30 Kasım 2008

ÇANTAM VE DİĞERLERİ

Kocam bu sabah kırdığım yeri tamir etti ve bana diğer girişi de gösterdi, böylece fotoğrafları bilgisayara yükleyebildik.



Benim düzenli kullandığım tek çantam vardır, o da aşağıda gördüğünüz sırt çantası. Genelde ağzına kadar doludur. Boş olsa bile daha küçük çantaya geçmem, içinin dolması her an mümkün olduğundan onu taşırım yanımda. Ancak özel bir yere ya da düğüne falan giderken küçük bir siyah el çantam vardır, onu alırım. Normalde 7 gün 24 saat her koşulda ve şartta sırt çantamla dolaşırım.





Işık yandan vurduğundan soluk gibi çıkmış ama aslında koyu lacivert. Çantamı altı - yedi sene önce aldım. O zaman eski sırt çantam kullanılmayacak durumda olduğundan yeni bir taneye ihtiyacım vardı. Çarşıda pazarda gördüğüm hoşuma giden her çantayı alıyordum ama haftasına varmadan, taşıdığım ağırlıklardan askısı kopuyordu. En sonunda iyi bir mağazadan kaliteli, sağlam, uzun yıllar kullanabileceğim bir tane almaya karar verdim. Normalde marka takıntım yoktur, işimi görecekse kendi diktiğimi de, pazardan aldığımı da kullanırım ama bu kuralı sırt çantam için bozdum. İyi de yapmışım, yaklaşık yedi senedir sürekli içi dolu oluyor, gerektiğinde on - on beş kilo yük taşıyor ama bana mısın demiyor.


Yanımda taşıdıklarıma gelince:

-Yaz kış mutlaka bir şişe su olur. Şişe boşalmışsa evden çıkmadan önce mutlaka doldururum. Doğayı korumaya minik bir katkı sağlayabilmek için aynı şişeyi bir çok kez kullanırım.


-Şişenin hemen önündeki makyaj çantam. Aşağıda açılımını göreceksiniz.


-Kumaş mendillerim. Kağıt mendil çantamda hırpalanıp lime lime olduğundan sürekli kumaş mendil kullanırım. Oğlum terlediğinde sırtına sokmaya da yarar aynı zamanda. Kağıt olanından çok daha fazla kullanışlı bence. Her seferinde onları yıkayıp ütülemekten de gocunmam..


-Kampanya kataloglarım tabi ki. En az bir tane katalog mutlaka yanımda olur, kimi zaman katalogunu kaybeden temsilcime veririm, kimi zaman dışarıdayken bir şey soran olursa açıp bakarım, kimi zaman da satış yaparım. Bankada falan sıra beklerken kitabımı almadıysam yanıma, elime alıp kitap gibi okumuşluğumdur da vardır :O)


-El kremim de yaz kış sürekli yanımdadır. Yazın suyla çok fazla haşır neşir olduğumda da kurur ellerim. Kışın ise evin her tarafında da dört beş tane bulundururum. Aklıma geldikçe sürerim...


-Sigaralığım ve çakmağım hiç ayrılmaz yanımdan. Sigaralığımı yazın Fethiye'den almıştım, severek kullanıyorum. Onların hemen yanındaki minik portakal renkli şişe ise kolonya. Çok havasız ortamlarda bunaldığımda ferahlamak için kullanmayı seviyorum.


-El kreminin yanındaki Avon meme kanseri not defterim ve kalemim. Meme kanseri ürünlerinin satışından kar elde etmez temsilciler, gelişiyle satışı aynıdır. Elde edilen para, meme kanseri fonuna aktarılır ve bu fonla hastanelere mamografi cihazı bağışlanır ya da yurt çapında ücretsiz mamografi taramaları yapılır. Geçen sene bu küçük defterlerden beş altı tane alıp herkese yılbaşı hediyesi olarak vermiştim. Mutlaka yanımda taşırım not defterimi çünkü dışarıdayken bir kenera yazmam gereken milyon tane şey olur. Beynimi yormak yerine ona kaydetmeyi tercih ederim:O)


-Avon torbalarında sağ taraftakilerde temsilcilerime vermem gereken kataloglar, soldakilerde teslim etmem gereken ürünler var. Avon torbaları da hiç eksik olmaz çantamdan. Kimi zaman ürün, kimi zaman iade, kimi zaman katalog şeklinde doludur içleri...


Bir de cep telefonlarım var aslında tabi ki hepsi evin ayrı bir tarafında olduğu için fotoğrafı çekerken almamışım yanıma... Telefonla konuşmayı sevmem aslında ama iş mecburiyetiyle bol bol konuşmak zorunda kalıyorum...



Bu da minik makyaj çantam. O da her zaman yanımdadır. Aynam, tarağım, rujum, rimelim, dudak balmım, ıslak mendil ve bir kaç parfüm numunesi bulunur içinde. Çok fazla makyaj yapmam ama açık renk de olsa ruj mutlaka sürerim o yüzden rujlar iki tane:O)
Ben de bu sobede eğer cevaplamak isterse Funda'yı ebeliyorum :O)



N e zamandır fotoğraf yüklemiyordum. Hazır el atmışken eskilerden de koyayım dedim. Yağmurlu bir günde, evin penceresinden gökyüzü...




Golf'te bulutlu bir öğleden sonra...





Golf'te gün batımı...






Aynı gün, aynı yerde, biraz değişik bir açıdan gün batımı...







Son işlediğim üç minik etaminden birincisi...





Çam ağacı ve noel baba çerçevelenecek...






Bu da uzun çoraplı kardan adam kitap ayracım...

