31 Temmuz 2009
26 Temmuz 2009
Bugün oğlumu İstanbul'a uğurladım. Allah bizi kavuştursun. Çok değil iki üç gün sonra geri dönecek ama yine de zor ayrı kalmak. İlk şehir dışı ayrılığımız bu. Amcası buradaydı geçen hafta boyunca. Bugün döndü. Atahan da onunla beraber annemlere gitti. Çarşamba günü geleceklerdi zaten. Gerçi bilmiyorum gelirler mi artık Atahan'ı bulunca :O). Ablamlar da orada ya bu hafta sonu, hem teyzesiyle eniştesini de görmüş olacak. Annemler bu gece Çarli'nin doğum günün kutlayacaklardı hep beraber. Dayısını da görme şansı olacak büyük ihtimalle. Ben gidemiyorum (ki herkes nasıl burnumda tütüyor anlatamam) benim yerime oğlum görüşsün en azından...
Onları geçirdikten sonra eve döndüm. Beyazları koydum makineye. Bitince renkliler de yıkanacak. Bir ara da hafta içi yıkananlar ütülenecek. Biraz ortalık toparlanacak. Biraz etraf süpürülecek. Biraz dinlenilecek. Yarın yine iş var zaten. Geçen hafta içi bir akşam gittim mayo aldım kendime. Geçen senekiyle aynı modelden ama o kahverengiydi bu batik- mavili yeşilli. Bir de geçen seneki 46 bedendi, bu 38.
Herkes son zamanlarda daha da çok zayıfladığımı söylüyor. Ben farkında değilim. İşe başlayalı beri bir kilo daha verdim; bir kilo o kadar çok fark etmez aslında. Elli beş kiloyum şu an. En son bir ay önce aldığım kot da bollaştı ona sinir oluyorum en fazla. Fırsat bulursam terziye götürüp darlaştırtacağım onu. Biraz kilo al artık daha fazla verme diyorlar. Yiyorum ben öyle rejim falan yapıyor da değilim ama işe başladığımdan beri harcadığım enerji fazlalaştı, yemek yemem de biraz azaldı. Sabah altı buçukta bir dilim ekmeğe reçel ya da çikolata (sarelle, şokella,vb.) sürerek kahvaltı ediyorum. Bazen bir bardak da nescafe içiyorum. Öğlen on iki - bir arası yemek yiyorum yemekhanede, o gün ne çıktıysa. Yemekler genelde güzel oluyor. On günde bir browni yapıyorlar mesela, tek geçerim onu. Daha önce hiçbir yerde bu kadar güzelini yememiştim. Hem tadı güzel, hem de gerçekten ıslak oluyor. Browni görünümlü kuru kek falan gibi değil. Neyse, çıktıktan sonra eve geldiğimde yediye doğru akşam yemeğimi yiyorum. Genelde biraz döner oluyor evde dükkandan gelen, ondan ve üzerine de bol meyve yiyorum. İşteyken öğün aralarında atıştırma şansım pek olmuyor. Bazen çay ya da kahve içmeye bile fırsatım olmuyor. Suyum var sürekli yanımda, bol bol su içiyorum.
Sert sulu elmaların çıkmasını bekliyorum şimdi. Şu an pazarda hafif mayhoş elmalar var, onları da yerim de pek de sevmem aslında. Elma çıktığında çantama atacağım, işte de boşluk bulduğum her an bir iki ısırık alacağım :O) Arada doktorlara, gelen giden hastalara da ikram ederim bir ısırık elma, canları çekmesin diye :O) Cuma günü işten sonra pazara uğradım, kırmızı etli biberlerden aldım bir kilo, bir kilo da patlıcan, eve döndüğümüzde saat on ikiye yaklaşıyordu ama onları attım fırına yine de. Ertesi sabah da salata yaptım, kahvaltı niyetine o salatadan yedim. Bir gün önce de karpuz yemiştim kahvaltı olarak. Normalde pek sabahın altı buçuğunda yenilecek şeyler değil ama canım isteyince yemek zorundayım yoksa akşamın yedisine kadar beklemek gerekiyor. Bazen işten çıkınca çarşıya ya da kayınvalideme uğrayıp eve geç de döndüğümden günler geçiyor ve o canımın çektiklerinden yiyemiyorum. Günlerce bekleyip dolapta bozuldukları da oluyor. O yüzden aklıma geldiğinde, fırsatım da varsa saate falan bakmadan yiyorum :O)
Yine görüşmek üzere...
Onları geçirdikten sonra eve döndüm. Beyazları koydum makineye. Bitince renkliler de yıkanacak. Bir ara da hafta içi yıkananlar ütülenecek. Biraz ortalık toparlanacak. Biraz etraf süpürülecek. Biraz dinlenilecek. Yarın yine iş var zaten. Geçen hafta içi bir akşam gittim mayo aldım kendime. Geçen senekiyle aynı modelden ama o kahverengiydi bu batik- mavili yeşilli. Bir de geçen seneki 46 bedendi, bu 38.
