26 Mayıs 2009

MIHLAMA

Atahan, Yemekteyiz''de mıhlama gördü geçen hafta. O zamandan beri isteyip duruyor ama ben yemedim daha önce ve hiç yapmadım da. İnternette şöyle bir bakındım ama doğru düzgün tarif göremedim. Bilenlerden bir zahmet yardım istiyorum. Mıhlama nasıl yapılır?

25 Mayıs 2009

Şimdi dişçiden geldim, iltihap varmış önce o kurutulacak ardından diş çekilecek. Çekilmesi tamamen benim suçum. İhmal ettim. Sevmiyorum hastaneye gitmeyi, dayanılmayacak raddeye gelmeden de gitmiyorum. Bugün de beklerken sıkıntı bastı en az üç kere kaçıp gitmeyi düşündüm. Canım acımasa kaçardım da. Çocukça bu yaptığım belki ama böyle işte. Antibiyotikle ağrı kesici yazdı ama alamadım. Kocam iki senedir emekli ama biz hala çalışan görünüyoruz, eczane de onu düzeltmeden ilaçları vermiyor. Ben böyle sistemin... Zaten keyfim yok bir de bunlarla uğraşmam gerekiyor. Daha önce de aynı sorunu yaşadığımdan gidip düzeltmiştim güya ben bunu. Değişen bir şey yok. Çocuğun okuldan çıkış saati geldiğinden yarına kaldı bu iş. SiniR oluyorum ve hatta nefret ediyorum şu an sskdan... Daha doğrusu orada çalışan ve iki senedir bu yanlışlığı düzeltemeyen memurdan. Yarın önce müdürlüğe gidilecek, daha önce de düzeltiklerini söyledikleri sorun tekrar düzeltilecek (tabi düzeltebilirlerse), sonra varsa yine sıra numarası alınacak, doktordan yine aynı ilaçları yazması istenecek ve gidip bu sefer ilaçlar alınacak ( inşallah).

Toplantı da hayal oldu tabi böylece...
Fazla keyfim yok çünkü dişim ağrıyor. Dişimden de çok damağım ağrıyor aslında. Ya ağrı oraya vuruyor ya da yara olmuş farkında değilim. Dişçiye gittim sabah ama biraz geç gittiğimden randevu alamadım. Doluymuş. Öğleden sonra bir daha deneyeceğim şansımı...

Yarın da Avon İstanbul toplantısı var. Büyük ihtimalle gideceğim. Dişçiyi bugün halledemezsem gitmeye de bilirim. Ağrı çekerken yollarda olmak işkence olur. Gerçi dişi halledebilirsem de ağrının hemen geçeceğini zannetmiyorum... Bir süre pek sevmesem de ağrı kesici kullanmak zorundayım büyük ihtimalle ki hafta sonu evdekileri tükettim...

Yemek yemek işkence...

21 Mayıs 2009

Cumartesi güne ve Harman Yeri'ne gittikten sonra pazar, pazartesi, salı evdeydim. Bugün bir arkadaşımla buluştum Golf'te. Okul tatil olduğundan Atahan'la beraber gittik. O, arkadaşın oğluyla oynadı, biz de muhabbet ettik. Arkadaşım vardiyalı çalıştığından istediğimiz sıklıkta görüşemiyoruz , arada telefonlaşıyoruz, fırsat buldukça da görüşüyoruz. Çanakkale'ye ilk geldiğimde tanıştığım dokuz senelik bir arkadaşım olduğundan çok severim onu. Kafalarımız da uyuşur. Arkadaştan da öte, hem sıkıntılarımızı, hem mutluluklarımızı paylaştığımız bir dostluktur bizimkisi. İyi geldi görüşmek...

Aslında üç gündür fırtına var burada, rüzgarın sesini dinliyoruz sürekli. Evden çıkarken de bu rüzgarda dışarıda oturulur mu acaba diye düşünmeden edemedim ama deniz kenarı zannettiğimden daha az esiyordu. Giderken ve dönerken yürüdük Atahan'la. Yolda alfabenin harflerinden kelime bulma oyunu oynadık. Yolumuzun üzerindeki bütün kedi ve köpeklere baktık. Şakalaştık...

