Dün akşam geldik. Şimdi ablamın bilgisayarından yazı yazarken ben, o da çay servisi yapıyor bana.
Çok mutluyum:O)
25 Şubat 2009
22 Şubat 2009
BU SON
Yalnız gecem. Kocam yarından itibaren kahveyi bırakıyor. Hazirandan beri süren maraton sona erecek. Açıkçası çok mutluyum, aslına bakarsanız kocam da öyle...
Biz alışıktık birlikte zaman geçirmeye. Bu yalnız geceler ve günler beni çok zorlamıştı. Aynı şekilde oğlumu ve kocamı da ama yalnızlığı en çok hisseden ben oldum galiba. Oğlum gündüz sabah sekizden akşam dört buçuğa okuldaydı zaten, gece de dokuzda yatıyordu. Onu en çok babasını fazlasıyla özlemesi zorladı. Haftada bir gün okul çıkışından gece yatana kadar ve hafta sonları babasının uyanışından onu baskete bırakışına kadar görüşebiliyorlardı. Kocam da sabah on gibi kahveye gidiyor, gece on iki gibi geliyordu. Onu zorlayan bizden çok uzak kalmak, bütün gün insanlarla uğraşmak ve kahveyi bırakıp bir yere gidememekti. Ben ise sabah yedide kalkıp, sekizde oğlumu okula yollayıp ona kadar biraz internette bakınıp, kocamı da işe yolladıktan sonra akşam dört buçuğa kadar tek başıma kalıyordum. Beşten dokuza oğlumla ilgilenip dokuzdan gece kocamın geliş saatine kadar da tek başıma kalıyordum. Gündüz işlerimi halletmek için çıksam da bu ikiyle dört arası oluyordu. Onun dışında evdeydim, bütün günüm, iş, kitap okumak, internet şeklinde pek kimseyle görüşmeden geçiyordu. Kahveyi bırakması için ben de biraz baskı yaptım açıkçası, o da pek memnun değildi derken, bu olaya hepimiz sevindik :O)
Bugün kayınvalidemi uğurladık. Dün ise onunla güne gittik. Daha önce de bahsettiğim akraba gününe. Otuz kişiye yakın katılan vardı. Ben, oğlum, kayınvalidem,görümcem ve kızı derken en kalabalık gruplardan biri de bizdik. Bu seferki gün hepsinden güzeldi. Herkes çok kilo verdiğimi söyledi ki iki kilo daha vermişim, toplamda on kilo vermiş oldum. Ben halimden memnunum :O).
Günde o kadar gürültü vardı ki aslında muhabbet etmek zordu. Ben daha çok servise yardım ettim ve konuşulanları dinledim. Bir de sürekli yerimi değiştirdim. Ben arkalara geçtikçe beni ön taraflara aldılar. İlk evlendiğimde kayınvalidemle gezmeye gittiğimizde beni yanından ayırmazdı. O zamanlar kimseyi pek tanımadığım için canım da çabuk sıkılırdı. Bu gittiğimizde kayınvalidem beni yine sürekli yanına çağırdı ama genelde ortalarda dolandığımdan pek onunla oturamadım. Bir de artık muhabbetlere katılabildiğim için rahatlıkla ve bahsedilenlerin hemen hepsini tanıdığımdan canım sıkılmadı.
Yazımı yazarken Bob Dylan'dan One More Cup Of Coffee'yi dinliyorum bir yandan da. Çok sevdiğim bir şarkıdır. Bu gece boyunca başa alıp alıp onu dinleyeceğim. Durmaksızın...
