Bizim evde, koca ve çocuk yoksa, yani biri işine, biri okuluna gittiyse, mutlaka radyo açıktır. Oturma odasında bilgisayarın başındaysam televizyonun uydu radyoları, Best FM, İstanbul FM ya da Radyo 3. Mutfakta yemek yapıyorsam, küçük pilli radyodan Alem FM, yatak odasındaysam teypten yerel radyo, Radyo Ton. Bazen de hiç bir şey açmam. Apartmandan ya da sokaktan gelen seslerden başka bir şey duymadan içime kapanıp kitap okurum.
Çocuk yoksa dedim ilk paragrafta ama aslında oğlum da alıştı benimle radyo dinlemeye. Okuldan ilk geldiğinde biraz çizgi film izliyor dinlenirken, sonra kapatıp, ödevlerini alıp ben hangi odadaysam yanıma geliyor. O ödev yapıyor ben yazıp çiziyorum, bir yandan da radyo dinliyoruz, kanaldan kanala gezip beğendiğimiz müzikleri arayarak...
Son dönem popüler şarkıların hepsini dinliyorum radyodan ama kimin hangi şarkıyı söylediğini bilmiyorum, çünkü genelde sunumları kaçırıyorum. Kliplerin hiç birinden haberim yok. Eksiklik de hissetmiyorum zaten. Televizyonu akşam dokuzda oğlum yattıktan sonra açıyorum. İzleyecek bir şey bulamazsam radyoya çevirip, bilgisayarın başına oturuyorum. Bir tek pazartesi günleri kaçırmadan Elveda Rumeli ve Yol Arkadaşım'ı izliyorum. Bir de bazen akşam üstleri yeni başlayan yarışma programı Yemekteyiz'i izliyorum. O program benim ilgimi çekti aslında, yarışmacıların oluşturduğu menüler ve misafirlerini ağırlama şekillerini merak ediyorum. Bir de birbirlerinin dedikodusu durmaksızın yapmaları ilginç. Bazen yerinde eleştiriler oluyor ama bazen de abartıyorlar.
Neyse, genelde evde böyle kendi dünyama daldığımdan, telefon falan çaldığında sesim çok dünyadan kopuk çıkıyor. Karşımdaki de olayı, 'fazla uzatma derdin neyse söyle de kapat' ya da 'şu an dünya yansa umurumda değil niye beni rahatsız ediyorsun', demişim gibi algılıyor. Bunu artık bildiğimden biraz daha neşeli konuşmaya çalışıyorum. Televizyon konusundaki açıklarımı da kocam evdeyken ya da annemler geldiğinde kapatıyorum. İkisi de izlemeyi sevdiklerinden benim de illa görmeliyim dediğim bir şey olmadığından onlarla kanaldan kanala geziyorum. Yalnız güzel filmler ile Cnbc-e'deki bazı diziler istisnam, klasikleşmiş filmleri ya da daha önce izlemediğim bölümleri yakaladığım zaman kaçırmıyorum.
Sevgiler...
31 Ekim 2008
30 Ekim 2008
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
28 Ekim 2008
27 Ekim 2008
22 Ekim 2008
ÖDEVLER...
Dün akşam Atahan'la çalışıyoruz. O kendi ödevlerini yapıyor, ben kendi çalışmalarımı yürütüyorum. Bir yandan da yaptığı ödevleri kontrol ediyorum. "Düzenli" kelimesinin zıt anlamlısını "dengesiz" olarak yazmış. Doğrusunu bulması için anlatmaya başlıyorum:
- Oğlum düşün ki oturma odasına gittin, oyuncaklar yerlerde, terlikler çıkarılıp bırakılmış, giysiler koltukların üzerinde, ne dersin bu odaya?
- İğrenççç! Çirkin!
Ödevlerini yaparken çok hoş şeyler çıkıyor ortaya, bazen onları not alıyorum, bu da onlardan bir tanesi. Verilen cümlelerin sonu getirilmemiş, o tamamlayacak...
