Bu adreste...
Not: linklerinizi adresi asortik-krep şeklinde yazarak düzenleyebilirsiniz.
26 Eylül 2008
OĞLUM
Ödev yapıyor akşam. Ben de kontrol ediyorum. "Sevgi" kelimesini cümlede kullanması gerekiyor. Çağrışım yapsın diye örnekler veriyorum:
-Oğlum sen anneni sevmiyor musun mesela, beni görünce ne hissediyorsun?
- Seviyorum ama hiç bir şey hissetmiyorum, hep gördüğüm kadınsın!
(Sonra kendi kurduğu cümle: "Sevgi çok güzel bir şeydir, hiç saklamayın.")
-Oğlum sen anneni sevmiyor musun mesela, beni görünce ne hissediyorsun?
- Seviyorum ama hiç bir şey hissetmiyorum, hep gördüğüm kadınsın!
(Sonra kendi kurduğu cümle: "Sevgi çok güzel bir şeydir, hiç saklamayın.")
20 Eylül 2008
---
Güzel yorumlarınız için teşekkürler. Hepsini okudum ama yayınlamamayı tercih ettim. Son yazıyı kaldırdım. Bir süre daha yokum. Daha sonra geleceğim...
16 Eylül 2008
BAŞLIKSIZ
Kaç gündür oturdum bilgisayarın başına yazı yazmak için ama modda değildim bıraktım gittim. Başka blogları da okumadım.
Harry Potter serisini okudum baştan sona yine, bilmiyorum artık kaçıncıya. Kaçışım oluyor o benim. Günlük hayatın koşturmasından, ufak tefek dertlerden, sinir olduğum insanlardan. Elimi ayağımı çektim dünyadan, sabahtan gece yarısına okudum okudum okudum. Kendimi şarj ettim. Düşündüm. Tahlil ettim. Değerlendirdim. Bir sonuca varamadım ya da bir şey elde edemedim ama sanki evde yaptığım düzenlemelerin ardından beynimi de derledim topladım.
Bunlar dışında veli toplantısı vardı geçen hafta, oraya gittim. Yine alınacak kitaplar, ödenecek paralar öncelikli konuydu. Öğretmene sordum çocuğun durumunun nasıl olduğunu, akıllı ama isteksiz dedi. Ben evde de bana karşı asabi davrandığından bahsettim, o sınıfa iki avuç dolusu pıtrak getirip kızların saçından, çocukların hırkasına her yere yapıştırdığından şikayet etti. Sonra ben onu önemsemedim, o beni umursamadı. Fark ettim ki benden başka herkes hırs yapmış, daha şimdiden çocukları yarıştırma peşinde. Sonra oturdum düşündüm sınavlarda birinci olsa ne hissederim, sonunca olsa ne yaparım diye, onları anlamaya çalıştım ama anlayamadım.
Geçen hafta biraz kenara çekilip hayatın yanımdan geçmesine izin verdim ve onu dışarıdan izledim. İyi geldi....
Harry Potter serisini okudum baştan sona yine, bilmiyorum artık kaçıncıya. Kaçışım oluyor o benim. Günlük hayatın koşturmasından, ufak tefek dertlerden, sinir olduğum insanlardan. Elimi ayağımı çektim dünyadan, sabahtan gece yarısına okudum okudum okudum. Kendimi şarj ettim. Düşündüm. Tahlil ettim. Değerlendirdim. Bir sonuca varamadım ya da bir şey elde edemedim ama sanki evde yaptığım düzenlemelerin ardından beynimi de derledim topladım.