Herkes son zamanlarda daha da çok zayıfladığımı söylüyor. Ben farkında değilim. İşe başlayalı beri bir kilo daha verdim; bir kilo o kadar çok fark etmez aslında. Elli beş kiloyum şu an. En son bir ay önce aldığım kot da bollaştı ona sinir oluyorum en fazla. Fırsat bulursam terziye götürüp darlaştırtacağım onu. Biraz kilo al artık daha fazla verme diyorlar. Yiyorum ben öyle rejim falan yapıyor da değilim ama işe başladığımdan beri harcadığım enerji fazlalaştı, yemek yemem de biraz azaldı. Sabah altı buçukta bir dilim ekmeğe reçel ya da çikolata (sarelle, şokella,vb.) sürerek kahvaltı ediyorum. Bazen bir bardak da nescafe içiyorum. Öğlen on iki - bir arası yemek yiyorum yemekhanede, o gün ne çıktıysa. Yemekler genelde güzel oluyor. On günde bir browni yapıyorlar mesela, tek geçerim onu. Daha önce hiçbir yerde bu kadar güzelini yememiştim. Hem tadı güzel, hem de gerçekten ıslak oluyor. Browni görünümlü kuru kek falan gibi değil. Neyse, çıktıktan sonra eve geldiğimde yediye doğru akşam yemeğimi yiyorum. Genelde biraz döner oluyor evde dükkandan gelen, ondan ve üzerine de bol meyve yiyorum. İşteyken öğün aralarında atıştırma şansım pek olmuyor. Bazen çay ya da kahve içmeye bile fırsatım olmuyor. Suyum var sürekli yanımda, bol bol su içiyorum.
Sert sulu elmaların çıkmasını bekliyorum şimdi. Şu an pazarda hafif mayhoş elmalar var, onları da yerim de pek de sevmem aslında. Elma çıktığında çantama atacağım, işte de boşluk bulduğum her an bir iki ısırık alacağım :O) Arada doktorlara, gelen giden hastalara da ikram ederim bir ısırık elma, canları çekmesin diye :O) Cuma günü işten sonra pazara uğradım, kırmızı etli biberlerden aldım bir kilo, bir kilo da patlıcan, eve döndüğümüzde saat on ikiye yaklaşıyordu ama onları attım fırına yine de. Ertesi sabah da salata yaptım, kahvaltı niyetine o salatadan yedim. Bir gün önce de karpuz yemiştim kahvaltı olarak. Normalde pek sabahın altı buçuğunda yenilecek şeyler değil ama canım isteyince yemek zorundayım yoksa akşamın yedisine kadar beklemek gerekiyor. Bazen işten çıkınca çarşıya ya da kayınvalideme uğrayıp eve geç de döndüğümden günler geçiyor ve o canımın çektiklerinden yiyemiyorum. Günlerce bekleyip dolapta bozuldukları da oluyor. O yüzden aklıma geldiğinde, fırsatım da varsa saate falan bakmadan yiyorum :O)
Yine görüşmek üzere...
25 Temmuz 2009
İYİ Kİ DOĞDUN ÇARLİ :0)
Bugün Çarli'nin doğum günü...
Pek çaktırmam kendisine ama o benim için çok özeldir ve değerlidir aslında. Uzakta da olsak benden desteğini hiç bir zaman esirgemez. Abi demesem de ona (aramızda sadece bir yaş olduğu için) abimdir. Onun varlığı her zaman güven verir bana. Akıl danışırım bazen ona ya da fikir paylaşımlarında bulunurum çünkü düşüncelerine çok önem veririm.
Kendisine anlatmadım bunu ama sınav zamanı televizyona çıktığında onu görünce "ayy, yavrum benim, kıyamam, ne kadar da tatlı" diye ekrandan onu sevmişliğim vardır. Gurur duyarım başarılarıyla. Abim de rehber öğretmen diye hava atardım eskiden şimdi ona bir de müdür yardımcılığı eklendi :O)
Atahan da deli olur dayısı için, Fhm eniştesinin de bir tanecik kayınçosudur. Daha başka ne diyebilirim ki, iyi ki doğdun Çarli, iyi ki varsın... Nice mutlu senelere...
Doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ediyorum. Hepiniz beni çok mutlu ettiniz. Kutlamalar bir gün öncesinden tarihi erken hatırlayan bir arkadaşımın telefonuyla başladı. Ertesi sabah yediyi çeyrek geçe tam ben evden işe gitmek için çıkarken babam aradı. Onun sayesinde günüm çok güzel başladı :O) İş yerinde de önce Biyo'nun mesajını gördüm, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle dolaştım uzunca bir süre :O) Sonra da ablamın çiçeği geldi ve o sabah yerim de değiştiğinden tüm hastanede beni aradıklarından herkes öğrenmiş oldu doğum günüm olduğunu:O) Bilmeyenler de akşam çıkışta elimde çiçeği görünce öğrendi :O) Hiç beklemiyordum öyle bir şey harika bir sürpriz oldu çiçek bana. Bu sene aldığım en güzel (ve aslında tek) doğum günü hediyesiydi. Servisteyken annemle, teyzemle, eniştemle, S. teyzeyle konuştuk, bir fasıl da onlar kutladı... En son işten çıkmamı bekleyen Çarli de arayınca her şey tamam oldu...
Akşam için herhangi bir planımız yoktu, kayınvalideme gittim ben de hani olur da en azından bir pasta almışlardır diye. Eh, onlar almamıştı benim de kendi kendime pasta alasım hiç yoktu, zaten yorgun da olduğumdan, uzanıp dinlendim ve kitap okudum... Annemler geldiğinde bir posta da onlarla hem benim, hem Atahan'ın doğum gününü kutlamayı planladığımızdan çok da dert de etmedim açıkçası.