-İyi ve kötü günde akrabaların yanında olunması gerektiğini biliyorum. Çünkü onları özlüyoruz.
-Evde işlerin yardımlaşarak yapılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü gerçekten de öyle.
-Yapılan hataları hoşgörü ile karşılıyorum. Çünkü başım derde girebilir.
-Her zaman tutumlu davranırım. Çünkü o benim tarzım.
-Odamı her zaman temiz ve düzenli tutarım. Çünkü dağılmasın.
-Birlikten kuvvet doğduğuna inanıyorum. Çünkü gerçek.
- Ailelerde etik değerlere önem verilmelidir. Çünkü verilmezse olmaz da ondan.
Yazmadığım günlerde Avon toplantımızı yaptık. Kampanyayı kapattık. Oğlumla sinemaya gittik, Wall-e 'ye. Diyalogu az, bazen hafif sıkıcı ama genel olarak ilginç bir filmdi. İki gündür ise evdeydim. Biraz evi derleyip toparladım. Bugün sabahtan bir temsilcime kahveye gideceğim öğleden sonra çarşıda işlerim var onları halledeceğim. Cuma günü ise eğitimimiz var. Takım öncülerine özel. Aslında liderlere yönelik ama beni ve bir arkadaşımızı daha liderliğe aday gördüklerinden bize de eğitim verecekler. Merakla bekliyorum. Otuz ekimde ise İstanbul toplantımız var. Günü birlik gidip geleceğiz.
Yine görüşmek üzere...
- Oğlum düşün ki oturma odasına gittin, oyuncaklar yerlerde, terlikler çıkarılıp bırakılmış, giysiler koltukların üzerinde, ne dersin bu odaya?
- İğrenççç! Çirkin!
Ödevlerini yaparken çok hoş şeyler çıkıyor ortaya, bazen onları not alıyorum, bu da onlardan bir tanesi. Verilen cümlelerin sonu getirilmemiş, o tamamlayacak...
-İyi ve kötü günde akrabaların yanında olunması gerektiğini biliyorum. Çünkü onları özlüyoruz.
-Evde işlerin yardımlaşarak yapılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü gerçekten de öyle.
-Yapılan hataları hoşgörü ile karşılıyorum. Çünkü başım derde girebilir.
-Her zaman tutumlu davranırım. Çünkü o benim tarzım.
-Odamı her zaman temiz ve düzenli tutarım. Çünkü dağılmasın.
-Birlikten kuvvet doğduğuna inanıyorum. Çünkü gerçek.
- Ailelerde etik değerlere önem verilmelidir. Çünkü verilmezse olmaz da ondan.
Yazmadığım günlerde Avon toplantımızı yaptık. Kampanyayı kapattık. Oğlumla sinemaya gittik, Wall-e 'ye. Diyalogu az, bazen hafif sıkıcı ama genel olarak ilginç bir filmdi. İki gündür ise evdeydim. Biraz evi derleyip toparladım. Bugün sabahtan bir temsilcime kahveye gideceğim öğleden sonra çarşıda işlerim var onları halledeceğim. Cuma günü ise eğitimimiz var. Takım öncülerine özel. Aslında liderlere yönelik ama beni ve bir arkadaşımızı daha liderliğe aday gördüklerinden bize de eğitim verecekler. Merakla bekliyorum. Otuz ekimde ise İstanbul toplantımız var. Günü birlik gidip geleceğiz.
Yine görüşmek üzere...
15 Ekim 2008
İYİ Kİ DOĞDUN ÇAĞIIILLLLLL
Bugün yeğenimin doğum günü. Aslında beni ve ablamı takip edenler onu tanıyor gibidir. Bazı bloggerlara da msn ile ulaşıp yardımlarla bulunmuştur. O biiiiir bilgisayar canavarıdır... O biiiir yakışıklıdır... O biiiir Uzun Bey abi boyunda ve cüssesinde, Asortik Krep suratında ergennndir.
