19 Mart 2020

1111

     Babamı düşündüğümde aklıma hep masa başında çalışırkenki görüntüsü geliyor. Önünde genelde müsvedde kağıt ve kalem, derslerine hazırlanırdı, soru çözerdi, sınav kağıdı okurdu. Çok sistemli adamdı, gününü beşer dakikalık bir sisteme göre planlar mutlaka da ona uyardı. Taşındığım yeni evde  üçüncü bir odamız var. Ben en başından beri orayı kitaplık - çalışma odası yapmayı planlamıştım. Eve taşındıktan sonra da ilk orayı az çok yerleştirdim, kendime bir masalık yer açtım. Şu anda da o masanın başındayım. Peki yeni evimizde, çalışma odamda, kendime hazırladığım masada ilk yaptığım iş ne? Kağıt üzerine çizdiğim gardrop planına göre kimin kıyafetlerini nereye yerleştireceğime karar vermek:). Önemli bir konu bu çünkü yarın yatak odasını yerleştirmeyi bitirmek istiyorum ve dolapta neyin nerede olacağına karar verirsem gerisi sadece kolileri boşalttıkça yerlerine koymak / asmak olacak. Bundan sonra da elim tam olarak bu düzene alışacak. Dolabı kullandığımız sürece hep belli şeyler belli gözlerde duracak. Önemsiz gibi görünen bu ufak nokta bundan sonraki hayatımı şekillendirecek bir anlamda.

     Sonra yine görüşmek üzere...

16 Mart 2020

1110

Biz dün taşındık. Uzun zamandır yazıp yazıp yayınlayamadan başka işlere dalıyorum. O yüzden fazla uzatmadan üç cümleyle de olsa bir merhaba deyip kaçıyorum. Sonra ayrıntılı anlatacağım:).

28 Ağustos 2019

1109


     
      Yaklaşık üç haftadır yıllık iznimi kullanıyorum. Önümüzdeki pazartesi iş başı yapacağım. İlk iş olarak kitaplığımı topladım ve düzenledim ama çekyatın altı da kitap dolu, onu hiç açamadım bile daha. Ne halde olduklarını bilmiyorum. Kitaplarım artık kitaplığa sığmadığı için bir süredir onları yatay olarak ikili üçlü sıralar halinde dizmeye başladım. Arkadakileri göremiyorum ama yaklaşık olarak ne nerede biliyorum, biraz aramam gerekse de bulabiliyorum genelde.
   
       Tatilimin son dört gününe güzel bir gezi denk geldi. Bu gece yola çıkıyoruz. Annem, ablam, ben ve halamlar. Kocam çalıştığı için gelemeyecek. Perşembe - cuma - cumartesi Ayvalık ve Kaz Dağları civarlarında olacağız. Pazar tüm gün geze geze dönüş ve ertesi gün iş başı olacak. Üç gündür evi hazırladım bizimkiler ben yokken rahat etsin diye, bugün de çantamı toparlayacağım.
     
         Ablamın (http://asortik-krep.blogspot.com/)  hastalığı nüksetti, eylül başından itibaren kemo almaya başlayacak tekrar. Altı kürün ardından da ameliyat olacak büyük ihtimalle.  Babamı kaybetmemizin ardından, beklemediğimiz kadar kısa sürede tekrar etmesi bu sefer hepimizi biraz daha yordu.  Ben biraz daha zor toparladım moralimi mesela, kuyruğu dik tutmak biraz daha güç geldi. Sinirlerim bozuldu. Bir süre sürekli gözlerim doldu mesela alakalı alakasız yerlerde, durumlarda, zamanlarda. Bir süre çok daha gergin ve sinirliydim ve herkese sinir oluyordum. Bir süre boyunca da alışveriş yapmak iyi geldi. Ivır zıvır şeyler bile olsa düşünmeden aldım. Bir de telefonuma bir çiftlik oyunu yükledim. Amaçsızca orada domates yetiştirmek, seviye atlamak hoşuma gitti nedense. Yağmur yağdı - yağmadı, fırtına çıktı, taban fiyatı düştü dertlerini yaşamadan tahıl ektim, koyun güttüm, süt sağdım.  Bir ara yedi yirmi dört çiftlikteydim, şimdi canım sıkıldığında arada bakıyorum, bazen siliyorum, canım isterse tekrar yükleyip bıraktığım yerden devam ediyorum. Artık galiba biraz daha iyiyim. Korkularım, endişelerim geçmedi, dertlerim bitmedi ama ben bir şekilde başa çıkabiliyorum. Umudumu da kaybetmiyorum. İlkini nasıl atlattıysak bunu da atlatacağımıza inanıyorum.