Golf'te bir çocuk şikayet etti bana oğlumu. Geçen gittiğimizde oynamışlar ve Atahan ona"gereksiz" diye bağırmış. Atahan'a neden öyle dediğini sorduğumda, çocuk bizim oyunumuza katılmıyordu, varlığı da gereksizdi, dedi. Mantıklı bir açıklamaydı bence...

Olasılıksız'ı okuyorum şu günlerde, ikinciye. İlk okuduğumda sonunu çok merak ettiğimden hızlı okumuştum. Bu sefer fazla acele etmeden sindire sindire okuyorum. Üzerine de Empati'yi tekrar okuyabilirim. Okullar tatil olunca Atahan'la kütüphaneye üye olalım diyorum. Belki önden ben bir gidip bakarım. Gerçi ben kitaplara sahip olmayı seviyorum ve onları kütüphanemde saklamayı ve tekrar tekrar okumayı o yüzden kütüphane bana ters geliyor ama Atahan'a bir alışkanlık kazandırabilmek için onunla gitmeye başlamamız gerekiyor.

Okulların kapanmasını sabırsızlıkla bekliyorum artık. İstanbul'a gitmeyi düşünüyoruz yaz tatilinde. Bir de Atahan'a bisiklet sözü verdim karnesini alınca hepsi pekiyi olursa. Bisikletle iş bitmiyor bir de ona iki tekerlekli sürmesini öğretmek gerekiyor ama o da çok zor olmasa gerek (yani inşallah zor değildir öğretmek)...

Yine görüşmek üzere....

17 Mayıs 2009

Kepez - Harman Yeri.



Dün akşam oraya gittik görümcemlerle, günden sonra. Güzeldi. Hava sıcaktı. Etraf sakindi... Dokuz buçuğa kadar kaldık. Artık yaz gelmiş. Geceleri fazla üşümeden dışarıda oturabiliyoruz.



Sabah da Golf'e kahvaltıya gittik kocam, Atahan, ben. Hava sıcaktı ama Golf biraz esintili ve hafif serindi. Atahan parkta oynadı kahvaltıdan sonra, biz de gazeteleri okuyup muhabbet ettik. Karşımızda Kilitbahir...



Kocam beni eve bıraktı, çocuğu da basket kursuna. Uzun uzun yazacaktım aslında ama öyle bir uyku bastırdı ki şimdi gözlerimi açamıyorum. Hiç ses seda yok etrafta. Her şey fazlasıyla sakin ve rehavet içinde, onun da etkisi vardır herhalde.

Az önce mutfağa doğru giderken oturma odasından, birden fırlayıp kalktığım için başım döndü. Ben de yere oturdum geçsin diye, etrafta koltuk veya sandalye yoktu. Oturmak da kesmedi sonra, zaten uykum da var ya, yere uzandım. Tam sokak kapısının önüne. Biraz rahat bir yer olsa uyuyup kalırdım büyük ihtimalle. Sonra aklıma geldi, kocam kapıyı açsa beni öyle yerde uyurken görse ne düşünür acaba diye. Sonra hemen yanımdaki kalorifer peteğinin altı çok toz olmuş ama yer değil, peteğin alt kısmı. Biri görse senelerdir temizlemiyor herhalde diye düşünür diye düşündüm. Sonra aklıma geldi ki misafirlerin o tozları görebilmesi için ancak benim gibi sokak kapısının önüne boylu boyunca yatıp, hafif de sola dönmesi ve kafasını ya da en azından bakışlarını da azıcık kaldırması gerekiyor. Normal bir misafirin görebilmesi imkansız gibi bir şey. Hazır yatıyorken oraları da temizledim biraz. Zannettiğim kadar kirli değilmiş zaten. Görüntü kötüymüş sadece. Biraz da tavana baktım. Daha önce görmediğim bir kaç lekeyi de keşfettikten sonra sırtım ağrımaya başlayınca kalktım....