Aslında kampanyanın son haftasına giriyoruz. Yapacak bir sürü işim var ama biz eğer bir aksilik olmazsa küçük bir kaçamak yapmayı planladık. Salı günü Fethiye'ye ablamlara gitmeyi düşünüyoruz. Uzun zamandır yapamadığımız küçük bir tatil olacak ailecek gittiğimiz. Ağustostan beri ablamlarla da görüşemediğimiz için hepimize iyi gelecek. Neredeyse altı ay olmuş. Dile kolay geliyor söylerken ama az değil ve onları çok özledim. İnşallah bir aksilik çıkmaz ve biz gidebiliriz. Çağıl'ımın boyu beni çoktan geçti zaten de gidince görebileceğim daha da uzamış mı, onun ağzından ve birinci elden "teyze" deyişini duyacağım seve seve, kulaklarım bayram edecek, aynı şekilde mest ola ola oğlumun ablama "teyze" deyişini dinleyeceğim. İnsan sevdiklerinden uzak olunca bir kelime bile bin kat anlam kazanıyor. Kocamla ilk defa gideceğiz hem ablamlara. Daha önce o hep çalıştığından arada ben oğlumla gitmiştim. Bizim gezdiğimiz bildiğimiz yerleri ona da göstermek istiyorum. Yağmur olmasın yeter. Çok sıcak olmasa da olur...
Kayınvalidemle mutfak maceralarımız son iki gün de devam etti. Bu sefer ben muzlu ekmek yaptım. Tarifini bu siteden almıştım. Tarifteki her şey bire bir yazdığı gibi oldu ve tüm ölçüler uydu. Denemek isteyenlere tavsiye ederim. Tam buğday unu olmadığından evde, üç buçuk bardak beyaz un kullandım ben. Tadı belki hafif fark etmiştir ama yumuşacık bir ev ekmeği oldu ve herkes çok beğendi. Tarifi ilk defa denediğimden, yoğururken söylemedim ne yaptığımı. Fırından çıkarıp önlerine koyduğumda oğlumla kayınvalidem bayıldı ve bu sabah kızartarak yediğimizde aynı köy ekmeği tadı vardı. Bu arada adı muzlu ekmek ama tatlı bir ekmek değil. Bildiğimiz ev ekmeği tadında. Bu gece ikinciye yaptım. Pişerken mis gibi muz koksa da yerken anlaşılması mümkün değil içinde muz olduğu. İki somun bize üç gün yetti ki bu gece de yapınca üç gün daha dışarıdan ekmek almayacağımız belli oldu.
Kocam bu gece kız istemeye gitti yanında çalışan bir elemana destek olarak. Aslında ben de gitmek istedim ama çocuk erken yattığından mümkün olmadı. Merak etmiştim sadece resmi bir isteme töreni nasıl olur diye. Daha önce hiç gitmedim de...
Biz alışıktık birlikte zaman geçirmeye. Bu yalnız geceler ve günler beni çok zorlamıştı. Aynı şekilde oğlumu ve kocamı da ama yalnızlığı en çok hisseden ben oldum galiba. Oğlum gündüz sabah sekizden akşam dört buçuğa okuldaydı zaten, gece de dokuzda yatıyordu. Onu en çok babasını fazlasıyla özlemesi zorladı. Haftada bir gün okul çıkışından gece yatana kadar ve hafta sonları babasının uyanışından onu baskete bırakışına kadar görüşebiliyorlardı. Kocam da sabah on gibi kahveye gidiyor, gece on iki gibi geliyordu. Onu zorlayan bizden çok uzak kalmak, bütün gün insanlarla uğraşmak ve kahveyi bırakıp bir yere gidememekti. Ben ise sabah yedide kalkıp, sekizde oğlumu okula yollayıp ona kadar biraz internette bakınıp, kocamı da işe yolladıktan sonra akşam dört buçuğa kadar tek başıma kalıyordum. Beşten dokuza oğlumla ilgilenip dokuzdan gece kocamın geliş saatine kadar da tek başıma kalıyordum. Gündüz işlerimi halletmek için çıksam da bu ikiyle dört arası oluyordu. Onun dışında evdeydim, bütün günüm, iş, kitap okumak, internet şeklinde pek kimseyle görüşmeden geçiyordu. Kahveyi bırakması için ben de biraz baskı yaptım açıkçası, o da pek memnun değildi derken, bu olaya hepimiz sevindik :O)
Bugün kayınvalidemi uğurladık. Dün ise onunla güne gittik. Daha önce de bahsettiğim akraba gününe. Otuz kişiye yakın katılan vardı. Ben, oğlum, kayınvalidem,görümcem ve kızı derken en kalabalık gruplardan biri de bizdik. Bu seferki gün hepsinden güzeldi. Herkes çok kilo verdiğimi söyledi ki iki kilo daha vermişim, toplamda on kilo vermiş oldum. Ben halimden memnunum :O).
