29 Mart 2021
1149 - GEÇMİŞİN YANKISI 1.KISIM
27 Mart 2021
1148
Ne zaman masanın başına geçsem mutlaka o da gelip yayılıyor ve genelde bana alan bırakmıyor. Kuyruğunu çekiyorum defterimin üzerinden, patisini alıyorum bilgisayarda rastgele bastığı tuşlardan, bana lazım olan bir dosyanın komple üzerine yatmış oluyor derken ters bakışları eşliğinde kıyıda bir köşede, mümkün olduğu kadar az yer kullanarak masayı ona bırakıyorum :O).
Uyku düzenim saçma sapan bir hal aldığından bu sabah dörtte uyandım. Normalde de altı civarı uyanıyorum ama dört benim için bile çok erken. Gece de dokuzda uykum geliyor. Bu sefer erken yatıyorum, uykumu almış olduğumdan ertesi sabah yine dörtte beşte kalkıyorum ve bu döngüyü kırmak çok zor oluyor.
Yine görüşmek üzere...
22 Mart 2021
1147 - KAR VE KÜL 2. KISIM
Sebatla okumaya devam ediyorum Yabancı serisini. Altıncı kitabın ikinci kısmını da bitirdim dün ve yedinci kitabın birinci kısmına başladım. 640 sayfaymış ve yaklaşık bir haftada okumuşum. İşe de götürüyorum kitabımı son zamanlarda. Çok okumaya fırsatım olmasa da bazen öğle yemeğinde, yemeğimi yerken bazen bulduğum beş dakikalık aralarda bir kaç sayfa da olsa okuyorum. Böyle uzun soluklu serileri okurken hep bunu bitireyim şu kitabı okuyacağım, buna başlayacağım diye hevesleniyorum ama bitirdiğimde de nedense başlayacak kitap bulamıyorum.
Bu arada bir önceki yazımda İnstagram'da birçok kitap hesabının biraz boş içerik olduğundan bahsetmiştim. Kahve fotoğrafı, alıntılanmış cümleler, kitap arkası yazısı ve aslında belki de kitabı bile okumadan hazırlanmış gönderiler. Neyse, benim de iki senedir hiç kimsenin bilmediği, sadece kendime okuduğum kitapları hatırlatmış olayım diye açtığım bir İnstagram hesabım var: Kitaplı Sipahi (kitaplisipahi). Onu sizlerle paylaşmaya karar verdim. İsterseniz bir göz atarsınız. Süslü püslü bir şey beklemeyin. Bulduğum ilk zemin üzerinde çektiğim bir kitap fotoğrafı ve altına yazılmış uzun, kısa ya da sadece okudum bitti tarzında yorumlar.
Yine görüşmek üzere...
17 Mart 2021
1146
Bu da kitaplığımın dosya dolabı kısmı. Daha fazla hasır sepet ve kutu düzenleyicilere ihtiyacım var. Zaman içinde almaya devam edeceğim. Eski haline göre daha düzenli ama bunu başlangıç aşaması kabul ediyorum. Henüz yapılacaklar bitmedi.
14 Mart 2021
1145 - KAR VE KÜL 1. KISIM
Dün gece bitirdim Kar ve Kül'ün birinci kısmını. Yine on günü buldu okumam. 653 sayfa. Yabancı serisinin altıncı kitabı. Seri sekiz kitaplık. Heyecanlı olaylarla doluydu bu bölüm. Ve yine yeniden yazım yanlışları, basım hataları... Yine de okuması zevkli. İşteyken özlüyorum kitabımı :O).
10 Mart 2021
1144
Normal çalışma düzenimize geçtik son bir haftadır. İşler çok yoğun olmasa da hafta içi her gün ofisteyiz. Çalışma saatlerimiz de biraz uzadı. İlk hafta intibak haftası olarak geçtiğinden çok istesem de yazmaya mecalim olmadı.