Bunlar dışında arada işleri halletmek için çarşıya insem de genelde evdeyim. Önümüzdeki hafta biraz yoğunum hem bayram öncesi yapmam gereken Avon işleri var, hem kampanya bitiyor, kapanışla ilgilenmem lazım, hem de bayram temizliğine başlayacağım ufaktan.
Bunlar da dışında Asortik'imin şu yazısında Eylül adlı bir yorum bırakan, özetle, "kardeşler farklı olabiliyor, ikinizi de okuyorum, sizi üzmek istemediğimden bir şey söylemiyim" demiş. Eylül, Mutfak Camı, Asortik ve Çarli kardeşler gerçekten de farklı. Duruşlarıyla, düşünceleriyle, hayata bakışlarıyla, kişilikleriyle, yaşam tarzlarıyla... Bunu, bloglarımızdan sana yansıtabilmişiz demek ki, ne güzel. Duygularını istediğin gibi dile getirebilirsin, biz üzülmeyiz. Çocukluğumuzdan beri yaşadığımızdan bu durumu, acı bir gerçek ama artık kıskançlık krizlerine kapılanlara, bizim yüzümüzden bunalıma girenlere, işini gücünü bırakıp bizi takip ettikleri için kendi hayatlarını yaşayamayanlara üzülemiyoruz...
Bir de Aslıberry'nin şu yazısında Asortik'im yorum yazmış, sonra da daha ayrıntılı yazmak istediğinden silmiş. Aslı ona sormuş, anonimsi atlamış cevap vermiş. Bu anonimsinin de bloglarda abuk sabuk yorumlar bırakıp dikkat çekmeye çalıştığını düşünüyorum. Biri de ona cevap verince tatmin oluyor işte. O zavallıcık anonimsicik de mutlu olmuş, adam yerine kondu sanmış, sevinmiş kendince, yazık...
Yine görüşmek üzere...

25 Kasım 2008

SLM

Selen'den oğlumun mektubuna bir cevap gelmedi. Sınıfta da sadece Atahan, Selen'den kalemtıraş istediğinde konuşuyorlarmış. Oğlum yorum yapmıyor artık konu hakkında. Hevesi kursağında kaldı çocuğun...



Dün evde otururken okuldan aradılar. Öğretmeni kendini tanıtınca önce hastalandı ya da bir kaza falan oldu zannettim, korktum. Sonra öğretmenimizin ses tonu çok aciliyet gerektirmeyen bir ton gibi gelince arkadaşlarıyla kavga etti ya da bir şeylere zarar verdi zannettim, hem ferahladım hem merak ettim. En sonunda bahçedeki sulara girip çıktığını, ayakkabısının ve çoraplarının ıslak olduğunu, mümkünse kuru eşya getirip değiştirmemi istedi öğretmen, ince düşüncesi hoşuma gitti.



Hayat (Hislerim ve ben) sobelemişti beni, çantamın içindekiler konusunda. Haftasonu aldım makinemi elime, çektim resimleri, bilgisayara yüklemek için ara kabloyu taktım makineye ama öteki ucunu bilgisayara sokamadım bir türlü, oturmuyor, girmiyor derken, giriş yeri kasanın içine göçtü. Halbuki çok sert davranmadım, fazla bir kuvvet de uygulamadım. Büyük ihtimalle onun işi önceden bitmişti, son bir dokunuş bekliyordu ve şans benim yüzüme güldü. Suçum olmamasına rağmen kıran kişi ben oldum. Kurcaladım biraz geri çıkarmak için ama beceremeyince daha fazla zarar da vermemek için vaz geçtim. Resimli çantamın içindekiler yazısı da kaldı bu yüzden, şimdilik...



Pazar günü de oğlumu baskete götürdüğümde bankamatiğe de uğrayıp para yatırayım dedim. Kocam demişti ama yatırma ben halledirim diye dinlemedim onu. Neyse, beş tane üst üste konmuş para yatıracaktım, az önce başka bir hesaptan çektiğim gıcır gıcır kırışığı, yırtığı olmayan paralardı ama bankamatikte sıkıştılar. İkisini aldı, üçünü geri verdi makine. Ekran dondu kaldı. Paraları görüyorum giriş yerinde ama işlem yapamıyorum, itemiyorum, geri de alamıyorum. Kaç senedir hep yatırırım ilk defa böyle bir şey başıma geldi. Kartı da geri vermiyor, parayı da. Panik oldum. Pazar günü erken saat olduğundan etrafta kimse yoktu neyse ki, bir de arkamda bekleyen insanlar sırası olsaydı daha çok panik olurdum. Neyse, iptale bastım, bekledim, oraya bastım buraya bastım derken, paranız sıkıştı dedi önce sonra da alıkonulacaktır yazdı. En son da müşteri hizmetlerinden şu şu numarayı arayın dedi. Önce paranın gerçekten gittiğine geri gelmeyeceğine emin oldum, sonra kartımı aldım, sonra da müşteri hizmetlerini aradım. Hesap da kocamın adınaydı, para yatırırken sıkıştı dedim kıza bana kocanızı verin siz niye arıyorsunuz dedi. Bu benim özel hobim kocamın kartını çalıp para yatırıyorum sürekli bu arada da özellikle sıkıştırıp paraları kendime heyecan yaratıyorum diyecektim ki telefon kapandı. Artık kız mı kapattı, hatta mı sorun oldu bilemiyorum. Ben de kocamı aradım, para sıkıştı, alıkondu, bankayı ara sor bakalım ne olacakmış dedim. O da evde uyuyordu, sabah sabah böyle güzel bir haber aldığı için sevindi, ne iyi yapmışsın karıcığım dedi. Ben sana ben hallederim demiştim ama aslında senin bu yolla halletmem daha iyi olmuş dedi. Neyse, onunla konuştuktan sonra bir de annemi aradım, başıma gelenleri anlattım, her günüm ayrı bir macera bana neden hep böyle oluyor dedim. O da paranın akıbeti konusunda bana da haber ver dedi. Sonra kocam bankayı aramış, yarın şubeye gidin demişler, dün şubeye gittiğinde de para hesabınıza yatırılacak demişler. Aslında sorun çıkmadan halledildi olay, daha önce böyle bir şey olmadığı için, heyecan yaşadığımla kaldım.