Yine görüşmek üzere...

15 Mayıs 2009

Bugün canım sıkılıyor. Sabahtan beri kalkmadım bilgisayarın başından. Biraz evi süpürdüm akşam üstü ama zoraki bir şekilde. Yemeği de yapmak zorunda olduğum için yaptım. Eninde sonunda evdekiler acıkacak ve bir şeyler yedirmek zorunda kalacağım nasılsa diye. Ben ekmek arası bir şeyler yedim başka da bir şey istemiyorum artık yarın sabaha kadar. Bilgisayardan da sıkıldım aslında ama televizyonda bir şey yoktu, kitap aldım elime onu da canım istemedi. Oturayım biraz yazayım dedim. Günlük sıkıntılarım oluyor ara sıra böyle. Evin içinde dolanıp duruyorum böyle zamanlarda. Her şeye başlayıp, her şeyi yarım bırakıyorum. Sokağa da çıkmak istemedi canım. Yarın görümcemde gün var, süper kalabalık akraba günü. Oraya gideceğim erkenden, yardım etmeye. Gidesim de yok aslında ama belki yarına geçer bu ruh hali... Geçmese de gitmek zorundayım. Aslında belki iyi gelir. Bu yazıyı da yazdım ama belki de yayınlamasam mı diye düşünüyorum.

Ablam ya da annem olsaydı buralarda. Dışarıda bir kahve içseydik. İki dedikodu yapsaydık. Güldürseydim onları her türlü şebekliği yapıp. Özledim onları.

Yaz geldi artık hava çok güzel ama çıkamadıktan sonra anlamı yok. Neden çıkamadığım konusu da ayrı bir saçmalık aslında. Çıkmamam için bir sebep yok ama böyle günlerde giyinip evden çıkmak ölüm geliyor bana, canım kendimi sokağa atmak istese de...

Bir de böyle günlerde her şeye sinir oluyorum. Okuldan geldiğinde Atahan'a sardım önce. Terlemiş, üzerini değiştir dedim atletini değiştirmeden kolsuz bir tişört giymiş. Olmadı deyince atletini çıkarmış kalın bir sweatshirt giymiş. Sokağa çıkmak isteyince içine atlet, üzerine de kısa kollu tişört giydirmek için kalktım odasına gittim, çıkmayacağım vaz geçtim dedi. Ben döndüm oturdum, böyle mi çıkacağım sokağa dedi. En sonunda oğlum, keyfim yok üzerime gelme sen de, dedim. Kalktım giyeceklerini verdim. Akülü motorunu indirmek istedi sokağa. Babası indirdi. Biraz bindi bu sefer motordan sıkıldı eve çıkarmak istedi. İndim aşağıya yardım ettim. Şimdi oynuyor sokakta ancak keyfi yerine geldi.

Yazı yazmayı düşünüyordum. Biraz evi süpüreyim dedim onlar motorla uğraşırken. Süpürge bitti baktım kocam oturmuş bilgisayarın başına. Onu kaldırdım bu sefer yazma modum geçti. Anlatırken ben bile sinir oldum kendime ama oluyor bazen böyle elimde değil.... Yazmayı düşündüğüm milyon tane başka şey vardı ama bu arada onları unuttum. Şu anki ruh halime uygun bu yazı çıktı ortaya. Bu arada biraz da Yemekteyiz'e takılıp ordaki yarışmacıların hepsine söylendim. Bulmuşlar mis gibi yemekleri, ev sahibi de efendi bir adam ama yapmadıklarını bırakmadılar. Yok şu yemeğin tuzu az, yok final gecesine bu menü yakışmadı, yok tartışmaları yatıştıramadı... Ben genelde alışveriş ve yemek yapım aşamasını izleyip yedikleri kısımda kanal değiştiriyorum zaten. Bu haftakiler yine de biraz daha aklı başında tiplerdi ama bazıları o kadar iğrenç oluyor ki izlemeye dayanamıyorum.