Ablamın yazısını da gece eve geldikten sonra okuyabildim ancak ve yazı da, yapılan yorumlar da çok hoşuma gitti. Tek tek cevap yazacaktım herkese ama yorgun olduğumdan ertesi sabaha bıraktım yazma işini, ertesi sabah da yazmaya vaktim kalmadı, işten dönünce yazarım derken cevap veremedim onlara ve buradaki yorumlara ama her biri ayrı ayrı çok değerli benim için...
Bu arada hazır Çarli'nin de doğumgünüyken üçümüzle ilgili ortak anılara değinmek gerekirse, ablamın o yazısında da anlattığı gibi Strangers in the Night' ı Türkçe'ye "gece karanlık öcüler geliyor" diye çevirerek söyleyerek korkuturdu bizi :O) Bir de yere iki elimizi koyup, bir tekerleme söyleyerek oynattığı bir oyun vardı tekerlemesini hatırlayamadım ama çok severdik o oyunu. Bir keresinde de kırılan bir oda kapısının boş cam çerçevesinde ablamın bir arkadaşıyla kukla oynatıp bizi eğlendirdiğini hatırlıyorum hayal meyal... Bütün bu anılarımda yanımda Çarli de vardı... Ablam da yarı anne, yarı abla, belli bir yaştan sonra arkadaş ve sırdaş olarak bize eşlik ederdi. İşte onlara sahip olduğum ve bir sürü iyi - kötü hatıramı onlarla paylaşabildiğim için benim çocukluğum çok güzel geçti...
Pek çaktırmam kendisine ama o benim için çok özeldir ve değerlidir aslında. Uzakta da olsak benden desteğini hiç bir zaman esirgemez. Abi demesem de ona (aramızda sadece bir yaş olduğu için) abimdir. Onun varlığı her zaman güven verir bana. Akıl danışırım bazen ona ya da fikir paylaşımlarında bulunurum çünkü düşüncelerine çok önem veririm.
Kendisine anlatmadım bunu ama sınav zamanı televizyona çıktığında onu görünce "ayy, yavrum benim, kıyamam, ne kadar da tatlı" diye ekrandan onu sevmişliğim vardır. Gurur duyarım başarılarıyla. Abim de rehber öğretmen diye hava atardım eskiden şimdi ona bir de müdür yardımcılığı eklendi :O)
Atahan da deli olur dayısı için, Fhm eniştesinin de bir tanecik kayınçosudur. Daha başka ne diyebilirim ki, iyi ki doğdun Çarli, iyi ki varsın... Nice mutlu senelere...
Doğum günümü kutlayan herkese çok teşekkür ediyorum. Hepiniz beni çok mutlu ettiniz. Kutlamalar bir gün öncesinden tarihi erken hatırlayan bir arkadaşımın telefonuyla başladı. Ertesi sabah yediyi çeyrek geçe tam ben evden işe gitmek için çıkarken babam aradı. Onun sayesinde günüm çok güzel başladı :O) İş yerinde de önce Biyo'nun mesajını gördüm, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle dolaştım uzunca bir süre :O) Sonra da ablamın çiçeği geldi ve o sabah yerim de değiştiğinden tüm hastanede beni aradıklarından herkes öğrenmiş oldu doğum günüm olduğunu:O) Bilmeyenler de akşam çıkışta elimde çiçeği görünce öğrendi :O) Hiç beklemiyordum öyle bir şey harika bir sürpriz oldu çiçek bana. Bu sene aldığım en güzel (ve aslında tek) doğum günü hediyesiydi. Servisteyken annemle, teyzemle, eniştemle, S. teyzeyle konuştuk, bir fasıl da onlar kutladı... En son işten çıkmamı bekleyen Çarli de arayınca her şey tamam oldu...
Akşam için herhangi bir planımız yoktu, kayınvalideme gittim ben de hani olur da en azından bir pasta almışlardır diye. Eh, onlar almamıştı benim de kendi kendime pasta alasım hiç yoktu, zaten yorgun da olduğumdan, uzanıp dinlendim ve kitap okudum... Annemler geldiğinde bir posta da onlarla hem benim, hem Atahan'ın doğum gününü kutlamayı planladığımızdan çok da dert de etmedim açıkçası.
Ablamın yazısını da gece eve geldikten sonra okuyabildim ancak ve yazı da, yapılan yorumlar da çok hoşuma gitti. Tek tek cevap yazacaktım herkese ama yorgun olduğumdan ertesi sabaha bıraktım yazma işini, ertesi sabah da yazmaya vaktim kalmadı, işten dönünce yazarım derken cevap veremedim onlara ve buradaki yorumlara ama her biri ayrı ayrı çok değerli benim için...