Sonra bunları anlatmak için annemi aradığımda ağlıyordu, her günümün ayrı bir macera olması, başıma hep abuk sabuk şeyler gelmesi üzmüş onu... Aslında beni ve Atahan'ı çok özlediği için ağlıyor biliyorum. Ben de onları çok özledim. Bayramda buradayız, bir yere gitmeyi düşünmüyoruz, dükkanı da bırakamaz kocam, onlar gelebilirse ancak görüşecebileceğiz bu durumda...

Bunun dışında iki anlamsız proje ödevini daha son dakika yetiştirerek atlattık. Belki ileride faydalı olabilir ama şu an için konular basit, oğlumun yapabilecekleri sınırlı olduğu için gereksiz görüyorum ben projeleri...

Yine görüşmek üzere...

20 Kasım 2008

AŞK MESAJI

Oğlumun iki yıllık karşılıksız aşkı Selen'den yazılı bir mesaj varmış bugün, Atahan'a Şeyma vermiş:

-Seni çok seven sevgilin Selen yazıyor:
Seni çok özledim hayatım en yakın zamanda görüşelim.

Bu da Atahan'ın cevabı:

Nerede görüşeceğiz?
Şeyma'ysan sana koca karı diyeceğim ama Selen'sen sana Selen diyeceğim...

Bu aşk iki senedir devam ettiği ama şimdiye kadar Selen sadece Atahan'ı öğretmene şikayet ettiği için bunun kandırmaca bir mektup olduğunu düşünüyoruz. Yarın her şey açığa çıkacaktır...

ZENGİN OLUYORUM

Geçen gece rüyamda annemi gördüm. Kafam bit doluydu ve o da onları ayıklıyordu. Dün gece de eski bir evde oturduğumuzu ve kapının önünün kömür dolu olduğunu gördüm. Sabah erken kalkınca da, bir bakayım rüya tabirlerine neymiş bitle kömür dedim.

Bit:Bitlenmek bol paraya kavuşacağınıza ve dostlarınızın birden artacağına işarettir. Bitler tarafından sarılmak sermayenizin sürekli artacağına ve her geçen gün daha iyi duruma geleceğine yorumlanır. Üzerinden bit dökülmesi paranızın bol olduğu için bir çok arkadaşınız olacağına işarettir.

Kömür:Rüyasında kömür ve ocak gören kişinin para ve mal kazanacağına yorumlanır.

Sizin de gördüğünüz gibi üç vakte kadar zengin oluyorum :O)

14 Kasım 2008

KİTAPLARIM

Geçen hafta Tüyap'ta kitap fuarı vardı. İçim gitti. Eskiden her sene mutlaka giderdim. Elim kolum dolu dönerdim. O havayı teneffüs etmek bile bambaşka bir şeydi. Taksim eve uzaktı, tersti ama bir önemi yoktu. Ben evlendikten sonra ise fuarı burnumuzun dibine taşıdılar. Daha doğrusu annemlerin burnunun dibine. Ben sadece bir kere gidebildim. Hangi seneydi hatırlamıyorum ama Atahan'ı pusetiyle dolaştırdığıma göre en az altı sene önceydi. Fuar varken bu konu hakkında yazmadım çünkü fuarla ilgili hiç bir şeyi takip etmedim. Çok istediğim halde bir türlü gidemediğimden her gördüğümde içim acıyordu. Devekuşu misali başımı toprağa gömdüm. Haberlerde çıksa değiştirdim. Son altı senedir aynı şey oluyordu, her sene mutlaka bir engel çıkıyor ve ben kendimi hep, seneye iki elim kanda olsa gideceğim, diyerek kandırıyordum. Denk gelmedi bir türlü. Günü birlik gidilip dönülecek bir mesafe de değil sonuçta .

Neyse, bu sene dedim ki madem fuara gidemiyorum en azından internetten kendime yeni kitaplar alayım. Daldım İdeefixe'e, gezdim durdum, kendime alacaklarımı kolay seçtim oğluma baktıklarımda zorlandım. Seveceği, yaşına uygun, zorlanmadan okuyacağı kalınlıkta kitapları elime alıp incelemeden seçmek zor. Sayfa sayısına önem verdim gerçi ama geçen hafta sonu 150 sayfalık kitabı cuma gecesi başlayıp, cumartesi bitirdi. Üzerine ikincisini okudu. Okuduğu kitap da benim 10 yaşındayken alıp senelerce sakladığım Enid Blyton'un Gizli Yediler/ Afacan Beşler serisi. Çocukluğum Yediler'le geçti. O zamanki bir çok kitabımı birilerine verdiğim halde bunları özenle saklamıştım. İleride çocuğum olduğunda onun da okumasını ve benim kadar sevmesini hayal ediyordum. Hayalim gerçek oldu :O) Dedektiflik üzerine bir kaç kitap seçtim, benimkilere ekledim ve kargoyu beklemeye başladım. En sonunda dün geldi kitaplarımız. Atahan okuldan döndüğünde ona sürpriz yaptım. Hafta içi ödevlerinden okumaya fazla fırsat bulamadığı için tuvalette okuyor. Böylece onun bir tuvalate girip çıkması kırk beş dakikadan az olmuyor. Çocuk hem ödevden kurtuluyor böylece, zorunlu ara vermiş oluyor, hem kitabını okuyor. İki gündür de ona aldığım dört kitabı birden yanına alarak gidiyor her yere.