        Bu kışı ev yılı ilan ettim. Annemle ablama da aynı şekilde söyledim, onlarda da uygulayacağız. . Bir ara yaparız deyip bir kenara koyduğumuz projelerimizi bitireceğiz. Kumaşlarımızı dikeceğiz.. Bozuk şeyler tamir edilecek ya da ettirilecek. Olmuyorsa yenilenecek. Bir de sağda solda, dolaplarda kalan kullanmadığımız, artık istemediğimiz, yer kaplayan, gereksiz olan ne varsa atılacak/verilecek/değerlendirilecek. Kıyafetler ayıklanacak. Hoş, bu kıyafet ayıklama işini ben senelerdir yaptığımı zannediyordum ama kullanmadıklarımın yüzde onunu ayırıp yüzde doksanını yine tutuyormuşum. İzin döneminde dolapları düzenlerken bu sefer çok daha katı davrandım ve hep ayıkladığım halde hep de ağzına kadar dolu olan dolap artık yarı yarıya boş.


       Yine görüşmek üzere...




13 Mayıs 2019

1108

Geçen akşam annemlere uğramıştım. Dayım da gelmiş benden önce. Biraz oturdum, hatırlarını sordum. Giderken annem kapıdan uğurluyordu beni. Merdivenleri inmeye başlamışken içeriden dayım seslendi. Annem döndü, “ Efendim Hazım?” diyerek babamın adını söyledi hiç farkında olmadan. İçim buruldu. Evet, senelerce ben onlara uğradım, bazen çok oturdum, bazen ayakkabılarımı bile çıkarmadan kapı içinde durdum. Dertleştim, kimi zaman benim halledemediğim işleri halletmiş oldu babam, makbuz vb. aldık verdik, kimi zaman yorgundum, açtım bir an önce eve gideyim diye sabırsızlanırdım. Ne kadar oturursam oturayım genelde de böyle kapı ağzında hep son anda içeriden seslenirdi sanki babam. Onun söylediğini merdivenin yarısındayken annem iletirdi bana. O akşam dili sürçtü, “ Efendim Murat?” diyeceğine  “ Efendim Hazım?” diyerek o anları hatırlattı ama aslında biz bunu bir daha hiç yaşayamayacaktık. Özlüyorum onu çok...

22 Şubat 2019

1107

Küçük şeyler büyük duygular yaratıyor bazen. Babamsız bir ayı devirdik. Yaşıyorum, çalışıyorum, gülüyorum, eğleniyorum ama hep bir şeyler eksik. Hiç bir şeyden tam anlamıyla tat alamıyorum. Babam her şeyden öce hayatımın yağıymış, tuzuymuş. O gittiğinden beri hep diyet yemekleri yiyorum.

Babamla film izlerken bir şekilde sonunu kaçırıp “Baba film nasıl bitti?” dediğimizde, “Öpüştüler  film bitti.” derdi bize hep. Yaaa baba nidalarımıza, annemin ya da yanımızda olup da sonunu bilen birilerinin açıklamaları eşlik ederdi. Geçen gün izlediğimiz filmde de öpüştüler ve film bitti tam da babamın dediği gibi. Babamın yokluğu içimi sızlattı o anda. Sonra bugün kocamla eve dönerken bir tanıdığımızı gördük, arabayla gideceği yere bırakalım dedik.  İnmek istediği yer tam da hep babamın çarşı ya da sahil dönüşü annemden onu almasını istediği yerdi. Zor vedalaştım tanıdıkla. Gözlerim doldu, ağlayamadım...