Bunlar dışında veli toplantısı vardı geçen hafta, oraya gittim. Yine alınacak kitaplar, ödenecek paralar öncelikli konuydu. Öğretmene sordum çocuğun durumunun nasıl olduğunu, akıllı ama isteksiz dedi. Ben evde de bana karşı asabi davrandığından bahsettim, o sınıfa iki avuç dolusu pıtrak getirip kızların saçından, çocukların hırkasına her yere yapıştırdığından şikayet etti. Sonra ben onu önemsemedim, o beni umursamadı. Fark ettim ki benden başka herkes hırs yapmış, daha şimdiden çocukları yarıştırma peşinde. Sonra oturdum düşündüm sınavlarda birinci olsa ne hissederim, sonunca olsa ne yaparım diye, onları anlamaya çalıştım ama anlayamadım.
Geçen hafta biraz kenara çekilip hayatın yanımdan geçmesine izin verdim ve onu dışarıdan izledim. İyi geldi....
10 Eylül 2008
ÇARLİ'DEN BABAM :o)
( Çarli o kadar güzel yazmış ki anılarını, yorumlarda kalmasına gönlüm razı olmadı)
Asortiğin isteği üzerine-babacığıma hitaben
varan 1
sene 1997 Üniversiteyi kazanmışım. 15 günlük kayıt dönemi var. Mutfak Camı'nın yazdığı gibi inanılmaz planlı ve programlı sorumluluk sahibi bir babamız var. Saat 05.30 da kaldırılıyorum. Aman oğlum bir sakatlık çıkmasın sen git kaydını yaptır diye. ya baba 15 gün kayıt dönemi hem öğlende gitsem de olur diyorum tahmin edildiği gibi fırçayı yiyorum bir de üstüne bu şimdi savsaklar diye Asortik'e zimmetleniyorum.(eh be baba üniversiteye kayda adam ablasıyla mı gönderilir. neyse ki ablamı da öğrenci zannetiler de yırttık çöm muamelesinden.)
varan 2
Annemlerde kaldığım bir gün. cep telefonumun şarjı bitmiş.alarmı kuramamışım. Babamdan rica ediyorum baba beni sabah 7.30 da kaldırır mısın işe ancak yetişirim. olur veriyor.ben de yatıyorum. bir ara dürtülerek uyandırılıyorum vakit geldi zannıyla doğruluyorum bir bakıyorum ortalık zifiri karanlık saate bakıyorum 04.35 baba hayırdır bir şey mi oldu diyorum. Çarli ben seni kaçta kaldıracaktım ?
varan 3
Nüfus sayımı günü. Evdeyiz. Sayımda görevli memurlardan biri benim çocukluktan beri samimi arkadaşım. bizim mahallede görevli. Geçerken bize de uğruyor. Annemler de buyur ediyor. Geçiyor ikram falan çocuk da yorulmuş zaten oturuyoruz. Babam her zamanki köşesine oturmuş günlük gazete sefasında. Amca nasılsın sorularına kafayla karşılık veriyor. Tam modunda yani. O sırada elinde malum pazar eklerinden birisi var. Hani hatunların gayet ciddi açıklamalarına gayri ciddi biçimde pozlarıyla görüntülendikleri masumane teşhir içerikli eklerden biri. babam öyle hızlıca bir bakıyor ondan sonra onunla yellenmeye başlıyor sonra benim arkadaş aklına geliyor takılası tutuyor. Gazete vereyim mi okursun diyor. Arkadaş yok amca sağol diyor. Al bari buna bak diyor. Delikanlı adamsın . Arkadaş biraz da mutahaasıp yok amca diyor bize yakışmaz. Babam bir ona bakıyor bir elindekine bakıyor ulan bize yakışıyor mu. (2 lokma börek yedi o da boğazından geldi çocuğun. 7-8 senelik olay hala hatırladığında utanır. Babana mahcup olduk deyip duruyo)
varan 4
hangi düğün hatırlamıyorum. masa altı teşkilatlanması yapmışım. çaktırmadan dağıtımını yapıyorum. Bilenler bilir zor görevdir.:) Bir şekilde babama da ulaştırıyorum.2 dakika sonra annem oğlum baban çağırıyor diyor.Yanına gidiyorum . Buyur baba ne oldu diyorum. Çarli çerez yok mu ? ( meyhanedeyiz sanki ben de garsonum allah allah aynı Mutfak Camı'nın yazdığı gibi illa her şey tam olacak.)