6 Mart'ta annemin doğum gününü kutladık. Bugün de kocamın doğum günü. Bir yengeç olarak balıklarla çevrelenmişim :O). Çiçek Sepeti'nden bir hediye yollamak istedim kocama. Hep kullandığım genelde de memnun olduğum bir site ama bugün seçtiğim insan yüzü şeklindeki saksının burnunu kırık yollamışlar. Saksı antik heykel gibiydi. Orijinali böyle zannederler, yuttururuz diye mi düşündüler acaba? Hediye olunca insan ayrı bir özeniyor, tek tek tüm ürünlere baktım, çok ince eledim sık dokudum. Sonra da kırık ürün gidince açıkçası çok canım sıkıldı. Müşteri hattını arayınca telafi edeceklerini söylediler ama bu tarz bir sorun baştan hiç olmasaydı çok daha iyiydi.
Mart ayıyla beraber evimize taşınalı tam bir sene oldu. Zaman çabuk geçiyor. Bu evde, mutlulukla ve sağlıkla yaşayacağımız daha nice senelerimiz olur inşallah.
Arzu ettiğim sıklıkta yazabilmek için daha fazla çaba göstereceğim. Şimdilik kısa bir özet geçmiş olayım. Yine görüşmek üzere...
2 Mart 2021
1143 - ATEŞİN ÇAĞRISI 2.KISIM
Bu kitabın başlarında elime alasım gelmedi pek. Ortalarına doğru daha uzun süreler okumaya başladım. Onun için de çok geç bitti. Benim ruh halim mi müsait değildi, kitabın ilk kısımları mı okunası değildi, bilmiyorum. 736 sayfayı on günde okumuşum. :Bu sabah serinin altıncı kitabının birinci kısmına başladım. Seriyi bitirdiğimde okunmayı bekleyen kitaplardan bir tane seçip okumayı planlıyorum. En az üç raf dolusu okunmamış kitabım var. Bir yandan da onları yavaş yavaş bitireceğim.
23 Şubat 2021
1142
1141 - ATEŞİN ÇAĞRISI (KISIM 1)
Kitabı cumartesi bitirdim aslında ama buraya yazamadım. İkinci kısmına da başladım ama onda da çok ilerleyemedim. Serinin ortalarına geldim. Hatta ortasını da biraz geçtim. Yavaş yavaş sonlara yaklaşıyorum. Bu kitaptan aklımdan kalan çok bariz bir şey yok. Şunu düşündüm sadece komple tüm seri özensiz basılmış. Her kitapta az veya çok yayından kaynaklı hata bulunuyor. Acaba bendeki baskılar 1. baskı da, sonradan düzeltilmiş midir diye kitapları kontrol ettim, ben 2. basımları almışım. Hiçbir kontrol yapılmadan aynı hatalarla basılmış kitaplar demek ki. Epsilon çok özensiz. Bu kitaplara verdiğim paraya acımama sebep oldular. İçerik güzel ama basım kalitesi sıfır.
Bu arada bu kitabın ilk sayfalarını Paris yırtmış, bantla tamir etmeye çalışmışım. Normalde benim kitaplarım hep ortalıkta, her odada her yerde bir iki tanesi bulunur mutlaka. Paris de çok umursamaz kitapları ama bazen ilk sayfalarında tırnaklarını bilediği oluyor. Nereden de esiyor aklına da yapıyor, hangi kitabı neye göre seçiyor bilmiyorum :O).
16 Şubat 2021
1140 - GÜZ DAVULLARI (KISIM 2)
Bu akşam Güz Davulları'nın ikinci kitabını da bitirdim. Öykü ve karakterler giderek daha çok sardığından daha çok okumak istiyorum ve iyice hikayeye giriyorum. Bundan sonra serinin beşinci kitabının birinci kısmıyla devam edeceğim. Kitabın içeriğiyle ilgili hiçbir şey yazmak istemiyorum henüz okumayanlara bilgi vermeden bunu yapabilmem imkansız. Ama güzel olduğunu, zevkle okunduğunu şuradan anlayabilirsiniz, 585 sayfayı bir günde okumuşum. Nasıl bittiğini anlamadım bile bir an önce yeni kitaba başlamak istiyorum. Bu arada ben bu seriyi iki sene önce okuyup bitirmiştim. Sonunu da hatırlıyorum ama arada olan olayların çoğunu unutmuşum, o yüzden tekrar heyecanla okuyorum :O).
