Bugün ben işe başladım. Dünkü yazımda bahsetmek istemedim bir gidip ortamı görmeden, biraz da heyecanlıydım, Atahan yüzünden endişeliydim ama bugün gittim çalıştım gördüm artık rahat rahat anlatabilirim:O)
İş iş dediğim özel hastanede doktor asistanlığı. Hastaları karşılayıp, kayıt işlemlerini yapıp, evraklarını düzenleyip, sırayla muayene olmalarını sağlıyoruz.
Prosedürleri öğrendikten sonra yorucu ama kolay bir iş gibi görünüyor. Bugün ancak etrafı gözlemleyip, hastaneyi ve çalışanları tanıyıp, biraz işlemleri öğrenmeye çalıştım zaten. Benim açımdan en güzel tarafı iyi kötü bir iş tecrübesi edinecek olmam. Sonuçta bilgisayar, İngilizce şu bu biliyorum, prezantabl, canı istedi mi insan ilişkileri iyi olan biriyim ama kağıt üzerindeki tecrübem sıfırdı...
Bu sabah gittim baş hemşireyle görüştüm. Beni ortopediye verdi, oradaki arkadaş da size öğretir işlemleri dedi. Tam giderken ben yerime, ortopedi doktorumuz biraz sinirlidir, dedi. Ben de olsun, benim açımdan sorun yok dedim. Sonradan anladım ki o, işini düzgün yap, adamı kızdırma, biraz bağırsa da aldırma, sen işi öğrenmeye bak anlamında söylemişti o cümleyi ama benim cevabımla olay, sizi ortopediye veriyorum, doktor biraz sinirlidir, size layık değil ama şimdilik elimizden gelen bu, kusura bakmayın, gibi bir şey olmuş :O)
Ortopediye beni başka bir asistan götürdü. Oradakilere tanıştırdı. Daha çok erken olduğundan hasta falan yoktu, doktor da gelmemişti. Biraz boş boş oturdum, biraz oradakilerle muhabbet edip işi, maaşımı, çalışma saatlerimi, çalışacağım günleri, hastanede öğlen yemeği verilip verilmediğini, sigara içilip içilmediğini, sigorta yapılıp yapılmadığını öğrendim. Bunların hiç birini bilmeden başlamıştım. Onlar söylemedi, ben de sormadım. Yarın şu saatte gel, şurda ol dediler çıktım gittim ben de.
Siyah pantalon beyaz bluz giyiyor bütün asistanlar bu güzel aslında her gün ne giyeceğim derdi yok. Bir yandan da benim siyah pantolunumla beyaz bluzum de yok. Var olanlar büyük gelenler. Yeni almam lazım ama bu akşam bakamadım yorgunluktan. Bir kaç gün ses çıkarmazlar gerçi bence ama ben bugün iş görüşmesine gider gibi giyindiğimden ayakkabılar hafif topukluydu, bir süre sonra ayaklarım çok ağrıdı, rahat, mümkün olduğunca düz, beni yormayacak ayakkabılar giymeliyim. Herkesten farklı giyinince, beni her gören yeni mi başladın dedi, ikinci bir gün daha bunu çekmek istemiyorum... Bir siyah pantalon bulduk bana uyan, üzerine de beyaz bir bluz uydurdum evden, bir de pek giymediğim topuksuz ama yine de şık siyah ayakkabı buldum ayağıma biraz büyük gelen. Büyük olması daha iyi gerçi, akşama doğru şişiyor insan bütün gün ayakta durunca o zaman sıkmaz ayağımı... Neyse, yarın öyle gideceğim, en kısa sürede de pantalonla bluz alacağım kendime...
Şimdilik böyle... Bugün sadece gözlemlemekle yetindim her şeyi. Yakında olayı çözüp tozunu attırırım her tarafın... Daha fazla uzatmadan yine görüşmek üzere diyorum...
30 Haziran 2009
29 Haziran 2009
Bugün sıradan bir gündü. Sabah oğlumla kalktık, biraz balkonda oturduk, sonra kocam uyandı. İkisi de çıktı evden, biri işlerini halletmeye gitti, yeni açacağı dükkan için, ötekini de çıraklık yaptığı yere bıraktı.
Ben de evi topladım, süpürdüm, bulaşık makinesini çalıştırdım, biraz bilgisayarda bakındım, biraz dikiş diktim...
Akşamüstü görümcem aradı, kocam geldi, beni aldı, kayınvalideme uğradık. Sonra oğlanı da aldık dükkandan, eve döndük. Kocam bilgisayar başına oturdu biraz, ben dikişlerime devam ettim. Atahan elini yüzünü yıkadı, üzerini bile değiştirmeden sokağa oynamaya çıktı...
Bir saat kadar sonra, kocamın seslendiğini duydum, çocuk dönmüştü eve, aynı anda kapıyı çaldı Atahan, daha girişten, anne, demesinden anladım başına bir şeyler geldiğini ya kavga etti ya düştü dedim. Onun çıkmasını beklemeden aşağıya doğru inmeye başladım. Elini tutarak geliyordu, orta parmağı kan içindeydi...
Yandaki apartmanın bahçe kapısına sıkıştırmış parmağını, tırnak ayrılmış etten, içine kan dolmuş. Aslında çok fazla kanamamış ama morarmış parmak, görüntü berbattı. Her şeyden beteri onun korku içinde ağlamasıydı. Kandan çok korkar benim oğlum, canı da çok tatlıdır en ufak bir yarada, bir damla kanda ortalığı ayağa kaldırır ki bu sefer durum biraz daha kötüydü. Kocam onun ağlamasını duymuş, ben arka odada olduğumdan duymamıştım, cama gitmiş, o gelmeden ne olduğunu anlamaya, ben " Fhm gel çabuk" dedim, "al anahtarlarını hastaneye gidiyoruz". İçim nasıl pırpır ama sakin olmaya çalışıyorum. Ben panik yaparsam Atahan daha da çok korkacak. Üzerimi değiştirsem mi diye düşündüm, evde giydiğim, dört beden büyük- üzerimden düşen kotla tişört vardı. Baktım kan fazla yok, biraz kanamış ama kanama devam etmiyor. Zaten yatağın üzerindeydi çıkardıklarım. Hemen onları geçirdim üzerime, sağlık karnesi, anahtar, telefon, cüzdan (para) hastaneye gittik. Yolda Atahan tir tir titriyor ve "parmağımı kesmesinler, iğne yapmasınlar, ah keşke güzel güzel evimde otursaydım, neden çıktım ki sokağa" diye ağlıyordu. Ben de bir yandan onu sakinleştirmeye uğraşıyordum, bir yandan biraz su içiriyordum ferahlasın diye. Acilde doktor baktı parmağına, siz geçin içeride bekleyin, dedi. Kocam kayıt yaptırdı. Doktorun çok acele etmemesi biraz ferahlattı beni aslında, durum göründüğü kadar kötü değil demek ki diye düşündüm. İçeride penseyi, pansuman gereçlerini gören Atahan daha da çok korktu, ağlamaya devam ediyordu, neyse doktor geldi baktı, pansuman yapacağız, tırnak kendi kendine düşecek dedi... İğne yapılmayacağını duyan Atahan sustu. Parmağı sarıldı. Kayınvalideme uğradık hastane dönüşünde. Eve gelirken de geçmiş olsun hediyesi dondurma aldık gecemiz tatlı devam etsin diye.