Bu arada hazır Çarli'nin de doğumgünüyken üçümüzle ilgili ortak anılara değinmek gerekirse, ablamın o yazısında da anlattığı gibi Strangers in the Night' ı Türkçe'ye "gece karanlık öcüler geliyor" diye çevirerek söyleyerek korkuturdu bizi :O) Bir de yere iki elimizi koyup, bir tekerleme söyleyerek oynattığı bir oyun vardı tekerlemesini hatırlayamadım ama çok severdik o oyunu. Bir keresinde de kırılan bir oda kapısının boş cam çerçevesinde ablamın bir arkadaşıyla kukla oynatıp bizi eğlendirdiğini hatırlıyorum hayal meyal... Bütün bu anılarımda yanımda Çarli de vardı... Ablam da yarı anne, yarı abla, belli bir yaştan sonra arkadaş ve sırdaş olarak bize eşlik ederdi. İşte onlara sahip olduğum ve bir sürü iyi - kötü hatıramı onlarla paylaşabildiğim için benim çocukluğum çok güzel geçti...
20 Temmuz 2009
İYİ Kİ DOĞDUM :O)
Bugün benim doğum günüm... 20 temmuz 1980. An itibariyle 29 yaşından gün almaya başlamış oluyorum...
Otuza bir kala aynen yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibiyim... Buraya yazmadım hatta annemlere falan da söylemedim ama saçlarımı kestirdim on beş gün önce. Şimdi yazarken de şunu fark ettim ki ben söylemezsem annemlerin, ablamların saçlarımı kestirdiğimi bilmeleri imkansız... Burada hiç alakam olmayan insanlar görebiliyorlarken son halimi, sevdiklerimin bilmeleri için ancak fotoğraf koymam ya da söylemem gerekiyor. Kötü bir durum...
Dün sabah pazardı, benim tatil günümdü ama sabah altıda uyandım. Anneannemi görüyordum rüyamda. Aslında başka bir rüya görürken araya görüntülü bağlantı alındı sanki yani o rüya yarıda kesildi ve ben anneannemi gördüm. Doğum günümü kutladı. Çok güzel, daha önce hiç duymadığım neşeli bir türkü söyledi bana kendi sesiyle. O sırada uyandım, gülüyordum. Sonra onu ne kadar çok özlediğimi fark edip yarım saat kadar ağladım. Türkü aklımdaydı ilk kalktığımda ama sonra kanepede tekrar uyuya kalınca unuttum. Şimdi sadece çok neşeli bir türkü olduğunu ve daha önce hiç duymadığımı hatırlıyorum. O öldüğünden beri her sene doğum günüm biraz buruk geçiyor çünkü doğum günlerimde sabah erkenden arar ilk o kutlardı beni. Bunu hiç sektirmezdi. Onun ardından en çok özlediğim şey onun kutlama telefonları oldu ve hiç alışamadığım da onun aramayacak olmasıydı.
Bunun dışında günlerim genelde birbirinin aynı geçiyor. Evden işe, işten eve. Çok sıcak buralar. Rüzgar bile esmiyor ki bu Çanakkale için olağan dışı bir durum aslında.
Son dört gündür kadın doğum polikliniğindeydim. Yerimi değiştirmezlerse bir süre daha orada kalacağım gibi. İşe alıştım artık. Belli bir düzen oturttuk. Genelde her pazartesi zor geliyor çalışmak, cumartesiler yarım gün olduğu için en çok o günü seviyorum :O) Evraklarımı da teslim ettim. Gerçi ettim de ne oldu bilmiyorum ama en azından deneme sürem bitti artık.
Aslında yazasım vardı ama nedense yazmaya başlayınca tıkandım... İyi ki doğmuşum diyorum kendime... Arada zor ve kötü günler olsa da yaşamak genelde güzel :O) Bir de benim gibi sevdikleriyle çevriliyse insan, değer verildiği hissettiriliyorsa kendisine, kişiliğine ve duruşuna saygı duyulduğunu görüyorsa, hayat daha da güzel :O)
Otuza bir kala aynen yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibiyim... Buraya yazmadım hatta annemlere falan da söylemedim ama saçlarımı kestirdim on beş gün önce. Şimdi yazarken de şunu fark ettim ki ben söylemezsem annemlerin, ablamların saçlarımı kestirdiğimi bilmeleri imkansız... Burada hiç alakam olmayan insanlar görebiliyorlarken son halimi, sevdiklerimin bilmeleri için ancak fotoğraf koymam ya da söylemem gerekiyor. Kötü bir durum...
Dün sabah pazardı, benim tatil günümdü ama sabah altıda uyandım. Anneannemi görüyordum rüyamda. Aslında başka bir rüya görürken araya görüntülü bağlantı alındı sanki yani o rüya yarıda kesildi ve ben anneannemi gördüm. Doğum günümü kutladı. Çok güzel, daha önce hiç duymadığım neşeli bir türkü söyledi bana kendi sesiyle. O sırada uyandım, gülüyordum. Sonra onu ne kadar çok özlediğimi fark edip yarım saat kadar ağladım. Türkü aklımdaydı ilk kalktığımda ama sonra kanepede tekrar uyuya kalınca unuttum. Şimdi sadece çok neşeli bir türkü olduğunu ve daha önce hiç duymadığımı hatırlıyorum. O öldüğünden beri her sene doğum günüm biraz buruk geçiyor çünkü doğum günlerimde sabah erkenden arar ilk o kutlardı beni. Bunu hiç sektirmezdi. Onun ardından en çok özlediğim şey onun kutlama telefonları oldu ve hiç alışamadığım da onun aramayacak olmasıydı.