Günde o kadar gürültü vardı ki aslında muhabbet etmek zordu. Ben daha çok servise yardım ettim ve konuşulanları dinledim. Bir de sürekli yerimi değiştirdim. Ben arkalara geçtikçe beni ön taraflara aldılar. İlk evlendiğimde kayınvalidemle gezmeye gittiğimizde beni yanından ayırmazdı. O zamanlar kimseyi pek tanımadığım için canım da çabuk sıkılırdı. Bu gittiğimizde kayınvalidem beni yine sürekli yanına çağırdı ama genelde ortalarda dolandığımdan pek onunla oturamadım. Bir de artık muhabbetlere katılabildiğim için rahatlıkla ve bahsedilenlerin hemen hepsini tanıdığımdan canım sıkılmadı.
Yazımı yazarken Bob Dylan'dan One More Cup Of Coffee'yi dinliyorum bir yandan da. Çok sevdiğim bir şarkıdır. Bu gece boyunca başa alıp alıp onu dinleyeceğim. Durmaksızın...
Aslında kampanyanın son haftasına giriyoruz. Yapacak bir sürü işim var ama biz eğer bir aksilik olmazsa küçük bir kaçamak yapmayı planladık. Salı günü Fethiye'ye ablamlara gitmeyi düşünüyoruz. Uzun zamandır yapamadığımız küçük bir tatil olacak ailecek gittiğimiz. Ağustostan beri ablamlarla da görüşemediğimiz için hepimize iyi gelecek. Neredeyse altı ay olmuş. Dile kolay geliyor söylerken ama az değil ve onları çok özledim. İnşallah bir aksilik çıkmaz ve biz gidebiliriz. Çağıl'ımın boyu beni çoktan geçti zaten de gidince görebileceğim daha da uzamış mı, onun ağzından ve birinci elden "teyze" deyişini duyacağım seve seve, kulaklarım bayram edecek, aynı şekilde mest ola ola oğlumun ablama "teyze" deyişini dinleyeceğim. İnsan sevdiklerinden uzak olunca bir kelime bile bin kat anlam kazanıyor. Kocamla ilk defa gideceğiz hem ablamlara. Daha önce o hep çalıştığından arada ben oğlumla gitmiştim. Bizim gezdiğimiz bildiğimiz yerleri ona da göstermek istiyorum. Yağmur olmasın yeter. Çok sıcak olmasa da olur...
Kayınvalidemle mutfak maceralarımız son iki gün de devam etti. Bu sefer ben muzlu ekmek yaptım. Tarifini bu siteden almıştım. Tarifteki her şey bire bir yazdığı gibi oldu ve tüm ölçüler uydu. Denemek isteyenlere tavsiye ederim. Tam buğday unu olmadığından evde, üç buçuk bardak beyaz un kullandım ben. Tadı belki hafif fark etmiştir ama yumuşacık bir ev ekmeği oldu ve herkes çok beğendi. Tarifi ilk defa denediğimden, yoğururken söylemedim ne yaptığımı. Fırından çıkarıp önlerine koyduğumda oğlumla kayınvalidem bayıldı ve bu sabah kızartarak yediğimizde aynı köy ekmeği tadı vardı. Bu arada adı muzlu ekmek ama tatlı bir ekmek değil. Bildiğimiz ev ekmeği tadında. Bu gece ikinciye yaptım. Pişerken mis gibi muz koksa da yerken anlaşılması mümkün değil içinde muz olduğu. İki somun bize üç gün yetti ki bu gece de yapınca üç gün daha dışarıdan ekmek almayacağımız belli oldu.
