Bu kitapta biraz da Amerikan Bağımsızlık Mücadelesi ile ilgili tarihi olaylar ve kişiler var. Bana çok uzak bir konu olduğundan kitap zor ilerledi. Hatta okurken keşke Türkiye ya da Türk tarihi içinde zamanda yolculuk yapan karakterin baş kahraman olduğu bir kitap olsa ve ben de onu okusam diye düşündüm. Olayları, yerleri, kişileri bildiğimden büyük ihtimalle çok daha fazla keyif alırdım. Yabancı serisini okuyan yabancılar benim hayal ettiğim keyfi yaşıyorlardır. Bu arada böyle bir kitap varsa da ben görmedim, duymadım. Bilgisi olan varsa yazabilirse çok sevinirim. 
     Bunun dışında ileride bir daha bu seriyi okursam 18. yüzyıl İskoç ve Amerikan tarihi ile ilgili ön okumalar yapacağım :O). Okurken eş zamanlı internetten de araştırabilirim. Hatta son iki kitaba başlamadan da bunu yapabilirim ama nedense ben araştırma işini ileriki yıllara atmayı tercih ettim. Seride sona yaklaşıyorum diye olabilir. Bir an önce bitirmek istiyorum artık. 
    Bu kitabı bir haftada okumuşum. 655 sayfa. Biraz ite kaka okudum bazı bölümlerini. İkinci kısımla beraber üç kitabım kaldığını düşünürsek her kitap için en az bir hafta en fazla on gün verirsek üç hafta ya da bir ay içinde seriyi bitirmiş olurum gibi görünüyor :O). 
Yine görüşmek üzere...

27 Mart 2021

1148

      Hasır sepet sevdiğimi ve bir çamaşır sepetimi Paris'in yatağı yaptığımı söylemiştim daha önce. İri çıkmış bu fotoğrafta yazacaktım ama yazarken düşündüm de, fotoğraf sebebiyle öyle görünmemiş zaten iri bir kedi :O). 




        Ne zaman masanın başına geçsem mutlaka o da gelip yayılıyor ve genelde bana alan bırakmıyor. Kuyruğunu çekiyorum defterimin üzerinden, patisini alıyorum bilgisayarda rastgele bastığı tuşlardan, bana lazım olan bir dosyanın komple üzerine yatmış oluyor derken ters bakışları eşliğinde kıyıda bir köşede, mümkün olduğu kadar az yer kullanarak masayı ona bırakıyorum :O).

   Uyku düzenim saçma sapan bir hal aldığından bu sabah dörtte uyandım. Normalde de altı civarı uyanıyorum ama dört benim için bile çok erken. Gece de dokuzda uykum geliyor. Bu sefer erken yatıyorum, uykumu almış olduğumdan ertesi sabah yine dörtte beşte kalkıyorum ve bu döngüyü kırmak çok zor oluyor. 

   Yine görüşmek üzere...

22 Mart 2021

1147 - KAR VE KÜL 2. KISIM


      Sebatla okumaya devam ediyorum Yabancı serisini. Altıncı kitabın ikinci kısmını da bitirdim dün ve yedinci kitabın birinci kısmına başladım. 640 sayfaymış ve yaklaşık bir haftada okumuşum.  İşe de götürüyorum kitabımı son zamanlarda. Çok okumaya fırsatım olmasa da bazen öğle yemeğinde, yemeğimi yerken bazen bulduğum beş dakikalık aralarda bir kaç sayfa da olsa okuyorum. Böyle uzun soluklu serileri okurken hep bunu bitireyim şu kitabı okuyacağım, buna başlayacağım diye hevesleniyorum ama bitirdiğimde de nedense başlayacak kitap bulamıyorum.

   Bu arada bir önceki yazımda İnstagram'da birçok kitap hesabının biraz boş içerik olduğundan bahsetmiştim. Kahve fotoğrafı, alıntılanmış cümleler, kitap arkası yazısı ve aslında belki de kitabı bile okumadan hazırlanmış gönderiler. Neyse, benim de iki senedir hiç kimsenin bilmediği, sadece kendime okuduğum kitapları hatırlatmış olayım diye açtığım bir İnstagram hesabım var: Kitaplı Sipahi (kitaplisipahi). Onu sizlerle paylaşmaya karar verdim. İsterseniz bir göz atarsınız. Süslü püslü bir şey beklemeyin. Bulduğum ilk zemin üzerinde çektiğim bir kitap fotoğrafı ve altına yazılmış uzun, kısa ya da sadece okudum bitti tarzında yorumlar.