Asortiğin isteği üzerine-babacığıma hitaben
varan 1
sene 1997 Üniversiteyi kazanmışım. 15 günlük kayıt dönemi var. Mutfak Camı'nın yazdığı gibi inanılmaz planlı ve programlı sorumluluk sahibi bir babamız var. Saat 05.30 da kaldırılıyorum. Aman oğlum bir sakatlık çıkmasın sen git kaydını yaptır diye. ya baba 15 gün kayıt dönemi hem öğlende gitsem de olur diyorum tahmin edildiği gibi fırçayı yiyorum bir de üstüne bu şimdi savsaklar diye Asortik'e zimmetleniyorum.(eh be baba üniversiteye kayda adam ablasıyla mı gönderilir. neyse ki ablamı da öğrenci zannetiler de yırttık çöm muamelesinden.)
varan 2
Annemlerde kaldığım bir gün. cep telefonumun şarjı bitmiş.alarmı kuramamışım. Babamdan rica ediyorum baba beni sabah 7.30 da kaldırır mısın işe ancak yetişirim. olur veriyor.ben de yatıyorum. bir ara dürtülerek uyandırılıyorum vakit geldi zannıyla doğruluyorum bir bakıyorum ortalık zifiri karanlık saate bakıyorum 04.35 baba hayırdır bir şey mi oldu diyorum. Çarli ben seni kaçta kaldıracaktım ?
varan 3
Nüfus sayımı günü. Evdeyiz. Sayımda görevli memurlardan biri benim çocukluktan beri samimi arkadaşım. bizim mahallede görevli. Geçerken bize de uğruyor. Annemler de buyur ediyor. Geçiyor ikram falan çocuk da yorulmuş zaten oturuyoruz. Babam her zamanki köşesine oturmuş günlük gazete sefasında. Amca nasılsın sorularına kafayla karşılık veriyor. Tam modunda yani. O sırada elinde malum pazar eklerinden birisi var. Hani hatunların gayet ciddi açıklamalarına gayri ciddi biçimde pozlarıyla görüntülendikleri masumane teşhir içerikli eklerden biri. babam öyle hızlıca bir bakıyor ondan sonra onunla yellenmeye başlıyor sonra benim arkadaş aklına geliyor takılası tutuyor. Gazete vereyim mi okursun diyor. Arkadaş yok amca sağol diyor. Al bari buna bak diyor. Delikanlı adamsın . Arkadaş biraz da mutahaasıp yok amca diyor bize yakışmaz. Babam bir ona bakıyor bir elindekine bakıyor ulan bize yakışıyor mu. (2 lokma börek yedi o da boğazından geldi çocuğun. 7-8 senelik olay hala hatırladığında utanır. Babana mahcup olduk deyip duruyo)
varan 4
hangi düğün hatırlamıyorum. masa altı teşkilatlanması yapmışım. çaktırmadan dağıtımını yapıyorum. Bilenler bilir zor görevdir.:) Bir şekilde babama da ulaştırıyorum.2 dakika sonra annem oğlum baban çağırıyor diyor.Yanına gidiyorum . Buyur baba ne oldu diyorum. Çarli çerez yok mu ? ( meyhanedeyiz sanki ben de garsonum allah allah aynı Mutfak Camı'nın yazdığı gibi illa her şey tam olacak.)
08 Eylül 2008
DÜN AKŞAM
Misafir odasındaki yemek masasını açtım. Üzerindeki danteli kaldırıp düz bir kumaş örtü koydum. Mutfak masamın üzerindeki her türlü broşürü, kağıdı, defteri, dosyayı öteki odaya taşıdım. Bir de kalemlik ve içinde not kağıtlarımın durduğu sepeti alınca her şey elimin altında oldu. Masanın başına geçtim. Şöyle bir baktım, sonra kendi kendime "tam babanın kızı oldun Burcu, hazır yarın da doğum günüyken bunu bloguna yazmalısın" dedim.