Bu akşam doğum gününü kutlamak için aradığımda "Aradın da ne oldu?" dedi. "Ben mutlu oldum en azından seni aradığım için" dedim. Pasta ve hediye istememiş bilmiyorum neden, kutlamaları bile gönülsüzce kabul etti. O büyümek istemese de teyzesinin bir tanesi olduğu için, 17 yaşına bastığı için, onun gibi bir yeğenim olduğu için, ben mutluyum gerçekten de. Doğum günün kutlu olsun diyorum ve sözlerime Çağıl'ın altı yaşındayken ailede efsane olan bir bilmecesiyle son veriyorum:
-Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim, aaa evde de varmış!
:O)
Bu akşam doğum gününü kutlamak için aradığımda "Aradın da ne oldu?" dedi. "Ben mutlu oldum en azından seni aradığım için" dedim. Pasta ve hediye istememiş bilmiyorum neden, kutlamaları bile gönülsüzce kabul etti. O büyümek istemese de teyzesinin bir tanesi olduğu için, 17 yaşına bastığı için, onun gibi bir yeğenim olduğu için, ben mutluyum gerçekten de. Doğum günün kutlu olsun diyorum ve sözlerime Çağıl'ın altı yaşındayken ailede efsane olan bir bilmecesiyle son veriyorum:
-Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim, aaa evde de varmış!
:O)
14 Ekim 2008
KUMANDA PANELİ
Yazıyormuş blogspotta. Şimdi fark ettim ve çok hoşuma gitti. Kendimi bir pilot gibi hissettim. Kokpitte oturup önümdeki çeşitli düğmelere, kollara, göstergelere bakıyorum sanki.
Pazar var bugün, çıkıp üç kilo kadar elma almak istiyorum. Sert, küçük ve sulu. Geçen hafta aldıklarım bitmek üzere. En çok sevdiğim mevsim geldi. Bu sert sulu elmalar için veya bu sert sulu elmalar yüzünden seviyorum bu mevsimi. Daha önce aldıklarımdan gelip geçtiktikçe, aklıma geldikçe, karnım acıktıkça, gözüm değdikçe yedim ve bir ara elma zehirlenmesi diye bir şey var mıdır diye korktum açıkçası. Olsaydı kesin ölmüştüm şimdi...
Pazar var bugün, çıkıp üç kilo kadar elma almak istiyorum. Sert, küçük ve sulu. Geçen hafta aldıklarım bitmek üzere. En çok sevdiğim mevsim geldi. Bu sert sulu elmalar için veya bu sert sulu elmalar yüzünden seviyorum bu mevsimi. Daha önce aldıklarımdan gelip geçtiktikçe, aklıma geldikçe, karnım acıktıkça, gözüm değdikçe yedim ve bir ara elma zehirlenmesi diye bir şey var mıdır diye korktum açıkçası. Olsaydı kesin ölmüştüm şimdi...
13 Ekim 2008
HAFTASONU KAÇAMAĞIMIZ
Edirne'ydi. Perşembe oradaki arkadaşlarla haberleştikten ve müsait olduklarını öğrendikten sonra cuma öğleden sonra yola çıktık. Şansımıza hava çok güzeldi. Ekim ortaları değil de eylül başları gitmişiz gibi oldu. Yine de emin olamayacağımızdan en kalın monttan, en ince uzun kollu penyeye uzanan bir çizgide çanta hazırlamıştım. Genelde penye üzeri yelekle idare ettik. Bunları uzun uzun yazdım çünkü kalın kazakları ve montları, yelekleri ve inceleri de alınca iki günlük yere üç çantayla gidebildik. Kışın çanta hazırlamayı sevmiyorum bu yüzden. İki kazak bile alsak üç bavul doluyor. Yazın ise üçümüzün tişört ve şortlarıyla bir çantaya sığabiliyoruz.