Bunun dışında günlerim genelde birbirinin aynı geçiyor. Evden işe, işten eve. Çok sıcak buralar. Rüzgar bile esmiyor ki bu Çanakkale için olağan dışı bir durum aslında.
Son dört gündür kadın doğum polikliniğindeydim. Yerimi değiştirmezlerse bir süre daha orada kalacağım gibi. İşe alıştım artık. Belli bir düzen oturttuk. Genelde her pazartesi zor geliyor çalışmak, cumartesiler yarım gün olduğu için en çok o günü seviyorum :O) Evraklarımı da teslim ettim. Gerçi ettim de ne oldu bilmiyorum ama en azından deneme sürem bitti artık.
Aslında yazasım vardı ama nedense yazmaya başlayınca tıkandım... İyi ki doğmuşum diyorum kendime... Arada zor ve kötü günler olsa da yaşamak genelde güzel :O) Bir de benim gibi sevdikleriyle çevriliyse insan, değer verildiği hissettiriliyorsa kendisine, kişiliğine ve duruşuna saygı duyulduğunu görüyorsa, hayat daha da güzel :O)
10 Temmuz 2009
Bugün benim kuzumun doğum günü :O)
2001 senesinde bu saatlerde ben mışıl mışıl uyuyordum, karnım burnumdaydı. Bütün aile, eş dost, akrabalar, komşular gece gündüz benden haber bekliyordu. Ben de normal doğumu bekliyordum. Günler geçiyordu ama bir türlü sancı mancı, doğumun yakın olduğuna dair bir işaret gelmiyordu. Kırk birinci haftanın bitimine doğru doktora kontrole gittiğimizde " Bu çocuğun geleceği yok, artık sıkıntıya girecek, tehlikeli olmaya başladı, biraz iri de bir bebek, sezeryenle alacağız" demişti. Sonuçta sabah acaba bugün sancı gelecek mi derken öğleden sonra ameliyata almışlardı ve dört kilo iki yüz gram, 52 cm olarak Atahan dünyaya gelmişti... 21 yaşındaydım :O)
Hep bebek kalacak gibi gelirdi... İleriki yaşlarını düşünemezdim hiç... Tek derdim emmesi, gazı, bezi, minicik kıyafetlerinin yıkanmasıydı...
Şimdi 28. yaşımın son günlerini yaşarken ben, oğlum dokuzuncu yaşından gün almaya başlayacak... Artık yemesi içmesi dert değil de, sokakta oynarken başına bir şey gelir mi, derslerini yeterince çalışıyor mu, dürüst, erdemli bir çocuk mu, benim ona kazandırmak istediğim değerlere sahip mi, arkadaşlarıyla ilişkileri nasıl diye düşünüyorum...
Doğum günün kutlu olsun oğlum, nice senelere :O) Ya da senin dediğin gibi:
HEPİ BÖRTLEK TU YU :o)
2001 senesinde bu saatlerde ben mışıl mışıl uyuyordum, karnım burnumdaydı. Bütün aile, eş dost, akrabalar, komşular gece gündüz benden haber bekliyordu. Ben de normal doğumu bekliyordum. Günler geçiyordu ama bir türlü sancı mancı, doğumun yakın olduğuna dair bir işaret gelmiyordu. Kırk birinci haftanın bitimine doğru doktora kontrole gittiğimizde " Bu çocuğun geleceği yok, artık sıkıntıya girecek, tehlikeli olmaya başladı, biraz iri de bir bebek, sezeryenle alacağız" demişti. Sonuçta sabah acaba bugün sancı gelecek mi derken öğleden sonra ameliyata almışlardı ve dört kilo iki yüz gram, 52 cm olarak Atahan dünyaya gelmişti... 21 yaşındaydım :O)
Hep bebek kalacak gibi gelirdi... İleriki yaşlarını düşünemezdim hiç... Tek derdim emmesi, gazı, bezi, minicik kıyafetlerinin yıkanmasıydı...
Şimdi 28. yaşımın son günlerini yaşarken ben, oğlum dokuzuncu yaşından gün almaya başlayacak... Artık yemesi içmesi dert değil de, sokakta oynarken başına bir şey gelir mi, derslerini yeterince çalışıyor mu, dürüst, erdemli bir çocuk mu, benim ona kazandırmak istediğim değerlere sahip mi, arkadaşlarıyla ilişkileri nasıl diye düşünüyorum...
Doğum günün kutlu olsun oğlum, nice senelere :O) Ya da senin dediğin gibi:
HEPİ BÖRTLEK TU YU :o)
06 Temmuz 2009
Bugün ilk pazartesi sendromumu da yaşadım, herkese hayırlı uğurlu olsun :O) Hiç canım istemedi çalışmak, aksi gibi de çok yoğunduk, yüz hasta geldi gün içinde. Nefes almaya vaktimiz yoktu... Bir de ben hala deneme süresi içindeyim, şu kağıtlarım da yapılsa motivasyonum artacak, yapılmadıkça hala daha kendimi oraya ait hissedemiyorum. Misafirmişim gibi geliyor :O) Çıkıp gitsem kimse bir şey diyemez ya da karışamaz gibi çünkü kağıt üzerinde hiçbir yerde adım geçmiyor. Doktorun odası klimalı ama bizim durduğumuz koridor sıcak, bir ara öğleden sonra sıcaktan, bir ağırlık çöktü üzerime, bir rehavet bastırdı. Zaten canım istemiyordu çalışmak, tam oldu...