13 Şubat 2019

1106

            Bu akşam bir arkadaşımın yakın bir akrabasına kanser teşhisi koyulduğunu öğrendim. İnternete girip bir bakayım dedim, ne diyor o kanser hakkında, tedavi yöntemlerinden bahsetmiş, risk faktörlerini vb.sıralamış. Ekstra bir bilgi yok. Halbuki aylar önce babama pankreas kanseri teşhisi koyulduğunda internette aradığım anda karşıma çıkan, dünyadaki en ölümcül 3. kanser türü olduğu ve hastaların en fazla altı ay içinde vefat ettiğiydi. Nitekim babamı da teşhisin beşinci ayında kaybettik. Altı ayı bile tamamlayamadık. Sonuçta babamın iyileşeceği umudumu hiç kaybetmesem de ben bir yandan da babamın yasını daha teşhisi öğrendiğim ilk gün tutmaya başladım!

3 Şubat 2019

1105

      Ben acımı biraz içimde yaşıyorum. Çok konuşasım, paylaşasım yok. Son günlerde en çok kurduğum cümle "İnsan istemiyorum.". Sindirmem gerekiyor iyice. Babamın ölmüş olması çok saçma geliyor bazen. Anlamsız. Beyin biliyor mantıksal bir şekilde de, kalbimin de kabul etmesi için bu süreci yaşamam gerekiyor galiba . Bazı günler gayet normal devam edebiliyorken hayatıma, bazı günler tek bir duygu, düşünce, anı yetiyor sürekli gözlerimin dolmasına. 

         Kanser olan bir arkadaşım var. Arayamıyorum onu. Söyleyecek tek bir moral verici söz gelmiyor çünkü aklıma. Konuşma provamı yaparken kurduğum tüm cümlelerin ucu ölüme bağlanıyor. Babam on saat süren ameliyattan çıktığında "O bile atlattıysa sen havada karada iyileşirsin." demiştim ama babam bile atlatamamış aslında, bunu şimdi anlıyorum. 


      Bir önceki yazımda demiştim ya sanki başka bir Burcu bunları yaşayan diye. Hala daha öyle gibi geliyor. Böyle yazınca biraz depresif görünüyorum belki ama değilim o kadar aslında. Gülüyorum, ağlıyorum, okuyorum, konuşuyorum, ailemle ilgileniyorum, çalışıyorum, hayatıma devam ediyorum. Bunların hepsini yapıyorum da hep bir şey eksik gibi geliyor işte. O eksiklik duygusu belki de bana bunları başkasının yaşadığı hissini veren. Bunların hepsi normaldir belki bu süreçte.


     Sonra yine görüşmek üzere...

24 Ocak 2019

1104

Kanserle olan savaşlarımızdan birini kaybettik. 20 Ocak Pazar günü babam ebediyete intikal etti. O günden bu güne otomatiğe bağlanmış bir şekilde yaşıyorum. Bir başka Burcu cenaze ve defin işlemlerini gerçekleştirdi sanki. Babasını kaybeden de o Burcu. Hayat o Burcu ile bir şekilde devam ediyor da, asıl ben, içerilerde bir yerde kendimi korumaya almış, geçsin diye bekliyorum. Anlatmak zor. Yaşamak daha da zor. Yine bir gün görüşmek üzere...

11 Kasım 2018

1103

        Günler ne çabuk geçmiş. Yazmadığım dönemde çok büyük bir değişiklik olmadı durumumuzda. Babam evde, ameliyat sonrası nekahat döneminde. Ablam ikinci kemosunu aldı, bu sefer biraz daha rahat geçiyor gibi, ben de kontrollere başladım. Geçen haftam doktorda geçti ama daha yaptırmam gereken bir iki tetkik var. Ailemin üç çok yakın kan bağı olan üyesinde art arda çıkınca kanser,  ben, abim, yeğenim ve oğlum da risk altında hissettik kendimizi. Aslında ölümcül aşamaya gelmeden doktora gitmeyen, hastalık konusunda çok umursamaz biriyim ama ailem, kocam ve arkadaşlarım sürekli baskı yapınca ve geç kalmanın tedavide daha zorlu ve uzun süreçlere sebep olduğunu bildiğimden doktora gittim. Şimdilik bir sorun yok gibi ama tüm işlemler bitmedi. Şüpheyle yaşamaktansa ya içim rahatlasın ya da durum neyse bilelim modundayım. Bu yüzden kısa sürede kalan işlemleri de halledeceğim. 