Neyse, Edirne'deki arkadaşlarımız benim üniversiteden beri tanıştığım, altı senedir görüştüğümüz, onlar memleketlerine dönseler de hiç kopmadığımız, iyi anlaştığımız ve beraber çok güzel vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımız. Kafalarımız ve beğenilerimiz de uyuştuğundan bir araya geldiğimizde ne yapsak, ne etsek konularında sorun yaşamıyoruz. Evde de otursak, gezsek de bizim için önemli olan muhabbet oluyor ki zaten bunu da bol bol yapıyoruz.
Cuma günü yol fazla kalabalık değildi ama kamyon fazlaydı. Biz de fazla hız yapmadan tabiri caizse bakına bakına gittik. Geçen yaz kocamla hiç bir yere gidemediğimizden özlemiştik zaten birlikte yolculuk yapmayı. Atahan arkada tek başına oyuncaklarını yaydı, oynadı. Kitaplarını okudu. Biz de havadan sudan konuştuk. Edirne'ye vardığımızda yemekler hazırdı zaten ve yemekten sonra oturup gecenin ilerleyen saatlerine kadar muhabbet ettik. Ertesi gün kahvaltımızı evde yaptık. Sonra beyler biraz gezinmeye çıktılar. Biz de evde bebişe yemek hazırladık (arkadaşımın sekiz aylık bir oğlu var). Atahan'a ödevlerinin bir kısmını yaptırdık. Öğleden sonra da polis evine gittik. Bahçesi ulu ulu ağaçlarla çevrelenmiş, çocuk parkının hemen yanında oturabileceğimiz masalar olan güzel bir yerdi. Atahan oynadı, bebiş hava aldı. Sonra eve döndük biraz dinlendikten sonra Yeniköy'e gitmek üzere evden çıktık. Geçen seferki gidişimizden beri arkadaşlar anlatıp duruyordu oradaki et lokantasını ama biraz uzak olduğundan biz gitmek istemiyorduk. Edirne'ye yarım saat mesafede, Uzunköprü'ye yakın, merkezde de bir sürü yer olduğundan gerek yok diye düşünüyorduk ama etleri ve mezeleri gerçekten güzeldi. Yolu gözümüzde büyütsek de gittiğimize değdi.
Pazar günü ise kahvaltıya Karaağaç tarafına gittik. Serin ama güneşli bir gündü. Bahçede kahvaltı edilebilecek kadar sıcaktı. Kahvaltıdaki her şey inanılmaz lezzetliydi ve çeşit boldu. Atahan oynadı, bebiş biraz uyudu, biraz bakındı biz de konuşa gülüşe kahvaltımızı ettik. Kahvaltıdan sonra kır evine uğradık. Arkadaşlarımızın anne babası Edirne'ye yakın ama yine de şehir dışında küçük bir ev kurmuşlar. Önünde çiçekler, arkasında sebze bahçesi var. Bahçede yok yoktu, N. teyze de sağ olsun elimiz boş göndermedi bizi. Atahan son kalan çileklerden topladı, doğrudan dalından. Bahçeden kereviz, lahana, kabak, sarmısak, maydanoz yemek ve bir kocaman kavanoz çilek reçelini kış boyunca ekmeğe sürmek bizim de kısmetimizde varmış. Kocaman bir paketle döndük oradan. Eşyalarımızı sabahtan toplayıp, bagaja koyduğumuzdan eve bir daha uğramadan gezdik. Atahan'ı parka götürdük, ciğer yedik ve akşam üzeri de yola çıktık. Hepimize iyi geldi. Arkadaşları ve bebişi de özlemiştik.