Yarın işim var. Atahan'la bütün gün evde olmayı tercih ederdim, hatta çok isterdim ama mümkün olmayacak...
Bu kadarla kalsın, geçmiş bitmiş olsun inşallah...
Ben de evi topladım, süpürdüm, bulaşık makinesini çalıştırdım, biraz bilgisayarda bakındım, biraz dikiş diktim...
Akşamüstü görümcem aradı, kocam geldi, beni aldı, kayınvalideme uğradık. Sonra oğlanı da aldık dükkandan, eve döndük. Kocam bilgisayar başına oturdu biraz, ben dikişlerime devam ettim. Atahan elini yüzünü yıkadı, üzerini bile değiştirmeden sokağa oynamaya çıktı...
Bir saat kadar sonra, kocamın seslendiğini duydum, çocuk dönmüştü eve, aynı anda kapıyı çaldı Atahan, daha girişten, anne, demesinden anladım başına bir şeyler geldiğini ya kavga etti ya düştü dedim. Onun çıkmasını beklemeden aşağıya doğru inmeye başladım. Elini tutarak geliyordu, orta parmağı kan içindeydi...
Yandaki apartmanın bahçe kapısına sıkıştırmış parmağını, tırnak ayrılmış etten, içine kan dolmuş. Aslında çok fazla kanamamış ama morarmış parmak, görüntü berbattı. Her şeyden beteri onun korku içinde ağlamasıydı. Kandan çok korkar benim oğlum, canı da çok tatlıdır en ufak bir yarada, bir damla kanda ortalığı ayağa kaldırır ki bu sefer durum biraz daha kötüydü. Kocam onun ağlamasını duymuş, ben arka odada olduğumdan duymamıştım, cama gitmiş, o gelmeden ne olduğunu anlamaya, ben " Fhm gel çabuk" dedim, "al anahtarlarını hastaneye gidiyoruz". İçim nasıl pırpır ama sakin olmaya çalışıyorum. Ben panik yaparsam Atahan daha da çok korkacak. Üzerimi değiştirsem mi diye düşündüm, evde giydiğim, dört beden büyük- üzerimden düşen kotla tişört vardı. Baktım kan fazla yok, biraz kanamış ama kanama devam etmiyor. Zaten yatağın üzerindeydi çıkardıklarım. Hemen onları geçirdim üzerime, sağlık karnesi, anahtar, telefon, cüzdan (para) hastaneye gittik. Yolda Atahan tir tir titriyor ve "parmağımı kesmesinler, iğne yapmasınlar, ah keşke güzel güzel evimde otursaydım, neden çıktım ki sokağa" diye ağlıyordu. Ben de bir yandan onu sakinleştirmeye uğraşıyordum, bir yandan biraz su içiriyordum ferahlasın diye. Acilde doktor baktı parmağına, siz geçin içeride bekleyin, dedi. Kocam kayıt yaptırdı. Doktorun çok acele etmemesi biraz ferahlattı beni aslında, durum göründüğü kadar kötü değil demek ki diye düşündüm. İçeride penseyi, pansuman gereçlerini gören Atahan daha da çok korktu, ağlamaya devam ediyordu, neyse doktor geldi baktı, pansuman yapacağız, tırnak kendi kendine düşecek dedi... İğne yapılmayacağını duyan Atahan sustu. Parmağı sarıldı. Kayınvalideme uğradık hastane dönüşünde. Eve gelirken de geçmiş olsun hediyesi dondurma aldık gecemiz tatlı devam etsin diye.
Yarın işim var. Atahan'la bütün gün evde olmayı tercih ederdim, hatta çok isterdim ama mümkün olmayacak...
Bu kadarla kalsın, geçmiş bitmiş olsun inşallah...
28 Haziran 2009
Geçen gün gittim ütü aldım kendime. Eskisini kocam denedi tamir edemedi. Ben de götürmedim hiç başka tamirciye... Dün de bütün gün hem yatak odasını topladım, hem ütü yaptım. Ütü yapmayı bu kadar özleyeceğimi söyleseler inanmazdım :O)
Bir yandan da gözlüklerime alışmaya çalıştım. Normal otururken iyi de iş falan yaparken zor geldi takmak. Alışana kadar biraz zamana ihtiyacım olacak. Çıkaramıyorum da hiç gözümden. Atahan'la beraber takmaya başladık, ben çıkarırsam o da mırın kırın edebilir diye korkuyorum...
Kayınvalidemin evinde tadilat vardı bir kaç gündür. Ahşap çerçeveler pimapenle değiştirildi. Oraya gittik geldik sürekli, yardımcı olduk, en azından yalnız bırakmadık. Gözlüklü fotoğraflar da onun evinde çekildi. Kendisi çok titizdir, evin o dağınık haliyle fotoğrafları koyduğumu görse üzülür belki de :O) Biraz da düzenleme yaptık ve kıyıdan köşeden neredeyse asırlık şeyler çıktı. Atmamış, hepsini koymuş bir kenara, ev de büyük, o tek başına zaten fazla yer sıkıntısı yok gibi ama yine de bozuk elektrikli sobaları ve nuh nebiden kalma artık hiç bir şekilde kullanılmayan hoparlörleri, senelerdir kullanılmayan nargileyi ve akla gelen gelmeyen bir sürü ıvır zıvırı saklamasına da gerek yok. İki üç tane yün yatak duruyordu mesela. Oysa çekyatları var her odada, yataklar zaten ağır tek başına kaldıramaz. Bir tanesini atabildik sadece. Hem atalım dedi hem sonra kıyamadı anladığım kadarıyla... Yine de görümcemle ikna ettik bazı şeyleri atmaya, vermeye...
Sandıkları açtık, bir tane etamin işlemeli kundak bulduk mesela. Kaynım, görümcem ve kocam o kundakla büyümüş. Kaynım 42 yaşında şu an, düşünün neredeyse yarım asırlık. Kayınvalidem işlemiş etaminlerini. Ben aldım o kundağı. Belki öyle olduğu gibi saklarım belki süsleyip başka bir şeye dönüştürürüm...
Dün yatak odasını toplarken amacım dikiş makinesinin etrafını boşaltmaktı biraz da. Bugün önce tamir edileceklere bir göz atacağım. Yapabileceklerimi yapacağım. Sonra kayınvalidemden aldığım kumaşla (yine sandıktan çıktı kumaş) masa örtüsü dikeceğim günlük kullanımlık. Oğlumun yatağının üzerine bohçamsı bir şey dikmek istiyorum. Pijamalarını içine koymak için. Süslü değil ama ayıcıklı mayıcıklı olsun. Becerebilirsem hayvan kafası şeklinde de yapabilirim. Biraz yapa boza, deneye yanıla bir şeylere benzetebilirim herhalde :O)
Velhasıl, evle ilgilenmek istiyorum şu sıralar... Ütüyü alınca hoşuma gitti. Ütü masam da kırık, yamuk duruyor. Üşenmediğim bir gün gidip bir de ütü masası alayım diyorum. Onu taşıması zor geliyor. Kocamı denk getirirsem daha kolay olur, sığar herhalde arabanın bagajına...