15 Şubat 2021
1139 - GÜZ DAVULLARI (KISIM1)
Bu sabah Güz Davulları'nın birinci kısmı bitti. 637 sayfa. Beş gün sürdü okumam. Öğleden sonra ikinci kısmına başladım. Yabancı serisinin dördüncü kitabı. Bu bölümde Claire ve Jamie yeni yerleştikleri kıtada düzenlerini kurmaya çalışıyorlar. Basım hatası yok denecek kadar az gibiydi. Keyifle okunacak bir kitaptı. Serinin ilk kitabından sonra devam etmeyi düşünenler ikinci kitabı atlatabilirlerse gerisi çok kolay okunuyor zaten.
10 Şubat 2021
1138 - YOLCU
Yabancı serisinin üçüncü kitabını da bitirdim. 1078 sayfa. 5 gün sürdü okumam. İkinci kitapta neredeyse her cümlede mevcut olan basım hataları bu kitapta çok daha azdı. Okumayı da çok daha keyifli hale getirdi. Olaylar da heyecanlıydı. Okudukça okuyasım geldi, kitap elimde sürünmedi. Kitabın içeriğiyle ilgili çok fazla bir şey yazamıyorum. Okumayanlara bilgi vermiş olmadan bir şey yazmam pek mümkün olmuyor. Ama şunu diyebilirim ki, ikinci kitap eziyetse üçüncü kitap keyifti :O). Bu akşam dördüncü kitabın 1.si ile devam edeceğim okumaya.
5 Şubat 2021
1137
5 Ağustos 2005'te sevdiğim yemeklerden bahsettiğim bir yazımda "Akıtmayı bilenler çoktur. Mayalı hamurdan yapılır. Akıtmanın asortik kız kardeşi kreptir (bu benzetmeyi bize uyarlarsak ben akıtma ablam krep oluyor bu durumda :O)). Akıtmanın içine reçel-peynir gibi şeyler koyularak sarılır ve yenilir." demişim. Ve bir süre sonra bu yazının verdiği ilhamla ablama Asortik Krep blogunu açmışız. Ona çok iyi uyan bir isimmiş bence, iyi ki bulmuşum o da iyi ki yazmış :O).
Biz o dönem Çanakkale'de oturuyorduk, ablam Fethiye'de, annemle babam İstanbul'da yaşıyordu. Çanakkale'de de çok yakın ve sevdiğim arkadaşlarım, kayın ailem vardı yalnız değildim ama en çok yapmak istediğim şey annemlerle ve ablamla aynı şehirde oturup gün içinde birbirimize çaya kahveye gitmekti. Ailesi Çanakkale'de yaşayan ve bunu yapabilen arkadaşlarıma çok özenirdim. Bir araya gelebildiğimiz zamanlar çok özel olurdu hepimiz için. Birlikteyken keyfini çıkarırdık ama kaç gün olursa olsun hiçbir zaman yetmezdi bize. Son on senedir annemlerle aynı şehirdeyiz hatta ara ara yazdığım gibi hiç sevmediğim eski evimden taşınmama sebebim annemlere çok yakın olması ve iş çıkışı olsun, gecenin dokuzu, gerekirse sabahın yedisi olsun rahatlıkla gidip gelebiliyor olmamızdı. Son iki senedir ablam da burada. Sonunda hepimiz bir araya gelebildik ama hastalıklar yüzünden çok tadına varamadık açıkçası. Önce ablamın sonra babamın hastalığı, babamın kaybı, ablamın devam eden tedavisi derken enerjimiz ancak hayatta kalmaya ve yaşamaya devam etmeye yetti. Neredeyse bir senedir bu tabloya bir de korona eklendi. Annem ve ablam evden çıkmasa da ben işe gidip gelmeye devam ettiğim için uzun bir süre sadece kapı ağzında beş dakikalık görüşmelerle idare ettik. Yazın açık havada biraz daha rahat bir araya gelebildik ama kışın gelmesiyle ve kısıtlamalarla yine ister istemez birbirimizden uzak kaldık. Zor günler yaşadık, yaşıyoruz ama geçecek elbet bir gün. Biz akıl ve ruh sağlığımızın ne kadarını koruyabilmiş olacağız bilmiyorum ama vücut sağlığımız yerinde olduktan sonra onlar da düzelir galiba, herhalde, sanırsam. Pek emin olamadım :O). Yine görüşmek üzere...