Haftasonundan aklımda kalan ve kaydetmek istediğim son iki şey Atahan'dan. Parkta falan oynarken, üşüyeceksin, düşeceksin, yorulacaksın gibi cümleleri her kuruşumuzda "bana bir şey olmaz ben Seyit Onbaşı'yım" dedi. Eee, çocuk Çanakkaleli olunca kahramanı da örümcek adam değil Seyit Onbaşı oluyor haliyle, bu çok hoşuma gitti. Bir de geliş ve gidişte, arabada, karanlık, kitap okuyamazsın dediğimde "ben ton balığı yiyorum, benim gözlerim çok iyi görür" deyip durdu. Bunu da nerden çıkarmış bilemiyorum ama yine bir Çanakkaleli olarak Dardanel Ton'la büyüdüğünden normal karşılıyorum...
Bu arada mantolama yapıyorlardı son iki aydır. Önce A blogu bitirdiler şimdi bizim apartmana geldiler. Evde durulacak gibi değil. İskeleyi kuruyorlar, camın önünden demir parçaları geçip duruyor ve sürekli bir matkap ve balyoz sesi var. En kısa zamanda yapıp bitirirler inşallah. Bitince ısı açısından iyi olacak ama yapım aşaması biraz eziyet...
Neyse, Edirne'deki arkadaşlarımız benim üniversiteden beri tanıştığım, altı senedir görüştüğümüz, onlar memleketlerine dönseler de hiç kopmadığımız, iyi anlaştığımız ve beraber çok güzel vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımız. Kafalarımız ve beğenilerimiz de uyuştuğundan bir araya geldiğimizde ne yapsak, ne etsek konularında sorun yaşamıyoruz. Evde de otursak, gezsek de bizim için önemli olan muhabbet oluyor ki zaten bunu da bol bol yapıyoruz.
Cuma günü yol fazla kalabalık değildi ama kamyon fazlaydı. Biz de fazla hız yapmadan tabiri caizse bakına bakına gittik. Geçen yaz kocamla hiç bir yere gidemediğimizden özlemiştik zaten birlikte yolculuk yapmayı. Atahan arkada tek başına oyuncaklarını yaydı, oynadı. Kitaplarını okudu. Biz de havadan sudan konuştuk. Edirne'ye vardığımızda yemekler hazırdı zaten ve yemekten sonra oturup gecenin ilerleyen saatlerine kadar muhabbet ettik. Ertesi gün kahvaltımızı evde yaptık. Sonra beyler biraz gezinmeye çıktılar. Biz de evde bebişe yemek hazırladık (arkadaşımın sekiz aylık bir oğlu var). Atahan'a ödevlerinin bir kısmını yaptırdık. Öğleden sonra da polis evine gittik. Bahçesi ulu ulu ağaçlarla çevrelenmiş, çocuk parkının hemen yanında oturabileceğimiz masalar olan güzel bir yerdi. Atahan oynadı, bebiş hava aldı. Sonra eve döndük biraz dinlendikten sonra Yeniköy'e gitmek üzere evden çıktık. Geçen seferki gidişimizden beri arkadaşlar anlatıp duruyordu oradaki et lokantasını ama biraz uzak olduğundan biz gitmek istemiyorduk. Edirne'ye yarım saat mesafede, Uzunköprü'ye yakın, merkezde de bir sürü yer olduğundan gerek yok diye düşünüyorduk ama etleri ve mezeleri gerçekten güzeldi. Yolu gözümüzde büyütsek de gittiğimize değdi.
Pazar günü ise kahvaltıya Karaağaç tarafına gittik. Serin ama güneşli bir gündü. Bahçede kahvaltı edilebilecek kadar sıcaktı. Kahvaltıdaki her şey inanılmaz lezzetliydi ve çeşit boldu. Atahan oynadı, bebiş biraz uyudu, biraz bakındı biz de konuşa gülüşe kahvaltımızı ettik. Kahvaltıdan sonra kır evine uğradık. Arkadaşlarımızın anne babası Edirne'ye yakın ama yine de şehir dışında küçük bir ev kurmuşlar. Önünde çiçekler, arkasında sebze bahçesi var. Bahçede yok yoktu, N. teyze de sağ olsun elimiz boş göndermedi bizi. Atahan son kalan çileklerden topladı, doğrudan dalından. Bahçeden kereviz, lahana, kabak, sarmısak, maydanoz yemek ve bir kocaman kavanoz çilek reçelini kış boyunca ekmeğe sürmek bizim de kısmetimizde varmış. Kocaman bir paketle döndük oradan. Eşyalarımızı sabahtan toplayıp, bagaja koyduğumuzdan eve bir daha uğramadan gezdik. Atahan'ı parka götürdük, ciğer yedik ve akşam üzeri de yola çıktık. Hepimize iyi geldi. Arkadaşları ve bebişi de özlemiştik.