Bunlar dışında bir şey yaptığım da yok. Biz gidemedik ya annemlerin gelmesini istiyorum işlerini ayarlayıp. Ablam da kaçamak yapsın bir hafta burada kalsın istiyorum (biliyorum kaçamak yapsa bile iki gün kalabilir en fazla, bir haftayı bulması imkansız ama bir umut işte :O))...
Bir yandan da gözlüklerime alışmaya çalıştım. Normal otururken iyi de iş falan yaparken zor geldi takmak. Alışana kadar biraz zamana ihtiyacım olacak. Çıkaramıyorum da hiç gözümden. Atahan'la beraber takmaya başladık, ben çıkarırsam o da mırın kırın edebilir diye korkuyorum...
Kayınvalidemin evinde tadilat vardı bir kaç gündür. Ahşap çerçeveler pimapenle değiştirildi. Oraya gittik geldik sürekli, yardımcı olduk, en azından yalnız bırakmadık. Gözlüklü fotoğraflar da onun evinde çekildi. Kendisi çok titizdir, evin o dağınık haliyle fotoğrafları koyduğumu görse üzülür belki de :O) Biraz da düzenleme yaptık ve kıyıdan köşeden neredeyse asırlık şeyler çıktı. Atmamış, hepsini koymuş bir kenara, ev de büyük, o tek başına zaten fazla yer sıkıntısı yok gibi ama yine de bozuk elektrikli sobaları ve nuh nebiden kalma artık hiç bir şekilde kullanılmayan hoparlörleri, senelerdir kullanılmayan nargileyi ve akla gelen gelmeyen bir sürü ıvır zıvırı saklamasına da gerek yok. İki üç tane yün yatak duruyordu mesela. Oysa çekyatları var her odada, yataklar zaten ağır tek başına kaldıramaz. Bir tanesini atabildik sadece. Hem atalım dedi hem sonra kıyamadı anladığım kadarıyla... Yine de görümcemle ikna ettik bazı şeyleri atmaya, vermeye...
Sandıkları açtık, bir tane etamin işlemeli kundak bulduk mesela. Kaynım, görümcem ve kocam o kundakla büyümüş. Kaynım 42 yaşında şu an, düşünün neredeyse yarım asırlık. Kayınvalidem işlemiş etaminlerini. Ben aldım o kundağı. Belki öyle olduğu gibi saklarım belki süsleyip başka bir şeye dönüştürürüm...
Dün yatak odasını toplarken amacım dikiş makinesinin etrafını boşaltmaktı biraz da. Bugün önce tamir edileceklere bir göz atacağım. Yapabileceklerimi yapacağım. Sonra kayınvalidemden aldığım kumaşla (yine sandıktan çıktı kumaş) masa örtüsü dikeceğim günlük kullanımlık. Oğlumun yatağının üzerine bohçamsı bir şey dikmek istiyorum. Pijamalarını içine koymak için. Süslü değil ama ayıcıklı mayıcıklı olsun. Becerebilirsem hayvan kafası şeklinde de yapabilirim. Biraz yapa boza, deneye yanıla bir şeylere benzetebilirim herhalde :O)
Velhasıl, evle ilgilenmek istiyorum şu sıralar... Ütüyü alınca hoşuma gitti. Ütü masam da kırık, yamuk duruyor. Üşenmediğim bir gün gidip bir de ütü masası alayım diyorum. Onu taşıması zor geliyor. Kocamı denk getirirsem daha kolay olur, sığar herhalde arabanın bagajına...
Bunlar dışında bir şey yaptığım da yok. Biz gidemedik ya annemlerin gelmesini istiyorum işlerini ayarlayıp. Ablam da kaçamak yapsın bir hafta burada kalsın istiyorum (biliyorum kaçamak yapsa bile iki gün kalabilir en fazla, bir haftayı bulması imkansız ama bir umut işte :O))...
27 Haziran 2009
Kışın, annemle arabada giderken kırmızı ışıkta durduğumuzda, bana, hemen caddenin karşısındaki vitrinden kazak ve hırka fiyatlarını okumuştu da hayran olmuştum gözleri ne kadar iyi görüyor diye, çünkü ben okuyamıyordum hırkanın otuz lira, kazağın yirmi lira olduğunu...
Sonra komşuya oturmaya gittiğimizde camdan bakıp aşağıdaki balıkçıdan balık fiyatlarını söylediğinde de fark etmiştim o rakamları göremediğimi.
Bazen de evde televizyon izlerken alt yazıda geçen ya da ekranın köşesine kondurulan küçük puntolu yazıları tam göremiyordum. Bulanıklaşıyordu, 3 mü 8 mi anlayamıyordum ama onu da ekranın kötülüğüne yormuştum.
Sonradan fark ettim ki benim o kötü ekran dolayısıyla okuyamadığım sayıları-yazıları kocam okuyabiliyordu. Onu fark edince aklıma geldi ki, annemle aynı mesafeden baktığımız halde vitrindeki fiyatları ben göremiyordum, o görebiliyordu. Gözlerimin bozuk olabileceğinden şüphelenmeye başladım ama acele de etmedim doktora gitmek için...
Okulun ikinci döneminde Atahan'ın gözlerinden de şüphelenmeye başladık. Gözlerini kısarak bakıyordu etrafa. Biz söyleyince onun da dikkati çekildiğinden biraz da bilinçli olarak da yapmaya başladı bir süre sonra. O yüzden onu da doktora götürmek için çok acele etmedim. Bir de kışın okul, ardından etüt, haftasonları basketbol derken hep konuşuldu gidelim diye ama bir türlü harekete geçilmedi...
Neyse, dün kocam oğlumla beni göz doktoruna götürdü. Önce Atahan'a baktı doktor. Her iki gözünün de bir buçuk derece miyop olduğu anlaşıldı. Şanslıyız ki, göz tembelliği yok, altı yaşlarındayken genel kontrol amaçlı bir göz muayenesi yaptırsaydınız keşke, okula başlamadan çocuklardaki bozukluklar pek anlaşılmıyor o yüzden okul öncesi bir kontrol iyi oluyor dedi... Altı ay sonra kontrole götüreceğiz...
Sonra benim gözlerime baktı. Ben astigmatmışım. Sol gözüm 1.5 , sağ gözüm 0.75 'miş. Tam derecelere uygun gözlük veremedi bana. Aralarındaki fark büyükmüş. Daha önce gözlük de kullanmadığım için rahatsız edermiş. Nitekim bir numara camlı gözlük sürekli baş dönmesi yaptı. O yüzden gözlüğümün her iki camı da 0.75. Bir süre bunları kullanacağım duruma göre üç ay ya da altı ay sonra camlar değiştirilecek.