Can sıkıntısıyla blog blog gezip bir sürü yeni blog keşfettim. Bir de okey oynadım Gamyun'da. Gerçi bağlantı sık sık kopunca, oynadığım tipler de yarım saatte bir taş atamayan tipler olunca oyundan da zevk almadım. Travian'da da server 4 açılıyordu oraya kayıt olmak için uğraştım yarım saat. En az dört kere denedikten sonra ön kayıt yaptırabildim. İki buçuk gün sonra yeni serverdeyim. Bütün boş işler bende şu sıralar. Bu da geçecek inşallah.

13 Mayıs 2009




Fotoğraflar Golf'ten. Dün akşam üstü ailecek gittik oturduk. Biz çayımızı içerken Atahan çocuk parkında oynadı. Bugün de bir arkadaşımla buluştum orada. Yaz boyunca her fırsatta gideceğimizden bol bol Golf fotoğrafı göreceksiniz... Bir gün eğer Çanakkale'den gidecek olursak en çok özleyeceğim yer olacak.
Arkadaşlık garip bir kavram. Bugün buluştuğum arkadaşımla aylardır görüşmüyorduk. Arada kırgınlıklıklar da vardı. Benim ona karşı, onun bana karşı. Kendi açımdan diyebilirim ki unuttum gittim ben. Dönem dönem bir süreliğine hayatımdan çıkan arkadaşlarım oluyor. Bazen kendi tercihleri, bazen benim uzaklaştırmamla. Bir süre sonra görüştüğümüzde hiç bir şey olmamışçasına devam da edebiliyoruz, bıraktığımız yerden dolu dizgin... Kırılan şeylerin fazlalığı yüzünden eskiye dönemediğimiz ve konuşulamayanların, dile getirilemeyenlerin ağırlığıyla iyice kopup gittiklerimiz de oluyor. Bunu doğal karşılıyorum artık. Yaşanan her şeyin, tanıdığım her insanın bana kattığı şeyleri, yaşadığım güzel anları kar sayıyorum. Kimi gidenlere çok üzülüyorum ve onları özlüyorum sadece...
Kendi istemediklerimi çok net sebeplerle bilebiliyorum neden uzaklaştırdığımı. Gidenlerin ardından ise uzun uzun düşünüyorum benim yüzümden mi diye? Acaba şunu söylemeseydim, bunu böyle mi yapsaydım diye muhasebe ediyorum olan biteni. Sonra da kendimizi ne kadar önemsediğimizi fark ediyorum. O insanın hayatında başka olaylar, belki ruhsal problemler, büyük maddi ihtiyaçlar ya da sağlık sorunları, eşle - sevgiliyle yaşanan anlaşmazlıklar olabileceğini aklımıza bile getirmeden, her türlü olumsuzluğu kendimize bağlıyoruz. Bu gündelik yaşantımızda da böyledir ya genelde. Görüştüğümüz kişi kötü bir gün geçiriyorsa hemen üzerimize alınırız. Bizimle zoraki görüştüğü, sıkıldığı, canının bizimle olmak istemediği ve diğer bin türlü olumsuzluk aklımıza gelir de, belki evden çıkarken kavga ettiğini, belki parası olmadığı için yüzünün asık olduğunu, belki başı ya da dişi ağrıdığı için keyfinin de olmadığını aklımıza getirmeyiz.
Neyse, bunlar derin konular aslında... Sonuçta demek istediğim muhasebemi mutlaka yapıyorum. Gerçekten hatalı yönlerim varsa düzeltebilmek için de elimden geleni yapıyorum ama bazen de bazı dostlukların bitebileceğini, bazılarının da bitmiş gibi bile görünse aslında sadece ara verilmiş olabileceğini biliyorum...

