14 Şubat 2026

Şubatın On Dördü - 2026

   Son aşklarımı sizinle de paylaşmak istedim. Markaları görünmüyor da yine de yazayım, reklam değil. Gittim parasıyla çatır çatır aldım :O). İçleri boş, kullanmayacağım belki de bir süre ama çok tatlılar. Gözümün önünde olmalarını seviyorum. Çalışma odasında duruyorlardı bir süredir, dün mutfağa aldım. 

   Eski objelere bayılıyorum. Eskitilmiş objelere de bayılıyorum. Taş tozundan eskitilmiş görünümlü obje yapma denemelerim de oluyor ama tekniğe daha hakim değilim. Tam istediğim sonucu alamıyorum. İstediğim gibi olduklarında sizinle de paylaşacağım.

  Geçen hafta implantların altıncı ay kontrolü vardı. Bir sorun yok, gayet iyiler. Dişçiye gideceğim zaman, bu sadece bir kontrol bile olsa, o kadar çok sıkıyorum ki kendimi eve döndüğümde on saat taş taşımış gibi oluyorum. Günler öncesinden de stres yapmaya başlıyorum. Kafamın bir yerinde "dişçi" alarmı çalıyor sanki sürekli. Durmaksızın, hiç susmadan. Kontrol bittiğinde de çok rahatlıyorum. Bir sorun olmadıkça - ki hiç olmaz umarım - dişçiyle hiçbir işim gücüm kalmadı artık, çok mutluyum. Sadece hepten aykırı çıkan bir 20'lik dişim vardı. Çekilmesi gerekiyordu. Ona da baktı. Beklemeye devam edelim dedi. Ağrı sızı yapmıyorsa, ki yapmıyor, durabildiği kadar dursun dedi. Benim hiç acelem yok zaten çekilmesi için, durabildiği kadar duracak olması da ayrı mutlu etti. Sonuçta gerim gerim gerildiğim bir dönemi daha huzurla atlatmış oldum :O). 

  Bir online günlüğüm olsa diye düşündüğümü fark ettim geçen gün. Bir saniye sonra aklıma geldi, e var zaten :O). Blogumu nasıl unutabildim hiç bilmiyorum. O an kafam başka yerdeydi büyük ihtimalle. 

  Taa Paris'in zamanından beri kedi kalorifer yataklarına bayılıyorum. Hep onlarda gözüm vardı ama kaç kere baksam da almaktan hep son anda vazgeçiyordum. Geçenlerde baktım Hektor çamaşır serdiğim zaman kalorifer peteğinin üzerinde yatmayı seviyor. Çamaşır yokken tercih etmiyor, sıcaklıkla beraber o yumuşaklığı da istiyor demek ki. Neyse, bunu görünce ben yine kalorifer yataklarına bakmaya başladım. Aldım da. Dün geldi ama bizimki şu an için çok yüz vermedi. Biraz kokladı, indi gitti. Merakla takip ediyorum alışacak mı, sevecek mi, yatacak mı diye. Ona biraz zaman tanımaya karar verdim. Kokusu yabancı gelmesin diye bir giysimi de koydum yatağa. Çok başında durup çocuğu da germemeye çalışıyorum ama bir gözüm hep üzerinde. Sevip de yatarsa size de fotoğraf atacağım. 

  Yine görüşmek üzere. 

5 Şubat 2026

Şubatın Beşi - 2026

     Hayatın hay huyunda, günlerin koşturmacasında zaman akıp gidiyor. Buraya çok sık uğrayamıyorum. Kafam hep bir şeylerle dolu. Hep yapacak işlerim var. Yavaş yavaş her şeyi bir düzene oturtuyorum aslında ama bazı şeyler için de biraz daha zamana ihtiyacım var. 

    2019 - 2020'de ablamın hastalığı döneminde bir yandan iyileşince tam zamanlı bir işe dönmesinin zor olacağını düşünerek, ben de işten çıkarsam bana da bir alternatif olsun diyerek kendi markamızı, el işi ürünler satarak kurmaya karar vermiştik. Çalışmalarımıza başladık, İnstagram sayfamıza ürün yüklüyorduk. Annem dikiyordu, ben fotoğraflıyordum, ablam fikir desteği sağlıyordu. Kanser dışında hayatımızda bir konu oluyordu, annem dikmekle uğraşıp biraz kafasını dağıtıyordu, yeni şeyler öğreniyorduk. Adım adım ilerliyorduk derken ablamı kaybettik. O gidince, hesaba onu kaybettiğimizi yazdım, ürünlerin hepsini toplayıp bir kenara kaldırdım, bir daha da elim değmedi onlara. Kolum kanadım kırıldı. Sonra sonra İşten ayrılınca Dolap hesabından satış yapmaya başladım ama el işi ürünler hala kaldırdığım yerdeydi. İnstagram hesabında son gönderi duruyordu. Bambaşka şeylere yönelip onlara dokunamadım hiç. Onsuz geçen üç yıl...Bütün temelleri birlikte attık. Bir yanım diyor ki, giden sen olsaydın devam etmesini isterdin, bir yanım diyor ki, hiç elleme bırak böyle kalsın. Bilmiyorum. Bugün bir dönüp bakayım dedim ama biraz ağır geldi galiba. Hemen bir karar almak zorunda değilim diye düşünerek duygularımı sizinle paylaşmaya geldim.

  Yine görüşmek üzere...