Bundan sonra ana oğul gözlüklüyüz. Gözlükleri takmaya başladıktan sonra ikimizin de daha iyi gördüğü de bir gerçek... Bazı şeyleri tam ifade edememiş olabilirim çünkü etrafımda kullanan olsa da benim hiç alakam yoktu gözlüklerle. Güneş gözlüğü bile kullanmazdım ben normalde. Şimdilik alışmaya çalışıyoruz oğlumla birlikte. Akşam yatarken ben onun gözlüklerini çıkardığım halde bana sesleniyordu" anne, gözlüklerimi çıkarmayı unuttum" diye :O)
Sonra komşuya oturmaya gittiğimizde camdan bakıp aşağıdaki balıkçıdan balık fiyatlarını söylediğinde de fark etmiştim o rakamları göremediğimi.
Bazen de evde televizyon izlerken alt yazıda geçen ya da ekranın köşesine kondurulan küçük puntolu yazıları tam göremiyordum. Bulanıklaşıyordu, 3 mü 8 mi anlayamıyordum ama onu da ekranın kötülüğüne yormuştum.
Sonradan fark ettim ki benim o kötü ekran dolayısıyla okuyamadığım sayıları-yazıları kocam okuyabiliyordu. Onu fark edince aklıma geldi ki, annemle aynı mesafeden baktığımız halde vitrindeki fiyatları ben göremiyordum, o görebiliyordu. Gözlerimin bozuk olabileceğinden şüphelenmeye başladım ama acele de etmedim doktora gitmek için...
Okulun ikinci döneminde Atahan'ın gözlerinden de şüphelenmeye başladık. Gözlerini kısarak bakıyordu etrafa. Biz söyleyince onun da dikkati çekildiğinden biraz da bilinçli olarak da yapmaya başladı bir süre sonra. O yüzden onu da doktora götürmek için çok acele etmedim. Bir de kışın okul, ardından etüt, haftasonları basketbol derken hep konuşuldu gidelim diye ama bir türlü harekete geçilmedi...
Neyse, dün kocam oğlumla beni göz doktoruna götürdü. Önce Atahan'a baktı doktor. Her iki gözünün de bir buçuk derece miyop olduğu anlaşıldı. Şanslıyız ki, göz tembelliği yok, altı yaşlarındayken genel kontrol amaçlı bir göz muayenesi yaptırsaydınız keşke, okula başlamadan çocuklardaki bozukluklar pek anlaşılmıyor o yüzden okul öncesi bir kontrol iyi oluyor dedi... Altı ay sonra kontrole götüreceğiz...
Sonra benim gözlerime baktı. Ben astigmatmışım. Sol gözüm 1.5 , sağ gözüm 0.75 'miş. Tam derecelere uygun gözlük veremedi bana. Aralarındaki fark büyükmüş. Daha önce gözlük de kullanmadığım için rahatsız edermiş. Nitekim bir numara camlı gözlük sürekli baş dönmesi yaptı. O yüzden gözlüğümün her iki camı da 0.75. Bir süre bunları kullanacağım duruma göre üç ay ya da altı ay sonra camlar değiştirilecek.
Bundan sonra ana oğul gözlüklüyüz. Gözlükleri takmaya başladıktan sonra ikimizin de daha iyi gördüğü de bir gerçek... Bazı şeyleri tam ifade edememiş olabilirim çünkü etrafımda kullanan olsa da benim hiç alakam yoktu gözlüklerle. Güneş gözlüğü bile kullanmazdım ben normalde. Şimdilik alışmaya çalışıyoruz oğlumla birlikte. Akşam yatarken ben onun gözlüklerini çıkardığım halde bana sesleniyordu" anne, gözlüklerimi çıkarmayı unuttum" diye :O)
26 Haziran 2009
24 Haziran 2009
İstanbul işi iptal oldu. Daha doğrusu ertelendi bir süreliğine. Kocam iş yeri açmayı düşünüyor. Onunla gidemeyecektik. Oğlumla beni yollamayı teklif etti ama ona maddi manevi destek olmak için kaldım. Belki annemler gelirler fırsat bulduklarında ya da işleri yoluna koyunca biz bir kaçamak yaparız.
Çarşı işlerimi halledeceğim ve temizlik yapmayı düşünüyorum hazır buralardayken. Bir iki tane de düğün var. Birine gitmeyi düşünmüyorum ama biri yakın akrabanın, ona gideriz...
Hala daha denize giremedik. Gerçi gidebilmemiz için önce benim kendime bir mayo almam lazım. Giysilerimin büyük kısmı gibi geçen seneki mayom da çok bol- büyük geldiğinden bu sene aynı modelin üç- dört beden küçüğünü alacağım... Mayoyu acil olarak düşünmedim çünkü kaç gündür dinmeyen bir rüzgar var Çanakkale'de. Hava rüzgarlı olunca hem deniz kirli oluyor, en azından dalgalar yosunları kıyıya vuruyor, hem de rüzgar kumları gözlerimize ağzımıza savurduğundan girmesi keyifli olmuyor...
Dikiş dikesim vardı ama kumaşlarımı kaldırmıştım yaza girerken, yorganlara yer açmak için. İstanbul dönüşünde çıkarmayı planlıyordum. Gitmeyeceğimize göre beklememe de gerek kalmadı. Üç büyük hurca doldurup yüklüğe kaldırdığımdan çıkarması zor geliyor şimdi... Her biri en az otuz kilo kadar var :O)
Bir ara da depoyu biraz toparlamayı düşünüyorum ama o gerçekten çok büyük iş. Düzensiz yerleştirildiğinden ağzına kadar dolmuş durumda, önce boşaltmak sonra atılacakları atmak sonra da yerleştirmek gerekiyor. Bu yaz bir ara o iş de halledilecek ama ne zaman bilmiyorum...
Ütüm bozuldu bir de. Yaptırmaya değer mi yoksa gidip yenisini mi almalı karar veremedim... Bir kaç kere düşürmüştüm ama memnundum kendisinden aslında... En son okulun kapanacağı hafta oğluma zar zor gömlekle pantolon ütüledim. Zar zor çünkü önce biraz küçülen, seneye başkasına vermeyi düşündüğüm bir gömleği yaktı, ardından ütünün kendisinden yanık kokuları gelmeye başladı. Fişini korka korka çektim. Bir daha taktığımda da ısınmadı bile... Bozuk ya, benim de sürekli ütü yapasım var nedense :O) Çok buruşmayanları idare ediyoruz ama her çamaşırda yığın daha da büyüyor bunu da bir an önce halletmem lazım...
Yine görüşmek üzere...
Çarşı işlerimi halledeceğim ve temizlik yapmayı düşünüyorum hazır buralardayken. Bir iki tane de düğün var. Birine gitmeyi düşünmüyorum ama biri yakın akrabanın, ona gideriz...