Kocam bu gece kız istemeye gitti yanında çalışan bir elemana destek olarak. Aslında ben de gitmek istedim ama çocuk erken yattığından mümkün olmadı. Merak etmiştim sadece resmi bir isteme töreni nasıl olur diye. Daha önce hiç gitmedim de...
20 Şubat 2009
:O)
Dün kocamın izin günüydü. Sabah beraber kahvaltı ettik. Öğleden sonra da çarşıda işlerim vardı ve beni o bıraktı, bırakmakla kalmadı izin gününe özel olarak, uğrayacağım dört yere de birer birer götürdü ve eve de geri getirdi. Tam bizim dışarı çıktığımız sırada sağanak yağmur başladığından ıslanmadan ve çabucak ve yorulmadan eve dönebilmiş oldum ben de. Hoşuma gitti..
Öğleden sonra kayınvalidem biraz dinlendi, ben de mutfakta nescafemi içerken, yağmuru seyredip bir yandan da günlük yazdım. Uzun zamandır kullandığım günlüğüm dün bitti. Yenisi çoktan hazır da, eskisine şöyle bir baktığımda beş senelik geçmişimi tekrar yaşamış oldum. Acısıyla tatlısıyla bir çok şey yazmışım ama genelde canım sıkkın olduğunda derdimi günlüğüme dökmüşüm. Kötü anları uzun uzun anlatmışım ama güzellikleri kayıt altına almak için not olarak yazmışım sanki sadece.
Bütün gün dinlendikten sonra saat dörde doğru kayınvalidemle birden coştuk. İkimiz de mutfağa geçtik. Mutfak tezgahım uzundur benim, bir duvarı boydan boya kaplar, musluğun her iki yanında da geniş yer vardır. Sağ tarafa ben geçtim, Atahan okuldan gelince atıştırsın diye kek yapmaya başladım. Sola da o geçti mantı içi hazırladı, bir yandan da hamurunu yoğurdu. Benim burada gördüğüm ama eminim ki başka yerlerde de yapılan tavuklu mantısından yapmaya başladı. Unu çıkardım, ben keke kullandım. Ben bıraktım o mantı için aldı. O kenara çekildi ben çekmeceden kaşık aldım, ben kenara çekildim ona hamuru açması için oklava verdim. Keki fırına koyduktan sonra da taa dört ay önce Edirne'de arkadaşımın kayınvalidesinin verdiği kabağı kesmeye ve soymaya başladım. Bu akşam kaynım gelecek o çok sever kabak tatlısını biraz da onun için yaptım aslında. Bir de ancak kalabalıkta yenir biter diye o koca kabak ki, yarısını yaptığım halde koca bir tencere dolusu kabak tatlımız oldu.
Fazla konuşmadan, huşu içinde ikimizde yoğurduk, kestik, uğraştık. Küçük mutfak radyom açıktı arada şarkılara eşlik ettim, çok sevdiğim şarkılarda kayınvalidemin kulaklarını zorlamak pahasına sesi sonuna kadar açtım. Fırındaki kekleri bile unutmuşum bir ara, kayınvalidem haber verdi. Kabakların şekerini ona sordum ne kadar koyulacak diye. Arada mantıyı kapamaya yardım et istersen dedi ben sigara içerken, yardım edince yemesi o kadar zevkli olmuyor dedim. O mantıya devam ederken ben de dünden haşladığım üç dört patatesle patates püresi yaptım.