11 Mayıs 2009

Atahan geçenlerde bir performans ödevi hazırladı. Aileden birini tanıtacaktı. Biz yine son güne bıraktığımızdan ve elinin altındaki tek kaynak ben olduğumdan beni tanıttı. Okuduğum okullar kısmını ben dikte ettim o yazdı ama sonuç bölümünde kaleme aldığı kendi satırları da çok hoşuma gitti:

" Annem yeşil gözlü, siyah saçlıdır. Çok süslü püslüdür. Çok güzeldir. Çok duygusaldır. Çok mutludur. Babamla evlendi ve şimdi çok mutlu bir hayat sürüyor."

Dün akşam da anneler günüyle ilgili bir şiir yazması gerekiyordu. Bir yerden bulunmayacak, internetten bakılmayacak. Biz bu tür durumlarda biraz yardımlaşıyoruz. Şöyle ki bir satırını o yazıyor diğer satırını ben söylüyorum. Bazen de ilk kelimeyi ben söylüyorum o devamını getiriyor. Sonuçta şöyle bir şiir çıktı ortaya:

Benim annem canım benim. (öğretmenim canım benim şarkısından alıntı:O))
Beni dünyaya getiren odur.
O olmazsa ben de olmazdım
Canım annem

Pazar günü saat sekizde zorla yazılan şiir bu kadar oluyor ancak. Ödev konusunda sıkıntılarımız var. Hava güzel artık. Okuldan gelir gelmez sokağa çıkmak istiyor. Dışarda oynayan çocukların sesleri evi doldurmuşken, arkadaşları kapıya gelip onu çağırıyorken içim elvermiyor otur ödevlerini bitir demeye. Genelde beşten sekize kadar sokakta. Biz daha erken çağırmadıysak,akşam ezanını duyduğu anda eve dönüyor. Yüzünü göremiyoruz, gündüz okulda, akşam sokakta, dokuzda da yatıyor zaten. Ödev yapması gerektiği anda ya karnı çok aç oluyor, ya uykusu fazlasıyla gelmiş, ya çok yorgun, ya acayip sıkışmış, ya da üç ödev varken aslında o fazladan yazmış oluyor ve ödevlerin bir tanecik olduğunu anlıyoruz. Sonuçta hepsini yapıp bitiriyor ama zarla zorla. Hoş öğretmeni de biraz fazla ödev veriyor bence. Bana bile çok görünürken ve gereksiz bulurken otur yap demek saçma geliyor.

Haftasonu on beş problem vardı matematik ödevi olarak. O yaptı bitirdi ben de kontrol ettim. Sorular "hangi sayının yarısının beş katının üç eksiği ellidir" ayarındaydı. Sekizinci sorudan sonra kafam ambale oldu resmen. Çocuğun doğru yaptıkları bile bana yanlış gelmeye başladı. Zaten sosyal mezunuyum ben, matematiğe kafam basardı ama sevmezdim. Babam matematik öğretmeni olduğu halde de orta gelirdi hep notum. En son lise bir de almışım matematik dersi, on üç senedir ders olarak alakam olmamış. Neyse, bunlar ne biçim sorular diye söylene söylene
bıraktım kağıdı bir kenara. Kocam hemen eline aldı, "kadın işte anlamaz bunlardan, gör bak ben erkek zekamla nasıl bir saniyede halledeceğim" bakışı attı bana. Güldüm ben de sadece. Beş dakika sonra o da pes etmişti. Hesap makinesini aldım elime. Bütün işlemlerin sağlamasını yaptım. Velet hepsini doğru yapmış meğerse.

Matematiği iyi, ki ben dedesine çektiğini düşünüyorum bu konuda. Türkçe'si de başarılı, bu konuda da bana çekmiş. Hayat bilgisi de fena değil eh bunu da babasından almış olsun. Genel olarak durumu iyi aslında. Bu yüzden de biraz rahat bırakıyorum onu ödev konularında. Okullar kapansın artık. Yaz tatilini sabırsızlıkla bekliyorum ben de. Onunla bütün gün evde olmak ve ödevlerden kurtulmak için...