Bir çok şeyi öğrendim ama daha bilmediğim bir sürü şey de var. Onları da yavaş yavaş öğreniyorum, aslında bugün daha beşinci iş günümdü ama ben biraz sabırsızım herhalde, her şeyi hemen öğrenmek istiyorum. Bilmediğim şeyler ortaya çıkınca da üzülüyorum. Olaya hakim olmak istiyorum, bilmiyorum demek ağır geliyor. Ortopedi çok yoğun olduğundan her şeyi öğretmeye de herkesin fırsatı olmuyor. Mümkün olduğunca soruyorum bilmediğim işlemleri ben yapayım da öğreneyim istiyorum. Bir yandan da yanlış yapmaktan korkuyorum bazen çünkü benim eksik bıraktığım ya da yanlış yaptığım bir evrak yüzünden hasta tekrar hastaneye gelsin, ilacını alamasın, raporunu kullanamasın istemiyorum. Bazen hasta soruyor mesela, tamam mı bu reçete şimdi, gidip ilacımı alabilir miyim, diye. Çaktırmadan soruyorum ben de, tamam olması gerek ama sizin gözünüze çarpan bir eksik mi var, diye :O) Yok, deyince, güya gösteriyorum, işte mührü tamam, imzalamış doktor bey, adınız ve protokol numaranız yazıyor, eksiği yok diye, böylece kendim de kontrol etmiş oluyorum tekrar :O)
Aslında, işin en yorucu ve bıktırıcı kısmı her gün sayısı yüzü bulan ya da yetmiş-seksenden aşağıya düşmeyen kişiye dert anlatmak, tek tek ilgilenmek, yardımcı olmak ama o bana zor gelmiyor nedense... En çok sevdiğim kısmı bu hatta, yardımcı olmak, yüzlerini güldürmek. Bu benim işim, ben bunun için para alacağım ileride inşallah ama onların teşekkürleri, minnettarlıklarını dile getirmeleri hoşuma gidiyor.
Biraz da şu hassiyeti bir kenara bırakabilsem daha iyi olacak. Biraz daha rahat olmalıyım belki de. Alacağım parayı sonuna kadar hak etmeliyim duygusu ağır basıyor bende. Yapamadığım şeyler, bilemediğim işlemler olduğunda da işimin hakkını veremediğim için rahatsız oluyorum.
Günden güne iyiye gidiyor aslında her şey. Bunu kendime arada hatırlatmalıyım...
Bir çok şeyi öğrendim ama daha bilmediğim bir sürü şey de var. Onları da yavaş yavaş öğreniyorum, aslında bugün daha beşinci iş günümdü ama ben biraz sabırsızım herhalde, her şeyi hemen öğrenmek istiyorum. Bilmediğim şeyler ortaya çıkınca da üzülüyorum. Olaya hakim olmak istiyorum, bilmiyorum demek ağır geliyor. Ortopedi çok yoğun olduğundan her şeyi öğretmeye de herkesin fırsatı olmuyor. Mümkün olduğunca soruyorum bilmediğim işlemleri ben yapayım da öğreneyim istiyorum. Bir yandan da yanlış yapmaktan korkuyorum bazen çünkü benim eksik bıraktığım ya da yanlış yaptığım bir evrak yüzünden hasta tekrar hastaneye gelsin, ilacını alamasın, raporunu kullanamasın istemiyorum. Bazen hasta soruyor mesela, tamam mı bu reçete şimdi, gidip ilacımı alabilir miyim, diye. Çaktırmadan soruyorum ben de, tamam olması gerek ama sizin gözünüze çarpan bir eksik mi var, diye :O) Yok, deyince, güya gösteriyorum, işte mührü tamam, imzalamış doktor bey, adınız ve protokol numaranız yazıyor, eksiği yok diye, böylece kendim de kontrol etmiş oluyorum tekrar :O)
Aslında, işin en yorucu ve bıktırıcı kısmı her gün sayısı yüzü bulan ya da yetmiş-seksenden aşağıya düşmeyen kişiye dert anlatmak, tek tek ilgilenmek, yardımcı olmak ama o bana zor gelmiyor nedense... En çok sevdiğim kısmı bu hatta, yardımcı olmak, yüzlerini güldürmek. Bu benim işim, ben bunun için para alacağım ileride inşallah ama onların teşekkürleri, minnettarlıklarını dile getirmeleri hoşuma gidiyor.
Biraz da şu hassiyeti bir kenara bırakabilsem daha iyi olacak. Biraz daha rahat olmalıyım belki de. Alacağım parayı sonuna kadar hak etmeliyim duygusu ağır basıyor bende. Yapamadığım şeyler, bilemediğim işlemler olduğunda da işimin hakkını veremediğim için rahatsız oluyorum.
Günden güne iyiye gidiyor aslında her şey. Bunu kendime arada hatırlatmalıyım...