Bir yandan da abartıp kalan kabakla da pasta yapsam mı diye düşünürken kocam aradı, çocuğu okuldan almış, beraber balık bakmaya gitmişler. Akşama balık yapacağız dedi. Salata malzememiz fazla yok, soğan da bitti onları da al dedim. Sonra dolapta süt de kalmadığını görünce bir de süt al demek için aradım. Daha sonra da balığın yanına rakı da olsa keşke diye aklımdan geçirince yine aradım ama bu sefer duymadı telefonu, şansım yokmuş diye üzüldüm. Artık tekrar da aramadım. Yarım saat sonra geldiklerinde poşetlerin içinden rakı da çıktı :O) İkimiz de aynı şeyi düşünmüşüz.
Kocam balıkları kızarttı ki bu görev evde ona aittir her zaman. Ben de salatayı yaptım ki tüm ailede ünlüdür benim salatalarım. Genelde balıktan çok salatam yenilir, hatta balıklar kalır bile. Sofrayı kurduk. Gülüşe konuşa bir yandan rakılarımızı içtik bir yandan yemeğimizi yedik. Bir saat kadar sonra yeğenimiz de geldi. Altı gibi yemeğe oturmuştuk. Saat ona kadar sofradan kalkmadık. Benim küçük mutfak radyomda da şansımıza sürekli türk sanat müziği çalan bir radyo bulduk. Arada şarkılara da eşlik ettik.
Güzel bir geceydi. Uzun zamandır ruhumu kaplayan kasvet bulutları aralandı, güneş vurdu sanki kalbime. Son zamanlarda sıkıntı yapmıştım bazı şeyleri kendime. Genel olarak keyfim yoktu buraya da yazdığım gibi. Kafama taktığım bir çok şey vardı. Fazla yemek yiyemiyordum. Son bir kaç ayda sekiz kilo verdim ki dün akşam bu konu da gündeme getirildi. Fazla yemek yemediğim içim annemle telefonla konuşurken kocam aldı telefonu benden, anneme şikayet etti. Rengim sararmış, çok sigara içiyormuşum ve bütün gün bir şey yemiyormuşum. Sigara konusunda haklılar aslında arttırdım biraz ama yemek yemediğim konusunda biraz abarttılar. Sadece eskiden yediğim porsiyonun çok daha azıyla doyuyor karnım. Her zaman yemek istemiyor bir de canım. Neyse bir yandan kocam, bir yandan annem, bir yandan da kayınvalidem başladı ve üçünden uzun bir konferans dinledim. Annem bir kilo daha verirsem gelip beni doktora götüreceğini söyledi ve her gün ona ne yediğime dair rapor vereceğimi. Kocam da sigarayı yasakladığını. Ben de onlara biraz daha dikkat edeceğime söz verdim. Bu konuyu da böyle kapatmış olduk ama biliyorum ki bir süre bana rahat yok. İkisi de sıkı takipte olacaklar...
İki sabahtır yazımı yazarken bir yandan da Pino'nun sayfasındaki müzikleri dinliyorum. Beğendiğim şarkıları tekrar tekrar durmaksızın çalarak hem de. Mesela Boat on the river - Styx ve I say a little prayer - Aretha Franklin 'den bıkmıştır kayınvalidem eminim ki çünkü o da benimle birlikte binlerce kez dinlemek zorunda kalıyor... Geçen gün de kocam uyandığında bütün evde ablamın blogunda, şu gün verdiği tüm şarkı linklerinin sesi çınlıyordu. Yakında evdekiler blog erişimini durdurmaya çalışacaklardır eminimki...
Sonra yine görüşmek üzere...
Öğleden sonra kayınvalidem biraz dinlendi, ben de mutfakta nescafemi içerken, yağmuru seyredip bir yandan da günlük yazdım. Uzun zamandır kullandığım günlüğüm dün bitti. Yenisi çoktan hazır da, eskisine şöyle bir baktığımda beş senelik geçmişimi tekrar yaşamış oldum. Acısıyla tatlısıyla bir çok şey yazmışım ama genelde canım sıkkın olduğunda derdimi günlüğüme dökmüşüm. Kötü anları uzun uzun anlatmışım ama güzellikleri kayıt altına almak için not olarak yazmışım sanki sadece.