Haftasonundan aklımda kalan ve kaydetmek istediğim son iki şey Atahan'dan. Parkta falan oynarken, üşüyeceksin, düşeceksin, yorulacaksın gibi cümleleri her kuruşumuzda "bana bir şey olmaz ben Seyit Onbaşı'yım" dedi. Eee, çocuk Çanakkaleli olunca kahramanı da örümcek adam değil Seyit Onbaşı oluyor haliyle, bu çok hoşuma gitti. Bir de geliş ve gidişte, arabada, karanlık, kitap okuyamazsın dediğimde "ben ton balığı yiyorum, benim gözlerim çok iyi görür" deyip durdu. Bunu da nerden çıkarmış bilemiyorum ama yine bir Çanakkaleli olarak Dardanel Ton'la büyüdüğünden normal karşılıyorum...
Bu arada mantolama yapıyorlardı son iki aydır. Önce A blogu bitirdiler şimdi bizim apartmana geldiler. Evde durulacak gibi değil. İskeleyi kuruyorlar, camın önünden demir parçaları geçip duruyor ve sürekli bir matkap ve balyoz sesi var. En kısa zamanda yapıp bitirirler inşallah. Bitince ısı açısından iyi olacak ama yapım aşaması biraz eziyet...
08 Ekim 2008
BABAM, BEN VE OĞLUM
Dün annemler yola çıkmadan önce beraber öğlen yemeği yiyoruz. Oğlum da okuldan gelmiş bize katılmış. Yemek bitecek, annemler onu da okula bırakıp yola çıkacaklar. Sorduğum bir soruya babam "iviiitt" diye cevap veriyor. Burada oldukları on gün boyunca bol bol duyduğumdan ve hikayesini bildiğimden Çarli'nin müdürüne atfen "evet" yerine "iviit" dediğini biliyorum ama dönüp yine de babama "herkes hikayeyi bilmez, ne demek istediğini de anlamaz, on gündür duya duya beni baydı, lütfen artık 'ivit' deme 'evet' de" diyorum. Ben bunu dediğim anda oğlum da dönüp hararetli hararetli "anne, sen de bazen 'oğlum' yerine 'oğluş', 'Atahan' yerine 'Atoş' diyorsun", diyor. Lafım ağzıma tıkılıyor. Boynuz kulağı geçer mi desem, tarih tekerrürden ibarettir mi desem, bugün sana, yarın bana mı desem, ne desem, hiç bir şey demeden sussam mı bilemiyorum. Bakışıyoruz sadece annemle, o günden beri de yaşlılığımı düşünüyorum...
06 Ekim 2008
TATİL BİTTİ
Çocuk okula başladı bugün yine. Dokuz gündür beraber kahvaltı etmeye alışmıştık. Onu gönderdikten sonra annemlerle yemek yerken yokluğunu hissettim. Yarın annemler de gidince eski tek başıma günlerime döneceğim. Onlara da alışmıştım. Bir hüzün sardı içimi şimdi...