04 Temmuz 2009
Ben işe başlarken baş hemşireyle görüştüm, dolayısıyla baş hekimi tanımıyordum, adını bile bilmiyordum... Sonradan bir kaç kere uzaktan gördüm. Genelde çalışanlar onu görünce hazırola geçiyorlar, oturuyorlarsa kalkıyorlar, yol veriyorlar falan, geldiğini oradan anlayabiliyordum. Geçen gün merdivenlerde ben çıkarken o iniyormuş, yüzü tanıdık geldi, doktorlardan biridir diye gülümseyerek selam verdim, geçip gittim yanından, sonradan hatırladım kim olduğunu... Benim yeni başladığımı biliyorsa ya da kıyafetimden anladıysa, kesin, ne rahat kız, kırk yıllık ahbabıymış gibi davrandı diye düşünmüştür :O) Ne bilsin adam benim onu tanımadığımı :O)
Cumatesileri de üçe kadar çalışıyorum. İşte ilk haftam bitti bugün. Bir çok şey öğrendim ama daha da bilmediğim bir sürü şey var. Kocam da açacağı dükkan için koşturup durdu bu hafta boyunca, pazartesi açılışı yapıyor. Bugün işten sonra ben de gittim hemen hemen her şey hazır, ufak tefek eksikler tamamlanacak sadece. Küçük bir yer ama çok sevimli oldu. Döner, köfte, tost tarzı şeyler satacak. Döneri hazır alacak, pişirmesi, kesmesi, servisi ona ait...
Evde değildik geçen hafta. Çoğunlukla dokuzda onda girebildik. Sabah da erkenden evden çıktık. Zamanla her şey rayına oturacak, bir düzen oluşturacağız. Atahan günün büyük kısmında babasıyla, zaten parmak yaralı olduğundan raporlu, çıraklık yapmıyor şimdilik... Kocamın dükkanı hemen kayınvalidemin evinin yanında. Atahan da bütün gün babaannesi, halası ve kuzenleriyle. Denize gidemedik hala, gitsek de Atahan'ın parmağı o haldeyken onu denize sokamam, mikrop kapmasından korkarım. Golf'e de uğrayamadık son zamanlarda ama o hayatından menun. Yarın ben evdeyim, dinleneceğim, biraz evi toparlayıp, çamaşır ve ütü gibi işlerini halledeceğim.... Kocam dükkana gider büyük ihtimalle son işleri halletmek için ama oğlum benimle. Hem biraz baş başa kalacağız, hem biraz test falan yapacağız onunla. Mızmızlık ve şımarıklık da had safhada son günlerde... Ben başında olmayınca rahata alışmış. Benim bile sözümü dinlemiyor ki bu normalde pek olan bir şey değildir... Biraz ayar çekeceğim ona :O)
Yine görüşmek üzere...
Cumatesileri de üçe kadar çalışıyorum. İşte ilk haftam bitti bugün. Bir çok şey öğrendim ama daha da bilmediğim bir sürü şey var. Kocam da açacağı dükkan için koşturup durdu bu hafta boyunca, pazartesi açılışı yapıyor. Bugün işten sonra ben de gittim hemen hemen her şey hazır, ufak tefek eksikler tamamlanacak sadece. Küçük bir yer ama çok sevimli oldu. Döner, köfte, tost tarzı şeyler satacak. Döneri hazır alacak, pişirmesi, kesmesi, servisi ona ait...
Evde değildik geçen hafta. Çoğunlukla dokuzda onda girebildik. Sabah da erkenden evden çıktık. Zamanla her şey rayına oturacak, bir düzen oluşturacağız. Atahan günün büyük kısmında babasıyla, zaten parmak yaralı olduğundan raporlu, çıraklık yapmıyor şimdilik... Kocamın dükkanı hemen kayınvalidemin evinin yanında. Atahan da bütün gün babaannesi, halası ve kuzenleriyle. Denize gidemedik hala, gitsek de Atahan'ın parmağı o haldeyken onu denize sokamam, mikrop kapmasından korkarım. Golf'e de uğrayamadık son zamanlarda ama o hayatından menun. Yarın ben evdeyim, dinleneceğim, biraz evi toparlayıp, çamaşır ve ütü gibi işlerini halledeceğim.... Kocam dükkana gider büyük ihtimalle son işleri halletmek için ama oğlum benimle. Hem biraz baş başa kalacağız, hem biraz test falan yapacağız onunla. Mızmızlık ve şımarıklık da had safhada son günlerde... Ben başında olmayınca rahata alışmış. Benim bile sözümü dinlemiyor ki bu normalde pek olan bir şey değildir... Biraz ayar çekeceğim ona :O)
Yine görüşmek üzere...