Babamı düşündüğümde aklıma hep masa başında çalışırkenki görüntüsü gelir nedense. Emekli olana kadar, sınav kağıtlarını okudu, ders çalıştı, notlarını verdi; emekli olduktan sonra da eski defterlerini veya çeşitli gazetelerden kestiği yazıları düzenlemeye, bazen yine ders çalışmaya başladı masa başında. Bizim karıştırmamıza çok kızardı. En ufak bir şey bile atılmasın isterdi. Hala da öyle, şu an okulla ilgili evraklar bulunmasa da hala elletmez çalışma masasını. Torunların elinde bir parça kağıt görse hemen sorar nerden bulduklarını. Lazım olan şeyleri tarif etse de bulamadığımızdan gidip kendi getirir odasından...
Bir de 5+5,'i vardır ki eşi, bütün çocukları, damatları, gelini ve torunları artı aileye yakın kişiler bilir. Aslında bizim ona takıldığımız bir konu, burada daha önce bahsettim gibi hatırlıyorum ama arşivde mutlaka yer alması gerektiğine inandığımdan yine anlatacağım. Babam oldukça planlı programlı yaşar. Gün içinde neler yapacağı sabahtan bellidir, ve hangi saatlerde yapacağı veya kaç dakika yapacağı. Program kağıdı vardır küçük küçük karelere bölünmüş. Her birinde bir işinin adı yazar. Uyku, yemek, gazete, tv, ders gibi. İşlerini yaptıkça karşısına dakikaları işler. Gazete kısmında yazan 5+5, sabahtan beş dakika gazete okuduğunu, öğleden sonra beş dakika daha okuduğunu belirtir mesela. Sayılar değişebilir tabi ki ama aramızda adı 5+5 olarak kalmıştır. Her gün mutlaka işler ve yatıya gittiğinde de yanında götürür.
Onun gibi bir babaya sahip olduğum için şanslıyım. Ergenlikte sorsanız bu cümleyi kolay kolay kuramazdım ama büyüdükçe onun değerini daha da fazla anladım. Annem her zaman birbirimize çok fazla benzediğimizi, onun için de çok çatıştığımızı söyler... Aslında anneme göre iyi huylarımı ondan, kötülerin hepsini babamdan almışım :O) Fizik olarak da üç çocuğun içinde ona en fazla benzeyen benim. Atahan da dedesinin kopyası gibidir.
İyi ki doğdun baba... Nice senelere...
Bunun dışında bugün bizim evlilik yıldönümümüz. Sekizinci senemiz bitiyor, dokuza başlıyoruz. Bize de bir yastıkta bir ömür diliyorum. Sevmek ve sevilmek güzel bir şey...
:O)
Babamı düşündüğümde aklıma hep masa başında çalışırkenki görüntüsü gelir nedense. Emekli olana kadar, sınav kağıtlarını okudu, ders çalıştı, notlarını verdi; emekli olduktan sonra da eski defterlerini veya çeşitli gazetelerden kestiği yazıları düzenlemeye, bazen yine ders çalışmaya başladı masa başında. Bizim karıştırmamıza çok kızardı. En ufak bir şey bile atılmasın isterdi. Hala da öyle, şu an okulla ilgili evraklar bulunmasa da hala elletmez çalışma masasını. Torunların elinde bir parça kağıt görse hemen sorar nerden bulduklarını. Lazım olan şeyleri tarif etse de bulamadığımızdan gidip kendi getirir odasından...