     Yine görüşmek üzere...

20 Ekim 2018

1102

     Annemler üç katlı bir apartmanın orta katında oturuyor. Dün ayrıntılarını aşağıda anlatacağım sebeplerle bir buçuk aydır hastanede yatmakta olan babamı o orta kata yavaş yavaş yürüterek çıkardık. Şimdi bir an için bizi hayal etmenizi istiyorum. Birinci kat ile ikinci katın tam ortasındaki sahanlıkta bir sandalyede babam oturuyor. Annem sağında, ablam arkasında, ben solunda dinlensin diye bekliyoruz. Babam dediğim gibi hastaneden çıkmış, saç sakal şekilsiz, annem onunla refakatçi kalmış bu dönem boyunca ve oldukça yorgun, ablam evden bizi karşılamış, ev kıyafetleriyle, ben babamın çıkarılacağını duyunca işten apar topar izin almışım, kocam gelmiş önce bir buçuk saatte hastaneye gitmişiz, orada bir buçuk saat çıkış işlemlerini beklemişiz, odadan çantaları taşımışım arabaya, sonra yine bir buçuk saat dönüş yolculuğu derken saat öğlenin ikisi olmuş, kahvaltıdan beri bir lokma yememişim ve hepimiz artık eve varmaya 4-5 basamak kalmışken hem heyecanlıyız hem bitik. Neyse, sahanlıkta babamı dinlendirirken önce tesisatçı geldi alt komşuya. Annemi de tanıyormuş, komşuyu sordu, konuştular derken biz üçümüz babamın etrafında, babam sandalyede sahanlıkta bir on dakika kadar sohbet ettik. Yardım teklif etti sağ olsun, babamın kendi çıkabileceğini söyledik, o gitti. Onun ardından kargocu geldi. Elinde bir paket - ablama bir arkadaşının yolladığı kitapmış. Ablamın ismini söyledi, ablam benim dedi, kargocu inanmadı. Bizi sorgulamaya başladı. Normalde başka isme geliyormuş kargolar - evet, ben çalıştığım için bazen iş adresi yerine annemlere yolluyorum kargoları, ev de yakın olduğundan götürmek sorun olmuyor- . Babam hala oturuyor sandalyede, biz etrafında üç kadın, ayakta duruyoruz, kargocuya kendimizin kendimiz olduğunu ispatlamaya çalışıyoruz. Annem, bizi tanıttı. Küçük kızıma geliyordu daha önce paketler, bu da büyük kızım, artık o da burada vb. diye. Kargocu gittikten sonra o an orada gelecek üçüncü bir kişiyi artık kaldıramayacağımızı fark ettim. Babama, hadi devam edelim eve çok az kaldı baba dedim. O da, burası da ev, ne gerek var çıkmaya deyince hepimiz koptuk açıkçası. Büyük ihtimalle komşuların büyük kısmı işteydi, dışarıdaydı, öyle olması da iyiydi çünkü gülme seslerimiz bütün apartmanı doldurdu. Neyse ki bir süre sonra kalan basamakları da yavaşça çıkıp eve ulaşabildik. 