Bütün gün dinlendikten sonra saat dörde doğru kayınvalidemle birden coştuk. İkimiz de mutfağa geçtik. Mutfak tezgahım uzundur benim, bir duvarı boydan boya kaplar, musluğun her iki yanında da geniş yer vardır. Sağ tarafa ben geçtim, Atahan okuldan gelince atıştırsın diye kek yapmaya başladım. Sola da o geçti mantı içi hazırladı, bir yandan da hamurunu yoğurdu. Benim burada gördüğüm ama eminim ki başka yerlerde de yapılan tavuklu mantısından yapmaya başladı. Unu çıkardım, ben keke kullandım. Ben bıraktım o mantı için aldı. O kenara çekildi ben çekmeceden kaşık aldım, ben kenara çekildim ona hamuru açması için oklava verdim. Keki fırına koyduktan sonra da taa dört ay önce Edirne'de arkadaşımın kayınvalidesinin verdiği kabağı kesmeye ve soymaya başladım. Bu akşam kaynım gelecek o çok sever kabak tatlısını biraz da onun için yaptım aslında. Bir de ancak kalabalıkta yenir biter diye o koca kabak ki, yarısını yaptığım halde koca bir tencere dolusu kabak tatlımız oldu.
Fazla konuşmadan, huşu içinde ikimizde yoğurduk, kestik, uğraştık. Küçük mutfak radyom açıktı arada şarkılara eşlik ettim, çok sevdiğim şarkılarda kayınvalidemin kulaklarını zorlamak pahasına sesi sonuna kadar açtım. Fırındaki kekleri bile unutmuşum bir ara, kayınvalidem haber verdi. Kabakların şekerini ona sordum ne kadar koyulacak diye. Arada mantıyı kapamaya yardım et istersen dedi ben sigara içerken, yardım edince yemesi o kadar zevkli olmuyor dedim. O mantıya devam ederken ben de dünden haşladığım üç dört patatesle patates püresi yaptım.
Bir yandan da abartıp kalan kabakla da pasta yapsam mı diye düşünürken kocam aradı, çocuğu okuldan almış, beraber balık bakmaya gitmişler. Akşama balık yapacağız dedi. Salata malzememiz fazla yok, soğan da bitti onları da al dedim. Sonra dolapta süt de kalmadığını görünce bir de süt al demek için aradım. Daha sonra da balığın yanına rakı da olsa keşke diye aklımdan geçirince yine aradım ama bu sefer duymadı telefonu, şansım yokmuş diye üzüldüm. Artık tekrar da aramadım. Yarım saat sonra geldiklerinde poşetlerin içinden rakı da çıktı :O) İkimiz de aynı şeyi düşünmüşüz.
Kocam balıkları kızarttı ki bu görev evde ona aittir her zaman. Ben de salatayı yaptım ki tüm ailede ünlüdür benim salatalarım. Genelde balıktan çok salatam yenilir, hatta balıklar kalır bile. Sofrayı kurduk. Gülüşe konuşa bir yandan rakılarımızı içtik bir yandan yemeğimizi yedik. Bir saat kadar sonra yeğenimiz de geldi. Altı gibi yemeğe oturmuştuk. Saat ona kadar sofradan kalkmadık. Benim küçük mutfak radyomda da şansımıza sürekli türk sanat müziği çalan bir radyo bulduk. Arada şarkılara da eşlik ettik.