Aldıklarım arasında okumaya ilk başladığım Marian Keyes oldu. Bu kadının kitaplarını şiddetle ve hararetle tavsiye ederim. Kitap tasarımlarına baktığınızda tam bir pembe roman gibi görünüyor, para verip de almaya değmeyecek gibi ama içerikleri çok değişik. Roman çok sürprizli oluyor ve evet bir aşk hikayesini anlatıyor ama hiç tahmin edemeyeceğiniz şekilde gelişen hikayeler oluyor bunlar. Keyes'i bana tavsiye eden Kumanya'ya da teşekkür ediyorum. O bahsetmeseydi kesinlikle alıp okumazdım. Senden Başka Yok okuduğum ilk kitabıydı, bu sefer Amma Hoş Adam'ı aldım. İlk kitabını okuyup beğendiğim yazarların ikinci kitaplarını alırken bazen tereddüt ediyorum. Beklentilerimi karşılamayabiliyor, hayal kırıklığı yaşıyorum ama bunda korktuğum gibi olmadı. Dün gece elimden bırakamadığımdan sabaha kadar okudum. Daha da bitmedi ama yazı yazmak için ara verdim. Kitabın başları biraz karmaşık gibi görünse de hikayenin içine girince bir daha bırakılmıyor.

Aldığım öteki kitaplar ise, Meral'in tavsiyesine uyarak Falih Rıfkı Atay'dan Çankaya ve Cem Şancı'nın en son kitabıyla , eski bir kitabı...

13 Kasım 2008

-

Bu arada şunu da düşünmeye başladım, filmi eleştirenlere nasıl bunlar Atatürk'ün İNSANİ YÖNLERİ diyorlarsa Can için de aynısı geçerli olabilir. Bu da onun İNSANİ YÖNÜDÜR. Belki bazı şeyler yüzünden bazı değerlerinden vaz geçmiştir. Onu savunanlar bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorlar. Zaman içinde yapacağı diğer filmlerle, yazacağı yazılarla, ortaya koyacağı işlerle gerçekten hangi düşüncelerle belgeseli çektiği anlaşılacaktır. Ama şu an taraf değiştirdiğini düşünenler bu belgeseli kanıt olarak öne sürüyorlar. O değişmedi diyenlerin ise öne sürdüğü şey eskiden yaptığı işler. Onları yaparken öyle düşünüyormuş ama Mustafa'yı çekerken fikrini değiştirmiştir, olamaz mı? Belgeseli eleştirenlere Atatürk'ü ilahlaştırmayın diyorlar ama bunu diyenler asıl Can'ı ilahlaştırıyorlar bence. Değişmez kalıp düşünce şu: Can, Sarı Zeybek'i yaptı, ondan böyle bir şey beklenemez. Atatürk'ü tartışmaya açtık böylece, işte ne güzel, bir tabu daha yıkıldı ama Can'ı tartışmaya gerek bile yok. O sizin bildiğiniz kişilerden değildir. O öyle yapmaz.

İyi, bizim dememizle olacaksa öyle olsun o zaman...

10 Kasım 2008

Abbas Güçlü- Genç Bakış

Yuro D'de Abbas Güçlü ile Genç Bakış'ın tekrarını izliyorum şu an. Can Dündar'ı dinledim. Filmi izlemedim. Filmle ilgili yorum yapmayacağım. Can Dündar şimdi bir askerlik anısını aktardı, ona istinaden aklıma gelen bir şeyi yazmak istiyorum:

(Buğulu ve duygulu bir sesle okunacak)

Can, uzun yıllar süren eğitim hayatından sonra geç yaşında askere gitmiştir. Askerliğini er olarak yapmaktadır. Bir sabah çavuşu gelir, erlerin eline Atatürk'ün ilkeleriyle ilgili bir kitap tutuşturur: "Bunu ezberleyin, yarın hepsini okutacağım" der. Ertesi gün hepsini sıraya dizer ve gerçekten tüm kitabı ezbere okutur. Askerler ezberledikleri cümleleri bağırarak söyledikçe, beğenmeyip tekrar söyletmektedir. Bu, akşama kadar sürer. En sonunda hepsi Atatürk ilkelerinden nefret edecek hale gelmiştir.

Seneler sonra Can, Mustafa adını verdiği belgesel filmini yapar. Kendisine ilkeleri ezberleten ve akşama kadar tekrarlatan çavuşundan artık intikamını almıştır.