Bir de 5+5,'i vardır ki eşi, bütün çocukları, damatları, gelini ve torunları artı aileye yakın kişiler bilir. Aslında bizim ona takıldığımız bir konu, burada daha önce bahsettim gibi hatırlıyorum ama arşivde mutlaka yer alması gerektiğine inandığımdan yine anlatacağım. Babam oldukça planlı programlı yaşar. Gün içinde neler yapacağı sabahtan bellidir, ve hangi saatlerde yapacağı veya kaç dakika yapacağı. Program kağıdı vardır küçük küçük karelere bölünmüş. Her birinde bir işinin adı yazar. Uyku, yemek, gazete, tv, ders gibi. İşlerini yaptıkça karşısına dakikaları işler. Gazete kısmında yazan 5+5, sabahtan beş dakika gazete okuduğunu, öğleden sonra beş dakika daha okuduğunu belirtir mesela. Sayılar değişebilir tabi ki ama aramızda adı 5+5 olarak kalmıştır. Her gün mutlaka işler ve yatıya gittiğinde de yanında götürür.
Onun gibi bir babaya sahip olduğum için şanslıyım. Ergenlikte sorsanız bu cümleyi kolay kolay kuramazdım ama büyüdükçe onun değerini daha da fazla anladım. Annem her zaman birbirimize çok fazla benzediğimizi, onun için de çok çatıştığımızı söyler... Aslında anneme göre iyi huylarımı ondan, kötülerin hepsini babamdan almışım :O) Fizik olarak da üç çocuğun içinde ona en fazla benzeyen benim. Atahan da dedesinin kopyası gibidir.
İyi ki doğdun baba... Nice senelere...
Bunun dışında bugün bizim evlilik yıldönümümüz. Sekizinci senemiz bitiyor, dokuza başlıyoruz. Bize de bir yastıkta bir ömür diliyorum. Sevmek ve sevilmek güzel bir şey...
:O)
07 Eylül 2008
OKULLARIN AÇILMASINA BİR KALA
Son günlerimizi hazırlıklarla geçirdik tabi ki. Ayakkabı ve pantolon en çok zorlayan kısım oldu. Ayakkabıda oğlumun taraklı ayağına uyması önemliydi ve değişik zevklerimizin ilk çatışmasını yaşadık. Ben daha klasik, "okul ayakkabısı" tarzında bir şey düşünüyordum, o da daha sporumsu bakıyordu. Sonunda onun da isteğiyle benim beğendiğimi aldık. Spor ayakkabıda ise hiç karışmadım. İlk görüşte vurulduğu sarı lacivertlerin numarasını da bulunca başka modellere bakmadık bile, kışa bot ihtiyacı doğana kadar rahatız artık.
Pantolonda ise beden ve boy uyumsuzluğu sorunumuz vardı. Biraz topluca bir çocuk olduğundan daha büyük beden alıyoruz. O da garson boya giriyor. En az on santim boydan kısaltmak gerekiyor ve bu sefer de şalvar gibi bir şey çıkıyor ortaya derken, deneye yanıla istediğimize yakın iki pantolon bulabildik.
Bugün de babası tıraşa götürdü. Böylece son güne yapılacak iş olarak sadece banyo ve çantanın hazırlanması kaldı.
Cuma günü okula uğradık oğlumla. Kıyafet, saat, sınıf değişikliği var mı yok mu öğrenmek için. Her şey aynı, bir değişiklik yok. Öğretmeni ayak üstü kitaptan bir parça okuttu. Çok iyi bir performans beklemiyordum açıkçası, evde okurken kelimeleri yutarak okuduğundan, oysa sınıfta eksiksiz ve oldukça hızlı okudu, mutlu oldum. Neler okudun Atahan, deyince de öğretmen, çizgi roman adı verdi çocuk. İçimden dedim ki " ulan velet, bütün yaz türlü çeşitli kitap, ansiklopedi, dergi, aslında elimize ne geçerse okuduk, söyleye söyleye çizgi romanları mı söyledin" ama en çok onları okumayı sevdiğinden ilk aklına gelenler onlar oldu tabi ki yapacak bir şey yok.