    Yine görüşmek üzere...

17 Mart 2021

1146



           "İnsanların veremediği huzuru veren kitaplar var."

         İnstagramda, kitaplarla ilgili hesapları gezerken bu konuda yazabilmek için kupada kahveli ve üst üste dizilmiş kitaplı fotoğrafların şart olduğunu gördüm. Türk kahvesi pek revaçta değil, çaya da çok rastlamıyorum, ağzına kadar dolu, değişik değişik kupalarda içilen kahveler olması gerekiyor mutlaka. Benim koyduğum fotoğrafta kahve değil, sıcak çikolata var. Bu da kabul edilir mi "kitap gönderisi" kurallarına göre, bilmiyorum. "Ağzına kadar kahve dolu kupa" konseptini yapmam zordu çünkü evdeyken ben granül kahvemi kupayla falan değil çay bardağıyla içiyorum. Boyut olarak onlar iyi geliyor bana. Aslında cam bardak değil porselen seviyorum. İstediğim küçük boylardan bulduğumda da mutlaka alıyorum ama en çok onları kullandığım için çok çabuk da kırıyorum sonra yine çay bardağına kalıyorum :O). 

       Bir de "kitap gönderisi" kurallarına göre yazınıza mutlaka ama mutlaka felsefi bir cümle, bir alıntı ile başlamalısınız. Mesela başlangıç olarak "Ben şu kitabı okudum, beğendim - beğenmedim" diyemezsiniz. Hayata dair özlü bir söz söylemiş bir yazarın cümlesi olmazsa o gönderi kabul edilmiyor. Sonrasında kitaptan bir alıntı, internetten alınmış bir özet, arka kapak yazısı ve orada hangi kitaptan bahsediyor olursanız olun muhteşem olduğuna dair övgüler yer almalı. Her bir okunan kitap muhteşem ve derinlikli ve ancak çok zeki kişilerin anlayıp sevebileceği nitelikte çünkü bir kahve fotoğrafı bir de alıntılanmış cümleyle o hesabı hazırlayan kızımız çok muhteşem ve derinlikli ve çok zeki ve o kitabı okumayı ancak o becerebilir. Bunların hepsi iyi  güzel de ben o hesaplarda okumadığım kitapların nasıl olduğuyla ilgili cümleler görmek ve bir ön fikir edinmek istiyorum. Bahsedilen okuduğum bir kitapsa da o kişi de beğenmiş mi, hangi yönünü sevmiş neresini sevmemiş onu görmek istiyorum. Nedense baktığım hesaplarda iki tıklamayla internetten bulabileceğim her şeyi buluyorum da bir bunu bulamıyorum.

     

    

         Hep buraya kitaplığımın fotoğrafını koyduğumu zannediyordum ama koymamışım. Yukarıda gördüğünüz gibi kitaplığım odamın iki duvarını kapsıyor. Sığmayanlar da hole koyduğum eski kitaplığımda bulunuyor. Zaman içinde biraz elden geçirip azaltmayı düşünüyorum, ara ara ayırdığım kitapları kütüphaneye bağışlıyorum. Böylece hem ben yerden kazanıyorum hem de benim artık okumayı düşünmediğim kitaplardan başka okuyucular faydalanmış oluyor. 






      Bu da kitaplığımın dosya dolabı kısmı. Daha fazla hasır sepet ve kutu düzenleyicilere ihtiyacım var. Zaman içinde almaya devam edeceğim. Eski haline göre daha düzenli ama bunu başlangıç aşaması kabul ediyorum. Henüz yapılacaklar bitmedi. 

  Yine görüşmek üzere...

14 Mart 2021

1145 - KAR VE KÜL 1. KISIM


     Dün gece bitirdim Kar ve Kül'ün birinci kısmını. Yine on günü buldu okumam. 653 sayfa. Yabancı serisinin altıncı kitabı. Seri sekiz kitaplık. Heyecanlı olaylarla doluydu bu bölüm. Ve yine yeniden yazım yanlışları, basım hataları... Yine de okuması zevkli. İşteyken özlüyorum kitabımı :O).