10 KASIM 1938

(1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lıoyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri şöyle cevaplandırmıştır):
Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi.
(D. Lloyd George, İngiltere Başbakanı, 1922)

'Hiç bir ülke, Atatürk'ün Türkiye'sinin gördüğü değişiklikleri bu kadar hızlı bir şekilde görmemiştir. Bugünün Türkiye'sinin tarihi Mustafa Kemal'in tarihidir.'
(Dness Gazetesi, Bulgaristan, 11 Kasım 1938)


Bir insana ölümünden sonra bu derece sevgi ve yas gösterileri yapılması milletler tarihinde az görülen şeylerdendir.
(ATHİNAİKA, Atina, 12 Kasım 1938)


Atatürk'ün Türkiye'de yaptığını hiçbir tarafta, hiçbir kimse yapmadı: Ne Cavour, ne Cromwel, ne de Washington... Atatürk'ün bulduğunu, hiç kimse bulmadı ve Atatürk'ün yaptığını da hiç kimse yapmadı. İlham ettiği kimselere ve kendi prensiplerine göre yarattığı yeni kuşak, O'nun eserine devam edecektir.
(Tipos Gazetesi)




İngiliz, Fransız ve İtalyanları Anadolu'dan uzaklaştırıp bizi de yenince,, karşımızda sıradan bir adam bulunmadığını ve O'nun gerçek yaratıcı kudretini kavramaktan uzak kalmış olduğumuzu kabul ettik. (1938)
(Yorgi PESMAZOĞLU, Yunan Ekonomi Başkanı)


Çok, pek çok devrimciler görüldü. Fakat hiçbiri Atatürk'ün cesaret ettiği ve muvaffak olduğu şeyi yapmadı.
(Messager D'Athenes, Yunanistan Gazetesi, 11 Kasım 1938)


Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamın ismini hakedecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekâsı ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
(Yugoslavya, Politika Gazetesi, 11 Kasım 1938)
Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. O zamanlar, kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemezmiyim, onun ruhuna kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?
(Habib BURGİBA, Tunus Devlet Başkanı, 1965)

Atatürk, tarihin her devresi için, insanlığın bir mucizesidir.
(Suriye)

Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Milleti için değil, onun örneğine çok muhtaç olan bütün Doğu milletleri için en büyük kayıptır.
(ELEYYAM Gazetesi, Şam- 1938)


Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak gemisini güvenilir bir limana götürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimenin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi. Hayatını milleti'nin mutluluğuna adadı, bu uğurda genç yaşda hayata gözlerini kapadı.
(Elifba Gazetesi, Şam- 1938)
O'nun ölümü, dünya için de derinliği ölçülmez bir kayıptır.
(Sovyetler)




Adı, Türk Milleti'nin millî kurtuluş savaşında ve Türkiye'nin siyasi alanda yeniden örgütlenmesine gayet sıkı bir surette bağlı olan Kemal Atatürk'ün ölümü gerek Türkiye için, gerekse bütün dostları için derinliği ölçülmez bir kayıptır. Türk Milleti'nin en samimi dostları arasında bulunan Sovyetler, zamanımızın bu örneksiz devlet adamının öneminden dolayı derin bir acı içindedirler.
(İzvestia Gazetesi, Moskova, 1938)
Atatürk, dünya üzerinde yeni bir devir açmış bir insandır. Ben, O'nun Türk kadınlarına hak vererek ve bir ülkede anayı, yakışır olduğu yüceliğe eriştirerek Batı'ya ders verdiğini nasıl unuturum.
(Uluslararası Kadınlar Birliği Delegesi, Prenses Aleksandrina)

Romanya'da Atatürk'ün ölüm haberi geldiği gün, bütün okullarda dersler tatil edildi.
(Romanya-Rador Ajansı: Bükreş)
Milletimiz, en büyük Türk'ün karşısında kederli bir saygı ile eğilmektedir.
(Romanya)


Atatürk, başı dumanlı doruklarda yüce bir dağ tepesidir. Siz O'na yaklaştıkça o yükselir ve aranızdaki mesafe sonsuza değin aynı kalır. Devirlerinde büyük gözüken, zamanla küçülen benzerlerinden farkı budur ve böyle kalacaktır.
(Arriba Gazetesi, Portekiz, 1938)
Uzun bir yol aşılmış, yüce bir eser ortaya konmuş, bir çok zaferler elde edilmiştir. Bütün bunlar Atatürk'ün eseridir.
(Polanya, Kurjer Warzavski Gazetesi)



O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına hâlâ razı olacaklar mı?
(Muhammet Ali Cinnah-Kaidiâzam, Pakistan Cumhurbaşkanı, 1954)

Bizim aslımız rengi uçmuş bir kıvılcım iken, O'nun bakışı ile cihanı kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline geldik.
(İkbal, Pakistan Millî Şairi)


'Atatürk'ün yaptıkları insanoğlunun kolay kolay yapabileceği şeylerden değildir. O; büsbütün başka bir insandı.'
(El-Mısri Gazetesi, Mısır, 11 Kasım 1938)
Türkler, Atatürk'ü olağanüstü bir tutkunlukla seviyorlar. Bursa'ya giderken trende rast geldiğim bir çocuğa İstanbul veya Ankara'dan hangisini sevdiğini sordum. Çocuk Ankara'yı sevdiğini söyledi. Nedenini sorduğumda: 'Ankara'da Atatürk bulunduğu için..' cevabını verdi.
(Mısır, El Bela Gazetesi)



Yüzyılımızda, 'olmayacak hiçbir şey yoktur' şeklindeki tarihi gerçeği isbatlayan ilk adam olmuştur.
(Eski Ujsag. Macar.)