10 Mayıs 2009

"Teyzeciğim doğum günün ve anneler günün kutlu olsun." Dedi Atahan bugün ablamın doğum günü olduğunu öğrenince ve bunu bloga da yazmaya karar verdik. Bir de "Bugün hem anneler günü, hem teyzemin doğum günü, iki tane pasta yiyecekler demek ki " dedi.

Ablacık, doğum günün kutlu, mutlu olsun. Nice senelere. Ben dün telefonda kutladığımdan buraya yazmayacaktım bile ama yine kıyamadım :O)

Bu sabah yedide oğlumun yatağıma kahvaltı getirmesiyle uyandım ben. Peynir, zeytin, salça, tereyağ ve ekmeğe sürmelik margarin. Bir bıçak ve dünden kalan yarım ekmek. Bir parça ekmek koparıp peynir koydum üzerine, ikincisine salça sürecektim ki yedirmedi bana. Saat on gibi okulda buluşup kahvaltıya gideceğiz sınıf arkadaşlarıyla ve anneleriyle. O yüzden karnımın doymaması gerekiyormuş. Tepsiyi aldı önümden, mutfağa götürdü. Geldi yanıma yattı, sarıldık birbirimize. Şiir okudu bana. Kahvaltıyı son üç dört senedir her anneler gününde hazırlıyor ama şiir bu sene ilkti. Çok şanslı bir anneyim ben.

Hepimizin anneler günü kutlu olsun :O).

08 Mayıs 2009

Oğlumun objektifinden bir güzel bayan :O)


Yine oğlumun objektifinden Çanakkale - iskele....
Dün Ayvacık'a gittim geldim. Orada oturan takım öncümle aylardır yüz yüze görüşememiştik. Onun gelmesi mümkün olmayınca ben gittim onu görmeye. Hem Avon'dan konuştuk hem muhabbet ettik. Güzeldi. Yolculuk bir saat on beş dakika sürüyor. Sabah erken çıktım ama otobüsü yarım saat kadar bekledim. Varmam öğleni buldu. Orada çarşıda inince B.... beni karşıladı. Beraber evlerine gittik. Harika bir avcı böreği pişirdi benim için. Üzerine de çayımızı içtik. Bir yandan da tüm Avon dedikodularımızı yaptık. Ayvacık biraz sapa kaldığından kendi halinde bir ilçe. Çok büyük değil. Aynı Demirköy havasında ve ben seviyorum orayı. Daha önce de bir kaç defa gitmiştim. Biz eve doğru yürürken komşular kapılardan birbirine laf atıyordu mesela, yerel ağızla. Bayıla bayıla dinledim. B.....'nin evi de eski, tek katlı, bahçe içinde bir ev. Tam benim hayalimdeki gibi. Duvarları o kadar kalın ki pencerenin içine rahatlıkla iki kişi sığabilirdi. Ben ordayken yoldan geçen herkes bir merhaba demeye uğradı mesela. Herkesin birbirini tanıdığı, gerçek komşuluğun hala var olduğu, belki orada sürekli yaşayanlar için biraz sıkıcı ama aslında çok sevimli ve hiç bozulmamasını istediğim bir yer... Akşam altı gibi Çanakkale'ye döndüm. Uzun zamandır eve kapanıp kaldığım için hem iş, hem küçük bir gezi-tatil gibi oldu bana bir günlük Ayvacık kaçamağı...