10 Mart 2021

1144

    Normal çalışma düzenimize geçtik son bir haftadır. İşler çok yoğun olmasa da hafta içi her gün ofisteyiz. Çalışma saatlerimiz de biraz uzadı. İlk hafta intibak haftası olarak geçtiğinden çok istesem de yazmaya mecalim olmadı. 

   6 Mart'ta annemin doğum gününü kutladık. Bugün de kocamın doğum günü. Bir yengeç olarak balıklarla çevrelenmişim :O). Çiçek Sepeti'nden bir hediye yollamak istedim kocama. Hep kullandığım genelde de memnun olduğum bir site ama bugün seçtiğim insan yüzü şeklindeki saksının burnunu kırık yollamışlar. Saksı antik heykel gibiydi. Orijinali böyle zannederler, yuttururuz diye mi düşündüler acaba? Hediye olunca insan ayrı bir özeniyor, tek tek tüm ürünlere baktım, çok ince eledim sık dokudum. Sonra da kırık ürün gidince açıkçası çok canım sıkıldı. Müşteri hattını arayınca telafi edeceklerini söylediler ama bu tarz bir sorun baştan hiç olmasaydı  çok daha iyiydi.

  Mart ayıyla beraber evimize taşınalı tam bir sene oldu. Zaman çabuk geçiyor. Bu evde, mutlulukla ve sağlıkla yaşayacağımız daha nice senelerimiz olur inşallah. 

  Arzu ettiğim sıklıkta yazabilmek için daha fazla çaba göstereceğim. Şimdilik kısa bir özet geçmiş olayım. Yine görüşmek üzere...

2 Mart 2021

1143 - ATEŞİN ÇAĞRISI 2.KISIM


           Bu kitabın başlarında elime alasım gelmedi pek. Ortalarına doğru daha uzun süreler okumaya başladım. Onun için de çok geç bitti. Benim ruh halim mi müsait değildi, kitabın ilk kısımları mı okunası değildi, bilmiyorum. 736 sayfayı on günde okumuşum. :Bu sabah serinin altıncı kitabının birinci kısmına başladım. Seriyi bitirdiğimde okunmayı bekleyen kitaplardan bir tane seçip okumayı planlıyorum. En az üç raf dolusu okunmamış kitabım var. Bir yandan da onları yavaş yavaş bitireceğim. 


 