1136 KEHRİBARDAKİ YUSUFÇUK
Yabancı serisinin 2. Kitabı. Bunu biraz zor okudum açıkçası. Bir kere dizgisi çok kötüydü. Kelime ve harf hatası çok fazla vardı. Kitabın okuma keyfini de aldı götürdü. Epsilon’dan bu kadar kötü bir baskı beklemezdim. Zaman hataları vardı. Bu da ya çeviriden ya yazarın kendisinden kaynaklıydı ki, okuma keyfini götüren önemli konulardan biriydi yine. Bunun dışında Claire ve Jamie birçok macera yaşasa da ana eksen durdurmak istedikleri bir savaş yüzünden içine girdikleri saray politikalarıydı. Bu da birçok soylu ismini, entrikayı içeriyordu ve belki de benim ilgimi çekmeyen bir alan olduğundan sıkıcı oldu ve isimleri takip etmek yordu beni. İsteksiz okuduğum için pek elime almadım ve 12 günde bitirebildim (896 sayfa). 3. kitaba bu gece başlayacağım. onu da bitirince yazacağım mutlaka.
1 Şubat 2021
1135
İşimle ilgili pek yazmıyorum buraya. Burası biraz da kaçış alanım. Stresli bir işim var diyecektim ama düşündüm de hangi iş stressiz ki? Neyse, her işte olduğu gibi benim işimde de sıkıntılı alanlar var ve uzun zamandır mesai saatleri dışındayken işi tamamen kafamdan çıkarmaya çalışıyorum. Bazen yapabiliyorum bunu, bazen yapamıyorum. İşi ya da işte olan bir şeyi düşünmeye başladığımda kendimi frenliyorum. Dikkatimi çekecek bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Başka türlü beynimi dinlendirmem mümkün olmuyor. İşten kafam dolu gelip kafam dolu işe gidiyorum. Beden yorgunluğu dinlenmeyle geçiyor ama beyin yorgunluğu kolay kolay geçmiyor.
Şubatın ilk günü gelmiş. Zaman çok çabuk geçiyor. Bazen bir miskinlik çöküyor üzerime hiçbir şey yapasım gelmiyor. Bazen de o kadar çok şey yapasım oluyor ki hepsini yapmaya günün 24 saati yetişmiyor. Miskinlik zamanları enerjimi kazanmak için savaşıyorum bazen, başarılı olduğum da oluyor olamadığım da. Bazen de diyorum ki bu hal üzerime çöktüyse demek ki buna ihtiyacım var. Bu molayı vermeliyim. O zaman enerji bulmaya uğraşmıyorum bile :O).
26 Ocak 2021
1134
Biraz eşyasına bağlı biriyim, biraz da malım kıymetlidir :O). Bir şey iyice eskiyip kullanılmayacak hale gelmeden atamıyorum pek. Modası geçti kavramı bana pek bir şey ifade etmiyor çünkü alırken de moda diye değil hoşuma gittiği için alıyorum. Eskidi, artık işe yaramaz dediğimde de ya bir yerleri kopmuş ya da paramparça olmuş oluyor :O). Bilemiyorum bu iyi mi, kötü mü bir özellik? Hakkını vererek kullanmak ve verimlilik açısından iyi ama bazen eşyayı gereksiz yere kendime yük yapıyorum. Onlara yer bulacağım diye uğraşıp duruyorum, çok sevmesem de sırf dibine kadar kullanma huyum yüzünden kullanıyorum. Kendimi yoruyorum onlarla. Bu açıdan baktığımızda da kötü bir alışkanlık. Kullanmadığım ya da işime yaramayan şeyleri rahatlıkla başkasına verebiliyorum. O yönden bir sıkıntım yok da, işlevini yitirmeyen her şey yirmi senelik de olsa hayatımda yer alıyor.