     Daha önce çok üstü kapalı yazdım bu konuda. Ablam Asortik Krep yazmadan ben anlatmak istemedim. 29 temmuzdan beri kanserle yaşıyoruz. Takvimsel olarak baktığımızda üç ay ancak olmak üzere ama bana yıllardır kanser hayatımızda gibi geliyor açıkçası. Ablamın yumurtalık kanseri olduğunu öğrenmemizle başlayan süreç, onun ameliyatı, ardından annemin cilt kanseri teşhisi ve bir operasyonla yarasının alınması, derken babamın giderek sararması, hiç bir şey yememesiyle zorla doktora götürmemiz, tahliller ve pankreasta kitle derken muayeneye - tahlil göstermeye gittiği doktorun 13 eylülde hastaneye yatırmasıyla üç haftalık kan değerlerini yükseltip şekeri düşürecek bir bakım uygulanması, ardından Çapa'daki doktorun ameliyat riskli ben yapamam demesiyle başka doktor ve hastane arayışına girişimiz, Haseki'ye sevk, bir hafta da orada gerekli kontroller ve bakım, ardından on saatlik ömrümüzden ömür götüren bir ameliyattan sonra kitlenin alınması, ameliyat sonrası 10 gün süren bir bakım - tedavi, bütün bu süreç devam ederken bu arada ablamın taramalar sonucunda tedavi takviminin belirlenmesi ilk kemosunu alması, ağırlıklı olarak annemin, ve fırsat buldukça abimin, arada şu an askerde olan yeğenin dönüşümlü benim haftalık izin günlerimde refakatçi olmamız. Hastaneden olmadığım süreçte mümkün olduğunca evde yatan ablama ve ona bakan halama destek olmaya çalışmam. Bu arada bitmekte olan ve benim yürüttüğüm 1,5 senelik bir projenin final çalışmaları, işlerin kendi yoğunluğu, ev, çocuk, koca...


      Buraya kadar anlattıklarım fiziksel yönleriydi sadece. İşin bir de psikolojik yönü var ki, ona hiç girmesem mi diye de düşünmekteyim. Hayatımdaki çok sevdiğim üç insanı kaybetme korkusu, acı çekme ihtimallerine dayanamama, elden bir şey gelmemesi, her şeyin üst üste gelmesiyle rahat bir nefes alamadan, en azından bunu atlattık diyemeden endişe üzerine endişe, dert üzerine dert eklenmesi. Bunları yaşarken etrafımdaki çoğu kişinin patavatsızca yaklaşımları, zaten uzun zamandır eleyip sayısını çok aza indirdiğim dostlarımdan çıkardığım bir kaç kişi daha. Hayatın anlamsızlığı, otomatiğe bağlanıp bir şekilde yaşamı idame ettirme... Başlayıp da kafa yoğunluğundan yarısında nereye bağlayacağımı unuttuğum cümlelerim, yapıp da yaptığımı hiç bir şekilde hatırlamadığım işler, bazen azalan tahammül, bazen sonsuz bir empati gücü. Hiç bir şeye yetememe, yetişememe duygusu... Bütün bunları yaşarken kuyruğu dik tutma çabaları, koy verirsem boğulurum korkusuyla hiç elimden bırakmadığım şakaya vurma ve ironi can simidimin bazen duyarsızlık - umursamazlık olarak algılanması. 

      Zordu her bir anı. Büyük kısmını atlattık gibi. Bundan sonrası için günler neler getirecek yaşayıp göreceğiz. 


     Yine görüşmek üzere...

25 Ağustos 2018

1101

               Bir süredir sağlıkla ilgili sıkıntılar yaşıyoruz. O yüzden keyfimiz yok. Ailecek genel bir moral bozukluğu hakim. Sıkıntılar ciddi ama neyse ki tedavi süreci devam ediyor ve düze çıkacağız. Umut güzel şey. Hele ki hastalıkta daha da önem kazanıyor. Bence iyi kötü bu süreçle başa çıkabilmemizde de faydası oldu. Neyse, güzel şeylerden söz edelim, güzel günler görelim.