Bunlar dışında evin kalan iki odasının derlenip toplanmasıyla ilgilendim. Bol bol Golf'te oturdum. Dün itibariyle basketbolun kış sezonu başladı, oğlumu getirip götürdüm. Bugün tekrar gideceğiz. İki gün okul alışverişiyle geçti. Arada bol bol kitap okudum. Düşündüm, dua ettim, pazartesi yeni bölümleri başlayan dizilerim Elveda Rumeli ve Yol Arkadaşım'ı izledim. Başka da dizi izlemeyi düşünmüyorum bu sene. Haftada bir gün yeter.
Ramazanın ilk başladığı gece yarı uyur yarı uyanık televizyon izlerken davulcunun sesini duyunca boş bulunup, bu gece de kimin düğünü var acaba, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Arada sırada yakın sokaklarda, bazen de kapının önünde mahalle düğünü yaptıklarından ve ben gece boyunca abuk sabuk şarkıları dinlemekten nefret ettiğimden şartlanmışım davul duyunca aklıma doğrudan komşu düğünleri geliyor.
Geceleri sürekli Best FM dinliyorum, bilgisayarın başındayken ya da kitap okurken. Bir de camı açıp kapamakla geçiyor akşamlarım. Kapayınca sıcak oluyor, açınca üşüyorum derken havalar iyice soğuyana kadar bu böyle devam edecek galiba...
:o)
Pantolonda ise beden ve boy uyumsuzluğu sorunumuz vardı. Biraz topluca bir çocuk olduğundan daha büyük beden alıyoruz. O da garson boya giriyor. En az on santim boydan kısaltmak gerekiyor ve bu sefer de şalvar gibi bir şey çıkıyor ortaya derken, deneye yanıla istediğimize yakın iki pantolon bulabildik.
Bugün de babası tıraşa götürdü. Böylece son güne yapılacak iş olarak sadece banyo ve çantanın hazırlanması kaldı.
Cuma günü okula uğradık oğlumla. Kıyafet, saat, sınıf değişikliği var mı yok mu öğrenmek için. Her şey aynı, bir değişiklik yok. Öğretmeni ayak üstü kitaptan bir parça okuttu. Çok iyi bir performans beklemiyordum açıkçası, evde okurken kelimeleri yutarak okuduğundan, oysa sınıfta eksiksiz ve oldukça hızlı okudu, mutlu oldum. Neler okudun Atahan, deyince de öğretmen, çizgi roman adı verdi çocuk. İçimden dedim ki " ulan velet, bütün yaz türlü çeşitli kitap, ansiklopedi, dergi, aslında elimize ne geçerse okuduk, söyleye söyleye çizgi romanları mı söyledin" ama en çok onları okumayı sevdiğinden ilk aklına gelenler onlar oldu tabi ki yapacak bir şey yok.
Bunlar dışında evin kalan iki odasının derlenip toplanmasıyla ilgilendim. Bol bol Golf'te oturdum. Dün itibariyle basketbolun kış sezonu başladı, oğlumu getirip götürdüm. Bugün tekrar gideceğiz. İki gün okul alışverişiyle geçti. Arada bol bol kitap okudum. Düşündüm, dua ettim, pazartesi yeni bölümleri başlayan dizilerim Elveda Rumeli ve Yol Arkadaşım'ı izledim. Başka da dizi izlemeyi düşünmüyorum bu sene. Haftada bir gün yeter.
Ramazanın ilk başladığı gece yarı uyur yarı uyanık televizyon izlerken davulcunun sesini duyunca boş bulunup, bu gece de kimin düğünü var acaba, diye düşündüğümü hatırlıyorum. Arada sırada yakın sokaklarda, bazen de kapının önünde mahalle düğünü yaptıklarından ve ben gece boyunca abuk sabuk şarkıları dinlemekten nefret ettiğimden şartlanmışım davul duyunca aklıma doğrudan komşu düğünleri geliyor.
Geceleri sürekli Best FM dinliyorum, bilgisayarın başındayken ya da kitap okurken. Bir de camı açıp kapamakla geçiyor akşamlarım. Kapayınca sıcak oluyor, açınca üşüyorum derken havalar iyice soğuyana kadar bu böyle devam edecek galiba...