Mesela geçen gün iş yerinde konuşuyorduk arkadaşlarla, yeni eve yeni eşya gibi bir söz geçti. Yeni eve yeni eşyayı eskiler artık çöpe bile atmaya utanılacak halde oldukları için aldım ben. Mesela taşınmadan çok çok önce Paris sayesinde koltukların iç süngerleri evde dolaşmaya başlamıştı. Tırnaklarını bilediği özel noktalardan çıkan parça parça süngerleri her yerde buluyordum. Bu durumda olmasalardı, renklerini, şekillerini sevdiğim ve sıkılmadığım için yeni evde de kullanmaya devam ederdim :O). Hatta bir ara yeni koltuk yerine eskileri mi kaplatsak diye de konuştuk. Usta bul, uğraş, peşinde koş kısmı gözümüze daha zor geldiği için vazgeçtik. Aldıktan sonra yeni koltuklarım da çok hoşuma gitmeye başladı. Hem bu sefer önlem olarak kılıf örttüm üzerlerine ki Paris yine en çok sevdiği tırnak bileme noktalarını belirleyemesin ::O).
24 Ocak 2021
1133 - YABANCI
Yabancı kitabını ve serisini 2018'de okumuştum. Uzun zamandır tekrar okumak istiyordum ama fırsat bulamıyordum. Geçenlerde dizisini Netflix'te görünce artık daha fazla beklemeyip yine okumaya başladım. Serinin sonunu hatırlıyorum ama aradaki ayrıntıları unutmuşum.
19 Ocak 2021
1132
Yukarıda gördüğünüz fotoğraflar karlı günlerimizin özeti. Burada çok yoğun bir şekilde yağmadı zaten. Ara ara inceden yağdı durdu, yağdı durdu. Bugün de buz olarak yol kenarlarında kaldı biraz. Onun dışında hiç yok.
12 Ocak 2021
1131
Çok makyaj yapmayı sevmiyorum. Rujumu mutlaka sürerim. Günlük makyajım bundan ibarettir. "Düğünlük" ya da "çok önemli etkinlik" makyajımda da fondötenle rimel eklenirdi ruja. Yaklaşık iki senedir fondötenle rimeli pek kullanmadığımı geçenlerde fark ettim. Rimel kurumuş, fondöten ilk aldığım günkü gibi duruyor. Babamın hastalığı döneminde ve vefatı sonrasında bazı şeyler zaman kaybı - gereksiz görünmeye başladı gözüme: fondöten, rimel, her gün değişik değişik taktığım küpelerim, çeşitli sebeplerle kafaya taktığım hiç değmeyecek insanlar, bana hiçbir şey katmayan kişiler. Hepsini çıkardım hayatımdan. Onun ölümü bir çok şeye bakış açımı değiştirdi. Ben değiştim. Bunu zaman içinde fark ettim. Çok daha fazla seçici, çok daha fazla umursamaz, çok daha fazla zamana değer veren biri oldum. Şöyle ki, bir şey veya bir kişi ona harcadığım zamana değmiyorsa ya da o zamanı hak etmiyorsa hayatımdan çıkarıyorum. Vazgeçilmez diyebileceğim şeylerin sayısı da çok azaldı. Bir de hayatımdaki hiçbir şeyin kalıcı olmadığını ya da kalıcı olmak zorunda olmadığını daha iyi anladım. Bundan hareketle yaklaşık on ay önce, dokuz senedir oturduğumuz ve aslında bir iki minik şeyini sevsem de, bir çok şeyini sevmediğim evden taşınma kararı aldık. Şimdi her günümü keyifle yaşadığım bir eve sahibim bu sayede. Bazen sevmediğimiz halde neden eski evde oturup durduğumuzu düşünüyorum. Her altı ayda bir oturup "Taşınsak mı buradan?" diye konuşuyorduk ama her seferinde biraz daha idare edebileceğimize karar veriyorduk. Demek ki doğru zaman değilmiş bizim için. Harekete geçecek enerjimiz ya da yeterli isteğimiz yokmuş. Çok mutlu olmasak da şimdi düşündüğümüz kadar mutsuz da değilmişiz ki taşınmamışız.