Yukarıdaki fotoğraf benim özel köşem. Misafir odasının kapısının arkasında kalıyor burası ve hemen altında kutular içinde benim kayıt kitlerim, dosyalarım, belgelerim, broşürlerim duruyor. Birbirine sarılmış ayıcıkların olduğu posteri kocamla çıkarken ben hediye etmiştim ona. Her sıkıntılı anımızda bunu birbirimize hatırlattık: "Güzel günler bizi bekliyor". Üstteki üç sayfada ve alttaki tek sayfada beğendiğim ve arkadaşlarımın bana maille gönderdiği şiirler yer alıyor. Bunlar ve kartpostallar dönem dönem değişiyor. Kapının arkasında olduğu için burası bana özel. Hem büro, hem de depo görevi de görüyor...
Bugün oğlumun okulunda anneler günü kutlaması vardı. Oğlum da tek başına bir skeç oynadı. Çok güzeldi. Şiirler okudular, şarkı söylediler. Nazarlık hazırlamış sınıf anneleri, tüm hepimize hediye. Pazar günü de ana oğul kahvaltıya gideceğiz sınıf arkadaşları ve anneleriyle birlikte.
Temizlik yapmam lazım ama canım hiç istemiyor. Camlar silinmeli mesela, perdeler yıkanmalı. Nedense, ben ne zaman silme havamda olsam yağmur yağdığı için cam işi hep erteleniyor. Perdeleri de yıkaması beş dakikalık iş ama asması çok zor. Yüksek bir şeyleri çekmem gerekiyor kornişin altına, onları asabilmek için. Yüksek şeyleri çekebilmem için de bir sürü mobilyanın yer değiştirmesi gerekiyor. Portatif merdivenlerden alacağım burada bulursam ama şimdiye kadar da hiç görmedim satıldığını... Her sabah bugün bu işleri halledeceğim diyerek kalkıyorum ama gözümde büyüyünce hepsi ertesi güne kalıyor hep... Bir şeylerin üzerine çıkmadan perde asabilmek için aparat gibi bir şey icat edilmesini bekliyorum galiba içten içe...
Hava güzelleşince artık bizim de Golf günlerimiz başladı. İki gündür oğlumla gidiyoruz. Evden yürüyoruz aşağıya. Oğlum şehitliğin duvarına tırmanıyor benim de poposundan biraz iteklememle. Duvarın sonunda da o kenara tünüyor ben kucaklayıp indiriyorum onu. Yol boyunca muhabbet ediyoruz. Sağda solda gördüğümüz bin bir şeyi inceliyoruz. Bol bol da gülüyoruz. Onun elinde oyuncağı oluyor, kapıdan son anda çıkarken eline ne geçirdiyse. Benim de sırtımda çantam, içinde suyumuz, üşürsek giymek için ince birer mont, bazen kitap, bazen yol üzerinde uğranıp bırakılacak katalog ya da ürün... Ben çayımı içiyorum denize karşı, o oynuyor. Dönüşte de yokuş tırmandırmamak için ona otobüse biniyoruz genelde. Bir dakika oturmadan koşturup durduğu için çok yorgun oluyor çoğunlukla ama erken döndüysek yine de sokakta oynamak için enerjisi oluyor...
Çanakkale'nin en güzel zamanları başladı... Evde oturduğum günlerin acısını çıkarıyorum ben de fırsat buldukça... Bir de annemler de yine gelse ya da ablam iki günlük de olsa bir kaçamak yapabilse ya da Çarliler kaçıp gelebilse bir haftasonu ne güzel olurdu...

03 Mayıs 2009

Beğendiğim bazı parçalara takıyorum ve bıkmaksızın üst üste sonsuza kadar dinleyebiliyorum...
Bu gece buna tıkladım mesela binlerce kere. Gündüz saatlerinde teypte dinlediğim eski bir kaset var, onun ilk şarkısı defalarca başa alınıyor. Kasetin kapağının nerde olduğunu bilmediğimden şu an adını size yazamıyorum. Bir de cd olarak Carmına Burana... O mümkünse en yüksek seste dinleniyor. Yeni taşınan komşularımız da yakında ezberleyecektir. Özellikle yatak odasında ütü yaparken sürekli o çalıyor.

Her işimin müziği ayrı. Çalışırken Carmen, yemek yaparken ya da bulaşıkları makineye yerleştirirken tam o saatlerde o olduğu için Nihat'la Sivrisinek, ütü zamanı dediğim gibi Carmina Burana, canım çok sıkkınsa klasik parçalar çalan bir radyo kanalı, ortalığı toparlarken ya da evi süpürürken hareketli rock parçalar... Şarkı sözlerini fazla bilmem genelde ama keyfim yerindeyse eşlik de ederim...