23 Şubat 2021

1142


       Kar manzaramız geçen haftadan. Oldukça çok yağdı.
 Dışarı pek çıkmadık. Genelde Paris'le beraber pencereden kar yağışını izledik. Evde sıcacık oturup elde kahve ya da sıcak çikolatayla izlemesi çok keyifliydi. 
    Evde oturduğumuz o günleri ben dosya dolabımı yerleştirerek değerlendirdim. Daha önce de bahsetmiştim, ev baktığımız dönemde mutlaka kitaplık yapacak bir alanı olan evler önceliğimdi. Küçük de olsa bir oda, o mümkün değilse holde bir duvar, bir niş, ne olursa olsun ama kitaplarımı ve çalışma masamı koyacak bir alanı olsun. Neyse ki, bütçemize ve gönlümüze uygun üç odalı bir ev alabildik. Daha taşınmadan ben üçüncü ve en minik odaya çalışma odası ya da "benim odam" demeye başlamıştım. Hatta kocamla oğlum orayı oyun odası, bir nevi balkon, ardiye gibi çeşitli şekillerde adlandırabileceğimizi, neden benim odam olduğunu, onların da o odayı farklı şekillerde değerlendirebileceklerini söyleyip durdu ama o konuda hiç şansları yoktu. Üçüncü odaya çoktan göz koymuş ve orayı sahiplenmiştim :O). 
    Taşındıktan sonra yerleşme sürecinde çalışma odası üç eski kitaplığımın ve bütün fazlalıkların durduğu bir alan oldu uzunca bir süre. En son o odayı düzenledim. Yeni evin yeni düzeninde henüz yerini bulamamış her şeyi de oraya yığdım. Bir yandan da sürekli kitaplık modellerine, okuma koltuklarına, çalışma masalarına bakıyordum. Özel olarak kitaplık yaptırmak istediğimden bu da marangozu, bütçesi, siparişi derken uğraşmayı gerektirdiğinden ve zaman alacağından acele etmedim. Bir de hayal etme ve tasarlama sürecini de seviyordum. 
     Sonunda kitaplığımı yaptırabildim. Yaptırırken de iki duvarı komple kitaplık, bir duvarın bir kısmını da dosya dolabı olacak şekilde tasarladım. Kitaplarımın düzeni zaten belli olduğundan kolaylıkla yerleştirebildim ama dosya dolabında hep bir karmaşa hakim oldu. Ağzına kadar dolu, her şeyin her yerde olduğu ve en kötüsü de aradığımı bulamadığım, bir şey koyduğumda diğer şeylerin arasında kaybolduğu, verim alamadığım bir alandı. Estetik açıdan da güzel görünmüyordu. Arada düzenlemeye çalışsam da işlevsel ve güzel olmuyordu bir türlü. Karlı günlerimi bu dolaba el atarak değerlendirdim. Önce tamamen boşalttım. Sonra dolaptan çıkanları gruplara göre ayırdım. Atılacaklar, başka alanlarda kullanılabilecekler ayrıldı. Sonra da yerleştirdim. Artık hem o tıka basa görüntü yok hem de aradığımı bulabiliyorum. Bütün bunları yapmak da yaklaşık dört günümü aldı. Acele etmedim. Sıkıldığımda ya da yorulduğumda ara verdim, bir an önce bitmesinden çok tam istediğim gibi olmasına önem verdim. 
       Bütün bu işleri bitirdiğimde de istediğim estetik görüntüyü sağlayabilmek için çeşitli boylarda kutulara ve sepetlere ihtiyacım olduğunu fark ettim. Dosya dolabım yedi gözlü. En alttaki kısım kapaklı. Diğer altı kısım açık. Açık raflarda kullanmak üzere bir iki tane kapaklı, üç dört tane de kapaksız hasır sepet alacağım. Hasır çok sevdiğim bir malzeme olduğu için özellikle hasır sepet almak istiyorum. Evde çeşitli boylarda çok sayıda hasır sepetim var ama biri çamaşır sepeti, biri Paris'in yatağı oldu, birini battaniyeyi ördüğüm süreçte yumak sepeti olarak kullanıyorum, iki tanesi uzun saplı, dolaba sığmaz derken istediğim boy ve özellikte hasır kutu / sepet bulabilmek için de en az dört günümü - büyük bir keyifle - internette, modeller arasında geçirdim. Çok fazla seçenek var. Favorilerimi not ettim.  Beğendiklerimin bir kısmını istediğim ölçülerde olmadıkları için elemek zorunda kaldım. Başlangıç olarak aşağıda fotoğrafını gördüğünüz kapaklı sepetten aldım.. İçine A4 kağıdı rahat sığıyor, yüksekliği de 20 cm'e yakın. Bir tane daha kapaklı almayı düşünüyorum..  Diğer fotoğrafta da beğendiğim kapaksız model mevcut, ilk fırsatta bir tane alacağım. Fırsat buldukça yeni modellere de bakmaya devam ediyorum. 
     Yine görüşmek üzere...


 

1141 - ATEŞİN ÇAĞRISI (KISIM 1)


      Kitabı cumartesi bitirdim aslında ama buraya yazamadım. İkinci kısmına da başladım ama onda da çok ilerleyemedim. Serinin ortalarına geldim. Hatta ortasını da biraz geçtim. Yavaş yavaş sonlara yaklaşıyorum. Bu kitaptan aklımdan kalan çok bariz bir şey yok. Şunu düşündüm sadece komple tüm seri özensiz basılmış. Her kitapta az veya çok yayından kaynaklı hata bulunuyor. Acaba bendeki baskılar 1. baskı da,  sonradan düzeltilmiş midir diye kitapları kontrol ettim, ben 2. basımları almışım. Hiçbir kontrol yapılmadan aynı hatalarla basılmış kitaplar demek ki.  Epsilon çok özensiz. Bu kitaplara verdiğim paraya acımama sebep oldular. İçerik güzel ama basım kalitesi sıfır. 

     Bu arada bu kitabın ilk sayfalarını Paris yırtmış, bantla tamir etmeye çalışmışım. Normalde benim kitaplarım hep ortalıkta, her odada her yerde bir iki tanesi bulunur mutlaka. Paris de çok umursamaz kitapları ama bazen ilk sayfalarında tırnaklarını bilediği oluyor. Nereden de esiyor aklına da yapıyor, hangi kitabı neye göre seçiyor bilmiyorum :O).