Budapeşte, 20 (a,a) - Macar ajansı tebliğ ediyor: Başvekil İmredi, Atatürk'ün cenaze törenini yapılacağı 21 Kasım Pazartesi gününü Macaristan'ın millî yas günü sayarak bütün memlekette resmi binalara siyah bayraklar çekilmesini emretmiştir. Harbiye Nazırı ve Budapeşte Belediye Reisi de, askeri binalar ve belediye binaları için aynı kararı almışlar ve Belediye Reisi ayrıca, halkı da siyah bayrak çekmeye dâvet etmiştir.
(Namzetti Ujsang Gazetesi, Budapeşte-1938)

Dünyanın çok nadir yetiştirdiği dahilerdendir. Dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir.
(An Nahar, Beyrut)
Yüzyıldanberi Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider.
(The Japan Chronicle, Kobe)



'Hayatının sonuna kadar milleti'nin mutlak güveni ile kurduğu devletin başında muzaffer kumandanının kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.'
(Comte Carlo Sforza, İtalya Eski Dışişleri Bakanı)
Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz seziş ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı.
(F. Perrone Di San Martino, İtalyan Yazarı)



'Atatürk'ün ölümü ile dünya büyük bir liderini kaybetti.'
(Gazeta Del Popolo Gazetesi, İtalya, 11 Kasım 1938)
(Lozan Üniversitesi salonunda, Lozan Türk Talebe Cemiyeti'nin hazırladığı törende.) 'Siz Türk gençleri, bugün Büyük Şef'inizi kaybettiğinizden dolayı ne kadar ağlasanız haklısınız. Üniversite, sizin bu büyük yasınıza katılmaktadır. Atatürk'ün bu Büyük Adam'ın hayatını burada az bir vakit içinde bildirmeye imkân yoktur. Bu dâhinin, vatanının tarihinde işgal ettiği parlak sayfaları size hatırlatmak isterim. Türkiye'yi yaratan, tarihimizin bu en Büyük Adam'ın başımı en derin hürmetle eğerek selâmlarım..'
(Profesör MORRF)


'Atatürk, bir medeniyet kaynağı idi.'
(İsviçre)
Modern Türkiye'nin yaratıcısı Kemal Atatürk'ün eserleri, memleketi için yaptıkları İsveç'te çok iyi bilinmektedir. Atatürk'ün liderliği altında Türkiye'nin kalkınmasını, fevkâlâde ileri hamlelerini hayranlıkla takibettik. Atatürk'ün, hukuk alanında olduğu gibi, diğer alanlarda da getirdiği reformlarla Türkiye, içinde bulunduğu çok zor durumdan kurtarılıp kuvvetli ve güvenilir temeller üzerine yerleştirilmiştir.
(ERLANDER, İsveç Başbakanı)


'Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20. yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur.'
(Ben Gurion, İsrail Başbakanı, 1963)
'Atatürk, askeri dehâ ile devlet adamı filozof dehâsını toplamıştır.'
(İspanya)

İslam dünyasının büyük insan yetiştirme gücünü yitirdiğini öne sürenler, Atatürk'ü hatırlamalı ve utanmalıdırlar.
(Tahran Gazetesi, İran, 1939)

Atatürk'ün ölümü dolayısı ile Kraliyet Sarayı Şehinşâhi ve hükümet bir ay resmî yas ilân etmiştir. Majeste Şehinşah, gömme töreninin sonuna kadar İran'da askerî ve resmî binalar üzerinde ve yabancı ülkelerdeki İran temsilciliklerinde bayrakların yarıya indirilmesini emir buyurmuşlardır. Bu irade-i Şehinşahî bugün bütün gazetelerde ilân edilmiştir.
(Tahran)
Bugün Türkiye, büyük ve yeni bir memlekettir. Ve savaş sonrasının dehşet, sefalet ve bitkinliğinden çıkmış olan bu yeni Türkiye, Atatürk'ün dimağında vücut bulmuştu. O, bu Türkiye'yi kendi elleriyle dünyaya getirdi.
(Dela Mail Gazetesi)

Kadınlar başka hiçbir ülkede bu kadar hızla ilerlememişlerdir. Bir ulusun bu derece değişmesi, tarihte, gerçekten eşi olmayan bir olaydır.
(İngiliz, Daily Telgraph Gazetesi)

Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletler önderiydi. O'nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.
(Bayan Sucheta KRIPALANI, Hint Parlamento Heyeti Başkanı)
Denilebilir ki onsuz, İslâm alemi yolunu bulabilmek için elli yıl daha bekleyecekti.
(Fransız, Berthe Georges-Gaulis)



Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felâketinin içine sürüklemişlerdir.
(Fransız Gazetesi Sanerwin)
Tarih çok büyükler gördü. İskenderler'i, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Fakat yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı.
(L'Illustration, Fransa)
'Atatürk, yirminci yüzyılın en büyük mucizesidir.'
(National Tidence Gazetesi, Danimarka, 11 Kasım 1938)
Eğer tarih bir kalbe sahip olsaydı, Mustafa Kemal'i mutlaka kıskanırdı.
(Tchang Yang Yee Pan Gazetesi, Çin, 1958)
Atatürk, bütün Asya kıtasının Ata'sıdır.
(Çin)

09 Kasım 2008

10 KASIM

Atahan'ın ödevini paylaşacağım yine sizlerle. Atatürk'ün ölümüyle ilgili yazdığı yazı:

Atatürk 10 Kasım 1938 tarihinde İstanbul'da Dolmabahçe sarayında öldü. Şimdi Ankara'da Anıtkabir'de yatıyor. Onun ölüşüne bütün Cumhuriyet üzülüyor. Onun cenazesine bütün dünya geldi ama düşmanlar hariç tabi. Atatürk "Yurtta barış dünyada barış." demişti.

(Yazının altında Anıtkabir'in resmi "İşte Anıtkabir. Atatürk'ü çok seviyoruz" yazıyor. Anıtkabir'in hemen sağında da bayrağımız ve "işte bağımsızlığımızın sembolü " yazıyor.)

06 Kasım 2008

ATAHAN'IN ÖDEVLERİ

Atahan ödevlerini yapıyor her akşam ve ben de kontrol edip imza atıyorum. Varsa yanlışlarını düzeltiyoruz bazen de ödevler üzerine konuşuyoruz. Bu gece tam bilgisayarın başındayken Türkçe ödevini getirince bir kaç cümleyi sizinle paylaşmak istedim. Konu "ailemiz", cümleleri oğlum tamamlamış...