Neyse, bunların hepsi aklıma dün sosyal medyada gördüğüm bir reklam üzerine geldi. "Beyaz cilt isteyenler okusun" yazıyordu. Ben, beyaz hamur kağıdına basılı kitap cildi olarak algıladım ve ilgimi çekti. Saman kağıdı çok sevmiyorum. Reklamın devamına baktığımda ise cildini beyazlatmak isteyenler için bir bakım ürünü olduğunu gördüm. Eminim bunun da kitlesi büyüktür, pazarda çok iş yapıyordur ama benimle hiçbir ilgisi olmayan bir şeydi. Yine saman kağıtlı kitaplarıma dönmek zorunda kalacaktım:O). Buradan yola çıkıp artık pek makyaj yapmadığımı düşündüm. Eskiden çok kullanmadığım açık renkli rujlarımı da daha çok tercih ediyorum. Genelde maske taktığımız için rengi çok önemli değilmiş gibi geliyor bana. Hem onlar maskeye değdiğinde de çok fazla renk bırakmıyor. Bir de biraz ruj stoku yapmışım farkında olmadan. Aldıklarım içinde beğendiklerimi bittikçe yenilemişim ama beğenmediklerim öylece kalmış. Bahaneyle onları da kullanmış oluyorum :O). Böylece pek sürmediklerim de bozulmayacak ve onlar da bitene kadar yeni ruj almayacağım. Yeni almaya başladığımda da stoklamamak için mevcut sayıyı ve renkleri kontrol etmeden yenisini almayacağım. Buna bazen uymak zor oluyor. Sevdiğim için, kullanmasam da, çok olsa da yenisini alma eğiliminde olabiliyorum. Mutlaka bir neler var diye bakıyorum. Şimdiye kadar her seferinde kendime, önce evdekiler, diye hatırlatmam işe yaradı. Mesela bunu defterlerde ve kitaplarda da yapmaya çalışıyorum. Onlardan da fazlasıyla var. Henüz kullanmadığım bir dolap dolusu defter ve henüz okumadığım birkaç raf dolusu kitap. Ama bu taktik defter - kitap söz konusu olunca pek işlemiyor. Genelde kendimi yenisini almaya ikna edebiliyorum :O).
Yine görüşmek üzere...
11 Ocak 2021
1130
Kendime yaklaşık on günlük bir tatil vermiştim. Zorunlu işler dışında çok bilgisayarı açmadım. Telefonu kullanmadım. Sık sık örgümü ördüm ve film - dizi izledim. Dosya dolabı olarak kullandığım bir dolabım vardı, onu düzenledim. Bunlar dışına bütün meşgalelerden uzak durdum. Yeni yıl kararları da almadım. Yılbaşında da işten gelip yemek yapıp bir de mutfağı toplayınca gece yarısını görmeden uyudum. Ev ahalisi benden de önce uyumuştu zaten :O). Oldukça sakin bir geceydi bizim için. Böyle bir molaya ihtiyacımız varmış demek ki.
Ofiste bir arkadaşımız korona oldu. Maskeyi zaten hep takıyoruz, hava soğuk da olsa sıcak da olsa ofis camı hep açık. Mesafeye de sürekli uyuyoruz. Elimi sık sık yıkıyorum, aklıma geldikçe kolonya sürüyorum. O yüzden bulaşmayla ilgili çok bir kaygım yoktu açıkçası ama yine de iki hafta annemlerle görüşmedim. Telefonlaştık sadece. İş - ev dışında bir yere gitmedim. Evde de mümkün olduğunca dikkat etmeye çalıştım. Yine de her öksürükte, hapşırıkta, biraz boğazımda hassasiyet olur gibi olsa tedirgin oldum. Bu dönem, normalde dikkate bile almayacağımız her türlü ağrıda, sızıda direkt aklımıza koronanın geldiği bir dönem oluyor hepimiz için. Sokakta yürürken de rahat değiliz, markette de, işte de. Ben iki kere maske takmayan biriyle karşılıklı durduğum bir kabus gördüm mesela. O kadar rahatsız oluyorum ki, gitsem gidemiyorum, maske tak desem diyemiyorum. Rüya değil kabus olarak adlandırıyorum o yüzden.
Yine görüşmek üzere...




