:o)
01 Eylül 2008
BU DA EYLÜLÜN İLK YAZISI OLSUN
Ve tabii resmi sonbahar başlangıcının da. Kışı severim ben aslında o yüzden yaz bitince hiç üzülmedim. Sonbaharda da en çok yağmuru severim. Yağan yağmurun sesini dinlemeyi. Elimde nescafeyle izlemeyi bir de. Bakalım bu sene nasıl geçecek güz?
Bir ara blog yazılarımı arşivliyordum ben, çıktısını tek tek alıp bir dosyada düzenleyerek. Sonra yazıcımız bozulunca projem yarım kalmıştı. Geçen aylarda yeni yazıcı aldık ama yazıların hepsini arşive kaldırınca zor oluyordu basmak. Bu gece dosyamı bulup çıkardım, kaldığım yerden devam ettim biraz. Bu sefer de şöyle bir sorunum vardı gerçi; bilgisayar göçmek üzere olduğundan açtığım sayfalar durup durup kendi kendine kapanıyordu. Bir tane de olsa, on tane de sonuç değişmiyor. İşlemlerin tam ortasında hepsi gidiyor ve ben masaüstüyle baş başa kalıyorum. Sinir bozucu bir durum. Kocamın biraz zaman yaratıp format atmasını bekliyorum, ben kafayı yemeden.
Bu arada daha önce yeri gelmediği için yazmadım ama kocam çalışmaya başladı tekrar. Kıraathane türünde bir yer açtı. Son zamanlarda daha az görüşebiliyoruz kendisiyle. Sabah biraz geç gidebiliyor dükkana ama gece de geç geliyor. O yüzden yazı oğlumla baş başa geçirdik gibi bir şey oldu. Arada misafirimiz geldikçe kaçamak yapabildik günü birlik. Eylül ayında bir yerlere gitmeyi düşünüyorduk ama ramazanın başlaması ve okulların erken açılması planları bozdu. Belki önümüzdeki hafta sonlarından birinde iki günlük minik bir gezi yaparız arkadaşlara ya da İstanbul'a...
Aslında ben şunu yazacaktım. Arşivdeki eski yazıları gözden geçirirken gördüm ki bazı şeyler sürekli bir döngü içinde. Mesela temizlik ve ev düzenlemesi. Belli başlı kitapları dönüp dönüp tekrar okumuşum. Dönem dönem Pollyanna gibi her şeyden mutlu olmuşum; dönem dönem her şeyi kafama takmışım. Bazen güncemin eski sayfalarını okurken de fark ediyorum bunu: şikayet ettiklerim, isteklerim, hayallerim, sinir olduklarım genelde aynı şeyler. Ha hiç bir değişiklik yok mu ? Var tabi ki ama onlar, zaman içinde, kendiliğinden olmuş. Değiştirmek isteyip, çaba göstermeye karar verdiklerim ise aynı kalmış.
Her yoruma, her zaman cevap yazmak için kendimi zorlamayacağım. O zaman, bir süre sonra zorunluluk halini alınca, zevkten çok görev gibi oluyor benim için. Yazmış olmak için yazmaya başlıyorum. Cevap verme modundaysam cevaplayacağım, değilsem hiç ellemeyeceğim.
Bugün fırtına var Çanakkale'de. Evin içi de oldukça soğuk. Kısa kollu tişörtle üşüdüm. Tüm camları kapadım. Oturma odasını ara ara açtım ama rüzgar o kadar kuvvetli ki panjurları indirmek zorunda kaldım uçmadan oturabilmek için. Bu hava ve eylül mutlu etti beni nedense. Heyecanlı ve mutluyum ama sebebini bilmiyorum...