            Yaklaşık üç haftadır yıllık izindeyim. Tatile çıkmadık bu sene. Ailemizin yanında olmak istedik. Moral de bozuk olunca çok tat alamayacağımızı da düşündük. Çünkü aklımızdaki düşünceleri, kaygıları, üzüntüleri de beraber götürdükten sonra tebdil-i mekan da fayda etmiyor. Ben de bu fırsattan  istifade evimle ilgilendim rahat rahat. Günler süren bir dolap temizliği süreci oldu mesela. Peki neden bu kadar uzun sürdü? Çünkü kendimi bitirmek için sıkmadım. Canım istediğinde bir kaç çekmeceyi topladım yatak odasındaki, ertesi gün oturma odası vitrinin birini boşalttım temizledim. Oradan çocuğun odasına geçtim, baza altına baktım. Açıkçası bir süre taşınıyor gibiydik. Her tarafta vermek, atmak, değerlendirmek ya da evin içinde yeni bir yer bulmak için ayırdığım eşyalar vardı. Sonunda hepsi yerini buldu bayram öncesi.  Bayram temizliğini de yapmış oldum öyle böyle. Eve ve kendime de zaman ayırmaya ihtiyacım 
vardı, iyi de geldi.

         Son beş altı izin günüm kaldı. Bundan sonra kitaplarımı düzenlemek istiyorum. "Okunacak" yığınlarımla "okuduklarım" biraz karışmış.  Hiç yeni kitabım yok gibi görünüyor bana ama eminim ki bir sürü bulacağım göz atabildiğimde.

        Evi düzenlerken bu kadar çok eşyayı ne ara biriktirdiğime şaştım en çok.  Bir de benim iki oda bir salon kutu gibi eve nasıl bir hangar ya da dipsiz kuyu gibi bu kadar ıvır zıvırı sığdırabildiğime. İşin ilginç yönü ise aslında en az son beş senedir, özellikle sadeleştirmeye çalışıyorum ev eşyasını/giysilerimi ve genel olarak hayatımı. Kullanmayacağım/beğenmediğim/istemediğim bir şeyi bedava bile olsa almıyorum. Misal, evde  bir nihale yetiyorsa bana ikinci hediye gelse başkasına veriyorum. Kıyafetleri sürekli ayıklıyorum. Sıkıldığım, artık kullanmak istemediğim ya da varlığını unuttuğum ne varsa uzaklaştırıyorum evden. Yine de tüm dolaplar, çekmeceler dolmuş. Düzenledikçe muazzam boyutta yer açıldı. İzin dönemlerini beklemeden dönem dönem bunu tekrarlamaya karar verdim ama bakalım uygulayabilecek miyim...

      Yine görüşmek üzere...

2 Ağustos 2018

1100

        Bugün çok yorulduğum bir gün oldu. Hem fiziksel hem de psikolojik açıdan. Yağmur yüklü bulutlar gibi hissediyorum kendimi, yükümü boşaltacak yer arıyorum da, buna ne mekan uygun ne de zaman... Nasıl güzel bir rüzgar esiyor halbuki, ruhumdaki tozu toprağı alıp götürecek cinsten.

        İstemiyorum şu an ne anlatmak, ne de dinlemek. Uzun muhabbetlere de hiç tahammülüm yok. Hayatın bize getirdiği bir sürü sürpriz oluyor. Kimi iyi, kimi kötü. Güzellikleri mutlulukla karşıladığımız gibi üzüntüleri de tevekkülle karşılamak gerekiyor.

        “Kalabalıklar içinde yalnız” diye içini boşalttığımız bir klişemiz vardır ya hani bizim. İşte bazen bu klişeyi dibine kadar yaşıyorum. Aslında hayat da böyle bir şey galiba. Yine görüşmek üzere...

8 Mart 2018

1099

Kaşlarını doğduğu günden beri hiç almamış  bir kadın olarak, ben bugün "kaş küsmesi" diye bir şeyin varlığını / öyle bir şey olduğunu öğrendim. Kirpik güçlendirme formüllerine bakarken öğrendiğim için, hala daha da ne olduğunu da anlamadım!


8 Mart Kadınlar Günü mesajım:

Kaşlarımız bizim en güzel süsümüzdür, küstürmeyin, onları üzmeyin! 

4 Mart 2018

1098

Sağanak yağış altında kasvetli ama bence güzel bir pazar günü.