- Ailede işler zorla yapılmalıdır. Çünkü bize sorumsuz demesinler diye.

-Ailemi seviyorum çünkü onlar bana bakıyorlar.

-Ailem olmasaydı ben de olmazdım.

-Ailemde kararlar alınırken fikrimi söylerim. Nedeni, benden fikir istiyorlar.

-Kendimi ailemin yanında büyük hissediyorum.
(bu cümlede tam olarak ne demek istediğini anlamadım, sordum o da açıklamadı...)

Yine görüşmek üzere...

MUSTAFA (KEMAL ATATÜRK)

Filmle ilgili bir çok şey yazıldı. Ulaşabildiklerimi okudum ama filmi izlemediğim için kendi yorumumu yapamıyorum. Sadece dikkatimi çeken Can Dündar'ın Ülkü hanımla hiç görüşmemesi oldu, unutmuş. Bazı yorumlarda, Ülkü hanım o zaman 6 yaşındaydı görüşse de ne hatırlayacaktı, demişler ama elinde belgeler, kendi arşivi olabilirdi. En azından irtibat kurulmalı ve bilgi alınmalıydı. Neyse, aşağıdaki yorumlar Mustafa belgeselinin kendi web sitesine yapılan yorumlardan seçtiklerim...



buse asena kara
ben 13 yaşında bir çocuğum fakat aklım ermiyor diye düşünmeyiniz.ben buradaki olumsuz yorumları haklı buluyor ve can dündarı şiddetle kınıyorum.ayrıcada mustafa kemal bu kadar kadın düşkünü olsaydı alırdı 3,5 eş ne savaşır ne de yurdu kurtarırdı!kendini padişah yapardı.kimse de bir şey diyemezdi EĞER BU FİLMİ YABANCI BİR ÜLKE YAPSAYDI TÜM TÜRKLER KINARDI BU FİLMİ ben bu filmi çok yanlış buluyorum atatürk böyle bir insan değil O BENİM YURDUMU KURTARDI GERİSİ ÖNEMLİ DEĞİL.
04-11-2008


Kadir
osmanlının köklerini nereye kadar inkar edecekseniz bu laiklik adındaki hayasızlık nereye kadar gidecek. bu ülke osmanlı halkının duaları ile kurtarıldı bu belgesel bunun en iyi kanıtıdır. Aferin can eline sağlık
tek yol islam
05-11-2008



didem
bu ne bçm bi blgsl yhaa o büyüq lider e hiç ykşmayck durumlar war. sizi kınıorm CAN dündar ve OrHan pamuk!! o güleryüzlü atatürkümüs gitmiş yerine içki içn gülmyn bi adm glmş atatürkü çok ynlş ifadelerle tanıtıosnz yzklar olsn !!!
04-11-2008



Cevher Yaldiz
TEBRIKLER Can Dundar

Sonunda Ataturkun de etten kemikten bir insan oldugunu gosterdiniz ve bugune kadar yazilmamis ve yazilmasini ozlemle bekledigimiz tarihin yazilmasi adina bir baslangic teskil ettiginiz icin sizi kutluyorum. Umarim bilmeden yapilan negatif yorumlar sizi durdurmayacaktir, cunku yorum yapan kac kisi sizin kadar Ataturku taniyor. Tabulari yiktiginiz icin umarim Nobel odulunu siz de alirsiniz.
04-11-2008



abdullahırmak
ya biz sınıfca gitcez atatürk ügercektwen mi tanıtıyo eylencelimi veya slayt mi???
04-11-2008



onur özgüler
Btün okullarda öğretmenler çocukları bu filme götürmek istiyor.filmi izlemeden öğrencileri götürmeyin bu film atatürk'ü bambaşka kılıyor.Bırakında atatürk çocukların gözünde olduğu gibi kalsın,Atatürkün bu millet için yaptıkları yerine Atatürk'ün özel hayatıyla ilgili bir film yapmanızı yakıştıramadım,doğruluğuda belirsiz olan bu yapıtınız sadece düşmanlarımızı sevindirecektir.Yazık,yazık!Umarım bu yorumumu buraya eklersiniz.Ben 15 yaşındayım eğer benden büyükler bile bunları düşünemiyosa..
04-11-2008


Ecem Atalay
Müzikler gerçekten çok ilgimi çekti ve bayıldım.Ben 11 yaşında bir çocuğum.Atatürk hakkında kafamda bir sürü düşünce kaldı ben sonuna kadar Atatürkümden yananayım onu hiçbir zaman bırakmayacağım.Neden Atatürkümü böyle düşündüğünüzü anlamadım.
04-11-2008


ayla öztop
çok başarılı olan bu çalışmadan sonra, salondan çıkarken kalbim bu kadar sızlamamalıydı, yanımdaki arkadaşımın kızı ayla teyze "ATATÜRK" alkolikmiydi diye sormamalıydı ve hepsinden önemlisi içimizde binlerce mustafa olmasına rağmen hiç biri "ATATÜRK" olamadı, işte sırf bu yüzden Mustafa Kemal ATATÜRK'ü bu kadar insanlaştırmamalıydı.
04-11-2008



e.z.t.u
izledim.güzeldi.ama doğruyu söylemek gerekirse fazla beğenmedim.ama genede senaryo ve bölümleri güzeldi.dikkatle izledim hele hele güneşin doğuşuna hayran kaldım orada o marşı söylemeleri çok güzel bir görüntü oluşturmuş MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜ SAYGILARIMLA ANIYORUM.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE! TÜK,ÖĞÜN,ÇALIŞ,GÜVEN...İNANIN MUSTAFA KEMALLER TÜKENMEZ......FİLMDE EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜRLER....
04-11-2008