Hala daha denize giremedik. Gerçi gidebilmemiz için önce benim kendime bir mayo almam lazım. Giysilerimin büyük kısmı gibi geçen seneki mayom da çok bol- büyük geldiğinden bu sene aynı modelin üç- dört beden küçüğünü alacağım... Mayoyu acil olarak düşünmedim çünkü kaç gündür dinmeyen bir rüzgar var Çanakkale'de. Hava rüzgarlı olunca hem deniz kirli oluyor, en azından dalgalar yosunları kıyıya vuruyor, hem de rüzgar kumları gözlerimize ağzımıza savurduğundan girmesi keyifli olmuyor...
Dikiş dikesim vardı ama kumaşlarımı kaldırmıştım yaza girerken, yorganlara yer açmak için. İstanbul dönüşünde çıkarmayı planlıyordum. Gitmeyeceğimize göre beklememe de gerek kalmadı. Üç büyük hurca doldurup yüklüğe kaldırdığımdan çıkarması zor geliyor şimdi... Her biri en az otuz kilo kadar var :O)
Bir ara da depoyu biraz toparlamayı düşünüyorum ama o gerçekten çok büyük iş. Düzensiz yerleştirildiğinden ağzına kadar dolmuş durumda, önce boşaltmak sonra atılacakları atmak sonra da yerleştirmek gerekiyor. Bu yaz bir ara o iş de halledilecek ama ne zaman bilmiyorum...
Ütüm bozuldu bir de. Yaptırmaya değer mi yoksa gidip yenisini mi almalı karar veremedim... Bir kaç kere düşürmüştüm ama memnundum kendisinden aslında... En son okulun kapanacağı hafta oğluma zar zor gömlekle pantolon ütüledim. Zar zor çünkü önce biraz küçülen, seneye başkasına vermeyi düşündüğüm bir gömleği yaktı, ardından ütünün kendisinden yanık kokuları gelmeye başladı. Fişini korka korka çektim. Bir daha taktığımda da ısınmadı bile... Bozuk ya, benim de sürekli ütü yapasım var nedense :O) Çok buruşmayanları idare ediyoruz ama her çamaşırda yığın daha da büyüyor bunu da bir an önce halletmem lazım...
Yine görüşmek üzere...
21 Haziran 2009
Baba, annem hep birbirimize çok benzediğimiz için kırkışıp durduğumuzu söyler... Bilmiyorum haklı mı değil mi ama seni seviyorum...
Kocacım, dünyanın en harika kadınının doğurduğu, dünyanın en muhteşem çocuğuna sahipsin ve bu yüzden de çok şanslısın.
Babalar gününüz kutlu olsun:O)
Kocacım, dünyanın en harika kadınının doğurduğu, dünyanın en muhteşem çocuğuna sahipsin ve bu yüzden de çok şanslısın.
Babalar gününüz kutlu olsun:O)
20 Haziran 2009
Düğünden ... Gelin- kayınvalide-görümce :O)
Annemler yazılarımı okuyorlar artık düzenli olarak. Kendi fotoğraflarımızı koymayı fazla sevmiyorum ben aslında ama maillerini okumayı tam olarak bilmiyorlar, blogu rahatlıkla açabiliyorlar diye, ben gidene kadar bir kaç fotoğraf koymak istedim onlar için.
Atahan'ı çırak verdik :O) Kayınvalidemin evinin tam karşısında bisiklet tamircisi var bir tane. Kocam da küçükken yaz aylarında orada çalışırmış. Hala daha da elinden her türlü tamirat işi gelir. Geçen gün de oğlum çalışmak istediğini söyleyince ustaya gittik, konuştuk. O da kabul edince, üç gündür çalışıyor Atahan. Pek bir şey yaptırmıyorlar aslında ona ama o çok hevesli. Usta olmak istiyor. Bisikletleri tutuyor, getir götür yapıyor, bir de kuşlarla ilgileniyor galiba. Usta meraklıdır kuşlara, çok güzel öten kanaryalar yetiştirir. Neyse, sabah on bir gibi gidip akşam yedi buçuğa kadar çalışıyor. Karnı acıkınca ya da susadığında babaannesine geliyor hemen. Arada ben de camdan bakıyorum, gelen müşteriye koşuyor, ilgileniyor. Sabah erken gitmek istiyor, kalkar kalkmaz iş kıyafetlerini giyiyor ama çok da sıkılmasın diye fazla da erken götürmüyoruz. Şimdilik hayatından çok memnun. Kazandığı parayı da her akşam kumbarasına atıyoruz onun da isteğiyle...
Bu da sene sonu gösterisinden. Amerikan kovboyu Atahan :O)
Bu da sene sonu gösterisinden. Amerikan kovboyu Atahan :O)
18 Haziran 2009
Bu akşam, moralim bozuldu bir sebep yüzünden. Doldum taştım kendimin de anlam veremediği bir şekilde. Dışardaydık, eve dönüyorduk, zor tuttum kendimi. Kapıdan içeri girdik, evin küçük beyi ile büyük beyi televizyonun karşısına geçti bir süre sonra, ben de mutfakta oturdum, ağladım. Onlara duyurmak istemedim çünkü biliyordum ki gerçekten üzüldüğüme değecek bir şey değildi, o sıkıntı ancak göz yaşıyla yıkanınca geçecekti, sessiz sesiz ama bol göz yaşıyla ağladım... Bir süre sonra geçti gerçekten de sıkıntım ama gözlerimin kızarıklığı geçmedi. Gözlerim yüzünden hiç saklayamam ben zaten ağladığımı. Yarım saatten önce geçmez şişlikleri...
Tam o sırada kapı çaldı, kocamla birlikte aynı zamanda varınca kapıya, yüzüme baktığı anda anladı ağladığımı...
Oturttu beni yanına, Atahan da geldi, ben de söyledim derdimi. Atahan birden tüm sevimliliğiyle "ağlama değmez hayat, bu göz yaşlarına" şarkısını söylemeye başladı benim için... "Ben halledeceğim sen üzülme" dedi. Kocam da bir kaç güzel sözle güldürdü yüzümü... Sonra Atahan'ın bizi ayağa kaldırmasıyla üçümüz sarıldık, ellerimizi ortada birleştirip ".........." (soyadımız) diye bağırdık...
Daha sekiz yaşında bir velet ama kimi zaman can yoldaşım, kimi zaman çocuğum, kimi zaman da arkadaşım oluyor... Kocamın da üzüntüm karşısında gözlerinde oluşan ifade yetti bana...
Yaşantım çok sadedir her zaman, arada kıskananlar, kafasına beni takanlar olduğu zaman neyime özendiklerini anlayamıyordum bir türlü... Şimdi düşünüyorum da, anlıyorum galiba en sonunda. Biliyorum ki ben o an, annemi, babamı, ablamı, abimi de arasaydım onlar da aynı şeyleri yaparlardı benim için... Hiç olmadı kayınvalideme bile anlatsam derdimi, derman olmaya çalışırdı.
Sevmek ve sevilmek güzel şey :O)
Tam o sırada kapı çaldı, kocamla birlikte aynı zamanda varınca kapıya, yüzüme baktığı anda anladı ağladığımı...