15 Şubat 2018

1097 - EN ÇOK BENİ SEV



          Uzun zamandır bir kitaplık listesi yapıp en güncel halini de sürekli telefonuma kaydediyorum. O kadar çok kitap araştırıp, ödünç ya da satın alıp, okunacaklar listesi yapıyorum ve o kadar çok okuyorum ki, bir süre sonra almak istediğim kitap bende var mıydı, ödünç alıp da henüz okumadığım kitaplar arasında mıydı, okumak için  inceleyip de almadığım kitaplardan mıydı ya da okuduğum kitaplardan mıydı, karıştırmaya başladım. Liste yapmadan önce almak istediğim kitapları aldığımı unutup tekrar aldığım oldu bir kaç defa. Özellikle fuarda liste çok işime yaradı ama bu kitabın yazarında yanlışlık yapınca kaydederken,  listede yok zannedip bir daha almışım. Gerçi böyle durumlarda ikinci kitabı ablama hediye ediyorum boşa gitmiyor ama yine de aynı kitapları tekrar tekrar almamayı tercih ederim. 

       Neyse, Quinn benim sevdiğim ve eğlenceli bulduğum bir yazar. Romantik tarzda yazıyor ve kafa  boşaltmaya bire bir geliyor. Hikayelerin nasıl gelişeceği az çok belli tabi ki ama yine de sıkılmadan okuyorum. Tavsiyemdir.

5 Şubat 2018

1096 - KIRIK KALPLER TAMİRCİSİ



        Bir ara her okuduğum kitabı bloga da yazma kararı almıştım. Bir süre uyguladım da.  Sonradan ne olduysa tavsadı, yazmayı unuttum, kitabın resmini sonra bulur eklerim derken eklenecekler birikti ve bunu yapamadım. Geçenlerde aklıma gelince yine denemek istedim. Hazır yeni bir senenin de başlarındayken. Elimdeki hacimli seriyi bitirmiş tek tek kitaplarıma başlamışken. Bakalım bu sefer sistemi oturtabilecek miyim? 

      Bunu aklıma getiren biraz da kitap almadan önce mutlaka internetten hakkındaki yorumlara bakmam oldu. Çok Satanlar'ın bir numarası bile olsa fikir almadan satın almıyorum. Belki benim yazdıklarım da birilerinin işine yarar. 

      Bu bağlamda Kırık Kalpler Tamircisi'ne gelirsek... Ben  biraz yavan ve sığ buldum. Senate'nin okuduğum diğer iki kitabı da muhteşem değildi ama sevimli gelmişti bana. Gayet de okunabilirliği vardı ki Kırık Kalpler Tamircisi'ni de onları sevdiğim için almıştım. Yine de ileride başka bir kitabı daha çıkarsa bir şans daha tanırım Senate'ye. 

2 Şubat 2018

1095


           Zaman Çarkı serisini bitirdim bugün. Toplamda 12 bin 635 sayfa. İki ay yirmi gün sürdü. Burada olmadığım tüm günlerde kitap okuyordum. Serileri uzun soluklu olduğu, kahramanlarla bol zaman geçirip onları ayrıntılı tanıyabildiğim için seviyorum ama ne kadar çok bir arada olursam ayrılması da bir o kadar zor oluyor. Bunu daha başlamadan önce de düşünmüştüm. Bitince kendimi bir süre boşlukta hissedeceğimi biliyordum ama yine de okuma isteğim ağır bastı.

      Ev - iş ve kitap, son iki buçuk aylık hayatımın özeti olabilir. Hele bu son hafta izindeydim ve bakkala gitmek dışında evden çıkmadım. Telefonumun sesini kıstım, koydum bir kenara pek elime de almadım. Okudum, okudum, okudum sadece. Özellikle son iki gecedir de sabaha kadar oturdum, okudum. Normalde geceleri en geç on birde yatıp sabah altıda kalktığım için sabahlamak benim için çok  sıra dışı bir eylem oldu. Günlerce hiç çıkmayınca arada sıkıntı da bastı evin içinde,  ama bakkala gidip ekmek alınca geçen sıkıntılardı. Çıksam gezsem azıcık hava alsam diye düşündüğümde aslında büyük çaplı gezmeler istemediğimi fark ettim. Evi, yayılmayı, belli saatlerde belli bir şeyler yapmak zorunda olmamayı özlemişim.