Ali veli
Can Dündar gibi bir insanın Atatürkü bu kadar sevmesi, araştırma yapması ve bu değerli belgeseli gerçekleştirmesi ilgimi çekti !!!
04-11-2008



siren
BEN NE DİYEYİM O FİLME BENDE GİTTİM VE BÖYLE ELEŞTİREBİLENLERİ İDRAKIM ANLAMAKTA ZORLANIYOR.
HERKEZ KİMSENİN ETKİSİNDE KALMADAN SEYRETMELİ.
-- Mustafa, yalın olarak Atatürkle ilgili bir belgesel ama gösterilen film ve resimlerin 95%i daha önce görmedik. Yoksa içinde ne yorum var ne bir şey. Hepsi belgeye dayalı bilgi. ve Can Düdarın muhteşem kombinasyonu ile muziği...
Kızıyorum --- bu filmi anlama kabiliyetine sahip kişilerin bu kadar sığ eliştirileri beni yalnızca kızdırıyor. Yazık!
04-11-2008

Ali BAKAN
İşte Can Dündar farkı bu olsa gerek.
Sihirli kalemiyle Ulu önder birleşince nede güzel bir film çıkmış öyle...Bütün olumsuız eleştirel yersiz... Bu film kötü eleştirileri haketmiyor. O eleştirenler bu şaheseri sindiremedikleri için ve sn.Dündar gibi olamadıklarından ötürü olabilir mi? O eleştirenler de bi Mustafa yapsınlar birde onların Mustafasını izleyelim.. En azından bu kadar geniş bir araştırma yaptığı için an Dündarı tebrik etmeliler.....
Sİz en iyisini yaptınız Sn.Dündar...
Teşekkürler
06-11-2008


nermin kara
evet sayın can dündar kaleminize ve yüreğinize sağlık 47 yaşında bir bayanım bu filmde anlattıklarınızı biliyorduk ama yıllardır dile getirecek gücü bulamıyorduk sayenizde buda gerçek oldu inşallah bundan sonra konuşulamayan daha pek çok şeyleride kaleme alırsınızda insanlar insan olmanın zaaflarını ve güzelliklerini bir daha tartışmak imkanına kavuşurlar
06-11-2008


Not: Yeni bir tartışmayı burada da başlatmak istemiyorum. Yorumları onaylamadan koymadığımı biliyorsunuz. Yorum yazacaksanız ona göre yazınız...

04 Kasım 2008

TRAVİAN

Oynuyorum. Server 4'teyim beklerim. Oyunu facebookta çete savaşları oynarken buldum (ne kadar boş iş varsa bendedir zaten). Bana Age Of Empires'ı hatırlattı. O yüzden ilgimi çekti. Fırsat buldukça bir bakıyorum işte, ne var ne yok diye.



Bunlar dışında kayıt bulmaya çalışıyorum Avon için. Üç kampanyalık bir hedefim var ona ulaşmak istiyorum. Aslında bu ayki tamam önümüzdeki ay için çalışmaya başladım. Kayıt dışında iadeler, verilmesi gereken kataloglar, ürünler oluyor onlarla uğraşıyorum.



Fırsat buldukça evi temizliyorum ama bir türlü derlenip toplanmıyor. Mantolama da devam ediyor. Bunun evin iç kirliliğiyle alakası yok ama bütün perdeler çekili, bütün pencereler kapalı. Belli bir sistem takip etmiyorlar, bir bakıyorum ön cephede, bir bakıyorum arka balkonda derken açamıyorum hiç bir yeri. Loş ışıkta geçiyor günlerim ve erken kalktığım halde günün ilerleyen saatleri olduğunu algılamam geç oluyor.



Fırsat buldukça Yemekteyiz'i izlemeye devam ediyorum. Üç haftadır tüm yarışmacılar aç kalkıyor sofradan. Gerçekten tüm yemekler mi iğrenç, puan kesmek için mi böyle davranıyorlar anlayamadım. Üç haftada on beş sofradan bir tane bile yenilebilecek ya da karın doyurabilecek şey çıkmaz mı canım? Bir ara düşünmüştüm ben de katılsam mı diye ama çoktan vaz geçtim. Bir kere hayatta öyle peşimde kamerayla alışveriş yapmam ben. Bir de yarışma hırsı içindeki insanların gelip otundan etine her şeyi eleştirmesini istemem. Ne nezaket var bunlarda, ne ev sahibi ikram severliği, ne de misafir hoşgörüsü...

Geçen pazar kocam tatil verdi bana ve Atoş'u o getirip götürdü baskete. Ne yalan söyleyim çok hoşuma gitti evde amaçsızca oturmak. Pazartesi gideceğim arkadaşımın işi çıkınca yine evde oturdum. Bugün ise çarşı işlerini hallettim. Yarın da uğramam gereken kişiler ve yerler var. Perşembe kocamın izin günü. O günümü boş tutuyorum, hiç bir iş planlamıyorum. Kahve açıldığından beri (hazirandan kasıma), istisnai bir kaç durum dışında her gün çalışan kocam artık haftada bir gün izin yapıyor. Oğlum ve ben çok mutluyuz. Biraz dinlenmeyi çoktan hak eden kocam da öyle.

Annemle konuştuk bugün. Ablama gitmeyi düşünüyorlar. İki hafta çok gelir, sıkılırsınız, on gün kalın dönün, dedim. Bilmiyorum sözümü dinler mi? Bizde on gün kalmışlardı ablama da aynısı olsun istedim. İltimas yok...