Güzel bir geceydi. Uzun zamandır ruhumu kaplayan kasvet bulutları aralandı, güneş vurdu sanki kalbime. Son zamanlarda sıkıntı yapmıştım bazı şeyleri kendime. Genel olarak keyfim yoktu buraya da yazdığım gibi. Kafama taktığım bir çok şey vardı. Fazla yemek yiyemiyordum. Son bir kaç ayda sekiz kilo verdim ki dün akşam bu konu da gündeme getirildi. Fazla yemek yemediğim içim annemle telefonla konuşurken kocam aldı telefonu benden, anneme şikayet etti. Rengim sararmış, çok sigara içiyormuşum ve bütün gün bir şey yemiyormuşum. Sigara konusunda haklılar aslında arttırdım biraz ama yemek yemediğim konusunda biraz abarttılar. Sadece eskiden yediğim porsiyonun çok daha azıyla doyuyor karnım. Her zaman yemek istemiyor bir de canım. Neyse bir yandan kocam, bir yandan annem, bir yandan da kayınvalidem başladı ve üçünden uzun bir konferans dinledim. Annem bir kilo daha verirsem gelip beni doktora götüreceğini söyledi ve her gün ona ne yediğime dair rapor vereceğimi. Kocam da sigarayı yasakladığını. Ben de onlara biraz daha dikkat edeceğime söz verdim. Bu konuyu da böyle kapatmış olduk ama biliyorum ki bir süre bana rahat yok. İkisi de sıkı takipte olacaklar...
İki sabahtır yazımı yazarken bir yandan da Pino'nun sayfasındaki müzikleri dinliyorum. Beğendiğim şarkıları tekrar tekrar durmaksızın çalarak hem de. Mesela Boat on the river - Styx ve I say a little prayer - Aretha Franklin 'den bıkmıştır kayınvalidem eminim ki çünkü o da benimle birlikte binlerce kez dinlemek zorunda kalıyor... Geçen gün de kocam uyandığında bütün evde ablamın blogunda, şu gün verdiği tüm şarkı linklerinin sesi çınlıyordu. Yakında evdekiler blog erişimini durdurmaya çalışacaklardır eminimki...
Sonra yine görüşmek üzere...
19 Şubat 2009
Daha iyi hissediyorum kendimi aslında. Mesela muzlu ekmeğin tarifini aldım bir blogtan, eksik bir kaç malzemeyi tamamlayıp onu yapacağım...
Empati'yi bitirdim. Ayşe Kulin okumaya başlayacaktım ama onun üzerine o gitmedi biraz ara verdim...
Ablama uzun bir mail yazdım dün. Onun cevabını okudum kısa bir mail daha yazdım...
Biriken Avon işlerinin çoğunu toparladım ki bu beni en çok rahatlatan şey oldu. Aslında daha da yapmam gerekenler var ama bir yerden başlamış olmak da güzeldi...
Ev sıkıntı vermeye başladı bana, iyi bir derleme, toplama, fazlalıkları ayırma ve ardından sıkı bir temizlik faslı gözüküyor yakın gelecekte...
Deniz kenarında yürümek istiyorum bir de. En çok istediğim de Golf'un açılması ve orada denize karşı oturup çay içmek... Oğlum da oynasın yine çocuk parkında, benim orada bile olduğumu unutarak, yanıma bile uğramadan saatlerce oynasın...
Ne zamandır görüşmediğim arkadaşlarımı özledim bir de. Fırsat buldukça onlarla görüşmek istiyorum.
Ne zamandır görüşmediğim arkadaşlarımı özledim bir de. Fırsat buldukça onlarla görüşmek istiyorum.
En çok kalbimden geçen de Edirne'ye gitmek. Dört ayı geçti ordaki çok yakın arkadaşlarımızla bir araya gelmeyeli. Oğulları büyüdü. Konuşacağımız şeyler çoğaldı, dağlar oluşturdu. Yakında ya onlar ya da biz dayanamayıp bir kaçamak yapacağız bence...
Şimdilik durumlar böyle, yakında yine görüşmek üzere...