Oturttu beni yanına, Atahan da geldi, ben de söyledim derdimi. Atahan birden tüm sevimliliğiyle "ağlama değmez hayat, bu göz yaşlarına" şarkısını söylemeye başladı benim için... "Ben halledeceğim sen üzülme" dedi. Kocam da bir kaç güzel sözle güldürdü yüzümü... Sonra Atahan'ın bizi ayağa kaldırmasıyla üçümüz sarıldık, ellerimizi ortada birleştirip ".........." (soyadımız) diye bağırdık...
Daha sekiz yaşında bir velet ama kimi zaman can yoldaşım, kimi zaman çocuğum, kimi zaman da arkadaşım oluyor... Kocamın da üzüntüm karşısında gözlerinde oluşan ifade yetti bana...
Yaşantım çok sadedir her zaman, arada kıskananlar, kafasına beni takanlar olduğu zaman neyime özendiklerini anlayamıyordum bir türlü... Şimdi düşünüyorum da, anlıyorum galiba en sonunda. Biliyorum ki ben o an, annemi, babamı, ablamı, abimi de arasaydım onlar da aynı şeyleri yaparlardı benim için... Hiç olmadı kayınvalideme bile anlatsam derdimi, derman olmaya çalışırdı.
Sevmek ve sevilmek güzel şey :O)
16 Haziran 2009
Bugün kendime bir kot aldım. Tam üzerime göre ve 30 beden. Benim için kotun bedeni çok önemli çünkü geçen sene bu zamanlar 34 beden giyiyordum ve en son 2000 senesinde evlenmeden önce otuz beden kot almıştım kendime... Tarihe böyle bir not düşmek istedim :O)
Kilo vermeye başlamadan önce, çok çok öncesinde, kendi kendime düşünürken bir gün kendime "evet, kabul et, asla bir daha eski bedenine dönemeyeceksin ama ne kadar versen ve bir beden bile küçülsen kardır" dediğimi hatırlıyorum. Bu kadar zayıfladığıma ben bile inanamıyorum.
Kilo vereyim diye bir çabam yoktu aslında. Çok sağlıklı bir rejim de yapmadım itiraf etmek gerekirse çünkü rejim yapmıyordum. Yemek yiyemiyordum. Her şey iştahımın kesilmesiyle başladı. Aylar içinde az yemek alışkanlık haline geldi. Aylar aylar sonra da istesem de fazla yiyememeye başladım. Yine de bir daha asla almam da diyemiyorum. Ama almamak için dikkat etmeye çalışıyorum.
On yedi kilo verdim toplamda ve görüntüm fazlasıyla değişti. Artık fark etmemek imkansız zayıfladığımı. Sadece bir kaç kişi bu konu hakkında hiç bir yorum yapmadı. Sanki bende gram oynamamış gibi davrandılar. Sık görüştüğüm, eski halimi de iyi bilen kişiler. Onların benimle bir derdi olduğunu düşünüyorum. Ne olduğunu bilmiyorum, çok da umrumda da değil ama tavırlarını fark etmemek de imkansız.
Bir kaç kişi de hasta falan değilsin değil mi dedi? Değilim tabi ki, domuz gibi sağlıklıyım çok şükür, baş dönmelerim de geçti artık, her şey yerine oturdu ama gerçekten bir hastalık sonucunda bu kadar zayıflasaydım bu soru canımı acıtırdı bence. Kilo alan birine çok kilo almışsın demek ne kadar salakçaysa, verene de ölmek üzeresin galiba demek o kadar salakça bence...
Kilo vermeye başlamadan önce, çok çok öncesinde, kendi kendime düşünürken bir gün kendime "evet, kabul et, asla bir daha eski bedenine dönemeyeceksin ama ne kadar versen ve bir beden bile küçülsen kardır" dediğimi hatırlıyorum. Bu kadar zayıfladığıma ben bile inanamıyorum.
Kilo vereyim diye bir çabam yoktu aslında. Çok sağlıklı bir rejim de yapmadım itiraf etmek gerekirse çünkü rejim yapmıyordum. Yemek yiyemiyordum. Her şey iştahımın kesilmesiyle başladı. Aylar içinde az yemek alışkanlık haline geldi. Aylar aylar sonra da istesem de fazla yiyememeye başladım. Yine de bir daha asla almam da diyemiyorum. Ama almamak için dikkat etmeye çalışıyorum.
On yedi kilo verdim toplamda ve görüntüm fazlasıyla değişti. Artık fark etmemek imkansız zayıfladığımı. Sadece bir kaç kişi bu konu hakkında hiç bir yorum yapmadı. Sanki bende gram oynamamış gibi davrandılar. Sık görüştüğüm, eski halimi de iyi bilen kişiler. Onların benimle bir derdi olduğunu düşünüyorum. Ne olduğunu bilmiyorum, çok da umrumda da değil ama tavırlarını fark etmemek de imkansız.
Bir kaç kişi de hasta falan değilsin değil mi dedi? Değilim tabi ki, domuz gibi sağlıklıyım çok şükür, baş dönmelerim de geçti artık, her şey yerine oturdu ama gerçekten bir hastalık sonucunda bu kadar zayıflasaydım bu soru canımı acıtırdı bence. Kilo alan birine çok kilo almışsın demek ne kadar salakçaysa, verene de ölmek üzeresin galiba demek o kadar salakça bence...
10 Haziran 2009
Bu sabah alarmı beş buçuğa ayarladım. Beşte kendi kendime uyandım gerçi, alarma gerek kalmadı. İki ölçü kek pişirdim, üç lokmalık kağıt kalıplara koydum onları. Dolapta duran altı yufkanın üçünden börek yaptım ama yufkalar marketten alındığı için kuruydular börek de güzel olmadı. Keklerin altmış tanesini üç tane saklama kabına koydum, on tanesini eve bıraktım biz yokken kocam yesin diye. Bardak, tabak, su, yedek kıyafet hazırladım. Bu arada bulaşık makinesini boşaltıp kirlileri yerleştiriyordum ki yediye çeyrek kala oğlum uyandı. Biraz daha oyalandıktan sonra beraber çıktık evden. Buluşma noktamız olan okula gittik. Her taraftan anneler çocuklar, ellerinde torbalarla geliyorlardı. Güzelyalı'ya gittik pikniğe. Çocuklar hiç durmadan koştu, oynadı. Anneler bol bol yedi, muhabbet etti. Bir ara da yakan(r) top oynadık. Velhasıl gün çok güzel geçti ama sabahın köründe de kalktığım için çok yoruldum...
Pazartesi günü de gösterimiz vardı. Kovboy oldu oğlum. Binlerce (!) kişinin karşısında oynadığı için çok heyecanlanmış ama toplasan beş- altı yüz kişiyi bulmazdı aslında salon. Çok tatlıydı. Tabi ki en güzel oynayan oydu :O) En yakışıklı, en becerikli, en en en çocuk benim çocuğumdu :O) En güzel oynayan sendin dedim ona gösteriden sonra, ben senin oğlun olduğum için sana öyle gelmiştir, dedi.