Oğlum pasta istedi benden. Annemden üç tane kalın Sofra kitabı almıştım Çekmece'den dönerken. Kitap okur gibi onları okudum. Tarifleri inceledim tek tek, malzemelerine, yapılışlarına baktım. Yeni bir şeyler denemek istiyorum. Uzun zamandır, dönüp dönüp aynı kekleri- pastaları yapıyordum, yemek dışında bir şeyler de pişirmedim, özlemişim...
Bir ara blog yazılarımı arşivliyordum ben, çıktısını tek tek alıp bir dosyada düzenleyerek. Sonra yazıcımız bozulunca projem yarım kalmıştı. Geçen aylarda yeni yazıcı aldık ama yazıların hepsini arşive kaldırınca zor oluyordu basmak. Bu gece dosyamı bulup çıkardım, kaldığım yerden devam ettim biraz. Bu sefer de şöyle bir sorunum vardı gerçi; bilgisayar göçmek üzere olduğundan açtığım sayfalar durup durup kendi kendine kapanıyordu. Bir tane de olsa, on tane de sonuç değişmiyor. İşlemlerin tam ortasında hepsi gidiyor ve ben masaüstüyle baş başa kalıyorum. Sinir bozucu bir durum. Kocamın biraz zaman yaratıp format atmasını bekliyorum, ben kafayı yemeden.
Bu arada daha önce yeri gelmediği için yazmadım ama kocam çalışmaya başladı tekrar. Kıraathane türünde bir yer açtı. Son zamanlarda daha az görüşebiliyoruz kendisiyle. Sabah biraz geç gidebiliyor dükkana ama gece de geç geliyor. O yüzden yazı oğlumla baş başa geçirdik gibi bir şey oldu. Arada misafirimiz geldikçe kaçamak yapabildik günü birlik. Eylül ayında bir yerlere gitmeyi düşünüyorduk ama ramazanın başlaması ve okulların erken açılması planları bozdu. Belki önümüzdeki hafta sonlarından birinde iki günlük minik bir gezi yaparız arkadaşlara ya da İstanbul'a...
Aslında ben şunu yazacaktım. Arşivdeki eski yazıları gözden geçirirken gördüm ki bazı şeyler sürekli bir döngü içinde. Mesela temizlik ve ev düzenlemesi. Belli başlı kitapları dönüp dönüp tekrar okumuşum. Dönem dönem Pollyanna gibi her şeyden mutlu olmuşum; dönem dönem her şeyi kafama takmışım. Bazen güncemin eski sayfalarını okurken de fark ediyorum bunu: şikayet ettiklerim, isteklerim, hayallerim, sinir olduklarım genelde aynı şeyler. Ha hiç bir değişiklik yok mu ? Var tabi ki ama onlar, zaman içinde, kendiliğinden olmuş. Değiştirmek isteyip, çaba göstermeye karar verdiklerim ise aynı kalmış.
Her yoruma, her zaman cevap yazmak için kendimi zorlamayacağım. O zaman, bir süre sonra zorunluluk halini alınca, zevkten çok görev gibi oluyor benim için. Yazmış olmak için yazmaya başlıyorum. Cevap verme modundaysam cevaplayacağım, değilsem hiç ellemeyeceğim.
Bugün fırtına var Çanakkale'de. Evin içi de oldukça soğuk. Kısa kollu tişörtle üşüdüm. Tüm camları kapadım. Oturma odasını ara ara açtım ama rüzgar o kadar kuvvetli ki panjurları indirmek zorunda kaldım uçmadan oturabilmek için. Bu hava ve eylül mutlu etti beni nedense. Heyecanlı ve mutluyum ama sebebini bilmiyorum...
Oğlum pasta istedi benden. Annemden üç tane kalın Sofra kitabı almıştım Çekmece'den dönerken. Kitap okur gibi onları okudum. Tarifleri inceledim tek tek, malzemelerine, yapılışlarına baktım. Yeni bir şeyler denemek istiyorum. Uzun zamandır, dönüp dönüp aynı kekleri- pastaları yapıyordum, yemek dışında bir şeyler de pişirmedim, özlemişim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)