14 Şubat 2009
BUGÜNLERDE
Fazla keyfim yok. Sebebi de yok. Olsa bile burada belirtmek istemezdim belki de :O). Durumlar böyle olunca yazı da yazamıyorum. Yazdıklarım da keyifsiz oluyor zaten. O yüzden sessiz sedasız sizleri takip ediyorum. Arada kitap okuyorum. İşlerimi toparlamaya çalışıyorum ama geleli bir haftadan fazla olduğu halde yapabildiğim fazla bir iş de yok. İnsanın canı istemeyince çalışmak da zor oluyor. Hele benimki gibi bire bir insan ilişkisi gerektiren bir işte, sıkıntı hiç yaramıyor.
Bir süre izninizi rica ediyorum bu yüzden. Kendimi toparladığımda geri geleceğim...
Yine görüşmek üzere... Sevgilerimle...
Bir süre izninizi rica ediyorum bu yüzden. Kendimi toparladığımda geri geleceğim...
Yine görüşmek üzere... Sevgilerimle...
10 Şubat 2009
BURALARDA DEĞİLKEN
İstanbul'daydım. Annemlerde kaldım on gün kadar. Geçen ağustostan beri gitmemiş olduğum için bana çok iyi geldi. Onlar gelip gittikçe görüşebilmiştik ama sonuçta abimler ve teyzemler, dayımlar ve daha bir çok akrabamız orada olduğundan gitmişken onlarla da hasret gidermiş oldum. Çok şanslıyım aslında bunu bir kez daha anladım. Bana çok değer veren ve beni çok seven bir ailem var, bu büyük bir mutluluk...
Keyifsizdim aslında ordayken, hastaydım. Burada başlayan grip, öksürük krizleri ve halsizlik olarak devam etti. Pek fazla dışarı çıkmadan, evde de bir şey yapmadan dinlendim. Annem baktı bana ve Atahan'a zaten. Bir şey yaptırmadı bana, ben de genelde kitap okudum...
Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni bitirdim. Ablam yılbaşı hediyesi olarak almıştı (teşekkür ederim Asortik'im). Çok beğendim. Orhan Pamuk'un Kar ve sonraki kitaplarından eskilerinden aldığım tadı alamamıştım. Masumiyet Müzesi'yle eski kalitesini yakalamış bence...
O bitince de Empati'ye başladım. Daha önce Olasılıksız'ı okumuş ve beğenmiştim. Uzun zamandır o tarz kitaplar okumadığımdan değişik gelmişti. İstanbul'da Fawer'in ikinci kitabını da aldım. Daha başındayım ama konu ilginç gibi görünüyor şu an için.
Bunlar dışında yaklaşık iki hafta evde olmayınca tüm ev ve Avon işleri birikti. Cuma günü döndüm buraya ve o günden beri evi toparlamakla uğraşıyorum. Bugün Avon çalışmalarıma da başlayacağım.
Keyifsizdim aslında ordayken, hastaydım. Burada başlayan grip, öksürük krizleri ve halsizlik olarak devam etti. Pek fazla dışarı çıkmadan, evde de bir şey yapmadan dinlendim. Annem baktı bana ve Atahan'a zaten. Bir şey yaptırmadı bana, ben de genelde kitap okudum...
Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni bitirdim. Ablam yılbaşı hediyesi olarak almıştı (teşekkür ederim Asortik'im). Çok beğendim. Orhan Pamuk'un Kar ve sonraki kitaplarından eskilerinden aldığım tadı alamamıştım. Masumiyet Müzesi'yle eski kalitesini yakalamış bence...
O bitince de Empati'ye başladım. Daha önce Olasılıksız'ı okumuş ve beğenmiştim. Uzun zamandır o tarz kitaplar okumadığımdan değişik gelmişti. İstanbul'da Fawer'in ikinci kitabını da aldım. Daha başındayım ama konu ilginç gibi görünüyor şu an için.
Bunlar dışında yaklaşık iki hafta evde olmayınca tüm ev ve Avon işleri birikti. Cuma günü döndüm buraya ve o günden beri evi toparlamakla uğraşıyorum. Bugün Avon çalışmalarıma da başlayacağım.
08 Şubat 2009
ÖNCE RESİMLER
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)