Ukalalığını annesinden almış :O)
Pazartesi günü de gösterimiz vardı. Kovboy oldu oğlum. Binlerce (!) kişinin karşısında oynadığı için çok heyecanlanmış ama toplasan beş- altı yüz kişiyi bulmazdı aslında salon. Çok tatlıydı. Tabi ki en güzel oynayan oydu :O) En yakışıklı, en becerikli, en en en çocuk benim çocuğumdu :O) En güzel oynayan sendin dedim ona gösteriden sonra, ben senin oğlun olduğum için sana öyle gelmiştir, dedi.
Ukalalığını annesinden almış :O)
05 Haziran 2009
Bu sabah beşte uyandım. Dün sabah da altıda ayaktaydım. Bu böyle bir süre gider herhalde. Kalktım kitap okudum. Artık güneş çok erken doğuyor herhalde ki ortalık aydınlıktı. Kalkıp camı açmak aklıma gelmedi nedense. Gece çok uykum gelince bir kenara bıraktığım kitabı aldım yine elime. Şimdi uyku bastırdı tabi o kadar erken kalkınca.
Kocam evde, sonra dışarı çıkacakmış. Oğlum evde, sene sonu gösterisinin provası bitince erken geldi eve. Öğleden sonra yine gidecek okula. Onlar gidince ben de evi biraz toparlayıp süpüreyim diyorum.
Şimdi neskafe içesim var ama kalkıp yapmak zor geldi. Yapıp bana getirecek biri olsaydı keşke. Gerçi benim özel nescafe ve süt ayarım var bunu başkası tutturamaz ama şu an nasıl olursa olsun içerdim yeter ki ben kalkmayım yerimden. Yazım bitince bilgisayarı kapatacağım, kahvemi yapacağım ve kitabımı alacağım yine elime. Kahvem bitene kadar kitap okuyacağım.
Aslında çarşıya inmem gerekiyor ama hiç canım istemiyor bugün. Bir de çocuğun okuluna uğramalıyım tatil için alınan kitapların parasını vermek, kırdığı dolap anahtarının yedeğini alıp bir tane daha yaptırmak, önümüzdeki hafta gidilecek pikniğin ve yapılacak gösterinin ayrıntılarını öğrenmek için...
Avon'u bırakmayı düşünüyorum. Temsilciliği değil de takım öncülüğünü. Canım istemiyor şu sıralar başka temsilcilerin dertleriyle uğraşmak. Sipariş verirlerse alıp girerim sadece ama başka hiç bir şeyleri beni ilgilendirsin istemiyorum. Ama iade oluyor, eksik ürün veya katalog oluyor, sonuçta iş bitmiyor. Kriz satışları da etkiledi, aylardır yeni temsilci kaydı da yapamıyorum. Şimdiye kadar çoktan bırakacaktım aslında ama bu isteksizlik geçici bir dönemse sonradan pişman olmaktan korkuyorum. Bir de temsilcilerime yapabilecek mantıklı bir açıklama bulamıyorum. Canım sıkıldı bıraktım, demek saçma geliyor...
Diş ağrım yok dünden beri ama sıcak-soğuk bir şeyler yiyip içtiğimde sızlıyor. Bu da geçer inşallah diye umut ediyorum.
Yazacak daha çok şeyim vardı ama tam yazarken çalan telefon yüzünden kafam dağıldı. Telefonla konuşmak da istemiyorum bir süre... Halletmem gereken bir sürü iş var. İstanbul'a gittiğimizde biraz kalmayı düşünüyoruz. O yüzden evi toparlamalıyım. Ciddi bir temizlik yapmalıyım. Çarşı işlerinin hepsini bitirmeliyim. Çamaşırları yıkamalı, ütüleri bitirmeli, çanta hazırlamalı, görüşülecek herkesle görüşmeliyim... Bunların hepsi de gözümde büyüyor bugün. Hepsi bir şekilde halledilecek ama bakalım nasıl olacak....
Kocam evde, sonra dışarı çıkacakmış. Oğlum evde, sene sonu gösterisinin provası bitince erken geldi eve. Öğleden sonra yine gidecek okula. Onlar gidince ben de evi biraz toparlayıp süpüreyim diyorum.
Şimdi neskafe içesim var ama kalkıp yapmak zor geldi. Yapıp bana getirecek biri olsaydı keşke. Gerçi benim özel nescafe ve süt ayarım var bunu başkası tutturamaz ama şu an nasıl olursa olsun içerdim yeter ki ben kalkmayım yerimden. Yazım bitince bilgisayarı kapatacağım, kahvemi yapacağım ve kitabımı alacağım yine elime. Kahvem bitene kadar kitap okuyacağım.
Aslında çarşıya inmem gerekiyor ama hiç canım istemiyor bugün. Bir de çocuğun okuluna uğramalıyım tatil için alınan kitapların parasını vermek, kırdığı dolap anahtarının yedeğini alıp bir tane daha yaptırmak, önümüzdeki hafta gidilecek pikniğin ve yapılacak gösterinin ayrıntılarını öğrenmek için...
Avon'u bırakmayı düşünüyorum. Temsilciliği değil de takım öncülüğünü. Canım istemiyor şu sıralar başka temsilcilerin dertleriyle uğraşmak. Sipariş verirlerse alıp girerim sadece ama başka hiç bir şeyleri beni ilgilendirsin istemiyorum. Ama iade oluyor, eksik ürün veya katalog oluyor, sonuçta iş bitmiyor. Kriz satışları da etkiledi, aylardır yeni temsilci kaydı da yapamıyorum. Şimdiye kadar çoktan bırakacaktım aslında ama bu isteksizlik geçici bir dönemse sonradan pişman olmaktan korkuyorum. Bir de temsilcilerime yapabilecek mantıklı bir açıklama bulamıyorum. Canım sıkıldı bıraktım, demek saçma geliyor...
Diş ağrım yok dünden beri ama sıcak-soğuk bir şeyler yiyip içtiğimde sızlıyor. Bu da geçer inşallah diye umut ediyorum.
Yazacak daha çok şeyim vardı ama tam yazarken çalan telefon yüzünden kafam dağıldı. Telefonla konuşmak da istemiyorum bir süre... Halletmem gereken bir sürü iş var. İstanbul'a gittiğimizde biraz kalmayı düşünüyoruz. O yüzden evi toparlamalıyım. Ciddi bir temizlik yapmalıyım. Çarşı işlerinin hepsini bitirmeliyim. Çamaşırları yıkamalı, ütüleri bitirmeli, çanta hazırlamalı, görüşülecek herkesle görüşmeliyim... Bunların hepsi de gözümde büyüyor bugün. Hepsi bir şekilde halledilecek ama bakalım nasıl olacak....
04 Haziran 2009
Dişi şimdilik dolguyla hallettik. Dolguya rağmen çok acı verecek şekilde ağrırsa çekilecek. Bir posta daha antibiyotik içeceğim ve bir kutu daha ağrı kesici aldım. Son on gündür zaten ilaçsız günüm geçmedi. Evdeki tüm ağrı kesici stoklarını da tükettim ama durum iyi gibi artık:O)
Hava dün geceden beri soğuk ve yağmurlu. Bütün gece gök gürledi, aralıksız yağmur yağdı ve uykum kaçtığımdan ben yağmurun sesini dinledim sabaha kadar. Güzeldi.