Bu bayramı çok güzel geçirdi Atahan. Bütün akrabalarının bir arada olmasının dışında kapı kapı gezip şeker ve harçlık da topladı. Gittiği sadece beş altı apartmandı, bizim bloklar ve hemen yanlarındaki ikişer blok ama torbasını doldurmuş. Önce arkadaşını çağırdı, o utangaçlık yapıp gelmeyince de tek başına gezdi. Şeker aşkına yaptı her şeyi. Dolu dolu torbasını gösterip, başından geçenleri anlatırken mutlu ve gururluydu. Bu çocukta özgüven duygusu feci gelişmeye başladı. Artık bilmiyorum iyi mi, kötü mü?
Bayramın üçüncü günü kahvaltımız çok güzel geçti. Kocam da tatil verdi kendisine ve akşama kadar bizimle oturdu. Ben hazırlanmak için sabah yedide kalktım, daha doğrusu kendi kendime uyandım. Kek ve özel, kahvaltılık ekmek yaptım. Bir de annemin ellerinden çıkma, benim ekmek pizzası dediğim eklenti vardı. Biraz domates, yağ, sosis, çok az süt, tercih edilen baharatlar, yumurta ve akla gelebilecek her şey karıştırılır, ekmek dilimlerinin üzerine sürülüp fırınlanır. Kayınvalidem, görümcemler ve bizimkilerle oldukça kalabalıktık. Nedense eltimler bize katılmak yerine Güre taraflarına gitmeyi tercih ettiler ama sofra ve muhabbet o kadar iyiydi ki bence yaşanmış güzel bir günü kaçırdılar. Beni en çok mutlu edense görümcemin çocuklarının yolda gelirken "Burcu ablam şimdi sofrayı donatmıştır" demeleri oldu. Böyle bir beklenti yaratabilmiş olmak ve beklentilerinin karşılığını aldıklarını bilmek gerçekten çok güzel. Her gün görüştüğüm yakın akrabalarım gibi değil, kırk yılda bir gelen çok özel misafirlerimmiş gibi ağırlamak istemiştim onları, sanırım amacıma da ulaştım. Akşama doğru kocam işine, babam çarşıya gitti. Çocuklar içeride kendi kendilerine oynarken arada sesleri geliyordu. Biz bayanlar da rahat rahat oturup muhabbet ettik, azıcık dedikodu yaptık, dertleştik... Dediğim gibi, güzel bir gündü :O)
Annemler buradayken çok fazla çıkmadık aslında evden. Atahan'ı baskete getirip götürdük hafta sonları, güzel havalarda Golf'te oturduk. Bol bol yağmur da yağdı. Bir arada olmak bana -bize yetiyor aslında. İlla her gün çıkalım, gezelim tozalım derdinde de değildik. Pasta yaptım dün annemlere. Balık yedik bol bol. Yarın beraber pazara çıkacağız ve ondan sonra da annemler gidecekler... Biz de normal okul -ev- basket rutinimize geri döneceğiz. Oğlum okuldan gelince ödevlerini yapacak. Ben Avon işlerime, cnbc-e dizilerime döneceğim. Bol bol kitap okuyacağım. Kocam işe gidip gelecek....
Yine görüşmek üzere...
Bu bayramı çok güzel geçirdi Atahan. Bütün akrabalarının bir arada olmasının dışında kapı kapı gezip şeker ve harçlık da topladı. Gittiği sadece beş altı apartmandı, bizim bloklar ve hemen yanlarındaki ikişer blok ama torbasını doldurmuş. Önce arkadaşını çağırdı, o utangaçlık yapıp gelmeyince de tek başına gezdi. Şeker aşkına yaptı her şeyi. Dolu dolu torbasını gösterip, başından geçenleri anlatırken mutlu ve gururluydu. Bu çocukta özgüven duygusu feci gelişmeye başladı. Artık bilmiyorum iyi mi, kötü mü?