02 Temmuz 2009
Bugün minik bir Hüsniye bey krizi yaşadık... Aslında biraz benim yüzümden oldu ama suç tamamen benim de değildi... Hüsniye hanım diye hastanın adını söyledim ben, hemen yanımda duran kişi efendim dedi meğer efendim diyen Gönül hanımmış, kulakları biraz ağır işitiyordu herhalde ya da sıranın kendisine gelmesini beklediğinden ona seslendiğimi sandı. Ben tam aslında Gönül hanım olan Hüsniye hanımı içeri alırken başka bir bey (aslında gerçekten Hüsniye olan kişi) içeri daldı. Neyse, ben içimden söylendim içeri daldı diye, hatta Gönül hanıma da dedim sıra sizdeydi beyefendi içeri daldı diye. Neyse, çıktı dışarı elindeki sonucun üzerinde Hüsniye yazıyor diye, sonucu aldım ben adamın elinden, adam Hüsniye hanım benim diyor ben iddia ediyorum hayır bu sonuç içerideki hanfendinin diye, bu arada Gönül hanım girdi içeriye doktor sonuç bekliyor, ortalıkta yok sonuç... Ben bu sonuç Hüsniye hanımın dedikçe, adam da "Hüsniye hanım benim" dedikçe, alay ediyor benimle ya da eşinin sonucu falan zannettiğimden tam tersini iddia ediyorum, inanmıyorum.... Bana doğrudan adım Hüsniye dese olay uzamayacak belki... Ama belli ki o da alışmış artık sürekli bayan zannedilmeye "Hüsniye hanım benim" den başka cümle kurmuyor. Doktor sabırsızlanıyor, içerideki raporlara bakıyoruz Gönül hanımın sonucu hala ortada yok, derken en sonunda anladım Hüsniye hanım diye biri olmadığını, Gönül hanımın raporunu diğer arkadaş buldu apar topar, Hüsniye beyin de hala elimde duran sonucunu verdik, olayı hallettik. Çok kalabalıktı bugün, bu da akşama doğru oldu, iyice yorulmuştum artık o yüzden normaldir herhalde arada böyle karışıklıkların olması...
Bunlar dışında çok yoruldum, ayaklarım zonkluyor şu an ama gün güzel sayılırdı genelinde... Biraz daha bir şeyler öğrendim ve biraz daha alıştım... Bu akşam tatile çıkan arkadaşlar uğrayacak, biraz dinlenmeye çalışıyorum onlar gelmeden önce, bu arada yukarıdaki minik anımı da sizinle paylaşayım dedim...
Bunlar dışında çok yoruldum, ayaklarım zonkluyor şu an ama gün güzel sayılırdı genelinde... Biraz daha bir şeyler öğrendim ve biraz daha alıştım... Bu akşam tatile çıkan arkadaşlar uğrayacak, biraz dinlenmeye çalışıyorum onlar gelmeden önce, bu arada yukarıdaki minik anımı da sizinle paylaşayım dedim...
01 Temmuz 2009
Dün ilk işi günümde kocam bıraktı beni, akşam çıkışta da kocam aldı. Beni bırakmaları için Atahan'la ikisinin yedi buçukta kalkması gerektiğinden bugün otobüsle gitmeye karar verdim. Zaten evin önündeki duraktan binip, hastanenin önündeki durakta inecektim. Yediyi yirmi geçe durağın oraya çıktım. Yedi buçukta hala daha otobüs gelmemişti. Sekizde en geç iş başı yapmam lazım, otobüsün gelmesi, dolaşması, duraklarda durması derken geç kalacaktım ki hastanenin servisi önümden geçti biraz ileride durdu. Bizim oradan birini alıyorlarmış. İşe başlamak için baş hemşireyi beklerken muhasebe müdürüyle tanışmıştım, serviste de o oturuyordu. Bana el salladı gel gel diye, ben de atladım servise, sekize çeyrek kala işteydim. Artık her sabah servisle gideceğim. Akşamları da iş uzamazsa, servis gitmemiş olursa servisle döneceğim. Akşam çok sorun değil zaten, sabah otobüs saatlerini ayarlamak zor olacaktı benim için, servise çok sevindim...
Dünkü topuklulardan sonra, bugünkü düz ayakkabılar iyi geldi ama onlar da ayağımı vurdu. Bu akşam düz, denediğimde rahat gelen bir çift beyaz babet aldım. Yarın onları deneyeceğim. Ayakkabı işini mutlaka çözmem lazım. Ayağımda yaralanmadık yer kalmadı. Ayakkabı değiştirdikçe her biri vuracak başka bir yer buldu. Olmazsa fazla spor olmayan bir spor ayakkabı alıp onları giyeceğim... Ortopedi de duruyorum ya, ayakkabı vurunca, ayağımın arkasına bir parça flaster yapıştırdım, alçı odasında duruyordu. Akşam ayakkabı denerken satıcı, ayağınız yaralı hangi ayakkabıyı giyseniz acıtır diyordu... Diyecektim o yara bantı görevi görüyor sadece diye ama o kadar yorulmuştum ki artık, dükkan dükkan gezip en rahat ayakkabıyı aramaktan, güldüm geçtim sadece...
Yine görüşmek üzere...
Dünkü topuklulardan sonra, bugünkü düz ayakkabılar iyi geldi ama onlar da ayağımı vurdu. Bu akşam düz, denediğimde rahat gelen bir çift beyaz babet aldım. Yarın onları deneyeceğim. Ayakkabı işini mutlaka çözmem lazım. Ayağımda yaralanmadık yer kalmadı. Ayakkabı değiştirdikçe her biri vuracak başka bir yer buldu. Olmazsa fazla spor olmayan bir spor ayakkabı alıp onları giyeceğim... Ortopedi de duruyorum ya, ayakkabı vurunca, ayağımın arkasına bir parça flaster yapıştırdım, alçı odasında duruyordu. Akşam ayakkabı denerken satıcı, ayağınız yaralı hangi ayakkabıyı giyseniz acıtır diyordu... Diyecektim o yara bantı görevi görüyor sadece diye ama o kadar yorulmuştum ki artık, dükkan dükkan gezip en rahat ayakkabıyı aramaktan, güldüm geçtim sadece...
Yine görüşmek üzere...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)