Dün gece iki gün arayla evdeki ikinci karafatmayı öldürdüm. Dünkü neredeyse üç böcek iriliğinde ve uzunluğundaydı. Sabahın ikisinde karşıma çıkınca sinir oldum, biraz da ondan uyuyamadım. Bizim ev birinci katta, girişin üstü. Yedi senedir aynı binada oturuyorum ilk defa evin içinde böcek gördüm. Büyük ihtimalle asansör boşluğunda yaşıyorlar ve kapıdaki aralıktan falan girdiler eve. Zaten hemen kapının yanındaki duvardaydı ikisi de. Yöneticiyle konuşacağız. Artık ilaçlama mı yaparlar, imha ekibi mi kurarlar bilmiyorum ama iğrenç bir şey, bir şekilde bundan kurtulmamız lazım...
Dişim geçti ya çok mutluyum :O) Ağrı da yok :O) Uzun zamandır ağrısız bir gün geçiriyorum. Güzel bir değişiklik oldu bu :O)
Hava dün geceden beri soğuk ve yağmurlu. Bütün gece gök gürledi, aralıksız yağmur yağdı ve uykum kaçtığımdan ben yağmurun sesini dinledim sabaha kadar. Güzeldi.
Dün gece iki gün arayla evdeki ikinci karafatmayı öldürdüm. Dünkü neredeyse üç böcek iriliğinde ve uzunluğundaydı. Sabahın ikisinde karşıma çıkınca sinir oldum, biraz da ondan uyuyamadım. Bizim ev birinci katta, girişin üstü. Yedi senedir aynı binada oturuyorum ilk defa evin içinde böcek gördüm. Büyük ihtimalle asansör boşluğunda yaşıyorlar ve kapıdaki aralıktan falan girdiler eve. Zaten hemen kapının yanındaki duvardaydı ikisi de. Yöneticiyle konuşacağız. Artık ilaçlama mı yaparlar, imha ekibi mi kurarlar bilmiyorum ama iğrenç bir şey, bir şekilde bundan kurtulmamız lazım...
Dişim geçti ya çok mutluyum :O) Ağrı da yok :O) Uzun zamandır ağrısız bir gün geçiriyorum. Güzel bir değişiklik oldu bu :O)
03 Haziran 2009
Geçen hafta sağlık karnemdeki sorunu hallettim. Kocamın eşi değil çocuğu olarak kaydetmiş beni yetenekli memurlarımız o yüzden ben ilaç alırken sorun yaşıyormuşum. Bir haftadır antibiyotiği de içiyorum hatta bitmek üzere, bugün yarın yine dişçiye gideceğim. Ara ara çok ağrıdı dişim arada ağrısız saatler geçirdim ama ne zaman ağrıyacağı da belli olmadığından, ağrımasa da hassas olup sızladığından genel olarak keyifsizdim.
Keyifsiz olduğumdan evden de fazla çıkmadım. Biraz evi toparladım, bol bol blogları okudum, kitap okudum, televizyona takıldım, Atahan'la Golf'te oturduk bir iki kere, günler geçti gitti zaten.
Pazartesi de eğitim toplantımız vardı. Gerçi acil bir işim çıkınca yarım bırakmak zorunda kaldım ama ilk yarısı güzeldi. Kocamla buluştum işimizi halletmek için oradan da Harman Yeri'ne gittik beraber. Görümcemle kızı da yanımızdaydı. Çocuklar oynadılar. Biz de yemek yedik. Hava biraz rüzgarlı, dolayısıyla da serindi gerçi, üşüdüm ben üzerime şalımı da alsam... Geçen sefer yanımızda atıştıracak bir şeyler olduğu için sadece içecekleri almıştık Harman Yeri'nden. Bu sefer doğrudan yemeğe gittik ama yediklerimizi beğenmedik. Özellikleri yoktu ve servis biraz kötüydü. Bir dahaki gidişimizde etlerimizi kendi istediğimiz yerden istediğimiz şekilde alıp, ordan sadece mangalı kullanmaya karar verdik...
Dün akşam da Telekom'un emekliler yemeği vardı. Çok kalabalıktı. Emekli olduktan sonra başka şehirlere yerleşenler ve tayinle gidenler de geldiğinden uzun zamandır görüşemediğimiz bir sürü arkadaşla görüşmüş olduk. Bu sabah bu arkadaşlardan bir çiftle Golf'e kahvaltıya gideceğiz mesela.
Okullar kapanınca da İstanbul'a gideceğiz, annemlere. Bir süre kalmayı da düşünüyoruz. Ondan önce halledilecek bir sürü iş, gidilecek bir piknik, yapılacak bir gösteri var gerçi... Tatile az da kalmış olsa bu işler kafamı meşgul ettiğinden daha İstanbul için heveslenemiyorum.
Yine görüşmek üzere...
Keyifsiz olduğumdan evden de fazla çıkmadım. Biraz evi toparladım, bol bol blogları okudum, kitap okudum, televizyona takıldım, Atahan'la Golf'te oturduk bir iki kere, günler geçti gitti zaten.
Pazartesi de eğitim toplantımız vardı. Gerçi acil bir işim çıkınca yarım bırakmak zorunda kaldım ama ilk yarısı güzeldi. Kocamla buluştum işimizi halletmek için oradan da Harman Yeri'ne gittik beraber. Görümcemle kızı da yanımızdaydı. Çocuklar oynadılar. Biz de yemek yedik. Hava biraz rüzgarlı, dolayısıyla da serindi gerçi, üşüdüm ben üzerime şalımı da alsam... Geçen sefer yanımızda atıştıracak bir şeyler olduğu için sadece içecekleri almıştık Harman Yeri'nden. Bu sefer doğrudan yemeğe gittik ama yediklerimizi beğenmedik. Özellikleri yoktu ve servis biraz kötüydü. Bir dahaki gidişimizde etlerimizi kendi istediğimiz yerden istediğimiz şekilde alıp, ordan sadece mangalı kullanmaya karar verdik...
Dün akşam da Telekom'un emekliler yemeği vardı. Çok kalabalıktı. Emekli olduktan sonra başka şehirlere yerleşenler ve tayinle gidenler de geldiğinden uzun zamandır görüşemediğimiz bir sürü arkadaşla görüşmüş olduk. Bu sabah bu arkadaşlardan bir çiftle Golf'e kahvaltıya gideceğiz mesela.
Okullar kapanınca da İstanbul'a gideceğiz, annemlere. Bir süre kalmayı da düşünüyoruz. Ondan önce halledilecek bir sürü iş, gidilecek bir piknik, yapılacak bir gösteri var gerçi... Tatile az da kalmış olsa bu işler kafamı meşgul ettiğinden daha İstanbul için heveslenemiyorum.
Yine görüşmek üzere...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)