Bayramın üçüncü günü kahvaltımız çok güzel geçti. Kocam da tatil verdi kendisine ve akşama kadar bizimle oturdu. Ben hazırlanmak için sabah yedide kalktım, daha doğrusu kendi kendime uyandım. Kek ve özel, kahvaltılık ekmek yaptım. Bir de annemin ellerinden çıkma, benim ekmek pizzası dediğim eklenti vardı. Biraz domates, yağ, sosis, çok az süt, tercih edilen baharatlar, yumurta ve akla gelebilecek her şey karıştırılır, ekmek dilimlerinin üzerine sürülüp fırınlanır. Kayınvalidem, görümcemler ve bizimkilerle oldukça kalabalıktık. Nedense eltimler bize katılmak yerine Güre taraflarına gitmeyi tercih ettiler ama sofra ve muhabbet o kadar iyiydi ki bence yaşanmış güzel bir günü kaçırdılar. Beni en çok mutlu edense görümcemin çocuklarının yolda gelirken "Burcu ablam şimdi sofrayı donatmıştır" demeleri oldu. Böyle bir beklenti yaratabilmiş olmak ve beklentilerinin karşılığını aldıklarını bilmek gerçekten çok güzel. Her gün görüştüğüm yakın akrabalarım gibi değil, kırk yılda bir gelen çok özel misafirlerimmiş gibi ağırlamak istemiştim onları, sanırım amacıma da ulaştım. Akşama doğru kocam işine, babam çarşıya gitti. Çocuklar içeride kendi kendilerine oynarken arada sesleri geliyordu. Biz bayanlar da rahat rahat oturup muhabbet ettik, azıcık dedikodu yaptık, dertleştik... Dediğim gibi, güzel bir gündü :O)
Annemler buradayken çok fazla çıkmadık aslında evden. Atahan'ı baskete getirip götürdük hafta sonları, güzel havalarda Golf'te oturduk. Bol bol yağmur da yağdı. Bir arada olmak bana -bize yetiyor aslında. İlla her gün çıkalım, gezelim tozalım derdinde de değildik. Pasta yaptım dün annemlere. Balık yedik bol bol. Yarın beraber pazara çıkacağız ve ondan sonra da annemler gidecekler... Biz de normal okul -ev- basket rutinimize geri döneceğiz. Oğlum okuldan gelince ödevlerini yapacak. Ben Avon işlerime, cnbc-e dizilerime döneceğim. Bol bol kitap okuyacağım. Kocam işe gidip gelecek....
Yine görüşmek üzere...
01 Ekim 2008
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN :o)
Evet, biraz geç kaldım ama misafirlerim olduğu için beni mazur görün. Cumartesi annemler geldi. Bayram çok güzel geçiyor onlarla. Kayınvalidemler de burada. Yarın tüm aileyi kahvaltıya çağırdım. Kocam da işe gitmeden bizimle birlikte olabilsin diye. Kahve açık olduğundan bayramı burada geçiriyoruz. Sevdiklerimiz yanımızda olunca fark etmiyor gerçi nerede olduğumuz :O)
Annemler Atahan'la Golf'e gitti biraz önce. Ben de biraz ortalığı toparlayıp onlara katılacağım ama her şeyden önce iki satır yazmak istedim. Şansımıza iki gündür hava günlük güneşlik. Arife günü yağan yağmurdan sonra güneş iyi geldi.
Atahan harçlıkları topladı. Anneanne, dede, babaanne, amca, hala derken hayatından çok mutlu. Tatlı pek değil ama bayram çikolatalarını bol bol yiyoruz. Salıya kadar burada annemler. Mutluyum...
Bayramınız kutlu olsun :O)
Annemler Atahan'la Golf'e gitti biraz önce. Ben de biraz ortalığı toparlayıp onlara katılacağım ama her şeyden önce iki satır yazmak istedim. Şansımıza iki gündür hava günlük güneşlik. Arife günü yağan yağmurdan sonra güneş iyi geldi.
Atahan harçlıkları topladı. Anneanne, dede, babaanne, amca, hala derken hayatından çok mutlu. Tatlı pek değil ama bayram çikolatalarını bol bol yiyoruz. Salıya kadar burada annemler. Mutluyum...
Bayramınız kutlu olsun :O)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