Bir mayısta okullar tatil olduğundan çocuk evdeydi. Kocamın da dışarıda halletmesi gereken işler vardı. Baba oğulu beraber gönderdim çarşıya. Gelirken balık ve rakı almışlar. Karnımız da aç olunca kocam balıkları kızarttı, ben salatayı hazırladım, Atahan'a da sofrayı kurma görevini verdim, erken de olsa akşam yemeğimizi yedik. Ailecek masada otururken de Atahan'a "iyi ki bugün okul yok, ne güzel beraber yedik yemeğimizi" deyince "okul olsa bile sonuçta eve dönecektim anne" dedi. Bizim ailede hazır cevaplılık ve biraz ukalalık vardır. Atahan da özellikle son iki senedir genlerini inkar etmeyecek şekilde cevaplar vermeye başladı. Bazen beni kızdırsa da genelde hoşuma gidiyor bu durum. Kendimi görüyor gibi oluyorum onda. Belki kocama bir evde iki Burcu fazla geliyordur ama fizik olarak bana benzemesinin dışında, hal, tavır, davranışlar ve kelimeler de beni andırıyor gittikçe...

Kocamla şu sıralar bir takışıyoruz, bir anlaşıyoruz. Bizim küslüklerimiz çok uzun sürmez genelde zaten. İkimizden biri en fazla yarım saat içinde barış çubuğunu uzatır, diğeri de genelde bunu seve seve kabul eder.

Anna Karanina okuyorum son günlerde. Ondan önce araya Hande Altaylı'dan Aşka Şeytan Karışır'ı sıkıştırdım. Yeni kitap pek almadım son zamanlarda. Uzun süredir okumadığım eski kitaplarıma tekrar el attım. Açıkçası kriz biraz beni ve Avon işlerimi de vurdu. Ben de son zamanlarda çok ilgilenmeyince olması gerekenden daha fazla etkilendim. Toparlıyorum gerçi yavaş yavaş...

Beni her görenin ilk cümlesi, ne kadar çok kilo vermişsin oluyor. Ardından ikinci cümle de, bunu nasıl yaptın, olarak geliyor. Yorumları da genelde, çocuk gibi kalmışsın veya çok güzel olmuşsun şeklinde. Yalnız geçenlerde bir kendini bilmez, yüzün çökmüş, dedi ki benim tercih ettiğim ifade en kötü ihtimalle, suratın kaşık kadar olmuş gibi bir şeydi... Görümcemin on bir yaşındaki kızıyla aynı cüssedeyiz. Enişte bile geçenlerde, seni her gördüğümde benim kız zannediyorum, dedi. Gerçi şimdiki çocuklar biraz iri oluyor. Atahan da bana oldukça yaklaştı. Bir iki sene içinde boyum kadar oğlum var diyebileceğim galiba :O)

Bu haftasonu Golf'e gitmek istiyordum ama önce yağmur ardından şiddetli rüzgar yüzünden gidemedim. Belki yarın okuldan sonra Atoş'u da alıp otururuz biraz. Öğleden sonra çarşıya ineceğim. Hava güzel olursa en azından deniz kenarında yürüyerek biraz temiz hava özlemimi giderebilirim. Cumartesi pazar hiç dışarıya çıkmadım. Artık sıkıldım...

Bugünlerde bloga olmasa da elime geçen kağıtlara, defterlere bol bol yazıyorum aslında. Aklımdan geçenleri olduğu gibi yazıp yırtıp atıyorum bazen. Bazen günlüğüme yazıyorum sayfalar dolusu... Yazmak rahatlatıyor beni...

Bir de gidesim var buralardan. Çanakkale'yi çok seviyorum ama yine de bazen çok sıkıcı oluyor her şey... Beklediğim bir kaç şey var. Daha zaman var olmasına ve olup olmayacağı da kesin değil ama yine de beklenti içinde olmak bunaltıyor bazen beni...

Yine görüşmek üzere...