           Sonuçta pazartesi iş başı yapacağım ve çok yoğun günler beni bekliyor, biliyorum. Okullar da açılacak bir yandan ve biz eski koşuşturmacamıza geri döneceğiz.

        En kısa sürede yine görüşmek üzere...


22 Aralık 2017

1094

      Son yazdığımdan bu yana çok uzun zaman geçmiş. Bunun sebebi okumaya başladığım kitap serisi. On dört kitaptan oluşuyor. Şu an 6. kitabını okuyorum. Her bir kitabı en az sekiz yüz sayfa, şu an okuduğum kitap ise 1.200 sayfa mesela. Tam 10 Kasım’da ilk kitabın kargodan gelmesiyle okumaya başladım. Yedi hafta olmuş başlayalı ve şimdi hesapladım toplamda 6000 sayfa okumuşum. Haftada yaklaşık 860 sayfa kadar.

       İlk kitabı elime aldığım tarihten beri başımı kaldırmadan okuyorum. Sabah servisi beklerken bir sayfa, öğle yemeğimi yerken iki sayfa... Sabah on dakika daha erken kalkmaya başladım okuyabilmek için. Ve o ciltli, tuğla büyüklüğünde ve ağırlığındaki kitabı her yere yanımda taşıyorum.
Seriyi ne zaman bitirebileceğimi ben de çok merak ediyorum. Bir süre daha buralarda olmayabilirim...

9 Ekim 2017

1092

       Bizim evde eğer ki Paris’ten vııyk diye bir ses çıkıyorsa, bilmek gerekir ki biri kuyruğuna ya da patisine basmıştır ve o kişi de çoğunlukla benimdir. Genelde bir telaş, bir şeyler yetiştirmeye ya da bir yerlere yetişmeye çalışarak ev işi yaptığımdan, ortalıkta dolanıp dağınıklığı toplamaya çalıştığımdan, bu arada da Paris pür merak peşimde dolaştığından en çok onunla çarpışıyoruz ev içinde. Her seferinde bir yerine bir şey olacak diye korkuyorum, ondan mutlaka özür diliyorum, iyi mi diye bir kaç dakika gözlemliyorum ama o kaza eseri patisine bastığıma inanmadığından kızıyor ya da küsüyor bana. Bazen de gelip bir pati atıyor, hırsını almak için uğraşıyor illa ki. Onun bu halleri güldürüyor beni.  Dört yaşında bir çocuk misali. Zaten bazen diyorum, büyüğü 16, küçüğü 4 yaşında diye:0).

       On sekiz yaşları civarındayken ilerde  bir sabah, mesela otuz yaşıma bastığımda, dolabımdaki bütün kotları, sırt çantalarını, spor ayakkabıları atıp klasik  ya da “anne” stili giyinmeye başlayacağımı, bunun bir zorunluluk olduğunu düşünürdüm. Halbuki şimdi otuz yedi yaşındayım ve  spor ayakkabı, kot pantolon, klasik gömlek - ceket üzerine eskimiş görünümlü sırt çantamı takıp işe gidebiliyorum. Ve bu klasik gömlek - ceket düzenliliğinde o eskimiş sırt çantası içimdeki  “asi”yi mutlu ediyor. Sanki tüm dünyaya başkaldırımı ayağımdaki spor ayakkabı ya da kot pantolonla yapabiliyormuşum gibi geliyor.

         Sekiz yüz sayfalık bir kitabı bitirdim bu sabah. Çok da çok beğenmedim de. Şimdi onun tarzında bir kitap daha var elimde yedi yüz seksen sayfa. Başlasam mı başka kitaba mı geçsem karar veremedim. Şöyle biraz okuyup beğenmezsem zorlamayacağım. Kitap fuarı hazırlıklarına başladım yavaştan. Okunacak kitap listelerimi, alınacakları ve elimdekileri düzenliyorum. 4 kasım başlangıç tatihi, bir aydan az bir süre kaldı.

         Sonra yine görüşmek üzere...